Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Kapatılan Lice katliamı davasının gerekçesi

Biri Tuğgeneral 16 kişinin öldürüldüğü olaylarla ilgili Albay Eşref Hatipoğlu hakkında ağırlaştırılmış müebbet talep edilen dava “yeni yargı” tarafından kapatıldı.

Beraatla sonuçlanan Lice Katliamı davasının gerekçeli kararı ortaya çıktı. Sanıklar aleyhindeki delil ve tanıklara rağmen “soyut ve varsayıma dayalı” denildi. Ancak işkence altında alındığı belirtilen tanık ifadeleri ise geçerli sayıldı.

EN KARANLIK YIL 93’TE OLDU

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 22 Ekim 1993’te 16 kişi öldürüldü, çok sayıda ev ve işyeri yakıldı. Yüzlerce kişi göçe zorlandı. Öldürülenler arasında Tuğgeneral Bahtiyar Aydın da vardı.

Katliamla ilgili iddianame zaman aşımına bir gün kala kabul edildi, yargılama 21 yıl sonra, 16 Ocak 2015’te yeniden başladı.

Katliamın failleri olarak belirlenen dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Eşref Hatipoğlu ile Üsteğmen Tünay Yanardağ hakkında “Taammüden öldürme”, “Halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik”, “Cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturma” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 24 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Bahtiyar Aydın’ın JİTEM tarafından öldürüldüğü iddia ediliyordu.

13 HAZİRAN 2014’TE DAVA DURDURULDU

Dava Diyarbakır’dan Eskişehir’e, daha sonra tekrar Diyarbakır’a gönderildi. Buradan da Terörle Mücadele Kanunu 10’uncu maddeyle yetkili ağır ceza mahkemesi olmadığından dava İzmir’e taşındı. 13 Haziran 2014’te dava durduruldu.

İzmir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi, özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasının ardından, sanıkların yargılanmasının izne tabi olduğunu öne sürerek yargılamayı durdurup izin gerektiğine hükmetti.

Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 3’üncü Dairesi ise 29 Ocak 2015’te verdiği kararla müdahil avukatları haklı buldu ve davanın durdurulma kararını bozdu, davanın İzmir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesinde devam etmesine karar verdi.

Ancak yeni atanan heyet, eski savcının ağırlaştırılmış müebbet istediği iddianameyi çöpe atacak biçimde sürdürdü yargılamayı ve sonuçta dava beraatle bitti.

22 Ekim 1993’de yaşanan ve 16 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayların yargılaması 7 Aralık 2018’de bitti ve davanın tek sanığı Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Eşref Hatipoğlu’nun beraatıyla sonuçlandı.

GEREKÇELİ KARAR AÇIKLANDI

İzmir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin açıkladığı gerekçeli kararında, olay günü Tuğgeneral Bahtiyar Aydın ve Uzman Çavuş Yüksel Bayar olmak üzere 16 kişinin ölümü, çok sayıda kişi yaralanması, sayısız ev, iş yerlerinin zarar görmüş olması “tek taraflı, askerin eylemi olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı” kanaati getirildi.

İŞKENCE ALTINDAKİ İFADE DİKKATE ALINDI

Zarar gören onlarca tanığın, sanığa ilişkin beyanlarını “soyut ve varsayıma dayalı” sayan mahkeme, sanığın lehindeki beyanları ise beraat kararı için yeterli gördü.

Kararda, olaydan sonra gözaltına alınan ve olayın PKK tarafından yapıldığını söyleyen ancak mahkemede, ifadesinin işkence altında alındığını kaydeden Bayram Çakır’ın işkence altındaki beyanları kabul edildi.

Mahkeme, kararına, olayda sadece bölge insanının değil, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, bir uzman çavuş ve bir öğretmen öldüğünü, yararlanan polis ve askerlerin olduğunu, ev ve iş yerlerinin yanı sıra kamu kurum ve kuruluşları ile askeri ve polis binalarının da zarar görmesini kararına dayanak yaptı.

