Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Sürgünle parçalanmış bir ailenin ölüme giden kızının hikâyesi: Günlüklerimi yakın…

Bir parçası Amerika, bir parçası Avrupa, bir parçası Gürcistan’a dağılmış bir ailenin evlat ölümüyle de sınandığı parçalanmış bir ailenin hikâyesi…

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL— Nihan Nur Çetiner, Gürcistan’da İngilizce öğretmenliği son sınıf öğrencisiydi. Anne-babası ve iki kardeşi Hizmet Hareketi’ne yönelik soruşturmalar sebebiyle dünyanın dört bir tarafına dağılmak zorunda kaldı.

Ailesinin bir parçası Amerika’da bir parçası Avrupa’da kendisi ise Gürcistan’daydı. Diş ameliyatı olduğu Gürcistan’da bitkisel hayata girdiğinde ne annesi ne babası ne de kardeşleri gelebildi.

Aile fertleri hâlâ bir araya gelip birbirlerine taziyede bulunabilmiş değil. Çetiner ailesi, Hizmet Hareketi’nin dünyanın dört bir tarafına dağılmış ailelerinden sadece biri.

EĞİTİMLE GEÇEN BİR ÖMÜR

Metin-Nuriye Çetiner çiftinin ömürlerini eğitim ve sosyal yardım faaliyetlerinde harcamış iki isim.

Edebiyat öğretmeni olan Metin Çetiner 16 yıl öğretmenlik hayatının ardından 2008’de koordinatör olarak başladığı Kimse Yok mu Derneği’nin genel müdürlüğüne kadar yükseldi. Özellikle Afrika’da su kuyuları ve kurban bağışı kampanyalarını organize etti.

Nuriye Çetiner ise Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olarak Ümraniye’de Kur’an kursu öğretmenliği yapıyordu. Yaklaşık 20 yıl ders verdi, gençlerle ilgilendi, artık emekliliğini bekliyordu. Hayatların 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü ile altüst oldu.

Nihan Nur, anne-babası ve erkek kardeşi ile birlikte iken çektiği selfilerden biri.

Metin-Nuriye Çetiner ve üç çocuğu; İbrahim (29), Nihan Nur (24) ve Hilal (14), 15 Temmuz’dan sonra dünyanın dört bir yanına dağılmak zorunda kaldı. Baba ve iki çocuk Amerika’da, anne Avrupa’da ve 12 Aralık 2018’de hayatını kaybeden Nihan Nur Çetiner Gürcistan’daydı.

Eğitim için Gürcistan’da bulunan kızları Nihan Nur, diş tedavisi için girdiği ameliyattan bitkisel hayatta çıktı.

BİTKİSEL HAYATTA İKİ HAFTA

Bitkisel hayatta kaldığı günler boyunca ailesinin hiçbir ferdi onu ziyarete gidemedi. Babası ve kardeşi Amerika’dan ayrılamıyor, annesi bulunduğu Avrupa ülkesinden çıkamıyordu. Pasaport iptalleri ve vize alamama gibi sorunlar nedeniyle ailenin bütün fertleri farklı ülkelerde sıkışıp kalmışlardı.

Annesi ameliyata girmeden önce kızının yanında olmak istedi ve her şeyi göze alıp elinde pasaportu olmadan uçağa binmek isteyince havaalanında gözaltına alındı ve kızının ölümünü bir Avrupa ülkesinin nezarethanesinde öğrendi.

Tiflis’e gitmek üzere birlikte yola çıktıkları 65 yaşındaki Necmiye Sema Yerlikaya ise Gürcistan’a uçabildi. Central Hospital’de iki haftadan daha fazla yoğun bakımda kalan Nihan Nur hayatını kaybedene kadar başında bekledi. Sonra onu yıkadı, kefenledi ve cenazesini Türkiye’den almaya gelen teyzesine ve dayısına teslim etti.

8 SU KUYUSU AÇILACAK, ADI İKİ YETİMHANEDE YAŞAYACAK

Vasiyeti üzerine Ankara’ya dedesinin yanına gömülmek isteyen Nihan Nur Çetiner, bir gün önce yazıp imzaladığı ve yakın bir arkadaşına verdiği vasiyetine, “Herkese hakkımı helal ediyorum… Elbiselerimi yetimlere bağışlayın… günlüklerimi de yakın.” diye yazdı.

Babasından ise istediği tek şey vardı: “Afrika’da su kuyusu açarsan sevinirim.”

Nihan Nur adına 1 değil, Tanzanya, Nijerya, Çad ve Kamerun’da toplam 8 su kuyusu açılacak. Ayrıca ismi iki yetimhanede yaşayacak. Yardım derneği Time to Help, Tanzanya’da inşaatı devam eden ve 25 Şubat’ta açılacak yetimhaneye onun ismini verecek.

