Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Norveç’e iltica eden KHK mağduru iki doktorun hikâyesi: Türkiye’de kasiyerlik dahi yaptırmadılar

KHK ile ihraç olan doktorlar Salim Erkam Yılmaz ve Hüseyin Muhammed Atalay, Norveç'te mesleklerini ifa edecekleri günü iple çekiyor.

KHK ile ihraç edilen binlerce hekimden ikisi… Salim Erkam Yılmaz ve Hüseyin Muhammed Atalay işsizliği, yıkımı, haksızlıkları ve Norveç’e çıkış hikâyelerini BOLD’a anlattı.

Mustafa Kuzey / BOLD

Anadolu’nun küçük bir ilçesinde devlet hastanesinin acil polikliniğinde görev yapan Salim Erkam Yılmaz (26), “KHK ile ihraç olduktan sonra birçok özel hastaneye müracaat ettim. Fakat hiçbiri ihraç olduğum için işe almadı. Yeni evliydim ve bir işe ihtiyacım vardı. Evin yakınındaki bir market zincirine kasiyer olarak iş başvurusunda bulundum. Oraya da yaptığım müracaat kabul edilmedi. Sebebi malum.” sözleri ile Türkiye’den niçin ayrıldığını ifade ediyor.

CEZAEVİNDE YAŞADIKLARINI UNUTAMIYOR

Yılmaz ile birlikte aynı sınıfta okuyan ve öğrenciyken aynı evi paylaşan Hüseyin Muhammed Atalay (27) ise tutuklu kaldığı cezaevi hatırlarının hâlâ dün gibi tazeliğini koruduğunu vurguluyor: “Görüş gününde çocukların babalarından ayrılırken  feryatlarını unutamıyorum.”

Atalay, 75 yaşındaki tutuklu bir amcaya cezaevi yönetiminin uyguladığı psikolojik işkenceye de nasıl şahit olduğunu da gözyaşları ile anlatıyor.

Acil poliklinik hekimi Salim Erkam Yılmaz, 692 sayılı KHK ile ihraç edildi.

2016’DA MEZUN OLUP GÖREVE BAŞLADILAR

Kayseri Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 2016’da mezun olan Salim Erkam Yılmaz ve Hüseyin Muhammed Atalay, Türkiye’de yaşadıkları birçok zorluktan sonra bir şekilde Norveç’e ulaştı. Mesleki kariyerlerine burada devam etmek amacıyla dil kursuna gidiyorlar.

Yılmaz ve Atalay’ın yaşadıkları, iyi eğitim almış 270 bin gencin 2017 yılında Türkiye’yi niçin terk ettiğine dair hayli fikir veriyor.

“POLİS VE JANDARMA KİMİ, NİYE GÖZALTINA ALDIĞINI BİLMİYORDU”

2016 yılı mayıs ayında göreve başladıktan iki ay sonra 15 Temmuz darbe teşebbüsü oldu. Salim Erkam Yılmaz 15 Temmuz’un akabinde olup biteni şöyle aktardı:

“15 Temmuz olduktan sonra ben Anadolu’nun küçük bir ilçesinde hastanede acil doktoru olarak görev yapıyordum. Bir anda ‘FETÖ’ diye bir tabir çıktı ve insanlar bu sebeplerle gözaltına alınmaya başlandı.

Acilde çalıştığım için birçok insanın gözaltı sürecinde muayenesini yaptım. Süreç çok karışıktı. İnsanlar ne yaptıklarını veya nereye götürüldüklerini bilmiyordu. Ülkede bir olay oldu, fakat kimin ne yaptığını bilmiyorduk. Sadece bir grup, siyasetçiler tarafından 15 Temmuz’da yaşanan olaylardan sorumlu tutuluyor ve suçlanıyordu.

Soruşturmayı yürüten polislerle ve jandarmayla yani kolluk kuvvetleri ile yaptığım iş sebebiyle muhatap oluyorduk. Onlarla konuştuğumda muayeneye getirdikleri insanları niye gözaltına alındıklarını bilmediklerini ifade ediyorlardı.

Gözaltına alınan insanların yüzlerindeki şaşkınlık ve garipseme ifadelerini gördüm. İnsanlar ne olduğunun veya nereye götürüldüğünün farkında değildi. Bir şeyler sorduğumda algılayamıyorlardı. Muayene esnasından her hangi bir şikâyetiniz var mı veya bir şeyiniz var mı diye sorduğumda ‘nasıl bir şeyim var mı?’ gibi sorularla karşılaşıyordum.”

DOKTOR YILMAZ: NİÇİN AÇIĞA ALINDIĞIMI ÖĞRENEMEDİM

Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen idari soruşturma sebebiyle 16 Şubat 2017’de açığa alındığını aktaran Yılmaz, “Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında hiçbir gerekçe sunulmadan, nedenini öğrenemeden açığa alındım.

Dünya Tıp Bayramı Günü’nde 14 Mart’ta gözaltına alındım. Açığa alındığım için görev yaptığım ilçede resmi adresimde kalmıyordum. Emniyet’ten arayıp ifademe başvuracaklarını söylediler. Ben de karakola gittim ve hakkımda gözaltı kararı olduğunu orada öğrendim.

