Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

İlk siyah Transporter kurbanı Sunay Elmas’ın kaçırılışının 3’üncü yılı

Sunay Elmas 27 Ocak 2016’da kaçırıldı. Sorgusuna Hakan Fidan’ın da katıldığı Elmas’ın hayatından ümit kesildi. 3’üncü yılında kaçırılma vakasına dair yeni bilgilere ulaştık.

CEVHERİ GÜVEN
BOLD/ÖZEL

Milli İstihbarat Teşkilatı Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından Hizmet Hareketi gönüllülerine yönelik zorla kaçırma ve zorla kaybetme faaliyetlerinin ilk kurbanı eğitimci Sunay Elmas’tı.

Kamuoyunun “siyah Transporter” olarak bildiği kaçırılma vakaları, Sunay Elmas ile başladı ve tarihler 15 Temmuz’dan aylar öncesini 2016’nın başını gösteriyordu.

Sunay Elmas tam üç yıl önce bugün 27 Ocak 2016’da siyah Transporter’a zorla bindirilerek kaçırıldı.

MİT’in kaçırdığı ilk kişi olan Sunay Elmas’tan üç yıldır haber alınamıyor.

TANRIKULU’NUN SORU ÖNERGESİNE RAĞMEN SONUÇ ÇIKMADI

Ankara CEPA Alışveriş Merkezi’nin yanından saat 11:00 civarında kaçırılan Sunay Elmas’ın durumunu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) verdiği bir soru önergesinde dile getirdi.

Tanrıkulu, Elmas’ın kaçırılma anına ait görüntülerin Emniyet’te olduğu ancak eşinin Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne yaptığı başvurulardan şu ana kadar sonuç çıkmadığı bilgisini verdi.

SİYAH TRANSPORTER’DA KİM VARDI?

Sunay Elmas’tan haber alınamaması sonrası ailesi kayıp müracaatı yaptı. Ancak Emniyet’ten hiçbir adım atılmaması üzerine aile, avukatlar aracılığıyla iz bulmaya çalıştı. Öncelikle güvenlik kamerası görüntüleri toplandı.

27 Ocak 2016 sabahı Sunay Elmas, çocuklarını Ankara Sincan’a bırakmış ve dönüş yolundaki tüm MOBESE kameralarında aracının içinde tek başına görüntülenmişti. CEPA AVM’nin ve karşısındaki iş yerlerinin kameralarında ise kaçırılma anına ilişkin görüntüler vardı. CEPA AVM’de arabasından indikten sonra önünün kesilmesine ve zorla Siyah Transporter’a bindirildiğine dair görüntüler ailesi tarafından resmi tutanakla Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne verildi.

 

GÖRÜNTÜLERLE İLGİLİ HİÇBİR İŞLEM YAPILMADI

Ailesi ve avukatlarının ısrarlı yazılı taleplerinden sonra Ankara İl Emniyet Müdürlüğü, görüntüleri CEPA AVM’den aldı. Resmen alınmış görüntüler de kaçırılmayı doğruluyordu.

Kaçıranların eşgalleri oldukça netti ve görüntülerin kalitesinin yüksekliği, kaçırma eylemini yapanların kimliklerinin de kolayca tespitini sağlayacak türdeydi. Ancak avukatları ve ailesinin düşündüğü gibi olmadı. Emniyet ve savcılık, Sunay Elmas’ın kaçırılmasıyla ilgili hiçbir çalışma yapmadı.

İHBAR MEKTUBUYLA KAÇIRILMA CEMAATE YIKILDI

Sunay Elmas, 15 Temmuz’dan önce kaçırılan tek kişi olarak biliniyor. Ancak 15 Temmuz’dan sonra siyah Transporter vakaları artınca Sunay Elmas’ın kaçırıldığı da gündeme geldi. Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde dosyaya net biçimde kaçırılma görüntüleri de gönderilince aniden gizemli bir ihbar e-posta ortaya çıktı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2016/113825 sayılı soruşturma neticesinde yazılan 2017/1121 numaralı iddianamede bu ihbar mektubuna yer verildi.

İddianameye göre 04.03.2016 tarihinde ‘[email protected]’ adresinden Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü’ne bir ihbar yapıldı. İhbarda Cemaatten bazı isimlerin bir toplantı yaparak Sunay Elmas’ı kaçırmaya karar verdikleri yeralıyordu.  İhbara göre 2016 Ocak ayında yapılan toplantıdan sonra  Sunay Elmas Cemaat tarafından kaçırıldı.

MAHKEME İHBAR MEKTUBUNU DİKKATE ALMADI

Tam bu noktada MİT’in ilk kez doğrudan devreye girdiği görülüyor. Sunay Elmas’ın dosyasına göre kaçırılmayla ilgili bu ihbar Emniyet’e yapılmasına rağmen, MİT ihbar mektubunu doğrudan Savcılığa teslim etti.

İhbar mailindeki bilgileri doğru kabul eden savcılığa göre Sunay Elmas, cemaat tarafından kaçırıldı. Ancak savcılık, Sunay Elmas’ın kaçırılma anına ilişkin görüntüleri inceleme, kaçıran kişilerin kimliklerini belirleme yoluna gitmedi. Bunun yerine ihbar mektubundaki kişileri suçlamayı seçti.

İddianamede konulan ihbar mektubunda başkaca pek çok tutarsızlık da yer alması ve ihbar mektubunun bir istihbaratçı diliyle yazılması sebebiyle yargılama sırasında mahkeme, ihbar mektubunu dikkate almadı. Ancak mahkeme dosyayı, Sunay Elmas’ın kaçırılmasına yönüyle genişletme kararı da almadı.

