Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

ABD’nin Suriye’den çekilme kararı ne anlama geliyor, sonuçları ne olur?

ABD’nin Suriye'den çekilmesiyle, Tayyip Erdoğan’ın Fırat’ın doğusuna yapılacağını söylediği operasyonla ilgili yeni belirsizliklerin ortaya çıkabileceği belirtiliyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin beklenmedik bir şekilde Suriye’den bütün askerlerini çekeceğini açıklamasının ardından analistler, bunun gerçekleşmesinin Türkiye açısından olumlu ama aynı zamanda soru işaretlerine gebe bir yeni durum yaratacağını söylüyor.

Analistler, ABD’nin çekilmesiyle ilgili detayların önemini vurgularken, Tayyip Erdoğan’ın Fırat’ın doğusuna yapılacağını söylediği operasyonla ilgili yeni belirsizliklerin ortaya çıkabileceğini belirtiyor.

Suriye savaşını ve savaşın diplomatik boyutlarını yakından takip eden üç analistin değerlendirmeleri şöyle:

FEHİM TAŞTEKİN: ERDOĞAN’IN HAREKAT AÇIKLAMASI BASKI YARATTI

Çok hızlı gelişti ama öngördüğümüz bir şeydi. Amerikan yönetimi bir yol haritası çizdi ama bunda yürüyebilmesi için Şam ile diyaloğa geçmeleri gerekiyor. IŞİD mevzusu bittiğinde ABD’nin bölgede kalması her hâlükârda zorlaşacak. Farklı kanallardan baskı gelecek. ABD IŞİD biterken bir tercihte bulunacaktı.

Bunun için de Birleşik Arap Emirlikleri’nin Şam’da elçilik açma girişiminde bulunması, bir Suud heyetinin Şam’a gitmesi, Bahreyn Dışişleri Bakanı’nın Suriye Dışişleri bakanı ile New York’ta çok sıcak bir diyalog kurması… Bütün bunlar Suriye’nin yeniden Arap dünyasına dönüşünün zeminini hazırlayan adımlar. Amerika’nın IŞİD sonrası planında böyle bir manevra alanı yaratma çabasıyla bağlantılı.

Son zamanlarda Türkiye’nin olağanüstü baskısı da buna eklendi. Erdoğan Trump yönetimini IŞİD’in bitişine dair yaptığı açıklamadan hemen sonra köşeye sıkıştıracak şekilde bu harekatı başlatıyoruz diye ilanda bulundu. Erdoğan, ABD’nin IŞİD ile bağlantılı olarak çekilmesini bir taahhüde dönüştürdü. Türkiye’nin temel stratejisi ABD’yi “bir NATO müttefiki ile mi bir terör örgütü ile mi birliktesin” diye bir çerçeveye oturtmaktı. ABD yönetimi bu tercihi yapmamak için çok manevra yaptı. Ama iş o noktaya geliyor.

Fırat Kalkanı’ndan beri bu denklemin kurulacağını görmüştük. Büyük bir müttefiki Rusya’ya kaptırmak var ve ABD bundan kaçınacaktır. Erdoğan bu risk çıtasını yükselterek ABD üzerindeki baskıyı artırdı ve ABD’nin daha önce ilan ettiği planı da revize etmesine yol açtı. Bu plan İran unsurlarını geriletmekti.

Fakat Amerikan yönetimi çekilirken, Türkiye’ye “buranın jandarması sensin” diyor mu demiyor mu, bundan çok emin değilim. Ben henüz dediğini düşünmüyorum. Türkiye’yi bundan caydıracak herhangi bir adımda bulunur mu, bundan da emin değilim. Örneğin ABD oradan çıktıktan sonra, Rusya, Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna sarkmasını ister mi ondan emin değilim.

Erdoğan Fırat’ın doğusuna girmek istiyor. ABD bundan sonra, “Ben çekiliyorum, bundan sonrası siyasi sürece kalsın” dediğinde Türkiye ısrarla “gireceğim” diyecek mi bilmiyoruz. Amerika’nın tutumu belirleyici olacak.