Gözaltına alındığım gün Başbakan Binali Yıldırım görev yaptığım şehre gelmişti. Ben polis otosunda götürülürken birçok mesai arkadaşım o günkü ziyaret nedeniyle protokol görevindeydi. Arkadaşlarım görevlerinin başındayken ben ise bir polis otosunun içerisinde sağlık kontrolüne götürülüyordum.

“MESLEKTAŞIM GÖZALTINA ALINDIĞIMA İNANAMADI”

Hastaneye sağlık kontrolü amacıyla gittiğimizde il devlet hastanesine çok fazla hasta sevk ettiğim için acilde çalışan doktorların çoğunu tanıyordum. Hastanenin aciline götürüldüğümde oradaki doktor arkadaş, ‘O hacım hoş geldin hayırdır’ dedi. Bende ‘Bir adli durum var onun için geldim’ dedim. ‘Hayırdır kavga filan mı ettin’ diye sordu. Ben de dedim ki ‘terör örgütü üyeliği gerekçesiyle aldılar’ Bunun üzerine arkadaşım ‘Benimle dalga geçme’ dedi.

Dedim ki ‘Dalga geçmiyorum bak yanımda polis var’ Olayın vahametini kavradıktan sonra arkadaşım, ‘Ne alakası var seninle bu durumun’ dedi. Daha sonra yanımdaki polisi dışarı çıkartarak herhangi bir işkenceye veya kötü muameleye maruz kalıp kalmadığımı sordu. Ben de gayet iyi olduğumu polislerin bana iyi davrandığını anlattım. Çalışma arkadaşlarımın beni o halde görmesini istemedim. Bir daha o görev yaptığım şehre gitmeyi hiç istemedim.”

“BİR ANDA ‘BU ZATEN SUÇLUYDU’ BAKIŞLARIYLA KARŞILAŞTIM”

Gözaltında bir hafta kaldıktan sonra mahkeme tarafından adli kontrolle serbest bırakılan Salim Erkam Yılmaz, “Bundan sonra insanların bana bakışları değişmeye başladı. İlçedeki devlet hastanesine ilk atandığım zaman çalışan personele mescit nerede diye sormuştum. Hastane personeli ile birlikte görev yaptığım süre içerisinde namazlarımı mescitte kılıyordum.

Gözaltına alındıktan sonra bazı mesai arkadaşlarımın sonradan bana anlattıklarına göre, hastanenin personeli arasında benim için zaten namazını gizli gizli kılıyordu gibi sözlerle üzerimde esrarengiz bir hava oluşturmaya çalıştıklarını duyunca çok üzülmüştüm. Hiçbir zaman namazımı gizli kılmadım.

15 Temmuz’da estirilen öyle bir hava vardı ki eğer hakkınızda iddia edilen bir suçlama varsa çevrenizdeki insanlardan şunu duymak mümkün değildi, ‘Yok ya bu suçlu değil ben onu tanıyorum’ demiyor da aksine ‘Bu suçluydu zaten’ diyerek otoriteden taraf olmaya çalışıyorlardı.” şeklinde konuştu.

KHK mağduru Salim Erkam Yılmaz

“692 SAYILI KHK İLE İHRAÇ OLDUM”

692 sayılı KHK ile 14 Temmuz 2017 gecesi ihraç edildiğini anlatan Yılmaz şöyle devam etti:

“Açığa alındığımda yeni nişanlanmıştım. Evlilik hazırlıklarını yaptığımız dönemde ihraç oldum. 23 Temmuz’da düğünümüz vardı. İhraç olduktan 10 gün sonra işsiz bir doktor olarak düğünümüzü yaptık.

İhraç olduktan sonra evli ve işsiz biri olarak sorumluluklarım her zamankinden daha fazlaydı. İlk aklıma yurt dışına gitmek gelmişti. Türkiye’deki yaşanan olaylar sebebiyle hayatımı yurt dışında devam ettirmeyi düşündüm.

Tabi bunları düşünürken yasadışı yollarla çıkacağım için bir miktar korktum. Bana bu durum çok zor göründü. Meriç’ten botlarla geçip Yunanistan’a kaçmak çok zor göründü. Sanki gerçekte hiç olmayacak kadar zor geldi.  Daha sonra yurt dışına çıkma fikrinden vazgeçtim. Ne olacaksa artık olacak dedim. Hukuki süreci hiç aklıma getirmeden hayatımı devam ettirmeye karar verdim.

Meslek olarak da diplomama dokunmadılar. Yaklaşık bir yıllık da acil servis tecrübem vardı. Yaşım genç bir şekilde özel hastanelerde iş bulurum diye düşündüm.

YILMAZ: KHK’LI OLDUĞUM İÇİN HİÇBİR HASTANE BENİ KABUL ETMEDİ

Özel hastanelerle görüştüm. Mezun olduğum okuldan ve aldığım eğitimden bahsedince, ‘senin gibi birisi neden burada çalışmak istiyor, senin kadar genç ve acil tecrübesi olan bir doktor bize iş başvurusuna gelmez’ şeklinde sorularla karşılaştım.

‘Neden mevcut kariyerinde geri planda bir iş istiyorsun’ diye sorduklarında hepsine aynı cevabı verdim. ‘KHK ile ihraç oldum’ dedim. Görüştüğüm tüm kurumlarda ‘Buraya kadar çok iyiydi’ cevabıyla karşılaştım.”