İkinci yetimhane de yine Tanzanya’da olacak.

Time to Help derneği tarafından Tanzanya’da yaptırılan Nihan Nur Çetiner yetimhanesi 22 Şubat’ta açılacak.

TOPLANAN BAĞIŞLAR TANZANYA’DA YETİMLER İÇİN UMUDA DÖNÜŞTÜ

Merkezi Amerika’da olan Embrace Relief Foundation’ın başlattığı “Nihan Nur’s Final Wishes Fundraiser” kampanyasından toplanan bağışlarla çok zor şartlarda faaliyetlerine devam eden bir yetimhane ve meslek edindirme kursu (Dogodogo Merkezi) yenilenecek.

Metin Çetiner, “Kızım hayra yatkın bir evlattı. Sağlığında kimin derdi olsa koşar, hatim, tefriciye dağıtırdı. Şimdi herkes onun için seferber oldu. Afrika’nın bir ülkesinde 1001 hatim okundu.” diyor.

Nihan Nur’un vasiyeti üzerine Tanzanya’da bir su kuyusu açıldı.

“DERNEĞİMİZİ İTİBARSIZLAŞTIRMAK İÇİN ALGI OPERASYONU YAPACAKLARDI”

Metin Çetiner, aslında 15 Temmuz’dan önce Türkiye’den ayrılmıştı. 17 Aralık 2014’ten sonra Gülen Cemaati’ne yönelik operasyonlar başlamış, 2004 yılında kurulan Kimse Yok mu Derneği de bu operasyonların merkezine konulmuştu.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), ‘yardımlar nereye harcandı’ diye sorarak derneği sürekli itibarsızlaştırmaya çalışıyordu. Derneğin 21 yöneticisi hakkında 23 Şubat 2018’de çıkarılan gözaltı kararı aslında 2015 yılı nisan ayında uygulanacaktı. Fakat olmadı.

Metin Çetiner (sağda), Tayvan Cumhurbaşkanı (ortada) tarafından verilen ödülü almıştı.

Metin Çetiner o günleri şöyle anlatıyor: “2015 yılı nisan ayında dernekle ilgili algı operasyonu yapılacağının duyumunu aldık. 21 yöneticiyi sabah evlerinden alacak, gazetelerde boy boy fotoğraflarımızı yayınlayacaklardı. Amaç bir yardım kurumunu toplumun gözünden düşürmek, şaibeli, güvenilir olmayan bir dernek olduğunu kamuoyuna duyurmaktı. Derneğin yöneticilerinin büyük bir kısmı yurt dışına çıkınca bunu gerçekleştiremediler.”

80 ÜLKEDEN HİZMET MADALYASI

Metin Çetiner önce İngiltere’ye sonra da Amerika’ya gitti. Derneğin uluslararası ilişkileriyle buradan ilgilenmeye devam ederken güzel bir gelişme olur ve 80 ülkeden üstün hizmet madalyası alan Kimse Yok mu Derneği’ne bir ödül de Tayvan’dan gelir.

Tayvan’da yılın en’lerini belirleyen bir kurum, dünyada insani yardım konusunda gayret gösteren kurum olarak Kimse Yok mu Derneği’ni seçmiştir. Çetiner, Tayvan Cumhurbaşkanı’nın elinden ödül almak için 2015 yılı mayıs ayında Tayvan’a gider, fakat hemen akabinde İstanbul’a yazılı ifade vermeye çağrılır.

BİR TARAFTA ÖDÜL ALIRKEN TÜRKİYE’DE İFADEYE ÇAĞRILDI

Dünyanın bir ucunda madalya alırken, kendi ülkesinde ifadeye çağrıldığı ilginç bir süreçtir bu:

“3 günlüğüne İstanbul’a döndüm. O zaman yurt dışına çıkış yasakları yoktu. Avukatımla birlikte ifademizi hazırladık ve Emniyet’e verdik. Sordukları soru, ‘Somali’ye para götürdünüz mü?’ Evet götürdük. Neticede dernekte toplanan yardımlar bunlar ve bu parayı götürürken yanımızda AKP’li 5 milletvekili vardı. Diyanet Vakfı, TİKA, İHH nasıl yardım götürdüyse Somali’ye, biz de öyle götürmüştük. Somali’de banka vardı da biz mi göndermedik. İfademizde bunları anlattık.”

