Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Orgeneral Temel pasifize mi edildi, başka planlar için mi Genelkurmay’a geçti?

Erdoğan, o dönemde korgeneral olan Temel’in (sağda) apoletlerini sökeceğini söyleyen Muharrem İnce’ye, “Sen kimsin ya!” diye cevap vermişti.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP’yi eleştirdiği konuşmasını alkışlayan general olarak” tanındı. Ağustosta YAŞ kararı ile orgeneralliği terfi etti ve 2. Ordu Komutanı oldu. Şimdi sürpriz kararla Genelkurmay Karargâhı’na daha önce albay rütbesinin uhdesinde icra olunan bir göreve tayin edilen Org. İsmail Metin Temel’in şahsında TSK bünyesinde iki ayrı güç merkezinin hamlelerini mi seyrediyoruz? 
METİN DEMİRHAN

ANALİZ– Orgeneral İsmail Metin Temel; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle 2. Ordu Komutanlığı görevinden Genelkurmay Denetleme ve Değerlendirme Başkanlığı görevine getirildi.

İddialara göre, Org. Temel, 28 Aralık 2018 gece yarısı Genelkurmay Başkanlığı’ndan gönderilen bir yazılı mesaj emri ile Ankara’ya çağrıldı ve komutanlık vekâletini 7. Kolordu Komutanı Korgeneral Sinan Yayla’ya bırakarak Ankara’ya geldi.

TSK VE MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI SESSİZ

Bu esnada Müyesser Yıldız da Temel’in görevden alınacağı ya da istifa edeceği bilgisini ve yaşananların detayları yanında Temel’in karârgahı protesto ettiğini kamuoyuyla paylaştı. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ya da Milli Savunma Bakanlığı (MSB) ise bu konuda hiç bir açıklama yapmadı.

Basında yer alan iddialarda 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünden bu yana Org. Temel ile Hulusi Akar ve Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler arasında çeşitli konularda ihtilaf  yaşandığına ilişkin çeşitli bilgiler de paylaşıldı. 

İsmail Metin Temel, korgeneral rütbesi ile Afrin Harâtı’nı sevk ve idare etmişti.

ERDOĞAN’I ALKIŞLAMIŞTI

Üniformalı olarak bir siyaset yemeğine katılıp orada bir siyasi karakteri (Cumhurbaşkanı Erdoğan) alkışlayan Org. İsmail Metin Temel’in iki personeline madalya verilmesini teklif ettiği, ancak bu teklifinin üst makamlarca uygun görülmemesi üzerine söz konusu madalyaların dağıtılacağı Madalya Törenine katılmadığı ya da Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Güler daha tören alanındayken askeri terbiyeye aykırı olarak salonu terk ettiği de söylendi. 

Fakat Müyesser Yıldız, Temel’in 14-15 Aralık 2018’de Ankara’da icra edilen söz konusu TSK 2017-2018 Faaliyet Yılı Değerlendirme Toplantısı, Madalya ve Başarılı Birlik Ödül Töreni’ne hiç katılmadığını, katılmamak için de “rapor alma” yöntemini kullandığını aktardı.

PEKİ BÜTÜN BUNLAR NE ANLAMA GELİYOR?

1.Öncelikle belirtmek gerekir ki, “emre itaat” askerliğin ve askeri “asker” yapan disiplinin temel şartıdır. Ordu Komutanı da olsa Org. Temel’in, TSK’nın başı konumundaki Genelkurmay Başkanı Org. Güler’in verdiği karara karşı gelmesi ya da mütalaada bulunması söz konusu olamaz.

Böyle bir hareket, TSK içinde hoşnutsuzluk çıkarmak ve amire karşı gelmek anlamını taşır ve kabul edilemez. Org. Temel de bu yalın gerçeği bilecek ve normal şartlar da disiplin kurallarına aykırı hareket etmeyecek kadar tecrübelidir.

Öyleyse Org. Temel neden askerlikle bağdaşmayacak anormal tepkiler vermiştir? Bu durum açıkça Hulusi Akar ve Yaşar Güler ile İsmail Metin Temel arasında perde arkasında cereyan eden bir çekişme ve mücadelenin varlığını göstermektedir. 

Temel ile birlikte 4. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Mustafa Barut’un Erzincan’daki 3. Ordu Komutanlığı’nda pasif bir göreve getirilmesi de dikkat çekici bir gelişmedir. Barut’un önemli bir birliğin komutanlığından azledilmesinin ve bu azlin Temel’in azli ile ilişkisinin anlaşılması olayın perde arkasının aydınlatılması açısından önemlidir.

İsmail Metin Temel (ortada) Suriye’nin kuzeyindeki Afrin şehrine yönelik harekât esnasında korgeneral rütbesindeydi.

YILIN ORTASINDA KARARNAME YAYIMLANIYORSA

Bir devlet 2 tane subayını pasifize etmek için bir yılın ortasında Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayımlıyorsa aslında bu olay 2 kişi arasındaki basit bir mücadeleyi değil TSK’da nüfuzu olan farklı grupların birbirleriyle mücadelesinin küpün dışına sızmasını gösterir. 

Bunlar birlikte değerlendirildiğinde Temel’in görevden alınmasının salt görüş ayrılığı ve fevri hareketler ile açıklanmasının mümkün olmadığı ve TSK’da çeşitli gruplar arasındaki bir çekişme hatta güç mücadelesinin varlığına işaret ettiği söylenebilir.

2. Bu gelişmenin, Suriye’de icra edilecek askeri bir harekât öncesinde yaşanması ise ayrıca dikkat çekicidir. Buna yönelik bir değerlendirme içinse elde yeterli bilgi bulunmamaktadır.