KHK’lı olmanın Türkiye’de insanın boynuna vurulan bir pranga olduğunu birkaç ay sonra fark ettiğini belirten Yılmaz ardından yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“Bizim KHK’lı durumumuzdan istifade etmek isteyen özel hastane sahibi tüccarlarla karşılaştım.

“İŞ ARARKEN BİR KHK’LI SİMSARI ÖZEL HASTANE SAHİBİ İLE KARŞILAŞTIM”

Müracaat ettiğim bir özel hastane bana ‘seni işe alırım, fakat 2 bin lira maaş veririm’ dedi. Normalde en düşük doktor maaşı 5 bin liradan aşağı değil. Zaten resmi çalışmayacağım için benim KHK’lı olma durumumu bir fırsat olarak görenler çıktı karşıma.

Özel hastanede ayda 10 gün 24 saat nöbet tutacaktım. Acil servis doktoru olarak bana 2 bin lira teklif ettiği gibi ‘Bu para sana bu şehirde yeter’ tarzında küstah bir ifadeye muhatap oldum.

Tüm bunların ardından bana 2 bin lira teklif eden hastanede hemşireden tutun da hastane personelinden de az bir maaş teklif etmesi emek hırsızlığından başka bir şey değildi. Ben de teklifi kabul etmedim. Kabul etmememin sebebi 2 bin liraya ihtiyacımın olmaması değil onu da alıp alamayacağımdan emin olmamamdı.

Benim karşılaştığım küstah tavra Türkiye’nin birçok yerinde KHK’lı hekimler maruz kalmıştır. Çünkü siyasi iktidarla arası iyi olan özel hastane sahipleri, KHK’lıları nasıl kullanabilirizin hesabını yapıyordu. İşveren için en ideal çalışansın, çünkü hiçbir hak iddia etme durumuna sahip değilsin.

Ayrıca başka özel bir hastanenin başhekiminden şunu duydum. ‘Benim bir doktora ihtiyacım var. Senin de tecrüben var. Seni buraya almak istiyorum ama bize İl Sağlık Müdürlüğü şunu yazdı ‘Bu insanları işe alabilirsiniz. Ama sorumluluk size ait.’ Ben bir hastane sahibi olarak bu lafın üzerine seni işe alsam onlar da hastanemi mühürleseler hiçbir şey iddia edemem.’ demişti.”

Yılmaz ve Atalay, Türkiye’de birçok KHK’lı gibi iş bulmadıklarını söylüyor.

“BİR MARKETTE KASİYER OLMAK İSTEDİM, KHK’LISIN DİYE ALMADILAR”

“Koskoca bir devlet boğazıma yapışmış nefes almama müsaade etmiyor.” diyen Yılmaz, “Evimin hemen yanında Türkiye’nin en büyük market zincirlerinden biri vardı. Bulunduğum şehirdeki tüm özel hastanelere yaptığım iş başvurusu olumsuz sonuçlanmıştı.

Markette çalışmaya karar verdim. Asgari ücret de olsa yaşadığım şehirde bir şekilde geçinebileceğimi düşündüm. Marketteki çalışan elemana özgeçmişimi bıraktım. Eleman ‘Bu ne’ diye sordu. Ben de ‘CV’ dedim. Şaşkın bir ifadeyle ‘Bu CV’de tıp fakültesi yazıyor, hastane yazıyor. Sen ne yapmak istiyorsun anlayamadım’ diye sordu. Ben de ‘Burada çalışmak istiyorum’ dedim.

‘Ama neden’ diye sordu. ‘KHK’lıyım’ deyince ‘Sen KHK’lısın, bu CV’yi hiç verme’ dedi. ‘Peki, neden’ dedim. ‘Bizim buradan da cemaat ile irtibatı olduğu tespit edilenler işten atılıyor. Mümkün değil almazlar’ dedi.” sözleri ile yüz binlerce KHK’lının yaşadıklarına tercüman oldu.

Hakkındaki iddianame hazırlandıktan sonra “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla dava açıldığını belirten Yılmaz, “Yargılamanın sonucu aslında herkesin de bildiği sona çıkacaktı. Türkiye’de kalabileceğim tüm yolları denemiştim. Bu noktada içim rahat.

“TÜRKİYE 46’NCISI OLDUM”

İşyeri hekimliği sınavına girdim ve Türkiye 46’ncısı oldum. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bana kazandığım sınavın sertifikasını KHK’lıyım diye vermedi. Yurt dışına çıkma kararında çok zorlandım. Şimdi dönüp arkama baktığımda neden bu kadar çok beklemişim diye soruyorum kendime.

Hayatımda karakol kapısının önünden geçmiş birisi değilim. Kaçak yollarla yurtdışına çıkacağımı hiç hayal dahi edemezdim. Yurtdışına çıkarken yol boyunca gözyaşlarıma hâkim olamadım. Sevdiğim ve severek görev yaptığım ülkemden bu şekilde çıkıyor olmak çok zoruma gitmişti.” dedi.

Hüseyin Muhammed Atalay (sarı tişörtlü) gözaltına alındığında sağlık kontrolüne götürülürken.

“BEN BİR HEKİMDİM VE ASLA BAŞIMI ÖNE EĞMEDİM”

Okuldan mezun olduktan sonra Şanlıurfa’da hekimlik yapan Hüseyin Muhammed Atalay, en yakın arkadaşı Salim Erkam Yılmaz gibi o da 14 Temmuz 2017 gecesi ihraç oldu.