Çetiner, dönemin AKP Grup Başkan Vekili İlknur İnce Öz, Hatay Milletvekili Orhan Karasaray, Samsun Milletvekili Binnur Şahinoğlu ve adını şimdi hatırlayamadığı iki milletvekili ile gider Somali’ye. İfadesinde bunları belirttikten sonra Amerika’ya dönen Çetiner, 2015 yılı ağustos sonuna doğru ise oğlunun nişanı olacağı için yine İstanbul’a döner. Nişanın ardından kızları Nihan Nur’u Gürcistan’a götüreceklerdir.

ANNE, BABA VE KIZIN YOLU TİFLİS’TE AYRILIR

Nihan Nur Çetiner, Tiflis’te International Black See University İngilizce bölümü son sınıf öğrencisiydi.

1994 doğumlu Nihan Nur, 2014 yılında Coşkun Koleji’nden mezun olur. Türkiye’de üniversiteyi kazanamayınca 2014’te Kamboçya’daki Zaman University’ye İngilizce hazırlık okumaya gider ve İngilizce öğretmeni olmaya karar verir.

Fakat burada İngilizce öğretmenliği bölümü olmadığı için Gürcistan’daki International Black See University’ye (IBSU) yazılır. Gürcistan’ın Türkiye’ye yakın olması da ailesinin hoşuna gider. 1 Eylül 2015’te bu yüzden hep birlikte Tiflis’e giderler. Anne ve baba, alışsın, zorlanmasın diye bir hafta Nihan Nur’un yanında kalır. Bu arada dönüş biletleri hazırdır. Fakat planlarını gerçekleştiremezler.

ANNE, BABA VE KIZ BİR DAHA BİRBİRİNİ GÖREMEZ

Anne, baba ve kızın yolu Tiflis’te ayrılır. Bir daha dünya gözüyle bir araya gelemezler. Metin Çetiner, “Artık Türkiye’de başıma ne geleceğinden emin olmadığım için Tiflis’ten Kırgızistan’a geçtim. 4,5 ay Kırgızistan’da kaldıktan sonra 13 Şubat 2016’da Amerika’ya uçtum. O günden beri buradayım.” diyor.

Nuriye Çetiner ise İstanbul’a döner. Hem diğer kızı Nihal oradadır, hem de emekliliğine az kaldığı için görevine devam etmek ister. Ta ki, 15 Temmuz’dan sonra, her gün arabasına alıp kursa gidip geldiği iki meslektaşı “Bu da cemaatten” diye kendisini ihbar edene kadar… Nuriye Çetiner, hemen KHK ile işinden atılır, yurt dışına çıkış yasağı konulur ve mahkeme süreci başlar.

Hakkındaki suçlamalar bellidir. Bank Asya’ya para yatırmak, Zaman gazetesine abone olmak, çocuklarını Coşkun Koleji’nde okutmak…

“SUÇLAYACAK BİR ŞEY BULAMAYINCA DOSYALARI BİRLEŞTİRDİLER”

Metin Çetiner, Bank Asya’ya devlet el koyduktan sonra para yatırdıklarını ifade ediyor: “Dededen kalma bir yerimiz vardı, onu sattık ve parayı Bank Asya’ya yatırdık. Fakat o dönemde banka TMSF’ye geçmişti. Devlete geçmiş bir bankaya para yatırmanın ne suçu olacak! Çocuğumuz okula ben kaydettirdim, eşim değil. Gazeteye de ben aboneydim.”

NİŞANLISI YÜZÜĞÜ ATTI

Nuriye Çetiner, üç ay önce Meriç Nehri üzerinden Yunanistan’a geçti. Küçük kızı Hilal, annesinden kısa bir süre önce babasının yanına gitti.

Ailenin yaşadığı başka bir zorluk da oğulları İbrahim’le ilgili oldu. Olaylardan etkilenen nişanlısı yüzüğü atarak nişanı bozdu.

DİŞ AMELİYATI ÖLÜME GÖTÜRDÜ

Doğuştan kalp hastası olan ve dişleriyle sürekli problem yaşayan Nihan Nur tüm bu yaşananlardan sonra bir daha Türkiye’ye dönmek istemedi. Diş tedavisi bu nedenle yarım kaldı. Zaten 6 dişi yoktu, 14 dişinin ise kimine dolgu, kimine de kaplama yapılması gerekiyordu.

Anne ve babası İstanbul’daki doktoruna gitmesini istedi, fakat ailesinden dolayı tutuklanan arkadaşları, dostları aklından çıkmıyordu. Mecburen Tiflis’te tedavi olmaya karar verdi.

Fakat Nihan Nur’un en büyük korkusu diş doktoruydu. Bu yüzden lokal anesteziye cesaret edemedi. Türkiye’deyken de ne zaman doktora gitse, bir elinden annesi bir elinden babası tutuyordu. Durum böyle olunca ‘ben uyuyayım, doktor tedavisini öyle yapsın’ diye düşündü.

