Bizimle iletişime geçiniz

Medya

Tutuklanan gazeteci Zafer Özcan’ın kızı: “Bizim tılsımımız birbirimize sahip olmak”

Geçtiğimiz hafta tutuklanan gazeteci Zafer Özcan’ın kızı Ebrar Beyza Özcan, kişisel blogunda “babama dair” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

BOLD-Bugün gazetesi yazarı, eski Zaman ve Aksiyon muhabiri Zafer Özcan geçtiğimiz hafta tutuklandı. Gazeteci Özcan, Avrupa Birliği çalışmaları ve kitaplarıyla tanınıyor. Ailesiyle birlikte yaşadığı Manisa’nın Akhisar ilçesinde gözaltına alınan Özcan aynı gün tutuklandı.

Özcan’ın ardından kızı Ebrar Beyza Özcan kişisel blogunda bir yazı kaleme aldı.

Ebrar Beyza Özcan

BABAMA DAİR

Bir gün her zaman ki gibi akşam yemeği için bekliyorduk babamı. Henüz kimse soframızı dağıtmamıştı böyle. Bir arada olabilmek şimdikinin aksine bir lüks değil, sahip olduğumuz en güzel rutindi. Ben açtım ona kapıyı. Gülümsüyordu, bir şey anlatacaktı bana. İfadelerini, sevincini ve hüznünü çok iyi anlardım, ona en çok benzeyen evladı olmamdan ötürü sanırım. Biraz ıslanmıştı üstü başı. Bundan bir hafta kadar öncesinde yağmurlu bir günde araba kullanırken dikkatsizlikle yoldan geçenlere su sıçratmış, tam o anda inip özür dilemeyi istemiş ancak durma imkanı olmadığından vicdan azabı ile birlikte yoluna devam etmişti. Yanında da ben vardım, “bile isteye yapmadın sonuçta” diyerek teskin etmeye çalıştım onu biraz. “Umarım bir şekilde bu dünyada öderim bu hatamın bedelini, çok üzgünüm” dedi. Dokunsam ağlayacak bir kıvamdaydı, ben o zaman anlayamamıştım neden bu kadar üzüldüğünü. İşte bu olaydan yaklaşık bir hafta sonra, eve üstü başı ıslanmış bir şekilde geldiğinde heyecanla anlatmaya başladı olan biteni. “Hatırlıyor musun ben yoldan geçenleri ıslatmıştım yanlışlıkla, bugün de bir araç beni ıslattı aynı şekilde. Neredeyse teşekkür edecektim adama. İnşallah ödemişimdir hatamın bedelini kızım” dedi…

Daha pek çok örnekle anlatabileceğim şekilde, kul hakkına riayet eden ve bize de sürekli bunu öğütleyen biriydi babam. Onun karakterine o anda hayran kalmış, bu tertemiz heyecanı karşısında gözlerim dolmuştu.

Bizim için kötü zamanlar başladığında çok farklı bir noktaya evrildi ilişkimiz. Bana hep çok düşkündü ama artık evladından öte sırdaşıydım onun, dert ortağıydım. Hiç unutamam, birlikte geçirdiğimiz kısa bir tatilimin ardından beni İstanbul’a uğurladıktan sonra bir yazı yazmıştı bana. Bu süreçte yanında olduğum için çok şanslı hissettiğini ve ona dayanma gücü verdiğimi anlatıyordu. O an büründüğüm kimlikte aslında nasıl biriydim, nasıl biri olmam gerekiyordu bilmiyorum. Tek yapmaya çalıştığım şey senelerdir beni saran kozayı çatlatıp dışarı çıkmak ve büyümekti. Büyüyebildim mi, onu bir an olsun tüm bu çirkinlikten uzak tutmayı başardım mı, bilmiyorum. Ama kendimize romanlardan bir dünya ördük beraber. Sadece ikimiz ve çağlar boyu yaşanmış aşklar, isyanlar, ayrılıklar vardı dünyamızda. Zaman zaman satır aralarında kendimize benzeyen insanlara rastlardık. Sanırım en büyük tesellimiz buydu. Dünya elbette dümdüz bir yol olmayacaktı ama insan bazı şeyleri ancak kendi başına geldiği zaman fark ediyordu. İnsanlık tarihinde acıdan ve ayrılıktan bol ne vardı zaten?