İhraç olduktan yaklaşık bir ay sonra 9 Ağustos günü gözaltına alındığını anlatan Atalay, “Polisler evde arama yaptıktan sonra beni karakola götürdü ve 5 gün nezarethanede kaldım. Kaldığım nezarethanede iki yatak vardı. Biz dört kişi kalıyorduk. Dönüşümlü olarak uyumaya çalışıyorduk.

Gözaltı sürecinde devlet hastanesine muayene götürülüyorduk. Hastane çıkışında da basın mensuplarının görüntü alması için sanki podyuma çıkartılmışçasına bizleri sergiliyorlardı. Ben bir hekimdim ve insanların canına malına kast eden bir azılı suçlu değildim. Bunu çok iyi bildiğim için onların yapmak istedikleri şeyler zerre miktar umurumda değildi. Tam tersine başım dik bir şekilde ve tebessüm ederek yürümeyi tercih ettim.

NAMAZ VE ABDEST İÇİN MÜSAADE İSTEDİĞİMİZDE RED CEVABI ALDIĞIMIZ OLDU

Bir gün adalet yerini bulacak ve bize istinat edilen suçlamalardan beraat edeceğimizi düşünüyordum. Ailem adına çok üzülmüştüm sadece. Çünkü kız kardeşim de tutuklandığı için onların yaşananlar karşısında zorlandıklarını biliyordum.

Gözaltında polislerin iyi davrandığını söyleyemeyeceğim. Çünkü bazen en temel ihtiyaçlarımızı dahi görmemize izin verilmiyordu. Onların belirledikleri saat ve süre içerisinde tuvalete gitmemize müsaade ediliyorlardı.

Namaz kıldığımız için ihtiyaç durumunda taleplerimize bazen olumlu cevap alamıyorduk. Hatta bir sefer nöbetçiler, bizi tamamen unutup veya kasıtlı olarak saatler sonra ihtiyaçlarımıza cevap vermişlerdi. 17 kişi vardık gözaltında tek bir tuvaleti 10 dakika içerisinde kullanmamıza izin veriyorlardı. Kişi başına neredeyse 2 dakikalık bir zaman düşüyordu. Tuvalete gittikten sonra abdest aldığımız zaman da ‘Abdest almak için izin vermedik’ diyorlardı.”

“CEZAEVİNDE BİR YATAĞI İKİ KİŞİ BİRLİKTE KULLANIYORDUK”

14 Ağustos günü tutuklanarak cezaevine götürüldüğünü ifade eden Atalay, “Cezaevine ilk girdiğim zaman gece saat 03:00 civarıydı. Koğuşun kapısından adımımı attığımda kapının hemen girişinde birisinin yattığını fark ettim. Gece geç saat olduğu için ışıklar kapalıydı.

Bende dikkatli bir şekilde içeri girdim. Bir taraftan koğuştaki insanlar namaz için kalkıyordu. Bana ‘hoş geldin’ diyorlardı Bana bir yatak gösterdiler. Burada yatabilirsin diye. Yatağın sağ tarafını başka, sol tarafını da başka biri kullanıyordu. Herkese bir yatak düşmüyordu. 10 kişi için tasarlanmış koğuşlarda 31 kişi kalıyorduk.” sözleri ile cezaevindeki gayri insani şartları anlattı.

KHK mağduru Hüseyin Muhammed Atalay

“MAHKEME HEYETİ ANLATTIKLARIMI UMURSAMADAN KARAR VERDİ”

10 Ekim günü ilk duruşmasına çıkan Atalay, mahkemede karşılaştığı vurdumduymazlığı şu sözlerle dile getirdi: “Savunmama çok iyi hazırlanmıştım. Mahkeme heyetinin beni dinlemediğini fark ettim. Kürsüde savunmamı yapıyorum konuşuyorum fakat heyet tarafından dinlenmediğim çok açık bir şekilde görülüyordu. Kendi aralarında konuşuyorlardı ve duruşma savcısı uyukluyordu.

Savunmamı bitirdikten sonra hiç dosyaya veya savunmama bakmadan beklenen evrakların gelmemesi sebebiyle tutukluğumun devamına karar verildi. Duruşma savcısı savunmamı hiç dinlememesine rağmen ‘tutukluluğun devamına’ diye görüş bildirdi. O zaman iliklerime kadar hissettim adaletin olmadığını.”

Karar duruşmasına dair şunları kaydetti: “Mahkemenin hakkımda 6 yıl 3 ay hapis cezası verip tahliye etmesine ben ve ailem buruk da olsa sevinmiştik. Aynı suçtan yargılanıp 7,5 yıl veya daha fazla hapis cezası alıp tutukluluğunun devamına karar verilen arkadaşlarım vardı. Onları geride bırakmak en ağırıydı.”

ATALAY: O ÇOCUKLARIN HIÇKIRIKLARI HÂLÂ KULAĞIMDA”

Cezaevinde babalarını ziyarete gelen çocukların hıçkırıklarından çok etkilendiğini belirten Hüseyin Muhammed Atalay şahit olduklarını şöyle anlatıyor:

“Terör suçundan tutuklu bulunanların açık görüş hakkı iki ayda birdi. Normalde ayda bir olması gerekiyordu. Fakat tutuklu kaldığım cezaevinde açık görüş uygulaması iki ayda bir yapılıyordu. Açık görüş için 40 dakika müsaade ediliyordu. Evli ve çocuklu olan abilerin, çocukları ile vedalaştığı o anlar hiç aklımdan çıkmıyor.

