Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

“Cezaevinde saçlarımızdan fırça yapıp özgürlüğün resmini çizdik”

Norveç’te kaldığı sığınma kampında kalan Eda öğretmen Türkiye’de 9 ay aynı koğuşu paylaştığı arkadaşlarını çok özlediğini belirtiyor.

19 yıllık öğretmenliğin ardından işsiz bırakıldı, kelepçelenip cezaevine atıldı. Saçıyla fırça yapıp, sanatla mektup yasağını delen Eda öğretmenin hikâyesi…

Mustafa Kuzey / BOLD

Hizmet Hareketi’ne yakın kurumlarda çalıştığı için tutuklanan binlerce kadından biri olan Eda öğretmen, cezaevinde yaşadıklarını BOLD’a anlattı.

Cezaevinde iken koğuş arkadaşı kadınların kaligrafi sanatı ile hayata tutunmalarını sağladığını söyleyen Eda öğretmen, “Cezaevindeki imkânsızlıklar içinde saçlarımızdan fırça yapıp, özgürlüğün resmini çizdik.” diyor.

Eda öğretmen, Norveç’in Oslo şehrinde bir sığınma kampında yaşıyor.

ÇOCUKLARININ GÖZÜ ÖNÜNDE KELEPÇELENEN BİR ÖĞRETMEN

Antalya’da Hizmet Hareketi’ne ait özel bir kurumda 19 yıl matematik dersi veren Eda öğretmen, 17/25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının ardından çalıştığı kurumun hükümetin hedefi haline geldiğini, sürekli baskı altında çalışmak zorunda kaldıklarını belirtiyor.

Ancak henüz daha kötüsü gelmemiştir: “Her gün sürekli teftiş ve kayyım baskı altında işlerimizi yapmaya çalışıyorduk. O günlerde yaşadıklarımın çok zor zamanlar olduğunu düşünüyordum ta ki 15 Temmuza kadar.”

15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünün ardından yüzbinlerce insan gibi Eda öğretmen de “terör örgütü üyesi” olmakla suçlanır ve gözaltına alınır. Aslında polisler hem kendisi hem de eşi için gelmişlerdir, ancak o gün Uğur Bey evde olmadığı için gözaltına alınamaz.

Sabahın erken saatinda polislerin eve geldiği anı unutamadığını söyleyen Eda öğretmen, üç çocuğunun gözü önünde kelepçelenir: “O gün polisler evin her tarafını didik didik aradı. Hatta büyük oğlum okula gidecekti, onu kapıdan uğurladım, giderken onun bile üstü arandı. O yaştaki bir çocuğa bu muamelenin yapılması beni çok üzmüştü. Arama bittikten sonra polisler beni karakola götürürken kızım, oğlum, annem, yöneticimiz ve güvenlik görevlimiz gözyaşlarıyla kapıdan uğurladı.”

Eda öğretmen, eşi ve iki çocuğuyla birlikte Norveç’te yaşıyor.

ESKİ BİR FABRİKANIN YEMEKHANESİNDE 9 GÜN GÖZALTINDA KALDI

Karakola götürülen Eda öğretmen, nezarethanelerde yer kalmadığı gerekçesiyle şehrin dışındaki eski bir fabrikaya götürülür.

Gözaltındayken psikolojik işkenceye maruz kaldığı anları şu şekilde anlatıyor: “Fabrikanın yemekhanesine getirdiler. Polislerin toplumsal olaylara müdahalede kullandığı bariyerlerle bölünmüştü. 10 bölmeden ikisinde kadınlar kalıyordu. Diğer 8 koğuşta erkekler vardı. Sabahki operasyonda 80 kişiyi aldıklarını orada öğrendim. Diğer suçlardan getirilen insanlarla birlikte 100 kişi vardık. Bizden önce kalan insanlar yerlerde, betonda yatmış. Biz gelmeden önce oraya bir halıfleks getirilmiş. Yerde halıfleksin üstünde yattık.”

30 kadar kadın hijyen olarak çok kötü tek bir tuvaleti ortak kullanıyordu. Ayrıca tuvaletleri kullanırken kapıdaki erkek polise gittiğimiz saati ve ismimizi yazdırıyorduk. Dönüşte de aynı şekilde uygulamaya maruz kalıyorduk. Bizden önce alınan grupta kadınların başörtülerini toplamışlardı. Gerekçe olarak başörtüsü ile insanların kendini asabileceği öne sürülmüştü. Fakat biz geldiğimizde bu uygulama kaldırılmıştı. Erkekler ve kadınlar bir birini görebiliyordu.”

İPLE TESPİH ÇEKMEK YASAK

Eski fabrikada, bariyerlerle oluşturulmuş  bölmelerde adliyeye götürülmeyi bekleyen kadınlar, battaniyelerin kenarlarındaki iplere düğüm atarak tespih yaparlar ancak bu durum anında yasak kapsamına alınır. Kameralarla sürekli izlenen tutukluların ipten tespihleri toplatılır. Eda öğretmen gözaltında olduğu 9 gün boyunca ailesiyle ve avukatıyla görüştürülmez.

