Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Filistin askısından tecavüze mahkeme tutanaklarında Mersin Emniyeti işkenceleri

Tece Polis Merkezi Başkomiseri Süleyman Akçin 20 Temmuz 2016'da tutuklandı.

Mersin çatı davasında Hizmet Hareketi’yle ilişkili olarak yargılanan Başkomiser Süleyman Akçin, 15 Temmuz’dan sonra meslektaşlarından gördüğü işkenceleri tek tek anlattı. 

Sevinç Özarslan
BOLD/ÖZEL 

Karar duruşması 23 Mart 2018de görülen Mersin çatı davasında, aralarında Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Nejat Atilla Demirhan ile eski 3’üncü sınıf Emniyet Müdürü Hasan Basri Dağdelen’in bulunduğu 8 kişi “anayasal düzeni bozmak” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

15 Temmuz 2016 gecesi evinde uyurken oğlunun uyandırmasıyla kalkışmayı televizyondan öğrenen Mersin Tece Polis Merkezi Başkomiseri Süleyman Akçin de müebbet cezası alan isimler arasında.

PERSONELİNE “KİMSE MÜNFERİT HAREKET ETMESİN” TALİMATI VERDİ

15 Temmuz gecesi yaşananları öğrendikten sonra görev yerine giden Akçin personelini toplayıp, “Ülkemizde bir darbe girişimi var. Kimse münferit hareket etmesin.” talimatını verdikten sonra gerekli tedbirleri alıp beklemeye başladı. 

Fakat Akçin, 16 Temmuz’u 17 Temmuz’a bağlayan gece saat 02:00 sularında Mersin Terörle Mücadele (TEM) ekipleri tarafından gözaltına alındı ve 20 Temmuz 2016’da da Hizmet Hareketi’yle ilişkisi gerekçesiyle tutuklandı. 

Şimdi Tarsus Cezaevi’nde bulunan Akçin iki günlük gözaltı sürecinde işkence gördü. Yaşadıklarını 20 Haziran 2017 tarihinde Mersin 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşmadaki müdafaasında anlattı.

‘KAMERA SİSTEMİNİN OLMADIĞI BİR ODADA SORGULANDIM’

Başkomiser Süleyman Akçin 11 sayfalık müdafaasını, parmaklarını kullanmadığı için bir koğuş arkadaşına yazdırdı.

Savunmasını yazılı olarak hazırlayan Akçin, “Gözaltında iken kamera sisteminin olmadığı bir odada sorgulandım. İşaret ve baş parmaklarımı duvara dayatılıp, kalçalar geride ve ayak parmaklarımın ucuna basılı vaziyette saatlerce fiziki ve sözlü şiddete maruz bırakıldım. Parmaklarım yorulunca elinde cop ile bekleyen memur tarafından cop ile baldırlarıma ayaklarımı düzeltmem için uyarı vuruşu yapıldı. Önüme resimlerden oluşan şema getirdiler. Tanıyıp tanımadığımı, örgütsel konumumun ne olduğunu sorarak ‘isim ver kurtul’ şeklinde fiziki ve psikolojik baskıya, sistematik işkenceye devam ettiler. Bu da yetmedi, ‘aileni de buraya getirir, gözaltına alırız’ diyerek sevdiklerimiz ve ailemiz ile tehdit ettiler.” ifadeleri yer aldı.

NEZARETHANEDEKİ KANLI GÖMLEK

Akçin savunmasında işkenceye uğrayan diğer isimleri de anlattı: “Aynı odaya eli, ağzı, yüzü, üstü kanlar içerisinde Hasan Basri Dağdelen müdürü de getirdiler. Aynı işkenceye Hasan Basri’yi de dahil ettiler. İşkence olayları yaşanırken odada TEM’den Sorumlu İl Emniyet Mdr. Yrd. Halil İbrahim Dilek ve Tem Şb. Müd. Yrd. Berat Günçiçek de vardı. Zorla bazı evrakları imzalamamı istediler. Avukatımı talep ettiğim halde bana ‘Sana CMK avukatı yeter’ dediler. Sürekli uykusuz bırakıldım. Nezarethanede daha sonra Hasan Basri’ye ait olduğunu öğrendiğim kanlı gömlek günlerce yerde bekletildi. Nezarethanede yan koğuşumuzda bayanlar, hatta bayan hâkim bile vardı. ‘Sizlerin de akıbeti bu olacak’ dercesine gömlek yerde duruyordu.”

