Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Ekonomik kriz korkusu terörü geçti, halk geçim derdinde

İpsos araştırmasına göre "en büyük sorun ekonomi" diyenlerin oranı yüzde 59'a yükseldi. Halkın üçte birinin satın alma gücü düştü.

Son yapılan kamuoyu araştırmalarında, vatandaşın ekonomik kriz endişesinin, terör korkusunun önüne geçtiği ortaya çıktı. “En büyük sorun ekonomi” diyenlerin oranı yüzde 59’a yükseldi. İpsos araştırmasına göre vatandaşın üçte birinin satın alma gücü azaldı. 

BOLD- 2018, erken genel seçim yılı olmasına rağmen, özellikle yaz aylarından itibaren ekonomik krizin etkilerinin ağır şekilde hissedildiği bir yıl oldu. Yaz aylarında döviz kurlarında yaşanan şok yükselişlerle birlikte Türkiye’nin en önemli sorununu ekonomi olarak görenlerin oranı yüzde 59’a yükseldi.

VATANDAŞIN BEKLENTİLERİ OLUMSUZ

2018 başında “En önemli sorun terör” diyenlerin oranı yüzde 51 iken bu rakam 2018 sonunda yüzde 13’e kadar geriledi. Ipsos tarafından her yıl gerçekleştirilen Türkiye Barometresi “yeni yıl özel raporunun” 2018 sonuçlarına göre, vatandaşın hem ülkenin hem de kendi ekonomisine olan beklentileri olumsuz yöne kaydı.

Araştırmada “Gelecek yıl genel olarak Türkiye ekonomisinin durumu sizce nasıl olur?” sorusuna “daha kötü olur” diyenlerin oranı 2017 sonunda yüzde 20 iken bu yıl yüzde 35 olarak gerçekleşti. “Aile ekonomisi daha kötü olur” diyenlerin oranı ise yüzde 29’dan yüzde 31’e çıktı.

Eğitime dair sorunların ülkenin en önemli sorunu olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 11 ile “en önemli sorun terördür” diyenlere yakın, iki yıldır da bulunduğu seviyeyi koruyor.

SATIN ALMA GÜCÜ DÜŞTÜ

Tüketicilerin üçte biri, satın alma güçlerinin hissedilir şekilde azaldığını ifade ederken, yüzde 20’si ek iş yapmaya çalışacağını açıkladı. Fazla mesai ve ek iş yapma ihtiyacı geçmişe göre iki katına çıkarken, araştırma tüketicilerin yüzde 37’sinin harcamalarını daha fazla kontrol edeceğini ortaya koydu.

Harcamaların yüzde 24,7’sini ise kira ve konut giderleri oluşturuyor. Harcamaların yüzde 18,7’si ise ulaşıma gidiyor. Bunun çoğunluğunu da şehir içi ulaşım harcamaları oluşturuyor.

2019 MÜCADELE YILI OLACAK

İpsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, 2019’un tüm toplum için mücadele yılı olacağını söyledi.

“Ekonomik kriz var” diyebilmek için Türkiye’nin üç dönem üst üste küçülmesi gerektiğini kaydeden Gedik, “Dolayısıyla bu dönem için kriz tanımlaması doğru değil. Ancak geçmişten kalma izlerin tüketiciyi kriz beklentisine soktuğu söylenebilir. Beklentinin tüketime yansımalarının 2. çeyrek itibarıyla hissedilmeye başlanacağını tahmin ediyoruz.” değerlendirmesini yaptı.

ASIL SIKINTI İKİNCİ ÇEYREKTE BAŞLAYACAK

Ekonomideki sıkıntıların daha çok bu yılın ikinci yarısından itibaren hissedileceğini vurgulayan Gedik, bunun sebebini de şöyle açıkladı:

“Sene başında gerçekleşecek maaş zamları, gelir vergisi dilimlerinin yaşattığı dönemsel avantajlar, enflasyon ile mücadele kapsamındaki vergi avantajlarının süresinin uzatılması ihtimali gibi nedenlerden dolayı bu olumsuz beklentinin tüketime yansımalarının daha çok ikinci çeyrek itibarı ile hissedilmeye başlanacağını tahmin ediyoruz.”