SUNAY ELMAS DA ÇİFTLİĞE GÖTÜRÜLDÜ

Elmas ailesinin arama çabaları 15 Temuz’dan sonra ilan edilen Olağanüstü Hal’de (OHAL) birlikte daha da zorlaştı. 15 Temmuz’dan önce Emniyet’teki isteksizlik hali yerini sertliğe bırakmıştı. Bu durum ailenin Sunay Elmas’ı arama çabalarını imkânsız hale getirdi.

Elmas’ın kaçırılmasına ilişkin bilgi veren ve isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, Elmas’ın kaçırıldıktan sonra Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Özel Faaliyetler Başkanlığı’na götürüldüğünü belirtiyor. Kaynağa göre Elmas, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın talimatıyla dönemin Özel Operasyonlar Daire Başkanı Kemal Eskintan’ın kurduğu ekip tarafından kaçırıldı. Kaçıran ekip ise bu dairede çalışan seçilerek MİT kadrosuna alınmış TSK mensubu eski özel harekâtçılardı.

Atatürk Orman Çiftliği arazisi içerisindeki Anadolu Bulvarı ve Marşandiz’in kesiştiği noktada bulunan ve şimdi ismine Özel Operasyonlar Daire Başkanlığı denilen bu yerleşke, 12 Eylül’den beri MİT’in kullandığı işkence merkezlerinden biri olarak biliniyor. 12 Eylül’de “Çiftlik” olarak anılan yerleşkenin 2015 yılında yenilendiği ifade ediliyor.

MİT Daire Başkanı Erhan Pekçetin halen PKK’nın elinde. ANF, PKK’nın Pekçetin’i sorgulama görüntülerini 2018 yılında yayınlamıştı.

SORGUSUNA BİZZAT HAKAN FİDAN GİRDİ

Kaçırılıp aylar sonra Emniyet’e teslim edilen kişilerin verdiği bilgiler bu iddiayı teyit ederken, asıl önemli teyit MİT Daire Başkanı Erhan Pekçetin’den geldi.

Pekçetin ve başka bir üst düzey MİT görevlisi yaklaşık iki yıl önce Kuzey Irak’ta kaldıkları otelde PKK tarafından kaçırıldı. ANF’de yayılnanan PKK’nın Pekçetin’i sorgulama görüntülerinde; Pekçetin, Gülen Cemaati’nden kaçırılan isimlerin Özel Faaliyetler Başkanlığı’na getirildiğini doğruladı. Pekçetin, Sunay Elmas’la ilişkili olduğu iddiasıyla kaçırılan Ayhan Oran’ın orada sorgulandığını bizzat bildiğini de aynı kayıtta söyledi.

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynağa göre; Sunay Elmas tıpkı diğer Siyah Transporter’la kaçırılanlar gibi Çiftlik denilen binaya getirildi ve aylarca sistematik işkenceye maruz bırakıldı.

ELMAS İNFAZ MI EDİLDİ?

Kaynağa göre kaçırılmasının üzerinden bu kadar uzun zaman geçmesi, Sunay Elmas’tan alınmış ifade ya da bilgilerin hiçbir iddianamede geçmemesi gibi işaretler Elmas’ın konuşmadığı ya da istenilen ifadeye imza atmadığını, bunun sonucu da infaz edildiği anlamına geliyor.

Bu yorumu destekleyen başka bir bilgiyi ise farklı bir kaynak dile getiriyor. Kaynağa göre; 15 Temmuz’dan önce kaçırılan tek kişi olan Sunay Elmas, çok yoğun biçimde sorgulandı ve bu sorgulardan birine MİT Başkanı (dönemin müsteşarı) Hakan Fidan ve dönemin müsteşarı Sebahattin Asal bizzat katıldı.

EŞİ KANSER OLDU

Özallı yıllardaki Bulgaristan göçmeni ailelerden birinin çocuğu olan Sunay Elmas, üniversite Matematik okudu ve ardından eğitimci olarak hayatını sürdürdü. Hizmet Hareketi ile tanışıklığı öğrencilik yıllarında oldu. Oldukça zor bir çocukluk geçiren Sunay Elmas’ın şimdi eşi ve 3 çocuğu daha zor günler geçiriyor. Yaşadığı üzüntü ve çaresizlik nedeniyle eşi Firdevs Elmas kanser hastalığına yakalandı ve tedavi görüyor. 15 Şubat’ta ameliyat olacak.

Zorla kaçırılma olayları Cumhuriyet tarihinin hemen her döneminde görülen ağır bir insan hakları ihlali. Zorla kaçırılmaların sembolü ise Cumartesi Anneleri.

Cumartesi Anneleri’nin kimi hâlâ çocuklarını arıyor, kimi ise ziyaret edebileceği bir mezar peşinde. Sunay Elmas, Ayhan Oran ve diğer Siyah Transporter kurbanı kayıpların ailelerin arayışları ve ziyaret edebilecekleri bir mezar beklentileri ise sürüyor.

SİYAH TRANSPORTER’LA KAÇIRILAN KİŞİLER

Bugüne kadar bilinene göre Hizmet Hareketi ile ilişkili olarak 20 kişi siyah Transporterlar tarafından kaçırıldı.

Sunay Elmas
Mustafa Özgür Gültekin
Hüseyin Kötüce
Turgut Çapan
Mesut Geçer
Önder Asan
Ayhan Oran
Mustafa Özben
Cemil Koçak
Murat Okumuş
Fatih Kılıç
Durmuş Ali Çetin
Cengiz Usta
Ümit Horzum
Hıdır Çelik
Enver Kılıç
Zabit Kişi
Orçun Şenyücel
Hasan Kala
Ahmet Ertürk

SİYAH TRANSPORTER OLAYINI ORGANİZE EDENLER

Siyah Transporter’la zorla kaçırılma olayını organize eden birim olarak MİT Özel Operasyonlar Başkanlığı işaret ediliyor. Kaçırılmaların yoğun olduğu dönemde bu birimin başında emekli albay Kemal Eskintan bulunuyordu.