AHMET KASIM HAN: BU DURUM PKK, PYD VE SGD’Yİ TAVİZ VERME MEVBURİYETİNDE BIRAKABİLİR

Böyle bir hamle gerçekleşirse Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna müdahalesini ciddi şekilde kolaylaştıracak bir adım olur. Ancak gerçekleştiğini görmek lazım.

Bu açıklama, PKK, PYD ve SGD’yi, bu grupların Amerikalıların Türkiye ile ilişkilerini zorlaştıracak tutumda oldukları konularda taviz vermek mecburiyetinde bırakabilir. Zira Amerikalıların bu açıklaması, “eğer işbirliği yapmazsanız yalnızsınız” manasına geliyor. O yalnızlığın karşılığı bu örgütler açısından Türkiye tarafından cezalandırılmaları anlamına geliyor. Yalnız kalmayı bu nedenle istemeyeceklerdir. Bu lafın sadece anılıyor olması bile örgütlerin ABD ile “pazarlık” imkanlarını düşürecektir.

Bu baskı da onların Amerika’nın Türkiye ile işbirliği yapmak niyetinde olduğu konularda, bu işbirliğinin önünü kesecek şekilde bloke edici davranmalarını engeller.

CENGİZ TOMA: ABD SURİYE’DE TÜRKİYE İLE KARŞI KARŞIYA GELMEK İSTEMEDİ

Çok önemli bir gelişme. Beklenen de bir gelişme değildi. Ani oldu. Türkiye uzun zamandır ABD’yi ikna etmeye çalışıyor. Sadece Fırat’ın doğusu değil, Menbiç konusunda da anlaşma olmasına rağmen ilerleme kaydedilmemişti. Türkiye’nin çok ciddi tutumu herhalde ABD’yi de bir hesap yapmaya sevk etti. Bu hesabı önceden yapsaydı çok farklı bir tablo olabilirdi.

Sonuçta ortaya çıkan durum Türkiye’nin ciddiyeti ile alakalı. ABD, Suriye’de Türkiye ile karşı karşıya gelmek istemedi. PYD/YPG ve Türkiye’yi teraziye koyduğunda bu karara varmıştır. Nihayet, kendi çıkarları açısından baktığınızda da olumlu bir adım. Türkiye açısından ise çok olumlu. Döviz piyasalarına baktığınızda bile anlayabiliyorsunuz bunun ne kadar olumlu olduğunu. Türk lirası dolar karşısında hızla değer kazanıyor.

Sonuçta Suriye’de bir çatışma veya provokasyon riski her zaman olabilirdi. Bu risk ortadan kalkmış oldu.

SONUÇLARI NE OLUR?

Trump, Suriye’de IŞİD’e karşı zaferini ilan ederken, ABD Savunma Bakanlığı “IŞİD’le mücadelemiz sona ermedi” açıklamasını yaptı.

Peki bu kararın siyasi ve jeopolitik sonuçları ne olacak?

TÜRKİYE VE YPG GERGİNLİĞİ

ABD’nin kararı, omurgasını Kürt silahlı gücü YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) için kritik önemde.

Washington, 2014 yılından beri IŞİD’le mücadelede ABD’nin sahadaki gücü konumundaki YPG güçlerine destek veriyor. Türkiye ise Suriye’nin neredeyse 4’te birini kontrol eden YPG’yi ‘terör örgütü PKK’nın bir uzantısı’ olarak niteliyor.

Türkiye, bölgede ABD ile herhangi bir kriz yaşanmaması için hep ihtiyatlı hareket etmişti.

ABD de Suriye’den askerleri geri çekmek konusunda bir dizi açıklama yapmış ama net bir adım atmamıştı. Bu, Washington – Ankara hattında önemli bir gerilim noktasıydı.

Türkiye, Ocak 2018’de Suriye’nin kuzeybatısındaki Afrin bölgesinde YPG’ye yönelik bir operasyon düzenlemişti.

12 Aralık’ta ise Tayyip Erdoğan, Fırat Nehri’nin doğusuna bir sınır ötesi operasyonun sinyalini verdi.

Erdoğan, “Hedefimiz asla Amerikan askerleri değildir, bölgede faaliyet gösteren terör örgütü mensuplarıdır” mesajını verse de Türk askerinin bölgede Amerikan askerleriyle karşı karşıya gelmesi riski kaygı yarattı.

