Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

“Cezaevinde saçlarımızdan fırça yapıp özgürlüğün resmini çizdik”

Norveç’te kaldığı sığınma kampında kalan Eda öğretmen Türkiye’de 9 ay aynı koğuşu paylaştığı arkadaşlarını çok özlediğini belirtiyor.

19 yıllık öğretmenliğin ardından işsiz bırakıldı, kelepçelenip cezaevine atıldı. Saçıyla fırça yapıp, sanatla mektup yasağını delen Eda öğretmenin hikâyesi…

Mustafa Kuzey / BOLD

Hizmet Hareketi’ne yakın kurumlarda çalıştığı için tutuklanan binlerce kadından biri olan Eda öğretmen, cezaevinde yaşadıklarını BOLD’a anlattı.

Cezaevinde iken koğuş arkadaşı kadınların kaligrafi sanatı ile hayata tutunmalarını sağladığını söyleyen Eda öğretmen, “Cezaevindeki imkânsızlıklar içinde saçlarımızdan fırça yapıp, özgürlüğün resmini çizdik.” diyor.

Eda öğretmen, Norveç’in Oslo şehrinde bir sığınma kampında yaşıyor.

ÇOCUKLARININ GÖZÜ ÖNÜNDE KELEPÇELENEN BİR ÖĞRETMEN

Antalya’da Hizmet Hareketi’ne ait özel bir kurumda 19 yıl matematik dersi veren Eda öğretmen, 17/25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının ardından çalıştığı kurumun hükümetin hedefi haline geldiğini, sürekli baskı altında çalışmak zorunda kaldıklarını belirtiyor.

Ancak henüz daha kötüsü gelmemiştir: “Her gün sürekli teftiş ve kayyım baskı altında işlerimizi yapmaya çalışıyorduk. O günlerde yaşadıklarımın çok zor zamanlar olduğunu düşünüyordum ta ki 15 Temmuza kadar.”

15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünün ardından yüzbinlerce insan gibi Eda öğretmen de “terör örgütü üyesi” olmakla suçlanır ve gözaltına alınır. Aslında polisler hem kendisi hem de eşi için gelmişlerdir, ancak o gün Uğur Bey evde olmadığı için gözaltına alınamaz.

Sabahın erken saatinda polislerin eve geldiği anı unutamadığını söyleyen Eda öğretmen, üç çocuğunun gözü önünde kelepçelenir: “O gün polisler evin her tarafını didik didik aradı. Hatta büyük oğlum okula gidecekti, onu kapıdan uğurladım, giderken onun bile üstü arandı. O yaştaki bir çocuğa bu muamelenin yapılması beni çok üzmüştü. Arama bittikten sonra polisler beni karakola götürürken kızım, oğlum, annem, yöneticimiz ve güvenlik görevlimiz gözyaşlarıyla kapıdan uğurladı.”

Eda öğretmen, eşi ve iki çocuğuyla birlikte Norveç’te yaşıyor.

ESKİ BİR FABRİKANIN YEMEKHANESİNDE 9 GÜN GÖZALTINDA KALDI

Karakola götürülen Eda öğretmen, nezarethanelerde yer kalmadığı gerekçesiyle şehrin dışındaki eski bir fabrikaya götürülür.

Gözaltındayken psikolojik işkenceye maruz kaldığı anları şu şekilde anlatıyor: “Fabrikanın yemekhanesine getirdiler. Polislerin toplumsal olaylara müdahalede kullandığı bariyerlerle bölünmüştü. 10 bölmeden ikisinde kadınlar kalıyordu. Diğer 8 koğuşta erkekler vardı. Sabahki operasyonda 80 kişiyi aldıklarını orada öğrendim. Diğer suçlardan getirilen insanlarla birlikte 100 kişi vardık. Bizden önce kalan insanlar yerlerde, betonda yatmış. Biz gelmeden önce oraya bir halıfleks getirilmiş. Yerde halıfleksin üstünde yattık.”

