Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Cezaevi katliamı faili Harbiyelilerin koğuşuna kondu

Silivri Cezaevi

Diyarbakır cezaevi katliamının faillerinden birinin Silivri’de Harbiyeliler koğuşuna gönderilmesindeki mesaj nedir? Tüm yönleriyle cezaevlerinde karanlık oyunlar dosyası…

MEDYABOLD/ÖZEL

İstanbul Silivri Cezaevi’nde, sivillerin de bulunduğu, çoğunlukla Habriyeliler’in tutulduğu 2 Nolu bölüme dikkat çeken bir mahkum nakli gerçekleşti.

Eğitim seviyesi hayli yüksek olan Silivri’nin hali hazırdaki sakinlerinden oldukça farklı profildeki mahkumun ismi Ümit Denktaş.

İki ay önce yapılan sevkten sonra milliyetçi üslubu ve kavgacı tavırlarıyla dikkat çeken Denktaş’ın neredeyse bütün tutuklulara bağıra çağıra duyurduğu hikayesi ise 1996 yılında Diyarbakır Cezaevi’nde geçiyor.

Anlattığına göre 1996 yılı Diyarbakır Cezaevi Baskını’nı gerçekleştiren asker-polis-gardiyan ekibinin içerisinde er olarak bulunmuş ve olaylarda çok sayıda tutukluyu öldürmüş.

96 Diyarbakır Cezaevi Baskını tarihe siyah harflerle geçmiş durumda. Ümit Denktaş’ın hikayesi ise Diyarbakır Cezaevi Katliamı ile sınırlı değil, Ergenekon Davası’nda da ismi geçen karanlık bir profil.

DİYARBAKIR CEZAEVİ KATLİAMI

24 Eylül 1996 tarihinde Diyarbakır E Tipi Hapishanesi, saat 14:00 sularında asker, polis, özel harekatçı ve gardiyanlardan oluşan kalabalık bir ekiple kuşatıldı. Koridorlara önce askerler sokuldu. Sonrasında olaylar tamamen kontrolden çıktı.

Saatler süren kuşatma bittiğinde, geride 10 ölü 24 ağır yaralı vardı. Ölenlerle ilgili yapılan otopsilerde “işkence sonucu öldürüldüğü”ne ilişkin raporlar düzenlendi. Vücutlarında onlarca darp iziyle saatler boyu dövülmüş, pek çoğunun kafatası demir çubuklarla vurulması sonucu dağılmıştı.

Devlete emanet edilen tutuklular ölmüş, ağır yaralanmış, ama katliama ilişkin bürokrasi bir bütün olarak görmezden gelme politikasını seçmişti. Medya ise bu bütünün parçası olarak, yaşananları meşrulaştırma telaşındaydı.

“MİLİTANLAR CEZAEVİNDE DAHA ÖZGÜR”

Ertesi gün Cumhuriyet gazetesi olayı “Cezaevinde çatışma” başlığıyla duyuruyor ve “güvenlik güçlerinin müdahalesi” çerçevesinde “Bir grup tutuklunun, 17 kişinin Gaziantep Cezaevi’ne nakil işlemlerine karşı çıkması üzerine başlattıkları sayım vermeme eylemine güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu çatışma çıktı” ifadeleriyle geçiştiriyordu. İşkence ve dayakla ölümlerden satır yoktu.

Ertesi gün Milliyet Gazetesi bir adım daha ileri gidip “PKK-itirafçı kavgası” başlığını verdiği haberde “Cezaevi olaylarına itirafçılarla PKK’lıların kavgasının neden olduğu öğrenildi” cümlesiyle olayları görmezden geleceğini ilan ediyordu.

Medyanın en elit yazarlarından biri de hemen ardından devreye giriverdi; Güneri Civaoğlu:

“(…) Hapishanelerdeki sol – sağ ve ayrılıkçı örgüt militanları da – belki – içeride, dışarıdan daha özgür. Çünkü… Dışarıda her an yakalanma korkusuyla ve arkadaşlarının kendileri yüzünden yakalanmaları kaygısıyla, bir bakıma ‘köstebek’ yaşamını sürdürürler. Oysa içeride böyle bir kaygı yok. (…) Koğuşlar – zaten yazılıyor, çiziliyor, söyleniyor – birer okul. Şiddet örgütlerinin eğitim merkezleri. Dahası eylemlerin karargahı.”

Yargı da “cezaevleri daha özgür” diyen Güneri Civaoğlu’ndan farklı düşünmüyordu.

