Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Ekrem İmamoğlu, İstanbul için 5 vaadini açıkladı

CHP'nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adayı İmamoğlu, vaatlerini anlattı.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) başkan adayı Ekrem İmamoğlu seçim vaatlerini açıkladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da katıldığı toplantıyla Ekrem İmamoğlu’nun tanıtım toplantısı gerçekleşti. Toplantıya Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), İyi Parti ve diğer siyasi partilerin il başkanları da davet edildi.

Kılıçdaroğlu’nun yaptığı konuşmanın satırbaşları şöyle:

“İstanbul’u yönetmek için bilgiye, birikime ve deneyime ihtiyaç var. Bu 3 özellik de Ekrem İmamoğlu’nda olduğu için onu aday gösterdik.

Yönetenlerin biz sana ihanet ettik dediği şehirdir İstanbul. Bunu onlara İstanbul itiraf ettiriyor. İstanbul, ihanet edilmemesi gereken bir kenttir, korunması gereken bir kenttir. Doğasıyla, deniziyle, ormanlarıyla…

“İNSANLAR HAYATLARININ ÖNEMLİ BİR KISMINI YOLLARDA GEÇİRMEMELİ”

İnsanlar hayatlarının önemli bir kısmını yollarda değil, çalıştıkları mekanlarda geçirmeliler. Sohbet etmeliler, hangi projeleri üretmeleri gerektiğini masaya yatırmalıdırlar. Hayatınızın önemli bir bölümünü trafikte geçirirseniz bunların gerçekleşme şansı yoktur.

“EĞER KUL HAKKI YEMEZSENİZ İSTANBUL’UN SERMAYESİ VARDIR”

İstanbul dünyadaki ender kentlerden biridir. İstanbul sıradan bir kent değil. Yönetecek kişinin kentli ile kavga etmemesi, bütün kenti kucaklaması lazım. Ekrem İmamoğlu kardeşimiz böyle bir yapıya ve karaktere sahip. Örnek Beylikdüzü. İstanbul’u seven ve İstanbul için çaba harcayan arkadaşımız.

Hangi para ile yapacaksınız diye soranlara şunu söylemek istiyorum: Eğer kul hakkı yemezseniz İstanbul’un sermayesi vardır. Dolayısıyla bunu Ekrem İmamoğlu arkadaşımız büyük bir yetkinlikle yerine getirecektir. Üreten ve istihdam yaratan bir belediyecilik.

“İSTANBUL’UN TAMAMINI KAYMAK TABAKA YAPSANA”

Kadıköy’ü, Sarıyer’i, Beşiktaş’ı ‘kaymak tabaka’ diye eleştirirler. İyi de kardeşim 20-25 yıldır İstanbul’u yönetiyorsun, bütün İstanbul’u kaymak tabaka yapsana.

Bütün İstanbul’u yaşanabilir bir kent haline getirmek İmamoğlu’nun sorumluluğundadır. O yapacaktır göreceksiniz. Bütün belediye başkanlarımdan iki şey istiyorum: Bir, yoksul mahallelere pozitif ayrımcılık; iki, harcadığınız her kuruşun hesabını millete vereceksiniz.”

“İSTANBUL ANKARA’DAN YÖNETİLEMEZ”

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından sonra Ekrem İmamoğlu kürsüye geldi.

İmamoğlu’nun konuşmasından satır başları şöyle:

“Bu kent, içinde yaşayanların hayat kalitesini mahveden bir kabusa dönüştürüldü. Doğası tahrip edildi. Kaynakları hoyratça yağmalandı. İnsanları kapalı mekanlara hapsedildi. Ayrıştırıldı, kutuplaştırıldı. İstanbul böyle devam edemez. Böyle yönetilemez. İstanbul bu yolla bir dünya kenti olamaz. İstanbul bu yolla asla mutlu olamaz.

İstanbul 16 milyona yaklaşan nüfusuyla dünyanın en kalabalık 15. kenti. Gayrisafi milli hasılamızın neredeyse dörtte birini, ülkede toplanan vergilerin yüzde kırkını üretiyor. İstanbul, Türkiye ekonomisinin motor gücü. İstanbul durursa Türkiye durur.