30 kadar kadın hijyen olarak çok kötü tek bir tuvaleti ortak kullanıyordu. Ayrıca tuvaletleri kullanırken kapıdaki erkek polise gittiğimiz saati ve ismimizi yazdırıyorduk. Dönüşte de aynı şekilde uygulamaya maruz kalıyorduk. Bizden önce alınan grupta kadınların başörtülerini toplamışlardı. Gerekçe olarak başörtüsü ile insanların kendini asabileceği öne sürülmüştü. Fakat biz geldiğimizde bu uygulama kaldırılmıştı. Erkekler ve kadınlar bir birini görebiliyordu.”

İPLE TESPİH ÇEKMEK YASAK

Eski fabrikada, bariyerlerle oluşturulmuş  bölmelerde adliyeye götürülmeyi bekleyen kadınlar, battaniyelerin kenarlarındaki iplere düğüm atarak tespih yaparlar ancak bu durum anında yasak kapsamına alınır. Kameralarla sürekli izlenen tutukluların ipten tespihleri toplatılır. Eda öğretmen gözaltında olduğu 9 gün boyunca ailesiyle ve avukatıyla görüştürülmez.

O BİR ÖĞRETMENDİ FAKAT TERÖRİST OLMAKLA SUÇLANDI

Psikolojik baskı altında geçen 9 günün sonunda Eda öğretmenle birlikte 15 kadın adliyeye götürülür. Adliyede ifade vermeyi bekleyen 50 kişi vardır. Akşama kadar bitkin biçimde hakim karşısına çıkmayı beklerler:

“Mahkeme salonuna götürüldük, orda annemi, babamı ve bir öğretmen arkadaşımı gördüğümde tarifi imkânsız bir burukluk yaşadım. Çok kötü durumdalardı. Mahkeme salonuna girdiğimde kadın bir hâkim içeri girdi. Baro tarafından görevlendirilen bir avukat ile o gün karşılaştım. Öğretmen olarak çalıştığım kurum, çocuklarımın gittiği okul, Bank Asya da hesabımın olması ve bylock programını kullandığım gerekçesiyle tutuklandım.”

Baba tutuklu, anne öldü, iki çocuk boynu bükük

“GARDİYAN KİRLİ NEVRESİMİ AYAĞIYLA İTEREK VERDİ”

“Silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan tutuklanan Eda Hanım, neyle suçlandığını idrak edemeden cezaevine götürülür. Eda öğretmen, cezaevine girdiği o anları şöyle anlatıyor:

“Arabadan indikten sonra yan yana dizildik. Eşyalarımız ve üstümüz arandı. Bu aramalar insan onurunu incitici bir şekilde uygulanıyordu. Koğuşa girdiğimde bana ayrılan yatağın hali aklımdan hiç çıkmıyor. Çöp kovasının yanında kirli, lekeli, üstünde sigara söndürülmüş ve belki de üstüne tuvalet yapılmıştı. Öyle bir yatak verdi bana gardiyan. Sonra nevresim aramaya başladı. Temiz bir nevresim bulamayınca tahliye olan birisinin kullandığı kirli nevresimi ayağıyla önüme doğru itti. Üst üste yaşadığım şoklarla birlikte yaşadıklarımı bir türlü kabullenemiyordum. Kalacağım koğuşta boş ranza olmadığı için bir süre yerde yatmak zorunda kaldım.”

14 KİŞİLİK KOĞUŞTA 32 KADIN

14 kişilik koğuşta 32 kadının kaldığını anlatan Eda öğretmen, daha önce yine kendisi gibi Hizmet Hareketi’ne mensup olduğu gerekçesiyle tutuklanan kadınlarla aynı koğuşa konulur.

Yaşadığı şoku dostça karşılamayla atlatabilir: “Biri çekti sandalyeye oturttu, biri hemen çay koydu, biri hemen bir kahvaltı tabağı hazırladı. Dokuz gün boyunca doğru düzgün bir şey yememiştim ve hiç çay içmemiştim. Karşılaştığım muameleden sonra sanki lüks bir oteldeymişim gibi hissettim. Eğitimli birçok meslek grubundan insan bir arada kalıyorduk.”

