Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Gözaltında mide kanaması geçirdi, durumu ağır

Durumu ağırlaşan 41 yaşındaki Veysi Demir bugün Mardin Devlet Hastanesi'nden Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne sevk edildi.

Hizmet Hareketi’ne yönelik soruşturmada önceki gün gözaltına alınan Veysi Demir mide kanaması geçirdi. Mardin Devlet Hastanesi’ne kaldırılan 41 yaşındaki Demir’in durumu ağırlaştı. Bugün (13 Şubat 2019 Çarşamba) Harran Tıp Fakültesi’ne sevk edilen Demir ile ailesine 2,5 yıldır yaşatılanlar insanlık tarihi açısından utanç verici.

Sevinç Özarslan | BOLD ÖZEL

Filiz-Veysi Demir çiftinin hayatı 9 Ağustos 2016’da birdenbire alt üst oldu. Samsun İmam Hatip Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yapan Filiz Demir, o gün evlerine polis geldiğinde üçüncü çocuğuna hamileydi. Doğuma 15 gün kalmıştı.

Sosyoloji öğretmeni Veysi Demir ise dershanelerde öğretmenlik yaptığı için darbe teşebbüsüne sahne olan 15 Temmuz 2016’dan çok önce işsiz kalmıştı. Bir perdecide satış elemanı olarak çalışıyordu.

9 AYLIK HAMİLE KADINI GÖZALTINA ALDILAR

Samsun Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nden (TEM) gelen polisler, 9 aylık hamile kadını gözaltına aldı. Kadın polisler, Filiz Demir’i iki hastaneye götürdü fakat hiçbir doktor, yasada bulunmasına rağmen “karnı burnunda bir kadın gözaltına alınamaz” diye rapor vermedi.

Demir geceyi nezarethanede geçirmek zorunda kaldı. Fakat sabahı edemedi. Gece sancısı tutunca hastaneye kaldırıldı ve adli kontrolle serbest bırakıldı. Şimdi 2,5 yaşında olan Ömer bir hafta sonra 17 Ağustos 2016’da dünyaya geldi.

Hakkında terör ve şiddete bulaştığına dair tek delil olmadığı halde terörist muamelesi gören yüz binlerce kişiden biri de Veysi Demir.

Demir ailesinin evine polis ikinci kez 17 Ekim 2016 sabahında geldi. Bu kez Veysi Demir hakkında şikâyet vardı. Fakat Veysi Demir o gün evde yoktu.

İki gün önce (11 Şubat 2019) gözaltına alınana kadar da bir daha evine gitmedi.

Filiz Demir eşinin arandığı dönemde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Bir yıl boyunca evimize sabah-akşam polis geldi. Biz ne yaptık ki! Birdenbire içeri giriyorlardı. Çocuklar çok korkuyordu.

Bir gün asansörde okuldan dönen oğlum Necati (9) ile karşılaşmışlar. Çocuğu sıkıştırıp “Baban ile görüşüyor musunuz?” diye sorguya çekmişler. O yaştaki bir çocuğa bu yapılır mı? En son savcının talimatıyla kapımıza gazete astılar.”

SAVCI AYHAN DEMİR YEREL GAZETEYE İLAN VERMİŞ

Filiz Demir’in verdiği bilgiye göre şimdi Hatay’da görev yapan, o dönemin Aksaray Savcısı Ayhan Demir şikâyet üzerine yerel bir gazeteye ilan veriyor.

İlanın içeriğiyle ilgili Filiz Demir’in söyledikleri dehşet verici: “Gazetenin manşetinde 15 Temmuz’da şehit olmuş birinin fotoğrafı vardı. Şehidin ailesi ziyaret edilmiş ve röportaj yapılmıştı. Röportajın altına da eşim ve bir kişinin daha fotoğrafını kare çerçeveye alarak koymuşlardı. Altına doğum tarihini, anne ve babasının ismini ve ‘bu şahıs FETÖ/PYD örgütüne mensuptur, bu adreste ikamet etmektedir ve bütün varlığına el konulmuştur’ yazmışlardı. İlanı Samsun Kalkanca karakolundan Şeref adlı bir polis memuru kapımıza getirdi. ‘Bunu Aksaray savcılığı bize gönderdi. Bir ay kapınızda asılı kalacak, sökerseniz hakkınızda yasal işlem yapılacak’ dedi. Üç ay öyle kaldı, sonra gelip aldılar.”

“BİRLİKTE AŞURE YAPIYORDUK” DİYE İHBAR ETMİŞLER

Filiz Demir, Samsun 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davalarında geçen yıl mart ayında beraat etti.

Bir ay önce de Bölge İstinaf Mahkemesi’nden beraat kararı geldi. Fakat İstinaf’ın savcısı itiraz ettiği için dosyası tekrar Yargıtay’a gönderildi. Hakkındaki suçlamalar malum; Bank Asya’da hesabının bulunması, Aktif Eğitim Sendikası’na üye olması ve birkaç itirafçının “birlikte aşure yapıyorduk” diye ismini vermesi.

Veysi Demir çocukları ile birlikte.

Necati (9), Betül (4) ve Ömer (2,5) adında üç çocuğu bulunan Filiz Demir, geçim sıkıntısı yaşadığı için 2018 yılı eylül ayında çocuklarıyla birlikte memleketine döndü.

