Connect with us

BOLD ÖZEL

Essen Konsolosluğu’nda dayak ve boğazını kesme tehdidi

Türkiye’nin Essen Konsolosluğu’nda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı öğretmen Yavuz Koca’yı polisler dövüp boğazını kesmekle tehdit etti.  Olay adeta Cemal Kaşıkçı cinayetinin demosu.

CEVHERİ GÜVEN / BOLD

Yavuz Koca, eşi ve iki çocuğuyla beraber Almanya’daki Essen Başkonsolosluğu’na 9 yaşındaki kızının pasaportunu yenilemek için gitti.

Bangladeş’te Uluslararası Türk Okulları’nda Genel Müdür olan Koca, bu işlem için Almanya’yı seçmişti. Çünkü Türkiye’nin Bangladeş Büyükelçiliği, çalıştığı okulda görevli hiç kimsenin işlemini yapmayacağını bildirmişti.

Koca, önceden aldığı randevu doğrultusunda 22 Mayıs 2017’de öğleden sonra Essen Konsolosluğu’nun giriş kapısına geldi. Konsolosluk binasından ise kendi deyimiyle “canını zor kurtararak” çıktı. Ailesinin gözleri önünde, dövülmüş, yere yatırılmış, kıyafetleri parçalanmış ve boğazı kesilmekle tehdit edilmişti.

Cemal Kaşıkçı olayında Suudi Arabistan Büyükelçiliği’nde yaşananların bir demosu aylar önce böylece Almanya Essen Başkonsolosluğu’nda yaşanmıştı.

Yavuz Koca, saldırıya uğradığı Türkiye’nin Essen Başkonsolosluğu önünde.

HER ŞEYİ HAZIRLAMIŞLARDI

Yavuz Koca gibi eşi de bir öğretmen. 3 ve 9 yaşında iki çocukları olan Koca ailesi, Başkonsolosluk yerleşkesine geldikleri andan itibaren bir şeylerin ters gittiğini farkettiler. Zile bastıklarında kapı kolayca açılmış, cep telefonları üzerlerinde olduğu halde kontrol edilmemişler, oldukça hızlı biçimde binaya alınmışlardı.

Yavuz Koca şunları anlatıyor: “Binaya girdikten sonra, işlemler için önce üst kata çıktık. Sonra beni aşağı kata ayrı bir yere indirdiler. Burada diğer insanlardan farklı muamele dikkatimi çekti. Bir şeylerin ters gittiğini anlamaya başladım. Birinci kâtip geldi ve doğrudan sert konuşmaya başladı, terörist olduğumuzu söylüyordu ve üç tane polis de onunla birlikte hareket ediyorlardı.

Pasaportlarımıza el koyacaklarını söylediler. Tabi biz pasaportlarımızı yanımızda götürmemiştik, sadece kızımın pasaportu yanımızdaydı. Gerilim çok tırmanınca çocuklar ağlamaya başladılar. Eşim ve çocukların gitmesine izin vermelerini ondan sonra ne istiyorlarsa yapacağımı söyledim.

Hep beraber çıkışa doğru yürüdük, eşim ve çocukların bahçe kapısından çıktığını gördükten sonra kızımın pasaportunu parmaklıkların üzerinden attım.”

Yavuz Koca’nın saldırı sonrası çekilen fotoğrafta kolundaki izler görülüyor.

“İKİ POLİS TALİMATLA SALDIRMAYA BAŞLADI”

Yavuz Koca’nın fırlattığı pasaportu eşi dışarıdan yerden alınca polislerden biri Başkonsolosluk bahçesinin dışına çıkar ve pasaportu zorla almaya çalışır. Koca’nın eşi, “Burası Almanya toprağı.” diye bağırınca geri çekilir.

Koca o andan itibaren polislerin birinci kâtibin talimatıyla kendisine saldırmaya başladıklarını söylüyor:

“Bahçedeki üç polisten bir genç bir de yaşlı olan bana saldırmaya başladı. Sırtım demir parmaklıklara çarptı, polislerden biri boğazımı sıkıyordu. Yere yatırmaya çalışıyorlardı direndim. Saldırının şiddetinden tişörtüm yırtıldı, pantolonumun dizi parçalandı. Kaburgalarımdan darbe aldım. Polislere hiç dokunmadım sadece kendimi korumaya, ellerinden kurtulmaya, yerden kalkmaya çalışıyordum.