Çocuklar babalarının bacaklarına sarılarak ‘Ne olur baba gitme’ diye hıçkırıklarla ağlıyorlardı. Aynı manzaraya kız kardeşim tutukluyken onu ziyarete gittiğimde annelerinden ayrılan çocuklarda gördüm. Ne cezaevi şartları ne de başka bir durum beni bu kadar etkilemişti.”

“75 YAŞINDAKİ BİR İNSANA REVA GÖRÜLEN MUAMELE İNSANİ DEĞİLDİ”

“Kronik bir hüzün var. Sürekli bir yerlerde acı yaşanıyor.” diyen Atalay, “Bu acılar yaşanırken insan mutlu olmayı kendine yakıştıramıyor. Bizim kaldığımız cezaevinde 75 yaşında bir amca vardı. Ticaretle uğraşan bir işadamı olduğunu biliyorduk. Tek başına bir hücrede tutuluyordu.

Cezaevi yönetimine ricada bulunmuş. Çok yalnız olduğunu ve tek başına bazı ihtiyaçlarını yapamadığını bu nedenle kalabalık bir koğuşa alınmasını istemişti. Çok iyi hatırlıyorum, cezaevi müdürü gardiyanlara talimat vermiş; gece 12’den sabah saat 08’e kadar her 15 dakika da bir, amcanın hücresinin kapısın çalınarak, amcanın yalnızlığının giderilmesini istemişti.

İnsani olmayan bu uygulama her gün devam etti. 75 yaşındaki o insana yapılan bu zulüm psikolojik işkenceden başka bir şey değildi.” dedi.

 

İKİ ARKADAŞ NORVEÇ’TE MESLEKLERİNİ YAPACAKLARI GÜNÜ BEKLİYOR

“Türkiye’de nefes alma imkânımız kalmamıştı.” diyen Salim Erkam Yılmaz ve Hüseyin Muhammed Atalay, yurt dışı çıkış yasakları olduğu için kaçak yollarla Norveç’e ulaşır.

Norveç’e iltica eden iki arkadaş, Norveç hükümetinin önemsediği entegrasyon programına alınır. Yoğun dil eğitimi alan iki arkadaş, Norveç’in istediği dil seviyesine ulaşınca Türkiye’de ellerinden alınan mesleklerini yapma fırsatı bulabilecek.

NORVEÇLİ KADIN “SİZ TÜRKİYE İÇİN BÜYÜK BİR KAYIPSINIZ” DEDİ

Norveç’e ilk geldikleri günlere ilişkin karşılaştıkları ilginç diyalogları anlatan Salim Erkam Yılmaz, “Entegrasyon programına alındıktan sonra bizimle kariyer planlaması amacıyla görüşmeler yapılmaya başlandı. Kariyer merkezindeki kadına doktor olduğumu anlatınca, ‘Türkiye’den gelen insanların yüzde 90’ından fazlası yüksek eğitimli. Aralarında mühendis, öğretmen, gazeteci, akademisyen ve doktor var. İnanın bu Türkiye için büyük bir kayıp’ ifadesini kullanmıştı.” dedi.

Yılmaz, “Norveçli bir aile dil pratiği kazanmamız açısından bize yardımcı oluyor. O insanlar mesleğimize çok önem veriyor. Çünkü ‘iyi eğitimli doktorlara ihtiyacımız var’ diyorlar. Ülkenin özellikle kuzey kesimlerinde çok fazla doktora ihtiyaçları olduğunu, bu ihtiyacı karşılamak için Avrupa’nın farklı ülkelerinden doktorları Norveç’e davet ettiklerini anlatıyorlar.” bilgisini verdi.

İki genç doktor Salim Erkam Yılmaz ve Hüseyin Muhammed Atalay, entegrasyon programı kapsamında gittikleri dil kursunda kısa sürede Norveççelerini ilerletmiş.

Türkiye’den gelen diğer sığınmacılara da tercümanlık yaparak yardımcı olan iki genç doktor, biran önce Norveç’te doktor olarak göreve başlamayı hedeflediklerini vurguluyor.

Sürgünle parçalanmış bir ailenin ölüme giden kızının hikâyesi: Günlüklerimi yakın…

BOLD ÖZEL

KHK’lı öğretmenden Oxford’da karşılaştığı Numan Kurtulmuş’a: Bu gece nasıl uyuyacaksınız?

KHK ile işinden olan Gülşen öğretmen İngiltere’de karşılaştığı AKP’li Numan Kurtulmuş’un yanına gidip yaşadığı sıkıntıları anlattı. “Haklılığın ve doğruluğun rahatlığıyla bu gece mışıl mışıl uyuyacağım. Ya siz” diye sordu.

BOLD – Türkiye’de pasaport yasağı bulunan öğretmen Gülşen Altınova, Oxford İslam Araştırmaları Merkezini ziyaret eden AKP’li Numan Kurtulmuş ile karşılaşmasını ve aralarında geçen diyaloğu sosyal medya hesabından paylaştı.