İşkenceyle ölüm raporu sonrası açılan davada hiçkimse tutuklanmadı. 10 yıllık yargılamanın ardından mahkeme, 62 sanığının “kastın aşılması suretiyle birden fazla kişiyi öldürmek”, “görevi kötüye kullanmak” suçlarından 5’er yıl hapis ve 3’er yıl kamu hizmetinden men cezasına çarptırdı. Olayın tarihi Rahşan Affı kapsamına girdiği için cezaların uygulanamayacağına da hükmedildi. Ardından Yargıtay kararı bozdu ve yılan hikayesinin sonunda AİHM 2010 yılında Türkiye’yi yaşam hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle 798 bin Euro tazminata mahkum etti.

Yani Ümit Denktaş, devletin bu konudaki “şefkatli” tavrına oldukça aşina biri.

ERGENEKON’DA KARŞIMIZDA

Aradan yıllar geçtikten sonra Ümit Denktaş bu kez Ergenekon davasında kamuoyunun önüne çıktı. Başka bir suç nedeniyle tutuklu durumdayken, Ergenekon savcılarına ifade verdi. Dink Cinayeti ile bazı Ergenekon sanıkları arasındaki bağa ilişkindi bu ifadeler.

Ergenekon yargılamaları Erdoğan Rejimi tarafından “kumpas” ilan edilince Ümit Denktaş aniden fikrini değiştirdi ve 2015 yılında yeni bir ifadeyle, sözlerinin tam tersini savundu.

Denktaş yeni konsepte uygun olarak, Cezaevi’nde üzerinde yemek yenen gazetelerde bayrak resmi var diye Silivri 2 Nolu’daki aynı koğuşu paylaştığı kişilerle kavga çıkartacak kadar “milliyetçi” bir isim artık.

CEZAEVLERİNE İLGİNÇ SEVKLER

Tablo, Türkiye’nin gözünün üzerinde olduğu Silivri Cezaevi’nin kritik bölümüne Ümit Denktaş’ın sevkinden ibaret değil.

Bir başka ilginç sevk de Alaattin Çakıcı’ya yapıldı. Denktaş’tan bir ay kadar önce Ağustos ayı içinde Çakıcı, Kırıkkale Keskin T Tipi Kapalı Cezaevi’nden, 15 Temmuz’un önemli tutuklularının bulunduğu Sincan Kapalı Cezaevi’ne sevkedildi..

Kısa süre sonra Çakıcı’nın adamlarına bir operasyon yapıldı ve tutuklanan 4 kişi de Sincan Cezaevi’ne konuldu.

Cezaevlerine ilgisi depreşen bir diğer isim de Sedat Peker. Geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklamada kendisini tutuklamaya yönelik bir çalışma olduğunu söyledikten sonra sözü aniden Hizmet Hareketi’ne getirdi ve “Türkiye’nin düzenini bozamadınız, cezaevlerinin düzenini bozdunuz” dedi. Peker’in cezaevlerinin düzenini yeniden tesisle ilgili bir projesi mi vardı?

İNSAN HAKLARI ÖRGÜTLERİ TEYAKKUZDA

Geçmişleri karanlık isimlerin ve kritik cezaevlerinin etrafında bir bulut dolaştığına ilişkin pek çok sinyal var.

Siyasi tutukluların cezaevlerinde ikinci kez kırıma tabi tutulmalarına ilişkin Türkiye tarihinde bolca örnek mevcut.

Benzerinin tekrarlanacağına ilişkin yeterli kanıt olduğunu söylemek zor, ancak tüm insan hakları savunucularının, hak ihlallerinin her geçen gün arttığı cezaevlerine yoğunlaştıkları son dönemdeki raporlardan açıkça görülüyor. Bu bakımdan Türkiye’nin bir dejavu yaşadığı ise rahatlıkla söylenebilir.

Gündem

Koronavirüse yakalanan Mısra Öz Sel yoğun bakıma kaldırıldı

Çorlu’da 2018 yılında meydana gelen tren faciasında oğlu Oğuz Arda’yı kaybeden Mısra Öz Sel, koronavirüs nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı. Mısra Öz Sel, 5 gün önce hastaneye yatırılmıştı.

BOLD – Çorlu’da meydana gelen tren faciasında oğlu Oğuz Arda Sel’i kaybeden Mısra Öz Sel, koronavirüse yakalandı.

Mısra Öz’ün babası Mehmet Öz, sosyal medya hesabından, “Kızım Mısra Öz, Kovid-19’dan dolayı an itibarı ile yoğun bakımda” paylaşımı yaptı.