VATANDAŞ ‘ÖNCE PARTİM’ DİYOR

İpsos araştırmasında vatandaşlara 31 marttaki yerel seçim tercihleri de soruldu. Buna göre 31 Mart yerel seçimlerinde adaylardan çok siyasi partilerin ağırlığı olacak gözüküyor. Seçmenlerin yüzde 56’sı siyasi parti üzerinden tercih yapıyor.

Bir yıl önce sorulduğunda “adaya göre karar veririm” diyenlerin oranı yüzde 42 iken bu oran 2018 sonunda yüzde 27’ye gerilemiş durumda.

Kararsızların oranında ise yavaş yavaş seçim atmosferine giriyor olmanın da etkisi ile yüzde 3’ten yüzde 18’e artış var.

2019’da yaşanacak ekonomik krizi uzmanlar yorumladı

BOLD ÖZEL

“Bu kararın hukuki dayanağı bulunmamaktadır, yok hükmündedir”

10 yıl hapis cezasına çarptırılan ve 9 Eylül 2020’de cezası onaylanan avukat Turan Canpolat, hukuki dayanağı olmayan kararın düzeltilmesi için Yargıtay’a dilekçe gönderdi. Hakkındaki iddiaları resmi belgelerle bir kez daha çürüten Canpolat, kararın düzeltilmesinin bir zorunluluk olduğunu ifade etti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

63 aydır tutuklu olan avukat Turan Canpolat Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına sunulmak üzere Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne 4 sayfalık bir dilekçe gönderdi. Canpolat dilekçesinde onaylanan kararın bütün hukuki sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasını, hukuki dayanağı olmayan, yok hükmünde olduğu tartışmasız olan mahkumiyet kararının bozulmasını talep etti.

Talebinin gerekçesini 8 maddede açıklayan ve dilekçeye eklediği 10 belge ile delillendiren Canpolat, “Karar düzeltme talebinin kabulü artık bir zorunluluk sorumluluk ve yükümlülüktür. Bu hususta Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bir takdir yetkisi bulunmamaktadır.” dedi.

İDDİALARI TEK TEK ÇÜRÜTTÜ

Malatya Barosu’na bağlı olarak 25 yıl avukatlık yapan Turan Canpolat, müvekkilinin evinde yapılan aramaların hukuksuz olduğunu tutanağa geçirdiği için 27 Ocak 2016’da, müvekkilinden 65 dakika sonra gözaltına alındı. Müvekkili Mehmet Tanrıverdi ile 3 gün gözaltına kalan Canpolat 29 Ocak 2016’da tutuklanıp Malatya Cezaevine gönderildi. Müvekkili ise serbest bırakıldı.

Savcılık imzalı sahte belgeyle şüpheli ilan edildiği için tutuklandığını daha sonra öğrenen Canpolat, bu iddiayı ve sahte belgeyi mahkemede çürüttü. Dosyasındaki hukuksuzlukları, sahte belgeleri ispat ettiği için 8 Mayıs 2017’de Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevine sürgün edilen Canpolat, halen bu cezaevinde kalıyor ve 27 Şubat 2020’den beri de kendisinin ifadesiyle tavuk kümesi boyutlarında bir hücrede tutuluyor.

Turan Canpolat tutuklandıktan 5 ay sonra cezaevinde olduğu halde 15 Temmuz darbesine katılmakla ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmakla suçlandı. İddianamesinde suç delili olarak bile zikredilmeyen Bank Asya hesabı, imzasız ve onaysız Bylock belgeleri, KHK’yla kapatılan bazı şirketleri temsil ettiği ve adliye yapılanması içinde bulunduğu gerekçe gösterilerek 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ceza 9 Eylül 2020’de Yargıtay tarafından onaylandı. Onaylanan karar ve savcılık tebliğnamesi ne kendisine ne de avukatlarına bildirilmedi. Oysa kanun gereği bildirilmek zorunda.

