Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

5 maddede “itirafçı Flynn” vakası

Flynn, ABD Başkanı Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı olarak görev yapmıştı

Türkiye ve Rusya ile ilişkileri, Fethullah Gülen’i kaçırmak ve aleyhine çalışmak için yaptıklarıyla, beş maddede Amerika’da gündem olan Flynn olayı.

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn, hakkında açılan soruşturma kapsamında özel savcılıkla anlaşma yoluna giderek, Rusya hükümeti ile kurduğu temaslar konusunda Federal Soruşturma Bürosu’na (FBI) yalan beyanda bulunduğunu kabul etti.

Reuters, konuyu toparlayan bir analiz yayınladı. Reuteres’in analizinden beş maddede Flynn vakası:

1-FLYNN INTEL GROUP VE TÜRKİYE İLİŞKİSİ

Flynn’in savcılık ile yaptığı anlaşma kapsamındaki itirafına kadar, gerek Türkiye gerekse Flynn Intel Group yetkilileri, aralarında doğrudan bir bağ ya da ilişki olmadığını söylüyor.

Flynn Intel Group, kendisinin Türkiye-ABD İş Konseyi Başkanı Ekim Alptekin’in sahibi olduğu Hollanda merkezli danışmanlık şirketi Inovo BV ile anlaşma yaptığını ve bu şirketin Türkiye hükümetinden bağımsız olduğunu öne sürüyordu.

Flynn Intel Group ile Inovo BV arasındaki anlaşma ABD başkanlık seçimlerine üç aydan daha az bir süre kala, Ağustos 2016’da imzalandı. Kontratın süresi ise üç aylıktı.

Kontratta, Flynn Intel Group’un Türkiye’nin ABD’li yatırımcılar gözündeki imajını düzeltmek için çalışmalar yapması ve Fethullah Gülen’in faaliyetlerine yönelik araştırmalara imza atması öngörülüyor.

Kontrat kapsamında, Flynn Intel Group’un yaptığı araştırmanın sonuçlarının geniş kitlelerle paylaşılabilmesi için bir halka ilişkiler firması ve bir film ekibi oluşturularak bir belgesel çektirmesi de yer alıyor.

Kontratta, Flynn Intel Group’un Inovo adına ve Inovo’nun yönlendirmesine göre açık kaynaklardan araştırma yapacağı belirtiliyor.

Bu araştırmanın ise Gülen’e ve ABD’de kendisiyle bağlantılı olan ya da bağlantılı olduğu iddia edilen okullara odaklanacağı ifade ediliyor.

Tüm bu çalışmaların amacı da ABD iş dünyasının Türkiye’yi yeniden istikrarlı ve yatırım yapmaya uygun bir ülke olarak görmesinin sağlanması olarak tanımlanıyor.

Alptekin, Mayıs ayı sonlarında Washington’da yaptığı bir konuşmada, “Türkiye-ABD ilişkilerinin önündeki engelleri daha iyi anlamak” adına Flynn Intel Group’u tuttuğunu belirtti ve ikili ilişkilerin önündeki en büyük engelin de Gülen olduğunu söyledi.

Flynn Intel Group ile Inovo arasındaki 3 aylık sözleşmenin süresi, ABD başkanlık seçimlerinden 8 gün sonra, yani 16 Kasım’da sona erdi.

2-FLYNN VE ŞİRKETİ TÜRKİYE İÇİN NE YAPTI?

Flynn Intel Group’un Inovo tarafından tutulmasının ardından Flynn’in de Türkiye hakkında görüşlerinin değişmeye başladığı görülüyor.

YouTube’taki bir videoya göre, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Cleveland’de bir konuşma yapan Flynn, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetiminde “İslamileştiğini” ve ordunun da ülkenin laik kimliğini yeniden tesis etmek istediğini söylüyor. Bu sözler, seyirciler tarafından alkışlanıyor.