Tiflis’te üç hastane ile görüştü, ilk iki hastane dişlerine ameliyat ile müdahale etmeyi uygun bulmadı. Kalbi ameliyatlı olduğu için riskli olacağını düşündü. Kan, kalp kapakçığına yaklaştığı bir yerde blokaj olduğu için tazyikli geliyor ve kapakçığı zorluyordu. Üç dört sene önce ameliyat ile bu tahribat düzeltilmişti.

“YANINDA OLAMAYINCA OLAN BİTENİ DEĞERLENDİREMEDİK”

Dişiyle ilgili herhangi bir işlem yaptırması gerektiğinde iki gün önceden antibiyotiğe başlıyordu. Üçüncü diş hastanesi DentoClub’ta görüştüğü, kendisini ameliyat edecek olan doktora bunları Gürcü bir kadının; Ia Idadze’nin yardımıyla anlatmaya çalıştı.

Babasına da ameliyatla ilgili bilgi verdi: “Kızımızın İngilizcesi var, ama doktorun yok. Gürcüce bilen bir kadınla doktorla konuşmaya gidiyor. Ne konuştular, nasıl anlaştılar, çok bilemedik. Bana ‘iyi doktor, ben konuştum, durumu anlattım’ dedi. O şekilde ameliyat kararı aldık. Doktor 5-6 saatte birinci aşamayı yaparız, ikincisinde de toparlarız demiş. Biz de yanında olmayınca olan biteni değerlendiremedik. Böyle tehlikeler olduğunu öngöremedik.”

Bir yıl önce gaz zehirlenmesinden hayatını kaybeden Guranda Khachapuridze’nin annesi Ia Iadze, Nihan Nur’un yardımına koşuyor, bir nevi teselli buluyordu. Iadze, Nihan Nur’un ameliyathaneden sağ salim çıkması için saatlerce kapıda dua etti.

Ia Iadze, bir yıl önce gaz zehirlenmesinden hayatını kaybeden Nihan Nur’un sınıf arkadaşı Guranda Khachapuridze’nin annesiydi. Kızını kaybeden anne, Nihan Nur’u sahipleniyor, onunla teselli buluyor, yardıma ihtiyacı olduğunda her şeyine yetişiyordu.

Ameliyata girmek üzere Nihan Nur’a narkoz verildiği o anda da yanında yanındaydı. Nihan Nur’un çok heyecanlandığını ve korktuğunu ifade eden Iadze, manevi kızı olarak gördüğü Nihan’ın son sözünün “Kızın cennetten sana dua ediyor, sen de bana dua et.” olduğunu söylüyor.

“YAYGARA ÇIKARMAYIN, HASTANE MASRAFLARINI ÖDEYELİM”

Nihan Nur’a narkoz verildiği o anda hemen tansiyonu düştü ve daha operasyonun başında nabzı durdu. Kalp masajı biraz gecikmeli olarak yapılsa da sonuç alınamadı.

Daha profesyonel müdahale için bulunduğu DentoClub’tan beş dakika uzaklıktaki Central Hospital’e kaldırıldı ancak kurtarılamadı. Narkoz alerjisi teşhisi konulan Nihan Nur, burada 15 günden fazla yoğun bakımda kaldı ve hayatını kaybetti.

Nihan Nur Çetiner’in vefatında, DentoClub’ın bir ihmali olup olmadığı henüz belli değil. Otopsi yapıldı. Adli Tıp Kurumu ve Sağlık Bakanlığı’ndan gelecek raporlar bekleniyor.

EN BÜYÜK HAYALİ AMERİKA’YA GİTMEKTİ

Nihan’ın en büyük hayali ABD’de üniversite okumaktı.

Nihan Nur, yardımseverliğinin yanı sıra heyecanlı, deli dolu ve esprili kızdı. IBSU’da son sınıfa kadar gelmişti, bu yıl mezun olacaktı. Bir an önce okulu bitirip Tiflis’ten ayrılacağı günü iple çekiyordu. Arkadaşları ve kolejden öğretmeni Zehra Günay, onun tek hayalinin Amerika’ya gitmek olduğunu anlatıyor. Defalarca ABD vizesine başvurmasına rağmen hep red aldığı belirtiliyor.

ÖĞRETMENİ: NİHAN VEFALI BİR ÖĞRENCİYDİ

Coşkun Koleji’nde müdür yardımcısı olan Zehra Günay, “Nihan benim odamın demirbaşı gibiydi, hiç ayrılmadık. Mezun olduktan sonra da bağımız kopmadı. Vefalı bir öğrenciydi. Nereye gitsem mutlaka beni bulur, varlığını hissettirirdi. Bana bazen sen diye hitap ederdi. Azıcık uyaracak gibi olurdum; ‘sanki kızın sana siz diye mi hitap ediyor’ diyerek beni ikna etmeyi başarırdı.