O BİR ÖĞRETMENDİ FAKAT TERÖRİST OLMAKLA SUÇLANDI

Psikolojik baskı altında geçen 9 günün sonunda Eda öğretmenle birlikte 15 kadın adliyeye götürülür. Adliyede ifade vermeyi bekleyen 50 kişi vardır. Akşama kadar bitkin biçimde hakim karşısına çıkmayı beklerler:

“Mahkeme salonuna götürüldük, orda annemi, babamı ve bir öğretmen arkadaşımı gördüğümde tarifi imkânsız bir burukluk yaşadım. Çok kötü durumdalardı. Mahkeme salonuna girdiğimde kadın bir hâkim içeri girdi. Baro tarafından görevlendirilen bir avukat ile o gün karşılaştım. Öğretmen olarak çalıştığım kurum, çocuklarımın gittiği okul, Bank Asya da hesabımın olması ve bylock programını kullandığım gerekçesiyle tutuklandım.”

Baba tutuklu, anne öldü, iki çocuk boynu bükük

“GARDİYAN KİRLİ NEVRESİMİ AYAĞIYLA İTEREK VERDİ”

“Silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan tutuklanan Eda Hanım, neyle suçlandığını idrak edemeden cezaevine götürülür. Eda öğretmen, cezaevine girdiği o anları şöyle anlatıyor:

“Arabadan indikten sonra yan yana dizildik. Eşyalarımız ve üstümüz arandı. Bu aramalar insan onurunu incitici bir şekilde uygulanıyordu. Koğuşa girdiğimde bana ayrılan yatağın hali aklımdan hiç çıkmıyor. Çöp kovasının yanında kirli, lekeli, üstünde sigara söndürülmüş ve belki de üstüne tuvalet yapılmıştı. Öyle bir yatak verdi bana gardiyan. Sonra nevresim aramaya başladı. Temiz bir nevresim bulamayınca tahliye olan birisinin kullandığı kirli nevresimi ayağıyla önüme doğru itti. Üst üste yaşadığım şoklarla birlikte yaşadıklarımı bir türlü kabullenemiyordum. Kalacağım koğuşta boş ranza olmadığı için bir süre yerde yatmak zorunda kaldım.”

14 KİŞİLİK KOĞUŞTA 32 KADIN

14 kişilik koğuşta 32 kadının kaldığını anlatan Eda öğretmen, daha önce yine kendisi gibi Hizmet Hareketi’ne mensup olduğu gerekçesiyle tutuklanan kadınlarla aynı koğuşa konulur.

Yaşadığı şoku dostça karşılamayla atlatabilir: “Biri çekti sandalyeye oturttu, biri hemen çay koydu, biri hemen bir kahvaltı tabağı hazırladı. Dokuz gün boyunca doğru düzgün bir şey yememiştim ve hiç çay içmemiştim. Karşılaştığım muameleden sonra sanki lüks bir oteldeymişim gibi hissettim. Eğitimli birçok meslek grubundan insan bir arada kalıyorduk.”

Eda öğretmen cezaevi içindeki dayanışma sayesinde toparlanmaya başlar:

“Üniversitede akademisyen olan bir arkadaş vardı. İleri derece İngilizce biliyordu. Bize İngilizce öğretmeye başladı. Sonra bu konu yayılmaya başladı ve herkes ne biliyorsa onu arkadaşlarıyla paylaşmaya başladı. Mesela plates eğitimi almış bir arkadaş vardı o tüm koğuşa plates yaptırıyordu ve spor yapmak gerçekten iyi geliyordu. Onunla hem iyi hissediyorduk hem de zaman geçiriyorduk.”

“SAÇLARIMIZI FIRÇA YAPIP ÖZGÜRLÜĞÜN RESMİNİ ÇİZDİK”

Tutuklu kadınlar arasındaki resim öğretmeninin kendisine ilham kaynağı olduğunu ifade eden Eda öğretmen zorlukları aşmanın yollarını öğrenir:

“Resim öğretmeni olan arkadaş bize resim yapmayı öğretecekti. Fakat boya, fırça ve kalem yoktu. Cezaevi yönetiminden istedik ama talebimiz olumsuz karşılandı. İmkansızlıklar insanı farklı çözüm yollarına sevk ediyor. O arkadaşımız kahveyi çözündürüp kahverengi, çileği suya koyup oradan kırmızı pembe rengi, kuşburnu çayını demleyip ondan bir başka renk elde etti. Saçının ucundan bir parça kesip, bir diş fırçasının ucunu kırarak ısıtıp saçı oraya monte etti ve ondan bir fırça yaptı ve isteyenlere resim öğretti. Bu malzemelerle güzel resimler, tablolar yaptık. Özgürlüğün resmini çizdik.”