Sonra bağırmaya başladım. Dışarıda bekleyen arkadaşıma, ‘Medyayı çağır burada beni öldürecekler’ diye bağırdım.

Tabi eşim ve çocuklarım parmaklıkların ardından tüm bu olanları gördü. Yardım istemeye başladılar. Alman polisleri kapının dışında tüm olanları izliyor ama müdahale edemiyorlardı.”

KONSOLOSLUK POLİSİ: “HAİNLERİN BOĞAZINI KESERİZ”

Konsolosluğun bahçesindeki olay dışarıdaki Almanların da dikkatini çekip, olay çok büyüyünce polislerin saldırıyı kestiğini söyleyen Koca, ardından gelen ‘boğaz kesme’ tehdidiyle sarsılır:

“Polisler ’15 Temmuz’da darbe yaptınız’ gibi suçlamalarla bağırmaya başladı. Ben de iki senedir Bangladeş’te olduğumu o sırada Türkiye’de bile olmadığım söyleyip ‘Kim darbe yaptıysa gidin onlardan hesabını sorun’ dedim. Bu sırada genç polis bana ‘Biz hainlere ne yapıyoruz biliyorsun değil mi, hainlerin boğazını kesiyoruz biz’ dedi. Sanırım orada Boğaz Köprüsü’nde kafası kesilen erlere atıf yaptı. Bu sözleri eşim de duydu.

Parmaklıklar aralıklı ve tüm olanları eşim ve çocuklarım da görüyorlardı, ağlıyorlardı. Hatta büyük kızım çok etkilendi. Tüm saldırı bahçede gerçekleşti. Bu olaylar elçiliğin kapanma saatine yakın gerçekleşti. Türk çalışanlar da girip çıkıyordu binaya, onlar hiçbir şey diyemiyorlardı.”

Yavuz Koca’nın saldırı nedeniyle yırtılan tişörtü ve boynunda oluşan izler görülüyor.

“ALMAN POLİSLER AMBÜLANS ÇAĞIRMAK İSTEDİ”

Bağrışlar sokağa kadar yansıdıktan sonra birinci kâtibin hızla binaya girdiğini söyleyen Yavuz Koca, bir süre bahçede polis kordonuna alınıp bekletilir:

“Birinci kâtip, içeride konsolos yardımcısıyla görüşmüş. Konsolos yokmuş binada. Olay büyüyünce aniden ağız değiştirdiler. İstersem başvurumu alabileceklerini ya da gidebileceğimi söylediler. Kapıdan hızla çıktım. Karşıda Alman polisleri vardı.

‘Görmediniz mi olayları beni öldüreceklerdi, saldırdılar dedim’ ama Alman Polisler, bahçenin Türk toprağı olduğunu bir şey yapamayacaklarını söylediler. Ama halimi görünce ambülans çağırmak istediler. Çocuklar çok korkmuştu ağlıyorlardı. Çocukları önce arkadaşımın evine götürdük. Ardından hastaneye gittim darp raporu aldım. Sonra karakola gidip şikâyetçi oldum.”

“HERŞEYİ ÖNCEDEN HAZIRLAMIŞLARDI”

Yavuz Koca’ya göre tüm bu olanlar tıpkı Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan Büyükelçiliği’ne girişinde olduğu gibi önceden planlanmış:

“Bizim gelmemizle ilgili önceden hazırlık yaptıklarını sonradan anladım tabi. Çünkü aşağıda zile basınca kapı açılıyor ve biz girince hiç güvenlik kontrolü yapmadılar bile. Hızla içeri girmemiz sağlandı. Hatta cep telefonumla geçtim içeri bakmadılar bile kontrol etmediler. Zaten içeride güvenlik görevlileri, polisler ‘siz teröristsiniz’ dediler hep bir ağızdan. Hizmet Hareketi’nden olduğumu biliyorlardı ve bu yönde suçlamalarla bağırıyorlardı. Bu da önceden kendi aralarında konuşup, personeli hakkımızda bilgilendirip hazırlandıklarını gösteriyor.”

(Yavuz Koca’nın Konsolosluk Binası’ndan çıkışta olayı kayıt altına aldığı video)
40 KİŞİNİN PASAPORTUNA EL KONMUŞ

Tartışırken, pasaportumuza el koyamayacaklarını söylediğimde birinci kâtip bana, el koyabileceklerini hatta 40 kişinin pasaportuna el koyduklarını söyledi.