Eşi Veysi Demir hastalandığı için iki gün önce yanlarına gelince gözaltına alındı. Yaşadığı yoğun stres, tehdit ve baskı sonucu gözaltına alındıktan 3-4 saat sonra mide kanaması başlayan Veysi Demir, önce Mardin Devlet Hastanesi’ne, bugün de Harran Tıp Fakültesi’ne sevk edildi.

Durumu ciddiyetini koruyor. Eğer kanama durmazsa ameliyata alınacak. 2009’da askerdeyken dalak büyümesi teşhisi konulmuş ve 2010’da çürük raporu verilerek terhis edilmiş.

POLİS: AL BU KADINI, KÜLODUNA KADAR ARA !

Polisler sadece Veysi Demir’i değil, “Al bu kadını, içeriye götür. Kiloduna kadar ara.” emriyle eşini de aradı.

Filiz Demir, “Eşim geldiğinde ayakta duramıyordu, çok halsiz hissediyorum diyordu. Beti benzi atmış, sanki vücudunda kan kalmamış gibiydi. Bir şey yeyip içemedi. Ankara’ya doktora gidelim diye konuştuk. Dün öğlen kapı çaldı. Kapıyı açmam ile birlikte beni itmeleri bir oldu. 10 kişi birden içeri girdi. ‘Nerede o?’ diye bağırdılar. Eşim ‘hastayım bana dokunmayın’ dedi. Başındaki amir ‘ölüyorsun, hâlâ saklanıyorsun’ diyerek bağırdı.

Hakaret ve küfür ettiler. Avukatımızı aramamızı istemediler. Üstünü giymesine izin vermediler. ‘Konuş bak konuşmazsan biz seni konuşturmayı biliriz, çakal’ diye tehdit ettiler. Evin her yerini dağıttılar.

En küçük oğlum dünden beri ‘polis polis’ deyip ağlıyor. Kelepçe takacaklardı, itiraz edince öyle götürdüler. Akşam yanına gitmek için hazırlandığımda, saat 20:00 civarında aradılar.

Mide kanaması geçiriyormuş. Yoğun bakıma kaldırmışlar. Doktor ile görüştüm, durumunun ciddi olduğunu, hayati tehlikesinin devam ettiğini söyledi. Eşimin hastane fobisi var. Rahatlar diye düşündüm. Mardin Devlet Hastanesi’ne gittim, görüştürmediler. Endoskopi yapıldığını söylediler. Bugün de Harran’a sevk edildi.” dedi.

“BABAM KAPIMIZIN ÖNÜNDE ÖLDÜRÜLDÜ”

Filiz Demir’in babası Musa Sarıdağ 22 Eylül 2015’te Mardin Kızıltepe’de evinin kapısında öldürülmüş: “Babam devletçi biriydi. Lafını esirgemezdi kimseden. İki kişi kapıyı çalıyor ve babamı orada üç sessiz kurşunla öldürüyor. Kim yaptı bilmiyoruz, teröre kurban gitti babam.”

Süleyman Soylu’nun itiraf ettiği “Cadı avı” başladı: 1.112 kişi hakkında gözaltı kararı

BOLD ÖZEL

Kanser hastası Ahmed Burhan: Babama sarılmak ve iyileşmek istiyorum

8 yaşındaki Ahmed Burhan yetkililere seslendi: “19 aydır babamı görmüyorum. Bir yıldır hastayım. Babama sarılmak ve iyileşmek istiyorum.”

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL- Zekiye-Harun Reha Ataç’ın çocukları Ahmed Burhan Ataç bir yıldır kemik kanseriyle mücadele ediyor. 24 Eylül 2018’de teşhis konulan Ahmed Burhan Ataç’ın tek isteği babasını görmek ve iyileşmek.

Adana’da özel bir yurtta görev yaptığı için örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 20 Şubat 2018’de tutuklanan ve 30 Kasım 2018’de, 9 ay 9 yıl hapis cezasına çarptırılan baba Harun Reha Ataç’ın oğlunun hastalığından henüz haberi yok. Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinde davası görülen Ataç’ın dosyası şu an İstinaf’ta.

Zekiye Ataç, “Mahkemede oğlumun raporlarını sunduk ama hakim ‘sana indirim mindirim yok’ dedi. Ahmed’in durumunu eşime bu haftaki açık görüşte söylemeyi düşünüyorum. Onun da psikolojisi iyi değil, aslında söylemek istemiyorum ama mecburum.” ifadelerini kullandı.

Çukurova Üniversitesi Hastanesinde tedavi gören Ahmed Burhan, kemoterapi ve radyoterapi ile iyileşmeyince, geçtiğimiz temmuz ayında ameliyat edilerek kürek kemiğindeki tümör temizlenmişti. Fakat geçen hafta yapılan kontrolde tümörün akciğere sıçradığı tespit edildi.

Zekiye Ataç, “Bu hafta ara değerlendirmemiz vardı. Akciğerde 4 cm büyüklüğünde tümör tespit edildi. Bu kadar kısa sürede büyümesine ve sıçramasına doktorlar da çok şaşırdı. Çarem kalmadı. Oğlum gözümün önünde eriyor.” dedi.

Zekiye Ataç Aidbrom Internatinal’a yaptığı açıklama ise şöyle:

AHMED BURHAN VE AİLESİ…

Ahmed Burhan ve babası Harun Reha Ataç.

Zekiye ve Harun Reha Ataç’ın Ahmed Burhan dışında Fatma Betül (5) adında bir kızları daha bulunuyor.