3. Bir başka dikkat çeken husus ise Org. Temel ile kullanılan iletişim yöntemidir.

Ordu komutanının sözlü ve daha yumuşak iletişim kanalları değil de yazılı mesaj emri ile Ankara’ya çağrılması “Temel’in başkaldıran tavrı ile açılanabileceği gibi Genelkurmay Başkanı ve Temel arasındaki ilişkinin kriz seviyesinde cereyan ettiği, normal iletişimin kopuk olduğu” şeklinde yorumlanabilir.

TEMEL’İN ŞAHSINDA BİR GÜÇ MÜCADELESİ Mİ YÜRÜTÜLÜYOR?

4. Hulusi Akar ve Yaşar Güler ile Org. Temel arasındaki bu kriz görüş ayrılığından değil de yukarıda açıklandığı bir güç mücadelesinden kaynaklanıyorsa TSK içinde perde arkasında yaşanan bir güç mücadelesinin varlığını ve Temel’in şahsında yürütülen bu mücadelenin ileri boyutlara ulaştığının da habercisi olabilir.

Eğer bu yorum doğru ise, yakın gelecekte benzer görevden almaların ve tayinlerin yaşanması şaşırtıcı olmayacaktır.

5. Son olarak “pasifize edilme” söylemi hep medyanın kamuoyuna karşı kullandığı söylemdir.

Gerçekten “pasifize etmek midir?, yoksa daha sonrası için yapılan bazı planlamalara hazırlık için midir? bunu henüz bilmiyoruz.

PASİF GÖREVDEYKEN FİŞLEME LİSTELERİ HAZIRLADILAR

Zira Balyoz vb. davalarda yargılanan askerlerin tamamı 15 Temmuz’dan önceki süreçte “pasifize” yerlerdeydi ve çoğunun 15 Temmuz gecesi bazı tuzaklarda yer aldığını, pasif görevlerdeyken listeler hazırladığını, ertesi sabahtan itibaren de bu listelerle TSK’yı tasfiye sürecini yönettiğini biliyoruz.

Bu yüzden Erdoğan’ın “hukukumuz var” deyip koruyup kolladığı Temel’i Ankara’da yakınına ve en üst karargâh olan Genelkurmay Karargâhı’na alması hakkında sadece “pasifize etme” yorumuna odaklanmak başka ihtimalleri gözden kaçırmamıza sebep olabilir. Hâdiseyi temkinli yorumlamak faydalı olacaktır.

Sonuç:

Bu hâdise TSK’nın aşırı politize olduğunun ispatıdır.

Artık orgeneral seviyesine gelmiş bir komutanın Genelkurmay Başkanlığı’nı protesto ettiğini, emre itaat etmediğini, itaatsizlik için doktor raporu alma yolunu seçtiğini, Atatürk’ün “ordunun ruhu subaylardır” sözünü dikkate alındığımızda subaylığın en üst rütbesinde böyle bir hareketin sergilenebildiğini, Türkiye’nin en itibarlı kurumu olan TSK’nın maalesef temel değerlerinin erozyona uğradığı söylenebilir.

Orgeneral İsmail Metin Temel niçin görevden alındı?

BOLD ÖZEL

Anne-babası gözaltına alınan Zeynep bebek evde yalnız bırakıldı mı?

Anne-babası gözaltına alınan 14 aylık Zeynep bebeğin evde yalnız bırakıldığı iddiasını BOLD araştırdı, olayın gerçeğini ortaya çıkardı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ANALİZ

Türkiye’de giderek artan hak ihlalleriye ilgili büyük tepki uyandıran bir bilgi yayıldı sosyal medya aracılığıyla. 23 bin takipçisi olan @Albina_Setenay_ adlı hesaptan geçen hafta yapılan paylaşım şöyleydi: “Bugün duyduğum yüreği sızlatan bir olay; gözaltına alınan anne-babaya 10 aylık olan evlatlarını almalarına izin verilmiyor, ters kelepçe ile götürülüyor. Tam bir buçuk gün yavru evde tek kalıyor, bu hangi vicdana insanlığa sığar?”

Genellikle Gülen Hareketi mağdurlarıyla ilgili paylaşımlar yapan hesabın sahibi, bilginin doğruluğundan emindi. Teyitli olduğu konusunda da takipçilerine defalarca kez teminat verdi. Kendisine inanmayanlar da vardı.

Bold Medya’nın haberciliğine güvenen okurlarımızdan konuyu araştırmamız, gerçeği ortaya çıkarmamız için birçok mesaj aldık. Şimdi 5 yaşında olan Zeynep bebeğin annesi Zehra M. ile babası Osman M. ile ayrı ayrı görüştüm.

Söz konusu paylaşımda yer alan bilgilerin, anne babanın gözaltına alınması dışında hiçbiri doğru değil. Ne bebek 1,5 gün yalnız kalıyor ne de ellerine ters kelepçe takılıyor. Ne daha sonra akrabalar karakoldan evin anahtarını alıp kapıyı kırıp çocuğu kurtarıyor. Anne-baba yazılanların doğru olmadığını, abartıldığını söylüyor.

Türkiye’de birçok insan “iltisak” kavramı altında Cemaat soruşturmaları kapsamında gözaltına alınıyor, tutuklanıyor ve hukuksuzluğa maruz kalıyor. Resmi kayıtlara yansıyan yüzlerce işkence olayı sözkonusu. Ancak sosyal medyada özellikle takma isimli kullanıcılar yaşanan ağır hak ihlallerine gölge düşürecek, bilgilerin güvenilirliğini sarsacak paylaşımlarla zaman zaman gündeme geliyor. BOLD Medya daha önce de bu tarz bazı paylaşımların izini sürmüş ve konunun doğrusunu okurlarıyla paylaşmıştı.