Eda öğretmen şimdi, Norveç’deki sığınma kampında kadınlara kaligrafi öğretiyor.

CEZAEVİNDE 20 KİŞİYE KALİGRAFİ ÖĞRETTİ

Cezaevine girmeden önce Kaligrafi sanatıyla yazı yazmayı öğrenen Eda öğretmen, resim öğretmeninden aldığı ilhamla koğuş arkadaşlarına kaligrafi yazı sanatını öğretmeye başlar.

Malzeme temin etmek adeta imkânsızdır: “Tabii cezaevinde çalışmak için kaligrafi kalemi talep ettik, fakat mümkün değil. Çok lüks bir istekti bu. İki tükenmez kalemin içini birleştirip, kahve çubuklarıyla alttan üstten destekleyerek yazı kalemi yapabilirdik. Fakat bant yoktu. Kurabiye kutularının üzerindeki yapışkan etiketleri kullanarak yazı kalemini yapmayı başardık. Artık kaligrafi sanatı ile yazı yazmaya başladım. Arkadaşların çocuklarının isimlerini falan yazıp veriyordum. Bana da öğretir misin diyenler oldu. Bunun üzerine kaligrafi kursu açtık ve 20 kişi orada kaligrafi eğitimini tamamladı.”

“KALİGRAFİYLE GÖZ YAŞLARI DURDU”

Kaligrafi sanatının insanlara iyi gelmeye başladığını belirten Eda öğretmen, sürekli ağlayan tutuklu bir kadının psikolojisinin düzeliş hikâyesini anlatıyor:

“Bir arkadaşımızın psikolojisi çok bozulmuş ve sürekli ağlıyordu. Sonra bu arkadaşa kaligrafi öğretmeye başladım. Bir süre sonra arkadaşımın psikolojisi düzelmeye başladı. Artık eskisi gibi stres yapmıyordu. Kaligrafi yazılarıyla dört-beş defteri doldurmuştu. Arkadaşta aynı zamanda güzel resim çizebiliyordu. Bir güzel söz yazıp altına resimler çiziyordu ve defterler dolusu yazdı. Bazen sabah gelirdi, ‘biliyor musun ben bu gece sabaha kadar yazdım’ derdi. Ona bakınca ‘Acaba sırf bu arkadaşlara bunu öğretmek için mi buraya geldim?’ diye düşünüyordum.”

“MEKTUP YASAĞINI SANATLA DELDİK”

Cezaevinde tutuklu kaldığı süre içerisinde mektup yazmanın yasak olduğunu anlatan Eda öğretmen ve koğuş arkadaşları bu yasağı sanatla aşmayı başarırlar:

“Defterler tükenince tişörtlere yazı yazmaya başladık. İçimizdeki en genç arkadaşta kaligrafiyi öğrenmişti. O hafta bu arkadaşımız kıyafetlerini ailesine gönderecekti. Bir mevsimde 2 veya 3 defa kıyafet değiştirme hakkımız oluyordu. O genç arkadaş ‘Tişörtlerden birine kaligrafi ile bir yazı yazsak, ben onun içini boyasam, bir nevi mektup yazsak’ dedi. O gece boyunca arkadaş ile birlikte tişörtün arkasına yazı yazdık. O kadar ustaca bir yazı yazdık ki kaligrafiden anlamayan birisi hiç fark edemezdi. Annesine babasına çok güzel ve duygusal bir mektubu o vesile ile çıkarmış olduk.”

“TAHLİYE OLDUĞUMU UTANARAK SÖYLEDİM”

Eda öğretmen sebepsiz yere tutuklandıktan 9 ay sonra ilk duruşmada adli kontrol tedbirleriyle tahliye edilir.

Adliye dönüşü koğuşta tahliye kararını arkadaşlarına söylemekte zorlanır, çünkü: “Her birini çok seviyordum, çok güzel dostluklar kurmuştuk.”

“GÜLMEYİ VE UYUMAYI UNUTTUM”

2018 yılında son duruşmada “Terör örgütü üyesi olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapse mahkûm edildiğini anlatan Eda öğretmen ardından hayatının en zor kararlarından birini vermek durumunda kalır:

“Türkiye’de 15 Temmuz sonrası yaşanan gelişmeler, cezaevinde geçirdiğim dönem, çıktıktan sonra oğlumun kaza geçirmesi ve eşimin yanımızda olmaması, yeniden yakalanma korkusu, beni çok üzmüştü. Gülmeyi, uyumayı unutmuş ve günlerce uyuyamıyordum. Küçük oğlum gelip ‘anne bir kere gülsene’ diyordu. Eliyle tutup dudaklarımı geriye çekiyordu ki gülmüş olayım diye. O zamanlar yurtdışına çıkmayı planlıyorduk. Yunanistan’a Meriç Nehri üzerinden geçmemiz gerekiyordu. Geçmeye karar verdikten sonra ben oğluma bir söz verdim: Meriç’in öte yakasına geçebilirsek ondan sonra güleceğim.”