FİLİSTİN ASKISININ ZİNCİRİ KOPUNCA…

Daha sonra sağlık raporu için devlet hastanesine götürüldüklerini ifade eden Akçin, hekime işkence gördüğünü söyleyemediğini belirtiyor: “Doktor hasta mahremiyeti ihlal edildi, doktor üzerinde bile psikolojik baskı oluşturularak, görevini yapması engellendi. Fiziki işkence sonrası parmaklarımdaki rahatsızlığı doktora anlatmak istediğim halde polis tarafından engellendim.”

Süleyman Akçin’e savunmasına yazamadığı başka bir işkence daha yapıldı. Kızı Şeyma Akçin’in anlattığına göre başkomiser gözaltında Filistin askısına asıldı.

Şeyma Akçin, “İfadesinde bahsettiği o kamerasız odada babamı askıya asıyorlar. Kendisi askının zincirine bütün gücüyle asılınca zincir kopuyor ve bacaklarına copla vuran memuru dövmeye başlıyor. Gürültü olunca diğer memurlar içeri girip 8-10 kişi babama saldırıyor. Babam ve diğer tutuklular ilk ifade verdiklerinde işkence gördüklerini söylemişler, fakat kayda alınmamış, doktor raporlarında belirtilmemiş. Cezaevine girince dilekçe yazmışlar, dilekçeler savcılığa iletilmemiş, sonrasında mahkeme tutanaklarında belirtilmiş fakat ondan da bir sonuç çıkmamış.” dedi.

Babasına gizli tanık olması yönünde baskı yapıldığını söyleyen Şeyma Akçin şöyle devam etti: “Babam sağ, sol başparmak ve işaret parmaklarını his kaybından dolayı kullanamıyor, meyve suyunun kapağını dahi açamıyor. Kulağı duymuyor, omzunda da sıkıntısı var. Baldırları çok ağrıyordu, doktora hiç çıkartmadılar. Hâlâ rapor alamadı.”

“SENİ TANIMAM, JOPLA TECAVÜZ ETTİKLERİ İÇİN LİSTEYİ İMZALADIM”

15 Temmuz gecesi ve sonrasında Mersin TEM ekipleri tarafından gözaltına alınan asker, polis ve sivillere dönemin Mersin TEM Şube Müdürü Yaşar Gidiş’in (Şimdi Siirt Emniyet Müdür Yrd.) talimatıyla işkence yapıldığı da mahkeme tutanaklarına girmiş durumda.

Mersin 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davalarda bazı tutuklular bu işkenceleri anlattı.

Davaların büyük bir bölümünü takip eden ve artık yurt dışında yaşayana Şeyma Akçin, tanık olduğu bir savunmayı şöyle ifade ediyor: “Davada tutuklu İlhan Tabur (eski binbaşı) adında rütbeli bir asker var. İlhan Tabur’un itirafçısı Muğla’da dershanede rehber öğretmenlik yapan Yahya Karakaş adında bir öğretmendi. Öğretmene işkencenin her türlüsü yapılıyor. Copla tecavüz ediliyor. Artık dayanamıyor ve verilen 300 kişilik isim listesini imzalıyor. Kurtulmak için imzalıyor. Ama yine de tutuklanıyor ve Ankara Sincan Cezaevi’ne gönderiliyor. Karakaş mahkemeye SEGBİS ile bağlandı. Cop ile yapılan işkenceyi tek tek anlattı. Ağladı, İlhan Tabur’dan helallik istedi, ‘ben seni hiç tanımam, dershanede görmedim, ama kurtulmak için verilen listeyi imzaladım. Sen imzala, zaten hepsi tutuklanacak dediler’ dedi.”