ÖĞRENCİYKEN TUTUKLANDI

Zeynep bebek olayında; sözkonusu tweette yazılanlar doğru değil ancak ortada mağdur edilen bir aile, annesinden koparılan bir bebek, gözaltında aç ve susuz bırakılan ve sütü kesilen bir anne olduğu gerçek. 2014 yılında evlenen Zehra-Osman M., Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan birçok aile gibi Türkiye’de yaşanan hukuksuzluklardan payını almış bir aile. Halen daha maruz kaldıkları hak ihlalleri devam ediyor. Osman M., tutuklandığında Namık Kemal Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü 3. sınıf öğrencisiydi. Bank Asya hesabı ve Bylock kullandığı iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı ve 19 ay Tekirdağ Muratlı Cezaevinde kaldı.

Bu süre içinde Maliye ve Hazine Bakanlığı tarafından banka hesaplarına 50 milyon TL’lik bloke konuldu. Yani herhangi bir bankada hesap açtıramıyor, açtırsa bile parayı alamıyor. Osman M. blokenin neden konulduğunu bugüne kadar öğrenemedi. CİMER dahil yaptığı başvurulardan sonuç alamadı. Hapisten çıktıktan sonra okulunu bitiren Osman M. bloke yüzünden bulduğu işlerde çeşitli sıkıntılar yaşadı.

2014 yılında Osman M. ile evlenen, bir yıl sonra da kızı Zeynep Afra’yı dünyaya getiren 30 yaşındaki Zehra M. BOLD’un sorularını cevapladı:

Olay ne zaman oldu?  

27 Temmuz 2016’da Tekirdağ’da gözaltına alındık. Saat 14.00 sularıydı. Ben kızımla evde tek başımaydım. Kızımız 14 aylıktı.

Eşiniz neredeydi?

Cumaya gitmişti. Cumadan sonra da beni aradı. Annem bizdeydi. Onu evine bırakacaktı. “Ben aşağıdayım söyle annen insin götüreyim” dedi. Annemi gönderdim, gittiler. Sonra kapı çaldı zaten. Kapıyı kıracak gibi çalıyorlardı. Başımı örtüp, üzerimi giyinip açtım. Eşimi sordular. Evde olmadığını söyledim. Bana inanmadılar. Yalan söylediğimi düşündüler. “O buraya geldi, evde olduğunu biliyoruz” dediler. Buyurun girip bakabilirsiniz, dedim. Giremeyiz, iznimiz yok dediler. Önemli değil, devletimin polisine açarım kapımı dedim ama girmediler.

Arama izinleri yoksa neden kapıya geldiler ki? 

Eşimi takip etmişler sanırım. 7-8 sekiz jandarma geldi kapıya. Başlarında bir komutan vardı. İki sivil polis geldi. Mahallenin muhtarı geldi. Bir bayan polis vardı. Ben de kiracıyım. Gelen geçen herkes bize bakıyor.

İzin ne zaman geldi?

Bir saat beklediler. İzin geldikten sonra ayakkabılarıyla içeri girdiler. Bir kadın polis beni banyoda aradı. Bütün kıyafetlerimi kaldırmamı istedi. Her yerime dokundu. Evin altını üstüne getirdiler. Önce telefonu elimden aldılar. Sonra eşimi aramam için verdiler. Eşimi aradım, ‘geliyorum’ dedi. Tekrar aldılar telefonu.

Çocuk nerede bu arada?

İçeride uyuyordu. Odaya girip baktılar, onu da uyandırdılar. Çocuk korktu zaten, neye uğradığını şaşırdı. Ben de o kadar silahlı insanı görünce korkmuştum. Bende panik atak var. Ailemden birilerini çağırmak istedim. İzin vermediler. Eşim hemen gelemeyince “Eşin gelmezse seni götüreceğiz” diye beni tehdit ettiler. O arada eşim geldi. Bu sefer onunla birlikte beni de götürdüler. Ev araması 3 saat sürdü. Beni niye götürdüklerini sordum ‘gidince öğrenirsin’ dediler.

Sizi götürürlerken çocuk evde yalnız kaldı mı?

Dediğim gibi ben ailemden birini çağırmak istediğimde izin vermediler ama biz kapıdan çıkarken eşimin akrabalarından biri gelmişti. Merdivenlerde beklediğini gördüm.  Çünkü eşim amcasının oğluna telefon etmiş. Zaten onun geldiğini görmesem kıyameti koparır bir şekilde çocuğumu yanıma alırdım. Öldürseler alırdım.

Siz evden ayrılmadan bir akrabanız geldi yani? 

Evet, çıkarken gördüm, kapıda merdivenlerde bekliyordu. Evde arama yapıldığı için onu içeri almamışlar. İçeri girip kızımı aldığını gördüm, daha sonra karakolda arabanın içinde beklediklerini de gördüm. Çocuk kucağındaydı, gördüm yani. Ama sonuç olarak anne babamı aramak istediğimde izin vermediler. Biri gelmese ne olacaktı? Polisler ne düşünerek bana izin vermediler, onu bilmiyorum.

Tutuklandınız mı peki? 

Ben tutuklanmadım. Gözaltının ilk iki gününde ne yemek ne su verildi. Hem hastaydım hem emziriyorum. Su içmem lazım ama yok. 6 gün sonra serbest bıraktılar.

Gözaltındayken çocuğunuza süt verebildiniz mi?

Gözaltının 3. gününde kızımın getirilmesine izin verdiler. Bir tek o zaman süt verebildim. Daha sonra sütüm kesildi, çıktıktan sonra bir daha anne sütü veremedim. Kızım geldiğinde beni tanımadı, kucağıma gelmedi, korkmuştu zaten, ağlamaktan mahvolmuştu. Çocuk annesini tanımaz mı? Zorla emzirdim. 15-20 dakika kucağımda kaldı ve sonra ağlaya ağlaya kucağımdan aldılar. Şu an kızım beş yaşında ama yabancılardan, erkeklerden çok korkuyor.