 

Atilla Taş: Beni alın, Ahmed’in babasını serbest bırakın!

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cemal Yıldırım: AKP’nin ikiyüzlüğünü ortaya çıkarmak istiyorum

KHK’lı devlet memuru Cemal Yıldırım, yarından itibaren 5 gün boyunca AKP Ankara İl Başkanlığının önünde oturma eylemi yapacak. İki yıldır hakkını aramak için sokağa çıkan Yıldırım, tek bir amacı olduğunu söylüyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL- 677 Sayılı KHK ile ihraç edilen devlet memuru Cemal Yıldırım 13 Mart 2017’den bu yana Ankara’da eylem yapıyor. Sadece kendisi için değil, haksızlığa uğrayan herkes için döviz açan Yıldırım, eşleri kaçırılan ailelere, müebbet hapis cezasına çarptırılan Harbiyeli askeri öğrencilere, hasta tutuklulara, işkence görenlere kadar herkesin sesi olmaya çalıştı.

Herkesi de insan hakları ve demokrasi paydasında birleşmeye davet etti. İnsanlık dışı uygulamalara hep birlikte karşı çıkılması gerektiğini anlattı ve KHK mücadelesini ileriye taşımanın yolunun buradan geçtiğini vurguladı.

Eylemlerinde bugüne kadar Yüksel Direnişçileri, Veli Saçılık, HDP Ankara, Miletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, çeşitli dergi çevrelerinin destk verdiği Yıldırım iki yılda içinde birçok kez gözaltına alındı, para cezası kesildi. Yıldırım, yarından itibaren ise 5 gün boyunca Ankara Kızılay Kocatepe’deki AKP İl Başkanlığının önünde elinde dövizle oturma eylemi yapacak.

“Pazartesi gününden itibaren Ankara AKP il binası önünde ‘İhraç edildim, işimi ekmeğimi çocuğumun geleceğini geri istiyorum’ oturma eylemi yapacağım. Saat 12-13 saatleri arasında. Yılmıyor, sinmiyor, teslim olmuyoruz. Haklıyız haklarımızı alıncaya dek mücadeledeyiz…Biz kazanacağız.” açıklaması yapan Cemal Yıldırım amacını şöyle anlatıyor:

“Bir tarafta demokrasi varmış gibi hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önünde atılan işçiler oturma eylemi yapabiliyor, diğer tarafta HDP il binasının önünde devlet oturma eylemi yapıyor, ilginç bir şekilde. Bir komedi resmen. Bizler sokağa çıkıp hak aradığımızda gözaltına alınmamız 1 dakika sürmüyor. Anayasal hakkımız engelleniyor. Amacım burada AKP’nin ikiyüzlülüğünü ortaya çıkarmak. ”

Cemal Yıldırım ile eylemlerine dair bir röportaj yaptık.

Sizi eylem yapan adam olarak tanıdı herkes. Siz kimsiniz?

1970 Ankara doğumluyum. Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum. 1998’de Maliye Bakanlığına girdim. Ankara Defterdarlığında Muhasebe Müdürü olarak çalışmaya başladım. iki dönem sendika başkanlığı yaptım, iki dönem yöneticilik yaptım ve o dönemde sürgün yedim sendikal faaliyetlerimden dolayı.

Hangi sendika?

KESK’a bağlı Büro Emekçileri Sendikası. İdari cezalar aldım ama o dönemde açılan davaların hepsinden beraat ettim. Epeyce bir dava açılmıştı. 15 Temmuz’dan sonra, AKP darbesi sonrasında da bize yönelik bir şeylerin de olacağını biliyordum. 22 Kasım 2016’da 677 Sayılı KHK ile işimden atıldım. 18 yıllık memuriyetim vardı atıldığımda.

Eylemlere ne zaman başladınız?

Ben atıldığımda Yüksel Caddesinde eylemler yeni başlamıştı. Bir süre evde oturduktan sonra daha fazla evde kalamayacağımı fark ettim. Birçok insanın hakkını arayan biri olarak kendimde bir haksızlığa uğradığımda sokağa çıkmam gerekiyordu. AKP’nin politikası bizi ‘terörist’ diye yaftalayıp toplumdan yalıtmak. Evimize hapsolmamızı istiyorlardı. Biliyorsunuz 60 intihar vakası var. Toplumdan yalıtılmak ve arkadaşların içlerine kapanmaları bu intiharların nedenlerinden bir tanesi. Bizim kafamızı eğeceğimiz hiçbir durum yok. Bu nedenle sokakta olmalıydım.

Dönem dönem Yüksel Caddesindeki eylemlerde arkadaşlara destek verdim ama 13 Mart 2017’de kendi işyerimin önünde eyleme başladım. İk ay hafta içi her gün oradaydım. Sonrasında benimle birlikte atılan kadın bir arkadaşımız vardı, o da bana katıldı ve 1 yıl boyunca bu eyleme devam ettik.

Çalışma arkadaşlarınız sizi görünce nasıl tepki veriyor, ne diyorlardı?

