Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Dikatörlüğün Gizli Orduları-6 Türkiye

“Diktatörlüğün Gizli Orduları” yazı dizisinin 6’ncı bölümünde 12 Eylül 1980’den 15 Temmuz 2016’ya kadar olan dönemi inceliyoruz.

12 Eylül 1980’de ordu yönetime el koydu. Gerekçe her gün insanların ölmesine yol açan şiddet ortamı ve siyasetin buna çözüm üretememesiydi. Gerçekten de silahlar bir gün içinde susmuş, memlekete bir anda sükûnet gelmişti.

Peki, bunu yapabilecek güce sahip olan ordu neden daha önce harekete geçmemişti?

12 Eylül 1980’de askeri darbenin 1 numarası dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren.

OLGUNLAŞTIRILAN İHTİLAL

Bu soruya bizzat darbenin 1 numarası Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren cevap verecekti: “İhtilalin olgunlaşmasını bekledik!”

Askerler, yönetime geldiklerinde hiçbir itirazla karşılaşmak istemiyorlardı. Şiddet öyle bir boyuta ulaşmalıydı ki halk “Kan dursun da kim nasıl durdurursa durdursun!” noktasına gelmeliydi. Öyle de oldu.

Ancak bir nokta gözlerden kaçıyordu, “ihtilalin olgunlaşmasını bekleyenler” aslında “ihtilali olgunlaştıranlar”dı.

BAKANLAR KURULU’NDAN ÖNCE BOMBA

“Her hafta perşembe günleri Bakanlar Kurulu toplantısı yapılırdı. O gün kabine toplantısının gerçekleştirildiği Başbakanlık binasının 100 metre yakınında bombalar patlıyor, ortalıkta tam bir terör havası kol geziyordu. Daha sonra düşündüğümde, bu olayların teröristler tarafından değil, ertesi gün yapacakları ‘darbeye’ gerekçe oluşturulmak için patlatıldığı kanaatine vardım. Zaten o zamanlar da kulağımıza bu yönde bilgiler geliyordu.”

Bu sözler, darbeye giden günlerde Başbakanlık Müsteşarı olan Turgut Özal’ın yardımcısı olan Hasan Celal Güzel’e ait.

Güzel’in sözünü ettiği tarzda eylemler yapan bir yapılanmanın var olduğu Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde 1977’de ortaya çıkarılmıştı: Özel Harp Dairesi.. Yaygın bilinen adıyla Kontrgerilla…

ÖZEL HARP DAİRESİ VE SİVİL UNSURLARI

Örtülü ödenekten para istenmesi sonucunda başlayan gelişmeler ordunun en üst kademesinin Başbakan Ecevit’e rapor vermesi ile sonuçlanmıştı. Özel Harp Dairesi diye bir birim vardı ve görevi olası bir işgal durumunda direniş örgütlemekti.

Çeşitli noktalarda gömülü silah zulaları olan yapının aynı zamanda sivil uzantıları da mevcuttu.

Ecevit, 1978-1979 yılları arasında başbakanlığı sırasında bir Doğu gezisinde bir komutanın Özel Harp Dairesi’nde çalıştığını öğrenince durumdan kuşkulanıp bilgi almak ister ve komutana sorar: “Farz-ı muhal, bu ilçedeki MHP Başkanı aynı zamanda Özel Harp Dairesi’nin sivil uzantısındaki gizli elemanlardan biri olamaz mı?”

Cevap: “Evet öyledir, ama kendisi çok güvenilir vatansever bir arkadaşımızdır.”

TOPLUMU DİZAYN ÇABALARI

12 Eylül’ün öncesi ile ilgili çok yazıldı çizildi. Tek noktadan yönetilen örgütler, sabah solcuların akşam sağcıların elinde patlayan silahlar.