Dün ABD-Türkiye askeri ortaklığıyla ilgili önemli bir gelişme daha yaşandı.

Washington, 3,5 milyar dolar değerindeki Patriot füze sistemlerinin Türkiye satışına onay verdi. Ankara ise bu gelişmeyi hem olumlu karşıladı hem de Rus yapımı S-400’lerin alımından vazgeçmeyeceğini duyurdu.

IŞİD’LE MÜCADELE

Trump, kararın açıklanması sonrası Twitter’dan paylaştığı bir videoda IŞİD’e karşı “zaferini” ilan etti.

ABD Başkanı videoda, “Onları fena halde yendik. O toprakları geri aldık. Şimdi askerlerimiz için eve dönme vakti” diye konuştu.

Ancak bu hamlenin bölgede istihbarat konusunda ABD’nin elini zayıflatması kuvvetle muhtemel görülüyor.

Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna harekât düzenlemesi de bölgedeki YPG güçlerinin odağını kaydırması anlamına gelecek.

Bu nedenle Trump muhalifleri, eski ABD Başkanı Barack Obama’nın sınır ötesi operasyonları bitirme amacıyla Irak’tan güçlerini çekmeye başladığı örneğini veriyor, bu politikanın da IŞİD’in yayılmasına neden olduğunu söylüyor.

Kararı eleştiren ABD’li eski diplomat Ilan Goldenberg, IŞİD’in devamı olabilecek grupların ortaya çıkması sonucu ABD’nin yeniden askeri operasyon başlatmak zorunda kalacağını savundu.

RUSYA VE İRAN

Rusya Dışişleri Bakanlığı, ABD askerlerinin Suriye’den çekilmesinin siyasi çözüm için olanak yaratacağı yorumunu yaptı.

Öte yandan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın başlıca destekçileri Rusya ve İran’dan bölgeden ayrılma yönünde bir adım gelmedi.

Rusya Suriye’yi bölgede uluslararası tahakkümünü yeniden kurmak için önemli bir stratejik ortak olarak görürken, İran için Esad’ın varlığı Sünni gruplara karşı yürütülen mücadelede kritik rol oynuyor.

Washington merkezli Hudson Enstitüsü’nden Diplomat Jonas Parello-Plesner, “Trump’ın bu adımı Rusya’nın Suriye’deki siyasi ağırlığını artıracak” diyor.

ABD İÇ POLİTİKASI

Trump, bu şaşırten hamlesi nedeniyle evinde hem Demokratlar hem de bazı Cumhuriyetçiler’in tepkisiyle karşı karşıya.

Demokratlar, Trump’ın sonuçlarını düşünmeden bu kararı verdiğini söylerken, Cumhuriyetçiler olası jeopolitik sonuçlardan kaygılı.

ABD Senatosu’nun Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Bob Corker, Trump’ın kararının Cumhuriyetçileri üzdüğünü söyledi.

Corker, askerlerin çekilmesi sonucu sahadaki ortakları olan Kürt ve Arap grupların kaderini de “Türkiye ve Esad’ın eline bıraktıklarını” ifade etti.

Trump’ın sadık temsilcilerinden Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise IŞİD’e karşı savaşın henüz bitmediğini vurgularken, sahadan çekilmenin hem İran’ı cesaretlendireceğini hem de sahadaki ortakları olan Kürt grupları yalnız bırakacağını kaydetti.

AVRUPA

IŞİD’in olası saldırıları Avrupa ülkelerinin gözünde önemli bir tehdit olmayı sürdürüyor.

Suriye’deki topraklarını tamamen kaybettiği düşünülse de örgüt Avrupa’da binlerce destekçiye sahip.

ABD’nin çekilmesi Fransa’nın Suriye topraklarında sınırlı sayıdaki özel güçlerini yalnız bırakacak.

Bu nedenle bir süredir Fransa öncülüğünde Avrupa ülkelerine, Suriye’de NATO’dan ayrı bir askeri güç kurulması çağrısı yapılıyordu.