Bu şehre kimi metropol diyor, kimi mega kent… Ama İstanbul bunların hiçbiri değil. İstanbul bir kentsel bölge. Tek odaklı değil, çok odaklı bir kentsel bölge… Bir havza… Avrupa’daki pek çok ülkeden büyük… İstanbul tek başına bağımsız bir ülke olsaydı, dünyanın ilk 25-30 büyük ekonomisi arasında yerini alırdı. Bu yüzden, İstanbul Ankara’dan yönetilemez; yönetilemiyor!

“İSTANBUL İRADESİ BAĞLI YÖNETİCİLER TARAFINDAN YÖNETİLEMEZ”

İstanbul, iradesi bağlı yöneticiler tarafından yönetilemez; yönetilemiyor! İstanbul eski model yöneticiler tarafından yönetilemez; yönetilemiyor! İstanbul günü birlik yönetilemez, yönetilemiyor! Bu şehir ancak genç, dinamik, yeni nesil bir yönetici tarafından yönetilebilir.

Ben İstanbul’u yeniden küresel iddia sahibi bir marka kent haline getirmek için adayım. İstanbulluların mutlu ve özgür olmaları için adayım. İstanbul’un ekonomisini büyütmek, iş olanakları yaratmak ve gençlerin yeniden umudu haline getirmek için adayım. İstanbul’u yaşanılır bir çevreye kavuşturmak, dünyanın yetenekli insanlarını ve kalıcı yatırımları çekecek bir cazibe merkezi yapmak için adayım.

İSTANBUL İTTİFAKI

Sandık başına gitmekten vazgeçmiş, ne yapsam olmuyor diyen, umutsuzluğa kapılmış tüm hemşerilerime buradan seslenmek istiyorum. Yok öyle şey! Birlikte çalışacağız ve birlikte kazanacağız. Zafer hepimizin olacak, başaracağız. Ben İstanbul gibi devasa bir kenti yönetmeye talipsem, hem de ‘İstanbul’u herkesten daha iyi ben yönetirim’ diye iddiamı yüreklice ortaya koyuyorsam, bunun nedeni benim etrafımda kendiliğinden oluşan ve her geçen gün çığ gibi büyümekte olan büyük İstanbul İttifakıdır…

Her siyasi görüşten insanın bir araya geldiği İstanbul İttifakıdır. İşte tüm bu insanların bana ve yaptıklarıma değer vermelerinden, sonsuz desteklerinden geliyor bu cesaretim…

Değerli İstanbullular, ben, bu kentin ömrü yollarda geçen çileli insanları, 5 yıl sonra karşıma çıksınlar ve ‘Trafikte sayende insan olduğumu hissettim’ desinler diye adayım.

İstanbul’la ilgili 5 büyük hedefimi, plan ve projelerimi uzun uzun sizlere anlatacağım.

Evet, 5 büyük somut hedefim var:

1. İstanbul’un ulaşım ve trafik sorununu çözmek.

2. İstanbul’daki kent yoksulluğu ile mücadele etmek ve pahalı yaşamı ucuzlatmak.

3. İstanbul’da doğru kentsel planlama ile çevre, imar ve deprem sorunlarını çözmek.

4. İstanbul’un işsizlik sorununu çözmek, yeni ekonomi ve yaratıcı endüstriler için İstanbul’u bir çekim merkezine dönüştürmek.

5. İstanbul’un yaşam kalitesini yükseltmek, kültür, sanat ve spor faaliyetlerini İstanbul’un tamamına yaymak.

Peki bunları nasıl yapacağım? 5 Temel yönetim anlayışıyla… Her şeyden önce bir Kent Anayasası’yla… Toplumsal uzlaşmayla yazacağımız yeni bir mutabakat belgesiyle. Kente özen ve insana saygıyla. Demokratik katılım ve ortak akılla. Sürdürülebilirlik ve inovasyonla. Yaşam kalitesi önceliği ile.

Kıymetli konuklar, sevgili İstanbul, belediyecilik, ‘insanı mutlu etme zanaatıdır’. Bu zanaatın erbabıysanız, her ölçekteki kentlerde insanları mutlu etmeyi kesinlikle başarırsınız.