Bu konuşmadan bir ay sonra ise Flynn Intel Group ile Inovo arasındaki kontrat yürürlüğe giriyor. Trump’ın kampanyasında aktif rol oynayan Flynn’in yine aynı dönemlerde, Trump’ın seçilmesi halinde Beyaz Saray’da önemli bir pozisyona getirileceği beklentilerinin arttığı da görülüyor.

ABD Adalet Bakanlığı’na Mart ayında sunulan belgelerde, Flynn’in Eylül 2016’da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Enerji Bakanı Berat Albayrak ile New York’ta görüştüğü belirtiliyor.

Alptekin’in davetiyle gerçekleşen bu görüşmenin amacı, “o dönemde Türkiye’deki siyasi ortamın daha iyi anlaşılması” olarak nitelendiriliyor.

Toplantıya Flynn ile birlikte eski CIA Başkanı James Woolsey de katılıyor.

Mart 2017’de Wall Street Journal gazetesine konuşan Woolsey, New York’taki toplantıda Flynn ve Türk hükümet yetkililerinin Gülen’in ABD’den kaçırılarak, Türkiye’ye götürülmesi olasılığını masaya yatırdıklarını söyledi.

The Daily Caller web sitesi de Ekim 2016’da Flynn’in bu kez İbrahim Kurtuluş ve Erdoğan’ın kuzeni olduğunu öne sürdüğü Hilal Mutlu ile görüştüğünü bildirdi.

Flynn, bu gelişmelerin ardından ABD’de başkanlık seçimlerinin olduğu gün, yani Kasım ayının başında ABD siyasetiyle ilgili yayın yapan gazete ve haber sitesi The Hill’e Türkiye ile ilgili bir makale yazdı.

Flynn, “Müttefikimiz Türkiye krizde ve desteğimize ihtiyacı var” başlıklı makalesinde, Gülen’in ABD’de ılımlı bir imam olarak tanınmasına karşın aslında “radikal bir İslamcı” olduğu belirterek, ABD’nin dış politikasını Türkiye’ye öncelik verecek şekilde yeniden gözden geçirmesi gerektiğini ifade etti.

Adalet Bakanlığı’na sunulan belgelerde, bu makalenin Flynn Intel Group’un Inovo ile anlaşması kapsamında yaptığı araştırmada elde ettiği bulgulara dayandırılarak yazıldığı ve taslağının yayından önce Inovo ile paylaşıldığı belirtildi. Ancak yine aynı belgede Inovo’dan gelen geri dönüşler ışığında sadece “teknik değişiklikler” yapıldığı, bunun haricinde makalenin içeriğinde hiçbir değişikliğin yapılmadığı vurgulandı.

Yine aynı belgelere göre, Flynn Intel Group, Gülen hakkında yapılan araştırmaya dayanan, ABD’de gösterilmek üzere bir belgesel hazırlanması için bir prodüksiyon ekibi kurdu ve bu belgesel ile araştırmanın diğer bulgularının dağıtımı için S.G.R. LLC adlı bir halkla ilişkiler ve lobicilik firmasıyla anlaştı.

S.G.R. LLC, “Gulenopoly” adını taşıyan ve masa oyunu Monopoly’ye benzeyen bir oyun hazırladı. Bu oyun kartının üzerinde, “Gülen Hareketi, siyasi ve ekonomik nüfuz yaratma oyununda uzmanlaştı ancak bu karanlık kurumun ortaya çıkarılmasıyla birlikte oyunun da sonu geliyor” yazıldı.

Ancak bu hazırlanan görsel materyal taslak olarak kaldı ve kimseye dağıtılmadı.

Flynn’in Türkiye ile ilişkileri konusunda dikkat çeken bir diğer gelişme de seçimlerden ve Inovo ile yapılan kontratın süresinin dolmasının ardından yaşandı.