RÜŞVET ALANLARIN ÇARKINA ÇOMAK SOKUNCA…

Süleyman Akçin, Tece Polis Merkezi’nde başkomiser olarak görev yapıyordu.

Süleyman Akçin kendisinin ifadesiyle “25 yıl emniyet teşkilatında çalışan, meslek hayatı boyunca adli ya da idari soruşturma geçirmemiş, başarılı sicile sahip bir baskomiser.”

Akçin’e müebbet verilmesinin sebebi ilginç: 15 Temmuz gecesi, 17/25 Aralık 2013 operasyonlarından sonra açığa alınan, eski 3’üncü sınıf Emniyet Müdürü Hasan Basri Dağdelen’in kendisini iki kez araması, yine o gece Mersin AKUT Komutanı Hakan Topal’ın Tece Polis Merkezi’ne kendisini ziyarete gelmesi ve orada Akçin’in yaptığı esprinin gerçekmiş gibi anlatılıp aleyhinde kullanılması.

Son olarak da Akçin’in, görev yaptığı polis merkezine nasıl geldiğini bilmediği, kendisine ait olmayan Bamteli CD’sinin mahkemeye delil olarak sunulması.

Hasan Basri Dağdelen 15 Temmuz gecesi, Süleyman Akçin’i iki kez arıyor. Akçin’in savunmasında bu iki telefon konuşmasının içeriğini yer alıyor. Şeyma Akçin savunmanın sözkonusu kısmını şöyle anlatıyor:  

“Hasan Basri Dağdelen 17/25 Aralık’tan sonra sürekli tayinler ile oradan oraya sürülen biri durumundaydı. Açığa alınmıştı. Darbe gecesi de babamı arıyor. Karakolda kaç kişi olduğunu soruyor. Babam da ‘müdürüm sesiniz gelmiyor, 3 kişi var. Ben şu an Mezitli Karakolu’na geçiyorum, çıkınca arayayım’ diyor. Hasan Basri ile bu kadarlık bir telefon görüşmesi darbeye yardım olarak görüldü. Garip olan şey, Hasan Basri’nin telefonla aradığı herkes tutuklandı. Fakat o gece askeriyede olan, telefon trafiğine takılan hiç kimse tutuklanmadı. O gece babam görevi başındaydı, karakolda bulunuyordu. Hasan Basri Dağdelen, Afyon’da tatilde olan ve hemen Mersin’e gelen Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Nejat Atilla Demirhan ile konuşmasında babamların toplantı yaptığını söylüyor. Fakat bu doğru değil. HTS kayıtlarını avukatlar çıkardı, mahkeme heyetine sundu, bir arada olmadıklarını bilirkişi raporuyla kanıtladı ama dikkate alınmadı.”

16 KAMERADAN 15’İNİN GÖRÜNTÜLERİ SİLİNMİŞ

Peki açığa alınmış eski bir emniyet müdürünün 15 Temmuz gecesi Akdeniz Bölge Komutanlığı’nda ne işi var? Hasan Basri Dağdelen’in mahkemede de belirttiği üzere 15 Temmuz gecesi saat 19:00 sularında kendilerinin Milli İstihbarat Teştilatı’ndan (MİT) olduğunu söyleyen 2 kişi evine geliyor ve emniyet müdürünün, belediye başkanının Akdeniz Bölge Komutanlığı’nda olduğunu söylüyor ve ‘acil oraya çağrılıyorsun’ diye onu oraya yönlendiriyor.