“ÖLMEKTEN DAHA ÇOK TEKRAR YAKALANMAKTAN KORKTUM”

Polis tarafından aranan eşi Uğur Bey ve iki çocuğuyla birlikte Yunanistan’a geçmeye karar veren Eda öğretmen yolculuğunda ölmekten değil, yakalanmaktan korkar:

“Özgürlüğe kavuşmak ve insanca yaşamak için Yunanistan’a kaçak yollarla geçmeye karar verdik. Meriç’i ve o anda gökyüzünün halini hiç unutamıyorum. Geçiş sırasındaki zorlukların hiçbiri Türkiye’deki yaşadıklarım kadar zor gelmedi. Çünkü artık özgürdüm, nefes alabiliyordum. Buraya gelirken büyük oğlumu geride bıraktım. Meriç’ten geçerken çocuklarım adına değil ama özellikle kendi adıma ölmek vardı ihtimaller arasında ve yakalanmak vardı. Ölmekten mi çok korktum, yoksa yakalanmaktan mı? Öyle derin izler bıraktı ki bende. O yüzden tekrar yakalanmaktan daha çok korktum.”

Eda öğretmen, uzun süre sonra eşiyle birlikte kolkola yürüdüklerini anlatıyor.

“NORVEÇ, GÜLEN YÜZÜM OLDU”

Atina’da bir ay kadar kaldıktan sonra Norveç’e ulaşan Eda öğretmen ve ailesi, Oslo’daki bir sığınma kampında yaşıyor şu an:

“Norveç’te havalimanına indikten sonra kendimi çok huzurlu ve güvende hissettiğim bir yer oldu. Özellikle çocuklara sağlanan imkânların iyi olması ve okuldaki öğretmenlerin nazik davranışı, sokaktaki insanların güler yüzlü tavırları beni çok umutlandırdı.”

ŞİMDİ SIĞINMA KAMPINDA KADINLARA KALİGRAFİ ÖĞRETİYOR

Kaligrafi sanatı ile yazı yazmaya Oslo’daki sığınma kampında devam eden Eda öğretmen, birlikte kaldığı diğer sığınmacılara da kaligrafi öğretiyor artık.

Sekiz sığınmacı öğrencisi var: “Kamptaki tüm çocukların öğretmenlerine, yeni tanıştığımız insanlara, kampta çalışan bazı insanlara Noel hediyesi olarak kaligrafi yazısıyla yazılmış ‘God Jul’ hediyeleri verdik. Bu hediyeler insanların hem dikkatini çektiği gibi çok da hoşuna gitti. Cezaevinde insanlara umut olan kaligrafi, Norveç’te ise sığınmacılarla Norveçliler arasında gönül köprüsü kurması beni çok mutlu etti.”

“Eşine ‘git or…luk yap’ denen meslektaşlarım için konuşmalıyım”

BOLD ÖZEL

En fazla aşı yapılan şehirlerde hasta çok, en az aşı yapılanlarda ise az

Sağlık Bakanlığının aşı verileri ile korona hasta sayıları arasında endişe veren tezatlık ortaya çıktı. Çin aşısının en fazla yapıldığı şehirlerde korona vaka sayıları yüksek, aşının en az yapıldığı şehirlerde ise sayı düşük çıktı.

BOLD ÖZEL – Çin aşısı, beklenen sonucu veremedi. Bold’un Sağlık Bakanlığının verilerinden derlediği bilgilere göre aşının etkinliğiyle ilgili çok çarpıcı veriler göze çarpıyor. Türkiye Aşı Tablosu Haritasına göre nüfusa göre en fazla aşılama Marmara, İç Anadolu, Ege, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde yapıldı. Yine nüfusa göre en az aşılama Doğu ve Güneydoğu şehirlerinde oldu.

AŞILAMA YOK, HASTA DA YOK

Bakanlığın ‘İllere Göre Haftalık Vaka Sayısı Haritasına göre ise en fazla vatandaşın aşılandığı şehirler koronavirüs hastası bakımından en fazla hastanın bulunduğu en riskli kategoride yer aldı. En az aşılamanın yapıldığı Doğu ve Güneydoğu illerinde ise Kovid-19 hasta sayısı 100 binde 10 kişinin altında kaldı. Sağlık Bakanlığının bu verilerine bakıldığında Çin aşısı olmayan şehirlerde yaşayan vatandaşlar daha az koronavirüse yakalandı.

Sağlık Bakanlığı Aşılama Haritası (28 Şubat 2021)

GİRESUN MARDİN KARŞILAŞTIRMASI

Resmi kayıtlara göre 448 bin 721 nüfuslu Giresun’da 71 bin 189 kişi aşılandı. 15-21 Şubat 2021 tarihleri arasında bu şehirde 100 binde 217 kişi Kovid-19 hastası kayıtlarına geçti. Giresun’un iki katı nüfusa sahip Mardin’de ise durum tam tersi oldu. 814 bin 716 vatandaşın yaşadığı Mardin’de ise 29 bin 654 kişi aşılandı. Bu şehirde 100 binde 12 kişi koronavirüs hastası listesine kaydedildi. Bu örneğe benzer daha birçok şehirde aynı tablo yaşanıyor.