Şimdi size tek tek yönetim felsefemizi anlatacağım. Neden Kent Anayasası diyoruz? İstanbul yolunu ve yörüngesini yitirdi. Hikayesini yitirdi. İstanbul’un şu anda bir yol haritası yok. İstanbul nereye gittiğini bilmiyor. Gecekonduların içinde gökdelenler yükseliyor. Kenti bu hale getirenler bile pişman ve pişmanlıklarını dile getiriyorlar. Kente ihanet ettik diyorlar.

Nüfusun nereye gideceğini kimse tahmin bile edemiyor. Oysa değerli dostlar, bizim 2050’de bile geçerli olabilecek bir vizyona ihtiyacımız var. Bu yüzden Kent Anayasası diyoruz. Kente ihanet edilmesin, uzun vadeli stratejik kararlar ortak akılla ve mutabakatla alınsın istiyoruz.

Dediğim dedik olunmasın, kentin ortak iradesi her şeyin üstünde olsun istiyoruz. İstanbul’un 2050 hedefini bilelim, 2050 yılına çocuklarımızı, gençlerimizi hazırlayalım. İşte bu yüzden İstanbul, Ankara’dan yönetilemez diyorum.

Neden kente özen ve insana saygı diyoruz? İstanbul gibi tarihiyle, coğrafyasıyla, kültürüyle, ekonomisiyle bir dünya kentini yönetmek her şeyden çok özenli olmayı gerektirir. İnsana değer veren, ayrımcılık yapmaksızın tüm İstanbullulara aynı ölçüde özen gösteren bir yönetim olursa, bu kentin insanları kendilerini değerli birer yurttaş gibi hisseder…

Ben demeyen, biz diyebilen, hepimiz diyebilen bir anlayış yönetime hakim olursa her birimiz kendimizi bu kentin sahibi olarak hissedebiliriz.

Dostlarım, ailelere destek vermeyi vadediyorum. Çocuklarımızı, gençlerimizi, üniversitelileri desteklemeyi vaat ediyorum. Engellilere ve yaşlılara şefkat elimizi uzatmayı, yoksul ve yoksun insanlarımıza saygı göstermeyi vaat ediyorum.”

AKP’nin İstanbul adayı kesinleşti: Binali Yıldırım

Gündem

Hakan’ın annesinden mektup var: Bir dakikalığına beni kendi yerinize koyun

Bir buçuk aydır lösemi tedavisi gören 11 yaşındaki Hakan Dağdeviren’in tutuklu annesi Sabriye Dağdeviren, kemoterapi alan oğlunun yanında olamamanın acısını ve hüznünü yazdı.

BOLD – Anne-babası tutuklandıktan sonra lösemi teşhisi konulan Hakan Dağdeviren’in annesi Sabriye Dağdeviren, Karar gazetesi yazarı Elif Çakır‘a mektup gönderdi. 15 gün arayla tutuklanan Sabriye-Gökhan Dağdeviren çifti Eskişehir Cezaevinde tutuklu bulunuyor. 11 yaşındaki oğulları Hakan Dağdeviren ise 27 Ocak’tan bu yana Eskişehir Osmangazi Üniversitesi onkoloji bölümünde tedavi görüyor.

“OĞLUMUN YANINDA KOMŞULARIMIZ NÖBETLEŞE KALIYOR”

Mektubunda çocuklarının bakımını 70 küsur yaşındaki babaanne ve dedelerinin yaptığını belirten Sabriye Dağdeviren, “Hakan’ın yaklaşık 1 yıl hastanede yatacağını öğrendim. Kayınvalidemin sürekli hastanede kalması gerekiyor ama evde aynı zamanda 90 yaşındaki annesinin bakımıyla da ilgilenmek zorunda. Oğlumun yanında komşularımızın nöbetleşe kaldığını öğrendim.” dedi.

“ELİMDEM BİR ŞEY GELMİYOR”

Kemoterapi gören oğlunun yanında olamamanın acısını ve hüznünü anlatan Sabriye Dağdeviren, “11 yaşındaki kemoterapi gören bir çocuğun yanında 1. derece yakını olmayan birilerinin kalması bir anne için ne kadar acı bir durumdur. Haftada bir oğlumdan alacağım haberin dışında elimden bir şey gelmiyor. Bir dakikalığına bir anne bir kadın olarak beni yerinize koyun.” ifadelerini kullandı.