Altınova, Numan Kurtulmuş ve eşine, kendisi gibi terörist damgası yiyen yüz binlerce insana haklarının ve pasaportlarının geri verilmesi konusunda bir şeyler yapmaları için çağrıda bulunduğunu belirtti.

O DENLİ TERÖRİSTİM YANİ

Hakkındaki pasaport yasağı yüzünden Türkiye’ye giremeyen ve memleket hasreti çektiğini söyleyen Altınova, ”Numan Kurtulmuş ve eşine şunu söyledim: Hükümetten birisiyle karşılaşsam öfkeli olurdum diye düşünüyordum ama siz bana memleketimin kokusunu getirdiniz. O denli teröristim yani” ifadelerini kullandı.

ÇOCUKLARIMIZA BUNU YAPMAYA KİMSENİN HAKKI YOK

Kurtulmuş ve eşini gördüğünde 11 yaşındaki kızının korktuğunu söyleyen Altınova, Kurtulmuş ailesine, “Hadi bizi geçtim, evlatlarımızın içinde bulunduğu durum bu. Çocuklara bunu yapmaya hangimizin hakkı var” dediğini aktardı.

KADINLAR OLARAK DUR DEMELİYİZ

Türkiye’de yaşayan anne ve babasının hasretini çektiğini belirten Altınova Kurtulmuş’un eşine de şunları söylediğini anlattı:

“Kadınlar olarak bir şeyler yapmak zorundasınız, bu gidişe hep beraber dur demeliyiz. Anadolu’nun kadınlarında bu güç vardır. Ben Gülşen öğretmen tüm varlığımla iyilik adına mücadeleye varım.”

Gülşen öğretmen Numan Kurtulmuş’a son olarak şu soruyu sorduğunu aktardı: “Ben haklılığın ve doğruluğun rahatlığıyla bu gece mışıl mışıl uyuyacağım. Ya siz?”

Sevinç Kart: Yargıtay’a rağmen neden hala cezaevinde fotoğraf çektiriyoruz?

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezası ertelenen hasta tutuklu Engin Kara: Yüzüne rüzgar vurması ne büyük nimetmiş

Karaciğer nakli olan hasta tutuklu Engin Kara’nın, 6 yıl 10 ay’lık cezası 30 aylık tutukluluğunun ardından 6 ay ertelendi. Halen hastanede olan Kara, “Psikolojik olarak çok rahatladım” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 2 Nisan 2019’da Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi’nde karaciğer nakli yapılan hasta tutuklu Engin Kara’nın cezası 6 ay ertelendi. Kara’nın tedavisine artık başında askerler olmadan, eşi Olcay Kara’nın desteğiyle devam ediliyor.

“Psikolojik olarak çok rahatladım. Yürümek, halıya basmak, rüzgarın yüzünüze vurması ne büyük nimetmiş. Destek olan herkese çok teşekkür ediyorum” diyen Kara ile son durumu hakkında küçük bir röportaj yaptık.

Engin bey geçmiş olsun, infaz erteleme kararı verildi hakkınızda.

Çok teşekkürler, destek olan herkesten Allah razı olsun. Açıkçası hastanenin verdiği rapor da bunu gerektiriyordu. ‘Cezaevine giremez’ demişti doktorlar. Durumum zaten onu gösteriyordu. Rapor verilmeyen hastalar olmuş daha önce ve kansere dönüşmüş onların durumu. Bu faktörleri göz önünde bulundurdular. İnşallah raporları verilmeyenlere de en kısa zamanda verilir. Karaciğer nakli kritik bir hastalık.

Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Çok şükür kafamız rahatladı. 4 aydır buraya her sabah asker geliyordu. Yanımda aynı odada kalıyorduk. Yememize içmemize müdahale ediyorlardı. Her şeyi yiyemiyoruz. Yememiz gereken ekstra gıdalar var. Kan alıyorlar, kanda protein düşük çıkıyor. Onu dışarıdan almamıza izin vermiyorlar. Çok şükür bunlar bitti.

Yemeğinize neden karışıyorlar? Doktor ne diyorsa onu yemeniz gerekmiyor mu?

Cezaevi koşulları geçerli. Hasta olsak da mahkum uygulaması yapılıyor. Dışarıdan bir şey alamıyorsunuz. Hastane ne verirse o… Hatta sesim kısıktı. Ben onu hastalığa bağlıyordum. Meğer ki konuşmamaktan, moralsizliktenmiş. Karar çıktıktan sonra iki günde sesim düzeldi. Diyaframın etrafında karın tüpü diye bir şey var. O diyaframa değince sesim ondan kısılıyor diye düşünüyordum. Ondan değilmiş. Konuşmaya başlayınca sesim normale döndü. Çevrenizde konuşacak insan olmayınca öyle oluyor. Ağrılarımız var tabi, rutin ağrılar, ama şimdi bir an önce kendimi toparlayıp çıkmak istiyorum. Tabi ki artık çocuk gibi hassas bir durumdayım, ömür boyu böyle olacak artık.

Şu anda neredesiniz?

Biz Malatya’da Turgut Özal Hastanesindeyiz. Aynı odadayız. Sadece başımızdaki askerler gitti. İstediğim zaman dışarı çıkabiliyorum, güneş görebiliyorum, istediğim yere gidebiliyorum doktordan izinli. Taburcu olmadım ama tahliye oldum.

Psikolojik olarak rahatlamışsınızdır.

