Bizimle iletişime geçiniz

Politika

Demirtaş: Erdoğan ve Bahçeli’den barış beklemek saflık olur

Kürtlerle hükümetin seçim öncesi yeniden masaya oturabileceklerine ilişkin iddialar ortaya atılırken Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’tan kritik bir açıklama geldi.

Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olan Selahattin Demirtaş, Yeni Yaşam gazetesine yazdığı mektupta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli’den barış beklemenin saflık olacağını yazdı.

“Erdoğan-Bahçeli zihniyetinin kapsamlı bir politik manevra yapmasını beklemek ve barış süreçlerinin önünü açacaklarını ummak hayalcilik ve saflık olur. Ama bu siyasi klik istemiyor diye de bizim Öcalan’lı barış seçeneğini yok saymamız gerekmiyor.” diyen Demirtaş, gerilim ve korku ile ayakta kalan bir iktidarla karşı karşıya olduklarını söyledi.

GÜVEN MEŞRU VE HAKLI BİR TALEPTE BULUNUYOR

Demirtaş’ın mektubundan satır başları:

“Baskı, tehdit, hile, tutuklama ve oyunlara; eşitsiz, adaletsiz seçim yarışına rağmen 67 milletvekiliyle parlamentoya girmeyi başarmış olan HDP’nin Hakkari milletvekili, aynı zamanda DTK’nin Eşbaşkanı Sayın Leyla Güven, 54 gündür açlık grevinde. Milletvekili seçilmesine rağmen Diyarbakır Cezaevi’nde siyasi rehine olarak yasa dışı bir şekilde tutulan Sayın Güven, son derece meşru ve haklı bir taleple bedenini açlığa yatırıyor.

ERDOĞAN REJİMİ KORKU SALARAK AYAKTA KALIYOR

Temmuz 2015’ten bu yana kesintisiz devam eden olağanüstü boyutlardaki baskılar ve hukuksuzluklar toplumda genel bir geri çekilmeye, kaygılı ve korkulu bir yaklaşıma yol açtı.

Medya, yargı, akademi, bürokrasi, siyaset üzerindeki bu kadar da olmaz dedirten baskılar toplumda biriken öfkeyi ve tepkiyi görünmez kıldı. En küçük bir demokratik tepki bile orantısız yargı-polis saldırısı ile bastırılmaya çalışılıyor.

Erdoğan rejimi korku salma ve bu korkuyu sürdürülebilir kılma dışında ayakta kalamayacağını bildiğinden kesintisiz bir baskı politikası ile toplum adeta nefessiz, çaresiz bırakılmaya çalışılmaktadır. Faşizmin inşası ve kurumsallaşması başka türlü de mümkün değildir zaten.

ÇÖZÜM SÜRECİ HEBA EDİLDİ

Sayın Öcalan özellikle çözüm süreçlerinde ortaya koyduğu barışçıl yaklaşımları, makul önerileri ve samimi iradesiyle Türkiye toplumunun güvenini önemli ölçüde kazanmıştı. Fakat heba edilen süreçler ve aradan geçen sancılı dönemler nedeniyle bunlar unutulmuş ya da gözardı edilmiş olabilir.

Bugün demokratik siyasete, sivil topluma, basına ve bir bütün olarak halkımıza düşen şey uygun yöntem, dil ve üslupla bunun yeniden Türkiye ve dünya kamuoyuna hatırlatılmasıdır.

GÜVEN’İN TALEBİ HALKA İYİ ANLATILMALI

Yani Sayın Leyla Güven’in talebinin neden önemli olduğu, neden sadece kendi meselesi olmadığı Karadeniz’den Ege’ye, Marmara’dan Doğu’ya, Akdeniz’e kadar her Türkiye Cumhuriyeti yurttaşını neden yakından ilgilendirdiğini iyi ve doğru bir şekilde anlatabilmek gerekir.

Bunun için kapsamlı ve detaylı kampanyalar, planlamalar hep yapılıyordu ama bu dönemde çok daha ciddiyetle ele alıp tüm imkânlarla bu konuya odaklanmak gerekir.