Polis tarafından eylem halinde yakalanıp elini kolunu sallaya sallaya Emniyet’ten ya da adliyeden çıkanlar vs… Oysa asıl “darbe” 12 Eylül’den sonra başladı. İhtilalden sonraki yıllar Türkiye’nin yeniden dizayn edildiği toplumsal mühendislik faaliyetlerine sahne oldu.

SOLUN PASİFLEŞTİRİLMESİ

Sol hareketin fikir ve aksiyon önderlerinin hemen hepsi 12 Eylül’ün işkence tezgahlarından geçti. Tekrar özgürlüklerine kavuşmaları on yılı hatta daha fazlasını bulanlar oldu.

Dışarı çıktıklarında hayal kırıklığı yaşadılar. Onlar halk için işkenceye, tecride maruz kalmış, yüzlerce yoldaşlarını kaybetmişlerdi, fakat uğruna çile çektikleri halkın gündeminde bunlar hiç yoktu. Üstelik darbeciler “kurtarıcı” olmuştu.

12 Eylül solun bu lider kadrosunun ekseriyetinin travmatik bir biçimde siyasetten uzaklaşmasına yol açtı. Böylece genç kuşaklar öndersiz kaldı.

Sonuç… İktidar alternatifi olmaktan uzak, laiklik ve Kemalizm söylemleri arasına sıkışmış karton solculuk… Yani CHP… Türkiye’nin oportünist merkez sağa mecbur hale gelmesinin arkasında yatan sebeplerin belki de başında 12 Eylül gelmektedir.

DEVLET YENİ DÜŞMANINI BULUYOR : KÜRTLER

Darbe yapılmış, sol da Türk Gladyosunun sivil unsuru ülkücü hareket pasifize edilmişti. Fakat devlet hele de derin devlet düşmansız olamazdı.

Yeni düşman ise 1976’dan beri adım adım hazırlanmıştı. 1984’te PKK eylemlerine başladıktan bir süre sonra ülkücü hareketin aksiyonel isimlerine bir teklifle gidildi. PKK ile mücadele karşılığında özgürlük ve maddi imkânlar..

DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak, Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ, Gladyocu Abdullah Çatlı aynı Mercedes’te.

ÇOK KAZANDIRAN ÖLÜM LİSTELERİ

Bu “mücadele”nin nasıl yapıldığını ise “Susurluk”tan sonra öğrendik. PKK’ya destek verdiği iddiası ile kaçırılan, sorgulanan(!) ve infaz edilen iş insanları, hukukçular, insan hakları savunucuları, yerel kanaat önderleri…

Mehmet Ağar ve Tansu Çiller’in yol verdiği kadronun elinde bir infaz listesi olduğu ve bazı vatansever(!) kişilerin bu listeden isim sildirmek için Kürt iş insanlarından milyon dolarlar istediği Susurluk’taki kazadan sonra ortaya saçıldı.

Kontrgerilla kirli savaştan vazgeçemiyordu. Üstelik bu sefer “ulus devletçi” elitleri de yanına almıştı. Bu kirli savaş hendek operasyonlarına kadar devam etti.

PKK ile devlet arasında irtibat olduğuna dair önemli delillere ulaşan gazeteci Uğur Mumcu bombalı suikast sonucu hayatını kaybetti.

TÜRKİYE’NİN EN KARANLIK YILI: 1993

24 Ocak 1993 Uğur Mumcu bombalı saldırıda katledildi.

5 Şubat 1993 Adnan Kahveci hala aydınlatılamayan şüpheli bir kazada vefat etti.

17 Şubat 1993 Çekiç Güç- PKK ilişkisi konusunda önemli bilgilere sahip olan Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis uçağının düşmesi sonucu hayatını kaybetti.

17 Nisan 1993 Cumhurbaşkanı Turgut Özal kalp krizi sonucunu hayatını kaybetti. Sadece bir gün önce PKK ateşkesi uzattığını açıklamıştı ve Özal’ın Kürt sorununa barışçıl ve insan hakları temelinde bir çözüm arayışına yoğunlaştığı biliniyordu.