100 bin kişide İllere Göre Haftalık Vaka Sayısı (15-21 Şubat 2021)

KARADENİZ’DEKİ TABLO VAHİM

Karadeniz Bölgesi’nde 723 bin 988 kişi aşılandı. Çin aşısının birinci ve ikinci dozunun yapıldığı Karadeniz’deki bütün iller hastalık sayıları bakımından Türkiye ortalamasının üstünde bulunuyor. Bu bölgedeki bütün şehirler orta ve yüksek riskli iller kategorisinde turuncu ve kırmızı listede yer aldı. Orta ve Doğu Karadeniz illerinde hasta sayısı 100 binde 200 kişi sınırını da geçti. Güneydoğu ve Doğu Anadolu’daki şehirlerin ise hasta sayıları düşük çıktı ve mavi kategoride bulunuyor.

İSTANBUL VE ANKARA

1 milyon 379 bin kişinin aşılandığı Türkiye’nin en kalabalık şehri İstanbul’da 100 binde 68 kişi korona hastası haritasında yer aldı. 724 bin kişinin aşı olduğu Başkent Ankara’da 100 binde 35 kişi virüs taşıyor.

Çin CoronaVac aşısının Türkiye’de yüzde 91, Brezilya’da yüzde 50, Endonezya’da yüzde 65 koruma sağladığı açıklanmıştı.

Türkiye’de 1 Mart’ta 5 şehirde lokanta ve kafeler açılıyor

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cihadistlere silah satan Heysem Topalca kimliği değiştirilerek Konya’ya yerleştirildi

10 Şubat’ta şüpheli bir trafik kazasında ölen, Suriye’deki radikal gruplara silah ve kimyasal madde temininin kilit ismi Heysem Topalca’nın üç yıldır MİT koruması altında Konya’da ikamet ettiği ortaya çıktı.

BOLD – Suriye’nin Lazkiye kentinde gıda kaçakçılığı yaparken Suriye iç savaşından sonra bölgenin en önemli silah kaçakçılarından birine dönüşen Heysem Topalca (Hytham Qassap), 10 Şubat 2021’te Konya’da geçirdiği şüpheli trafik kazasında hayatını kaybetti. turkishminute.com’dan Cevheri Güven’in haberine göre şüpheli kazada hayatını kaybeden Topalca hakkında El Kaide üyesi olmaktan kesinleşmiş 12 yıl hapis cezası ve Türkiye’de meydana gelen terör saldırıları nedeniyle iki ayrı yakalama kararı vardı. Polis tarafından 2014’te iki kere gözaltına alınan ancak serbest bırakılan Topalca’nın Türkiye’de olduğuna ilişkin iddialar, kazayla birlikte doğrulanmış oldu. TM’ye konuşan bir kaynak,  Topalca’nın uzun süredir MİT’in korumasında olduğu ve kaza geçirdiği Konya’ya MİT tarafından yerleştirildiğini belirtti.

Kaynak, Türkiye ile Suriye arasında silah ve cihatçı sevkiyatının kilit isimlerinden biri olan Heysem Topalca’nın deşifre olmasından sonra 2015 yılında Hatay’dan uzaklaştırma kararı alındığını belirtiyor. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün El Kaide raporuna göre 2011-2014 yılları arasında 873 kez Suriye’den Türkiye’ye giriş çıkış yaptığı belirtilen Topalca’nın ismi 2015 yılında da çeşitli kaçakçılık olaylarıyla anılırken, ardından Topalca hakkındaki tüm izler kayboldu. Topalca’nın Hatay Yayladağı’nda ikamet eden ailesi de Topalca ile birlikte gözden kayboldu.

MİT VE SURİYE İÇ SAVAŞI

Kaynağa göre Topalca ile MİT arasındaki ilişki Suriye iç savaşıyla birlikte derinleşti ve Topalca, Hatay Yeni Sanayii bölgesinde bir depo tutarak silah sevkiyatı yapmaya başladı. Topalca’nın Suriye’de silaha ihtiyacı olan her gruba silah sattığını anlatan kaynak, Topalca’nın isminin çok sayıda terör eylemiyle anılması üzerine sınır bölgesinden uzaklaştırma kararı alındığını anlattı.

Topalca, Türkiye’den Suriye’ye sarin gazı yapımında kullanılmak üzere kimyasal madde sevkiyatı sırasında yakalanmış, 12 yıl hapis cezası almasına rağmen serbest bırakılmıştı. Topalca’nın ismi 53 sivilin hayatını kaybettiği Reyhanlı patlamasında “araçlara patlayıcı yükleyen kişi” olarak da geçiyor. Kaynağa göre Topalca’nın bu ve benzeri çok sayıda dosyada ismi geçmesi üzerine, 2015 yılında bir süre Hatay Yayladağı’nda gizlendi ve ardında MİT tarafından 2017’de ailesiyle birlikte Konya’ya yerleştirildi ve kimliği değiştirildi.