İlk iki ay çok zor geçti. İki otobüs çevik kuvvet ve sayısını bilemeyeceğim kadar sivil polis vardı. Ciddi bir korku atmosferi yarattılar. Çünkü bizim işyerimiz, Ulus’ta Valiliğin hemen yan tarafındaydı. 20 metre ilerisi valilikti. Bana selam verenler hakkında soruşturma açacaklarını dahi söylediler. İnsanları tehdit ettiler. Göz ile selam veriyorlardı başlangıçta. Sonrasında o atılma korkusu büyüdü. Eylemin son iki ayında ben her gün gözaltına alınıyordum. Arkadaşlar da aşağıya inip gözaltına alınırken beni alkışlıyorlardı. O derece korkuları artmıştı.

Bir yıl sonunda nerede devam ettiniz eylemlere?

İş yerinin önünde artık bizim alacağımız bir şey olmadığına karar verince eylemi orada sonlandırdık. Benimle birlikte eyleme başlayan arkadaş OHAL Komisyonu tarafından işe iade edildi. “Bir şey yapmayın, yaparsanız iade edilmesiniz” gibi cümleleri de boşa çıkarmış olduk. 13 Mart 2018’de iş yeri önündeki eylemi bitirdik, hemen o hafta cumartesi günü Sakarya Caddesinde eylemlere başladım. 6 ay devam ettim. Sonra ara vermek zorunda kaldım.

Neden ara vermek zorunda kaldınız?

Eşimin işyerinde sıkıntı çıkmaya başlamıştı. Tek geçim kaynağımız eşimin işiydi. Onu da açığa aldılar zaten ve halen bir görev vermiyorlar. Oysa kendisi başarılı bir bankacıdır. Fakat haksızlığa tahammülüm olmadığı için bu yılın mart ayında tekrar eylemlere başladım. O günden beri de devam ediyorum. Çıkar çıkmaz bir dakika sürmeden hemen gözaltına alıyorlar. Ben şimdi strateji değiştirdim. Ankara’nın her yeri eylem alanı. Elimde dövizle oturma eylemi yapıyorum. Polis oralara gelmeden eylemi yapıp bitiriyorum. Yetişemiyorlar.

Nerelerde eylem yapıyorsunuz?

Anayasa Mahkemesi önünde yaptım. İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu önünde yaptım. Güvenpark’ta yaptım. Yarın da AKP Genel Merkezi önünde yapacağım. Onu ilan ettim. 5 gün boyunca oturma eylemi yapacağım.

Şu anki Türkiye ortamında AKP’nin önünde eylem yapmak büyük bir cesaret, aynı zamanda risk değil mi?

Dün biliyorsunuz Melek Çetinkaya’yı yanıma gelir gelmez gözaltına aldılar. Ben de öyle bir şey bekliyorum açıkçası. Benim amacım burada AKP’nin ikiyüzlülüğünü ortaya çıkarmak. Bir tarafta demokrasi varmış gibi hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önünde atılan işçiler oturma eylemi yapabiliyor, diğer tarafta HDP il binasının önünde devlet oturma eylemi yapıyor ilginç bir şekilde. Bir komedi resmen. Bizler sokağa çıkıp hak aradığımızda gözaltına alınmamız 1 dakika sürmüyor.

Melek Çetinkaya gözaltına alınırken sizin elinizde döviz yoktu, onun vardı.

Sakarya Caddesinde cumartesi günleri yaptığım eyleme ben elimde dövizle çıkmıyorum. Sadece sohbet ve arkadaşlarla tanışmak için gidiyorum artık. Özellikle mütedeyyin arkadaşların sokağa çıkma alışkanlığı yok. Sakarya Caddesine de bir tek o arkadaşlar geliyor. Oraya benim yanıma gelebilmeleri bile önemli bir şeylerin kırılmasına neden olduğunu düşünüyorum. Cumartesi günleri ben elimle dövizle çıkmıyorum. Buna rağmen dün 4 araba polis vardı. Normalden fazlaydı. Buna bile tahammülleri yok.

Döviz tutmak mı yasak?

Döviz açtığımızda alıyorlar, yoksa yasak değil aslında. Döviz açmadan açıklama yaptığımda yine gözaltına alıyorlar. Birkaç defa Anayasa ile çıktık küçük bir kitapçık, yine aldılar. Kendimizi ifade edemiyoruz, anayasal hakkımızı kullanamıyoruz. Anayasa Mahkemesinin “OHAL’de dahi barışçıl gösteri ve toplantı hakkı engellenemez” diye 4 kararı var, Mayıs 2019’dan beri çıkan.

Yasaya rağmen mi gözaltına alınıyorsunuz?

Evet buna rağmen. Ankara’da Emniyet Müdürlüğü ve Valilik Anayasa’yı ihlal ediyor. Anayasal suç işliyor. Asıl haklarında işlem yapılması gereken insanlar bunlar. Başka illerde yapıyorlar. Bugün Karacaahmet’te KHK’lılar Platformu bir basın açıklaması yapacak. Başka yerlerde izin veriyorlar. Ancak Ankara’da kimsenin muhalif bir ses çıkarmasına sistem müsaade etmiyor.

Kaç kere gözaltına alındınız, kaç para cezası kesildi size?

Sayısını bilemiyorum. Her gözaltımız 320 TL. Onları ödeyemiyoruz. Bana bugüne kadar 60 para cezası tebliğ edildi ama e-devlete baktığımda daha tebliğ edilmeyenler olduğunu gördüm. İşyeri önünde eylem yaparken son iki ay her gün alındım, onlar para cezası. Yüksel Caddesinde açlık grevi devam ederken 2 ay yine alındım, onlar da para cezası. Mahmut Konut diye bir arkadaşımız var. O da kendi işyeri önünde eylem yapıyor. Ona desteğe gidiyorum. Oradan da para cezaları var. Şu anda sayısını bilmiyorum cezaların. Banka hesaplarımıza da el koydular. Hesaplarımızın hepsi hacizli şu an.