Hikmet Çetin, Özal’la vefatından kısa süre önce bu konuda yaptıkları bir konuşmayı “Öyle şeyler anlattı ki korktum!” diyerek aktaracak, ancak Özal’ın neler anlattığından bahsetmeyecekti.

25 Mayıs Bingöl’de 33 silahsız erin şehit edilmesi… Özal ve Bitlis’in olgunlaştırdığı “dağdakilere kısmi af” konusuna Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) son şekli verilmişken, hemen bir gün sonra, 25 Mayıs’ta Bingöl’de silahsız 33 er kurşuna dizilip şehit edildi.

Saldırıdan önce ihbarlar vardı, buna rağmen 33 er silahsız ve koruma olmaksızın yola çıkarılmıştı. Af ve barış söylemleri rafa kalktı, ordu bölgede geniş bir operasyona başladı.

2 Temmuz 1993 Sivas’ta Madımak Oteli’nde toplam 37 kişi öldürüldü.

Şehir halkından olmayıp kalabalığı galeyana getirenlerin kim olduğu, bazı maktullerin yangından değil de silahla vurulma sonucu ölmüş olmasının sebebi, bazı yetkililerin talebine rağmen olayı engelleme imkânına sahip askerin neden müdahale etmediği gibi sorular halen cevap beklemekte…

5 Temmuz 1993 Erzincan’ın Başbağlar Köyü’nü akşamüzeri basan teröristler, 33 vatandaşı kurşuna dizilerek öldürdü. Çevredeki köylerden yapılan ihbarlara rağmen devlet ancak ertesi gün köye gitti.

4 Eylül 1993… HEP kurucularından Mehmet Sincar öldürüldü.

22 Ekim 1993 Eşref Bitlis’e yakınlığıyla bilinen Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Lice’de keskin nişancı tarafından öldürüldü. Lice üç gün boyunca yangın yerine çevrildi. PKK’nın o gün Lice’ye saldırdığı halen kanıtlanabilmiş değil.

4 Kasım 1993… 10 gün önce faili meçhullerle ilgili olarak Ankara’da mahkemeye ifade veren jitemci Cem Ersever öldürüldü.

28 ŞUBAT

28 Şubat 1997’de MGK artan irticai faaliyetleri gerekçe göstererek bir dizi açıklamada bulundu. “Açıklama” diyoruz çünkü MGK kararları ancak “tavsiye” niteliğindedir. Fakat bu durum bir cadı avının başlamasına engel olmadı.

Üniversitelerde başörtülü öğrenciler için ikna odaları kuruldu. Birçok öğrenci öğrenim hayatını birçok memur çalışma hayatını bıraktı ya da bıraktırıldı.

Oysa çok değil bir iki yıl önce isteyen öğrenciler başörtüsü ile derse girebiliyordu ve toplumda buna karşı herhangi bir tepki yoktu. 28 Şubat’tan sonra başörtüsü zulmüne karşı neredeyse hiç ses çıkmamıştı.

Bu sorunun cevabı basit. Toplum buna hazırlanmıştı. Fadime Şahin, Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz gibi isimler kullanılarak toplumda “irtica” korkusu harekete geçirilmişti. Artık başörtülü deyince Fadime Şahin geliyordu akla…

Sokaklarda başörtülü kadınlara “Fadime Şahin” diye laf atılıyordu. Alışılmış, defalarca tekrarlanmış yönlendirme ve şeytanlaştırma operasyonlarından bir sahnedeydi…

O günlere dair yapılan yorumlar “derin devlet”in İslamcıların güçlenmesini istemediği için bu yönteme başvurduğu yönünde.

Bugün gelinen noktada aksini düşünmek de pekâlâ mümkün. İslamcılar iktidar oldu ve şu anda tam da derin devletin istediği gibi otoriter hatta diktatoryal bir devlet inşa etti.