“DÜZELTME TALEBİMİN REDDİ İMKANSIZDIR”

Hakkındaki iddiaların boş ve asılsız olduğunu resmi delillerle birlikte 15 Şubat 2021 tarihli dilekçesinde bir kez daha açıklayan Canpolat, “Mahkumiyet gerekçesi yapılan Bylock ve Bank Asya hususlarında iddianamemde tek kelimelik anlatım, beyan ve cezalandırma talebi bulunmamaktadır. Bylock iddiasıyla ilgili Malatya C. Başsavcılığı’nın 2016/25610 Son. Dosyasında kavuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği sabittir. Bylock iddiasına ilişkin belgelerin imzasız ve onaysız olduğu hususu 05/05/2017 tarihli duruşmada mahkeme gözlemi ile tutanağa geçirilen “asli gibidir” şerhiyle tasdikli belgeler; şüphelisi olmadığım bir dosyaya sahtecilik yoluyla şüpheli olarak dahil edildiğimin kesin delilleridir. Bahse konu kesin deliller karar düzeltme talebimin reddini imkansız kılmaktadır.” dedi.

“BU HUSUS TARTIŞMASIZDIR!”

Canpolat adliye yapılanmasında olduğu iddiasını ise şöyle çürüttü: İddianameye göre hakkımdaki tek suçlama adliye yapılanması suçlamasıdır. Bu iddiaya ilişkin suç ortağım olduğu iddia edilen 3 adliye personelinin dosyası 20/12/2016 tarihli duruşmada tefrik edilmiştir. Tefrik kararı; bu kişilerle birlikte yargılanmamı gerektirir bir eylemin olmadığının mahkemece kabulüdür. Bu husus tartışmasızdır. Bu şahıslar bahse konu suçlamadan Malatya 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/286 K. Sayılı dosyasında beraat etmişlerdir. Ve bu beraat kararı kesinleşmiştir. Yani hakkımdaki mahkumiyet kararının yok hükmünde olduğu kesinleşmiş beraat kararı ile tescil edilmiştir.”

Bağlı bulunduğu Malatya Barosu ve Türkiye Barolar Birliği’ne sesini duyuramayan, tutukluluğuna itiraz için onlarca dilekçe veren Turan Canpolat, yaşadığı hukuksuzlukları daha önce kaleme aldığı mektuplarında anlatmıştı. “Tarihe geçtiğimin farkındayım” diyen Canpolat’ın sesini geçtiğimiz aylarda Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi (CCBE) olmak üzere 13 insan hakları örgütü duydu. Adı geçen kurumlar Erdoğan ile Türkiye’deki 3 resmi kuruma mektup göndererek tutsak avukatın tahliye edilmesini istedi.

SAVCI HUKUKSUZ BELGE ÜRETTİ, BARO BUNA GÖZ YUMDU

Malatya Barosu, Turan Canpolat’ın mesleki faaliyetinden mi yoksa başka nedenlerle mi tutuklandığı öğrenmek için 22 Şubat 2016’da Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir dilekçe gönderdi. Üç gün sonra Bora’ya cevap veren savcı Aziz Yaşar Yetkinoğlu, Canpolat’ın mesleki faaliyetleri nedeniyle değil, Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklandığını söyledi. Oysa müvekkilinin evinde yapılan arama ve gözaltının hukuksuz olduğuna dair tutanak tutan Canpolat’ın resmi olarak bu tutanaklarda imzası bulunuyor. Savcı böyle bir belgenin varlığını görmezden gelip Malatya Barosu’na doğru olmayan bir açıklama gönderdi, Malatya Barosu da bu hukuksuzluğa göz yumdu.

TURAN CANPOLAT’IN 15 ŞUBAT 2021 TARİHLİ DİLEKÇESİNİN ORİJİNALİ

Açıklamalar:

1. İlgili a’da belirtilen ve Yargıtay Başkanlığı’na gönderilen 9 sayfadan ibaret 41 sayfa eki bulunan dilekçe, dilekçe içeriğindeki anlatımdan da anlaşılacağı üzere bir şikayet dilekçesidir. Yargıtay C. Başsavcılığı’nın şikayet dilekçesi olduğu açık, net ve tartışmasız olan ilgi a’daki dilekçemi “Karar düzeltme” talebi olarak kabul etmesi mümkün değildir. Bahse konu dilekçe bir nevi kanuna karşı hile yoluyla “Şikayet” dilekçesi olmaktan çıkarılamaz. Aksi durum hukuki ve cezai sorumluluk gerektirir.