Eskintan, yakın dönemde terfi ederek Hakan Fidan’ın yardımcısı konumuna getirildi. Kaçırılma olaylarını projelendiren isim olarak ise Sebahattin Asal işaret ediliyor. Asal, MİT içerisinde Hakan Fidan’a en yakın isim ve halen MİT Başkan Yardımcısı konumunda.

Sürgünle parçalanmış bir ailenin ölüme giden kızının hikâyesi: Günlüklerimi yakın…

BOLD ÖZEL

İktidarın el birliğiyle öldürdüğü Ahmet Burhan’ın fotoğrafını Kamu-Sen afiş yaptı

Anne-babası tutuklandıktan sonra kansere yakalanan ve tedavisi geciktirildiği için hayatını kaybeden Ahmet Burhan Ataç’ın fotoğrafını Cumhur İttifakı’na yakınlığıyla bilinen Kamu-Sen, kan bağışı kampanyasında kullandı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Cumhur İttifakı’nın politikalarına göre tavır alan sendika olarak bilinen Kamu-Sen, düzenlediği kan bağışı kampanyasının afişinde, AKP’nin politikaları nedeniyle bile bile ölüme gönderilen Ahmet Burhan Ataç’ın fotoğrafını kullandı. Türkiye’nin ikinci büyük memur sendikası olan Kamu-Sen’in bu tavrına Ahmet Burhan’ın annesi Zekiye Ataç tepki gösterdi.

Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu (Kamu-Sen) Kayseri İl Temsilciliği ile Türkiye Kamu Çalışanları Vakfı (TÜRKAV) Kayseri Şubesi, Erciyes Üniversitesi çocuk onkoloji bölümündeki hastalar için bugün bir kan bağışı kampanyası düzenliyor.

“Kan Ver Hayat Kurtar” sloganıyla hazırlanan kampanyanın afişinde 7 Mayıs 2020’de kemik kanserinden hayatını kaybeden 8 yaşındaki Ahmet Burhan Ataç’ın fotoğrafı kullanıldı. Anne-babası tutuklandıktan sonra kansere yakalanan ve Almanya’da doğan tedavi imkanı geciktirilen Ahmet Burhan Ataç, bütün Türkiye’nin gözü önünde elbirliğiyle, bile bile ölüme gönderilmişti.

“SESİMİZİ DUYMAYAN BİR SENDİKANIN BUNU YAPMASI HOŞ DEĞİL”

Ölümünün üzerinden 1 yıl geçen Ahmet Burhan Ataç’ın Zekiye Ataç, “Eğer iyi bir şeye vesile olacaksa kullansınlar, benim için sakıncası yok ama biz herkesin gözü önünde oğlumuzu kaybettik. Zamanında oğlumun ve bizim yaşadığımız sıkıntılara sahip çıkmayan, görmezden gelen bir sendikanın böyle bir şey yapması hoş değil. Oğlumun ölüm yıldönümü yaklaşıyor. Beni arayıp fotoğraf ve videolarını isteyenlere gönderiyorum. İyi bir şeye sebep olacaksa kullanabilirler. Oğlum zaten bu uğurda canını verdi. Ancak bize destek olmayan, sahip çıkmayan insanların bu şekilde fotoğrafını kullanmaları da saçma.” dedi.

KHK’LILARA KAYITSIZ BİR SENDİKA

Türkiye’nin ilk memur sendikaları konfederasyonu olarak bilinen ve üye sayısı bakımından ikinci büyük kamu çalışanları konfederasyonu olan Kamu-Sen’in başkanlığını Nisan 2018’den bu yana Önder Kahveci yapıyor. Sendikanın Kayseri il temsilciğini ise Kamil Ünal üstleniyor. Her fırsatta sarı sendika olmadığını dile getiren Kamu-Sen, MHP’ye yakınlığıyla biliniyor ve Cumhur İttifakı’nın ruhuna uygun davranarak iktidarın politikalarını eleştiremiyor. Kamu-Sen’in hukuksuz bir şekilde işlerinden atılan KHK’lı memurlarla ilgili herhangi bir projesi ya da çalışması da bulunmuyor.

AHMET BURHAN VE AİLESİ NE YAŞAMIŞTI? 

Zekiye-Harun Reha Ataç’ın çocukları Ahmet Burhan Ataç’a 24 Eylül 2018’de kemik kanseri teşhisi konuldu. Teşhis konulduğunda babası tutukluydu. Ahmet’in 2 yıllık hayat mücadelesi son yılların Türkiye’sine ayna tuttu.

Ahmet, 20 Şubat 2018’de kreşte arkadaşlarıyla oyun oynarken annesi Zekiye Ataç, babası Harun Reha Ataç ve kardeşi emniyete götürüldü. Ahmet henüz 6 yaşındaydı. OHAL uygulaması sırasında işten çıkarılan anne Ataç, 14 gün gözaltında kaldı. Ardından 2,5 ay daha tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildi. Baba Ataç ise KHK ile öğretmenlik mesleğinden men edildi ve 13 gün gözaltında kalmasının ardından geçmişte Adana’da Gülen Cemaatine bağlı özel bir yurtta müdürlük yaptığı için örgüt üyesi olduğu iddiasıyla tutuklandı. Yaklaşık 3 ay anne ve babasız kaldığı zaman dilimi Ahmet’in kanser başlangıcına denk geliyor.

SANA İNDİRİM MİNDİRİM YOK!

Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan Ahmet Burhan Ataç’a oğluna kanser teşhisi konulduktan iki ay sonra 9 yıl 9 ay hapis cezası verildi. 30 Kasım 2018’de Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesine Ahmet’e kanser teşhisi konulduğu ve kemoterapiye başladığı belirtilerek, Yargıtay aşamasına kadar tutuksuz olarak yargılanması için raporlar sunuldu. Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, Harun Reha Ataç’a “Sana indirim mindirim yok” diyerek, hükümle birlikte tutukluluğu sürdürdü.

Çukurova Üniversitesi Hastanesinde tedaviye alınan Ahmet, kemoterapi ve radyoterapi ile iyileşmeyince, Temmuz 2019’da ameliyat edilerek kürek kemiğindeki tümör temizlendi. Fakat Eylül 2019’da yapılan kontrolde tümörün akciğere sıçradığı tespit edildi.

Anne Zekiye Ataç, “Bu hafta ara değerlendirmemiz vardı. Akciğerde 4 cm büyüklüğünde tümör tespit edildi. Bu kadar kısa sürede büyümesine ve sıçramasına doktorlar da çok şaşırdı. Çarem kalmadı. Oğlum gözümün önünde eriyor” dedi. Annenin açıklamaları ve Ahmet’in babasının serbest bırakılması için çektiği video sonrası sosyal medya kullanıcıları konuyu gündem yaptı. Ahmet’in babasının tutuksuz yargılanması ve tedavi sürecinde yanında olması için sosyal medyadan kampanya başlatıldı.

Anne Zekiye Ataç, “Sabah telefon görüşü var ama Ahmet babasıyla telefonda görüşmek istemiyor. Çünkü dayanamıyor ama sonra bana ‘Babam ne diyor’ diye soruyor. Ne olur Allah’ım telefonda değil, kendi gelsin” ifadelerini kullandı. “Ahmet Hastalığı Babasıyla Yensin” etiketine binlerce sosyal medya kullanıcısı katıldı ve Ahmet’i kamuoyu geniş biçimde tanıdı.

AHMET’İN ANNESİ GÖZALTINA ALINDI

Ahmet’in yurt dışında tedavisine getirilen zorluklar, babasının serbest bırakılmamasıyla ilgili Adana Adliyesine yöneltilen yoğun eleştiriler devam ederken, anne Zekiye Ataç 15 Ekim 2019’da ikinci kez gözaltına alındı. Ahmet hem babasız hem annesiz kaldı. Aile yakınlarının verdiği bilgiye Ataç, oğlunun durumundan dolayı yapılan yardımları kabul ettiği için Zekiye Ataç ‘örgüt üyesi’ olmakla suçlandı. Tepkilerin daha da artması sonrası Zekiye Ataç ertesi gün adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

YURT DIŞINDA TEDAVİ UMUDU

Ahmet’in hastalığı ilerlerken doktorları Almanya’nın Köln kentindeki Immun-Onkoloji Merkezi’nde tedavi olabileceğini belirterek bu kliniğe yönlendirdi. Klinikle yapılan ilk temasta, Ahmet’in iyileştirilebileceği hızla getirilmesi gerektiği belirtildi. Ailenin masrafları karşılayacak ekonomik gücü yoktu. Ahmet ilk etap masraflarını bir iş adamının karşılayacağını açıklamasının ardından 20 Ocak 2020’de Almanya’ya gitti. Annesi hakkındaki yurt dışına çıkış yasağı nedeniyle Ahmet’in yanında gidemedi. 70 yaşındaki babaannesi Gülsüm Ataç refakat etti.

24 SAATTE GEREKEN PARA TOPLANDI

Ahmet’le ilgili süreci yakından izleyen İnsan Hakları Savunucusu Artel Natali Avazyan devreye girdi ve tedavi masrafları için 24 Ocak 2020’de Twitter üzerinden yardım kampanyası başlattı. Gereken 50 bin euro 24 saat içinde toplandı.

ANNE ATAÇ, AHMET ADINA TEŞEKKÜR ETTİ

24 saat bile geçmeden oğlunun tedavisi için gerekli olan paranın toplanmasının kendisini çok duygulandırdığını söyleyen anne Ataç, “Başta Natali Hanıma ve emeği geçen herkese, maddi ve manevi desteğini esirgemeyen herkese çok teşekkür ederim. Ahmet’in iyileşeceğine olan inancım daha da arttı. Ahmet’im el birliği ile sağlığına kavuşacak. İyileşeceğini ve ailece güzel günler göreceğimizi düşünüyorum” dedi.

Cezaevinde olan eşinin Ahmet’in tedavi için Almanya’ya gitmesinden çok mutlu olduğunu söyleyen anne Ataç, “Yarınki görüşmemizde de tedavi için gereken paranın toplandığı haberini vereceğim. Buna da çok sevinecek. Çünkü aklı fikri hep Ahmet’te, bizlerde” ifadelerini kullandı.

YURT DIŞI YASAĞININ KALDIRILMASI İÇİN BAŞVURU

Anne Ataç, yurt dışı yasağının kalkması ve pasaport almak için girişimlerini yoğunlaştırdı. Ancak savcılık yurt dışı yasağını kaldırmadı.

Annesinden ayrı olarak yurt dışında bulunan Ahmet’in sürekli ağladığı, moralinin çok bozuk olduğu bu nedenle tedaviye istenilen düzeyde cevap vermediği belirtildi. Ahmet’i, Almanya’da evinde misafir eden iş adamı Mete Atakul, Ahmet’in üzüntüden yemek yemediğini belirtti.