Öğretmen Gökhan Dağdeviren Cemaat soruşturmaları kapsamında Haziran 2018’de tutuklandı. 15 gün sonra eşi Sabriye Dağdeviren’i aldılar. Örgüt üyesi olduğu iddiasıyla yargılanan Gökhan Dağdeviren 19 yıl, eşi ise 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sabriye Dağdeviren’in cezası onaylandı, Gökhan Dağdeviren’in dosyası Yargıtay’da bekletiliyor.

“POLİSLER KAPIYI KIRIP GİRDİ, ÇOCUKLAR PERİŞAN OLDULAR”

Geçen ay Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Youtube kanalına konuk olan Hakan’ın dedesi Ali Dağdeviren, torunun yaşadığı travmayı atlatamadığını ve bu yüzden hastalandığını söylemişti. Ali Dağdeviren, “Üç sefer kapıları kırıldı, babaları alındı, çocuğu yolda görmüşler, daha 7 yaşındaydı bundan 5 sene önce polisler çeviriyor ufacık çocuğa ‘Babanı götüreceğiz, baban nerede?’ diye sormuşlar! 9-10 polis kapıyı kırıp girmişler, çocuklar perişan oldular. Hakan babaannesine ‘Baba diye dua ediyorum, dua ediyorum ama hiç karşılık gelmiyor, etmeyeceğim artık dua, babam gelmeyecek’ demiş.” ifadelerini kullanmıştı.

Elif Çakır’ın yazısının tamamı

12 yaşındaki kan kanseri Hakan bu yükü nasıl taşısın!

Acı üstüne acı: Annesi ve babası cezaevinde olan 12 yaşındaki çocuk kanser oldu

Okumaya devam et

Gündem

Bugün tam 6 yıl oldu: Erdoğan’ın hedefindeki bir numaralı gazeteci Mehmet Baransu

Mehmet Baransu, 6 yıllık tutukluğu, 10 yıllarca kesinleşmiş hapis cezası, bazılarından müebbetle yargılandığı ve sayısı tam olarak bilinemeyen davaları ile Türkiye’de baskı altındaki gazeteciler arasında bir numaralı isim.

BOLD – Gazeteci Mehmet Baransu, 2 Mart 2015’te tutuklanmadan önce dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan ve hükumetinin doğrudan hedefi oldu. Dönemin Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala’nın “Evinin kapısını kırıp Baransu’yu alın” talimatı Türkiye’de baskı gören pek çok gazetecinin hala hafızasında.

‘DEVLET HALKINI BOMBALADI’

turkishminute.com’un aktardığına göre Baransu’yu doğrudan Erdoğan’ın hedefi haline getiren haber, 34 sivilin bombardıman sonucu hayatını kaybetmesine ilişkin yazdıklarıydı. 2011 yılında Türk ordusuna ait F-16 savaş uçaklarının bombardımanında Uludere’de (Roboski) 34 sivil hayatını kaybetti. Aralarında çocukların da bulunduğu siviller Kürt’tü ve Baransu’nun haberi “Devlet halkını bombaladı” başlığıyla verildi.

Baransu, bombardımanın Milli İstihbarat Teşkilatı’nın(MİT) verdiği yanlış istihbaratla gerçekleştiğini belgeleriyle yazınca, Erdoğan çok öfkelendi. MİT doğrudan Erdoğan’a bağlı bir kurumdu ve başında da Erdoğan’ın “sır küpüm” dediği Hakan Fidan vardı. Erdoğan, bu olaydan başlayarak Baransu’yu doğrudan hedef alan açıklamalar yapmaya başladı. Devam eden günlerde hem Baransu hem de çalıştığı Taraf gazetesini zor günler bekliyordu.