2. İlgi b’de belirtilen Yargıtay C. Başsavcılığı yazısının konusu Yargıtay 16.C.D’nin 2019/6796 E. 2020/4762 K sayılı ilamıyla ilgilidir. Bu husus ilgi yanı da zikredilmiştir. İlgi yanının Yargıtay 16.C.D’nin 2019/1529 K. 2020/4763 K. Sayılı ilamı ile bir ilgisi yoktur.

3. İlgi a-c-d-e’de belirttiğim bütün dilekçe içeriklerini ve bu dilekçelerdeki beyanlarımı iş bu tashihi karar talepli dilekçem kapsamında aynen tekrar ediyorum. Şüphecisi olmadığım bir dosyaya avukatlık görevimi yapmamı engellemek gayesi ile sahtelik, sahtecilik, sahte belge tanzimi, yoluyla sonradan şüpheci olarak dahil edildiğim hususu her türlü şüpheden uzak, aksi ve inkarı mümkün olmayan resmi mahiyetteki kesin delillerle SABİT olduğundan; karar düzeltme talebimin reddi konusunda Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bir takdiri ve yetkisi bulunmamaktadır. Bu talebimin kabulü, usul ve yasanın emredişi hükümleri gereği sorumluluk, zorunluluk, ve yükümlülüktür.

4. Mahkumiyet gerekçesi yapılan Bylock ve Bankasya hususlarında iddianamemde tek kelimelik anlatım, beyan ve cezalandırma talebi bulunmamaktadır. Bylock iddiasıyla ilgili Malatya C. Başsavcılığı’nın 2016/25610 Son. Dosyasında kavuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği sabittir. Bylock iddiasına ilişkin belgelerin imzasız ve onaysız olduğu hususu 05/05/2017 tarihli duruşmada mahkeme gözlemi ile tutanağa geçirilen “asli gibidir” şerhiyle tasdikli belgeler; şüphelisi olmadığım bir dosyaya sahtecilik yoluyla şüpheli olarak dahil edildiğimin kesin delilleridir. Bahse konu kesin deliller karar düzeltme talebimin reddini imkansız kılmaktadır.

Karar düzeltme talebinin kabulü artık bir zorunluluk sorumluluk ve yükümlülüktür. Bu hususta Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bir takdir yetkisi bulunmamaktadır.

5. İddianameye göre hakkımdaki tek suçlama “adliye yapılanması” suçlamasıdır. Bu iddiaya ilişkin suç ortağım olduğu iddia edilen 3 adliye personelinin dosyası 20/12/2016 tarihli duruşmada tefrik edilmiştir. Tefrik kararı; bu kişilerle birlikte yargılanmamı gerektirir bir eylemin olmadığının mahkemece kabulüdür. Bu husus tartışmasızdır. Bu şahıslar bahse konu suçlamadan Malatya 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/286 K. Sayılı dosyasında beraat etmişlerdir. Ve bu beraat kararı KESİNLEŞMİŞTİR. Yani hakkımdaki mahkumiyet kararının yok hükmünde olduğu KESİNLEŞMİŞ BERAAT KARARI İLE TESCİL EDİLMİŞTİR.

6. İlgi c ve d’de belirtilen ve Yargıtay 16. C.D. tarafından Yargıtay C. Başsavcılığı’na gönderilmeyen dilekçelerimin içeriğini iş bu dilekçem kapsamında da aynen tekrar ediyorum. İlgi d’de belirtilen “suç inkarı” talepli dilekçemin gereğinin yerine getirilmesini talep ediyorum.

7. İş bu dilekçe içinde sunduğum belgeler ile Yargıtay Başkanlığı’na gönderdiğim ilgi a’daki 28/12/2020 tarihli dilekçem ile bu dilekçemin ekindeki belgeler üzerine düştüğüm beyanlarımı ve şerhlerimi iş bu dilekçem kapsamında da aynen tekrar ediyorum.

8. Şüpheci listesinin imzalı ve onaylı aslının halen dosyada mevcut olmadığı hususunu tekraren dikkatlerinize sunuyorum.