Şehit edilen Tuğgeneral Bahtiyar Aydın

‘UZLAŞMACILIĞI OLAYA GEREKÇE OLAMAZ’

Mahkeme gerekçeli kararında, öldürülen Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın halkla diyalogdan yana, uzlaşmacı bir tutum içerisinde olduğu bu sebeple ordu içinde bir grup tarafından sevilmediği, bu kapsamda dosyadaki sanıklar tarafından sevilmediğine yönelik beyanlarının böyle bir olaya gerekçe olarak kabulünün mümkün olmadığını belirtti.

Saldırıyı gerçekleştirenin PKK olduğunu belirten mahkeme heyeti, olaylarda tek bir PKK’lının öldürülmemiş olmasını ise incelemeye gerek görmedi.

‘KANUNSUZ BİR EYLEMDE BULUNMADI’

Kararda, sanık Eşref Hatipoğlu’nun kanunsuz emir vermediği, bizzat kendisinin kanunsuz bir eylemde bulunmadığı, yargılama sürerken vefat eden sanık Tünay Yanardağ’ın olay yerinde olmadığını iddia etti.

Diktatörlüğün Gizli Orduları-7: 15 Temmuz ve cevapsız kalan sorular…

Gündem

AKP cezaevi yatırımlarına hız verdi: 556 milyon TL’ye 6 yeni hapishane

2021’nin ilk üç ayında yapılan sözleşmelere göre 556 milyon TL harcanıp 6 yeni cezaevi yapılacak. Toplamda bu yıl 39 cezaevi inşa edilmesi planlanıyor. Türkiye, tutuklu ve hükümlü oranına göre Avrupa Konseyi’ne üye 47 ülke arasında ilk sırada bulunuyor.

BOLD – Demokrasi, özgürlük, hak hukuk söylemleriyle iktidara gelen AKP, cezaevlerine yatırım yapmaya devam ediyor. Yılın ilk üç ayında sekiz cezaevi ihalesinin altısının sonuç ilanı yayınlandı. Ocak, Şubat ve Mart aylarında sözleşmeleri imzalanan altı cezaevinin toplam bedeli 556 milyon TL’yi buldu.

Buna göre, Akseki Ceza İnfaz Kurumu 87 milyon lira, Giresun Şebinkarahisar Ceza İnfaz Kurumu 72,3 milyon, Siirt Ceza İnfaz Kurumu 103 milyon, Tunceli Ceza İnfaz Kurumu 81,9 milyon, Kütahya Domaniç Açık Ceza İnfaz Kurumu 17,5 milyon ve Adıyaman Ceza İnfaz Kurumu 194,2 milyon lira bedelle inşa edilecek. Konya ve Aydın Çine cezaevlerinin ihaleleri ise Aralık 2020’de yapıldı. Ancak ihaleler henüz sonuçlanmadı.

Deutsche Welle’dan Pelin Ülker‘in haberine göre sonuçlanan altı ihaleden dördü 9 Kasım 2020’de yapıldı. Bu dört ihalenin üçünü ise aynı iki şirket kazandı. Ocak ayında sözleşmeleri imzalanan ve aynı gün yapılan Siirt, Tunceli ve Giresun cezaevi ihalelerini alan şirketler, Nurpa Enerji ve Rast Madencilik. Mardin merkezli Nurpa Enerji’nin adı, daha önce Mardin kayyum yönetiminden pazarlık usulüyle aldığı ihaleler nedeniyle tartışma konusu olmuştu.