Siz gözaltındayken çocuğa kim baktı? 

Görümcem baktı. Bir hafta boyunca hiç uyumamış kızım, sabaha kadar ağlamaktan yatıramamışlar.

Gözaltına alınırken ters kelepçe takıldı mı?

Hayır gözaltına alınırken kelepçe hiç takılmadı. 4. gün ifadeden sonra tekrar nezarete giderken korkutmak amacıyla taktılar.

Olay yaşandığında 14 aylık olan Zeynep Afra şimdi 5 yaşında.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

İktidarın el birliğiyle öldürdüğü Ahmet Burhan’ın fotoğrafını Kamu-Sen afiş yaptı

Anne-babası tutuklandıktan sonra kansere yakalanan ve tedavisi geciktirildiği için hayatını kaybeden Ahmet Burhan Ataç’ın fotoğrafını Cumhur İttifakı’na yakınlığıyla bilinen Kamu-Sen, kan bağışı kampanyasında kullandı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Cumhur İttifakı’nın politikalarına göre tavır alan sendika olarak bilinen Kamu-Sen, düzenlediği kan bağışı kampanyasının afişinde, AKP’nin politikaları nedeniyle bile bile ölüme gönderilen Ahmet Burhan Ataç’ın fotoğrafını kullandı. Türkiye’nin ikinci büyük memur sendikası olan Kamu-Sen’in bu tavrına Ahmet Burhan’ın annesi Zekiye Ataç tepki gösterdi.

Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu (Kamu-Sen) Kayseri İl Temsilciliği ile Türkiye Kamu Çalışanları Vakfı (TÜRKAV) Kayseri Şubesi, Erciyes Üniversitesi çocuk onkoloji bölümündeki hastalar için bugün bir kan bağışı kampanyası düzenliyor.

“Kan Ver Hayat Kurtar” sloganıyla hazırlanan kampanyanın afişinde 7 Mayıs 2020’de kemik kanserinden hayatını kaybeden 8 yaşındaki Ahmet Burhan Ataç’ın fotoğrafı kullanıldı. Anne-babası tutuklandıktan sonra kansere yakalanan ve Almanya’da doğan tedavi imkanı geciktirilen Ahmet Burhan Ataç, bütün Türkiye’nin gözü önünde elbirliğiyle, bile bile ölüme gönderilmişti.

“SESİMİZİ DUYMAYAN BİR SENDİKANIN BUNU YAPMASI HOŞ DEĞİL”

Ölümünün üzerinden 1 yıl geçen Ahmet Burhan Ataç’ın Zekiye Ataç, “Eğer iyi bir şeye vesile olacaksa kullansınlar, benim için sakıncası yok ama biz herkesin gözü önünde oğlumuzu kaybettik. Zamanında oğlumun ve bizim yaşadığımız sıkıntılara sahip çıkmayan, görmezden gelen bir sendikanın böyle bir şey yapması hoş değil. Oğlumun ölüm yıldönümü yaklaşıyor. Beni arayıp fotoğraf ve videolarını isteyenlere gönderiyorum. İyi bir şeye sebep olacaksa kullanabilirler. Oğlum zaten bu uğurda canını verdi. Ancak bize destek olmayan, sahip çıkmayan insanların bu şekilde fotoğrafını kullanmaları da saçma.” dedi.

KHK’LILARA KAYITSIZ BİR SENDİKA

Türkiye’nin ilk memur sendikaları konfederasyonu olarak bilinen ve üye sayısı bakımından ikinci büyük kamu çalışanları konfederasyonu olan Kamu-Sen’in başkanlığını Nisan 2018’den bu yana Önder Kahveci yapıyor. Sendikanın Kayseri il temsilciğini ise Kamil Ünal üstleniyor. Her fırsatta sarı sendika olmadığını dile getiren Kamu-Sen, MHP’ye yakınlığıyla biliniyor ve Cumhur İttifakı’nın ruhuna uygun davranarak iktidarın politikalarını eleştiremiyor. Kamu-Sen’in hukuksuz bir şekilde işlerinden atılan KHK’lı memurlarla ilgili herhangi bir projesi ya da çalışması da bulunmuyor.

AHMET BURHAN VE AİLESİ NE YAŞAMIŞTI? 

Zekiye-Harun Reha Ataç’ın çocukları Ahmet Burhan Ataç’a 24 Eylül 2018’de kemik kanseri teşhisi konuldu. Teşhis konulduğunda babası tutukluydu. Ahmet’in 2 yıllık hayat mücadelesi son yılların Türkiye’sine ayna tuttu.

Ahmet, 20 Şubat 2018’de kreşte arkadaşlarıyla oyun oynarken annesi Zekiye Ataç, babası Harun Reha Ataç ve kardeşi emniyete götürüldü. Ahmet henüz 6 yaşındaydı. OHAL uygulaması sırasında işten çıkarılan anne Ataç, 14 gün gözaltında kaldı. Ardından 2,5 ay daha tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildi. Baba Ataç ise KHK ile öğretmenlik mesleğinden men edildi ve 13 gün gözaltında kalmasının ardından geçmişte Adana’da Gülen Cemaatine bağlı özel bir yurtta müdürlük yaptığı için örgüt üyesi olduğu iddiasıyla tutuklandı. Yaklaşık 3 ay anne ve babasız kaldığı zaman dilimi Ahmet’in kanser başlangıcına denk geliyor.

SANA İNDİRİM MİNDİRİM YOK!

Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan Ahmet Burhan Ataç’a oğluna kanser teşhisi konulduktan iki ay sonra 9 yıl 9 ay hapis cezası verildi. 30 Kasım 2018’de Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesine Ahmet’e kanser teşhisi konulduğu ve kemoterapiye başladığı belirtilerek, Yargıtay aşamasına kadar tutuksuz olarak yargılanması için raporlar sunuldu. Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, Harun Reha Ataç’a “Sana indirim mindirim yok” diyerek, hükümle birlikte tutukluluğu sürdürdü.

Çukurova Üniversitesi Hastanesinde tedaviye alınan Ahmet, kemoterapi ve radyoterapi ile iyileşmeyince, Temmuz 2019’da ameliyat edilerek kürek kemiğindeki tümör temizlendi. Fakat Eylül 2019’da yapılan kontrolde tümörün akciğere sıçradığı tespit edildi.

Anne Zekiye Ataç, “Bu hafta ara değerlendirmemiz vardı. Akciğerde 4 cm büyüklüğünde tümör tespit edildi. Bu kadar kısa sürede büyümesine ve sıçramasına doktorlar da çok şaşırdı. Çarem kalmadı. Oğlum gözümün önünde eriyor” dedi. Annenin açıklamaları ve Ahmet’in babasının serbest bırakılması için çektiği video sonrası sosyal medya kullanıcıları konuyu gündem yaptı. Ahmet’in babasının tutuksuz yargılanması ve tedavi sürecinde yanında olması için sosyal medyadan kampanya başlatıldı.

Anne Zekiye Ataç, “Sabah telefon görüşü var ama Ahmet babasıyla telefonda görüşmek istemiyor. Çünkü dayanamıyor ama sonra bana ‘Babam ne diyor’ diye soruyor. Ne olur Allah’ım telefonda değil, kendi gelsin” ifadelerini kullandı. “Ahmet Hastalığı Babasıyla Yensin” etiketine binlerce sosyal medya kullanıcısı katıldı ve Ahmet’i kamuoyu geniş biçimde tanıdı.

AHMET’İN ANNESİ GÖZALTINA ALINDI

Ahmet’in yurt dışında tedavisine getirilen zorluklar, babasının serbest bırakılmamasıyla ilgili Adana Adliyesine yöneltilen yoğun eleştiriler devam ederken, anne Zekiye Ataç 15 Ekim 2019’da ikinci kez gözaltına alındı. Ahmet hem babasız hem annesiz kaldı. Aile yakınlarının verdiği bilgiye Ataç, oğlunun durumundan dolayı yapılan yardımları kabul ettiği için Zekiye Ataç ‘örgüt üyesi’ olmakla suçlandı. Tepkilerin daha da artması sonrası Zekiye Ataç ertesi gün adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

YURT DIŞINDA TEDAVİ UMUDU

Ahmet’in hastalığı ilerlerken doktorları Almanya’nın Köln kentindeki Immun-Onkoloji Merkezi’nde tedavi olabileceğini belirterek bu kliniğe yönlendirdi. Klinikle yapılan ilk temasta, Ahmet’in iyileştirilebileceği hızla getirilmesi gerektiği belirtildi. Ailenin masrafları karşılayacak ekonomik gücü yoktu. Ahmet ilk etap masraflarını bir iş adamının karşılayacağını açıklamasının ardından 20 Ocak 2020’de Almanya’ya gitti. Annesi hakkındaki yurt dışına çıkış yasağı nedeniyle Ahmet’in yanında gidemedi. 70 yaşındaki babaannesi Gülsüm Ataç refakat etti.

24 SAATTE GEREKEN PARA TOPLANDI

Ahmet’le ilgili süreci yakından izleyen İnsan Hakları Savunucusu Artel Natali Avazyan devreye girdi ve tedavi masrafları için 24 Ocak 2020’de Twitter üzerinden yardım kampanyası başlattı. Gereken 50 bin euro 24 saat içinde toplandı.

ANNE ATAÇ, AHMET ADINA TEŞEKKÜR ETTİ

24 saat bile geçmeden oğlunun tedavisi için gerekli olan paranın toplanmasının kendisini çok duygulandırdığını söyleyen anne Ataç, “Başta Natali Hanıma ve emeği geçen herkese, maddi ve manevi desteğini esirgemeyen herkese çok teşekkür ederim. Ahmet’in iyileşeceğine olan inancım daha da arttı. Ahmet’im el birliği ile sağlığına kavuşacak. İyileşeceğini ve ailece güzel günler göreceğimizi düşünüyorum” dedi.

Cezaevinde olan eşinin Ahmet’in tedavi için Almanya’ya gitmesinden çok mutlu olduğunu söyleyen anne Ataç, “Yarınki görüşmemizde de tedavi için gereken paranın toplandığı haberini vereceğim. Buna da çok sevinecek. Çünkü aklı fikri hep Ahmet’te, bizlerde” ifadelerini kullandı.

YURT DIŞI YASAĞININ KALDIRILMASI İÇİN BAŞVURU

Anne Ataç, yurt dışı yasağının kalkması ve pasaport almak için girişimlerini yoğunlaştırdı. Ancak savcılık yurt dışı yasağını kaldırmadı.

Annesinden ayrı olarak yurt dışında bulunan Ahmet’in sürekli ağladığı, moralinin çok bozuk olduğu bu nedenle tedaviye istenilen düzeyde cevap vermediği belirtildi. Ahmet’i, Almanya’da evinde misafir eden iş adamı Mete Atakul, Ahmet’in üzüntüden yemek yemediğini belirtti.