MALATYA BAROSU’NUN MALATYA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA YAZDIĞI DİLEKÇE

SAVCILIĞIN CEVABI

TURAN CANPOLAT’IN İMZALADIĞI TUTANAKLAR 

Tutuklu avukat Turan Canpolat için Avrupa’dan Erdoğan’a mektup

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Adalet Bakanlığı 1000 avukatın ruhsatını gasp etti

Hakkında soruşturma olduğu ya da öğrenciliği sırasında eyleme katıldığı gerekçesiyle Adalet Bakanlığı, son 12 yılda bine yakın hukuk mezununun avukatlık ruhsatını ellerinden aldı. Ruhsatların 854’ü 15 Temmuz’un ardından iptal edildi.

BOLD ÖZEL – Adalet Bakanlığının hukuk fakültesi mezunu avukatlara yaptığı ruhsat zulmü rakamlara yansıdı. Adalet Bakanlığı, 2008-2019 arasında 996 hukuk fakültesi mezununun Türkiye Barolar Birliği tarafından verilen avukatlık ruhsatını iptal etti. Adalet Bakanlığının istatistiklere göre ruhsat iptallerinin 854’ü 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL sürecinde, 2016-2019 arasında yapıldı. En fazla sayıda ruhsat iptali ise 2019 yılında oldu. 2019’da 14 bin 836 hukuk mezununun 528’inin avukatlık ruhsatı iptal edilirken, her yüz başvurudan 3,56’sı reddedildi.

Adalet Bakanlığının ruhsat başvurularına ilişkin istatistikleri

Hukuk mezunlarının ruhsat başvuru süreci şöyle işliyor: Hukuk fakültesi mezunu bir baroda avukatlık stajını tamamladıktan sonra baroya ruhsat başvurusunda bulunuyor. Baro, evrakları tamamladıktan sonra dosyayı Türkiye Barolar Birliğine gönderiyor. Barolar Birliği, stajyer avukatın ruhsat almasında herhangi bir engel olmadığına karar verirse başvuru onaylanarak Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık 60 gün içerisinde ruhsat başvurusunu onaylıyor ya da reddediyor. Red halinde dosya tekrar Barolar Birliğine gönderiliyor. Barolar Birliği tekrar onaylarsa bu kez ruhsat başvurusu onaylanıyor. Ancak bakanlık verilen ruhsatlara karşı İdare Mahkemesinde iptal davası açarak hukukçuların haklarını engelliyor.

MASUMİYET KARİNESİ YOK SAYILIYOR

Adalet Bakanlığının açtığı davaların sonuçlanması yıllar sürerken mesleğini yapamayan avukatlar yürütmenin durdurulması için karşı davalar açtı. 2016’daki OHAL ile başlayan ruhsat iptalleri geçen yıl büyük bir artış göstererek yüzlerce hukuk mezununun mağdur olmasına neden oldu. Cumhuriyet’e konuşan mağdur avukatlar ruhsat iptallerinin anayasaya ve temel hukuk ilkelerine aykırı olduğunu belirtti. Mağdurlar, “Her bakımdan eşitsiz ve hukuksuz bu maddenin doğrudan iptal edilmesi, hiç değilse masumiyet karinesini esas alan bir yaklaşımla kişi hakkında yürütülen kovuşturma kesin bir karara bağlanana kadar avukatların ruhsatlarına dokunulmaması gerekiyor” dedi.

KESİN KARARA KADAR RUHSATA DOKUNULMAMALI

Avukatlık Kanunu’nun 5/3. maddesine dikkat çeken mağdur avukatlardan Gönül Gören, şunları söyledi: “İki yıl ve üzeri ceza alabileceğiniz bir suçtan kovuşturma altındaysanız avukatlığa alınma isteminiz hakkındaki kararın bu kovuşturmanın sonuna kadar bekletilmesine karar verilebiliyor. Fakat bu hüküm emredici değildir ve idareye bir takdir yetkisi tanır. Takdir yetkisine sahip olan idari merciler ilgili Baro, TBB ve Adalet Bakanlığı’dır. Bu yetki, siyasi saiklerle kullanılması halinde hukuka aykırı kabul edilmelidir. Hiç değilse masumiyet karinesini esas alan bir yaklaşımla kişi hakkında yürütülen kovuşturma kesin bir karara bağlanana kadar avukatların ruhsatlarına dokunulmaması gerekiyor.”