ÜÇ KEZ YURT DIŞINA ÇIKIŞ YASAĞI

Yoğun kamuoyu baskısı üzerine Zekiye Ataç’ın yurt dışı çıkış yasağı Şubat 2020’de mahkeme kararıyla kaldırıldı. Ancak savcılığın yaptığı itiraz üzerine mahkeme ikinci kez yurt dışına çıkış yasağı getirdi.

Anne gidemeyince, tedavinin ilk bölümüne verilen iki haftalık arada Ahmet, 8 Şubat günü annesini görebilmek için Türkiye’ye döndü.

Natali Avazyan ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun yaptığı girişimler sonucunda Zekiye Ataç’ın yurt dışına çıkış yasağı 21 Şubat 2020’de tekrar kaldırıldı. Almanya Büyükelçiliği anne Ataç’a hızla vize verdi.

Zekiye Ataç, 2 Mart 2020’de Ahmet’le birlikte İstanbul Havalimanından Almanya’ya çıkmak isterken durduruldu. Anne Ataç, bu kez Mersin 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından üçüncü kez yurt dışına çıkış yasağı getirildiğini havalimanında öğrendi.

“EL BİRLİĞİYLE OĞLUMU ÖLDÜRÜYORSUNUZ”

Zekiye Ataç sosyal medya hesabından “El birliğiyle oğlumu öldürüyorsunuz” notuyla bir video yayınlayarak açıklamada bulundu:

“Biz şu an İstanbul’dayız. Sabahleyin Adana’dan İstanbul aktarmalı Köln’ne gidecektik ama maalesef benim pasaportuma el koydular. Pasaport ve vize verilmişti ama maalesef ertesi günü tekrar yurt dışı yasağı koymuşlar. Bu çocuğun yarın Köln’de olması gerekiyor. Tedavisine yetişmesi gerekiyor. Durumu iyi değil. Lütfen artık bu işin çözülmesini istiyorum.”

AHMET ALMANYA’YA ANNESİYLE GİTTİ

Ahmet ve annesi sorunun çözülmesi için havalimanında beklemeye başladı. Sosyal medya üzerinden yoğun tepkiler yükseldi. Şarkıcı Haluk Levent, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile görüştüğünü açıkladı. Ertesi gün 3 Mart 2020’de yurt dışı yasağı tekrar kaldırıldı ve Ahmet annesiyle birlikte Köln’e uçtu.

GEÇ KALINDI

Yargı süreçleri nedeniyle kaybedilen zaman Ahmet’in hastalığının yayılmasına neden oldu. Bacak kemiklerinde çok sayıda kırık meydana gelen Ahmet’in kan değerleri de düştü ve tedaviye cevap vermedi.

Köln’deki doktorlar Ahmet’in kan değerlerinin çok düşük olduğunu ve bünyesinin tedaviyi kaldıramayacağını geç kalındığını belirttiler.

Ahmet ve annesi 11 Mart 2020’de Türkiye’ye geri döndüler.

Anne Ataç, doktorların ilk tedaviden bu yana geçen zamanda değerlerinin ikinci tedaviyi kaldıramayacak kadar düştüğünü ve tedaviye başlamak için toparlanması gerektiğini söylediğini aktardı.

BABA İLE OĞLUNUN TELEFON GÖRÜŞMESİ

Ahmet’in kan değerlerinin yükselmesi için babasının tutuksuz yargılanması için kampanya düzenlendi. 27 Mart 2020’de Ahmet ile babasının yaptığı telefon görüşmesinin kaydı yayınlandı.

Kayıtta; Ahmet, babasından ‘gelmesini’ istiyor. Ahmet’in ağlayarak, “Artık buraya gel, dayanamıyorum” sözlerine babası Harun Ataç, ağlayarak cevap veriyor: “Oğlum gelemiyorum. Ben de gelmek istiyorum ama gelemiyorum oğlum. Bırakmıyorlar yavrum.”

5 SAATLİK GÖRÜŞME İZNİ

Ses kaydının oluşturduğu yoğun etki sonrası savcılık aynı gün içinde babaya ilk kez görüşme izni verdi. 5 saatlik görüşme için baba Harun Ataç, Ahmet’in bulunduğu hastaneye geldi.

Görüşmenin ardından Ahmet’in uzun bir aradan sonra ilk kez gülümseyerek uyuduğu fotoğrafları yayınlandı.

Ardından yapılan tutuksuz yargılama başvurularının tamamı sonuçsuz kaldı.

AHMET’E MORAL OLSUN DİYE İKİNCİ KAMPANYA: AHMET’İ SEVİYORUM

Arlet Natali Avazyan, Ahmet Burhan’a moral olması için yeni bir kampanya başlattı. Sosyal medya kullanıcıları paylaştıkları video ve mesajlarla ‘Ahmet’i seviyorum’ dedi. Avazyan’ın, babası hala tutuklu, ileri derece kemik kanseri Ahmet Burhan için sosyal medyada başlattığı #AhmetiSeviyorum kampanyası çığ gibi büyüdü. Ünlü isimler ve sosyal medya kullanıcıları moral videoları çekerek paylaştılar.

YOĞUN BAKIMA ALINDI: BABAYA İZİN YOK

Durumu her geçen gün kötüleşen Ahmet, 6 Mayıs 2020’de fenalaştı ve yoğun bakıma kaldırıldı. Doktorlar Ahmet’i uyuttu.

Tarsus Cezaevinde tutuklu bulunan baba Harun Reha Ataç’ın Ahmet’i son kez görmesi için savcılıktan izin talep edildi. Aileye eşlik edenler, savcılığın Harun Ataç’ın hastaneye gece değil; sabah gidişine izin verdiği bilgisini paylaştı.