Ayrım gözetmeksizin tüm medya kuruluşları, genel yayın yönetmenleri, yazarlar, televizyon programcıları, sendika, parti, meslek odaları, STK’ler tek tek heyetlerce ziyaret edilerek konunun Türkiye için önemi ve hassasiyeti iyi anlatılmalıdır.

Halk toplantıları, panel, konferans gibi etkinliklerle kamuoyu bilgilendirilmelidir.

ÖCALAN’IN ROLÜ RAPORLAŞTIRILMALI

Hafızaları tazelemek için, yakın geçmişte yaşanan olumlu gelişmeler ve Sayın Öcalan’ın bu gelişmelerdeki rolü üzerine kısa da olsa rapor ve broşürler hazırlanabilir.

Kısa videolar ile özellikle sosyal medyada hatırlatmalar yapılabilir. Elbette buna benzer şeyler yapılmıyor da değil ancak çok daha kapsamlı, etkili ve sonuç alıcı yaratıcı yöntemleri acilen devreye sokmak gerekir.

AKP-MHP SÖYLEMİNE KARŞI SESİMİZİ YÜKSELTMELİYİZ

Sayın Leyla Güven’in açlık grevi eylemi ABD’nin Suriye’den çekilme kararından öncedir ve bununla bağlantılı değildir elbette. Ama bu gelişme bile başlı başına yeni bir hamle imkânı yaratıyor.

Suriye ve Rojava’da askeri müdahale ve savaş dışında hiçbir seçenek yokmuş algısı yaratan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)-MHP iktidarının söylemine karşı bizim de yüksek sesle “Hayır, başka bir seçenek daha var. Hem de en makul, en doğru seçenektir: O da Sayın Öcalan’dır” dememiz gerekir.

ROJAVA HALKLARININ HEDEFE KONMASINI DOĞRU BULMUYORUZ

Türkiye halkının evlatlarının olası bir Rojava askeri müdahalesinde ve hatalı politikalar uğruna canını yitirmesini de Rojava ve Suriye halklarının hedefe konulmasını da doğru bulmuyoruz, kabul etmiyoruz demek lazım.

Sayın Öcalan 2013’te başlayan İmralı Barış Süreci’nde tüm bu olasılıkları, tehdit ve tehlikeleri öngörerek Ortadoğu’da yeni ve büyük bir Türk-Kürt barışını, stratejik birliği öneriyordu. Eğer kendisinin makul ve oldukça yerinde önerileri dikkate alınsaydı ne içeride ne de dışarıda bu kadar acı da çekilmezdi. 15 Temmuz gibi darbe süreçleri de yaşanmazdı.

Maalesef bu fırsatlar iyi değerlendirilmedi. Bunun sorumlusu şudur budur diyerek yeni bir polemik başlatmak yerine, bu süreçlerin tıkanıp sonlanmasında sorumluluğu olmayan tek kişi Sayın Öcalan’dır ve maalesef ondan da neredeyse üç yıldır haber alınamıyor demek gerekir.

BOŞLUĞU HALKLAR İTTİFAKI DOLDURMALI

Şimdi, ABD Suriye’den çekilirken boşluğu hangi askeri güç doldursun tartışması hiçbir şekilde kalıcı çözüme götürmez. Orada bir boşluk olacaksa da bu boşluğu, stratejik bir halklar ittifakı doldurmalıdır.

Türkiye yönetiminin yapacağı en akıllıca iş, yeni bir Türk-Kürt stratejik ittifakı ile bu kaosu aşmaktır. Hem içeride hem dışarıda Türk’e de, Kürt’e de, Türkiye’ye de aynı anda kazandıracak tek seçenek budur.

Tarihsel olarak da aktüel olarak da doğru yol budur. Ahlaki olarak da siyaseten de en akılcı, makul çözüm budur.