39 YENİ CEZAEVİ

Türkiye’de hali hazırda 374 cezaevi bulunuyor. Bu cezaevlerinde geçen yıl nisan ayında çıkarılan infaz yasasına ve açık cezaevlerindekilerin izne çıkmasına rağmen halen 276 bin 438 mahpus kalıyor. Mahpus sayısı 2005 yılında 50-60 bin civarındaydı. Avrupa Konseyi’nin 2020 ceza istatistikleri raporuna göre Türkiye, 31 Ocak 2020 itibarıyla, Rusya’yı da geçerek 100 bin kişiye düşen hapishane nüfusunda 357,2 kişiyle ilk sıraya yükseldi. Oran, 2010 ile 2020 yılları arasında yüzde 115,3 arttı. Adalet Bakanlığı’nın 2021 Yılı Performans Programı’na göre Türkiye’de bu yıl 39 yeni cezaevi yapılması planlanıyor.

Okumaya devam et

Gündem

Anne ve babası tutsak olan lösemi hastası Hakan 3 gündür evde

27 Ocak’tan bu yana tedavi gören anne ve babası tutuklu Hakan Dağdeviren’in avukatı Nurullah Yıldırım, üç gündür evde olan küçük çocuğun sağlık durumu ve annesinin suçsuzluğuyla ilgili kanaatini açıkladı.

BOLD – Üç ay önce lösemi teşhisi konulan 11 yaşındaki Hakan Dağdeviren’in avukatı Nurullah Yıldırım, Hakan hakkında sosyal medyada yapılan paylaşımlarla ilgili bir açıklama yaptı. “Hakan’ın durumu çok kötü”, “Hakan için az bir süre kaldı”, “Hakan yoğun bakımda” gibi abartılı paylaşımların Hakan’ın moralini bozduğunu ve hayata tutunma gücünü azalttığını söyleyen Yıldırım Hakan’ın yoğun bakımda olmadığını, hastalığının tedavisinin yapıldığını belirtti.

EVDE BABAANNESİ REFAKAT EDİYOR

27 Ocak’ta Eskişehir Osmangazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alınan Hakan’a bu süreçte babaannesi Meral Dağdeviren refakat ediyor. Aldığı ağır kemoterapiler geçen hafta biten ve üç gün evine çıkan Hakan Dağdeviren, bugün çıkacak kan tahlillerinin sonuçlarına göre hastaneye tekrar yatıp yatmayacağı belli olacak. Hakan’ın amcasının verdiği bilgiye göre Hakan’ın bugün kan tahlilleri yapıldı. Sonuçlar eğer iyi çıkarsa Hakan 2 hafta evde kalabilecek. En ufak öksürük, ateş durumunda ise hemen hastaneye yatırılacak.

ANNE-BABA 15 GÜN ARAYLA TUTUKLANDI

Hakan babası Gökhan Dağdeviren Cemaat soruşturmaları kapsamında Haziran 2018’de tutuklandı. Annesini ise babasından 15 gün sonra gözaltına aldılar. Örgüt üyesi olduğu iddiasıyla yargılanan Gökhan Dağdeviren 19 yıl, eşi ise 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sabriye Dağdeviren’in cezası onaylandı, Gökhan Dağdeviren’in dosyası Yargıtay’da bekletiliyor.

DOKTORLAR TEDAVİSİNİN MÜMKÜN OLDUĞUNU SÖYLEDİ

“Hakan yoğun bakımda değildir. Hakan’ın tedavisi ise şu an itibari ile doktorların verdiği bilgiye göre mümkündür” diyen Yıldırım, Hakan’a Ankara’da ilik nakli yapılmasının planlandığını kaydetti. Yıldırım, “Hakan’ın durumu çok kötü”, “Hakan için az bir süre kaldı”, “Hakan yoğun bakımda” gibi asılsız haberlerin Hakan’ın moralini bozduğunu ve hayata tutunma gücünü azalttığını da sözlerine ekledi.