Tutuklanmadan önce üzerinde çalıştığı son konular Erdoğan ve partisinin üst yönetiminin karıştığı yolsuzluklar ile Erdoğan’ın Gülen Hareketi’ne yönelik başlattığı savaşın detaylarıydı. Ancak öncesinde Baransu, Türk Silahlı Kuvvetlerine yoğunlaşmış, ülkenin gündemini belirleyen haberlere imza atmıştı.

2007 ile 2010 arasında yazdığı ve pek çok demokrat kesim tarafından sahiplenilen haberler, Erdoğan’ın otokrat bir lidere dönüştüğü 2011 yılından itibaren suç olarak kabul edilmeye başlandı. Hapiste 6. yılını dolduracağı hafta, tutuklu gazetecilerle dayanışma platformu Jailed Journos, Twitter’da #FreeMehmetBaransu etiketi açtı ve 137 bin mesaj atıldı. Sevenleri ve meslektaşları Baransu’nun özgür bırakılması istendi. Ancak bu, Erdoğan iktidardayken pek olası gözükmüyor.

HABER KAYNAKLARININ İSİMLERİNİ AÇIKLAMADI

Baransu yargılandığı davalardan ikisi 2020 içinde sonuçlandı. İki ayrı davada toplamda 36 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırıldı. Duruşmalarda haber kaynaklarını açıklaması için baskı gördü. Onlarca dava ve hapiste geçirdiği 6 yıla rağmen Baransu, haber kaynaklarından hiçbirinin ismini açıklamadı.

Baransu’nun 19 yıl 6 ay hapis cezası aldığı haber, Türkiye’ye sokulan 23 bin ton genetiği değiştirilmiş prinçle ilgiliydi. Baransu’nun Temmuz 2013’te yazdığı habere göre, uzak doğu menşeli GDO’lu pirinç önce Amerika Birleşik Devletleri’ne satılmaya çalışılmış ancak farkedilmesi üzerine gemi gümrükten geri çevrilmişti. Bir Türk firma pirinci satın alıp Mersin Limanı üzerinden sahte belgelerle Türkiye’ye sokmuştu. Baransu’nun pirincin GDO’lu olduğuna ilişkin laboratuvar raporlarıyla yayınlandığı haber doğrudan Erdoğan’ı sarstı. Çünkü pirinci ithal eden firmanın sahibi Mahmut Aslan, Erdoğan’a oldukça yakın bir işadamıydı ve yurt dışı gezilerinde Erdoğan’ın özel jetinde ağırlanıyordu. Baransu devam eden günlerde AKP’li Tarım, Ticaret ve Adalet Bakanlarının soruşturmayı kapatmak için yaptıkları baskı ve usulsüzlükleri de yazdı. Bakanları yönlendiren doğrudan Erdoğan’dı.

Hükümet GDO’lu pirinci tespit eden, raporlaştıran ve soruşturma açan polis ve savcılar dahil 77 kişiyi görevden uzaklaştırdı. Ardından pek çoğu tutuklandı. Onlardan biri de Mehmet Baransu’ydu. Baransu’ya yöneltilen suçlama “gizliliği ihlal”di. Ardında davanın yönü değişti ve GDO’lu pirinç soruşturması “terör soruşturmasına” dönüştü. Hükmete göre soruşturmayı yürütenlerin hepsi Gülenist’ti ve terörden yargılanmalıydılar. Yıllarca süren dava 19 Temmuz 2020’de bitti ve Baransu’ya 19 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Karar duruşmasından önce Cumhurbaşkanı Erdoğan, avukatı aracılığıyla başvuruda bulunmuş ve resmi müdahil olmuştu.

Baransu’nun aldığı ikinci ceza ise 17 yıl 1 ay oldu ve yargılandığı haber, Milli Güvenlik Kurulu’na (MGK) ait bir belgeyle ilgiliydi. Habere göre, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Hükümet üyeleri ile üst düzey generallerden oluşan MGK, 25 Ağustos 2004’teki toplantıda Fethullah Gülen Grubu’nu yok etmek için bir eylem planı üzerinde mutabık kalmışlardı. Baransu, MGK’nın gizli ibareli ve yıllarca gizlenen belgesini 28 Kasım 2013’te yayınladı.