Gözaltına alıp alıp bırakıyorlar sizi, ne yapıyorlar bu sürede?

Aslında resmi gözaltı işlemi yapılmıyor. Resmi gözaltı yapılsa olay savcılığa gidecek ve biz beraat edeceğiz, çünkü ortada suç yok. Gözaltı işleminden sonra bize tazminat davası açma hakkı doğuyor. Bunun adına ‘yakalama işlemi’ diyor polis. Alıp hastaneye götürüyorlar. Muayeneden geçiriliyoruz, darp raporu alınıyor ve ceza kesip bırakıyorlar. Polis de yaptığının yasadışı olduğunu biliyor. Kanun önünde bir aldatmacaya giriyorlar.

Yarın gözaltına alınıp bırakılmazsanız sizi takip edenlere ne söylemek istersiniz?

Yarın karşılaşacağım şey, daha öncekilerden farklı olacağını sanmıyorum. Belki daha fazla polis ve daha fazla şiddet olacak, bilmiyorum tam olarak. Göz korkutmak için ama ben ertesi gün yine gideceğim.

AKP’nin tüm haksızlıklarına ve hukuksuzlukların karşı mücadele etmeye devam edeceğim. Arkadaşlarımız da küçük küçük de olsa bulundukları yerlerden haksızlıklara karşı çıksınlar ve hakları için mücadele etsinler. Ancak bu şekilde kazanabiliriz. Ve kesinlikle kazanacağımızı düşünüyorum. Umutsuzluğu akıllarından ve düşüncelerinden çıkarsınlar. AKP yenilmiş ve bitmiş bir siyasi organizasyondur. Sadece bu baskıyla sonunu uzatıyor.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın çığlığı: “Çektiğim acıları size nasıl anlatabilirim ki?”

Cezaevilerinde hasta olup da sesini duyuramayan kim bilir kaç hasta daha var? 37 aydır Konya Ereğli Cezaevinde tutuklu bulunan Merve Gökkaya, 3,5 ay önce bir arkadaşına mektup göndererek çaresizliğini ve hastalığını anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Merve Gökkaya, BOLD Medya’nın ulaştığı o mektuplarda yemek, içmek ve tuvalet gibi ihtiyaçlarını tek başına karşılayamadığını, iki kişinin yardımıyla cezaevinde yaşam mücadelesi verdiğini söylüyor ve teşhis konulamayan hastalığını, yaşadığı acıları dile getiriyor:

“… 33 aydır eşimle birlikte beraber tutuklu bulunmaktayız. Bu süre içerisinde halen teşhis konuşamayan bir hastalığa yakalandım. Sık aralıklarla tüm vücudum tutuluyor, hareket edemiyorum. Kesin bir ilaç tedavisine başlatılmadığım için sürekli atak yaşıyorum ve tutulduğumda hiçbir şahsi işimi tek başıma halledemiyorum. Hep birilerinin yardımına ihtiyaç duyarak günlerimi geçirmekteyim. Ataklar anında hastaneye sevkim gerçekleşmediği için pek çok tahlil-tetkikler yapılmasına rağmen tanı konulamıyor.”

Gökkaya, daracık alanda ve buz gibi bir ortamda zor şartlarda yaşamanın ne olduğunu kelimelere dökmenin imkansızlığını vurgulayarak şöyle devam ediyor: “Her gün 24 basamaklı merdivenden defalarca birilerinin yardımıyla ve acıyan bakışlar eşliğinde inip çıkmak, wc-banyo ihtiyacımda güçlükte ayakta durmak ve yine birinin yardımını beklemek zorunda kalarak hapishanede yaşam mücadelesi vermekteyim. Tutuluyorum ve o vakitlerde oturduğum yerden kalkamıyor, bir bacağımı dahi kaldıramıyorum. Bazı ataklarda parmaklarımı hareket ettiremediğim için çayımı, yemeğimi birilerinin yardımıyla yiyip içebiliyorum.”

Merve Gökkaya ve koğuşunda annesiyle birlikte tutuklu bulunan bir kız çocuğu. Konya Ereğli Cezaevi.

KOYDUKLARI TEŞHİSİ GERİ ÇEKTİLER

2017 yılından bu yana tüm vücudunun tutularak ağrılı zor bir süreç geçirdiğini söyleyen Gökkaya, doktorların önce hastalığına Ankilozan Spondilit teşhisi koyduklarını ama sonra vazgeçtiklerini söylüyor. Hastaneye götürülürken gördüğü muameleyi ve çaresizliğini “Bu süre içerisinde çektiğim ağrıları, zorlukları, acıları nasıl anlatabilirim ki size?” cümleleriyle ifade eden Gökkaya,

“Hastaneye sevkim olduğunda ellerim kelepçeli halde kötürüm yürümeye çalışmak, rink aracına inerken, binerken birilerinden yardım dilenmek, gencecik yaşımda tekerlekli sandalyeye mahkum olarak (yine o halde bile ellerim kelepçeli) iki büklüm ağlayarak doktora götürülmek ve hiçbir sonuç alamadan geri getirilmek, tekrar tekrar aynı şeyleri yaşamak… Bu süre içerisinde çektiğim ağrıları, zorlukları, acıları nasıl anlatabilirim ki size?” ifadelerini kullanıyor.