YARIN : GLADİO TEKNİKLERİN KULLANAN KONTROLLÜ DARBE 15 TEMMUZ

Diktatörlüğün Gizli Orduları-5: Türkiye

BOLD ÖZEL

Sütünü lavaboya sağan tutuklu anne: Doğum yaparken komutan ‘kapıyı açın’ dedi

Eşi yüzünden rehine alındı. Hamileyken tutuklandı. Tutukluyken doğum yaptı. Kendisine refakat eden komutan doğum sırasında doğumhanede olmak istedi. Bebeği prematüre doğdu. Altı gün boyunca bebeğini göremedi, sütünü lavaboya sağmak zorunda kaldı. Onca acıdan sonra hukuk mücadelesini kazandı ve beraatını aldı.

BOLD – Yıllarca doğuda tarih öğretmenliği yapan Özlem Meci’nin hayatı da 15 Temmuz gecesi kabusa döndü. Polis, 1 Kasım 2016 tarihinde Özlem Meci’nin eşini gözaltına almak için evlerine baskın yaptı. Ancak Özlem Hanım’ın eşi şehir dışındaydı. Polis evi aradı. Suçlamaları destekleyen delil bulamayan polis, evdeki düdüklü tencerenin kullanım kılavuzunun yer aldığı CD’den delil üretmeye çalıştı. Polislerin bu tavrı Özlem Hanım’ı korkuttu. Yıllarca Ardahanlılara hizmet eden Meci, İzmir’e ailesinin yanına taşınmak zorunda kaldı.

HAKİM EŞİNE ULAŞAMAYINCA ÖZLEM HANIM’I REHİNE ALDI

Polis Meci ailesine bu kez İzmir’de baskın yaptı. Özlem Meci’nin eşi evde yoktu. Ardahan Savcılığının talebi üzerine polis, Özlem Hanım’ı rehine aldı. Yaşadığı trajedinin şokuyla mahkeme heyetinin karşısına çıkan Özlem Hanım, hamile olduğunu anlatmak istedi ama dinleyen olmadı. Hakim,“Seni eşinden dolayı tutukluyorum.” diyerek cezaevine gönderdi.

KOMUTAN DOĞUM ANINDA DOĞUMHANEYE GİRMEK İSTEDİ

İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’ne götürülen Özlem Hanım için demir parmaklıklar arkasındaki hayat başladı. Yatak verilmeyen Özlem Hanım, bir ay boyunca yerde yattı. Yaşadığı sıkıntılar Özlem Meci’nin hamileliğini de olumsuz etkiledi. Meci erken doğum için hastaneye kaldırıldı. Ancak kendisine refakat eden komutanın doğum sırasında doğumhanede olma ısrarı Özlem Meci için doğumu daha da zorlaştırdı. Doktor ve hemşirenin komutan ile kavga ettiğini anlatan Meci “ Doktor ve ebe çok sinirlendiler. Komutan ile kavga ettiler. Kapıyı kapattılar. Doğum boyunca gardiyan yanımda kaldı. Bir komutan iki asker hemen kapının başında beklediler. Çok zor bir doğumdu.” dedi.

BEBEĞİNİ GÖREMEDİ, SÜTÜNÜ LAVABOYA DÖKTÜ

Meci oğlu Murat’ı kucaklamak için beklerken, ciğerlerine su dolan Murat başka bir hastaneye sevk edildi. Özlem Hanım ise cezaevinin yolunu tuttu. Bebeğini göremeyen Özlem Hanım, sütünü de lavaboya döktü. Oğlunun ölümden döndüğünü anlatan Meci, “Murat doğduktan sonra ebe hemen fark etti. Bu çocukta sıkıntı var diye. Çünkü beni emmedi. Ağlamıyordu kolay kolay. Morarmaya başladı. Onu başka hastaneye sevk ettiler. Cezaevinde abim sütü almaya geldiğinde süt yok diyorlar. Hastaneden de saklıyorlar. Sarılığa yakalanmış yüksek oranda” ifadelerini kullandı.