Duyguları çok güçlüydü Nihan’ın. Okuldaki herkesin dert ortağı, sırdaşıydı, yaramazdı, inatçıydı da. Öğretmenlerini az uğraştırmadı. Ama öyle sevgi dolu bir çocuktu ki uzun süre kızamazdınız ona. Yanlış bir şey yaptığında vicdanı onu hiç rahat bırakmaz, hemen düzeltmeye çalışırdı. Ameliyatından hiç bahsetmemesinin şaşkınlığını ve üzüntüsünü hâlâ yaşıyorum Buraya kadarmış… Hayatımıza bir melek uğramıştı ama biz onu bilemedik, ona doyamadık.” diyor.

NİHAN AMELİYATA GİRMEDEN ÖNCE VASİYETİNİ YAZDI: BURAYA KADARMIŞ…

Nihan Nur Çetiner’in, vefatından bir gün önce yazıp arkadaşına teslim ettiği vasiyeti: Herkesten helallik istiyorum.

Nihan Nur ne çok sevdiği öğretmenine ne de dostlarına ameliyata gireceğinden bahsetmiş. Sadece Tiflis’te birkaç arkadaşına haber vermiş. Genç bir kız diş ameliyatına girerken neden vasiyet yazmak ister, neden cümlelerine “ölürsem…” diye başlamaz da “Buraya kadarmış…” gibi ifadeler kullanır soruları tüm sevenlerinin aklını kurcalıyor. Babası, iki cümlesinden birinde kızının ölümünü hissettiğini söylüyor.

Çetiner ailesi, 15 Temmuz’un paramparça ettiği ailelerden sadece biri… “Dağıldık tabiri caizse, bunlar tabii kolay olmuyor. İnsan psikolojisini çok yıpratıyor. Halen tam normal olduğumuz söylenemez. Yine de iyi olmaya çalışıyoruz.” diyen Metin Çetiner’in gözyaşı ve acısı henüz dinmiş değil. 10 gün hapiste kaldıktan sonra serbest bırakılan Nuriye Çetiner de dostlarının desteğiyle ayakta durmaya çalışıyor.

2018’de baskı sonucu ölen ya da öldürülen Hizmet Hareketi gönüllüleri

BOLD ÖZEL

“22 gün hücrede tutuldum, eşim cezaevinde kovid oldu, yavrum benimle konuşmuyor”

290 gündür kızını göremediğini söyleyen tutuklu Hülya Bayden ailece yaşadıkları mağduriyetlerinin giderilmesi için milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’ndan yardım istedi.

BOLD ÖZEL – Eşiyle birlikte tutuklanan ve Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine gönderilen Hülya Bayden, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup göndererek cezaevinde koronavirüs kapan eşini ve psikolojisi bozulan kızını anlattı.

“PSİKOLOJİM ALT ÜST”

Bir kız evladı sahibi Bayden çifti 10 ay önce tutuklandı. Mehmet Yasin Bayden Bitlis, Hülya Bayden Bakırköy Cezaevine gönderildi. Kovid-19 tedbirleri kapsamında 22 gün karantina hücresinde kalmak zorunda kalan Hülya Bayden, karantinadan çıkınca eşinin cezaevinde koronavirüse yakalandığını öğrendiğini söyledi.

Bir taraftan evlat hasreti çeken bir yandan da eşinin sağlığından endişe eden Bayden, kendisinin de ilaç kullanmaya başladığını belirtti ve “Bu sıkıntılar psikolojimi alt üst etti. Vücut direncimin düşmesine yol açtı.” dedi.

“KIZIM ONU ALMAK İSTEMEDİĞİMİ SANIYOR”

10 aydır kızına sarılamadığını vurgulayan Bayden, “10 aydır 3 yaşındaki kızına sarılamamış, sadece geçen hafta kapalı görüşte camın arkasından görmüş bir anne olarak yazıyorum. Kızım onu almak istemediğimi sanıyor, konuşmadı bana küsmüş, çocuğa salgını nasıl anlatsam ki? Eşim de tutuklu.” diye yazdı. 

Mağduriyetinin giderilmesini ve bu zorlu korona günlerinde kızının yanında olmak istediğini belirten Bayden, 290 gündür çocuğuna hasret acılı bir anne olarak yardım istedi.

Hülya Bayden’in kızı.