HAYATA GÖZLERİNİ YUMDU

2018’de yakalandığı kemik kanseri hastalığıyla ‘olağanüstü hal’ koşullarında mücadele eden Ahmet’in kalbi üç kez durdu. 7 Mayıs 2020’de sahura yaklaşan saatlerde Ahmet hayata gözlerini yumdu.

El birliğiyle öldürülen çocuk Ahmet Burhan Ataç’ın hayatı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Vefatının 28. yıl dönümünde Turgut Özal kimdir?

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatının üzerinden 28. yıl geçti. Cumhurbaşkanlığı görevi devam ederken vefat eden Turgut Özal’ın hayatı, kariyeri, ölümü üzerindeki şaibeler, 19 yıl sonra açılan mezarından çürümemiş cesedinin çıkmasına dair bilgiler…

BOLD – Turgut Özal, vefatının 28. yıldönümünde sevenleri tarafından anılıyor. Ölümünün üzerindeki sis bulutları halen duran Turgut Özal’ın hayatı ve kariyerine dair önemli satır başları…

MEMUR BABASI NEDENİYLE SIK SIK İL DEĞİŞTİRDİLER

13 Ekim 1927 tarihinde Malatya’da dünyaya geldi. Banka memuru babasının görevi nedeniyle sık sık il değiştirdi. Mersin’in Silifke ilçesinde kaza sonucu eşeğin üzerinden düşerek kolundan sakatlanması sonucu kollarından biri diğerine göre daha kısa kaldı. 4 yaşındayken ailesiyle birlikte Bilecik’in Söğüt ilçesine taşındı ve ilköğrenim hayatına burada başladı.Ortaokulu Mardin’de bitirdi. Mardin’de lise olmaması nedeniyle, Konya Lisesi’nde eğitimine devam etti. Lise eğitimini Kayseri Lisesi’nde tamamladı.

İTÜ ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ MEZUNU

İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesi’nde Elektrik Mühendisliği bölümünü burslu olarak okudu ve 1950 yılında mezun oldu. Mühendislik yapmaya başladı ve kısa bir süre sonra ailesinin isteğiyle 1952 yılında evlendiği Ayhan İnal ile aynı yıl boşandı. Bu evlilikten sonra çalıştığı kurum Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü’nde (EİEİ) sekreter olarak görev yapan Semra Yeğinmen ile nikah masasına oturdu. Evlendikten sonra ABD’de Teksas Teknoloji Üniversitesi’ne ihtisas yapmaya giderek burada ekonomi branşında eğitim aldı. Yine bu evliliğinden sonra Ahmet, Zeynep ve Efe adında 3 çocuk sahibi oldu.

DPT’NİN KURULUŞUNDA YER ALDI

Geri döndüğünde EİEİ Genel Müdür Yardımcısı oldu ve Türkiye’de elektrifikasyon üzerine projelerde çalıştı. 1958 yılında Planlama Komisyonu’nda sekretarya görevini yaptıktan sonra 1959 yılında Ankara Ordonat Okulu’nda yedek subay oldu. Askerliği sonrasında Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) kuruluşunda yer aldı. 1965 seçimlerinden sonra Süleyman Demirel’in danışmanı olarak görev yaptı. 1967 yılında DPT Müsteşarı oldu. 1971-1973 yılları arasında Dünya Bankası Sanayi Dairesi’nde danışman olarak çalıştı. Yurda döndükten sonra başta Sabancı Holding olmak üzere birçok sektördeki, birçok şirket için yönetici olarak çalıştı.

MSP’DEN ADAY OLDU ANCAK SEÇİLEMEDİ

1977 genel seçimlerin,de Milli Selamet Partisi’nden İzmir milletvekili adayı oldu ancak seçilemedi. 43. hükumet döneminde Başbakanlık Müsteşarlığı ile DPT Müsteşar Vekilliği görevlerine getirildi. 24 Ocak Kararları’nı hazırladı. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, bu politikaları devam ettirmek amacıyla Bülend Ulusu Hükumeti’nde ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcılığı görevine getirildi. Bu göreve getirildikten 22 ay sonra, 14 Temmuz 1982 yılında istifa etti. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hem DPT Müsteşarlığı hem de Başbakanlık Müsteşarlığı yapmış tek Başbakanı ve Cumhurbaşkanıdır.

DARBE SONRASI ANAP’I KURDU

20 Mayıs 1983 tarihinde Anavatan Partisi’ni kurdu. 1983 Türkiye genel seçimlerinde tarihindeki seçimlerde 400 kişiden oluşan parlamentoda 211 milletvekili çıkararak tek başına iktidar ve 45. hükumetin Başbakanı oldu. 1984 yerel seçimlerinden de başarıyla çıktı. 13 Nisan 1985 tarihinde yapılan ilk kongrede tekrar genel başkanlığa seçildi. 1987 yılında yapılan genel seçimlerde de 292 milletvekili çıkartarak tekrar çoğunluğu sağladı ve 46. hükumetin Başbakanı oldu. İktidarda bulunduğu 1983-1991 döneminde Türkiye ekonomisi ortalama yıllık yüzde 5,2 oranında büyüdü. Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nu değiştirerek Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığını kurdu.

TÜRK EKONOMİSİNİ REKABETE AÇTI

Ekonomide serbest piyasa düzenini esas alan yapısal değişim programı Turgut Özal hükumeti döneminde uygulamaya kondu. 1983-1987 yılları arasındaki Başbakanlığı dönemini de içine alan, Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 1980 yılında 1.539 dolar iken 1987 yılında 1.636 dolara yükseldi. Türkiye’yi ithal ikamesi modelinden ihracat önderliğinde büyüme modeline dönüştürmeyi başarmış ve Türk ekonomisi rekabete açılmıştır. Döneminde pek çok Anadolu il ve ilçesinde organize sanayi bölgesi kurulmuş, Anadolu üretim yapıp doğrudan ihracata yönelmiştir.