Eda öğretmen cezaevi içindeki dayanışma sayesinde toparlanmaya başlar:

“Üniversitede akademisyen olan bir arkadaş vardı. İleri derece İngilizce biliyordu. Bize İngilizce öğretmeye başladı. Sonra bu konu yayılmaya başladı ve herkes ne biliyorsa onu arkadaşlarıyla paylaşmaya başladı. Mesela plates eğitimi almış bir arkadaş vardı o tüm koğuşa plates yaptırıyordu ve spor yapmak gerçekten iyi geliyordu. Onunla hem iyi hissediyorduk hem de zaman geçiriyorduk.”

“SAÇLARIMIZI FIRÇA YAPIP ÖZGÜRLÜĞÜN RESMİNİ ÇİZDİK”

Tutuklu kadınlar arasındaki resim öğretmeninin kendisine ilham kaynağı olduğunu ifade eden Eda öğretmen zorlukları aşmanın yollarını öğrenir:

“Resim öğretmeni olan arkadaş bize resim yapmayı öğretecekti. Fakat boya, fırça ve kalem yoktu. Cezaevi yönetiminden istedik ama talebimiz olumsuz karşılandı. İmkansızlıklar insanı farklı çözüm yollarına sevk ediyor. O arkadaşımız kahveyi çözündürüp kahverengi, çileği suya koyup oradan kırmızı pembe rengi, kuşburnu çayını demleyip ondan bir başka renk elde etti. Saçının ucundan bir parça kesip, bir diş fırçasının ucunu kırarak ısıtıp saçı oraya monte etti ve ondan bir fırça yaptı ve isteyenlere resim öğretti. Bu malzemelerle güzel resimler, tablolar yaptık. Özgürlüğün resmini çizdik.”

Eda öğretmen şimdi, Norveç’deki sığınma kampında kadınlara kaligrafi öğretiyor.

CEZAEVİNDE 20 KİŞİYE KALİGRAFİ ÖĞRETTİ

Cezaevine girmeden önce Kaligrafi sanatıyla yazı yazmayı öğrenen Eda öğretmen, resim öğretmeninden aldığı ilhamla koğuş arkadaşlarına kaligrafi yazı sanatını öğretmeye başlar.

Malzeme temin etmek adeta imkânsızdır: “Tabii cezaevinde çalışmak için kaligrafi kalemi talep ettik, fakat mümkün değil. Çok lüks bir istekti bu. İki tükenmez kalemin içini birleştirip, kahve çubuklarıyla alttan üstten destekleyerek yazı kalemi yapabilirdik. Fakat bant yoktu. Kurabiye kutularının üzerindeki yapışkan etiketleri kullanarak yazı kalemini yapmayı başardık. Artık kaligrafi sanatı ile yazı yazmaya başladım. Arkadaşların çocuklarının isimlerini falan yazıp veriyordum. Bana da öğretir misin diyenler oldu. Bunun üzerine kaligrafi kursu açtık ve 20 kişi orada kaligrafi eğitimini tamamladı.”

“KALİGRAFİYLE GÖZ YAŞLARI DURDU”

Kaligrafi sanatının insanlara iyi gelmeye başladığını belirten Eda öğretmen, sürekli ağlayan tutuklu bir kadının psikolojisinin düzeliş hikâyesini anlatıyor:

“Bir arkadaşımızın psikolojisi çok bozulmuş ve sürekli ağlıyordu. Sonra bu arkadaşa kaligrafi öğretmeye başladım. Bir süre sonra arkadaşımın psikolojisi düzelmeye başladı. Artık eskisi gibi stres yapmıyordu. Kaligrafi yazılarıyla dört-beş defteri doldurmuştu. Arkadaşta aynı zamanda güzel resim çizebiliyordu. Bir güzel söz yazıp altına resimler çiziyordu ve defterler dolusu yazdı. Bazen sabah gelirdi, ‘biliyor musun ben bu gece sabaha kadar yazdım’ derdi. Ona bakınca ‘Acaba sırf bu arkadaşlara bunu öğretmek için mi buraya geldim?’ diye düşünüyordum.”