Aile avukatı Nurullah Yıldırım’ın Gazete Davul aracılığıyla yayımladığı açıklamanın tamamı şöyle:

  • 2018 yılı içerisinde birer hafta ara ile önce gözaltına alınıp sonra tutuklanan anne babasının hasretine dayanamayıp lösemiye yakalanan, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hastanesinde yatmakta iken sosyal medyaya görüntüsü düşen ve daha sonra taraflı tarafsız herkesin vicdanını yaralayan Hakan, kimi zaman hastanede kimi zaman ise evinde tedavisine devam edilmektedir.
  • Hakan yoğun bakımda değildir. Hakan’ın tedavisi ise şu an itibari ile doktorların verdiği bilgiye göre mümkündür.
  • Hakan’a Ankara’da ilik nakli yapılması planlanmaktadır. Son yapılan tetkikler ile Hakan’ın kardeşinin Hakan’a ilik nakli yapılacaktır.
  • Fakat doktorların Hakan’ın iyileşmesi için tek tavsiyesi ise Hakan’ın moralinin yerinde olması ve daha fazla üzülmemesidir.
  • Bu durum ise iki farklı şekilde mümkün olacağı kanaatindeyim.
  • Birincisi Hakan hakkında sosyal medyada olan ve gerçekle uzaktan yakında ilgisi olmayan “Hakan’ın durumu çok kötü”, “Hakan için az bir süre kaldı”, “Hakan yoğun bakımda” gibi asılsız haberlerin olmamasıdır.
  • Bu haberler sosyal medyayı takip edip, buradan bu haberleri okuyan Hakan’ın moralini bozmakta ve hayata tutunma gücünü azaltmaktadır.
  • Hatta kendisine bakan yaşlı dedesi ve ninesine buradan okuduğu bu gibi asılsız iddiaları sorarak onların bakımlarını üstlenen bu güzel ve yaşlı insanları da üzmektedir.
  • Bu haberler aynı zamanda ceza evinde olan anne ve babaya diğer tutuklu veya hükümlü aileleri aracılığı giden haberler neticesinde içeride olan ve oğulları Hakan’dan başka bir şey düşünmeye halleri kalmamış, anne ve babayı da etkilemektedir.
  • Bu iki acılı anne ve baba “acaba bizden bir şey mi saklanıyor?” düşüncesine girmesine neden olmaktadır.
  • Bu kişilerin tek amaçlarının Hakan’ın bir an önce iyileşmesini istediklerinden zerrece kuşkum yoktur.
  • Fakat bu gibi haberleri yayan kişilerden beklediğimiz tek destek manevi destektir.
  • İkincisi ve en önemli ise Hakan’ın annesinin yanında olmasıdır. Bu durumun olması isteyen, bu yönde dualar eden her düşünceden milyonlarca insan olduğunu biliyoruz.
  • Hatta bu durum için uğraşan Hakan’ın annesi yanında olsun diye çok fazla destek mesajları atan, “bir şeyler yapabilir miyim?” umudunda olan insan sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.
  • Anne adına başvurduğumuz infaz erteleme talebi maalesef 5275 sayılı Kanun’un 17/6 maddesi gereğince reddedilmek zorunda kalmıştır.
  • Kanun Hakan’ın annesini hüküm giydiği suçtan dolayı infaz ertelemesinin önüne geçmektedir.
  • Hakan’ın annesine kavuşması için ise yasadan kaynaklı olarak maalesef hiçbir yol bulunmamaktadır.
  • Hakan gibi anne ve babaya ihtiyacı olup anne babası tutuklu veya hükümlü olanlar açısından 5275 sayılı Kanun’un 17/6 maddesi esnetilmesi ise yasa koyucunun takdirindedir.
  • Hakan’ın annesine verilen ceza şahsi görüşümce haksız yere verilmiş bir cezadır. Fakat ortada bulunan mahkeme kararına saygı duymak bir hukukçu olarak en tabi görevlerimden biridir.
  • Hakan’ın annesinin kanaatimce suçlu olmadığını belirtmiştim. Fakat yargı ve hükümet tarafından suçlu olarak gözükmektedir.
  • Prof. Dr. Faruk Erem’in Bir Ceza Avukatının Anıları kitabında bahsettiği gibi, suçluyu kazıyınız altından insan çıkar. Amaç suçludaki insanı değil; insandaki suçluyu yok etmektir.
  • Hakan’ın annesi çocuğu için içeride bir günü bir yıla bedel bir insandır artık. Hakan’ın annesine ihtiyacı vardır.
  • Hakan’ın annesini suçlu görmektesiniz fakat bu uygulama ile ondaki insanı kazımaktasınız. Hakanın hastanede annesinin ise mahpushanede olduğu her gün vicdanlar için kapkara geçen gündür.
  • Hakan’ın annesine kavuşması ve daha sonra ise bu hastalığı atlatarak aramıza tekrar katılması ise siyasilerin elindedir.
  • Yukarıda da bahsedildiği üzere bir kanun değişikliği ile bu durum çözülecektir. Siyasilerden talebimiz içeride olan bir kişiyi dışarı çıkartmaları değildir.
  • Hayata tutunmaya çalışan uçurumun kenarında duran bir çocuğa annesinin el atıp tekrar onu hayata bağlamasıdır. Hakan’ın annesinin cezası her zaman infaz edilebilir.
  • Ama Hakan annesiz bu hastalığı atlatamayabilir. Hakan’ın bu hastalığını atlatması için annesinin yanına getirtilmesini talep ediyoruz.
HAKAN’I PSİKİYATRİSTE GÖTÜRDÜK!