ÜÇ KEZ YURT DIŞINA ÇIKIŞ YASAĞI

Yoğun kamuoyu baskısı üzerine Zekiye Ataç’ın yurt dışı çıkış yasağı Şubat 2020’de mahkeme kararıyla kaldırıldı. Ancak savcılığın yaptığı itiraz üzerine mahkeme ikinci kez yurt dışına çıkış yasağı getirdi.

Anne gidemeyince, tedavinin ilk bölümüne verilen iki haftalık arada Ahmet, 8 Şubat günü annesini görebilmek için Türkiye’ye döndü.

Natali Avazyan ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun yaptığı girişimler sonucunda Zekiye Ataç’ın yurt dışına çıkış yasağı 21 Şubat 2020’de tekrar kaldırıldı. Almanya Büyükelçiliği anne Ataç’a hızla vize verdi.

Zekiye Ataç, 2 Mart 2020’de Ahmet’le birlikte İstanbul Havalimanından Almanya’ya çıkmak isterken durduruldu. Anne Ataç, bu kez Mersin 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından üçüncü kez yurt dışına çıkış yasağı getirildiğini havalimanında öğrendi.

“EL BİRLİĞİYLE OĞLUMU ÖLDÜRÜYORSUNUZ”

Zekiye Ataç sosyal medya hesabından “El birliğiyle oğlumu öldürüyorsunuz” notuyla bir video yayınlayarak açıklamada bulundu:

“Biz şu an İstanbul’dayız. Sabahleyin Adana’dan İstanbul aktarmalı Köln’ne gidecektik ama maalesef benim pasaportuma el koydular. Pasaport ve vize verilmişti ama maalesef ertesi günü tekrar yurt dışı yasağı koymuşlar. Bu çocuğun yarın Köln’de olması gerekiyor. Tedavisine yetişmesi gerekiyor. Durumu iyi değil. Lütfen artık bu işin çözülmesini istiyorum.”

AHMET ALMANYA’YA ANNESİYLE GİTTİ

Ahmet ve annesi sorunun çözülmesi için havalimanında beklemeye başladı. Sosyal medya üzerinden yoğun tepkiler yükseldi. Şarkıcı Haluk Levent, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile görüştüğünü açıkladı. Ertesi gün 3 Mart 2020’de yurt dışı yasağı tekrar kaldırıldı ve Ahmet annesiyle birlikte Köln’e uçtu.

GEÇ KALINDI

Yargı süreçleri nedeniyle kaybedilen zaman Ahmet’in hastalığının yayılmasına neden oldu. Bacak kemiklerinde çok sayıda kırık meydana gelen Ahmet’in kan değerleri de düştü ve tedaviye cevap vermedi.

Köln’deki doktorlar Ahmet’in kan değerlerinin çok düşük olduğunu ve bünyesinin tedaviyi kaldıramayacağını geç kalındığını belirttiler.

Ahmet ve annesi 11 Mart 2020’de Türkiye’ye geri döndüler.

Anne Ataç, doktorların ilk tedaviden bu yana geçen zamanda değerlerinin ikinci tedaviyi kaldıramayacak kadar düştüğünü ve tedaviye başlamak için toparlanması gerektiğini söylediğini aktardı.

BABA İLE OĞLUNUN TELEFON GÖRÜŞMESİ

Ahmet’in kan değerlerinin yükselmesi için babasının tutuksuz yargılanması için kampanya düzenlendi. 27 Mart 2020’de Ahmet ile babasının yaptığı telefon görüşmesinin kaydı yayınlandı.

Kayıtta; Ahmet, babasından ‘gelmesini’ istiyor. Ahmet’in ağlayarak, “Artık buraya gel, dayanamıyorum” sözlerine babası Harun Ataç, ağlayarak cevap veriyor: “Oğlum gelemiyorum. Ben de gelmek istiyorum ama gelemiyorum oğlum. Bırakmıyorlar yavrum.”

5 SAATLİK GÖRÜŞME İZNİ

Ses kaydının oluşturduğu yoğun etki sonrası savcılık aynı gün içinde babaya ilk kez görüşme izni verdi. 5 saatlik görüşme için baba Harun Ataç, Ahmet’in bulunduğu hastaneye geldi.

Görüşmenin ardından Ahmet’in uzun bir aradan sonra ilk kez gülümseyerek uyuduğu fotoğrafları yayınlandı.

Ardından yapılan tutuksuz yargılama başvurularının tamamı sonuçsuz kaldı.

AHMET’E MORAL OLSUN DİYE İKİNCİ KAMPANYA: AHMET’İ SEVİYORUM

Arlet Natali Avazyan, Ahmet Burhan’a moral olması için yeni bir kampanya başlattı. Sosyal medya kullanıcıları paylaştıkları video ve mesajlarla ‘Ahmet’i seviyorum’ dedi. Avazyan’ın, babası hala tutuklu, ileri derece kemik kanseri Ahmet Burhan için sosyal medyada başlattığı #AhmetiSeviyorum kampanyası çığ gibi büyüdü. Ünlü isimler ve sosyal medya kullanıcıları moral videoları çekerek paylaştılar.

YOĞUN BAKIMA ALINDI: BABAYA İZİN YOK

Durumu her geçen gün kötüleşen Ahmet, 6 Mayıs 2020’de fenalaştı ve yoğun bakıma kaldırıldı. Doktorlar Ahmet’i uyuttu.

Tarsus Cezaevinde tutuklu bulunan baba Harun Reha Ataç’ın Ahmet’i son kez görmesi için savcılıktan izin talep edildi. Aileye eşlik edenler, savcılığın Harun Ataç’ın hastaneye gece değil; sabah gidişine izin verdiği bilgisini paylaştı.