“MEKTUP YASAĞINI SANATLA DELDİK”

Cezaevinde tutuklu kaldığı süre içerisinde mektup yazmanın yasak olduğunu anlatan Eda öğretmen ve koğuş arkadaşları bu yasağı sanatla aşmayı başarırlar:

“Defterler tükenince tişörtlere yazı yazmaya başladık. İçimizdeki en genç arkadaşta kaligrafiyi öğrenmişti. O hafta bu arkadaşımız kıyafetlerini ailesine gönderecekti. Bir mevsimde 2 veya 3 defa kıyafet değiştirme hakkımız oluyordu. O genç arkadaş ‘Tişörtlerden birine kaligrafi ile bir yazı yazsak, ben onun içini boyasam, bir nevi mektup yazsak’ dedi. O gece boyunca arkadaş ile birlikte tişörtün arkasına yazı yazdık. O kadar ustaca bir yazı yazdık ki kaligrafiden anlamayan birisi hiç fark edemezdi. Annesine babasına çok güzel ve duygusal bir mektubu o vesile ile çıkarmış olduk.”

“TAHLİYE OLDUĞUMU UTANARAK SÖYLEDİM”

Eda öğretmen sebepsiz yere tutuklandıktan 9 ay sonra ilk duruşmada adli kontrol tedbirleriyle tahliye edilir.

Adliye dönüşü koğuşta tahliye kararını arkadaşlarına söylemekte zorlanır, çünkü: “Her birini çok seviyordum, çok güzel dostluklar kurmuştuk.”

“GÜLMEYİ VE UYUMAYI UNUTTUM”

2018 yılında son duruşmada “Terör örgütü üyesi olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapse mahkûm edildiğini anlatan Eda öğretmen ardından hayatının en zor kararlarından birini vermek durumunda kalır:

“Türkiye’de 15 Temmuz sonrası yaşanan gelişmeler, cezaevinde geçirdiğim dönem, çıktıktan sonra oğlumun kaza geçirmesi ve eşimin yanımızda olmaması, yeniden yakalanma korkusu, beni çok üzmüştü. Gülmeyi, uyumayı unutmuş ve günlerce uyuyamıyordum. Küçük oğlum gelip ‘anne bir kere gülsene’ diyordu. Eliyle tutup dudaklarımı geriye çekiyordu ki gülmüş olayım diye. O zamanlar yurtdışına çıkmayı planlıyorduk. Yunanistan’a Meriç Nehri üzerinden geçmemiz gerekiyordu. Geçmeye karar verdikten sonra ben oğluma bir söz verdim: Meriç’in öte yakasına geçebilirsek ondan sonra güleceğim.”

“ÖLMEKTEN DAHA ÇOK TEKRAR YAKALANMAKTAN KORKTUM”

Polis tarafından aranan eşi Uğur Bey ve iki çocuğuyla birlikte Yunanistan’a geçmeye karar veren Eda öğretmen yolculuğunda ölmekten değil, yakalanmaktan korkar:

“Özgürlüğe kavuşmak ve insanca yaşamak için Yunanistan’a kaçak yollarla geçmeye karar verdik. Meriç’i ve o anda gökyüzünün halini hiç unutamıyorum. Geçiş sırasındaki zorlukların hiçbiri Türkiye’deki yaşadıklarım kadar zor gelmedi. Çünkü artık özgürdüm, nefes alabiliyordum. Buraya gelirken büyük oğlumu geride bıraktım. Meriç’ten geçerken çocuklarım adına değil ama özellikle kendi adıma ölmek vardı ihtimaller arasında ve yakalanmak vardı. Ölmekten mi çok korktum, yoksa yakalanmaktan mı? Öyle derin izler bıraktı ki bende. O yüzden tekrar yakalanmaktan daha çok korktum.”