KAMU DAVASI VİYANA KONVANSİYONU’NA TAKILDI

Yavuz Koca’nın uğradığı fiziksel şiddet ve ölüm tehdidiyle ilgili yaptığı başvuru ise Diplomatik Misyonlarla ilgili kuralları belirleyen Viyana Konvansiyonu sebebiyle kapatıldı.

Koca, başvurudan sonra bir kamu davası açıldığını, Türkiye Konsolosluğu yetkililerinin böyle bir olay olmadığını söylediklerini ancak dışarıdaki Alman polislerinin olayı gördüklerini doğruladıklarını belirtiyor:

“Almanya makamları davayı incelediler sonra bana sonucu bildirdiler. Viyana Konvansiyonu’na göre elçilik binasında yaşanan bu olayla ilgili bir şey yapamayacakları yazıyordu kararda. Yani kapattılar davayı.”

“KIZIMI PSİKOLOGA GÖTÜRMEK ZORUNDA KALDIK”

Yavuz Koca’nın aldığı darp raporuna göre; sırtınde, kaburgalarında, kollarında, boynunda ve bacaklarında darp izleri ve kesikler mevcut. Ancak ailesi ve kendisi için olayın bir de psikolojik boyutu var.

Çocuklarının gözü önünde gerçekleşen saldırı sonrası 9 yaşındaki kızının çok etkilendiğini söyleyen Yavuz Koca, büyük kızını psikologa götürmek zorunda kaldıklarını bunların da raporlarının mevcut olduğunu söylüyor.

Kızının hala olayın etkisinde olduğunu belirten Koca, “Çok çalışıp Başbakan olacağını, o polisleri cezalandıracağını söylüyor” cümlesini aktarıyor.

Koca ve ailesi şimdi siyasi mülteci olarak yaşıyorlar. İyi düzeyde İngilizce bilen Koca’nın ve eşinin diplomasına denklik veren yetkililer, dil seviyesini çözdükten sonra Koca’ya öğretmen olarak çalışabileceklerini belirtmişler.

Koca, eşiyle yeniden ders anlatabilecekleri günü beklediklerini söylüyor.

BOLD ÖZEL

Şanlıurfa’da “düğün” operasyonu: “Nişanlımı tek kişinin ifadesiyle tutukladılar, haziranda düğünümüz vardı”

Şanlıurfa’da geçen hafta aynı evde kaldıkları için 7 kişi tutuklandı. Tutuklular arasında bulunan Mevlüde Keleş’in 19 Haziran’da nikahı vardı. 4 aylık hamile Ayşe Özbey Karaduran 5 ay önce, S.Y. on gün önce evlenmişti. Teknik takip yapılarak fotoğrafları çekilen Keleş, S.Y. ve Karaduran’ın düğün için çıktıkları alışveriş, içinde “düğün” kelimesi geçen ve şifre zannedilen telefon konuşmaları ile Halfeti’ye yaptıkları gezi örgütsel faaliyet olarak değerlendirildi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Şanlıurfa Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü, 17 Mayıs’ta aralarında kız öğrencilerin de bulunduğu 11 kişiyi gözaltına aldı. Bir gün sonra 7 kişi tutuklanarak Şanlıurfa Cezaevine gönderildi. Tutuklular arasında bulunan Mevlüde Keleş, kız kardeşi Kübra Keleş, Ayşe Özbey ve S.Y. aynı evde kaldıkları için örgüt üyesi olmakla itham ediliyor.

Düğün hazırlığı yapan Mevlüde Keleş’in nişanlısı HPD Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu‘na ulaşarak seslerini duyurmasını istedi.

Keleş’in nişanlısı ise “Nişanlım 5 yıldır Urfa’da öğretmenlik yapıyordu. İlahiyat mezunu. 19 Haziran’da da resmi nikah kıyacaktık. Tek kişinin ifadesiyle tutuklandı. Her genç kızın hayali olan evlilik nişanlım için de yarıda kaldı. 2 aile perişan. Zordayız. Sesimizi duyuramıyoruz” dedi.

ÜNİVERSİTEDE OKURKEN TANIŞMIŞLARDI

Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde okurken birlikte kalan Mevlüde Keleş, Ayşe Özbey Karaduran ve S.Y. mezun olduktan sonra Şanlıurfa’da özel okullarda ücretli öğretmenlik yapmaya başladı. Hatta S.Y. valinin ve onun koruma müdürünün kızına ders bile veriyordu.