Topalca, 10 Şubat 2021’de hayatını kaybettiği trafik kazasına kadar Konya’da yaşadı. Kazada Topalca’nın üzerinden farklı bir soyisimde ‘Heysem Tabalci’ ismine düzenlenmiş kimlik çıktı. Topalca’nın oğlu, sosyal medya hesabından babasının öldürüldüğünü doğruladı. Kazanın ardından cenazesi Konya’dan alınarak 11 Şubat’ta Hatay’ın Yayladağı ilçesine götürüldü ve defnedildi.

Heysem Topalca’nın öldüğüne ilişkin oğlunun paylaştığı tweet.

HATAY BELEDİYESİ BAŞSAĞLIĞI MESAJI YAYINLADI

Hatay Büyükşehir Belediyesi ise Heysem Topalca için başsağlığı yanladığı ortaya çıktı.  Büyükşehir Belediyesi adına Yayladağı Mezarlık Kompleksi’nin Facebook (https://www.facebook.com/profile.php?id=100016705056730) sayfasında yayınlanan başsağlığı mesajında, “Yayladağı ilçemize bağlı ‘Kurtuluş’ Mahallesi’nden ‘Heysem Topalca’ vefat etmiştir. Cenazesi 11/02/2021 Perşembe Günü Yayladağı Asrî Mezarlığı’nda defnedilecektir. Büyükşehir ailesi olarak Merhum’a Cenabı Hak’tan rahmet, kederli ailesine sabırlar diliyoruz…” denildi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Beyaz sandalyede ölümün ardından Kabakçıoğlu’nun kardeşi yazdı

Dünya, KHK’lı komiser yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu’nu cezaevinde beyaz bir plastik sandalye üzerinde can verdiğinde tanıdı. Ölümünün üzerinden 6 ay geçen Kabakçıoğlu’nun kardeşi Harun Kabakçıoğlu abisinin hikayesini Bold Medya için yazdı…

BOLD ÖZEL – Gümüşhane E Tipi Cezaevinde beyaz bir plastik sandalye üzerinde ölü bulunan KHK’lı komiser yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu’nun ölümünün üzerinden 6 ay geçti. Yaşasaydı eğer 29 Şubat’ta 45 yaşına girecek ve mart ayında tahliye olduktan sonra kardeşi Harun Kabakçıoğlu ile birlikte kurdukları hayalleri gerçekleştireceklerdi. Ama olmadı. Harun Kabakçıoğlu abisinin ardından duygularını Bold Medya için kaleme aldı:

“Ailemizin ilk kamu görevlisi, komiser yardımcısı, üç kız çocuğunun ardından erkek olarak doğan, ortalama Karadenizli ailenin gurur duyabileceği, bizim aile etrafına da mucize yaşatan Mustafa’nın doğum günü 29 Şubat idi. Yaşasaydı buruk da olsa 45. yaşını kutlayacaktık. Gümüşhane E Tipi Cezaevinde ağır hasta olmasına rağmen başta iktidarın asılsız iftiraları, cezaevi amirleri ve infaz memurlarının ihmalleriyle tek başına ölüme terk edileli tam 6 ay oldu. Bu kibarca açıklamaydı, aslında Mustafa öldürüleli altı ay oldu.

“YALANINIZA EN BAŞINDAN BERİ İNANMADIM”

Evet, giden gelmiyor. Bendeki ve ailemizdeki o hüzün hiç gitmedi, gitmeyecek de. Jandarma olay yerinin çektiği, basında da yer alan fotoğraflar olmasa sorumlu savcının “Bahçeli, nezih, turistik otel gibi odada, ona çok iyi baktık, çocuklarımın üzerine yemin ederim” diye ergence kendini savunması (savcı niye böyle yemin ederse) yalanına herkes inanacaktı ama ben inanmamıştım. Çocuk yoktu karşısında nihayetinde.

Kıbrıs Harekâtında Rum esirlere bile melek gibi davranıldığını anlatılan kamu güvenlik görevlilerimiz nedense abim Mustafa’ya hiç de öyle davranmamışlardı. Acil olarak kaldırıldığı hastaneye tekerlekli sandalye ile gitmek istediğinde, nemrutça cevap almış, terslenmiş, bilincini kaybettiğinde götürüldüğü Gümüşhane Devlet Hastanesine o halde kelepçeyle yürütülmüştü. Bilincini kaybedip merdivenlerden düştüğü zaman etrafındaki görevliler “Götürmeyelim hastaneye, yine iş çıktı, of lanet olsun” diye homurdanmışlardı. Bütün bunları kendi tuttuğu günlüklerden okuyoruz. Ne acı!