KENDİ ÇIKARLARINI ÖNE ALIYORLAR

Erdoğan-Bahçeli iktidarı kendi siyasi çıkar ve akıbetleri yerine Türkiye toplumunun ortak çıkarlarını öne almayı politik olarak benimsemiş olsalardı bizden önce onların, bu güçlü seçeneği devreye sokması gerekirdi.

Bölgeyi emperyal saldırılardan ve işgallerden korumanın da yolu buradan geçer.İşte hükümetin Öcalan’ı görünmez kılmaya çalışmasının nedeni de budur.

Savaşı tek seçenek olarak topluma sunmak ve tehdit algısıyla toplumu baskı altında tutmaya devam edebilmek.

ERDOĞAN VE BAHÇELİ’DEN BARIŞ BEKLEMEK SAFLIK OLUR

Erdoğan-Bahçeli zihniyetinin kapsamlı bir politik manevra yapmasını beklemek ve barış süreçlerinin önünü açacaklarını ummak hayalcilik ve saflık olur. Ama bu siyasi klik istemiyor diye de bizim Öcalan’lı barış seçeneğini yok saymamız gerekmiyor.

Tam aksine, bu seçeneği ciddi bir alternatif politika olarak toplumun önüne koyabilmeliyiz. İktidarın savaş, çatışma, baskı, gerilim politikalarını bu kadar pervasızca yürütebiliyor olmasının nedeni de toplumun önüne başka bir alternatif konulamıyor olması değil midir zaten?”

HDP Eş Başkanı Temelli’den Erdoğan’a: Sana ‘diktatör’ diyeceğiz

Politika

‘Talimat almışlar HDP’yi kapatacaklar’

Türkiye’nin 3. büyük partisi HDP kapatılmanın eşiğine geldi. Yüzde 11 oranında oy alarak Meclis’e 3. büyük parti olarak giren HDP kapatılırsa son 30 yılda kapatılan HEP, DEP, HADEP ve DTP’den sonra 5. Kürt partisi olacak.

BOLD – HDP Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan KRT televizyonunda yaptığı konuşmada HDP’ye kapatma davası için hazırlıklar yapıldığını söyleyerek, “Talimat almışlar. HDP’yi kapatmakla tüm sorunlarını çözmek istiyorlar HDP’nin kapatılması Erdoğan ve Bahçeli’nin siyasi hesapları için doğru olabilir ama Türkiye için bir kayıptır” dedi.

MHP Lideri Devlet Bahçeli bir süredir HDP’nin kapatılması için çağrı yapıyordu. Kapatma davası tartışması kısa süre önce AKP ile MHP arasında gerginliğe de neden oldu. Gara olayının ardından kapatma davası yeniden gündeme geldi.

Kürt partileri içerisinde barajı geçen ilk ve tek parti olan HDP yüzde 11’in üzerinde aldığı oy oranıyla Türkiye’nin 3. büyük partisi konumunda. Eğer HDP kapatılırsa 30 yılda kapatılan 5. Kürt partisi olacak.

MECLİSE GİREN İLK KÜRT PARTİSİ

Sosyaldemokrat Halkçı Parti’den (SHP) istifa eden 10 milletvekili tarafından 1990 yılında kurulan, Halkın Emek Partisi (HEP) Meclis’e giren ilk Kürt partisi oldu.

Partinin Diyarbakır il başkanı Vedat Aydın ve Gaziantep il başkanı Abdulsamet Sakık faili meçhul cinayete kurban gitti. O dönemde Kürt siyasetçilere yönelik faili meçhul cinayetlerin HEP’in faaliyet alanını kısıtlama amacıyla derin devlet tarafından işlendiği iddia edildi.

1991 Genel Seçimlerinde SHP listelerinden seçime giren HEP 21 milletvekili çıkardı. Mart 1992’de, önce TBMM’nin açılışında yaşanan Kürtçe yemin krizi, ardından da 1992 Nevruzu’nda yaşananların ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma amacını taşımak” ve “yasaya aykırı siyasi faaliyetlerin mihrakı olmak” iddiasıyla HEP’in kapatılması istendi. Parti Anayasa Mahkemesi 11 üyenin oybirliği ile 14 Temmuz 1993’te kapatıldı.