Eda öğretmen, uzun süre sonra eşiyle birlikte kolkola yürüdüklerini anlatıyor.

“NORVEÇ, GÜLEN YÜZÜM OLDU”

Atina’da bir ay kadar kaldıktan sonra Norveç’e ulaşan Eda öğretmen ve ailesi, Oslo’daki bir sığınma kampında yaşıyor şu an:

“Norveç’te havalimanına indikten sonra kendimi çok huzurlu ve güvende hissettiğim bir yer oldu. Özellikle çocuklara sağlanan imkânların iyi olması ve okuldaki öğretmenlerin nazik davranışı, sokaktaki insanların güler yüzlü tavırları beni çok umutlandırdı.”

ŞİMDİ SIĞINMA KAMPINDA KADINLARA KALİGRAFİ ÖĞRETİYOR

Kaligrafi sanatı ile yazı yazmaya Oslo’daki sığınma kampında devam eden Eda öğretmen, birlikte kaldığı diğer sığınmacılara da kaligrafi öğretiyor artık.

Sekiz sığınmacı öğrencisi var: “Kamptaki tüm çocukların öğretmenlerine, yeni tanıştığımız insanlara, kampta çalışan bazı insanlara Noel hediyesi olarak kaligrafi yazısıyla yazılmış ‘God Jul’ hediyeleri verdik. Bu hediyeler insanların hem dikkatini çektiği gibi çok da hoşuna gitti. Cezaevinde insanlara umut olan kaligrafi, Norveç’te ise sığınmacılarla Norveçliler arasında gönül köprüsü kurması beni çok mutlu etti.”

“Eşine ‘git or…luk yap’ denen meslektaşlarım için konuşmalıyım”

BOLD ÖZEL

63 yaşındaki kronik hasta Özcan Öztürk’e Denizli Cezaevinde koronavirüs tehdidi

Vertigo, romatizma, bel fıtığı ve katarakt hastası Üneys Özcan Öztürk, koronavirüs hastalarıyla temaslı olduğu için karantinaya alındı. Cezaevinin tüm görüşleri de iptal edildi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Bir yıl önce tutuklanıp Denizli T Tipi Cezaevine gönderilen 63 yaşındaki Üneys Özcan Öztürk, geçen hafta pazartesi günü Kovid-19’a yakalanma riski nedeniyle karantinaya alındı.

Koronavirüs en çok yaşlıları ve kronik hastaları etkiliyor. Cezaevi gibi sürekli kapalı bir ortamda bulunan hasta ve yaşlı mahpuslar, ya hastaneye gidiş gelişlerde ya da gardiyanların koğuş aramalarında koronavirüse yakalandı, bazıları bu nedenle hayatını kaybetti.

KİŞİSEL İHTİYAÇLARINI GİDEREMİYOR

Cezaevine girdikten sonra sol gözü tamamen görmeyen 63 yaşındaki Üneys Özcan Öztürk, romatizma ve bel fıtığının yanı sıra 2016’dan bu yana vertigo ile mücadele ediyor. Cezaevine girdiği ilk zamanlarda hastalıkları nedeniyle doktora götürülen Özcan, 28 gün karantina hücresinin zorlu şartlarında kaldığı için birçok mahpus gibi o da artık hastaneye gitmek istemiyor.

Hastalıkları ilerleyen Öztürk, 6-7 kişinin yerde uyumak zorunda kaldığı 26 kişilik koğuşta yaşıyor. Ranzadan ve merdiven inip çıkarken zorlandığı için kişisel ihtiyaçlarını koğuş arkadaşlarının yardımıyla giderebiliyor. Şimdi de koronavirüs tehdidiyle karşı karşıya kalan Öztürk’ün ailesi, kendisinden haber alamayacağı için çok endişeli. Denizli T Tipi CİK’te kalan diğer hastaların aileleri de endişeli. Mayıs 2017’de Malezya’dan kaçırılıp Türkiye’ye getirilen ağır kalp ve şeker hastası İsmet Özçelik de karantinaya alınan hastalar arasında.