BİR İFTİRA İLE HAPSİ ATILDIM

Örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Merve Gökkayya (29), “Hayatımın baharında, evliliğimin ilk yıllarında, yepyeni hayallerim varken bir iftira ile hapise atıldım, halen sağlık durumum giderek ciddileştiği halde tutuklu bırakılıyorum. Ben neden burada bu kadar süredir tutuluyorum?” diyerek tahliye çağrısında bulunuyor.

5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu 16/6 maddesine göre cezaevinde ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayan hastaların tahliye edilmesi gerekiyor. Kanunda şöyle deniliyor:

“Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı üçüncü fıkrada belirlenen usule göre iyileşinceye kadar geri bırakılabilir.”

İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Hapishaneler Komisyonunun raporuna göre cezaevlerinde 457’si ağır olmak üzere bin 333 hasta tutuklu bulunuyor.

Merve Gökkaya koğuş arkadaşlarıyla. Konya Ereğli Cezaevi.

MERVE GÖKKAYYA’NIN HER SATIRI ACI DOLU O MEKTUPLARI…
1. MEKTUP

“Konya Ereğli TTK CİK’te 7 yıl 6 ay ceza ile hüküm özlü olarak 33 aydır tutuklu bulunmaktayım. Tutuklu kaldığım bu kadar yıldır sağlık problemlerimle başa çıkmaya çalışıyorum. Kurumdaki imkansızlık ve olumsuz şartlar (ortamın soğukluğu, kıyafet kısıtlaması, yemeklerin yetersizliği, koğuşun iki katlı olup her gün merdiven inip çıkmak zorunda olduğum, tedavimin ve kontrolümün yeterli olmadığı, her an ikinci bir kişinin yardımına muhtaç olduğum vs.) hastalığımı şiddetli derecede artırmaktadır. Ne verilen ilaçlar ne de vurulan iğneler tedavime olumlu cevap vermemekte. Bu süre içerisinde birkaç kez farklı doktorlara muayeneye götürüldüğüm halde tüm vücudumun tutulmasına bir çare bulunamadı ve teşhis konulamadı.

Daracık alanda ve buz gibi bir ortamda zor şartlarda yaşamanın ne olduğunu kelimelere dökmek imkansız. Her gün 24 basamaklı merdivenden defalarca birilerinin yardımıyla ve acıyan bakışlar eşliğinde inip çıkmak, wc-banyo ihtiyacımda güçlükte ayakta durmak ve yine birinin yardımını beklemek zorunda kalarak hapishanede yaşam mücadelesi vermekteyim. Tutuluyorum ve o vakitlerde oturduğum yerden kalkamıyor, bir bacağımı dahi kaldıramıyorum. Bazı ataklarda parmaklarımı hareket ettiremediğim için çayımı, yemeğimi birilerinin yardımıyla yiyip içebiliyorum.

TEDAVİMİN YAPILAMAMASINI NASIL TARİF EDEBİLİRİM?

Öyle zamanlarda oturduğum yerden kalkamadığım vakit birinin yardımı ile doğrularak ihtiyaçlarımı gidermeye çalışıyorum. Tüm bunlar olurken tedavim adına bir şeyler yapılamamasını, elimden bir şey gelememesini bilmem ki nasıl tarif edebilirim. Veya elim, kolum, omuzlarım tutulduğu vakit dilekçe dahi yazamadığımda ihtiyacımı, taleplerimi, durumumu nasıl ifade edebilirim ki kurumda dilekçesiz adım bile atılmazken…

İKİ BÜKLÜM AĞLAYARAK DOKTORA GÖTÜRÜLMEK…

Hastaneye sevkim olduğunda ellerim kelepçeli halde kötürüm yürümeye çalışmak, rink aracına inerken, binerken birilerinden yardım dilenmek, gencecik yaşımda tekerlekli sandalyeye mahkum olarak (yine o halde bile ellerim kelepçeli) iki büklüm ağlayarak doktora götürülmek ve hiçbir sonuç alamadan geri getirilmek, tekrar tekrar aynı şeyleri yaşamak… Bu süre içerisinde çektiğim ağrıları, zorlukları, acıları nasıl anlatabilirim ki size?

BİR İFTİRA İLE HAPSE ATILDIM

Hayatımın baharında, evliliğimin ilk yıllarında, yepyeni hayallerim varken bir iftira ile hapise atıldım, halen sağlık durumum giderek ciddileştiği halde tutuklu bırakılıyorum. Burada zorunlu geçirtilen her gün benim sağlığımı, ruh sağlığımı, bedenimi, iftira sonucu dağıtılan yuvamı, eşimi, ailemi, en önemlilerinden biri olan anne olma yetimi yitirmeme neden olmakta ve buna sebep olan merciler durumumu gözardı etmektedir. Ben neden burada bu kadar süredir tutuluyorum?