Astım hastası Antalya Cezaevinde koronavirüs kaptı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Astım hastası Antalya Cezaevinde koronavirüs kaptı

İki yıldır tutuklu astım hastası Ender İleriye’ye koronavirüs teşhisi konuldu. Bir aydır sıcak suyun verilmediği Antalya L Tipi Cezaevinde birçok insanın hasta olduğu belirtiliyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL 

İki yıldır Antalya L Tipi Kapalı Cezaevinde kalan astım, şeker ve kalp hastası Ender İleriye, cezaevinde koronavirüs kaptı. 35 kişilik C10 koğuşunda kalan İleriye, üç gün önce bayılınca Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine kaldırıldı. İlk yapılan testi negatif çıkan İleriye’nin ciğer filminden şüphelenen doktorlar, dün ikinci test yaptı. Pozitif çıkan Ender İleriye şu anda hastanede tedavi görüyor.

“İKİ KİŞİ KOĞUŞA BAYILDI, BİR AYDIR SOĞUK DUŞ ALIYORLAR”

Antalya L Tipi Cezaevinde bir aydır sıcak suyun akmadığını belirten Ender İleriye’nin kardeşi Ahmet İleriye, “C10 koğuşundaki herkes şu anda hasta ve bu hastalıklarını soğuk duş almaya bağlamışlar. Bir hafta önce koğuşta iki kişi bayılmış. Abim de bunlardan biri. Abim 35 kişilik koğuşta kalıyordu. Çoğunda hastalık belirtisi var. Telefon ahizesi yoluyla diğer mahkumlara da virüs geçebilir” dedi. Cezaevi yönetiminin vakaları gizlediği de iddia ediliyor.

Antalya’da bir vakıfta çalışan Ender İleriye Cemaat soruşturmaları kapsamında Ekim 2018’de tutuklandı. 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan İleriye’nin dosyası Yargıtay tarafından onaylandı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Hastane yolunda kötü muamele mahkum koğuşunda ilaç zulmü

Koronavirüs salgını nedeniyle cezaevinde tedavisi aksatılan Hepatit B hastası Fethi Kazancı’ya ilaçları düzenli verilmiyor. Kazancı, maruz kaldığı kötü muamele ve uzayan karantina nedeniyle de doktora gitmek istemiyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

Bandırma T Tipi Cezaevinde tutuklu Hepatit B hastası 38 yaşındaki Fethi Kazancı, 9 aydır doktora gidemediği için hastalığı ilerledi. Vücut ağrıları artan ve ağrı kesicilerle idare etmeye çalışan Kazancı, daha önce biyopsi için götürüldüğü hastanede ve yolda kötü muamele ile karşılaştığı için hastaneye gitmek istemiyor.

Ayrıca pandemi başladığından bu yana cezaevlerindeki hastalar büyük bir çıkmazın içinde. Sürekli uzayan karantina süreleri nedeniyle hasta tutuklular cezaevinde kalmaya kendini mecbur hissediyor. Çünkü koğuştan çıkan 1-2 ay geri dönemiyor. “Bunlara dayanacak gücüm yok” diyen Kazancı, 9 aydır sağlık hizmetlerinden mahrum.

1996 yılında Hepatit B teşhisi konulan KHK’lı sınıf öğretmeni Fethi Kazancı 26 Mayıs 2018’de gözaltına alındı. İki gün sonra tutuklanıp önce Edirne Cezaevine gönderildi. Dört ay sonra Bandırma T Tipi Cezaevine nakledildi. Nakil dönemi kışa denk gelen Kazancı, koğuşta yer olmadığı için 6 ay betonda uyumak zorunda kaldı. İlaç tedavisiyle baskılanan hastalığı bu süreçte tekrar ortaya çıktı.

SİROZ YA DA KANSERE DÖNÜŞEBİLİYOR

Bold Medya’ya konuşan Fethi Kazancı’nın eşi Atife Kazancı, “Hepatit karaciğerde bulunan bir virüs. Her sene bu yüzden eşime DNA testi yapılıyor. Bazen bu testlerin sıklığı artabiliyor. HSBC değeri diye bir şey var. O değer arttığı zaman vücudun dengesi bozuluyor. Buna bağlı olarak ya siroz ya da kanser olabiliyor. Çok dikkat edilmesi gereken bir hastalık. Cezaevine girdikten sonra eşimin tedavileri aksadı, doktora gidemedi, ilaç kullanamadı, tahlilleri yapılmadı” dedi.

Normalde durumu iyi olan Kazancı, cezaevinin kötü koşulları nedeniyle tutuklandıktan sonra ağrıları arttı. Ocak 2018’de biyopsi için iki kez Bursa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüldü. Hastaneye gidip gelirken yaşadıklarını Ocak ve Şubat 2019’da eşine gönderdiği mektuplarda anlatan Kazancı’nın maruz kaldığı hak ihlalleri korkunç.