Üç arkadaş birbirlerini tanıdıkları için iş hayatına atılınca da yine birlikte kalmaya karar verdiler. Evde ayrıca Mevlüde Keleş’in kız kardeşi Kübra Keleş de vardı. Geçen yıl ise yanlarına Harran Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümünü kazanan S.E. adlı başka bir kız öğrenci geldi.

DÜĞÜN ALIŞVERİŞİ YAPMAK, “DÜĞÜN” KELİMESİ GEÇEN KONUŞMALAR SUÇ SAYILDI

Bold Medya’nın ulaştığı bilgilere göre, bir yıldır teknik takip yapılarak fotoğrafları çekilen Mevlüde Keleş, S.Y. ve Ayşe Özbey’in düğün için çıktıkları alışveriş, içinde “düğün” kelimesi geçen telefon konuşmaları ve hep birlikte Urfa’nın tarihi şehri Halfeti’ye yaptıkları gezi örgütsel faaliyet olarak değerlendirildi. Düğün kelimesi şifre zannedildi.

Ayrıca itirafçı olan S.E.’nin ifadesine dayanılarak evlilik hayali kuran genç kızlar, yeni yuva kuran kadınlar, hamileler tutuklanıp hapse gönderildi. S.E. ifadesinde ise “Namaz kılıyorlar, Risale okuyorlar, beraber dini sohbet ediyorlar, internetten dini içerikli video izliyorlar” dedi.

“SOMUT BİR ŞEY OLMADAN HAYATIMIZ KARARTILDI”

Mevlüde Keleş’in 19 Haziran’da resmi nikahı, 26 Haziran’da ise düğünü vardı. Davetiyesi bile hazırdı. S. Y. kaldıkları evden çoktan ayrılmış, 7 Mayıs 2022’de dünya evine girmişti. Ayşe Özbey Karaduran ise 5 ay önce evlenmişti. Şu anda Şanlıurfa Cezaevinde olan Ayşe Karaduran 4 aylık hamile.

Bold Medya’nın ulaştığı Mevlüde Keleş’in nişanlısı, “Sadece nişanlım değil, beraber kaldığı kız kardeşini de tutukladılar. Somut hiçbir şey olmadan tanık ifadesiyle hayatları karartıldı. Bütün hayallerimiz yerle bir oldu. Evi düzenledik, eşyalarımızı aldık, nişanlım devlet okulunda ücretli öğretmenlik yapıyordu. Bylock yok, Bank Asya yok, hiçbir şey yok.” ifadelerini kullandı.

Mevlüde Keleş ve nişanlısı.

Gelinliğini yeni alan Mevlüde Keleş ve nişanlısı…

 

Şanlıurfa’da da kız öğrencilere operasyon: 7 kişi tutuklandı

Okumaya Devam Et

BOLD ÖZEL

Felçli kadınlara hapiste işkence: Ağrılardan duramıyorum, resmen işkence çektiriyorlar

İkisi de felçli olan Mehtap Şentürk ve Şerife Sulukan, İzmir Menemen R Tipi Cezaevine sevk edildi ve aynı koğuşa konuldu. Butona dahi basamayan Mehtap Şentürk, dünkü telefon görüşünde annesine “Resmen işkence çektiriyorlar” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Geçen hafta salı günü Sincan Cezaevinden İzmir Menemen R (Rehabilitasyon) Tipi Cezaevine sevk edilen felçli Mehtap Şentürk, dün ailesiyle yaptığı telefon görüşünde kendisine resmen işkence çektirdiklerini söyledi.

Kendisi gibi felçli olan Şerife Sulukan ile aynı koğuşa verilen Mehtap Şentürk, butona dahi basacak durumda olmadığı için acil durumlarda onun yerine Sulukan basıyor. Ancak yanlarına kimse gitmiyor ya da çok geç gidiyorlar. Gitseler bile “Burası annenin evi değil, cezaevi. Tek hastamız sen değilsin. Hiç durmadan böyle butona basıp duracak mısın? Hep seninle ilgilenemeyiz” diye azarlanıyor.