Mısra Öz Sel, 5 gün önce solunum sıkıntısı sebebiyle hastaneye yatırılmıştı. Mısra Öz Sel, sosyal medya hesabından ‘“Oksijen desteği olmadan nefes alamıyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Kamu Denetçiliği Kurumu: KHK ile kapatılan okula ödenen ücretin iadesi yapılmalı

Okumaya devam et

Gündem

Türkiye’deki İhvan mensupları Mısır’a iade endişesi yaşıyor

Türkiye’nin Mısır’la giderek yaklaşması, Türkiye’de yaşayan 8 bin İhvan hareketi mensubunu endişelendiriyor. İhvan mensupları, 2019’da Türkiye’nin iade ettiği ve idam edilen genç gibi Mısır’a iade edilme endişesi yaşıyor.  

BOLD – Mısır ile yeniden normalleşmeye başlayan Türkiye, Abdülfettah es‑Sisi aleyhine yayın yapan İhvan-ı Müslimin hareketine bağlı Al Sharq, Mekameleen TV ve Watan adlı üç kanaldan eleştirilerini yumuşatmasını istemişti.

MÜSLÜMAN KARDEŞLER ENDİŞELİ

Türkiye’nin “İhvan” jestine Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, “Jestlerini takdir ediyoruz” diyerek karşılık verirken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Mısır Türkiye’den bir heyeti davet etti. Mayıs başında bir heyet Mısır’a gidecek” diye karşılık verdi. Türkiye’nin Mısır ile giderek yakınlaşması, Sisi yönetimi tarafından terörist olarak nitelendirilen İhvan-ı Müslimin hareketini endişelendirmeye başladı.

2019’DA İADE EDİLEN GENÇ İDAM EDİLDİ

Mısır’da büyük baskıya maruz kalarak aileleriyle birlikte Türkiye’ye sığınan İhvan’a mensup 8 bin kişi bulunuyor. Mısır’la Türkiye’nin yakınlaşmasıyla sınır dışı edilme korkusu yaşayan İhvan’a mensup gençler, 2019’da Mısır’a iade edilen ve idam cezasına çarptırılan Muhammed Abdulhazım gibi bir sonla karşılaşmaktan korkuyor.

 

Cezaevinde kanser olan KHK’lı mühendis Abdülazim Özdemir hayatını kaybetti

Okumaya devam et

Gündem

Uygurlara yapılanları görmezden gelen Erbaş’tan İsrail’e tepki

Çin’in Uygurlara yönelik yaptığı insan hakları ihlalleri ile ilgili sessizliğini sürdüren Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, İsrail’in Gazze saldırısına tepki gösterdi. Erbaş, Ramazan ayının ümmetin birliğine ve Özgür Kudüs’e vesile olmasını diledi.

BOLD – Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, işgalci İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları ve Filistin halkına yönelik baskıcı uygulamalarına tepki gösterdi.

İBADET ÖZGÜRLÜĞÜ ENGELLENMEKTE

Sosyal medya hesaplarından açıklama yapan Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Filistinli Müslümanların bu Ramazan’da da İsrail’in zulümleriyle karşı kaldıklarını dile getirerek, “Mescid-i Aksa’ya ve Filistinli kardeşlerimizin yerleşim yerlerine yönelik saldırılar düzenleyen ve sivil saldırganları teşvik edercesine onları koruma girişiminde bulunan İsrail, diğer yandan türlü bahaneler ve baskılarla Müslümanların Mescid-i Aksa’ya girişine kısıtlama getirerek ibadet özgürlüğünü engellemektedir.” dedi.

BU ZORBALIKLARA BİR AN ÖNCE SON VERMELİ

Başkan Erbaş, işgalci İsrail’in abluka altındaki Gazze’ye Ramazan ayında da saldırılar düzenlediğini hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı: “İnsanlığı, vicdanı, ahlakı, uluslararası hukuku hiçe sayan gözü dönmüş bu barbar zihniyet tüm zorbalıklarına bir an önce son vermelidir. Allah’ın rahmetinin yeryüzünü kuşattığı bu Ramazan ikliminde kalplerimiz ve dualarımız her daim Kudüs, Mescid-i Aksa ve Filistinli kardeşlerimizledir. Bu Ramazan ayının ümmetin birliğine ve Özgür Kudüs’te buluşabilmemize vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum. Yüce Rabbimiz, bizlerden inayetini esirgemesin.”

 

Enes Kanter 30’ncu double-double’ını yaptı: Galibiyeti yazar Aslı Erdoğan’a adadı

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0