DÖRT DUVAR ARASINDA ÖLÜME MAHKUM EDİLMEKTEYİM

Adalet Kurulunun tutuklulukta; Adli Kontrol şartı veya elektronik Kelepçe uygulama imkanı olduğu halde bu kadar süredir rahatsızlıklarım, ruh sağlığım gözününde bulundurulmadan, uzun tutukluluk süresi dikkate alınmadan, halen dört duvar arasında ölüme mahkum edilmekteyim. Burada geçen her bir saniye sağlığım aleyhinde işlemekte ve ben ne yapacağımı, ağrılarımla, hareketlerimi kısıtlayan tutulmalarım ile nasıl mücadele edeceğimi bilmeden umutsuzca beklemekteyim.
Sağlık durumum ve rahatsızlıklarımla ilgili raporlar dosyamda mevcut bulunmaktadır. Elbette suçsuzluğum bir gün ortaya çıkacaktır ve adalet gerçekten yerini bulacaktır. Yanlışlıklar sonucunda tarafıma verilen hüküm bir gün düştüğünde bu zararın, kaybetmeye başladığım sağlığımın telafisi nasıl mümkün olacaktır?

ÇARESİZCE HASTALIKLARIMA DERMAN ARIYORUM

2016 yılı nisan ayında bir daha çocuğumun olamayacağı riskiyle tüp bebek yaptırmak zorunda kaldım. Olumsuz sonucun ardından 2. kez zaman kaybetmeden tekrar denememiz gereken tüp bebek tedavim, eşimle beraber tutuklandığımız için gerçekleşemedi. Üzerinden geçen yaklaşık 3 yıl aile olabilmemiz adına son şansımızı yitirmiş olmamız korkusundayım. Bu konudaki akibetim hakkında bilgi sahibi olamıyorum. Yumurtalıklarım her geçen gün azalmakta ve risk altındayım. Ben de anne olmak istiyorum ve bunun için gereken tedavimi yapmak istediğim halde elimden bir şeyin gelmemesi canımı çok yakıyor.

Anne olamama ihtimalim günler geçtikçe artmaktadır ve bu beni, psikolojimi cidden yıpratmaktadır. Telafisi mümkün olmayan bir süreç yaşamaktan çok korkuyorum. Ayrıca tedavimin acilen tekrarlanması için tüp bebek merkezi tarafından verilen talep dilekçesi mahkeme sırasında dosyama eklemek üzere sunulduğu halde heyet tarafından hiçbir şekilde dikkate alınmadı. Çaresizce hastalıklarıma derman arıyorum. Ne yazık ki haksız yere tutsak olduğum için bulamıyorum.

KISA

(Editörün notu: Merve Gökkaya, aynı mektupta durumunu kısaca özetleyerek arkadaşından bu mektupları farklı kişilere ulaştırmasını istemiş)

Konya Ereğli TTK CİK’te 7 yıl 6 ay ceza ile hüküm özlü olarak 33 aydır eşimle birlikte beraber tutuklu bulunmaktayız. Bu süre içerisinde halen teşhis konuşamayan bir hastalığa yakalandım. Sık aralıklarla tüm vücudum tutuluyor, hareket edemiyorum. Kesin bir ilaç tedavisine başlatılmadığım için sürekli atak yaşıyorum ve tutulduğumda hiçbir şahsi işimi tek başıma halledemiyorum. Hep birilerinin yardımına ihtiyaç duyarak günlerimi geçirmekteyim. Ataklar anında hastaneye sevkim gerçekleşmediği için pek çok tahlil-tetkikler yapılmasına rağmen tanı konulamıyor.

Haricen 2016 nisan ayında yumurtalıklarımın hızla alınması nedeniyle tüp bebek yaptırmak zorunda kaldım ve olumsuz sonuç çıktı. Ara vermeden yakın zamanda (4-5 ay sonra) tekrarlanması gereken tedavim eşimle beraber tutuklandığımız için gerçekleştirilemedi. Anne olma yetimi yitirmekteyim ve burada geçirdiğim her bir gün sağlığım adına aleyhime işlemektedir. Benim durumumda olan birçok kişi şu an tutuksuz yargılanmaktadır. Bu zamana değin birçok üst merciye mektup ve dilekçelerle başvurduğum halde olumlu dönüş alamadım. Çaresiz durumdayım.

2. MEKTUP
RAHATSIZLIĞIMIN BELİRTİLERİ

2017 yılında tüm vücudum tutulmaya başladı. Öncesinde herhangi bir buna benzer rahatsızlık geçirmedim. Bazen sebepsiz tutuldum. Bazen de ya temizlik ya da elde çamaşır, bulaşık yıkadığımda tutuldum.

4 KEZ ATAK YAŞADIM, VÜCUDUM KASKATI KESİLDİ

Tutulan yerler her defasında farklı ama sık sık tekrarlanarak gerçekleşti. Mesela sadece sırtım tamamen tutuldu, bacaklarımın ön kısmı ve ayak bileklerim tutuldu, bacaklarımın tümü veya arka kısmı ve kalçam tutuldu. Kollarım, bilek, ellerim ve parmaklarımın tümü tutuldu. Bir sefer de göğüs, ve çok sık omuz ve boynum tutuldu. Ve tüm bu saydığım tutulmalar bazen ayrı ayrı bazen de birkaçı birleşerek oldu ve sık sık oldu. Bu zamana kadar 4 kez atak yaşadım. Bu ataklar da kastettiğim başımdan ayak bileklerime ve parmaklarıma kadar tüm vücudum kaskatı kesildi. Yataktan kalkamadım hareket dahi edemedim. Yemeğimi ve ihtiyaçlarımı iki kişinin yardımıyla ancak giderebiliyordum. Bu ataklar 2-3 gün kadar sürdü. 2-3 ayda bir kez olurken bir yıldır haftada bir iki kez olmaya başladı.

