Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Bir Özel Harekât polisinin “hendek operasyonları” anıları-2

Cizre, Sur, Lice, Nusaybin ve Derik Operasyonlarına katılan Özel Harekâtçı’nın BOLD’a yaptığı açıklamalar, Türkiye’nin karanlık bir sayfasına içeriden ışık tutuyor.

CEVHERİ GÜVEN / BOLD

Hendek sürecinde; Cizre, Sur, Lice, Nusaybin ve Derik operasyonlarının tamamında sahadaki çatışmalarda görev almış Özel Harekâtçı Ahmet Gün ile hendek operasyonlarında şahit olduğu ağır insan hakkı ihlallerini konuşmaya devam ediyoruz.

(Şu an İsviçre’de bir mülteci kampında ailesiyle beraber yaşıyor oluşu, görev yaptığı şube ve katıldığı operasyonları birlikte düşündüğümde şahsi güvenliğine zarar verebileceğim endişesi ve bunun sorumluluğunu taşıyamayacak olmam sebebiyle ismini değiştirip Ahmet Gün ismini verdiğimi tekrar hatırlatmak istiyorum.)

Cizre bodrumlarında yaşananları konuştuğumuz röportajın ilk bölümünün ardından bugün, hendek operasyonlarının başlangıcına dönerek ilerliyoruz…

“HENDEKLERİN KAZILMASINI SEYRETTİK”

Hendek operasyonları sürecinde, binlerce kum torbasının sokaklara nasıl taşındığı, hendekler kazılırken neden izin verildiği çok tartışıldı. Bu soru devlet yönetimince halen daha cevaplanmış değil. Bu süreci Cizre’de bizzat yaşayan Ahmet Gün, o günleri anlatıyor:

“Google Maps’ten bakın Yüksekova’da Emniyet’le lojmanların arası 200 metredir. Zırhlı araçla lojmanlardan Emniyet’e; Emniyet’ten lojmanlara gittik. Hiçbir operasyon yapmadık o dönemde.

Polisin en basit hizmeti devriyedir. Onu dahi yapmadık. Mümkün değil halkla muhatap olmamız dahi yasaktı.

Hendeklere yol verdiler. Bunu görmek için uzman olmaya gerek yok. Önce yol verildi sonra da tazıya tut denildi. 155’i arayıp ihbar edenler, Emniyet’i arayıp hendek kazıldığını söyleyenler vardı halktan.

Bu ihbarların tek bir tanesini bile değerlendirilmedi Cizre’de. Öylece bekledik. Sokağa çıkma yasağı süreçleri başlayana kadar”

“BİRİLERİ İÇİN O ADAMA VURMAK İBADETTİ”

Ahmet Gün, PKK’nın büyük bir çatışmaya meydan verecek kadar yerleşmesinin beklenmesinden sonra sokağa çıkma yasağının başladığını ve ardından bölgedeki halk dahil herkesin terörist gibi görüldüğünü söylüyor ve halka yapılan işkenceleri anlatıyor:

“Sokağa çıkma yasağında bir sokağa girme emri verildiğinde, hasbelkader bir insan hasta orada kalmış ya da evinden çıkmak istememiş ya da gidememiş ya da evinden bir şey almaya gelmişse; bu insanların alınıp tabiri caizse eşşek sudan gelinceye kadar dövüldüğüne defalarca şahit oldum.

Özellikle Nusaybin’de. Adam yeminle billahla kendini anlatmaya çalışıyor ama o atmosferi anlatmam imkânsız. Hele yakın zamanda bir şehit verilmişse o adama vurmak bir ibadet.

Ben 8,5 yıl görev yaptım Özel Harekât’ta. Gözünden anlarsın suç işleme meyilli olan insanı, hele teröristi. Adamın evi orada, başka gerekçeye ihtiyacı var mı orada olmak için. Ama sırf bunun için en az 20 kere şahit olmuşumdur. İnsan dövercesine değil yani öyle dayak atıldığına şahit oldum.

“SES GELDİ, ATEŞ ETTİM, 2-3 ÇOCUK VARDI”

Bir defa şöyle bir şey oldu. Zırhlı aracın içindeyiz yoğun çatışma yok zaman zaman oluyordu. Arkadaş sıkıştı, belki 10 saattir aracın içindeyiz. Caminin kapısına zırhlı aracı yaklaştırdık.

İndi bir-iki dakika sonra silah sesi geldi. Biz hareketlenmeye kalmadan arkadaş koşup zırhlı araca bindi. Dedi ki ‘2-3 çocuk vardı’. Sokağa çıkma yasağı var, zaman zaman çatışmalara giriyorsunuz.

Arkadaş doğrudan üstlerine ateş ediyor bir gürültü duyunca. ‘Sonradan kaçtıklarını gördüm’ dedi ama akıbetini Allah bilir yani. Arkadaş da Ağrılı Kürt bir arkadaştı doğru söylediğini düşünüyorum ama psikoloji buydu.”

Çatışmalar sonrası Cizre’de hemen tüm sokaklar bu haldeydi.

“ARKADAŞIM VİDEO ÇEKERKEN ATEŞ ETMEYE BAŞLADI”

Bu süreçte yüksek teknoloji ürünü ve joistikle yönetilen silahlara sahip zırhlı araçlar devreye girer. Bu araçların içinde bazen 20 saat kaldıklarını anlatan Ahmet Gün, Özel Harekâtçıların psikolojisinin süre uzadıkça iyice bozulduğunu anlatıyor. Bir aşamadan sonra zarar vermekten zevk alan davranışlar baş gösteriyor:

“Zırhlı araçların içinde joistikle yönetilen silahlar var. Aracın içinde otururken arkadaş video çekmeye başladı. Bana ‘bak bak şimdi’ dedi. Sonra bastı tetiğe bir evin klimasını vurdu.

Beyaz bir duman çıktı klimanın motorundan. Kahkaha atmaya başladı. Ben de bunun neresinin komik olduğunu sordum. ‘Gariban insanlar bir klima 3 bin lira. Ne zevk verdi sana’ diye sordum.

Oraya para vermeseler PKK’ya gideceğini söyledi. Orada çok büyük bir tartışma yaşadım mesela meslektaşımla. Bu küçük bir hadise ama orada cana zarar verilen ciddi hadiseler oldu. Gayri ahlaki şeylere çok şahit oldum. Boşaltılmış evlerin yatak odalarını kurcalamalar, oralarda fotoğraf çektirmeler.

Elimle düzeltebileceğimi elimle, dilimle düzeltebileceğimi dilimle düzeltmeye çalıştım. Bunları da yapamadığım çaresiz yerde kalbimle buğz ettim.

Ama insanların canları dışında mallarına da çok zarar verildi. Mesela su depoları delik deşik edildi. 40 derece sıcağın olduğu memlekette en büyük ihtiyacı halkın. Gereksiz yere havaya uçurulan evler oldu.”

“SELEFİ ZİHNİYET BİRDEN TÜREDİ”

Ahmet Gün, Özel Harekâtçıların psikolojisi üzerinde ısrarla duruyor, ancak onu bile şaşırtan şey, arkadaşlarının içinden çıkan radikal akımlar olmuş. Suriye’deki radikal islamcı gruplara benzer isimlerle oluşan gruplar ve yazdıkları duvar yazılarını da bizzat görmüş:

“Duvarlara ‘Esadullah Timleri’ filan yazanlar birden türedi. Bu Selefi zihniyet birden ortaya çıktı. Allah uğruna Allah yolunda kendi ülkesinin vatandaşına, kendi komşusuna cihad yapan bir nesil bir anda türeyiverdi.

2008’de vazifeye başladım, yemin ediyorum yoktu. Bir anda ortamdan nasıl etkilendiler nasıl gaza geldiler anlamıyorum. Asakir’i Mansure-i Muhammediye koydular adlarını. Duvarlara yazdılar, yatak odalarında kadın iç çamaşırlarıyla fotoğraflar çektirmeler.

Bu nasıl bir savaşsa hangi dinin savaşıysa onu da bilmiyorum ama ne din ne ahlak, ne hukuk kalıbına sığdıramazsınız bu yapılanları.”

Girdiği evin yatak odasında poz veren bir güvenlik görevlisi

“OPERASYON UZASIN DİYE ÇEMBERİN BİR UCU HEP BOŞ BIRAKILIYORDU”

Ahmet Gün ve Özel Harekâtçı arkadaşları operasyonun ilerleyen günlerinde bazı şeylerin ters gittiğini farkederler. “Ben profesyonel bir savaşçıyım, eğitimini aldım” diyen Ahmet Gün, farkettikleri şeyin; operasyonların çatışmanın uzaması şeklinde icra edilmesi olduğunu söylüyor:

“Ben bir polis memuruyum, işin karar alma mekanizmalarında yer almıyordum ama tamamen icra aşamasındaydım, sahadaydım. Doğru hedeflere doğru operasyon yapılmıyordu. Bu tip meskun mahal operasyonları çevreden merkeze yapılır.

Dışta bir halka oluşturulur. Sonra oradan hedef merkeze doğru gidilir. İstisnasız operasyonların tamamında halkanın bir ucu hep açık, boş bırakıldı. Operasyonsa hadi tamam yapalım. Ama bir an önce bitirme odaklı yapılır.

Özellikle bunu net Nusaybin’de gördüm. Kamışlı bölgesinde bir ucu açık bırakıldı. Sürekli örgütün devinimi, lojistik desteği sağlansın diye.”

“KUŞATMANIN UCU HEP AÇIK BIRAKILDI”

Ahmet Gün bunun niye yapıldığını ise şöyle açıklıyor:

“Bir taraftan kendilerinin söylemiyle ‘leş’ olsun, bir taraftan ‘şehit’ olsun. Hep mücadele uzasın diye planlamalar yapılmıştı. Mağduriyetler, kayıplar iş uzadıkça artıyordu, sonra da bu siyasi malzemeye müsait alan oluşturuyorlardı.

Ben profesyonel bir savaşçıyım. Bunun eğitimini aldım. Orada savaş taktikleri uygulanmadı. Orada operasyon nasıl uzatılabilecekse ona matuf işler yapıldı.

Sokağa çıkma yasağı diye olağanüstü bir hak ihlali varsa operasyonun çok hızlı yapılıp bitmesi lazım. Bizim aldığımız eğitim buydu. Ama hep bir ucu açık bırakılıyordu kuşatmanın.

Allah şahit bunu gününde de söylüyordum. Bu şekilde asla şehit vermeden, karşıdan da yine cana ve mala en az zarar verecek şekilde hızlı yapılmalıydı herşey.”

Derik Kaymakamı Muhammet Safitürk makam odasında el yapımı patlayıcıyla şehit olmuştu.

“MUHAMMET SAFİTÜRK’ÜN ÖLÜMÜ ARAŞTIRILMALI”

Ahmet Gün, bu noktada sözü Derik operasyonuna getiriyor ve Kaymakam’ın öldürülüşünü şüpheli bulduğunu söylüyor:

“Hızlı operasyon sadece Derik’te yapıldı. En az can ve mal kaybı hedefli. Derik’teki operasyonda Kaymakam’ın çok büyük ağırlığı vardı. O da rahmetli Muhammet Safitürk. Onun öldürülüşünün de üzerinde çok durulması lazım.

Karanlık bir olay bence. Allah şahit o günlerde şunu dedik. ‘Operasyon dediğin bu kardeşim’ Olayı genişletmeden üstünlüğü elinde tutarak hızla sonuca götürüldü ve hiç şehit verilmedi. Karşı taraftan da az kayıp oldu.”

Silopi’de çatışmalarda çok sayıda hayvan da telef olmuştu.

“EZİDİLER BİZİ MÜLTECİ SANDI”

Ahmet Gün, operasyonları uzatma stratejisinin 7 Haziran seçimleri sonrasındaki siyasi hesaplarla ilgili olabileceğini söylüyor, Gün’e göre güvenlik güçlerinin zaman zaman lojistiksiz bırakılması da çatışmanın uzatılma çabasının bir parçası:

“Belki 7 Haziran sonrasında malzemeler oluşturmak için böyle uzatıldı, beni aşan hadiseler. O dönem Cumhurbaşkanı’nın ‘havyar isterlerse havyar gönderin’ dediği zamanlar, Nusaybin’de biz ekmeğin arasına sadece gofret buluyorduk yemeye. Allah şahit. Enteresan bir açmazın içindeydik. İş anlamsızca uzatılıyor, lojistik destek yok.

Orada Ezidi kampı vardı aramızda sadece tel örgü vardı. Tamamen Özel Harekatçılarız, Arapça bilen arkadaşlardan birine Ezidi demiş ki ‘siz hangi ülkeden geliyorsunuz’.

Bizi mülteci zannetmiş. Üstümüz başımız perişan, saç sakal birbirine girmiş. Operasyonlar hiçbir askeri ne polisi ne hukuk anlamında açıklanabilir ve altyapısı olan operasyonlar değildi. Tamamen siyasi operasyonlardı.”

YARIN:
Çözüm Süreci’nde devlet Kürtleri nasıl fişledi? 

Hendek operasyonlarından sonra Kürt ev sahibiyle neler konuştu? 

Özel Harekâtçılar kendi içlerinde muhasebe yapıyorlar mıydı?

Derik’te mayına bastığı an ve sonrasında neler oldu?

Yaralı halde tutuklanıp cezaevine gönderilişi ve bir mülteci olarak geçmişine bakışı…

YAZI DİZİSİNİN İLK BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYIN

YAZI DİZİSİNİN ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYIN

BOLD ÖZEL

Bir aylık hamile akademisyen Emel Top Bayraktar tutuklandı

Hamile bir kadın daha tutuklandı. Bingöl Üniversitesinde çalışan ve hamile olduğunu yeni öğrenen Emel Top Bayraktar tutuklanıp cezaevine gönderildi.

BOLD ÖZEL – Üç yıldır Bingöl Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak çalışan Emel Top Bayraktar (29) 8 Nisan’da tutuklanıp Bingöl M Tipi Cezaevine gönderildi. 7 Nisan’da gözaltına alınan Bayraktar bir gece nezarethanede kaldıktan sonra ertesi gün tutuklandığı öğrenildi.

HAMİLE OLDUĞUNU YENİ ÖĞRENDİ

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Emel Top Bayraktar’ın, kendileriyle ilgilendiğini söyleyen üniversite öğrencilerinin ifadeleri ve Bylock kullandığı iddiasıyla tutuklandığı belirtildi. Hamile olduğunu kendisi de yeni öğrenen Bayraktar’ın, elinde resmi bir rapor olmadığı için SEGBİS ile bağlandığı Manisa 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde hamileliğini söylemedi.

İfadesinde, üniversiteyi çok zorluklarla okuduğunu vurgulayan Bayraktar, “Bu suçlamalar beni ziyadesiyle üzmektedir. Vatanımı, milletimi çok seviyorum. İhanet etmeyi kendime ve kimseye yakıştıramıyorum.” dedi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

AKP’nin aldığı devlet yardımı çok ödediği vergi az 

Anayasa Mahkemesi, partilerin 2017 yılı kesin hesap defterlerini inceledi. İnceleme sonucunda ilginç detaylar ortaya çıktı. Vatandaşın vergilerinden en çok Hazine yardımı alan AKP’nin, MHP’den az vergi ödediği ortaya çıktı.

BOLD ÖZEL – Vatandaşın ve şirketlerin ödediği vergilere sürekli zam yapan AKP Hükumeti’nin ödediği vergi ‘devede kulak kaldı.’ Resmi Gazetede yayımlanan Siyasi Parti Mali Denetim Kararları AKP’nin gelir gider rakamlarını ortaya koydu.

Anayasa Mahkemesinin incelediği AKP’nin 2017 yılı kesin hesap çizelgesine göre iktidar partisine 119 milyon 170 bin 658 lira devlet yardımı yapıldı. Bunun karşılığında AKP, devlete ödenen kesin vergi rakamı açıklanmadı. Vergi, sigorta, noter ve mahkeme gideri kalemlerinin toplamında 256 bin 409 lira gider yazıldı.

HAZİNE’DEN ALIP AKP’LİLERE AKTARIYOR

186 milyon 338 bin 126 liraya ulaşan AKP gelirlerinin 119 milyon 170 bin 658 lirası halkın vergilerinden aktarılan Hazine yardımından oluştu. Başka bir deyişle AKP gelirlerinin yüzde 64’ü devlet yardımlarından sağlandı. Partinin 196 milyon 459 bin 669 lira giderlerinin 256 bin 409 lirası vergi, sigorta, noter ve mahkeme giderlerinden oluştu. Bu giderlerin sadece 0,1’inin vergiye gittiğini gösterdi. Aslan payı ise lüks arabada kokain çekerken görüntülenen Kürşat Ayvatoğlu gibi büro elamanlarına gitti. AKP personele 22 milyon 861 bin 206 lira ödedi.

HAZİNE YARDIMI ALMAYAN DEMOKRAT PARTİ

Yine 2017 yılında MHP ise 28 milyon 653 bin 663 lira Hazine yardımı aldı. Bunun karşılığında 442 bin 229 lira vergi, sigorta, noter ve mahkeme gideri ödedi. Baraj altında kaldığı için Hazine yardımı alamayan Demokrat Parti ise 2017 yılında 13 bin 269 lira vergi ödedi. 25 Ekim 2017 tarihinde kurulan İyi Parti ise 59 lira vergi ödedi.

İRFAN FİDAN İMZASI DA VAR

AKP’nin 2017 gelir giderlerinin denk olduğu kararına varan Anayasa Mahkemesi kararında Başkan Zühtü Arslan ve üyelerin imzası yer aldı. Kararda, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın önce Yargıtay’a ardından AYM’ye atadığı İrfan Fidan’ın da imzası bulunuyor. CHP ve HDP’nin incelemeleri tamamlanmadığı için Resmi Gazetede yayımlandı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

AİHM’den AKP Hükumeti’ne kalabalık cezaevi sorgusu: 7 ay tuvalet önünde tutuklu yattı mı?

AİHM, Türkiye’de aşırı kalabalık ve kötü şartlardaki cezaevlerinde hak ihlaline yol açıldığı gerekçesiyle açılan 87 davada AKP hükumetinden savunma istedi. Hükumetin, tutukluların yerde yatırılması, hijyen sorunu, havalandırma eksikliği, sınırlı sıcak su ve aileden uzak cezaevlerine nakil gibi soruları cevaplamasını istedi.

BOLD ÖZEL – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’deki cezaevlerinde kötü şartlar nedeniyle insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye maruz kalan 87 tutuklu ve hükümlünün açtığı davada AKP hükumetinden savunma istedi.

Osman Kacır ve diğer 56 kişinin hak ihlali iddiasıyla açtığı davaları 16 Mart 2021’de AKP hükumetine tebliğ eden AİHM, cezaevlerinin durumuyla ilgili soruların yanıtlanmasını istedi. AİHM’in araştırdığı konuların başında, aşırı kalabalık cezaevleri geliyor. Hükumetin savunmasının ardından başvurular Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3. maddesinde yer alan işkence ve insanlık dışı muamele ile özel hayat ve aile hayatına saygı maddelerinin ihlali kapsamında yargılama konusu edilecek.

TUVALET ÖNÜNDE YERDE YATAK

AİHM, 15 Temmuz’un ardından tutuklanan ve İzmir Menemen Cezaevinde yedi ay boyunca dönüşümlü olarak yerde şilte üzerinde yattığını beyan eden bir başvurucunun yaşadıklarını hükumete sordu. Ayrıca Kocaeli T Tipi Cezaevinde kalan bir başvurucunun ise tuvaletlerin önünde dönüşümlü şekilde yerde şilte üzerinde yattıkları, tuvaletler için 45 dakika kuyrukta kaldıkları iddialarını hükumetin cevaplamasını istedi.

SINIRLI SICAK SU

AİHM bu kapsamda çok kişilik koğuşlara yerleştirilen mahpusların sayısını, hijyen ve havalandırma eksikliği iddiasını, yerde yatak, başvuranların tutukluluk koşullarının, özellikle kişisel alanlarının olup olmadığı, sıcak su, sınırlı sayıda tuvalet, haftada üç defaya mahsus sınırlı çöp toplama gibi iddiaları hükumetin yanıtlamasını istedi.

CEZAEVLERİNİN KAPASİTESİ VE TUTUKLU SAYILARI

AİHM’nin cezaevlerinin durumuyla ilgili hükumete sorduğu sorulardan bazıları şöyle:

  • Başvuranların tutulduğu cezaevlerinin süresi, yüzeyi ve kapasitesi ve buralardaki tutukluların sayısı
  • Koğuşlardaki pencerelerin tanımı, boyutları ve sayısı ve tutukluların bunları açma imkanı
  • Erişime izin verilen açık alan yüzeyi ve günlük zaman çerçevesi
  • Birimlerdeki tuvalet ve duş sayısı
  • Tuvalet ve duşlara erişim ve sıcak su mevcudiyeti ile ilgili sınırlamalar
  • Tesislerin temizliği, çöplerin haftalık toplama sıklığı ve temizlik malzemelerinin / ürünlerinin tutukluların kullanımına sunulmasına ilişkin yönetmelik;
  • Başvuranların gözaltına alınması sırasında izin verilen sosyal / kültürel / sportif faaliyetlerin kategorisi ve sayısı.
AİLEDEN UZAK CEZAEVİNE NAKİL

Türkiye’de aileleri ya da ikametlerinden çok uzak cezaevlerine gönderilen tutuklu ve hükümlülerin açtığı 30 davada da AİHM Türk hükumetinden savunma istedi. Mehmet Subaşı ve 30 tutuklu-hükümlünün açtığı davada Türk hükumetinden savunma isteyen AİHM, cezaevi yönetiminin kararları ile okula giden çocuklarıyla ziyaret gününde ya da telefonla görüşememeleriyle ilgili başvuruları özel hayat ve aile hayatına saygı haklarının ihlali kapsamında değerlendiriyor.

AİHM bu başvurularda da AKP hükumetine şu soruları yöneltti:

  • Başvuranların aile hayatına saygı hakkına bir müdahale oldu mu?
  • Ailelerinin ikamet yerlerinden uzaktaki cezaevlerinde tutuldular mı?

Af Örgütü’ne göre Türkiye’de en acil ihtiyaç yargı bağımsızlığı

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0