“SANA BİR ŞEY SÖYLEYECEĞİM AMA SAKIN PANİKLEME”

“Şimdi sana bir şey söyleyeceğim ama ne panikleme, ben iyiyim” diye durumu eşine izah etmeye çalışan Fethi Kazancı, Bursa’da mahkum odası olmadığı için bütün gün cezaevi aracında hiçbir şey yemeden kelepçeli bir şekilde beklemek zorunda kaldı.

Hastanede yaşadığı ise daha büyük bir eziyet. Başındaki komutan “Ben bir daha bu hastayı buraya getiremem” dediği için lokal anestezi yapıldı. Ancak operasyon sırasında bayıldı. Doktor bu riski göze alamayacağını söyleyerek biyopsiden vazgeçti. Kazancı o günü 6 Ocak 2019 tarihli mektubunda şöyle anlattı:

“Cuma günü Bursa’ya gittik. Normalde randevu 10 civarındaydı. Hava karlıydı ve yol da kapalıydı. Bu yüzden öğlene ancak vardık. Tabi öğle arası olduğu için biraz bekledik. Bu arada bir gün öncesinden açtım. Bazı aksaklıklar oldu ama nihayet biyopsi odasına girdik. Başımda 2 asker 1 komutan bekliyor. Doktor geldi, önce bir kağıt imzalattılar. Ardından lokal anestezi yaptı, karaciğerden. Elinde kocaman bir iğne vardı. Çuvaldızından daha kalın. Radyo anteninin en son kısmı kalınlığında. Lokal anesteziyi uygulandığında beni bir anda titreme tuttu, gözlerim karardı, midem bulandı o anda bayıldım (ama korkudan değil). Sonra doktorun dediklerini duyar gibi oldum. “Komplikasyon oluştu. Ben böyle bir mesuliyeti alamama, operasyon iptal dedi. Yanındaki hemşire de ‘efendim hasta şu anda baygın isterseniz girin.’ Ama doktor olmaz dedi. Ben bu mesuliyetin altına giremem deyip gitti.

Tabi ben yataktayım, üst tarafım çıplak. Askerler ayağımın altına yüksek bir şey koydular. Başımın altını da boşalttılar, çöp kovasını yaklaştırdılar. Kendime biraz gelince ona kustum. Bu arada hemşire askere ‘bir tuzlu ayran getirin içsin’ diyor. Tabi ne gezer, onları da anlıyorum. Bir şey olsa mesul olacaklar. Ama öyle bir sahipsizliği hissettim ki anlatamam. Etrafımda hiç kimse yok. Normalde müşahede altında tutmaları gerek (serum vs.) veya tansiyon ölçülür. Tabi bunların hiçbiri olmadı. Sonra kendimi toparlayınca ayağa kalktım. Üstümü giyindim. Komutana dedim ‘ufak bir operasyona dayanamayan birini ‘terörist’ diye cezaevine tıktılar. Tabi orada gözyaşlarıma hakim olamadım. Ellerimi uzattım, kelepçeyi taktılar. Gittik doktorun yanına.”

Komutanların baskısıyla doktorların hastalarla ilgilenmediği birçok hasta tutuklu yakınları tarafından dile getiriliyor.

“ELLERİMİZ KELEPÇELİ BEKLEDİK, ÇOK BİTKİN DÜŞTÜM”

Doktor olmadığı için cezaevi aracında beklemek zorunda kalan Fethi Kazancı, içinde bulunduğu koşulları da tarif etti:

“Sonra beni otobüse geri getirdiler. Hastanenin nezareti olmadığı için ellerimiz kelepçeli otobüsün kabininde bekliyorduk. Hava karlı, benim ayağımda yazlık spor ayakkabı. Kabinin için buz gibi. Dayanamadım. Kabinde koltuğun üzerine yan dönerek, ayaklarımı da karnıma çekerek uyudum. Çok bitkin düştüm o ara. Kumanya diye getirmişler bisküvi verdiler. Mecbur dayanamayıp onu yedim.”

Fethi Kazancı ikinci biyopside yaşadıklarını ise 24 Şubat 2019 tarihli mektubunda yazarak kayda geçirdi. Kazancı, operasyonun yine zor geçtiğini ve bir gün hastanede kalması gerektiği söylendiği halde o gün cezaevine götürüldüğünü ifade ediyor. İkinci genel anestezide Kazancı’dan alınan parça onkolojiye gönderildi. Sonuçlar temiz çıktı. Hastanın gözetim altında tutulmasına karar verildi. Bir ömür boyu kullanması gereken ilaçlar reçeteye yazılıp cezaevine gönderildi. Ancak Kazancı ilaçlarıyla ilgili şu anda sorun yaşıyor.