 

Devamını Şeyma Akçin şöyle anlatıyor: “Hasan Basri de garnizona gidiyor. Nejat Atilla Demirhan’ın tutuklanmaya çalışıldığını görünce ortamdaki tuhaflığı fark ediyor. Garnizondan çıkmak istiyor. Limana gidiyor, bakıyor olmuyor, teslim oluyor. Buna rağmen feci şekilde dövülüyor ve medyada sanki ‘yakalanmış’ gibi haberler çıktı. Garnizonun içinde 16 kamera var. 15’inin görüntüleri silinmiş. Koridorda kimler varsa onlar tutuklanıyor.”

‘ŞEREFSİZCE BİR DARBE YAPILIYOR’

Mersin AKUT Komutanı Hakan Topal ve Süleyman Akçin çocuklarının okulu dolayısıyla tanışıyorlar.

Topal, darbe girişimini televizyondan öğrenince Süleyman Akçin’i arıyor, ne olduğunu soruyor. Sonra da makamına ziyarete gidiyor.

Akçin’in aleyhine delil olarak kullanılan ve 460 sayfalık iddianameye giren espri bu ziyaret sırasında gerçekleşiyor: “Hakan bey, memur nezaretinde yanıma geldi ve odamda çay içtik. 15 Temmuz gecesi yaşanan darbe girişiminin hain ve şerefsizce ülkemize yapılmış bir kalkışma olduğunu TV izlerken yorumlar yapıyor, üzüntü ve şaşkınlık içindeydik. Bu esnada komiser yardımcısı Mustafa Dalgıç, odaya girdi ve göz ucuyla ‘Bu adam kim?’ diye işaret etti. Esprili bir kişilikte olduğum için ‘Oğlum heeç sorma, yeni karakol amirin bundan sonra bu’ şeklinde şaka yaptık, gülüştük.”

ESPRİ İDDİANAMEYE NASIL GİRDİ?

Şeyma Akçin bu şakanın iddianameye nasıl girdiğini şöyle aktarıyor: “15 Temmuz sabahına doğru babamın yanına Mezitli İlçe Emniyet Müdürü Kılıç Aslan, yardımcısı Üzeyir Demir ve Emniyet Amiri Dursun Demirci geliyor. Babamı tebrik ediyorlar, karakolda herhangi bir sorun olmadığı için. Tece Polis Merkezi Mezitli’ye bağlı çünkü. Hep beraber oturuyorlar. Mustafa Dalgıç o espriyi onlara da öylesine anlatıyor. Fakat Üzeyir Demir, babam tutuklandıktan sonra, Mustafa Dalgıç’ı arayıp bu olayı kayda geçirmesini yoksa kendisinin de tutuklanabileceğini söylüyor. Mustafa Dalgıç da tutuklandı, sonra bırakıldı. Babama bu iftirayı atmalarının sebebi, Mezitli’deki rüşvet çarkına çomak sokması. Babamın görev bölgesinde çok fazla rüşvet olayı oluyordu ve babam sürekli baskınlar yapıyordu. AKUT komutanı da babamdan sonra tutuklandı. Babamın lehine ifade verdi, babam onun ifadesini doğruladı. Şoförü babamın o gece darbeyle ilgili hiçbir olaya karışmadığını ifade etti fakat Hakan Topal serbest kaldı, babam maalesef.”

S.Ç adlı bir tutuklu tarafından yapılan bu çizimlerde dönemin TEM Şube Müdürü Yaşar Gidiş, el kol hareketleri yaparken görülüyor.