Karar sonrası İngiltere Savunma Bakan Yardımcısı Tobias Elwood, ABD Başkanı Trump’ın tweetine yanıt verdiği mesajında “Kesinlikle katılmıyorum. Başka tür aşırılık formlarına dönüştü ve tehdit hâlâ canlı” dedi.

Eski Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt, Twitter’dan yaptığı paylaşımda kararı “Rusya, İran, Türkiye ve Suriye rejimi için bir zafer” olarak niteledi.

Verhofstadt, kararın “Avrupalıları tehlikelere daha açık hale getireceğini” dile getirdi.

“OPERASYON TEHDİDİ VE ÇEKİLME KARARI ORTAK STRATEJİYE DAYALI”

Ortadoğu uzmanı-yazar Hamide Yiğit ise Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik askeri operasyon tehdidi ve ABD’nin bölgedeki askerlerini geri çekme kararının ortak bir stratejiye dayandığını söyledi. Yiğit, ABD’nin ajandasındaki İran’dan dolayı AKP hükümetine taviz verdiğini ifade etti.

“ABD SURİYE’DEKİ ÇELİŞKİLİ POLİTİKALARINA BİR YENİSİNİ DAHA EKLEDİ”

Akademisyen Arzu Yılmaz da “ABD Suriye’deki çelişkili politikalarına bir yenisini daha ekledi. Belli ki çekilme konusunda bir irade var ama bunun planlaması tam olarak yapılabilmiş değil” dedi.

Yılmaz, “ABD’nin Suriye’den çekilmesi ancak Pentagon’dan da bu çekilmeyi onaylayan bir açıklama geldiğinde gerçekleşecektir, ki şu ana kadar yapılan açıklamalar bu konuda henüz tam bir mutabakat olduğu izlenimi vermiyor” diye konuştu.

“TRUMP’A KALSAYDI BİR YIL ÖNCE ÇEKİLMİŞTİ”

ABD’nin Suriye’den çekilmesi konusunda Beyaz Saray ve Pentagon arasında ciddi görüş ayrılıklarının söz konusu olduğunu vurgulayan Yılmaz, ABD’nin 2009 yılından bu yana Ortadoğu’dan çekilme planının olduğunu belirtti. Yılmaz, “Fakat ABD ilk kez Suriye’de Kürtler ile yaptığı ortaklık üzerinde askeri varlık gösterme ve Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olma imkanına kavuştu. Bunun ötesinde IŞİD’e karşı çok etkili bir savaş geliştirme imkanına kavuştu. Şimdi bu faktörler ortadayken ABD’nin Suriye sahasını Rusya’ya bırakacağını düşünmek rasyonel değil” değerlendirmelerinde bulundu.

KAYNAK: EURONEWS/BBC/MA

Dünya

Güney Afrikalı minikler gülsün diye…

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Cape Town şehrinde yaşayan Hizmet Hareketi gönüllüleri, Eğitim Bakanlığı ile koordineli olarak ihtiyaç sahibi ailelerin çocuklarına yardım eli uzatıyor.

BOLD – Güney Afrika’da Turkuaz Harmoni Enstitüsü gönüllüleri ve Star Koleji velileri, iki haftada bir araya gelerek kendi elleriyle sandviçler hazırlıyor. Her seferinde bin 500’ün üzerinde sandviç yapılıyor. Yiyecekler Eğitim Bakanlığının gösterdiği okullara, evinden yemek getiremeyen öğrencilere teslim ediliyor.

Hizmet gönüllüleri bayramlarda ve özel günlerde yetimhaneler başta olmak üzere ihtiyaç sahiplerine kıyafet, gıda ve temizlik maddesi yardımı yapmaya da devam ediyor.

Okumaya devam et

Dünya

Berlin-Ankara hattında yine Akdeniz krizi: İki geminin aranmasına Türkiye izin vermedi

irini misyonu almanya turkiye baskin dogu akdeniz

Doğu Akdeniz’de Almanya ile Türkiye arasında yaşanan gemi baskını krizine bir yenisi daha eklendi. Şubat ayında Libya’ya giden iki Türk ticaret gemisinde Berlin’in arama talebine Ankara izin vermedi.