O günlerde Erdoğan Hükümeti ile Gülen Hareketi arasında gerilim yükselmiş ve Gülen Hareketi’ne bağlı eğitim kuruluşları kapatılmaya başlanmıştı. Baransu’ya göre gerilimin kaynağı çok daha eskiydi ve Erdoğan iktidarda kalabilmek için yıllar önce askerlerle Gülen Hareketini yok etmek için anlaşmıştı.

Hükümetin ilk açıklaması, kararları askerlerin baskısı nedeniyle imzaladıkları ancak asla uygulamadıkları şeklindeydi. 2016 yılından sonra Erdoğan, Gülen Hareketini geniş çapta tasfiye ettikten sonra söylem değiştirerek MGK’nın 2004 yılında aldığı kararları sahiplendi.

Başbakanlık, MGK ve Milli İstihbarat Teşkilatı, Baransu hakkında ortak dava açtılar. Yıllar süren yargılamanın ardından Baransu, 23 Kasım 2020’de 17 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. Baransu devletin gizli kalması gereken belgelerini yayınlamakla suçlanıyordu.

TARAF GAZETESİ VE BARANSU

Mehmet Baransu, her biri haftalarca tartışılan haberlerini Taraf Gazetesi’nde yayınlıyordu. Taraf’ın yayın yönetmeni Ahmet Altan da Baransu gibi tutuklu durumda. Aynı zamanda ünlü bir roman yazarı olan Ahmet Altan, 70’inci yaşını cezaevinde doldurdu. Altan ailesi Türkiye’de demokrasi mücadelesinin sembollerinden biri. Ahmet Altan’ın babası yazar ve siyasetçi Çetin Altan da çoğunlukla askerlerle yaşadığı gerilimler nedeniyle yıllarını hapiste geçirmiş bir isim.

Ahmet Altan’ın kurucu yayın yönetmeni olduğu Taraf Gazetesi, belki de bu sebeple askeri vesayetle mücadelenin öncüsü oldu. Kurulduğu 2007 yılından itibaren askerlerin siyaset üzerindeki baskısı ve ordu içindeki skandallara odaklandı. Mehmet Baransu bu alanda yazdığı haberler nedeniyle Ahmet Altan’ın gözde muhabiriydi.

DÜNYA MEDYA TARİHİNE GEÇEN HABER

Baransu’nun “”O Dört Er Böyle Öldü: Pimini Çekip Bombayı Verdi” başlıklı haberi, yayınlandığı 2009 yılında Türkiye’deki en prestijli gazetecilik ödüllerini topladı. Columbia Üniversitesi Uluslararası-Halkla İlişkiler Bölümü Medya ve İletişim Program Direktörü Prof. Dr. Anya Schiffrin yayınladığı tarihe damgasını vurmuş en iyi 47 haber arasına Baransu’nun bu haberi de girmişti.

Haber, Elazığ’da askeri birlik içerisinde bir patlama sonucu hayatını kaybeden 4 erle ilgiliydi. Genelkurmay olayı eğitim sırasında kazara patlama olarak açıklamıştı. Ancak Baransu’nun haberine göre, bir komutan nöbette uyuyan ere ceza olarak pimi çekilmiş bir el bombası vermişti. Saatlerce bombanın mandalını basılı tutmak zorunda kalan er, sonunda mandalı elinden kaçırmış ve üç arkadaşıyla birlikte ölmüştü.

Bu haber Baransu’ya büyük bir prestij kazandırdı. Peş peşe Türk Ordusu içindeki skandalları yazdı. Onlarca subayın tutuklanmasına neden olan Ergenekon ve Balyoz isimli “darbe teşebbüsü” soruşturmalarının en önemli detaylarını da Baransu kaleme alıyordu.

Baransu’ya haberleri, Gülen Hareketi’ne yakın bürokratların sızdırdığı iddia ediliyordu. Taraf Gazetesinin yayın yönetmeni Ahmet Altan ise haberlerin tamamının doğru olduğunu, yalanlanamadığı, haberleri kimin sızdırdığına ilişkin tartışmayla büyük suçların gizlenmeye çalışıldığını söylüyordu.