Hasta tutukluların cezalarının infazı için yapılan R Tipi cezaevlerinden hastalar iyileşmiyor tam tersine daha kötü oluyor. Tuvalet ihtiyacı için bez kullanmak zorunda olan, çok fazla kas ağrısı çeken ve tansiyonu sürekli yükselen Mehtap Şentürk son bir haftada çok acı çektiğini belirtti.

“BİR HAFTADA ÇOK YIPRATMIŞLAR”

Sesinin duyurulmasını isteyen Mehtap Şentürk’ün annesi, kızıyla yaptığı telefon görüşmesini gözyaşlarıyla anlattı:

Mehtap Şentürk

“Mehtap Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde kalıyordu geçtiğimiz salı gününe kadar. Ben de yanında refakatçi olarak kaldım. Adli Tıp’tan İzmir Menemen Cezaevi denildi. 1 aylık bir gözlemden sonra tekrar adli tıpa götürülecek. Adli Tıp ona göre karar verecekmiş.

Bugün ilk telefon görüşmemizi yaptık ve Mehtap’ı çok yıpratmışlar şu bir haftada. Anne, hiç ilgilenmiyorlar dedi. Tansiyonu hep düşük çıkıyordu kampüste kalırken. 6-9. 6-10 gibi seyrederdi. 9’u görünce hemşireler bile mutlu oluyordu. Şimdiki tansiyonu Mehtap’ı rahatsız edecek derecede 10-12, yüksek seyretmeye başlamış.

“TEK BAŞINA BİR ODAYA KOYUP KAPIYI KİLİTLEMİŞLER”

İlk gün tek başına bir odaya koyup kapıyı kilitlemişler üzerinden. Tek başına bir odada kalmış. Mehtap’ın panik atağı var, çok kötü olmuş. Ertesi güne kadar hiç ilgilenmemişler. Kas ağrıları çok fazla olduğu için ara ara ayağını, bacağını birisinin hareket ettirmesi gerekiyor, yoksa ağrısından duramıyor. Ağrısından ağlıyor. ‘Çok ağrılarım var ve çok acı çekiyorum. Çağırdığım zaman gelmiyorlar diyor. ‘Tek hastamız sen değilsin, burası da annenin evi değil, cezaevi’ diyorlarmış. Ağrılarımdan duramıyorum resmen işkence çektiriyorlar diyor. Ben insanım ve acı çekiyorum deyip feryat ediyor.

“ELİNE BUTON VERMİŞLER, BASAMIYOR”

Eline buton vermişler, butona basamıyor. Ertesi gün yüzde 89 engelli Şerife Sulukan’ı yanına vermişler. Butona basamayan kızımın yerine o hanım butona basıyormuş. Tansiyonu yüksek olduğu için gece ilacını içmek için çağırdıklarında da gelmiyorlarmış.

“İŞKENCEDEN FARKI YOK”

Mehtap kabızlık problemi çektiği için tuvalet ihtiyacını benim yardımımla gideriyordu. Menemen Cezaevinde bayanlar yardımcı olmamış, erkekler üzerine bir örtü örterek tuvalete götürüp, bırakmışlar. Mehtap tuvalette çok zorluk çekmiş. (Ağlıyor) 

“HANİ BURASI REHABİLİTASYON MERKEZİYDİ”

Hani burası rehabilitasyon merkezi idi. Mehtap sizi haberdar etmemi ve sesi olmanızı rica etti. Bir anne olarak çaresizliğimi dile getirmeye çalıştım. Lütfen bana ve kızıma ses olur musunuz?”

FELÇLİ KADINLAR CEZAEVİNDE

Gülen Hareketi’ne üyelik iddiasıyla yürütülen soruşturmalar kapsamında 7 yıl hapis cezasına çarptırılan ve cezası onaylandığı için 3 Mart’ta tutuklanan fen bilgisi öğretmeni, yüzde 85 engelli Mehtap Şentürk (34), üç ay Sincan Cezaevi içindeki kampüs hastanesinde kaldıktan sonra 17 Mayıs 2022’de İzmir Menemen R Tipi Cezaevine gönderildi.

Adli Tıp Başkanlığı, 14 yıldır MS hastası olan fen bilgisi öğretmeni Mehtap Şentürk’e geçen hafta ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verdi. Tekerlekli sandalyeye mahkum olan Şentürk, tuvalet dahil kişisel hiçbir ihtiyacını tek başına gideremiyor. Yemek yiyemiyor, yürüyemiyor. Altı da birlikte yaşadığı annesi tarafından bezleniyordu.