SOSYAL MEDYADA GÜNDEM OLUNCA KIRMIZI HALIDA KARŞILADILAR

Meci oğlunu görmek için mücadele etti ama cezaevi yönetimi taleplerine hep olumsuz cevap verdi. Ailesi Özlem Hanım’ın dramını sosyal medyaya taşıdı. İnsanlık dışı uygulama sosyal medyada gündem olunca cezaevi Özlem Meci’yi doğumdan altı gün sonra apar topar hastaneye gönderdi. Annesine ve anne sütüne kavuşan minik Murat ise kısa sürede taburcu oldu.

Skandal sosyal medyada gündem olunca cezaevi yönetimi, annesi ile birlikte Murat’ı kırmızı halıda karşıladı. Cezaevi müdürünün sahte bir samimiyet ile kendisini karşıladığını anlatan Meci “Müdür hemen cezaevi fotoğrafçısını çağırdı. Gülerek bir mutluluk pozu vermemi istedi.” dedi.

YARGI BERAAT VERDİ AMA…

Özlem Meci bir yıl cezaevinde kaldı. Bu süre boyunca eşini görmedi. Kızı Sinem ise kimi zaman cezaevinde annesi ile kimi zaman da dışarıda babaannesi ile kaldı. Minik Murat babası ile tanıştığında 9 aylıktı. Özlem Hanım, onca acının ardından önce tahliye oldu ardından da beraatını aldı. Ama yargılama devam ederken artık nefes alamadığı öz vatanını terk etmek mecburiyetinde bırakıldı.

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Devlet bu ‘Yorum’u hiç sevmedi!

Konser vermesi yasaklanan, solistleri ve müzisyenleri gözaltına alınan Türkiye’nin protest müzik grubu Grup Yorum’un koro üyeleri de gözaltına alınmaya başlandı. Devletle geçmişten beri sorunlar yaşayan grup, bugünlerde hiçbir dönemde görmediği baskıyla karşı karşıya.

BOLD – İstanbul’daki İdil Kültür Merkezi, sosyalist sanatçıların buluşma merkezi. Çevresinde sürekli polis aracı görebileceğiniz merkez, son günlerde ardı ardına polis baskınlarına sahne oluyor. İdil Kültür Merkezinin en önemli parçası Grup Yorum.

Protest müzik yapan grup, sosyalizme ilişkin mesajlarla dolu şarkıları ve marşlarıyla Türkiye’de farklı bir siyasi yelpazenin temsilcisi. Geçmişte açık hava konserlerine on binlerin katıldığı Grup Yorum’un, son beş yıldır konser vermesi yasak. Kapalı alanda konser verme girişimleri de polis engellemeleri nedeniyle gerçekleşemedi.

29 Eylül sabahı İdil Kültür Merkezi yine polis operasyonuyla güne uyandı. Polislerin elinde; Grup Yorum üyeleri ve avukatların da bulunduğu 120 kişiye yönelik gözaltı kararı vardı.

Grup Yorum Üyesi Seher Adıgüzel ve Ali Aracı da gözaltına alınanlar arasında.

Grup Yorum, bir gün önce yine polis operasyonuna maruz kalmıştı. Grup Yorum’un resmi Twitter hesabından yapılan açıklamaya göre grup üyeleri Barış Yüksel, Eren Erdem, Özgürcan Elbiz gözaltına alındı. Grup Yorum korosu üyeleri İdil Kayıkçı, Cenk Turan, Emrah Uludağ, Metin Kaleli ve Yaşar Coşkun Karadağ da gözaltına alınan diğer isimler oldu.

28 Eylül’deki operasyon Grup Yorum için diğerlerinden farklıydı. Bugüne kadar solistleri ve müzisyenleri gözaltına alınan Grubun ilk kez koro üyeleri de gözaltına alınmaya başlandı.