HAYATA GÖZLERİNİ YUMDU

2018’de yakalandığı kemik kanseri hastalığıyla ‘olağanüstü hal’ koşullarında mücadele eden Ahmet’in kalbi üç kez durdu. 7 Mayıs 2020’de sahura yaklaşan saatlerde Ahmet hayata gözlerini yumdu.

El birliğiyle öldürülen çocuk Ahmet Burhan Ataç’ın hayatı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Vefatının 28. yıl dönümünde Turgut Özal kimdir?

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatının üzerinden 28. yıl geçti. Cumhurbaşkanlığı görevi devam ederken vefat eden Turgut Özal’ın hayatı, kariyeri, ölümü üzerindeki şaibeler, 19 yıl sonra açılan mezarından çürümemiş cesedinin çıkmasına dair bilgiler…

BOLD – Turgut Özal, vefatının 28. yıldönümünde sevenleri tarafından anılıyor. Ölümünün üzerindeki sis bulutları halen duran Turgut Özal’ın hayatı ve kariyerine dair önemli satır başları…

MEMUR BABASI NEDENİYLE SIK SIK İL DEĞİŞTİRDİLER

13 Ekim 1927 tarihinde Malatya’da dünyaya geldi. Banka memuru babasının görevi nedeniyle sık sık il değiştirdi. Mersin’in Silifke ilçesinde kaza sonucu eşeğin üzerinden düşerek kolundan sakatlanması sonucu kollarından biri diğerine göre daha kısa kaldı. 4 yaşındayken ailesiyle birlikte Bilecik’in Söğüt ilçesine taşındı ve ilköğrenim hayatına burada başladı.Ortaokulu Mardin’de bitirdi. Mardin’de lise olmaması nedeniyle, Konya Lisesi’nde eğitimine devam etti. Lise eğitimini Kayseri Lisesi’nde tamamladı.

İTÜ ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ MEZUNU

İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesi’nde Elektrik Mühendisliği bölümünü burslu olarak okudu ve 1950 yılında mezun oldu. Mühendislik yapmaya başladı ve kısa bir süre sonra ailesinin isteğiyle 1952 yılında evlendiği Ayhan İnal ile aynı yıl boşandı. Bu evlilikten sonra çalıştığı kurum Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü’nde (EİEİ) sekreter olarak görev yapan Semra Yeğinmen ile nikah masasına oturdu. Evlendikten sonra ABD’de Teksas Teknoloji Üniversitesi’ne ihtisas yapmaya giderek burada ekonomi branşında eğitim aldı. Yine bu evliliğinden sonra Ahmet, Zeynep ve Efe adında 3 çocuk sahibi oldu.

DPT’NİN KURULUŞUNDA YER ALDI

Geri döndüğünde EİEİ Genel Müdür Yardımcısı oldu ve Türkiye’de elektrifikasyon üzerine projelerde çalıştı. 1958 yılında Planlama Komisyonu’nda sekretarya görevini yaptıktan sonra 1959 yılında Ankara Ordonat Okulu’nda yedek subay oldu. Askerliği sonrasında Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) kuruluşunda yer aldı. 1965 seçimlerinden sonra Süleyman Demirel’in danışmanı olarak görev yaptı. 1967 yılında DPT Müsteşarı oldu. 1971-1973 yılları arasında Dünya Bankası Sanayi Dairesi’nde danışman olarak çalıştı. Yurda döndükten sonra başta Sabancı Holding olmak üzere birçok sektördeki, birçok şirket için yönetici olarak çalıştı.

MSP’DEN ADAY OLDU ANCAK SEÇİLEMEDİ

1977 genel seçimlerin,de Milli Selamet Partisi’nden İzmir milletvekili adayı oldu ancak seçilemedi. 43. hükumet döneminde Başbakanlık Müsteşarlığı ile DPT Müsteşar Vekilliği görevlerine getirildi. 24 Ocak Kararları’nı hazırladı. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, bu politikaları devam ettirmek amacıyla Bülend Ulusu Hükumeti’nde ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcılığı görevine getirildi. Bu göreve getirildikten 22 ay sonra, 14 Temmuz 1982 yılında istifa etti. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hem DPT Müsteşarlığı hem de Başbakanlık Müsteşarlığı yapmış tek Başbakanı ve Cumhurbaşkanıdır.

DARBE SONRASI ANAP’I KURDU

20 Mayıs 1983 tarihinde Anavatan Partisi’ni kurdu. 1983 Türkiye genel seçimlerinde tarihindeki seçimlerde 400 kişiden oluşan parlamentoda 211 milletvekili çıkararak tek başına iktidar ve 45. hükumetin Başbakanı oldu. 1984 yerel seçimlerinden de başarıyla çıktı. 13 Nisan 1985 tarihinde yapılan ilk kongrede tekrar genel başkanlığa seçildi. 1987 yılında yapılan genel seçimlerde de 292 milletvekili çıkartarak tekrar çoğunluğu sağladı ve 46. hükumetin Başbakanı oldu. İktidarda bulunduğu 1983-1991 döneminde Türkiye ekonomisi ortalama yıllık yüzde 5,2 oranında büyüdü. Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nu değiştirerek Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığını kurdu.

TÜRK EKONOMİSİNİ REKABETE AÇTI

Ekonomide serbest piyasa düzenini esas alan yapısal değişim programı Turgut Özal hükumeti döneminde uygulamaya kondu. 1983-1987 yılları arasındaki Başbakanlığı dönemini de içine alan, Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 1980 yılında 1.539 dolar iken 1987 yılında 1.636 dolara yükseldi. Türkiye’yi ithal ikamesi modelinden ihracat önderliğinde büyüme modeline dönüştürmeyi başarmış ve Türk ekonomisi rekabete açılmıştır. Döneminde pek çok Anadolu il ve ilçesinde organize sanayi bölgesi kurulmuş, Anadolu üretim yapıp doğrudan ihracata yönelmiştir.