Hakan’ın durumuna ilişkin dede Ali Dağdeviren, Euronews’e önemli bilgiler aktarmıştı. Yaklaşık üç yıl önce oğlu ve gelinin gözaltı ve tutuklanma süreci ile birlikte Eskişehir’e yerleşmek zorunda kaldıklarını söyleyen Dağdeviren, bu zaman diliminde en çok çocukların etkilendiğini ifade etti. Kısa bir süre önce Hakan’ı psikiyatriste götürdüklerini ve tüm bu zorlukları kaldıramadığını da sözlerine ekledi.

  • Anne babası yaklaşık üç yıldır tutuklu. Tüm gözaltı dava süreci Hakan’ın gözü önünde oldu.
  • Bir psikiyatri süreci yaşadık önce, orada zaten çok duygusal olduğu söylenmişti.
  • Bundan iki ay önce de vücudunda pul pul dökülmeler oldu, boğazı şişmeye başladı.
  • İştahı kesildi, çok hareketliydi ama duruldu.
  • Sonrasında hastaneye götürdük ve lösemi olduğunu öğrendik.
  • Zaten kendisi de bütün sürecini internetten okumuş, bilgi sahibi olmuş.
  • Gizli saklı kalacak bir durum yok. Rahat karşıladı bu süreci ama evi ve okulunu çok özlüyor.
  • Saçlarını çok severdi, kıvır kıvırdı. Ama şimdi sıfıra vurdular, önceleri çok üzüldü ama şimdi alıştı.
  • Babaannesi sürekli yanında, hastanede kalıyorlar.
  • Torunlarımıza yaklaşık dört yıldır biz bakıyoruz, bizim bir keşkemiz yok. Buna da şükür.
  • Ama bu zulüm böyle devam etmez. Benim de aynı suçlama ile altı yıl on ay on beş gün hapsim isteniyor.
  • Eşim ve ben de çocuklar emanet olduğu için üzülüyoruz.
  • Ama mesele sadece Hakan değil, çok sayıda kişi bu durumda.
  • Bir sebep ya da neden aramaya gerek.

Okumaya devam et

Gündem

Yüz yüze eğitim sonrası öğretmen ölümleri arttı: Marttan bu yana neredeyse 250 ölüm!