BAROLAR DESTEK OLMUYOR

Ruhsatı iptal edilen hukuk mezunu Barış Barışık da baroların karşılaştıkları hukuksuzluğa duyarsız kalmasına tepki gösterdi. Barışık, “Söz konusu hukuka aykırı duruma ilişkin herhangi bir tepki verilmemekte, ruhsatı gasp edilen avukat adaylarıyla herhangi bir dayanışma gösterilmektedir. Mesela, ruhsatımın gasp edilmesi üzerine açılan davada müdahil olması yönünde talepte bulunmama rağmen Ankara Barosu gerekçesiz bir şekilde reddederek vermiş olduğum hukuk mücadelesinde taraf olmadı” dedi.

MESLEĞİMİN 3’NCÜ AYINDA İPTAL EDİLDİ

Ruhsatı iki kez iptal edilen Simin Atabay ise, “Bir yılı aşkın süre sonra ruhsat almıştım. Fakat henüz mesleğimin 15. gününde tarafıma iptal istemli dava açıldığını öğrendim. Bu süre zarfında mesleğe adapte olmak elbette çok zor. Bu durumu yaşayanlar olarak dosya almaktan imtina ediyoruz. Çünkü her an bir yürütmenin durdurulması kararı ile ruhsatımız yeniden elimizden alınabilir. Benim de aynen öyle oldu. Mesleğimin 3. ayında iken Yürütmenin Durdurulması kararı verildi ve yeniden işsizdim. Üstelik verilen bu karar masumiyet karinesinin ihlali demek” ifadelerini kullandı.

KHK’LILARA DA RUHSAT ZULMÜ YAŞATILIYOR

KHK ile ihraç olan hukukçuların avukat yapmaları da Adalet Bakanlığı tarafından engellenmişti. Anayasa Mahkemesi, avukatlığın kamu hizmeti niteliğinin avukatın kamu görevlisi olarak kabulüne imkan vermediği gerekçesiyle KHK ile ihraç edilenlerin avukatlık yapabileceğine karar vermişti. Ancak Ankara 14. İdare Mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin hakkında ihlal kararı verdiği KHK’lı Ceza Hukukçusu Yrd. Doç. Dr. Günal Kurşun’un Büyükada Davası’nda 1 yıl 13 günlük kesinleşmemiş cezasını gerekçe göstererek ruhsat başvurusunu reddetmişti.

İdare mahkemesi AYM’nin KHK’lı avukatla ilgili ihlal kararını yok saydı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Bir aylık hamile akademisyen Emel Top Bayraktar tutuklandı

Hamile bir kadın daha tutuklandı. Bingöl Üniversitesinde çalışan ve hamile olduğunu yeni öğrenen Emel Top Bayraktar tutuklanıp cezaevine gönderildi.

BOLD ÖZEL – Üç yıldır Bingöl Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak çalışan Emel Top Bayraktar (29) 8 Nisan’da tutuklanıp Bingöl M Tipi Cezaevine gönderildi. 7 Nisan’da gözaltına alınan Bayraktar bir gece nezarethanede kaldıktan sonra ertesi gün tutuklandığı öğrenildi.

HAMİLE OLDUĞUNU YENİ ÖĞRENDİ

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Emel Top Bayraktar’ın, kendileriyle ilgilendiğini söyleyen üniversite öğrencilerinin ifadeleri ve Bylock kullandığı iddiasıyla tutuklandığı belirtildi. Hamile olduğunu kendisi de yeni öğrenen Bayraktar’ın, elinde resmi bir rapor olmadığı için SEGBİS ile bağlandığı Manisa 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde hamileliğini söylemedi.

İfadesinde, üniversiteyi çok zorluklarla okuduğunu vurgulayan Bayraktar, “Bu suçlamalar beni ziyadesiyle üzmektedir. Vatanımı, milletimi çok seviyorum. İhanet etmeyi kendime ve kimseye yakıştıramıyorum.” dedi.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0