ABD’li Washington Post gazetesi, geçiş döneminde Flynn’in eski Başkan Barack Obama’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice’a Suriye’de Kürt Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) silahlı kanadı Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) silah gönderilmesi planına onay vermemesini söylediğini yazdı.

Habere göre, Flynn, Rice’a, “Bu planı onaylamayın. Bununla ilgili kararı biz vereceğiz” dedi. Flynn, Türkiye’nin başından beri karşı çıktığı bu planı o dönemde durdurmayı başarmış olsa da Başkan Trump daha sonra YPG’ye silah verilmesini onayladı.

3-FLYNN-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNİN MADDİ BOYUTU

Kontratta Flynn Intel Group’a Inovo tarafından yapılan ödemelerin hiçbir kısmının yabancı bir devlet tarafından karşılanmadığı ibaresi de yer alıyor.

Alptekin de Flynn Intel Group’a yapılan ödemelerin tamamının kendi şirketinden karşılandığını söylüyor.

Flynn Intel Group’un ABD Adalet Bakanlığı’na sunduğu belgeye göre, Inovo BV’den üç defada toplam 530 bin dolarlık bir ödeme alındı.

Ancak daha sonra Flynn Intel Group’tan Inovo BV’ye biri Eylül, diğer de Ekim ayında olmak üzere 40’ar bin dolarlık “Danışmanlık Ücreti” adı altında iki farklı ödeme yapıldı.

WSJ’ye konuşan Alptekin, bu ödemelerin danışmanlık ücreti değil, iade olduğunu söyledi.

Alptekin, Flynn Intel Group’un sunması öngörülen hizmetler arasında lobicilik faaliyetleri de bulunduğunu ancak bunun için ortaya somut bir plan koyamamalarından dolayı bu hizmetin bedelinin kendilerine iade edildiğini belirtti.

FBI soruşturması kapsamında bu geri ödemelerin neden yapıldığı sorusuna da yanıt aranıyordu. Zira, ABD’deki lobicilik yasalarına göre, bir kurum ya da kişinin, lobi faaliyetleri için kendisini tutan devlet ya da şirkete veya aracı olan kişiye bu kontrat için “komisyon” ödemesi yasak.

Bir başka deyişle, eğer Flynn Intel Group, kendisiyle kontrat yapılmasına aracılık ettiği için Alptekin’e komisyon olarak bu ödemeleri yaptıysa yasaları da ihlal etmiş oluyor.

Sunulan belgelerde, Flynn Intel Group’a yapılan ödemelerin ne kadarının kime harcandığı bilgisi de yer alıyor. Flynn’in kendisi “İdari Destek” adı altında, üç ay boyunca ayda 4 bin dolar olmak üzere, toplamda 16 bin dolar ödeme aldı.

Gülen’le ilgili hazırlanan ancak daha sonra rafa kaldırılan belgesel projesi ekibinde yer alan gazeteci David Enders’a üç defada toplam 3 bin 400 dolar “Videografi” parası ödendi. Projedeki diğer gazeteci Rudi Bahtiyar da mülakatları yaptığı için 1200 dolar kazandı.

“Gulenopoly” oyununu yapan ve belgesel ile araştırma sonuçlarının geniş kitlelere duyurulması için tutulan S.G.R. LLC lobicilik ve halkla ilişkiler şirketine de toplam 40 bin dolar para ödendi.

Ayrıca Hillary Clinton’ın e-postalarıyla ilgili açılan soruşturmada kilit rol oynayan ve emekli olduktan sonra Flynn’in şirketinde çalışmaya başlayan eski FBI ajanı Brian McCauley’ye “Danışmanlık Ücreti” adı altında dört defa ödeme yapıldı ve toplamda 28 bin dolar verildi. Yine “Danışmanlık Ücreti” adı altında 7 bin 500 dolar kazanan bir diğer isim de Tuğamiral Paul Becker oldu.