TEM ŞUBE MÜDÜRÜ YAŞAR GİDİŞ: İŞTE BUNLAR VATAN HAİNİ, BUNLARIN YÜZÜNE TÜKÜRÜN

Süleyman Akçin savunmasında hastaneye getirilirken Yaşar Gidiş’in halkın içine karışıp kendilerinin halka nasıl hedef yapıldığını ise söyle anlatıyor: “19.07.2016 günü yani adliyeye çıkarılmadan önce son doktor kontrolü için Devlet Hastanesi’ne götürüldük. Muayene bitimi hastane dışında toplanan halkı TEM Şube Müdürü Yaşar Gidiş galeyana getirmek için ‘İşte bunlar vatan haini, bunların yüzüne tükürün’ şeklinde yargısız infaz ederek linç girişimine zemin hazırlamıştır. Bu suç değil de nedir? Hatta o esnada halihazırda bulunan basın mensuplarına da beni ‘Vatan Haini’ olarak afişe etmiştir. Benimle birlikte mahkemeye çıkarılacak kişilerin tamamı olaya şahittir. Hele benim gibi ömrünü terörle mücadele eden eski bir harekatçıyı, terör odaklarının da hedefi haline getirilmesi etik açıdan, kanun açısından, insanlık açısından kabul edilebilir bir tarafı yoktur.”

MERSİN ÇATI DAVASI

Mersin 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 5’inci celsesi 23 Mart 2018’de karar duruşması ile sona erdi. 32 kişinin yargılandığı davada 8 kişi müebbet hapis cezası alırken 12 kişiye de çeşitli suçlardan ceza verildi. 7 kişi ise beraat etti.

Eski Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Nejat Atilla Demirhan, eski 3’üncü sınıf emniyet müdürü Hasan Basri Dağdelen, eski kurmay başkanı albay Tayfun Ergi, eski binbaşı İlhan Tabur, eski harekât şube müdürü kurmay yüzbaşı Ali Gül, eski istihbarat astsubay Mehmet Emin Toker, Demirhan’ın şoförlüğünü yapan Kadir Nevzat Yontkan ile eski başkomiser Süleyman Akçin “anayasal düzeni bozmak” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Tuğamiral Nejat Atilla Demirhan

Eski komiser yardımcısı Seydi Vakkas Fidan ile eski 4’üncü sınıf emniyet müdürü Yaşar Şimşek’e “darbeye yardımdan” 15 yıl hapis cezası verildi.

Eski polis memuru Bekir Polat ve emekli 2. sınıf emniyet müdürü Salim Yavuz’a 10 yıl 6 ay, eski komiser yardımcısı Cumali Kenru, eski Akdeniz İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı Selahattin Akçay ile eski polis Seren Kesici’ye 9 yıl, polis memurları İrfan Tellioğlu, Mustafa Uyanık, Recep Yıldız, 2. sınıf emniyet müdürü Salim Yavuz’un eşi Türkan Yavuz, eski emir astsubayı Hakan Öğüt ile eski deniz yüzbaşı Tuncay Kabukcı “silahlı terör örgütüne üyelikten” 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Emekli binbaşı Mehmet Emin Ceylan, eski AKUT Mersin ekibinin lideri Hakan Topal, eski uzman çavuşlar Ahmet Tufan Özbar, Mehmet Şimşek ile Seyhan Açar, eski polis memurları İsa Karabudak ve Mustafa Gezginci’nin ise beraat etti.

Eski polis Koray Gün ve Eski TCG Taşucu Gemisi’nin Komutanı yüzbaşı Zekeriya Kayalar’da darbe davasından beraat ederken, başka bir mahkemeden bulunan Hizmet Hareketi yargılanmalarının devam etmesi kararlaştırıldı.

Ayrıca eski kurmay başkanı albay Tayfun Ergi ve eski harekât şube müdürü kurmay yüzbaşı Ali Gül’e de “resmi evrakta sahtecilik” suçundan dava açılmasına karar verildi. İkmal Destek Komutanı Albay Ayhan Canlı ile Albay Mazhar Süha Söylem hakkında savcılığa “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan suç duyurusunda bulunulması kararlaştırıldı.

Prototip bir AKP hukukçusu: Ömer Faruk Aydıner’in Yargıtay’a yükselişi

BOLD ÖZEL

“Çocuklarımının gözyaşlarının vebalini kim ödeyecek?”