“BİZE DİNİ SOHBET VERDİ”

2009’da bir yemek şirketinden emekli olan Öztürk, Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 1 Temmuz 2020’de gözaltına alındı. Aynı gün tutuklanan Öztürk hakkında şirkette çalışan bir şoför “Bize dini sohbet veriyordu” dediği için 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Babaları 28 aydır tutuklu olan Murat ve Bahadır’ın anneleri de tutuklandı

Anne-baba tutukluluklar devam ediyor. Babaları Erdoğan Birinci’den 28 aydır ayrı olan Murat ve Bahadır’ın annesi Hatice Bahadır da hapse gönderildi.

BOLD ÖZEL – Babaları Giresun Cezaevinde tutuklu bulunan 7 yaşındaki Murat ve 10 yaşındaki Bahadır’ın Birinci’nin anneleri Hatice Birinci de tutuklanıp Trabzon Bahçeçik Cezaevine konuldu. Kronik rahatsızlıkları olan babaanneleri ve teyzeleriyle birlikte Trabzon’da yaşayan Birinci kardeşler, annelerini sorup duruyor.

“İKİ YAVRU HEM ÖKSÜZ HEM YETİM KALDI”

Bold Medya’ya konuşan Murat ve Bahadır’ın teyzesi, “Bu iki yavru hem öksüz hem yetim kaldı. Biz elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Ama bir anne bir baba olamıyoruz. Çocuklar annelerini sorup duruyor. Ne yapacağımı şaşırdım. Biri 7 yaşında biri 10 yaşında. Ablamı bıraksınlar. Çocuklar bari annesiz kalmasın. Annem babam çok kötü durumdalar. Ayrıca babaanneleri kronik rahatsızlıkları var. Bu yavrular ne olacak? Lütfen sesimiz olun.” dedi.

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında tutuklanan Hatice Birinci, kapatılan dershanelerde coğrafya öğretmeni, Erdoğan Birinci ise kapatılan kolejlerde sınıfı olarak çalışıyordu.

Müebbet verilen Harbiyeli’nin annesi ve babası trafik kazasında öldü

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

7.7 milyon kişi yeşil karta muhtaç yaşıyor

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Aç olanları buyrun siz doyuruverin” sözleriyle halkın fakirliğini yeniden gündeme getirdi. Türkiye’de yoksulluğun sembolü olan yeşil kartlı sayısı 7 milyon 769 bin 346 kişiye ulaştı. Yeşil kartlıların hastane ve eczane masraflarını devlet karşılıyor.

BOLD ÖZEL – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın muhalefet partilerine yönelik “Aç olanları buyrun siz doyuruverin” sözleri Türkiye’deki yoksulluğu gündeme taşıdı. AKP iktidarının vatandaşın fakir olmadığı savunmasını resmi kurumların kayıtları yalanlıyor.

İŞÇİ, MEMUR VE ESNAF SAYISI

SGK’nın aylık istatistik bültenlerinde yer alan sigortalı kayıtlarına göre, Mart 2021 itibariyle 21 milyon 464 bin 579 kişi zorunlu sigortalı. Bu kişiler SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı çatısı altında bulunuyor. Sigortalıların 15 milyon 381 bin 821’i işçi olarak SSK’da, 2 milyon 938 bin 150’si esnaf olarak Bağ-Kur’da, 3 milyon 144 bin 608 kişi ise memur olarak Emekli Sandığı’nda bulunuyor.

7.7 MİLYON KİŞİ YEŞİL KARTLI

Herhangi bir sigortası bulunmayan kişi sayısı ise 7 milyon 769 bin 346 kişi olarak kayıtlarda bulunuyor. Geliri asgari ücretin üçte birinden az olan bu vatandaşlar ‘resmi yoksul’ olarak kabul ediliyor. Yeşil kart uygulaması kapsamında bu kişilerin genel sağlık sigortası primlerini devlet ödüyor.

AKP’li belediye 2.5 milyon liralık ihaleyi partinin eski İBB meclis üyesine verdi

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0