Ancak daha önce ABD devletinin farklı yerlerinde görev yapmış olan bu kişilerin, Inovo ile Flynn Intel Group arasındaki ilişkilerde oynadığı rolün ve sundukları hizmetin ayrıntılarına resmi belgelerde yer verilmedi.

4-FLYNN VE ŞİRKETİNİN TARTIŞMALI TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

Kasım ayı sonlarında, ABD Adalet Bakanlığı Ulusal Güvenlik Birimi yetkilileri, Türkiye ile ilişkilerinin niteliği konusunda daha ayrıntılı bilgi almak için Flynn ile temasa geçti.

The Daily Caller’ın haberine göre, Adalet Bakanlığı’nın harekete geçmesini seçim günü Flynn imzasıyla yayınlanan makale ve seçimlerden Flynn’in desteklediği Trump’ın zaferle çıkması tetikledi.

Aralık ayı içerisinde Flynn’in Türkiye ile ilişkileri hakkında FBI soruşturması başlatıldı. New York Times, Mayıs ortasında yayımladığı bir haberinde, Flynn’in Ocak ayı başında Trump’ın geçiş dönemi ekibinin baş hukuk danışmanı Donald F. McGahn’ı açılan soruşturmayla ilgili bilgilendirdiğini bildirdi.

Soruşturmanın açılmasının temelinde Flynn’in Inovo ile kontrat imzaladıktan sonra Türkiye adına lobi faaliyetlerinde bulunduğunu Adalet Bakanlığı’na bildirmemiş olması yatıyor.

Flynn Intel Group, kendisini Inovo’nun lobicisi olarak Eylül ayında kaydettirmiş olmasına karşın Türkiye ile ilgili herhangi bir bildirim yapmadığı görülüyor.

ABD yasaları gereğince, bir ABD vatandaşı, yabancı bir devletin çıkarlarını temsil etmeye başladığı zaman Adalet Bakanlığı’na bildirimde bulunarak, kendisini “yabancı ülke lobicisi” olarak kaydettirmesi gerekiyor.

Flynn ve avukatları, kendileri tutanın doğrudan Türkiye Cumhuriyeti devleti olmaması, bir Türk iş adamının sahibi olduğu Hollanda merkezli bir şirket olmasından dolayı ilk etapta bu bildirimi yapmalarına gerek olmadığını düşündüklerini söylüyor.

Ancak Flynn, hakkındaki soruşturmanın açılmasından sonra Mart ayında Adalet Bakanlığı’na avukatı aracılığıyla Inovo ile yaptığı kontratla ilgili geçmişe dönük bildirimde bulundu.

Avukatı Robert Kelner, “yapılan anlaşmadan öncelikli olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne fayda sağladığı şeklinde yorumlanabilme ihtimali” olmasından dolayı geçmişe dönük bu bildirimi yapmaya karar verdiklerini söyledi.

Michael Flynn’in eski ortağı duruşmanın ertelenmesini istedi

Son dönemde Flynn hakkındaki soruşturmaların ve yargı süreçlerinin hızlandığı görülürken, lobicilik faaliyetleriyle ilgili dava açılıp açılmamasına karar vermek üzere Kuzey Virginia’da “büyük jüri” oluşturuldu.

New York Times, Flynn’in şirketinde çalışanlara mahkeme celbi gönderildiğini ve Flynn ve Flynn Intel Group’un yaptığı işlerle ilgili her türlü “kayıt, araştırma, sözleşme, banka kaydı, iletişim” ve diğer belgelerin mahkemeye sunulması istendiğini bildirdi.

Benzer bir celbin Alptekin için de çıkartıldığı ifade edilirken, haberde, Türk iş adamıyla ilgili de soruşturma açıldığına işaret eden herhangi bir gösterge bulunmadığı vurgulandı.

5-FLYNN’İN RUSYA İLİŞKİLERİ İLE NEDEN BAŞI DERTTE

Michael Flynn hakkında Rus yetkililer ile kurduğu temasların içeriği ve bununla ilgili beyanları hakkında da devam eden soruşturmalar var.

Flynn’in henüz resmi görevi yokken seçimin ardından Rusya Büyükelçisi Sergey Kislyak’la yaptırımların kaldırılması konusunu görüştüğü ve bu görüşmeyle ilgili Başkan Yardımcısı Mike Pence’e hatalı bilgi verdiği ortaya çıkmıştı. Flynn bunun üzerine istifa etmiş ancak hakkında hem ABD Savunma Bakanlığı hem de Kongre nezdinde bir dizi soruşturma açılmıştı.

Flynn’in Rusya ile ilişkileri sadece kendisini değil, Başkan Trump’ın da başını ağrıtmaya aday görünüyor.

Trump’ın görevden aldığı eski FBI Başkanı James Comey, başkanın kendisinden Flynn ile ilgili soruşturmayı kapatmasını istediğini söylemişti.

Bazılarına göre, Flynn’in hem kampanya döneminde hem de seçim sonrası kısa da olsa Trump’ın ekibinde yer almasından dolayı yabancı ülkelerle olan ilişkilerinde tespit edilecek sıkıntılar ve hakkında yapılacak olası bir cezai işlem başkanın da azledilmesine gidebilecek bir süreci başlatma potansiyeli taşıyor.

Hakim Flynn’e “ülkeni sattın” dedi

Dünya

ABD’nin 180 kongre üyesi Erdoğan’ın insan hakları ihlalerine karşı harekete geçti

ABD Temsilciler Meclisi’nden 180 üye, Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e bir mektup yazarak Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerine karşı hareke geçme çağrısında bulundu.

BOLD – ABD Kongresinin Temsilciler Meclisi üyesi yaklaşık 180 milletvekili Türkiye’de artan insan hakları ihlalleri yüzünden harekete geçti.

Üyeler, Dışişleri Bakanı Antony Blinken’e yazdıkları mektupta, ihlallere karşı hareke geçilmesi çağrısı yaptı.

İKİ ÜLKE İLİŞKİLERİNE ZARAR VERİYOR

Mektupta Erdoğan yönetiminin insan hakları ihlallerinin yanı sıra, iki ülke ilişkilerine zarar verdiği, yargıyı zayıflattığı, muhalif siyasetçilerle gazetecileri hapse attığı ve ülkede demokratik gerilemeye neden olduğu da vurgulandı.

Türkiye’deki ifade özgürlüğüne ilişkin kaygıları da anlatan mektup hem Cumhuriyetçi hem Demokrat üyelerin imzalarını taşıyor.

Mektupta Erdoğan yönetiminin 2016’dan bu yana 80 binden fazla Türk vatandaşının tutuklattığı, bin 500 den fazla sivil toplum kuruluşunu da kapattığı belirtildi.

DAVALARI YAKINDAN TAKİP ETME ÇAĞRISI

ABD’li vekiller temelsiz iddialarla tutuklanan kişiler arasında ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından istihdam edilen üç Türk personelin de olduğunu hatırlattı. Üyeler, Biden yönetimine bu isimlerin serbest kalması için davaları yakından takip etme çağrısı yaptı.

ABD Senatosu’nun 54 üyesi de 10 Şubat’ta ABD Başkanı Joe Biden’e mektup yazarak benzer taleplerde bulundu.

Erdoğan, görüşemediği Biden’e medya üzerinden mesaj gönderdi

 

Okumaya devam et

Dünya

Eski Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’ye yolsuzluktan 3 yıl hapis

Fransa Eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, hakkındaki ‘yolsuzluk’ ve ‘nüfuzu kötüye kullanma’ suçlarından yargılandığı davada iki yıllı tecilli üç yıl hapis cezasına çarptırıldı.