“KAPISINI KIRIN” TALİMATI

2010 yılına kadar askeri vesayetle mücadele Erdoğan hükümetinin işine yarıyordu ve AKP yönetim kadrosu Baransu’nun haberlerini de Taraf Gazetesini de destekliyordu. 2010’dan sonra “Yeni Osmanlıcılık” fikriyle Erdoğan otokrat bir lidere dönüşünce Taraf Gazetesinin de Baransu’nun da eleştirilerinin odağı oldu. Baransu, Erdoğan hükümetine ilişkin pek çok skandalı dört yıl boyunca yazdı.

2014 yılına gelindiğinde Başbakan Erdoğan artık Baransu’nun tutuklanmasına karar vermişti. Başbakanlık Müsteşarı Efgan Ala, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’yu aradı ve Mehmet Baransu’nun evinin kapısı kırılarak gözaltına alınması talimatını verdi. Ala’nın bu talimatı bir yolsuzluk soruşturması nedeniyle telefonu dinlenirken tesadüfen kaydedilmişti.

Kısa süre sonra Erdoğan’ın istediği oldu. 2 Mart 2015’te Mehmet Baransu tutuklandı. Ardından yayın yönetmeni Ahmet Altan da tutuklandı. Cezaevinde 6. yılını dolduran Baransu, verilen 36 yıl 7 ay cezanın dışında onlarca davayla da yargılanıyor.

Türkiye’deki basın meslek örgütleri ise Erdoğan’ın öfkesine hedef olmamak için medya özgürlüğü raporlarında Baransu’nun ismini geçirmemeye özen gösteriyorlar.

Okumaya devam et

Gündem

Altan’ın avukatından Yargıtay’a: Hak, hukuk, vicdan, insaf diyorum

4.5 yıldır Silivri Cezaevinde bulunan Ahmet Altan’ın avukatı Figen Albuga Çalıkuşu, müvekkilinin dosyasının hala Yargıtay’da bekletildiğini ve verilen kararların ölçüsüz olduğunu söyledi.

BOLD – 2 Mart 1950’de doğumlu Ahmet Altan cezaevinde 71. yaşına girdi.  Yaklaşık 5 yıldır Silivri Cezaevinde tutuklu olan gazeteci-yazar Ahmet Altan’ın avukatı Figen Albuga Çalıkuşu, yazarın doğum gününde bir video paylaşarak Yargıtay’a çağrıda bulundu. 15 Temmuz’dan sonra başlatılan operasyonlar kapsamında 23 Eylül 2016’da tutuklanan Altan, örgüte üye olmadan yardım ettiği iddiasıyla 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. 4 yıl 6 aydır hapiste olan Altan’ın dosyası Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nde bekletiliyor.

Yargıtay’a “Dosyayı incelerseniz tahliye etmeniz gerekecek. Bu nedenle mi dosyayı arşivde bekletiyorsunuz?” diye soran Figen Albuga Çalıkuşu, “en başta gelen görevlerinizden biri yargı kararlarında birlik sağlamak değil mi? Biz hukukçular açısından Yargıtay adaletin vicdanla tecelli ettiği yer olarak bilinirdi. Bu inancımı ben hala korumak için hala çabalıyorum. İnsaf diyorum, vicdan diyorum, hak, hukuk diyorum. Hukuku imha eden yargı adına utanıyorum.” ifadelerini kullandı.

Yargıtay’ın ölçüsüz kararlar verdiğini söyleyen Çalıkuşu şöyle devam etti: “Bu ölçüsüzlük için şimdi çok çarpıcı bir örnek vereceğim. Ahmet Altan, Mümtazer Türköne. İkisi de benim müvekkilim. Kararı veren yer aynı yer. Yargıtay 16. Ceza Dairesi. Suçun adı onlara göre aynı. Üye olmadan örgüte yardım etmek. Mümtazer Türköne 4 yıl 1 ay sonra serbest. Karar gecikmiş ama doğru bir karar. Ahmet Altan ise 4 yıl 6 aydır tutuklu. Dosyası arşivde bekletilmekte. Aynı ceza dairesi Ahmet Altan’ın dosyasına bakmıyor, bekletiyor.”

Tutukluluğunun 1000. gününde ilk kez yayınlanan fotoğraflarıyla Ahmet Altan ve dindarlık üzerine

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0