HEP’LİLER DEP’E GEÇTİ

Partinin kapanması üzerine HEP’li milletvekilleri, HEP’in kapatılması ihtimaline karşı kurulan Kürt siyasi hareketine bağlı Demokrasi Partisi’ne (DEP) geçti. 3 Mart 1994’te DEP’li milletvekillerinin de dokunulmazlığı kaldırıldı ve 17 Mart 1994’te tutuklanarak cezaevine konuldu.

DEP, 16 Haziran 1994 tarihinde aynı gerekçe ile AYM tarafından kapatıldı. Partide faaliyette bulunmuş olan kişiler 11 Mayıs 1994’te kurulmuş olan Halkın Demokrasi Partisi’ne (HADEP) geçti.

HALKIN DEMOKRASİ PARTİSİ

11 Mayıs 1994 yılında Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) kuruldu. 1995-1999 yıllarındaki genel seçimlerde yüzde 4-5 oranında oy alan HADEP Meclis’e giremedi ama 1999 Yerel Seçimlerinde 37 belediye başkanlığı kazandı

13 Mart 2003 tarihinde ‘yasa dışı faaliyetlerin merkezi’ olduğu gerekçesi ile AYM tarafından kapatıldı. Genel Başkanı Murat Bozlak da dahil 46 HADEP’liye de beş yıl siyaset yasağı getirildi.

DEMOKRATİK TOPLUM HAREKETİ SÜRECİ

İlk kez 2002 Genel Seçimlerine katılan Demokratik Halk Partisi (DEHAP), yüzde 6,2 oranında oy alarak Meclis’e giremedi. Aysel Tuğluk’un Genel Sekreterlik görevin yürüttüğü DEHAP, Demokratik Toplum Parisi’nin (DTP) kurulması sürecinde kendisini feshederek Demokratik Toplum Hareketi’ne katıldı.

21 VEKİLLE MECLİSE GİREN DTP DE KAPATILDI

Türkiye’de ilk defa eş başkanlık sistemini uygulayan DTP’nin Eş Genel Başkanlığına Aysel Tuğluk ile Ahmet Türk seçildi. 2007 Genel Seçimlerinde yüzde 10’luk seçim barajını aşamama kaygısıyla adaylar seçime bağımsız olarak katıldı. O yıl Meclis’e DTP’li 21 milletvekili girdi.

Partinin PKK ile bağlantısı olduğu iddialarına DTP’nin eski Eş Başkanı Emine Ayna: Biz PKK’yı desteklemiyoruz ama terör örgütü olarak da görmüyoruz. Her ikisi de Kürt sorununun barışcıl yollardan çözümlenmesinden yana olup, demokratik bir Türkiye Devletinden yanadır. Bizi PKK ile birleştiren sadece budur. Bizi ayıran nokta ise PKK’nin silahlı mücadele etmesi, bizim ise barıştan yana olmamızdır. PKK, ancak diyalog yoluyla bitirilir” diyerek cevap verdi.

AYM, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın 16 Kasım 2007 tarihinde açtığı kapatma davasını 2009 yılında karara bağlayarak partiyi, PKK’yı desteklediği gerekçesiyle kapattı.

Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un milletvekillikleri düşürülürken, Ahmet Türk Meclis’ten çekilerek sine-i millete döneceklerini söyledi.

DTP’li milletvekilleri daha sonra 2008 yılında kurulan Barış ve Demokrasi Partisine (BDP)geçti. BDP’li milletvekilleri Haziran 2014’te, bugün hala siyasi faaliyetlerini sürdüren Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) katıldı.

Türkiye’nin koronavirüs skandalları

 

Okumaya devam et

Politika

Yargıtay Devlet Bahçeli’yi kırmadı: HDP için inceleme başlatıldı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin HDP’yi kapatmak için çağrı yaptığı Yargıtay harekete geçti. Yargıtay Siyasi Partiler Bürosu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yazı gönderdi.