Gülen Hareketi’ne üyelik iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan KHK’lı öğretmen Şerife Sulukan ise 3 Mayıs 2022’de Edirne’de tutuklandı. 20 ay önce felç geçiren ve yüzde 89 engelli kalan KHK’lı öğretmen Şerife Sulukan banyo dahil kişisel hiçbir ihtiyacını tek başına karşılayamıyor. Mehtap Şentürk’ten birkaç gün önce Menemen Cezaevine sevk edilen Şerife Sulukan ve Şentürk, felçli ve engelli iki kadın olarak cezaevi şartlarında yaşam mücadelesi veriyor.

Şerife Sulukan

Adli Tıp, felçli Mehtap Şentürk’e ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verdi: Tek ilkeleri süründürmek

 

Felçli ve yüzde 89 engelli KHK’lı öğretmen Şerife Sulukan tutuklandı

 

Okumaya Devam Et

BOLD ÖZEL

Hamile tutuklu Ceyda Nur Eroğlu’nun çırpınışları: Bebek bezi gönderin, doğuma az kaldı

Doğumuna günler kalan 9 aylık hamile tutuklu Ceyda Nur Eroğlu, ailesiyle yaptığı en son telefon görüşünde bebeği için bez, battaniye ve kıyafet istedi. Ceyda Nur Eroğlu, “Anne ne olur avukata söyle, bana rapor alsın, burada doğum yapmak istemiyorum” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Edirne Kadın Kapalı Cezaevinde 4 Mayıs’tan beri tutuklu olan 9 aylık hamile Ceyda Nur Eroğlu‘nun doğumuna çok az kaldı. Geçen hafta perşembe günü ailesini arayarak yenidoğan bebek bezi, bebek battaniyesi ve çamaşır isteyen Eroğlu, “Burada doğum yapmak istemiyorum” dedi.

Gülen Hareketi’ne üyelik iddiasıyla yürütülen soruşturmalar kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan  ve dosyası 2 yıldır Yargıtay’da bulunan Ceyda Nur Eroğlu, hapiste doğurmak üzere. Annesini lisedeyken kanserden kaybeden Ceyda Nur Eroğlu, kayınvalidesiyle yaptığı telefon görüşünde bebeği ve kendisi için kıyafet ve bez istedi.

Bold Medya’da konuşan kayınvalide Eroğlu, “Gelinim lisedeyken annesi kanserden vefat etmiş. Tek annesi benim. İki defa beni aradı. En son perşembe günü görüştük. Yenidoğan bebek bezi istedi. Battaniye koydum. Ferace, yüz havlusu, çocuk için tulum aldım. Cuma günü hemen alışveriş yapıp istediklerini kargoyla gönderdim.” dedi.

Anne Eroğlu, gelininin “Ben iki doktora gittim, ağrılarım olduğunu söyledim ama rapor vermedi. Anne ne olur avukata söyle, bana rapor alsın, burada doğum yapmak istemiyorum.” dediğini de aktardı.

YARGITAY’IN EMSAL KARARI

5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanuna göre “hapis cezasının infazı, gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren bir yıl altı ay geçmemiş bulunan kadınlar hakkında” geri bırakılması gerekiyor.

Gülen Hareketi’ne üyelik iddiasıyla 9 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılan 7,5 aylık hamile Huriye Acun da dosyası Yargıtay aşamasındayken geçen yıl 7 Temmuz 2021’de tutuklandı. Acun Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin verdiği kararla 18 Ağustos 2021’de tahliye edildi.

Yargıtay’ın Acun hakkında verdiği karar emsal gösterilerek Ceyda Nur Eroğlu için de mahkemeye başvuru yapıldı ancak henüz bir sonuç alınamadı. Ceyda Nur Eroğlu’nun eşi Süleyman Eroğlu da aynı cezaevinde tutuklu bulunuyor.

“EŞİM İKİ KİLO VERMİŞ”

Öte yandan 16 Mayıs’ta Şanlıurfa’da tutuklanan 4 aylık hamile Ayşe Karaduran eşi Mehmet Akif Karaduran eşiyle bugün yaptığı kapalı görüşten sonra eşinin iki kilo zayıfladığını ve durumunun iyi olmadığını Twitter hesabından duyurdu.

9 aylık hamile Ceyda Nur Eroğlu tutuklandı

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar