Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Bir Özel Harekât polisinin “hendek operasyonları” anıları-2

Cizre, Sur, Lice, Nusaybin ve Derik Operasyonlarına katılan Özel Harekâtçı’nın BOLD’a yaptığı açıklamalar, Türkiye’nin karanlık bir sayfasına içeriden ışık tutuyor.

CEVHERİ GÜVEN / BOLD

Hendek sürecinde; Cizre, Sur, Lice, Nusaybin ve Derik operasyonlarının tamamında sahadaki çatışmalarda görev almış Özel Harekâtçı Ahmet Gün ile hendek operasyonlarında şahit olduğu ağır insan hakkı ihlallerini konuşmaya devam ediyoruz.

(Şu an İsviçre’de bir mülteci kampında ailesiyle beraber yaşıyor oluşu, görev yaptığı şube ve katıldığı operasyonları birlikte düşündüğümde şahsi güvenliğine zarar verebileceğim endişesi ve bunun sorumluluğunu taşıyamayacak olmam sebebiyle ismini değiştirip Ahmet Gün ismini verdiğimi tekrar hatırlatmak istiyorum.)

Cizre bodrumlarında yaşananları konuştuğumuz röportajın ilk bölümünün ardından bugün, hendek operasyonlarının başlangıcına dönerek ilerliyoruz…

“HENDEKLERİN KAZILMASINI SEYRETTİK”

Hendek operasyonları sürecinde, binlerce kum torbasının sokaklara nasıl taşındığı, hendekler kazılırken neden izin verildiği çok tartışıldı. Bu soru devlet yönetimince halen daha cevaplanmış değil. Bu süreci Cizre’de bizzat yaşayan Ahmet Gün, o günleri anlatıyor:

“Google Maps’ten bakın Yüksekova’da Emniyet’le lojmanların arası 200 metredir. Zırhlı araçla lojmanlardan Emniyet’e; Emniyet’ten lojmanlara gittik. Hiçbir operasyon yapmadık o dönemde.

Polisin en basit hizmeti devriyedir. Onu dahi yapmadık. Mümkün değil halkla muhatap olmamız dahi yasaktı.

Hendeklere yol verdiler. Bunu görmek için uzman olmaya gerek yok. Önce yol verildi sonra da tazıya tut denildi. 155’i arayıp ihbar edenler, Emniyet’i arayıp hendek kazıldığını söyleyenler vardı halktan.

Bu ihbarların tek bir tanesini bile değerlendirilmedi Cizre’de. Öylece bekledik. Sokağa çıkma yasağı süreçleri başlayana kadar”

“BİRİLERİ İÇİN O ADAMA VURMAK İBADETTİ”

Ahmet Gün, PKK’nın büyük bir çatışmaya meydan verecek kadar yerleşmesinin beklenmesinden sonra sokağa çıkma yasağının başladığını ve ardından bölgedeki halk dahil herkesin terörist gibi görüldüğünü söylüyor ve halka yapılan işkenceleri anlatıyor:

“Sokağa çıkma yasağında bir sokağa girme emri verildiğinde, hasbelkader bir insan hasta orada kalmış ya da evinden çıkmak istememiş ya da gidememiş ya da evinden bir şey almaya gelmişse; bu insanların alınıp tabiri caizse eşşek sudan gelinceye kadar dövüldüğüne defalarca şahit oldum.

Özellikle Nusaybin’de. Adam yeminle billahla kendini anlatmaya çalışıyor ama o atmosferi anlatmam imkânsız. Hele yakın zamanda bir şehit verilmişse o adama vurmak bir ibadet.

Ben 8,5 yıl görev yaptım Özel Harekât’ta. Gözünden anlarsın suç işleme meyilli olan insanı, hele teröristi. Adamın evi orada, başka gerekçeye ihtiyacı var mı orada olmak için. Ama sırf bunun için en az 20 kere şahit olmuşumdur. İnsan dövercesine değil yani öyle dayak atıldığına şahit oldum.

“SES GELDİ, ATEŞ ETTİM, 2-3 ÇOCUK VARDI”

Bir defa şöyle bir şey oldu. Zırhlı aracın içindeyiz yoğun çatışma yok zaman zaman oluyordu. Arkadaş sıkıştı, belki 10 saattir aracın içindeyiz. Caminin kapısına zırhlı aracı yaklaştırdık.

İndi bir-iki dakika sonra silah sesi geldi. Biz hareketlenmeye kalmadan arkadaş koşup zırhlı araca bindi. Dedi ki ‘2-3 çocuk vardı’. Sokağa çıkma yasağı var, zaman zaman çatışmalara giriyorsunuz.

Arkadaş doğrudan üstlerine ateş ediyor bir gürültü duyunca. ‘Sonradan kaçtıklarını gördüm’ dedi ama akıbetini Allah bilir yani. Arkadaş da Ağrılı Kürt bir arkadaştı doğru söylediğini düşünüyorum ama psikoloji buydu.”

Çatışmalar sonrası Cizre’de hemen tüm sokaklar bu haldeydi.

“ARKADAŞIM VİDEO ÇEKERKEN ATEŞ ETMEYE BAŞLADI”

Bu süreçte yüksek teknoloji ürünü ve joistikle yönetilen silahlara sahip zırhlı araçlar devreye girer. Bu araçların içinde bazen 20 saat kaldıklarını anlatan Ahmet Gün, Özel Harekâtçıların psikolojisinin süre uzadıkça iyice bozulduğunu anlatıyor. Bir aşamadan sonra zarar vermekten zevk alan davranışlar baş gösteriyor:

“Zırhlı araçların içinde joistikle yönetilen silahlar var. Aracın içinde otururken arkadaş video çekmeye başladı. Bana ‘bak bak şimdi’ dedi. Sonra bastı tetiğe bir evin klimasını vurdu.

Beyaz bir duman çıktı klimanın motorundan. Kahkaha atmaya başladı. Ben de bunun neresinin komik olduğunu sordum. ‘Gariban insanlar bir klima 3 bin lira. Ne zevk verdi sana’ diye sordum.

Oraya para vermeseler PKK’ya gideceğini söyledi. Orada çok büyük bir tartışma yaşadım mesela meslektaşımla. Bu küçük bir hadise ama orada cana zarar verilen ciddi hadiseler oldu. Gayri ahlaki şeylere çok şahit oldum. Boşaltılmış evlerin yatak odalarını kurcalamalar, oralarda fotoğraf çektirmeler.

Elimle düzeltebileceğimi elimle, dilimle düzeltebileceğimi dilimle düzeltmeye çalıştım. Bunları da yapamadığım çaresiz yerde kalbimle buğz ettim.

Ama insanların canları dışında mallarına da çok zarar verildi. Mesela su depoları delik deşik edildi. 40 derece sıcağın olduğu memlekette en büyük ihtiyacı halkın. Gereksiz yere havaya uçurulan evler oldu.”

“SELEFİ ZİHNİYET BİRDEN TÜREDİ”

Ahmet Gün, Özel Harekâtçıların psikolojisi üzerinde ısrarla duruyor, ancak onu bile şaşırtan şey, arkadaşlarının içinden çıkan radikal akımlar olmuş. Suriye’deki radikal islamcı gruplara benzer isimlerle oluşan gruplar ve yazdıkları duvar yazılarını da bizzat görmüş:

“Duvarlara ‘Esadullah Timleri’ filan yazanlar birden türedi. Bu Selefi zihniyet birden ortaya çıktı. Allah uğruna Allah yolunda kendi ülkesinin vatandaşına, kendi komşusuna cihad yapan bir nesil bir anda türeyiverdi.

2008’de vazifeye başladım, yemin ediyorum yoktu. Bir anda ortamdan nasıl etkilendiler nasıl gaza geldiler anlamıyorum. Asakir’i Mansure-i Muhammediye koydular adlarını. Duvarlara yazdılar, yatak odalarında kadın iç çamaşırlarıyla fotoğraflar çektirmeler.

Bu nasıl bir savaşsa hangi dinin savaşıysa onu da bilmiyorum ama ne din ne ahlak, ne hukuk kalıbına sığdıramazsınız bu yapılanları.”

Girdiği evin yatak odasında poz veren bir güvenlik görevlisi

“OPERASYON UZASIN DİYE ÇEMBERİN BİR UCU HEP BOŞ BIRAKILIYORDU”

Ahmet Gün ve Özel Harekâtçı arkadaşları operasyonun ilerleyen günlerinde bazı şeylerin ters gittiğini farkederler. “Ben profesyonel bir savaşçıyım, eğitimini aldım” diyen Ahmet Gün, farkettikleri şeyin; operasyonların çatışmanın uzaması şeklinde icra edilmesi olduğunu söylüyor:

“Ben bir polis memuruyum, işin karar alma mekanizmalarında yer almıyordum ama tamamen icra aşamasındaydım, sahadaydım. Doğru hedeflere doğru operasyon yapılmıyordu. Bu tip meskun mahal operasyonları çevreden merkeze yapılır.

Dışta bir halka oluşturulur. Sonra oradan hedef merkeze doğru gidilir. İstisnasız operasyonların tamamında halkanın bir ucu hep açık, boş bırakıldı. Operasyonsa hadi tamam yapalım. Ama bir an önce bitirme odaklı yapılır.

Özellikle bunu net Nusaybin’de gördüm. Kamışlı bölgesinde bir ucu açık bırakıldı. Sürekli örgütün devinimi, lojistik desteği sağlansın diye.”

“KUŞATMANIN UCU HEP AÇIK BIRAKILDI”

Ahmet Gün bunun niye yapıldığını ise şöyle açıklıyor:

“Bir taraftan kendilerinin söylemiyle ‘leş’ olsun, bir taraftan ‘şehit’ olsun. Hep mücadele uzasın diye planlamalar yapılmıştı. Mağduriyetler, kayıplar iş uzadıkça artıyordu, sonra da bu siyasi malzemeye müsait alan oluşturuyorlardı.

Ben profesyonel bir savaşçıyım. Bunun eğitimini aldım. Orada savaş taktikleri uygulanmadı. Orada operasyon nasıl uzatılabilecekse ona matuf işler yapıldı.

Sokağa çıkma yasağı diye olağanüstü bir hak ihlali varsa operasyonun çok hızlı yapılıp bitmesi lazım. Bizim aldığımız eğitim buydu. Ama hep bir ucu açık bırakılıyordu kuşatmanın.

Allah şahit bunu gününde de söylüyordum. Bu şekilde asla şehit vermeden, karşıdan da yine cana ve mala en az zarar verecek şekilde hızlı yapılmalıydı herşey.”

Derik Kaymakamı Muhammet Safitürk makam odasında el yapımı patlayıcıyla şehit olmuştu.

“MUHAMMET SAFİTÜRK’ÜN ÖLÜMÜ ARAŞTIRILMALI”

Ahmet Gün, bu noktada sözü Derik operasyonuna getiriyor ve Kaymakam’ın öldürülüşünü şüpheli bulduğunu söylüyor:

“Hızlı operasyon sadece Derik’te yapıldı. En az can ve mal kaybı hedefli. Derik’teki operasyonda Kaymakam’ın çok büyük ağırlığı vardı. O da rahmetli Muhammet Safitürk. Onun öldürülüşünün de üzerinde çok durulması lazım.

Karanlık bir olay bence. Allah şahit o günlerde şunu dedik. ‘Operasyon dediğin bu kardeşim’ Olayı genişletmeden üstünlüğü elinde tutarak hızla sonuca götürüldü ve hiç şehit verilmedi. Karşı taraftan da az kayıp oldu.”

Silopi’de çatışmalarda çok sayıda hayvan da telef olmuştu.

“EZİDİLER BİZİ MÜLTECİ SANDI”

Ahmet Gün, operasyonları uzatma stratejisinin 7 Haziran seçimleri sonrasındaki siyasi hesaplarla ilgili olabileceğini söylüyor, Gün’e göre güvenlik güçlerinin zaman zaman lojistiksiz bırakılması da çatışmanın uzatılma çabasının bir parçası:

“Belki 7 Haziran sonrasında malzemeler oluşturmak için böyle uzatıldı, beni aşan hadiseler. O dönem Cumhurbaşkanı’nın ‘havyar isterlerse havyar gönderin’ dediği zamanlar, Nusaybin’de biz ekmeğin arasına sadece gofret buluyorduk yemeye. Allah şahit. Enteresan bir açmazın içindeydik. İş anlamsızca uzatılıyor, lojistik destek yok.

Orada Ezidi kampı vardı aramızda sadece tel örgü vardı. Tamamen Özel Harekatçılarız, Arapça bilen arkadaşlardan birine Ezidi demiş ki ‘siz hangi ülkeden geliyorsunuz’.

Bizi mülteci zannetmiş. Üstümüz başımız perişan, saç sakal birbirine girmiş. Operasyonlar hiçbir askeri ne polisi ne hukuk anlamında açıklanabilir ve altyapısı olan operasyonlar değildi. Tamamen siyasi operasyonlardı.”

YARIN:
Çözüm Süreci’nde devlet Kürtleri nasıl fişledi? 

Hendek operasyonlarından sonra Kürt ev sahibiyle neler konuştu? 

Özel Harekâtçılar kendi içlerinde muhasebe yapıyorlar mıydı?

Derik’te mayına bastığı an ve sonrasında neler oldu?

Yaralı halde tutuklanıp cezaevine gönderilişi ve bir mülteci olarak geçmişine bakışı…

YAZI DİZİSİNİN İLK BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYIN

YAZI DİZİSİNİN ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜ İÇİN TIKLAYIN

BOLD ÖZEL

KHK’lı öğretmenden Oxford’da karşılaştığı Numan Kurtulmuş’a: Bu gece nasıl uyuyacaksınız?

KHK ile işinden olan Gülşen öğretmen İngiltere’de karşılaştığı AKP’li Numan Kurtulmuş’un yanına gidip yaşadığı sıkıntıları anlattı. “Haklılığın ve doğruluğun rahatlığıyla bu gece mışıl mışıl uyuyacağım. Ya siz” diye sordu.

BOLD – Türkiye’de pasaport yasağı bulunan öğretmen Gülşen Altınova, Oxford İslam Araştırmaları Merkezini ziyaret eden AKP’li Numan Kurtulmuş ile karşılaşmasını ve aralarında geçen diyaloğu sosyal medya hesabından paylaştı.

Altınova, Numan Kurtulmuş ve eşine, kendisi gibi terörist damgası yiyen yüz binlerce insana haklarının ve pasaportlarının geri verilmesi konusunda bir şeyler yapmaları için çağrıda bulunduğunu belirtti.

O DENLİ TERÖRİSTİM YANİ

Hakkındaki pasaport yasağı yüzünden Türkiye’ye giremeyen ve memleket hasreti çektiğini söyleyen Altınova, ”Numan Kurtulmuş ve eşine şunu söyledim: Hükümetten birisiyle karşılaşsam öfkeli olurdum diye düşünüyordum ama siz bana memleketimin kokusunu getirdiniz. O denli teröristim yani” ifadelerini kullandı.

ÇOCUKLARIMIZA BUNU YAPMAYA KİMSENİN HAKKI YOK

Kurtulmuş ve eşini gördüğünde 11 yaşındaki kızının korktuğunu söyleyen Altınova, Kurtulmuş ailesine, “Hadi bizi geçtim, evlatlarımızın içinde bulunduğu durum bu. Çocuklara bunu yapmaya hangimizin hakkı var” dediğini aktardı.

KADINLAR OLARAK DUR DEMELİYİZ

Türkiye’de yaşayan anne ve babasının hasretini çektiğini belirten Altınova Kurtulmuş’un eşine de şunları söylediğini anlattı:

“Kadınlar olarak bir şeyler yapmak zorundasınız, bu gidişe hep beraber dur demeliyiz. Anadolu’nun kadınlarında bu güç vardır. Ben Gülşen öğretmen tüm varlığımla iyilik adına mücadeleye varım.”

Gülşen öğretmen Numan Kurtulmuş’a son olarak şu soruyu sorduğunu aktardı: “Ben haklılığın ve doğruluğun rahatlığıyla bu gece mışıl mışıl uyuyacağım. Ya siz?”

Sevinç Kart: Yargıtay’a rağmen neden hala cezaevinde fotoğraf çektiriyoruz?

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezası ertelenen hasta tutuklu Engin Kara: Yüzüne rüzgar vurması ne büyük nimetmiş

Karaciğer nakli olan hasta tutuklu Engin Kara’nın, 6 yıl 10 ay’lık cezası 30 aylık tutukluluğunun ardından 6 ay ertelendi. Halen hastanede olan Kara, “Psikolojik olarak çok rahatladım” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 2 Nisan 2019’da Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi’nde karaciğer nakli yapılan hasta tutuklu Engin Kara’nın cezası 6 ay ertelendi. Kara’nın tedavisine artık başında askerler olmadan, eşi Olcay Kara’nın desteğiyle devam ediliyor.

“Psikolojik olarak çok rahatladım. Yürümek, halıya basmak, rüzgarın yüzünüze vurması ne büyük nimetmiş. Destek olan herkese çok teşekkür ediyorum” diyen Kara ile son durumu hakkında küçük bir röportaj yaptık.

Engin bey geçmiş olsun, infaz erteleme kararı verildi hakkınızda.

Çok teşekkürler, destek olan herkesten Allah razı olsun. Açıkçası hastanenin verdiği rapor da bunu gerektiriyordu. ‘Cezaevine giremez’ demişti doktorlar. Durumum zaten onu gösteriyordu. Rapor verilmeyen hastalar olmuş daha önce ve kansere dönüşmüş onların durumu. Bu faktörleri göz önünde bulundurdular. İnşallah raporları verilmeyenlere de en kısa zamanda verilir. Karaciğer nakli kritik bir hastalık.

Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Çok şükür kafamız rahatladı. 4 aydır buraya her sabah asker geliyordu. Yanımda aynı odada kalıyorduk. Yememize içmemize müdahale ediyorlardı. Her şeyi yiyemiyoruz. Yememiz gereken ekstra gıdalar var. Kan alıyorlar, kanda protein düşük çıkıyor. Onu dışarıdan almamıza izin vermiyorlar. Çok şükür bunlar bitti.

Yemeğinize neden karışıyorlar? Doktor ne diyorsa onu yemeniz gerekmiyor mu?

Cezaevi koşulları geçerli. Hasta olsak da mahkum uygulaması yapılıyor. Dışarıdan bir şey alamıyorsunuz. Hastane ne verirse o… Hatta sesim kısıktı. Ben onu hastalığa bağlıyordum. Meğer ki konuşmamaktan, moralsizliktenmiş. Karar çıktıktan sonra iki günde sesim düzeldi. Diyaframın etrafında karın tüpü diye bir şey var. O diyaframa değince sesim ondan kısılıyor diye düşünüyordum. Ondan değilmiş. Konuşmaya başlayınca sesim normale döndü. Çevrenizde konuşacak insan olmayınca öyle oluyor. Ağrılarımız var tabi, rutin ağrılar, ama şimdi bir an önce kendimi toparlayıp çıkmak istiyorum. Tabi ki artık çocuk gibi hassas bir durumdayım, ömür boyu böyle olacak artık.

Şu anda neredesiniz?

Biz Malatya’da Turgut Özal Hastanesindeyiz. Aynı odadayız. Sadece başımızdaki askerler gitti. İstediğim zaman dışarı çıkabiliyorum, güneş görebiliyorum, istediğim yere gidebiliyorum doktordan izinli. Taburcu olmadım ama tahliye oldum.

Psikolojik olarak rahatlamışsınızdır.

Hem de nasıl. Benim çok yürümem lazım mesela. Koridora çıkıp yürüyemiyordum, bazıları odanın içeride dahi yürmeme izin vermiyorlardı. Kimseye bir şey demiyorum, herkes görevini yapıyor ama yürümeyince de benim ağrılarım çok artıyordu. Çünkü vücudumda boşalan halen safra var. Vücudumdaki tüple yaşıyorum. Dışarıya tüple vücuttan sürekli safra ve kan geliyor. Yürümeyince onlar içeride birikiyor. Şu an kafamız rahatladı. Eşim de çok çekti, şimdi o da mutlu.

Şu an sağlığınız nasıl? Nakil yapılan ciğer size uyum sağladı mı?

Diyelim ki kolunuza bir kıymık batsa, o kıymığın battığı yer iltihap oluyor ya, bu şu anlama geliyor vücut o kıymığı kabul etmiyor, bu benden değil diyor. Şu anda da benim durumum bu. Karaciğer bir takım salgılar salgılıyor. Ama bunu ilaçlarla baskılıyorlar. ALT diye bir değer var. Buna karaciğer enzimi diyoruz. Bu değer normal insanlarda en fazla 30 ile 55 arasında olması gerekiyor.

Sizde ne kadar bu değer?

Bende bu değer 1500’dü. 700’lere düşmüştü. Şu an 300’lerde. Bu sabah kan aldılar. Heyecanla karnemi bekliyorum acaba nasıl gelecek diye. O değer normale dönene kadar hastanede yatmaya devam edeceğiz. Bu hastane çok ciddi bir hastane. Çok ilgilendiler, sağolsunlar. Benimle ilgilenen doktorlara, hemşirelere çok teşekkür ederim. Doktorlar değerler düşüne kadar hastanede kalmam gerektiğini söyledi. Ama o değerler ne zaman düşer şu anda bilemiyorlar. Bir de beyaz kürem düşük benim.

Beyaz küre ne oluyor?

Beyaz küre ilikte üretilen akyuvarlar. O da düşük. Zaman zaman yükseliyor düşüyor. Şimdi onunla da uğraşıyorlar. Eğer o normale gelmezse kansere dönüşme ihtimali olabiliyormuş. Zaten raporu ona göre yazdılar.

Tahliye edilmek, sağlığınıza kısmen de olsa kavuşmuş olmanız size neler hissettirdi?

Kıymetini bilmediğimiz şeylerin kıymetini burada öğreniyoruz. Eşim halı serdi odaya. Halıya basabilmek bile ne büyük nimetmiş. İnsanın yüzüne rüzgarın vurması ne güzel, ne büyük nimetmiş. Hamd olsun, normal bir hayata döndüm ama koridora çıkınca yanımda asker var mı, arkamdan gelen kimse var mı, acaba şuraya gitsem bir şey diyen olur mu diye hala içimde tedirginlik var, sivile alışmış değilim. Gayret gösteren, destek olan herkesten Allah razı olsun.

22 yıllık öğretmen olan Engin Kara, Cemaat soruşturmaları kapsamında 5 Şubat 2017’de tutuklandı. Üyelikten 6 ay 10 ay hapis cezasına çarptırılan Kara, Ordu E Tipi Cezaevinde kalırken rahatsızlanmış ve karaciğer nakli için Nisan 2019’da Malatya’ya sevk edilmişti.

5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanununa göre cezaevinde hayatını yalnız idame ettiremeyen kişilerin cezası, hasta iyileşinceye kadar ertelenmesi gerekiyor. Fakat bu yasa, Cemaat operasyonları kapsamında tutuklananlara keyfi olarak uygulanmıyordu. Bir adım atılmış oldu. Türkiye cezaevlerinde 2019 yılı itibariyle yaklaşık 1154 hasta ve engelli tutuklu bulunuyor.

TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve HDP Kocaeli Ömer Faruk Gergerlioğlu, karar için “4 aydır ayak sürüyorlardı, nihayet karar verildi.  Darısı infaz ertelemesi 110 gündür uygulanmayan Şerif Ağu’nun başına” diye yazdı.

20 yıllık öğretmen Şerif Ağu da karaciğer yapıldıktan sonra tekrar cezaevine gönderildi. 60 gündür Antalya L Tipi Cezaevinin revir odasında tutuluyor. Ailesi görüş günlerinde yanına maske kullanarak gidebiliyor.

AİHM inanamadı: Karaciğer nakli olan hasta gerçekten cezaevinde mi?

Doktorlar “Cezaevine dönmesi cinayet olur” diyor

Karaciğer nakli yapılan tutuklu Engin Kara’nın eşi: Eşimin durumu kritik, kanunlara göre cezasının ertelenmesini istiyoruz

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Hakimden üç çocuk annesine: Çocuklarını cezaevinde büyüt!

Uşak’ta Türkiye’de halkın yargıya neden güvenmediğini ortaya koyan bir olay yaşandı. Zeynep Öztan hakkında, bir mahkeme çocukları için ev hapsi verirken diğer mahkeme “Çocuklarını cezaevinde büyüt” diyerek tutukladı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, CHP Antalya Milletvekili Cahit Arı’nın yargıya duyulan güvenin yüzde 20 dolaylarında olduğu sözlerine bugün “Halkın güveni yüzde 20 değil yüzde 38” cevabını verdi.

Oktay’ın bu cevabına yargı mağduru birçok insan tepki gösterdi, yargıya güvenlerinin ‘sıfır noktası’nda olduğunu söyledi. 15 Temmuz’dan sonra mahkemelerdeki uygulamalar, kararlar da bunun kanıtı.

16 aydır Balıkesir Kepsüt Cezaevinde tutuklu bulunan Zeynep Öztan’ın (33) yargılanma süreci hukuk garabatine dönmüş durumda. Bir mahkeme kendisini serbest bırakırken, ertesi gün diğer mahkeme bir telefonla kararı tam tersi yönde değiştirebildi.

Zeynep Öztan’ı Balıkesir’deki hakim üç küçük çocuğu bulunduğu için ev hapsi vererek serbest bıraktı, bir gün sonra Uşak hakimi devreye girerek Öztan’ı tekrar tutuklattı. En küçüğü o zaman 7 aylık olan, 3 çocuk annesi kadına hakim bey bir de “Çocuklarını mahkemede büyüt sen!” dedi.

Öztan, bu karardan sonra bir türlü kendini savunamadı. Hangi mahkemede yargılanacağına karar verilemediği için bir buçuk sene bekletildikten sonra 18 Temmuz 2019’da Uşak’ta ilk duruşmaya çıktı ve tanıklar dinlendikten sonra mahkemesi 5 Eylül 2019’a ertelendi.

5 TEMMUZ’DA 40 GÜNLÜK LOHUSAYDI

Zeynep Öztan, Mustafa Nadir ve Zehra ile Balıkesir Kepsüt Cezaevinde, 2018.

Uşak Üniversitesi Kamu Yönetiminden mezun olduktan sonra Uşak’ta 8 sene özel bir yurtta müdürlük yapan Öztan ve memur olan eşi Tahir Öztan hakkında, 15 Temmuz’dan sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında yakalama kararı çıkarıldı.

15 Temmuz olduğunda 40 günlük lohusa olan Zeynep Öztan, ikinci çocuğunu dünyaya getirmişti. Hem görev yaptığı yurt 15 Temmuz’dan önce kapatıldığı için, hem de hamilelik nedeniyle çalışmıyor, çocuklarıyla ilgileniyordu. İşsiz kalınca Uşak’tan ayrılıp Balıkesir’e taşındılar.

Üçüncü çocukları Mustafa Nadir (2) ise Balıkesir’de dünyaya geldi. Öztan çifti, 28 Mart 2019’da Balıkesir’deki evlerinde gözaltına alındığında Mustafa Nadir 7 aylıktı. 10 gün nezarethanede kalan Zeynep Öztan’ı, Balıkesir hakimi çocukları çok küçük olduğu için ev hapsi vererek bıraktı.

Fakat yakalama kararı Uşak’ta çıkarıldığı için Uşak hakimi, Balıkesir hakimini arayarak kararı değiştirtti ve Öztan ertesi sabah ablasının evinin önünde kızını oynatırken tekrar gözaltına alındı.

Balıkesir’den SEGBİS ile bağlandığı Uşak mahkemesi hakimi “Sen çocuklarını içeride büyüt” diyerek Zeynep Öztan’ın tutuklanmasına karar verdi. O günden beri oğlu Mustafa Nadir ile birlikte (zaman zaman Mustafa Nadir teyzesinin yanına gidip geldi) Kepsüt’te bulunuyor.

Öztan’ın aile yakınları “Bir hakim şahsi düşüncelerini nasıl böyle söyleyebiliyor. Şahsi fikrine göre mi hukuka göre mi karar veriyor. Nasıl oluyor da aynı kişi hakkında iki mahkeme farklı karar veriyor” diyerek haksızlıklara tepki gösterdi.

MUSTAFA NADİR İÇERİDE HAVALE GEÇİRDİ

Öztan çiftinin üç çocukları bulunuyor. Kerem Mahir (8), Zehra (3) ve Mustafa Nadir (2). Anne babası tutuklu bulunan çocuklar, aileler arasında darmadağın olmuş durumda.

Polis baskınını yaşadığı için geçirdiği travmayı atlatamayan Kerem Mahir babaannesiyle Safranbolu’da yaşıyor. Ayda bir annesinin açık görüşüne gelebiliyor. Zehra teyzesinin yanında. Mustafa Nadir ise cezaevi ile teyze evi arasında gidip geliyor.

Mustafa Nadir’in geçen kış cezaevinde havale geçirdiğini söyleyen teyzesi “Küçücük çocuk cezaevi ortamında mikrop kapmış, havale geçirmiş, hemen acile sevk edilmiş, üç gün boyunca yoğun bakımda kaldı. Annesi de tabi ki yanındaydı fakat kelepçe takmak istemişler. Çocuğa nasıl bakacam diye itiraz edince vazgeçmişler” dedi.

KORNEA NAKLİ OLDU

Kardeşinin de hasta olduğunu ifade eden abla şöyle devam etti: “Zeynep kornea nakli oldu. O yüzden lens ve gözlük kullanıyor. Ve onların sık sık değişmesi gerekiyor. Gözünün mikrop kapmaması lazım. Cezaevi ortamında bunlar kolay değil. Üçüncü doğumu çok sıkıntılı geçti zaten, rahmi alındı.”

Okumaya devam et

Popular