HASTANEYE GİTMEYE ÇOK KORKUYOR

Eşinin her gün ilaç alması gerektiğini belirten Atife Kazancı, “İlaçlarını hastaneye gitmeden yazmayız demişler. Eşim de bu sefer cumhuriyet savcılığına dilekçe vermiş. andemi süreci başlayınca seni hastaneye götürmeyeceğiz ama ilaçlarını vereceğiz dediler. 3-4 ay kadar ilaçlarını verdiler. Vermedikleri dönem oldu. Müdüriyete dilekçe gönderdik. Sonra verdiler. İki ay veriyorlar, sonra vermiyorlar, sonra tekrar bir ay veriyorlar. Öyle böyle geçti. CİMER’e hep dilekçe gönderdik. Eşimin her gün ilaç kullanması lazım, tahlillerinin yapılması lazım, dışarıda tedavi olması lazım diye. Eşim gitmeye çok korkuyor. Hem kaldıramam hem de gidenleri hala getirmediler diyor” ifadelerini kullandı.

“BESLENME YOK, İLAÇ YOK, DOKTOR YOK”

Eşinin çok zayıfladığını ve diyet menüsü olarak sürekli haşlama ya da konserve yiyecekler verildiğini belirten Kazancı, 5 gün boyunca sadece konserve bamya verildiğini vurguladı. “Beslenme yok, doktor yok, ilaç yok, hatta ağrı kesici bile yazmıyorlar, revir yasak” diyen Kazancı şöyle devam etti: “Eşim zaten 7-8 ay yerde yattı. Hastalığının ilerlemesinin buna bağlı olduğunu düşünüyoruz. Bir ara psikolojik yardım da aldı, ayrıca şeker hastası. Pandemiden önce biz hep tedavi olsun diye dilekçe yazıyorduk. Şimdi de tehdit eder gibi geliyorlar, seni hastaneye götüreceğiz, yoksa ilaç milaç yok diyorlar.”

“ARTIK NE YAPACAĞIMIZI BİLEMİYORUZ”

Kazancı ailesi de aile boyu mağdur edilen ailelerden. Atife Kazancı’nı kayınpederi 6 ay Kütahya Tavşanlı’da, görümcesi 17 ay Şakran’da tutuklu kaldı. Kaynı hala Silivri’de. Eşiyle birlikte gözaltına alınan Atife Kazancı 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf’ta. 2009’dan beri lenf kanseri tedavisi gören kayınvalidesinin hastalığı ise 2017’de tekrar nüksetti. 8 ve 5 yaşında Muhammed Sezai ve Melih adında iki çocuğu bulunan Atife Kazancı, eşi tutuklandıktan sonra büyük oğlunda kalp ritim bozukluğu çıktığını belirtiyor. Kazancı, “Artık ne yapacağımızı bilemiyoruz” diyor.

DOSYASI YARGITAY’DA

Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 13 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Fethi Kazancı’nın dosyası Yargıtay’da bulunuyor. En son Yozgat’ta öğretmenlik yapan Fethi Kazancı, Bank Asya hesabı, mesajlaşma programı Bylock, tanık ifadeleri ve KPPS sınavında soru çaldığı iddiasıyla yargılandı. 2010’da iptal edilen KPSS sınavında 86 puan alan Kazancı’ya mahkemede neden ikinci sınava girdiği soruldu.

Atife Kazancı, “Eşim o kadar hazırlandım diye ikinci sınava girdi ve sadece 6 puan daha az aldı. Eşim çok umutsuzca girmişti ikinci sınava, çok stresliydi. Bütün emeklerim heba oldu. Nasıl yüksek puan alacağım deyip durdu. Sınavla ilgili iddianame geldi. “Yüksek kanaat” ibaresi var. Avukat bunlar delil olamaz, dedi. Eşim ilahiyat da okudu. Ege Üniversitesine DGS ile geçiş yaptı ama yarım kaldı içeri girince. KHK ile ihraç edildikten sonra antrenör belgesi aldı. İçeride spor yönetimi okudu. Şimdi aşçılık okuyor. Bir de üniversite sınavına tekrar girecek.” diye konuştu.

Sınavı kazanıp atanan Fethi Kazancı’ya haksız kazanç elde ettiği iddiasıyla 220 milyar para cezası da verildi.

Fethi Kazancı’nın ikinci biyopsiye götürüldüğü 18 Ocak 2019 tarihli hastane raporu.

51 aydır babasız olan 2 kardeşin annesi de tutuklandı

Okumaya devam et

Popular