BOLD- Yargıtay Siyasi Partiler Bürosu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği yazıda eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da sanıkları arasında bulunduğu 108 sanıklı Kobani iddianamesinin ekleri ile birlikte gönderilmesini istedi.

NTV’nin haberine göre Kobani soruşturması kapsamında HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın da aralarında olduğu HDP’li 9 milletvekili hakkında hazırlanan fezlekelerin örneği de talep edildi.

Başsavcılık kaynakları, tüm siyasi partilerin faaliyetlerinin takip edildiğini vurgulayarak, söz konusu belgelerin rutin inceleme kapsamında talep edildiğini bildirdi.

HDP KAPATILIR MI?

Siyasi partilerin faaliyetlerini izlemekle görevli Başsavcılıkça yapılacak inceleme sonucu HDP’nin ‘terör eylemlerinin odağı’ olduğu tespit edilirse, HDP hakkında kapatma davası açılması gündeme gelebilecek.

BAHÇELİ “ÖNEMLİ GELİŞME” DEDİ

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) grubuna hitaben yaptığı konuşmada Yargıtay’ın başlattığı için incelemeyi ilk kez dillendirdi.

Bahçeli, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, terör örgütü PKK’yla irtibatı, iltisakı ve ittifakı meydanda olan HDP hakkında inceleme başlatması çok önemli ve beklediğimiz bir gelişme.” dedi.

Bahçeli şunları kaydetti: “Anayasa Mahkemesi delilli ve belgeli şekilde HDP’nin terör eylemlerinin odağı olduğunu tespit ederse ki başkaca bir seçenek yoktur, HDP diye bir partiden, kapatmaya sebep olan üye ve yöneticilerinden söz etmek artık mümkün olamayacaktır. Türkiye bir hukuk devletiyse HDP’nin kapatılması acildir, hayatidir, şarttır.”

Okumaya devam et

Politika

Gergerlioğlu’ndan mektup: Bu karar insan haklarına darbedir

Terör örgütü propagandası yaptığı iddiasıyla cezaevine gönderilmek istenen HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, tüm vekillere bir mektup göndererek hakkındaki kararın hukuksuzluğunu anlattı.

BOLD – 2016 yılında yazdığı bir yazı ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle terör örgütü propagandası yaptığı iddiasıyla 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, tüm milletvekillerine bir mektup gönderdi.

“DOKUNULMAZLIĞIMA AYKIRI BİR ŞEKİLDE YARGILANDIM”

Kendisine verilen cezanın öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yani millet iradesine sonra da insan hakları aktivizmine vurulmuş büyük bir darbe olduğunu söyleyen Gergerlioğlu, “Milletvekili seçildiği bir dönemde milletvekili dokunulmazlığına aykırı bir şekilde yargılamaya devam edilmiştir. Ve zorlama yorumlarla hakkımda mahkûmiyet hükmü verilmiştir. Adil yargılanma başta olmak üzere Anayasa ve AİHS de koruma altına alınmış haklarım ihlal edilmiştir.” dedi.

“İNSAN HAKLARI REFORM PAKETİ NE KADAR SAMİMİ?”

Adalet Bakanı Abdülhamit tarafından bugün açıklanacak İnsan Hakları Reform paketiyle ilgili görüşlerini de ifade eden Gergerlioğlu, “Bugün insan hakları reform paketi açıklanırken herkesin sorduğu soru ‘İnsan hakları aktivisti Mv. Ömer Faruk Gergerlioğlu’na hukuksuzca ceza verilip milletvekilliği düşürülmek isteniyorken insan hakları paketi ne kadar samimi olabilir?” ifadelerini kullandı.

GERGERLİOĞLU’NUN MEKTUBUNUN TAMAMI

Değerli Milletvekilleri;

Hakkımda 2016 yılındaki Facebook ve Twitter paylaşımları gerekçe gösterilerek, “silahlı örgüte üye olma ve terör örgütü propagandasını yapma” suçlarından soruşturma başlatılmıştır. 2017 yılında hazırlanan iddianamede paylaşımlarımdan bir tanesi TMK 7/2 kapsamında değerlendirilmiş ve kamu davası açılmıştır.