Pandeminin ortaya çıktığı geçen yıl mart ayından beri 250’ye yakın öğretmen koronavirüsten dolayı yaşamını yitirdi. Hükumetin aldığı yüz yüze eğitim kararı sonrası öğretmen ölümlerinde meydana gelen artışa tepki gösteren eğitimciler, aşılanmada öncelik istedi.

BOLD – Yüz yüze eğitimin başladığı 1 Mart’tan bu yana 26 öğretmen koronavirüsten yaşamını yitirdi. Öğretmenlerin acil olarak aşılanması gerektiğini söyleyen Eğitim-İş, ölen ve koronavirüse yakalanan öğretmenlerin sayısının çok daha fazla olduğunu açıkladı.

ÖLÜMLER DAHA FAZLA, AZ GÖSTERMEK İÇİN FARKLI RAPORLAR DÜZENLENİYOR

Cumhuriyet’ten Sibel Bahçetepe’ye konuşan Eğitim İş Sendikası Genel Başkanı Orhan Yıldırım, pandeminin başından bu yana 250’ye yakın eğitimcinin koronavirüsten yaşamını yitirdiğini söyledi. Hastanelerde çok sık ‘bulaşıcı hastalık’ ya da ‘kalp durması’ gibi ölüm raporları düzenlendiğini hatırlatan Yıldırım, “Ama ’virüs sebebiyle öldü’ denen öğretmen sayısı 26. Aşılanan öğretmen sayısı yüzde 7-8’lerde. Mutant virüs gençlere de bulaşıyor. Böyle giderse eğitimcilerin hastalanma ve ölüm oranı artacak” dedi. Yıldırım, vaka ve ölümlerin önüne geçebilmek için eğitimcilerin bir an önce aşılanması gerektiğini vurguladı.

KOVİD-19’DAN ÖLEN ÖĞRETMENLERİN SAYISI ARTIYOR

İstanbul, İzmir, Edirne ve Kütahya’da 4 eğitimci son iki günde koronavirüs sebebiyle yaşamını yitirdi. Kütahya’nın Hisarcık ilçesinde, Dereköy İlk ve Ortaokulu’nda Müdür Yardımcılığı yapan 2 çocuk babası öğretmen Yakup Sevinç (47), koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. İstanbul Ataköy Atatürk Ortaokulu’nda öğretmenlik yapan Nizamettin Uysal; bir aydır tedavi gören Edirne Keşan Anadolu Lisesi’nde İngilizce Öğretmeni Sadiye Durusoy Yağcı ile İzmir Bayraklı Mustafa Kemal Anadolu Lisesi’nde Fizik öğretmeni Berrin Gür Kovid-19 nedeniyle hayata gözlerini yumdu.

YÜZ YÜZE EĞİTİM SONRASI VAKA SAYISINDA PATLAMA YAŞANDI

Eğitim Sen’in açıkladığı “Yüz Yüze Eğitimde Vaka Tablosu”na göre; 15 Şubat-5 Mart’ta 95 öğretmende görülen vaka sayısı 6 katı, 97 öğrencide görülen vaka sayısı ise 10 katı aştı. 15 Şubat-5 Mart tarihlerinde 95 öğretmende görülen pozitif vaka ve temaslı sayısı, 5-12 Mart haftasında 141’e, 12-19 Mart haftasında 475’e, 19-26 Mart haftasında 669’a yükseldi. 15 Şubat-5 Mart tarihlerinde 97 öğrencide görülen pozitif vaka ve temaslı sayısı, 5 Mart-12 Mart haftasında 269’a, 12 Mart-19 Mart haftasında 433’e, 19 Mart-26 Mart haftasında 1125’e yükseldi. 15 Şubat-5 Mart tarihlerinde 10 hizmetli ve memurda görülen pozitif vaka ve temaslı sayısı, 5-12 Mart haftasında 22’ye, 12-19 Mart haftasında 35’e ve 19-26 Mart haftasında 43’e yükseldi.

Vatandaşa soğan patates, Erdoğan’a 5 milyonluk 2. Mercedes

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0