BOLD – Fransa Eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin ‘yolsuzluk’ ve ‘nüfuzu kötüye kullanma’ suçlarıyla yargılandığı davada karar çıktı. Paris Adalet Sarayı’ndan yapılan açıklamada Sarkozy’nin iki yılı tecilli olmak üzere üç yıl hapis cezasına çarptırıldığı bildirildi.

Hakim, Sarkozy’nin bir yılı, evinde, elektronik bileklikle geçirmesine karar verdi.

2007-2012 yılları arasında Fransa’da cumhurbaşkanlığı görevinde bulunan Sarkozy, hakkındaki suçlamaları reddetmiş ve mali soruşturmaları yürüten savcıların ‘cadı avının kurbanı’ olduğunu söylemişti.

Sarkozy’nin kararı temyize götürmek için on gün süresi bulunuyor. Sarkozy, ülkenin eski cumhurbaşkanlarından Jacques Chirac’ın ardından yolsuzluk nedeniyle yargılanan ikinci cumhurbaşkanı oldu.

SARKOZY NEYLE SUÇLANIYOR?

Fransa eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, nüfuzunu kullanarak, hakkındaki Bettencourt yolsuzluk davası sırasında, avukatı Thierry Herzog aracılığıyla, yargıtay hakimi Gilbert Azibert’ten,2014 yılında davayla ilgili gizli bilgileri almak ve bunun karşılığında da Azibert’e Monaco Prensliği’nde istediği göreve getirilmesini teklif etmekle suçlanıyor.

Davalı Sarkozy, avukatı Thierry Herzog ve yargıtay hakimi Gibert Azibert, karar duruşmasında hazır bulundu. Mahkeme heyeti, Sarkozy, avukatı Herzog ve hakim Azibert’i ‘mesleki gizliliği ihlal etmek ve pasif yolsuzluktan’ suçlu buldu.

İddialar, soruşturma hakimlerinin, Bettencourt davası sırasında Sarkozy ve avukatı Herzog’un telefonlarını dinlemesiyle ortaya çıkmıştı.

SARKOZY HAKKINDA 2 AYRI DAVA DEVAM EDİYOR

Sarkozy hakkında 15 gün sonra, seçim kampanyasında yolsuzluk yaptığı iddiasıyla açılan ve Bygmalion adı verilen yeni bir yolsuzluk davası başlıyor.

Eski Cumhurbaşkanı, ayrıca eski Libya lideri Muammer Kaddafi’den, seçim kampanyası sırasında, çantalar içinde nakit ve yasadışı yardım aldığı iddialarıyla ayrı bir davadan da yargılanacak.

ABD’deki Halkbank davasının olası sonuçları: Türkiye kriz yıllarına dönebilir

Okumaya devam et

Dünya

ABD Cemal Kaşıkçı cinayetiyle suçladığı Veliaht Prens Selman’a karşı neden adım atmıyor?

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Salman’ın cinayet nedeniyle geciktirilmeksizin cezalandırılması gerektiğini söyledi. Peki, neden ABD cinayetle suçladığı Veliaht Prens Selman’a karşı herhangi bir adım atmadı?

BOLD – Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda 2018 yılında öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, cinayete ilişkin ABD istihbarat raporunun açıklanmasından memnuniyet duyduğunu bildirdi.

Yazılı bir açıklama yapan Cengiz, “Bu sadece aradığımız adaleti getirmekle kalmayacak, benzer cinayetlerin tekrarlanmasını önleyecek” dedi.

Cengiz, raporun ardından Suudi Veliah Prens Muhammed bin Selman’ın siyasi meşruiyetinin kalmadığını öne sürdüğü açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Veliaht Prensin, bu raporu takiben hiçbir siyasi meşruiyeti kalmamıştır. Bunu açık ve net bir şekilde söyleme ve harekete geçme zamanı artık gelmiştir. Suçsuz ve masum bir insanın hunharca öldürülmesini emreden veliahtın ertelenmeden cezalandırılması gerekmektedir… Veliaht Prens cezalandırılmadığı taktirde, bu asıl sorumlunun sonsuza kadar yaptığının cezasını çekmeyeceğine işaret ederek, hepimizi tehlikeye atarak insanlığımızın kara bir lekesi olacaktır.”