Davaya konu paylaşım [1], ulusal bir medya kuruluşunun halen yayında olan bir linkidir. [2] Haberin içeriği PKK’nin çözüm sürecine ilişkin yayımlanan bir açıklamasıdır. Haberi “Bu çağrı hakkıyla değerlendirilmeli, bu işin sonu yok!” mesajı ile paylaşmıştım.

Yerel Mahkeme, “PKK/KCK terör örgütünün propagandası mahiyetinde terör örgütü mensuplarının silahlı fotoğraflarına yer vererek terör örgütü PKK’nın şiddet, cebir içeren yöntemlerini övücü ve teşvik edici şekilde propagandasını yaptığı ve böylece üzerine atılı bulunan yasadışı silahlı PKK terör örgütünün propagandasını yapmak suçunu işlediği” gerekçesiyle, hakkımda 2 yıl 6 ay hapis cezası vermiştir.

2018 yılında milletvekili seçilerek yasama dokunulmazlığı almama rağmen istinaf yargılamasına devam edilmiş, Yargıtay 16. Ceza Dairesi ise kararı 28.01.2021 tarihinde onamıştır. [3]

Yargıtay kararında, hakkımda yasama dokunulmazlığı bakımından yaptığı değerlendirmede Anayasa’nın 83. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesinde düzenlenen “seçimden önce başlanılmış olmakla birlikte hak ve özgürlükleri kötüye kullanıldığı” gerekçesiyle dokunulmazlıktan yararlanamayacağıma hükmetmiştir. Gerekçe olarak da Anayasa Mahkemesi’nin 2008 tarihli bir kararına atıf yaparak; “düşünce açıklamalarının kötüye kullanma olarak değerlendirilebileceğini, ancak her düşünce açıklamasının değil, demokratik yaşam için doğrudan açık ve yakın tehlike oluşturan düşünce açıklamalarının” bu kapsamda olduğunu belirtmiştir.

Kararda yaptığım; paylaşımda mesajın “örgüt mensuplarının silahlı fotoğrafının görsel olarak kullanıldığı, örgütün cebir ve şiddet içeren eylemlerini meşru gösteren ve teşvik eden ifadeler içerdiği” gerekçesiyle bu açıklamanın sahiplenildiği belirtilmiştir. Kast açısından paylaşımım “PKK’yi meşru göstermeye çalıştığım, örgütün siyasi veya sosyal etkinliğini artırmak, sesinin kitlelere duyurulmasını sağlamak, örgütün başa çıkılması imkânsız bir güç olduğu ve amacına ulaşabileceği kanaatini toplum üzerinde oluşturmak, halkın örgüte sempatisini artırmak ve aktif desteğini sağlamak amacı taşıdığı” ifade edilmiştir.

Hakkımdaki Karara İlişkin Hukuki Değerlendirme;

Yargıtay’ın onama kararına yazılan karşı oy yazısında hem dokunulmazlık açısından hem de suçun unsurları açısından kapsamlı bir değerlendirme yapılmıştır. Onama kararında yer almayan hukuki tartışmalar karşı oy yazısında yer bulmuş, bu karşı oy yazısı ile yargılamanın da verilen cezanın da hukuka aykırılığına açıkça dikkat çekilmiştir.

Öncelikle mahkûmiyet kararının kesinleştiği bu dönemde halen milletvekili sıfatına sahip olduğumu hatırlatmak isterim.

Anayasa’da 2001 yılında yapılan değişiklik ile yasama dokunulmazlığına istisna tutulan hakkın kötüye kullanımına ilişkin madde büyük bir değişiklik geçirmiştir. Maddeden açıkça “düşünce” ifadesi çıkarılmış olması nedeni ile propaganda suçu açıkça bu kapsamdan çıkarılmıştır.