Hem de nasıl. Benim çok yürümem lazım mesela. Koridora çıkıp yürüyemiyordum, bazıları odanın içeride dahi yürmeme izin vermiyorlardı. Kimseye bir şey demiyorum, herkes görevini yapıyor ama yürümeyince de benim ağrılarım çok artıyordu. Çünkü vücudumda boşalan halen safra var. Vücudumdaki tüple yaşıyorum. Dışarıya tüple vücuttan sürekli safra ve kan geliyor. Yürümeyince onlar içeride birikiyor. Şu an kafamız rahatladı. Eşim de çok çekti, şimdi o da mutlu.

Şu an sağlığınız nasıl? Nakil yapılan ciğer size uyum sağladı mı?

Diyelim ki kolunuza bir kıymık batsa, o kıymığın battığı yer iltihap oluyor ya, bu şu anlama geliyor vücut o kıymığı kabul etmiyor, bu benden değil diyor. Şu anda da benim durumum bu. Karaciğer bir takım salgılar salgılıyor. Ama bunu ilaçlarla baskılıyorlar. ALT diye bir değer var. Buna karaciğer enzimi diyoruz. Bu değer normal insanlarda en fazla 30 ile 55 arasında olması gerekiyor.

Sizde ne kadar bu değer?

Bende bu değer 1500’dü. 700’lere düşmüştü. Şu an 300’lerde. Bu sabah kan aldılar. Heyecanla karnemi bekliyorum acaba nasıl gelecek diye. O değer normale dönene kadar hastanede yatmaya devam edeceğiz. Bu hastane çok ciddi bir hastane. Çok ilgilendiler, sağolsunlar. Benimle ilgilenen doktorlara, hemşirelere çok teşekkür ederim. Doktorlar değerler düşüne kadar hastanede kalmam gerektiğini söyledi. Ama o değerler ne zaman düşer şu anda bilemiyorlar. Bir de beyaz kürem düşük benim.

Beyaz küre ne oluyor?

Beyaz küre ilikte üretilen akyuvarlar. O da düşük. Zaman zaman yükseliyor düşüyor. Şimdi onunla da uğraşıyorlar. Eğer o normale gelmezse kansere dönüşme ihtimali olabiliyormuş. Zaten raporu ona göre yazdılar.

Tahliye edilmek, sağlığınıza kısmen de olsa kavuşmuş olmanız size neler hissettirdi?

Kıymetini bilmediğimiz şeylerin kıymetini burada öğreniyoruz. Eşim halı serdi odaya. Halıya basabilmek bile ne büyük nimetmiş. İnsanın yüzüne rüzgarın vurması ne güzel, ne büyük nimetmiş. Hamd olsun, normal bir hayata döndüm ama koridora çıkınca yanımda asker var mı, arkamdan gelen kimse var mı, acaba şuraya gitsem bir şey diyen olur mu diye hala içimde tedirginlik var, sivile alışmış değilim. Gayret gösteren, destek olan herkesten Allah razı olsun.

22 yıllık öğretmen olan Engin Kara, Cemaat soruşturmaları kapsamında 5 Şubat 2017’de tutuklandı. Üyelikten 6 ay 10 ay hapis cezasına çarptırılan Kara, Ordu E Tipi Cezaevinde kalırken rahatsızlanmış ve karaciğer nakli için Nisan 2019’da Malatya’ya sevk edilmişti.

5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanununa göre cezaevinde hayatını yalnız idame ettiremeyen kişilerin cezası, hasta iyileşinceye kadar ertelenmesi gerekiyor. Fakat bu yasa, Cemaat operasyonları kapsamında tutuklananlara keyfi olarak uygulanmıyordu. Bir adım atılmış oldu. Türkiye cezaevlerinde 2019 yılı itibariyle yaklaşık 1154 hasta ve engelli tutuklu bulunuyor.

TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve HDP Kocaeli Ömer Faruk Gergerlioğlu, karar için “4 aydır ayak sürüyorlardı, nihayet karar verildi.  Darısı infaz ertelemesi 110 gündür uygulanmayan Şerif Ağu’nun başına” diye yazdı.

20 yıllık öğretmen Şerif Ağu da karaciğer yapıldıktan sonra tekrar cezaevine gönderildi. 60 gündür Antalya L Tipi Cezaevinin revir odasında tutuluyor. Ailesi görüş günlerinde yanına maske kullanarak gidebiliyor.

AİHM inanamadı: Karaciğer nakli olan hasta gerçekten cezaevinde mi?

Doktorlar “Cezaevine dönmesi cinayet olur” diyor

Karaciğer nakli yapılan tutuklu Engin Kara’nın eşi: Eşimin durumu kritik, kanunlara göre cezasının ertelenmesini istiyoruz

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Hakimden üç çocuk annesine: Çocuklarını cezaevinde büyüt!

Uşak’ta Türkiye’de halkın yargıya neden güvenmediğini ortaya koyan bir olay yaşandı. Zeynep Öztan hakkında, bir mahkeme çocukları için ev hapsi verirken diğer mahkeme “Çocuklarını cezaevinde büyüt” diyerek tutukladı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, CHP Antalya Milletvekili Cahit Arı’nın yargıya duyulan güvenin yüzde 20 dolaylarında olduğu sözlerine bugün “Halkın güveni yüzde 20 değil yüzde 38” cevabını verdi.