ABD’de göreve yeni gelen Başkan Joe Biden ve diğer dünya liderlerine ‘katil olduğunun ispat edildiğini’ öne sürdüğü bir kişi ile el sıkışıp sıkışmayacaklarını soran Cengiz, adaletin yerini bulması için herkesi harekete geçmeye çağırdı.

Hatice Cengiz, açıklamasını şu ifadelerle sonlandırdı: “Herkesi elini vicdanına koyarak Veliaht Prens’in cezalandırılması için harekete geçmeye davet ediyorum. Adaletin sonunda yerini bulmaması tüm insanlık adına büyük bir utanç olacaktır.”

SUUDİ ARABİSTANLI 76 YETKİLİYE YAPTIRIM

ABD Başkan Joe Biden, selefi Donald Trump’ın kamuoyu ile paylaşmadığı Cemal Kaşıkçı cinayetine dair istihbarat raporunu cuma günü yayınlamış ve ABD yönetimi, adı söz konusu suça karışan 76 kişiye ülkeye girme yasağı getirmişti.

Söz konusu raporda, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, 2018 yılında Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda işlenen cinayete onay verdiği belirtiliyor. Ancak Prens Selman ABD tarafından yaptırım listesine dahil edilmedi.

Raporun açıklanmasının ardından ABD medyasına konuşan Biden, Riyad’dan insan hakları ihlallerinden dolayı hesap soracaklarını belirtmişti.

RİYAD SUÇLAMALARI REDDETTİ

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, Kaşıkçı cinayetiyle ilgili ABD’nin yayınladığı raporu kesin bir dille reddetmişti.

Riyad hükümeti tarafından yapılan açıklamada raporun, ‘olumsuz, yanlış ve kabul edilemez’ olduğu belirtilerek, Prens Selman’ın bu cinayetle en ufak bir ilgisinin bulunmadığı savunuldu.

ABD YÖNETİMİ NEDEN SELMAN’A DOKUNMADI?

ABD istihbaratı tarafından açıklanan Kaşıkçı raporuyla Suudi Arabistanlı 76 yetkiliye yaptırım kararı alan Washington yönetimi, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman’a ise dokunmadı.

Selman’a Biden yönetiminden doğrudan bir yaptırım uygulanmaması ABD basınında tepki çekti.

“ABD İLİŞKİLERİ KOPARMAKTAN KORKTU”

ABD’nin, Suudi Arabistan’ın de facto lideri Selman’ı yaptırım listesine dahil etmeyerek, Riyad’la tarihi ilişkilerini tamamen koparmadan revize etmeye çalıştığı belirtiliyor.

Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki, Kaşıkçı cinayetinde Prens Selman’a yaptırım getirmemelerini savunarak, Kaşıkçı cinayeti dolayısıyla Suudi Arabistan’ı sorumlu tutmanın ‘Muhammed bin Selman’a yaptırım uygulamaktan daha etkili yolları olduğunu’ ileri sürdü.

ABD, Veliaht Prens’e uygulanacak yaptırım ile gelecekte güvenlik, istihbarat, bilgi paylaşımı, terörle mücadele ve İran’ın tehditlerine karşı iş birliği gibi kritik konuları olumsuz etkilemesinden endişe duyuyor.

ABD, Suudi Arabistan’ın bölgede ve dünyada güvenlik ve istikrarı güçlendirmek için karşılıklı saygı ve ortak koordinasyon temellerinde yaklaşık 80 yıldır Washington’un bölgedeki stratejik ortağı olduğunu sürekli vurguluyor.