Bu yönüyle anayasaya ve kanuna aykırı bir şekilde, dokunulmazlığı bulunan bir milletvekilinin yargılamasına devam edilmesi ve hakkında cezaya hükmedilmesi açıkça anayasaya, siyasi faaliyette bulunma, seçme ve seçilme evrensel haklarına ve Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası demokratik sözleşmelere aykırıdır.

Öte yandan milletvekili olduğum dönemden çok önce de insan hakları savunucu olarak pek çok toplumsal olaya dikkat çektiğim, bunları kamuoyu gündeme taşıdığım unutulmamalıdır. Suç teşkil ettiği iddia edilen paylaşım da çözüm sürecine dair tartışmaların devam ettiği bir dönemde barış çağrısıyla yapmıştır. Ulusal bir haber sitesinin linki ile birlikte şiddete teşvik amaçlı taşımayan bir paylaşım nedeniyle ağır bir suçtan dolayı cezalandırılmam ifade özgürlüğüne yapılan açık bir müdahaledir.

Ayrıca kararda düşünce açıklamamın doğrudan ya da dolaylı olarak nasıl açık ve yakın bir tehlike oluşturduğu hususunda bir değerlendirme de yapılmamıştır.

Bahsi geçen haber linkinin halen erişime açık olmasına karşılık, bu linki alıntılayarak paylaştığım için hapis cezasına çarptırılmam ve milletvekilliğimi kaybetme riskiyle karşı karşıya olmam hukuk kurallarının herkese eşit olarak uygulanmadığının kanıtıdır. Bu madde kapsamında yargılanan pek çok milletvekilinin yargılamalarının mahkeme kararıyla durduğunu ama benim yargılamamın kasıtlı devam ettirildiğini de bilginize sunarım.

Bir insan hakları savunucusu olarak, sivil toplum kuruluşlarında başkanlık yapmış ve çözüm sürecine doğrudan katkım bulunduğunu alenileşmiş bir haberin içeriğini paylaşmasının propaganda suçu olarak değerlendirilmesi gerek mahkûmiyet kararını onayan Yargıtay’ın, gerekse de Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarına aykırıdır.

Dolayısıyla milletvekili seçildiğim bir dönemde milletvekili dokunulmazlığına aykırı bir şekilde yargılamaya devam edilmiştir. Ve zorlama yorumlarla hakkımda mahkûmiyet hükmü verilmiştir. Adil yargılanma başta olmak üzere Anayasa ve AİHS de koruma altına alınmış haklarım ihlal edilmiştir.

Sayın Enis Berberoğlu örneğinde olduğu gibi kararın alelacele ve siyasi rant elde etmek amacıyla Meclis’e getirtilip okutulması amacıyla Yargıtay tarafından hızlı bir şekilde çıkarılan bu karar çok açık bir hak ihlallerine yol açacaktır. Anayasa Mahkemesi tarafından da hakkımda ihlal kararı vermesi kuvvetle muhtemeldir.

Bugün benim aldığım cezanın öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yani millet iradesine sonra da benim gibi insan hakları savunucusu bir milletvekiline verilmiş olması insan hakları aktivizmine vurulmuş büyük bir darbedir. Bugün insan hakları reform paketi açıklanırken herkesin sorduğu soru “İnsan hakları aktivisti Mv. Ömer Faruk Gergerlioğlu’na hukuksuzca ceza verilip milletvekilliği düşürülmek isteniyorken insan hakları paketi ne kadar samimi olabilir?”

Son olarak hakkımda verilen Yargıtay kararı sonrası yazılar yazıp açıklamalar yapan siyasi partiler, siyasiler, akademisyenler ve gazetecilere teşekkür ederim. Aşağıda hakkımda verilen kararla ilgili yazılan yazılardan bazılarını bulabilirsiniz. Bu yazılar hukuksuzluğu anlama noktasında sizlere daha da yardımcı olacaktır.

Saygılarımla

Yargıtay Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun cezasını onayladı

Gergerlioğlu’nun mahkumiyet kararında hukuka aykırı 18 hata

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0