Şuan tutuklu durumdaki; Dilan Ekin, Emel Yeşilırmak, Tuğçe Tayyar’la birlikte Grup Yorum’un 13 üyesi gözaltında ya da tutuklu durumda.

İKİ ÜYESİ AÇLIK GREVİNDE ÖLDÜ

Grup Yorum, çıkardığı albümlerden daha çok açık hava konserlerine önem veriyor. Grubun konserleri, gençler için siyasi duruşlarını gösterdikleri bir arena aynı zamanda. 15 Temmuz’dan sonra toplumun her kesimi üzerine artan baskıdan Grup Yorum da payını aldı.

Grubun konser başvuruları güvenlik gerekçesiyle reddedildi. Yasakları protesto etmek için izinsiz düzenlemek istedikleri konserler öncesinde polis, izleyicilerin konser alanına girmesine izin vermedi ve grup üyeleri gözaltına alındılar.

Grup Yorum’un solisti Helin Bölek ve bas gitaristi İbrahim Gökçek, konser yasaklarını protesto etmek için açlık grevi yaptı.

Helin Bölek, açlık grevinin 288. gününde 3 Nisan 2020’de hayatını kaybetti. İbrahim Gökçek ise 7 Mayıs 2020’de ölüm orucunun 323’üncü gününde öldü.

Konser yasakları iki ölüme rağmen kaldırılmadı. Grup Yorum son konserini 4 yıl önce verebilmişti.

İbrahim Gökçek, ölüm orucunun son günlerinde Evrensel gazetesine verdiği demeçte, “Bu ülkede hakkını arayanlar, muhalifler, özgür ve demokratik bir ülke düşleyenler ne yaşadıysa, onların şarkılarını söyleyen bizler de aynısını yaşadık: Gözaltına alındık, tutuklandık, konserlerimiz yasaklandı, polis kültür merkezimizi bastı, enstrümanlarımızı parçaladı” demişti.

OPERASYONLAR YAYILIYOR

Grup Yorum ve İdil Kültür Merkezi’ne yönelik operasyonlar son aylarda Türkiyeli sosyalistlere doğru yayılıyor.

Akademisyen Nuriye Gülmen ve Acun Karadağ  yaklaşık üç aydır tutuklu. İkili, 15 Temmuz’dan sonra kamudaki görevlerinden ihraç edilen 150 bin çalışan için başlattıkları eylemlerle sembolleşmiş iki isim.

“İşimizi geri istiyoruz” eylemleri, Nuriye Gülmen ve Acun Karadağ’ın Ankara’da her gün yaptıkları eylemlerle yayıldı. Gülmen, eylemleri yayılınca tutuklandı.  Gülmen cezaevinde açlık grevinde ağır sağlık sorunları yaşadı. Gülmen’in serbest bırakılması için başlatılan inisiyatif sonucunda açlık grevinin 324’üncü gününde serbest bırakıldı. Gülmen uzun bir tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuştu.

Acun Karadağ ve Nuriye Gülmen’in üç ay önce tekrar tutuklanması sonrası sosyalistlere karşı operasyon yayıldı. Tutuklananları savunan Halkın Hukuk Bürosu Avukatları da tutuklanmaya başladı.

Halkın Hukuk Bürosu’ndan yapılan açıklamada; gözaltına alınan kişilerle ilgili 24 saat boyunca avukatla görüşme yasağı getirildiği, bu durumun işkence ve kötü muamele iddialarını güçlendirdiği belirtildi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“Meral Akşener’i bitirin” emri

Meral Akşener ve İyi Partinin yok edilmesi için talimat verildi. Akşener, AKP’li Bülent Turhan’ın ağzından kaçırdığı planı yakaladı. Erdoğan’ın verdiği talimat 28 Şubatçıların DYP’yi bitirirken kullandıkları stratejinin aynısı. Akşener’in karşı hamlesi ise beklenmedik şekilde oldu. BOLD

Okumaya devam et

Popular