BİDEN, VELİAHT PRENS YERİNE DOĞRUDAN KRAL İLE İLETİŞİM KURDU

Joe Biden, doğrudan Veliaht Prens’le iletişime geçen eski başkan Donald Trump’ın aksine Kral Selman’la iletişimi tercih ediyor.

Biden, ABD istihbaratının raporunun açıklanmasından bir gün önce Suud yönetimiyle yaptığı görüşmeyi de Kral Selman bin Abdulaziz’le gerçekleştirdi.

Biden’ın görev süresi boyunca Veliaht Prens’le doğrudan iletişimden uzak duracağı tahmin ediliyor. Böylece Veliaht Prens bir anlamda uluslararası alanda yalnızlığa terk edilecek.

Ayrıca ABD yönetimi, Suudi Arabistan’a yönelik dış politikasında ve dünya ülkeleriyle ilişkilerinde insan hakları dosyalarına öncelik vereceğini ifade ediyor.

Bu yönüyle Washington, Riyad’la ilişkileri koparmak yerine ilişkileri koruyarak yeniden değerlendirmeye çalışıyor. İlişkilerin ABD’nin değerleri ve çıkarlarıyla uyumlu olarak yeniden düzenlenmesini istiyor.

Kaşıkçı raporundan bir gün önce yapılan Biden-Kral Selman görüşmesinde ve daha sonra görüşmeye ilişkin yapılan açıklamada da ABD’nin Suudi Arabistan’daki insan haklarına verdiği önem ön plana çıkarıldı.

İRAN’A OPERASYON İHTİMALİ

Biden yönetimi, Washington’un, İran’la ya da İran’a müttefik güçlerle olabilecek herhangi bir çatışmada Riyad’a ihtiyaç duyacağı ihtimalini göz önüne alarak Suudi Arabistan’la ilişkilerinde dikkatli davranıyor.

Birkaç hafta önce ABD’li askeri yetkililer, Tahran’la olası bir askeri çatışmada bölgede ABD güçlerinin ihtiyaten konuşlanabileceği Suudi Arabistan’ın batı kesimlerindeki üsleri değerlendirmek için Riyad’ı ziyaret etti.

CEMAL KAŞIKÇI CİNAYETİ

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman’a yönelik eleştirileriyle bilinen ve Washington Post gazetesinde köşe yazarlığı yapan Cemal Kaşıkçı, 2 Ekim 2018’de gittiği Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğundan bir daha çıkmamıştı. Kaşıkçı’nın daha sonra konsoloslukta öldürüldüğü ve cesedinin parçalandığı ortaya çıkmıştı.

Kaşıkçı’nın öldürüldüğünü haftalarca kabul etmeyen Riyad, uluslararası baskıların ardından Kaşıkçı’nın öldüğünü teyit etmiş ve ‘gözaltına alınırken yapılan bir hata sonucu’ öldüğünü kabul etmişti. Ancak Veliaht Prens’in cinayetin talimatını verdiği yönündeki iddiaları reddetmişti.

AKP Hükumeti de o dönemde Kaşıkçı cinayetini Veliaht Prens karşıtı bir kampanyaya dönüştürmüş ve uluslararası alanda Veliaht Prens’i sıkıştırmaya çalışmıştı. Ancak o dönemki Trump yönetiminin Veliaht Prens ve Suudi Arabistan’la ilişkileri bozmak istememesi nedeniyle AKP hükumetinin bu politikası başarısız oldu.

ABD istihbaratının Kaşıkçı cinayetine ilişkin hazırladığı rapor eski başkan Donald Trump döneminde de tartışılmış, hatta bazı kısımları da basına sızmıştı. Ancak Trump yönetimi Kongre’deki her iki partinin temsilcilerinin ısrarlı taleplerine rağmen raporu kamuoyuna açıklamamıştı.

ABD Başkanı Biden: Suudi Arabistan’dan hesap soracağız

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0