PARTİ KONGRESİNDE SUİKASTA UĞRADI

18 Haziran 1988 Cumartesi günü Ankara Atatürk Spor Salonu’nda Anavatan Partisinin 2. Olağan Kongresi’nin düzenlendiği sırada Kartal Demirağ isimli saldırgan tarafından düzenlenen suikasttan yaralı olarak kurtuldu. Foto muhabirleri ve televizyon kameraları için hazırlanmış olan platformun önünden ve Özal’a 12 metre öteden iki el ateş eden Demirağ, Turgut Özal’ı sağ elinden yaraladı. Saldırı sonrası etrafa rastgele ateş açan korumalar ise 18 kişinin yaralanmasına sebep oldu. Yaralananlar arasında Bakan İmren Aykut da vardır. Önce ölüm cezasına çarptırılan, ardından cezası 20 yıla indirilen Kartal Demirağ’ı Özal Cumhurbaşkanlığı döneminde affetti.

3. TURDA CUMHURBAŞKANI SEÇİLDİ

1989’daki Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday oldu. Sosyal Demokrat Halkçı Parti ve Doğru Yol Partisi meclise girmeyerek seçimi boykot etti. İlk turda Turgut Özal 247, ANAP Burdur Milletvekili Fethi Çelikbaş 18 oy aldı. 17 oy boş çıkarken 3 oy geçersiz sayıldı. İkinci turunda 284 milletvekilinin katıldığı oylamada adaylardan Başbakan Turgut Özal 256 oy alırken, Çelikbaş 17 oy aldı. 2 oy geçersiz sayılırken 9 oy boş çıktı. 31 Ekim 1989 tarihinde yine muhalefetin katılmadığı 3. tur oylamasında Turgut Özal 263 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı oldu. 9 Kasım 1989 tarihinde resmi olarak görevine başladı.

SİVİL YÖNETİMİ SAVUNDU

Turgut Özal her zaman sivil yönetimi savundu, genellikle de resmi kıyafetler yerine sivil kıyafetler giymesiyle dikkat çekti. Kamu kurum ve kuruluşlarını resmi kıyafetiyle ziyaret eden diğer Cumhurbaşkanlarından farklı olarak çoğu defa kravatsız, keten pantolon, keten ayakkabı ve tişörtle resmi programlara katıldı. Askeri birlikleri şortla denetlemesi medya tarafından şiddetle eleştirildi. Özal diğer Cumhurbaşkanları gibi konuklarını köşkte ağırlamak yerine, Marmaris Okluk koyundaki resmi yazlıkta ağırladı. Ölümünde sivil Cumhurbaşkanı, demokrat Cumhurbaşkanı, dindar Cumhurbaşkanı pankartlarıyla da bu tutumu desteklendi.

1. KÖRFEZ SAVAŞI’NDA YER ALMAK İSTEDİ

Cumhurbaşkanlığı döneminde meydana gelen 1. Körfez Savaşı’nda aktif rol aldı. Petrol kaynaklarının kontrolünü elinde tutan Saddam Hüseyin’in Türkiye için büyük bir tehlike teşkil ettiğini ve Saddam’ın bölgeyi hakimiyeti altında tutmasına izin verilemeyeceğini savundu. Saddam’ın uzaklaştırılması için mümkün olan her şeyin yapılması konusunda fikren ve siyasi açıdan son derece istekliydi. Bu nedenle ABD’ye bu konuda açık destek verdi. Harekata Türk ordusunun da katılıp, Misak-ı Milli sınırları içinde olan Musul ve Kerkük’e girilmesini isteyince, zamanın Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay görev süresi sona ermeden 3 Aralık 1990 tarihinde kendi isteği ile Genelkurmay Başkanlığı görevinden emekliye ayrıldı.

GÖREVİ BAŞINDA VEFAT ETTİ

Turgut Özal, 17 Nisan 1993 tarihinde 5 ülkeyi kapsayan 12 günlük Türkistan gezisinden sonra Çankaya Köşkü’nde sabah sporu yaparken kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Cenazesine Türkiye’nin dört bir yanından yüz binlerce kişi akın etti. Tören televizyonlardan canlı yayınlandı, ülkede 3 günlük yas ilan edildi. “Öldükten sonra beni İstanbul’a defnedin, kıyamete kadar Fatih Sultan Mehmet’in manevi ruhaniyeti altında bulunmak istiyorum” şeklindeki vasiyetine uyularak kendisi tarafından yaptırılan eski Başbakan Adnan Menderes’in anıt mezarının bulunduğu Topkapı’da, Vatan Caddesi üzerinde kendisi adına hazırlanan anıt mezara defnedildi.

SUİKASTA UĞRADIĞI İDDİASIYLA MEZARI AÇILDI

Bir suikasta kurban gitmiş olabileceği de yıllardır tartışıldı. Turgut Özal’ın limonatasına katılan arsenikle zehirlendiği iddiasını ortaya atan eşi Semra Özal, delil olarak da saç örneğini ABD’de tahlil ettirdiğini söyledi. 2 Ekim 2012 tarihinde Turgut Özal’ın 19 yıl aradan sonra kabri açıldı, cesedinin çürümemiş olduğu görülürken, ölümünün bir suikast olup olmadığının belirlenmesi için yapılan otopsi sonucunda Adli Tıp Kurumu araştırmalar ve bulgular sonucu zehir bulunduğunu ancak Özal’ın zehirden mi yoksa başka sebepten mi öldüğünü tespit edemediklerini açıkladı.

 

Cezaevinde kanser olan KHK’lı mühendis Abdülazim Özdemir hayatını kaybetti

 

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0