İFTAR SAATİNDE BİLE RAHAT BIRAKMADILAR

Ramazan ayında iftar saati orucunu açtığı vakitte gelen cezaevi infaz memuru tarafından oturduğu beyaz plastik sandalye -ki o sandalyede son nefesini verdi- alınmış ve iftarını ayakta açabilmişti. Bu nasıl Müslümanlıktır, nasıl açıklayabileceksiniz bu kininizi?

Bize ısrarla söylenen Mustafa’nın tedaviyi istemediğine dair amatörce, uyduruk bir bahane. Ölmeden iki gün önce cezaevi doktoruna yazdığı ve sosyal medyadan da kamuoyunun gördüğü ve saygıda kusur etmediği dilekçede “Vermiş olduğunuz ilaçları düzenli olarak kullanmaktayım. Ancak ilaçların yan etki yaptığını düşünüyorum. Özellikle sol ağzım, sol bacağımda aşırı ŞİŞME oldu. Yürüyüş, konuşma sıkıntısı yaşıyorum. Bu dilekçeyi yazarken kolumda uyuşukluk yaşıyorum. Bel altı hareket özgürlüğümü sağlayamıyorum. Hiçbir işlemimi yapamıyorum. Saygılarımla arz ederim.” demişti.

Mustafa Kabakçıoğlu’nun 27 Ağustos 2020 tarihli son dilekçesi.

“FAZLASIYLA KÜÇÜMSEDİNİZ”

90’lı yıllarda ölüm orucuna yatan devrimcilere ölüm orucunu yapmasına izin vermeyen yüce görevlilerimiz nedense Mustafa’nın “Hastaneye gitmek istemiyorum” (orası da ayrı dava olabilecek iddialarıyla) sözünü dikkate alarak tıbbi müdahale etme gereği duymuyor. Mahpusun isteğini normalde ciddiye almayan Gümüşhane E Tipi Cezaevi yönetimi nedense Mustafa’nın bu sözünü hemen dikkate alıyor!

Ama unuttukları bir şey var. Zamanında Hizbullah’tan IŞİD’e kadar katıldığı operasyonlarda başarılar kazanmış, bakanlık tarafından takdirname ile ödüllendirilmiş yılların istihbaratçısı, komiser yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu’nu fazlasıyla küçümsüyorlar. Rahat da davranıyorlar. Ne olacak Allah’ın fetöcüsü, vatan haini ya Mustafa! Devlet için yaptık deriz en kötü, nasılsa işe yarıyor bu savunma her daim.

Kendilerini bir gece yarısı paldır küldür Takvim gazetesine verilen ve hiç de inandırıcı olmayan bir fotokopi kâğıdıyla aklamaya çalıştılar. Ancak yandaşlarınızı ikna edebilirsiniz bu kağıtla. Takvim gazetesine bu şaibeli fotokopi kâğıdını kim vermiştir.? Takvim gazetesi savcılığın haber masası mıdır? Benim avukatım aracılığı ile aylarca görmek istediğim ve aylarca beklediğim resmi evrak Takvim’e nasıl verilmiştir? Davanın müdahili olarak belgeyi görmek hakkımız bizim değil miydi?

CEZAEVİ MÜDÜRÜ NEDEN DEĞİŞTİRİLDİ?

Mustafa içerde yapılan sistematik işkenceyi, yaşadığı zulmü tuttuğu günlüklere satır satır yazarak arşivledi. Olay sonrası Gümüşhane E Tipi Cezaevinden başka yere gönderilen müdür Heybetullah Gözcü neden susmaktadır? Yoksa o da yukarlardan talimat mı almıştır? Benim savcılıktan istediğim belgeler nedense iktidarın yalan makinesi olan gazetede gece yarısı haber olarak geçiliyor.

2000 yılında sözde adına hayata dönüş denen ama aslında hiç de öyle olmayan, siyasi mahpusları hayattan koparan o operasyonda hayatını kaybedenler için mahkemenin kararını okudum. Dava sonucunda özetle, “ insanların en değerli varlıkları olan çocuklarının doğal olmayan nedenlerle ölümünden duydukları üzüntü ve acının hiçbir suretle giderilmesi mümkün bulunmamaktadır “denilmiş 2003 yılında. Ve kamu güvenlik personelinin yaptıklarının yasalara göre suç olduğunu eklemiş.

“MÜFETTİŞ RAPORLARI BİZİMLE PAYLAŞILMADI”

Aradan 17 yıl geçmiş ve 2020 yılında aynı suç tekrarlanmış ama nedense aynı adil hukuki süreci bizler göremedik. İnsanlık ayıbı olan olay yeri fotoğrafları, ekim ayında ulusal medyaya düşünce toplumun gazını almak için olsa gerek Adalet Bakanlığı “İki müfettiş görevlendirdik” diye açıklama yaptı ama nedense müfettişlerin ne yaptığı, nasıl rapor verdiği 6 ay geçmesine rağmen bizimle paylaşılmadı. Adalet Bakanı’nın yüzüne “üç kez müfettiş raporları” ne oldu diye soran TBMM İnsan Haklarını Komisyon Üyesi Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu sanırım birilerini korkuttu ki şimdi de onun üzerine yürüyüp, itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Ömer Hoca’nın ceketinin mendili olamayacak kalibrede insanlar onu yargılamaya kalkıyorlar.