15 gün önce tutuklanıp Afyonkarahisar Cezaevine gönderilen 3 çocuk sahibi Saniye Biçer, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerelioğlu’na mektup göndererek haklarından neden mahrum edildiğini sordu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD  ÖZEL

Eşi cezaevinde olan Saniye Biçer, 4 yıldır babaya hasret olan çocuklarının annesiz de bırakılmasına isyan etti. Tutuksuz yargılanma talebinin neden dikkate alınmadığını belirten Biçer, 7. ve 8. sınıfa giden iki çocuğunun ve 6 yaşındaki kızının gözyaşlarının vebalini kim ödeyecek diye sordu.

Mayıs 2017’de gözaltına alınan ve denetimli serbestlikle bırakılan Biçer, üç yıldır karakola gidip imza atıyor, cemaat soruşturmaları kapsamında tutuksuz yargılanıyordu. Biçer, 13 Ekim 2020’de görülen ikinci mahkemesinde tutuklanıp Afyonkarahisar Cezaevine gönderildi. Aynı dosyada bulunan ve 13 yıl 6 hapis cezasına çarptırılan eşi ise 4 yıldır Afyon Dinar Cezaevinde tutuklu.

“AİLE BÜTÜNLÜĞÜMÜZ KALMADI, PARAMPARÇA OLDUK”

Hepsi eğitim çağındaki çocuklarına Kocaeli Derince’de yaşayan dede ve babaannelerinin baktığını ifade eden Saniye Biçer, “Aile bütünlüğümüz kalmadı. Paramparça olduk. Ailem çocukları hem anneye hem babaya getiremezler. Yol uzunluğu, maddi manevi külfet. Pandemiden dolayı iki kişi alıyorlar görüş için. Hangi birini kime götürecekler. Babaya hasret 4 yıldan sonra anneye de hasret bırakıldılar. Çocuklarımın bu gözyaşlarını vebalini kim ödeyecek?” dedi.

“NEDEN HAKLARIMIZDAN MAHRUM BIRAKILIYORUZ”

Pandemi nedeniyle online eğitimlere katılmak zorunda kalan çocuklarının bu sürecinin de çok zorlu geçtiğini belirten Biçer, evlerinde bilgisayar ve internet bağlantısı imkanı olmadığını söyledi. Anne ve babasının çocukların hem bakımıyla hem de eğitimiyle ilgilenmediklerini aktardı.

Hak etmedikleri ve işlemedikleri suçlar nedeniyle cezaevine konulduklarını söyleyen Saniye Biçer, bir de ‘ev hapsi ve tutuksuz yargılanma gibi haklarından’ mahrum bırakıldıklarını da ifade etti. Biçer, “Eşi tutuklu ve 3 çocuklu bir anneyi tutuksuz yargılarken ne oldu da tutuklu yargılama kararı verildi. Bu karar sadece anneyi değil, ardındaki 5-6 kişiyi de cezalandırmaktır. Telafisi zor ve imkansız yaralara sebebiyet vermektedir.” diye yazdı.

“SİZ VEKİLLERİMİZ BİZE YARDIMCI OLUNUZ”

5 Kasım 2020’de üçüncü mahkemesinin görüleceğini altını çizen Saniye Biçer, tutuksuz yargılanma talebinin dikkate alınmasını umduğunu söyledi. Biçer mektubunu şöyle tamamladı:

“Umarım sesimi duyurabilirim. Lütfen sesimi duyun ve bana yardımcı olun. Bu çocuklar bu vatanın evladı değil mi? Psikolojisi alt üst olmuş, eğitim hayatı baltalanmış birey olmasınlar. Aksi takdirde toplum olarak acısını çekeriz. Sağlıklı ruh yapısına sahip, meslek sahibi ve eğitimli bireyler olmaları için siz vekillerimiz bize yardımcı olunuz.”