Oktay’ın bu cevabına yargı mağduru birçok insan tepki gösterdi, yargıya güvenlerinin ‘sıfır noktası’nda olduğunu söyledi. 15 Temmuz’dan sonra mahkemelerdeki uygulamalar, kararlar da bunun kanıtı.

16 aydır Balıkesir Kepsüt Cezaevinde tutuklu bulunan Zeynep Öztan’ın (33) yargılanma süreci hukuk garabatine dönmüş durumda. Bir mahkeme kendisini serbest bırakırken, ertesi gün diğer mahkeme bir telefonla kararı tam tersi yönde değiştirebildi.

Zeynep Öztan’ı Balıkesir’deki hakim üç küçük çocuğu bulunduğu için ev hapsi vererek serbest bıraktı, bir gün sonra Uşak hakimi devreye girerek Öztan’ı tekrar tutuklattı. En küçüğü o zaman 7 aylık olan, 3 çocuk annesi kadına hakim bey bir de “Çocuklarını mahkemede büyüt sen!” dedi.

Öztan, bu karardan sonra bir türlü kendini savunamadı. Hangi mahkemede yargılanacağına karar verilemediği için bir buçuk sene bekletildikten sonra 18 Temmuz 2019’da Uşak’ta ilk duruşmaya çıktı ve tanıklar dinlendikten sonra mahkemesi 5 Eylül 2019’a ertelendi.

5 TEMMUZ’DA 40 GÜNLÜK LOHUSAYDI

Zeynep Öztan, Mustafa Nadir ve Zehra ile Balıkesir Kepsüt Cezaevinde, 2018.

Uşak Üniversitesi Kamu Yönetiminden mezun olduktan sonra Uşak’ta 8 sene özel bir yurtta müdürlük yapan Öztan ve memur olan eşi Tahir Öztan hakkında, 15 Temmuz’dan sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında yakalama kararı çıkarıldı.

15 Temmuz olduğunda 40 günlük lohusa olan Zeynep Öztan, ikinci çocuğunu dünyaya getirmişti. Hem görev yaptığı yurt 15 Temmuz’dan önce kapatıldığı için, hem de hamilelik nedeniyle çalışmıyor, çocuklarıyla ilgileniyordu. İşsiz kalınca Uşak’tan ayrılıp Balıkesir’e taşındılar.

Üçüncü çocukları Mustafa Nadir (2) ise Balıkesir’de dünyaya geldi. Öztan çifti, 28 Mart 2019’da Balıkesir’deki evlerinde gözaltına alındığında Mustafa Nadir 7 aylıktı. 10 gün nezarethanede kalan Zeynep Öztan’ı, Balıkesir hakimi çocukları çok küçük olduğu için ev hapsi vererek bıraktı.

Fakat yakalama kararı Uşak’ta çıkarıldığı için Uşak hakimi, Balıkesir hakimini arayarak kararı değiştirtti ve Öztan ertesi sabah ablasının evinin önünde kızını oynatırken tekrar gözaltına alındı.

Balıkesir’den SEGBİS ile bağlandığı Uşak mahkemesi hakimi “Sen çocuklarını içeride büyüt” diyerek Zeynep Öztan’ın tutuklanmasına karar verdi. O günden beri oğlu Mustafa Nadir ile birlikte (zaman zaman Mustafa Nadir teyzesinin yanına gidip geldi) Kepsüt’te bulunuyor.

Öztan’ın aile yakınları “Bir hakim şahsi düşüncelerini nasıl böyle söyleyebiliyor. Şahsi fikrine göre mi hukuka göre mi karar veriyor. Nasıl oluyor da aynı kişi hakkında iki mahkeme farklı karar veriyor” diyerek haksızlıklara tepki gösterdi.

MUSTAFA NADİR İÇERİDE HAVALE GEÇİRDİ

Öztan çiftinin üç çocukları bulunuyor. Kerem Mahir (8), Zehra (3) ve Mustafa Nadir (2). Anne babası tutuklu bulunan çocuklar, aileler arasında darmadağın olmuş durumda.

Polis baskınını yaşadığı için geçirdiği travmayı atlatamayan Kerem Mahir babaannesiyle Safranbolu’da yaşıyor. Ayda bir annesinin açık görüşüne gelebiliyor. Zehra teyzesinin yanında. Mustafa Nadir ise cezaevi ile teyze evi arasında gidip geliyor.

Mustafa Nadir’in geçen kış cezaevinde havale geçirdiğini söyleyen teyzesi “Küçücük çocuk cezaevi ortamında mikrop kapmış, havale geçirmiş, hemen acile sevk edilmiş, üç gün boyunca yoğun bakımda kaldı. Annesi de tabi ki yanındaydı fakat kelepçe takmak istemişler. Çocuğa nasıl bakacam diye itiraz edince vazgeçmişler” dedi.

KORNEA NAKLİ OLDU

Kardeşinin de hasta olduğunu ifade eden abla şöyle devam etti: “Zeynep kornea nakli oldu. O yüzden lens ve gözlük kullanıyor. Ve onların sık sık değişmesi gerekiyor. Gözünün mikrop kapmaması lazım. Cezaevi ortamında bunlar kolay değil. Üçüncü doğumu çok sıkıntılı geçti zaten, rahmi alındı.”

Okumaya devam et

Popular