PARTİ KONGRESİNDE SUİKASTA UĞRADI

18 Haziran 1988 Cumartesi günü Ankara Atatürk Spor Salonu’nda Anavatan Partisinin 2. Olağan Kongresi’nin düzenlendiği sırada Kartal Demirağ isimli saldırgan tarafından düzenlenen suikasttan yaralı olarak kurtuldu. Foto muhabirleri ve televizyon kameraları için hazırlanmış olan platformun önünden ve Özal’a 12 metre öteden iki el ateş eden Demirağ, Turgut Özal’ı sağ elinden yaraladı. Saldırı sonrası etrafa rastgele ateş açan korumalar ise 18 kişinin yaralanmasına sebep oldu. Yaralananlar arasında Bakan İmren Aykut da vardır. Önce ölüm cezasına çarptırılan, ardından cezası 20 yıla indirilen Kartal Demirağ’ı Özal Cumhurbaşkanlığı döneminde affetti.

3. TURDA CUMHURBAŞKANI SEÇİLDİ

1989’daki Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday oldu. Sosyal Demokrat Halkçı Parti ve Doğru Yol Partisi meclise girmeyerek seçimi boykot etti. İlk turda Turgut Özal 247, ANAP Burdur Milletvekili Fethi Çelikbaş 18 oy aldı. 17 oy boş çıkarken 3 oy geçersiz sayıldı. İkinci turunda 284 milletvekilinin katıldığı oylamada adaylardan Başbakan Turgut Özal 256 oy alırken, Çelikbaş 17 oy aldı. 2 oy geçersiz sayılırken 9 oy boş çıktı. 31 Ekim 1989 tarihinde yine muhalefetin katılmadığı 3. tur oylamasında Turgut Özal 263 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı oldu. 9 Kasım 1989 tarihinde resmi olarak görevine başladı.

SİVİL YÖNETİMİ SAVUNDU

Turgut Özal her zaman sivil yönetimi savundu, genellikle de resmi kıyafetler yerine sivil kıyafetler giymesiyle dikkat çekti. Kamu kurum ve kuruluşlarını resmi kıyafetiyle ziyaret eden diğer Cumhurbaşkanlarından farklı olarak çoğu defa kravatsız, keten pantolon, keten ayakkabı ve tişörtle resmi programlara katıldı. Askeri birlikleri şortla denetlemesi medya tarafından şiddetle eleştirildi. Özal diğer Cumhurbaşkanları gibi konuklarını köşkte ağırlamak yerine, Marmaris Okluk koyundaki resmi yazlıkta ağırladı. Ölümünde sivil Cumhurbaşkanı, demokrat Cumhurbaşkanı, dindar Cumhurbaşkanı pankartlarıyla da bu tutumu desteklendi.

1. KÖRFEZ SAVAŞI’NDA YER ALMAK İSTEDİ

Cumhurbaşkanlığı döneminde meydana gelen 1. Körfez Savaşı’nda aktif rol aldı. Petrol kaynaklarının kontrolünü elinde tutan Saddam Hüseyin’in Türkiye için büyük bir tehlike teşkil ettiğini ve Saddam’ın bölgeyi hakimiyeti altında tutmasına izin verilemeyeceğini savundu. Saddam’ın uzaklaştırılması için mümkün olan her şeyin yapılması konusunda fikren ve siyasi açıdan son derece istekliydi. Bu nedenle ABD’ye bu konuda açık destek verdi. Harekata Türk ordusunun da katılıp, Misak-ı Milli sınırları içinde olan Musul ve Kerkük’e girilmesini isteyince, zamanın Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay görev süresi sona ermeden 3 Aralık 1990 tarihinde kendi isteği ile Genelkurmay Başkanlığı görevinden emekliye ayrıldı.

GÖREVİ BAŞINDA VEFAT ETTİ

Turgut Özal, 17 Nisan 1993 tarihinde 5 ülkeyi kapsayan 12 günlük Türkistan gezisinden sonra Çankaya Köşkü’nde sabah sporu yaparken kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Cenazesine Türkiye’nin dört bir yanından yüz binlerce kişi akın etti. Tören televizyonlardan canlı yayınlandı, ülkede 3 günlük yas ilan edildi. “Öldükten sonra beni İstanbul’a defnedin, kıyamete kadar Fatih Sultan Mehmet’in manevi ruhaniyeti altında bulunmak istiyorum” şeklindeki vasiyetine uyularak kendisi tarafından yaptırılan eski Başbakan Adnan Menderes’in anıt mezarının bulunduğu Topkapı’da, Vatan Caddesi üzerinde kendisi adına hazırlanan anıt mezara defnedildi.

SUİKASTA UĞRADIĞI İDDİASIYLA MEZARI AÇILDI

Bir suikasta kurban gitmiş olabileceği de yıllardır tartışıldı. Turgut Özal’ın limonatasına katılan arsenikle zehirlendiği iddiasını ortaya atan eşi Semra Özal, delil olarak da saç örneğini ABD’de tahlil ettirdiğini söyledi. 2 Ekim 2012 tarihinde Turgut Özal’ın 19 yıl aradan sonra kabri açıldı, cesedinin çürümemiş olduğu görülürken, ölümünün bir suikast olup olmadığının belirlenmesi için yapılan otopsi sonucunda Adli Tıp Kurumu araştırmalar ve bulgular sonucu zehir bulunduğunu ancak Özal’ın zehirden mi yoksa başka sebepten mi öldüğünü tespit edemediklerini açıkladı.