BOLD – Ankara’nın geçen ay Türkiye bandıralı iki ticaret gemisinin Doğu Akdeniz’de aranmasına izin vermediği bildirildi. DW Türkçe’nin Alman haber ajansı DPA’ya dayandırdığı habere göre, Şubat ayında gerçekleşen olayda AB’nin Irini misyonu kapsamında Libya’ya yasa dışı sevkiyatlarda kullanıldığından şüphelenilen iki gemi Avrupalı askerlerce aranmak istendi. Ancak Türk Dışişleri Bakanlığı aramaya izin vermedi.

Kasım ayında Roseline-A adlı Türkiye bandıralı yük gemisinin Libya açıklarında İrini’de görevli bir Alman fırkateyni tarafından durdurularak aranması iki ülke arasında krize yol açmıştı. Türkiye kendisinden izin alınmadan arama yapıldığı suçlamasında bulundu. İrini ise, yapılan başvuruya Ankara’dan 5 saat boyunca yanıt gelmemesi üzerine aramaya başlandığını, Ankara’nın müdahalesi ile operasyonun derhal sona erdirildiğini duyurdu.

TÜRKİYE’DEN ELEŞTİRİ

Libya’da Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükumeti’ni (UMH) destekleyen Türkiye, İrini misyonunun sadece denizden yapılan sevkiyatlara odaklandığı, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır gibi ülkelerden kara ve hava yoluyla yapılan sevkiyatları önemsemeyerek Halife Hafter güçlerine avantaj sağladığı eleştirisinde bulunuyor. AB ise Irini’nin tamamen tarafsız bir misyon olduğunu savunarak tüm ülkeleri arama çalışmalarını desteklemeye çağırıyor.

AB, Libya’ya yönelik BM silah ambargosunu ihlal ettiği gerekçesiyle Türkiye, Ürdün ve Kazakistan’dan üç şirket ve iki kişiyi Eylül ayında yaptırım listesine dahil etmişti. Doğu Akdeniz’de Irini bünyesinde görev yapan Hamburg fırkateynini Aralık ayında geri çeken Almanya, Cuma günü bölgeye 220 askerlik mürettebatıyla Berlin adlı fırkateynini gönderecek.

Okumaya devam et

Dünya

Almanya, Türkiye için ölçüyü açıkladı

Alman Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’de insan hakları durumunun iyileşmesinde AİHM kararlarının derhal ve eksiksiz şekilde uygulanmasının ölçü olarak alınacağını belirtti. Alman siyasiler de Erdoğan’ın sunduğu İnsan Hakları Eylem Planı’nı inandırıcı bulmadı.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı’nı yorumlayan Almanya Dışişleri Bakanlığı, insan hakları ihlallerine dikkat çekti. DW Türkçe’den Elmas Topçu’nun aktardığına göre bakanlık, özellikle medya mensuplarının, muhaliflerin ve sivil toplum temsilcilerinin de aralarında bulunduğu kişi ve gruplara yönelik davalarda, yöneltilen suçlamaların terörle mücadele yasasındakilere dayandırılmasının son yıllarda çok endişe verici boyuta ulaştığını vurguladı.

HIZLI VE ADİL YARGILAMA

İnsan haklarının iyileşmesinde düşünce özgürlüğü ile hızlı ve adil yargılamanın büyük rol oynadığını vurgulayan bakanlık, sunulan İnsan Hakları Eylem Planı çerçevesinde öngörülen yıllık raporların yerine getirilmesi halinde, planın Türkiye’deki insan haklarının durumunda iyileşme sağlamaya katkıda bulunabileceğini aktardı. Ancak Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri bulunduğuna da dikkat çekildi.

Alman Dışişleri, bu noktada baz alınacak ölçütün Türkiye’nin hem Avrupa Birliği aday ülkesi hem de Avrupa Konseyi üyesi olması sebebiyle yerine getirmeyi taahhüt ettiği uluslararası standartlar olacağının altını çizdi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) verdiği kararların derhal ve noksansız biçimde yerine getirilmesi gerektiğine işaret eden bakanlık, AİHM kararlarının yerine getirilmesi üzerinden bakıldığında da özellikle Osman Kavala ile Selahattin Demirtaş’ın ivedilikle serbest bırakılması gerektiği uyarısında bulundu.