Sosyal medya hesaplarında “Hayvanları soğukta ihmal etmeyelim” diyen Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş, kariyeri ödüllerle dolu olan, vatan sevgisi ortalama vatandaştan kat kat fazla olan komiser yardımcısının ölümüne, sokakta üşüyen kangal cinsi köpeğe gösterdiği kadar hassasiyet göstermemiştir. Senin inandığın dinin bunu mu emrediyor Abdülhamit Gül?

“TEK SORUMLU YETKİLİLER DEĞİL, SEN DE KABAHATLİSİN!”

Kamuoyuna açıklama yapılmadan sessizce Gümüşhane E Tipi Cezaevi müdürünün görev yeri değiştirildi. Peki, Mustafa’nın bu yaşanılan tarifi olmayan acının sorumluları sadece cezaevi ve Adalet Bakanlığı yetkilileri ve şu anki muktedir midir? Hayır elbette.

KHK ile mesleğinden ihraç edilince sevinenler “onlar da suçlu yav, ama onlar da sınav sorusu çaldı” diye iftira attığın Mustafa 2000 yılında memur oldu. Yani Ecevit iktidarken başladı mesleğine. “Devlet durup dururken birilerini tutuklamaz, vardır bir şeyler, ateş olmayan yerden duman çıkmaz” diyenler sen de kabahatlisin. Seni de inandığın tanrı affetsin, ben affetmiyorum. Sabaha doğru hiç ummadığın zamanda ters kelepçeyle çıkarsan bir gün, o zaman anlarsın bu dediğimi. Ve komşuların da sana aynı cümleyi kursun “yav bişi yapmıştır, benim evime neden gelmediler” merak etme sıra sana da gelir, rahat ol, hiç canını sıkma.

Nazilerin yaptığı soykırımdan farkı olmayan KHK ile ihraç olan memurlara “Ağaç kabuğu yesinler” diyen AKP Isparta İl Başkanı (şu an kanser tedavisi görmekteymiş) sen de çok kabahatlisin. Ağaç kabuğunu kaynat, belki iyi gelir hücrelerine.

Bir de asıl kabahatliler, en çok rahatsız olduğum, evlat olsa sevilmez cinsinden. Eğer güçlü olan değişsin ilk diyecekleri “Ya biz de çok rahatsızdık, biliyorduk, bakma sesimizi çıkaramadık Harun” diyen tipik ortalama Türk vatandaşı. Kimi zaman laik, kimi zaman Atatürkçü takılan, kimi zamanda vatan millet Sakaryacı olan orta yolcu, sen de çok kabahatlisin!

“YENİ BİR HAYAT KURMA HAYALİMİZ VARDI”

Üç kardeş bir görüş gününde. Ağustos 2019, Gümüşhane E Tipi Cezaevi.

Mustafa geri gelmeyecek, ne desem ne yazsam boş. Onunla hayal ettiğimiz, tahliye olunca dededen kalma topraklarında bağ bahçeyle uğraşıp, buğday ekip “Ben çok Müslümanım, namaz da kılıyorum” diyenleri evimize, içimize sokmayacağımız yeni bir hayat hayalimiz vardı. Gittiğim her açık görüşte bunu defalarca konuştuk. Tahliyesi mart ayında bitecekti ama gerçekleşemedi. Ölümden sonra hayat var mı, bana pek de var gibi gelmiyor uzun zamandır ama buradayken cennetimizi yaşayamadık, o hep cehennemi yaşadı bu yalan dünyanın.

Mustafa garip geldi, garip gitti. Hiçbir zaman lüks arabası olmadı, lüks sitelerde oturmadı. Lüks yaşantısı da olmadı. Zaten istemezdi de. Mustafa’nın da kaderi böyle oldu. Kimilerinin kullandığı dil ile o bir fetöcü idi. Yıllar önce haber bültenlerinde gözümüze sokulan etö aşağı, etö yukarı diye vatansever komutanları da çarklarında ezen, öldüren aynı güç yeni günah keçisi buldu adına da fetö dedi. Herkes de bu fetö sakızını güzel çiğnedi, çiğnemeye de devam etmekte. Eğer hukuk, adil yargılama gelirse bu ülkeye, kimin gerçekten kahraman, kimin vatan haini olduğu anlaşılacaktır ama artık benim için de pek bir önemi yok, ölenler geri gelmeyeceği için…”

Karantina hücresinden cenazesi çıktı: Plastik sandalyede ölüm!

Mustafa Kabakçıoğlu’nun günlüğü: Hiç olmazsa bir tekerlekli sandalye

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0