 

Cezaevinde kanser olan KHK’lı mühendis Abdülazim Özdemir hayatını kaybetti

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezaevinde kanser olan KHK’lı mühendis Abdülazim Özdemir hayatını kaybetti

Kalkınma Bakanlığı’ndan ihraç edildikten sonra tutuklanan ve hapiste akciğer kansere yakalanan KHK’lı endüstri mühendis Abdülazim Özdemir dün gece öldü. Özdemir, 4. evre olana kadar tahliye edilmemişti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Cezaevinde akciğer kanserine yakalanan ve 4. evre olana kadar tahliye edilmeyen KHK’lı mühendis Abdülazim Özdemir 50 yaşında hayatını kaybetti. Özdemir’e geç teşhis konulduğunu ve tedavisinin geciktirildiğini tutuklu eşi Emir Özdemir ortaya çıkarmıştı. Kırıkkale Keskin T Tipi Cezaevinden HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazan Emir Özdemir, “Defalarca doktora gitmesine rağmen 4. evredeki bir hastalık acaba nasıl anlaşılmadı? Acaba geç yapılan sarılık ameliyatı kansere mi sebep oldu? İhmaller var mı?” diye sormuştu.

ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu olan Abdülazim Özdemir, Kalkınma Bakanlığında mühendis olarak görev yaparken Eylül 2016’da çıkarılan 672 sayılı KHK ile ihraç edildi. Daha sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp Ankara Sincan Cezaevine gönderildi. 14 ay tutuklu kalan Özdemir, çıkarıldığı son mahkemede 6 yıl 3 ay ceza verilip tahliye edildi. Dosyası 1,5 yıl Yargıtay’da bekleyen Özdemir, cezası onaylanınca Mart 2019’da tekrar tutuklanıp Bandırma 1 No’lu T Tipi Cezaevine konuldu.

“CEZAEVİNE SAPASAĞLAM GİRDİ”

İkinci kez hapse giren Abdülazim Özdemir’e 10 ay sonra Ocak 2020’de 4. evre karaciğer kanseri teşhisi konuldu. Ancak hastalığının teşhisi ve tedavisinde geç kalınmıştı.  Yaklaşık iki yıldır Kırıkkale Keskin T Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Abdülazim Özdemir’in eşi Emir Özdemir, 7 Ocak 2020’de HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazarak eşinin uğradığı hak ihlallerini şöyle anlatmıştı:

“Eşim cezaevine girdiğinde sapasağlamdı. Sonra rahatsızlandı. Böbrek taşı teşhisi kondu. İyileşmedi. Sararıp vücudu kabarınca acilen doktora götürüldü. Meğer böbrek taşı yokmuş. Rahatsızlığı sarılıkmış. Hemen ameliyat olması gerekti. Ama ameliyat olacağı alet bozulduğu için geri cezaevine getirildi. Doktor Bursa veya İzmir’e sevkini  söylemiş. Ama araya Kurban Bayramı girdi, ihmal edildi. Eşim idareyle görüştü ancak unutuldu. Sevk edilmedi. Ameliyat edilmedi. Elden ayaktan düştü. Hiçbir şey yeyip içemedi (çay bile içemedi). İhtiyaçlarını arkadaşları karşıladı. Sonunda acilen ağustos ayında ameliyat olmak zorunda kaldı. Meğer alet birkaç günde yapılmış. Daha önce de ameliyat olabilirmiş. Ameliyatta parça alındı ve Ankara’ya patolojiye gönderildi. Bu arada aşırı kilo kaybetti. Çünkü bu süreç 2-3 ay sürdü. Ameliyattan sonra toparladı. Kilo almaya başladı. Aralık ayında patoloji sonucu geldi. Tekrar ameliyat olabilirim dedi. İyi huylu mu kötü huylu mu bakılacak. Bir sürü tahlilden sonra 6 Ocak 2020’de maalesef karaciğer kanseri olduğunu ve 4. evrede bulunduğunu öğrendim. Yıkıldım. Defalarca doktora gitmesine rağmen 4. evredeki bir hastalık acaba nasıl anlaşılmadı? Acaba geç yapılan sarılık ameliyatı kansere mi sebep oldu? İhmaller var mı? Kafamda bir sürü soru.”

EŞİ CEZAEVİNDE KORONA OLDU, CENAZEYE KATILAMAYACAK

Milletvekilliği düşürülmeden önce olayın peşine düşen Ömer Faruk Gergerlioğlu, Abdülazim Özdemir’in sağlık durumunu ve yaşadığı hak ihlallerini Meclis’te geçen yıl defalarca gündeme getirdi. Sosyal medya baskısı nedeniyle Şubat 2020’de tahliye edilen Özdemir bir yıldır Ankara’da tedavi görüyordu.

6, 10 ve 16 yaşında 3 kızı olan Abdülazim Özdemir’in eşi, 20 yıllık matematik öğretmeni Emir Özdemir de Cemaat soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Yaklaşık iki yıldır tutuklu olan Emir Özdemir, geçen hafta koğuşta koronavirüs kaptı. Aile yakınlarının verdiği bilgiye göre sağlık durumu düzelene kadar Emir Özdemir’e eşinin vefat ettiği söylenmeyecek. Dolayısıyla cenazeye de katılamayacak. Daha önce birçok mahpus, pandemi nedeniyle vefat eden yakınlarının cenazelerine savcılık izin vermediği için gidememişti.

Abdülazim Özdemir cenazesi bugün Ankara Karşıyaka Mezarlığı’na defnedildi.

Abdülazim Özdemir’in son hali.

KHK’lı mühendis cezaevinde kanser oldu: 4. evrede olmasına rağmen tahliye yok!

4. evre kanserli tutuklu yoğun bakıma kaldırıldı, hala tahliye edilmedi

 

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0