ALMANYA’DAN ÖZEL ÇALIŞMA

Almanya’nın halen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Dönem Başkanlığı’nı yürüttüğü, AİHM kararlarının uygulanıp uygulanmadığını izleyen ve halihazırda Macaristan’ın dönem başkanlığında olan Bakanlar Komitesi’nin sorumlu komisyonunun 9-11 Mart tarihlerinde yapacağı oturumda Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulama yükümlülüğünü yerine getirmesi için Almanya’nın özellikle çalışacağı bildirildi.

GÖZ BOYAMA PLANI

Yeşiller partisi Federal Meclis milletvekili Cem Özdemir ise Erdoğan’ın sunduğu İnsan Hakları Eylem Planı’nın “göz boyama” olduğu görüşünde: “Erdoğan anlattığı masallarla Almanya Dışişleri Bakanı ve Federal Hükümet’teki pembe gözlüklü kesimi etkileyebilir. Ancak 26 Eylül’de yapılacak seçimlerden sonra Berlin’de kurulacak hükümet için Türkiye ile yakınlaşmada baz alınacak temel ölçü, insan hakları alanında atıldığı söylenen, somut ve kontrolü mümkün ilerlemeler olacaktır. Erdoğan, propaganda ekibinin hazırladığı eylem planı ile isterse o zevksiz sarayının duvarlarını kaplasın. Ancak gelecekte Berlin’de kimseyi etkileyemeyeceğini bilmeli.”

Özdemir, Almanya’da sonbahardaki seçimler sonrası kurulacak yeni hükumetin ABD’deki Biden-Harris yönetimi ve Avrupalı partnerleriyle birlikte Türkiye’deki siyasi tutukluların serbest bırakılması, AİHM kararlarının tamamıyla uygulanması ve Türk hükumetinin komşu ülkelerine yönelik tehdit ve şiddete son vermesini talep etmesi gerektiğini kaydetti.

ULUSLARARASI KAMUOYUNU YANILTMA ÇABASI

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Almanya‘dan Sol Partili Milletvekili Özlem Alev Demirel de, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sunduğu İnsan Hakları Eylem Planı Türkiye ve özellikle de uluslararası kamuoyunu yanıltma çabası olarak nitelendirdi. Demirel, Erdoğan’ın iki yıl önce de benzer vaatlerde bulunduğunu, ancak AP raporlarının ortaya koyduğu gibi şimdiye kadar hiçbir ilerleme kaydedilmediğini, tersine insan hakları ve yargı bağımsızlığı alanlarında durumun kötüleştiğini vurguladı.

Türk hükumetinin planının göz boyama olduğu eleştirisini getiren Demirel, “Bir yandan İnsan Hakları Eylem Planı sunulurken, aynı saatlerde AKP-MHP ittifakı Türkiye parlamentosunun üçüncü büyük gücü olan Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) yasaklamayı ve önde gelen dokuz vekilinin dokunulmazlıklarını kaldıracağını söylüyor. Göz boyama değil ise bunun başka ne açıklaması olabilir ki?” dedi.

AVRUPA’NIN İKİLEMİ

“Bakalım Erdoğan’ın sözde reformları AB’yi ve Avrupalı yaptırımcıları memnun edecek mi?” diye devam eden Demirel, sözlerini “Öyle olması halinde de AB’nin jeostratejik ve ekonomik çıkarları öne çıkmış olacak, vatandaşının demokrasi talepli baskısı değil” diye sürdürdü.

Demirel, gerçek bir değişiklik ve ilerleme için Türkiye’de atılması gereken en acil 5 adım olduğunu belirtti ve bunları şöyle sıraladı:

  • Siyasi tutukluların serbest bırakılması.
  • İşini veya görevini kaybedenler, örneğin Barış İçin Akademisyenler göreve iade edilmesi.
  • Muhalefet partilerine veya düşünce ve basın özgürlüğüne yönelik yaptırımlar derhal durdurulması.
  • Örgütlenme ve toplanma hakkının tesis edilmesi.
  • Yargı sisteminin demokratik bir yapıya kavuşturulması ve yasaların hazırlanırken farklı düşünenlerin de sürece dahil edilmesi.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0