“22 gün hücrede tutuldum, eşim cezaevinde kovid oldu, yavrum benimle konuşmuyor”

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“22 gün hücrede tutuldum, eşim cezaevinde kovid oldu, yavrum benimle konuşmuyor”

290 gündür kızını göremediğini söyleyen tutuklu Hülya Bayden ailece yaşadıkları mağduriyetlerinin giderilmesi için milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’ndan yardım istedi.

BOLD ÖZEL – Eşiyle birlikte tutuklanan ve Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine gönderilen Hülya Bayden, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup göndererek cezaevinde koronavirüs kapan eşini ve psikolojisi bozulan kızını anlattı.

“PSİKOLOJİM ALT ÜST”

Bir kız evladı sahibi Bayden çifti 10 ay önce tutuklandı. Mehmet Yasin Bayden Bitlis, Hülya Bayden Bakırköy Cezaevine gönderildi. Kovid-19 tedbirleri kapsamında 22 gün karantina hücresinde kalmak zorunda kalan Hülya Bayden, karantinadan çıkınca eşinin cezaevinde koronavirüse yakalandığını öğrendiğini söyledi.

Bir taraftan evlat hasreti çeken bir yandan da eşinin sağlığından endişe eden Bayden, kendisinin de ilaç kullanmaya başladığını belirtti ve “Bu sıkıntılar psikolojimi alt üst etti. Vücut direncimin düşmesine yol açtı.” dedi.

“KIZIM ONU ALMAK İSTEMEDİĞİMİ SANIYOR”

10 aydır kızına sarılamadığını vurgulayan Bayden, “10 aydır 3 yaşındaki kızına sarılamamış, sadece geçen hafta kapalı görüşte camın arkasından görmüş bir anne olarak yazıyorum. Kızım onu almak istemediğimi sanıyor, konuşmadı bana küsmüş, çocuğa salgını nasıl anlatsam ki? Eşim de tutuklu.” diye yazdı. 

Mağduriyetinin giderilmesini ve bu zorlu korona günlerinde kızının yanında olmak istediğini belirten Bayden, 290 gündür çocuğuna hasret acılı bir anne olarak yardım istedi.

Hülya Bayden’in kızı.

Astım hastası Antalya Cezaevinde koronavirüs kaptı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Astım hastası Antalya Cezaevinde koronavirüs kaptı

İki yıldır tutuklu astım hastası Ender İleriye’ye koronavirüs teşhisi konuldu. Bir aydır sıcak suyun verilmediği Antalya L Tipi Cezaevinde birçok insanın hasta olduğu belirtiliyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL 

İki yıldır Antalya L Tipi Kapalı Cezaevinde kalan astım, şeker ve kalp hastası Ender İleriye, cezaevinde koronavirüs kaptı. 35 kişilik C10 koğuşunda kalan İleriye, üç gün önce bayılınca Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine kaldırıldı. İlk yapılan testi negatif çıkan İleriye’nin ciğer filminden şüphelenen doktorlar, dün ikinci test yaptı. Pozitif çıkan Ender İleriye şu anda hastanede tedavi görüyor.

“İKİ KİŞİ KOĞUŞA BAYILDI, BİR AYDIR SOĞUK DUŞ ALIYORLAR”

Antalya L Tipi Cezaevinde bir aydır sıcak suyun akmadığını belirten Ender İleriye’nin kardeşi Ahmet İleriye, “C10 koğuşundaki herkes şu anda hasta ve bu hastalıklarını soğuk duş almaya bağlamışlar. Bir hafta önce koğuşta iki kişi bayılmış. Abim de bunlardan biri. Abim 35 kişilik koğuşta kalıyordu. Çoğunda hastalık belirtisi var. Telefon ahizesi yoluyla diğer mahkumlara da virüs geçebilir” dedi. Cezaevi yönetiminin vakaları gizlediği de iddia ediliyor.

Antalya’da bir vakıfta çalışan Ender İleriye Cemaat soruşturmaları kapsamında Ekim 2018’de tutuklandı. 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan İleriye’nin dosyası Yargıtay tarafından onaylandı.

Okumaya devam et

Popular