Tutulmalar da uyuşuklukla beraber vücut ısımın artarak devam ettiğini fark ettim. Ve kaslarımın tamamen gerildiğini ardından hareketsiz kaldığımı fark ettim. Bir defa omurgam, kuyruk sokumuna kadar tutuldu ve hiçbir şekilde hareket edemedim. Kalça kemiğim ve kuyruk sokumumda her gün, her saat bir ağrı hissediyorum. 10 dk oturduğumda ağrıyla beraber o kısmın tutulduğuna birkaç kez şahit oldum, aynı şekilde ayakta beklerken de…

Özellikle bacaklarımın üst kısmı tutulduğunda küçük damarların çıktığını (çatlak toprak gibi görünüyordu) ve elimle tutulan yerlere bastırdığım ve çektiğimde bir müddet parmaklarımın izinin kaldığını, sanki şişlik varmış gibi renk değiştirdiğini gördüm. Hemşire ödem oluştuğunu söyledi. Bu tutulmalarda, iğne vurulduğunda (DOLİNE), 3-4 günde ancak geçip rahatlıyorum. Vurdurmazsam bir hafta geçmiyor.

NEDEN TUTULDUĞUM TESPİT EDİLEMEDİ

2017 yılında ramatoloji uzmanı tarafından (Meram Tıp Fak. Konya) Ankilozan Spondilit teşhisi koyulmuştu. Ağrı olduğunda Endal 25 mg haptan kullanmamı söyledi. Gün geçtikçe tutulmalar artınca tekrardan sevk istedim. FTR ve ramatoloji uzmanlarına 1-2 kez götürüldüm. CRP-20 çıktı bir kez kanda ama emarda bir şey çıkmadığı ve yapılan tahlil tetkiklerde ilk sonuç gibi çıkmadığından teşhis muallakta kaldı.

Ve neden tutulduğum halen tesbit edilemedi. Geçici kas gevşeticilerle çözüm bulunmaya çalışılıyor. Gün geçtikçe hastalığım ilerliyor.

Bu zamana kadar FTR – Ramatoloji uzmanlarının verdiği ve kullandığım ilaçlar şunlardır:
– Etotio 400 mg / 8 mg 8 (Etodolak tiyakolşikosid)
– Naprosyn 750 mg (Naproksen) – Aprol Ford 550 mg (Naproksen Seydum)
– Endal 25 mg (Indometazin) * Endal 100 mg Fitil (Indometazin Supozitavar)
– Rantudil 90 mg (Asemetazin) * Rantudil Forte 60 mg (Asemetazin)
– Doline iğne.
Tüm bu ilaçları ara ara kullandım. Mg yüksek olanları müdemde ülser, safrakesem de olmadığı için arada bırakmak zorunda kaldım. Tutulduğumda Endal 25 mg’ı kullanmam söylendi ama hiçbir faydasını görmedim, diğerlerini aldığımda da geçici olarak ağrılarımı dindirdi.

HER SABAH YARIM SAAT TUTULAN YERLERİN AÇILMASINI BEKLİYORUM

Yine doktorun verdiği bel egzersizlerini yapıyorum ama bazılarını yapmakta güçlük çekiyorum. Dizlerimi bükerken ağrı ve uyuşma olduğu için geri kalkamıyorum. Bacaklarımı düz bir şekilde uzatmaya çalışırken diz kapağının arkasında bir çekilme oluyor, uzatamıyorum ve kuyruk sokumu ile kalça kemiklerimdeki ağrı şiddetleniyor. Hiç tutulmasam da bu ağrı hep var. Her sabah uyandığımda ellerim, parmaklarım ve boğumlarında tutulma ve kasılmalar oluyor. Her gün bir yarım saat tutan yerlerin açılmasını bekliyorum. Herhangi bir şişlik, kızarıklık vs yok ama sadece içten ağrı ve tutulma oluyor.

15 DAKİKADAN FAZLA AYAKTA KALAMIYORUM

Sandalyede otururken dizlerimin ve ayak bileklerimin uyuşarak ağrıdığını fark ediyorum. Ayakta 15 dk. Fazla kalamıyorum. Bu süreyi geçince kalçam ve bel kısmım bacaklarıma kadar tutulmaya başlıyor. Gece yattığımda sırt üstü uzun süre duramıyorum. Sağıma doğru yattığımda ağrı oluyor, yine sola doğru yatıp dizlerimi göğsüme doğru çekerek ancak rahat uyuyabiliyorum. Bu uygun pozisyonu almam yarım saat uğraşla oluyor.

Gece ağrılarım artıyor. 10 dk sonra ancak yataktan doğrulabiliyorum. Kalem tutarken (şu an parmakları tutuldu ve kalemi bıraktığımda o şekilde kalıyor) kilitleniyor parmaklarım ve bir 10 dk açılmasını bekliyorum. Bu tutulmalar hareketlerimi ileri derecede kısıtlıyor. Halen bir tanı koyulamadı ve en son Ankilozanspandilit teşhisi iptal edildi. Nasıl bir yol izlemem gerektiğini bilmemekteyim. Bu yüzden tavsiye ve yönlendirmenize ihtiyacım var.

Cezaevinde bir ölüm daha: KHK’lı öğretmen Kemal Bilici hayatını kaybetti

Okumaya devam et

Popular