Babam hayvanları çok severdi. Bilhassa kedilere ayrı düşkündü. İkimiz yolda yürürken bir kediye rastladığımızda hemen yanına gider, onu sevdikten sonra yola devam ederdik. Sanırım onunla yürüyor olmanın en güzel yanı buydu. Göğsündeki o merhameti somut bir varlık gibi hissederdiniz onu tanısanız. Ben bütün hatalarımı o merhametin yumuşak iklimine bırakır, beni sarıp sarmalayacağı anı beklerdim. Zaman zaman beni öpmek istediğinde yanağıma batan sakallarından rahatsız olup geri çekilirdim, en büyük pişmanlığım bu şimdi. Onunla aramıza örülen duvarın ardında, içimden onunla konuşuyorum devamlı. Zihnim sınır tanımıyor, oradan da işitiyordur ağladığımı eminim. Kızıyordur belki bana içten içe. “Ağlanacak bir şey yok” diyordur tatlı sert sesiyle. Bense ruhumu özgürleştirmek, onu anlatmak, onu tanımayanlara nasıl biri olduğunu gösterebilmek için yazıyorum. Yüreğimi dolduran tüm hisler beni boğmasın, derdimi halden anlayanlara pay edeyim diye yazıyorum.

Biliyorum, daha seyahatler edeceğiz birlikte, onun şefkatini tanımayan kediler var henüz. Kitaplarının da boynu bükük kaldı.

Babam her kesimden insanla işi gereği tanışmış, onların nazarında özel bir yere sahip olmuş biriydi. Açık fikirli ve ön yargısız kişiliği sayesinde birbirine zıt pek çok karakterin sevdiği biri olmayı başarmıştı. Kendisine yapılmış kötülüklere, hadsizliklere bir gün olsun misliyle karşılık vermedi. “Bizim onlardan bir farkımız olsun. İyiliğe iyilikle karşılık vermek kolay, zor olan kötülüğe iyilikle karşılık vermek” derdi. Aşkla yaptığı mesleğini kaybettiğinde dahi bizi o teselli etti. Bunca senelik birikimi bir anda yok olmuş, vaktiyle hiç susmayan telefonu derin bir sessizliğe bürünmüştü. Öne çıkan bir diğer özelliği ise vefasıydı bana göre. İmkanlarını zorlayarak da olsa hal hatır sormayı ihmal etmezdi hiç. Ama bolca vefasızlık gördü, hiç bahsetmek istemese dahi çok içerlerdi tüm bunlara biliyorum. En yakının düşman kesildiği, sınırsız kötülüğün kol gezdiği bir zamanda her şeyi normalleştirmeye çalışırdı kendi içinde. Göğsündeki sızıyı bilirdim, zaman zaman nükseden bir hastalık gibi rahatsız ederdi onu insanların bu kadar kötülüğe kabiliyetli oluşu.

Onunla ilgili anlatmak istediğim onlarca şey var. Elimden gelse herkese tek tek tanıtmak isterdim onu. Yapabileceğim tek şeyi yapıyor, yazıyorum şimdilik. Uçsuz bucaksız bir düş ve yazı evreninde ona yoldaşlık etmiş olmanın büyüsünü nasıl anlatabilirim, bilmiyorum. Hayatımın orta yerinde bir anıt gibi bıraktığı parmak izlerini vicdan haritam yaptım.

Çetin Altan’ın bir denemesini okutmuştum ona. “Bizim hayatımızın tılsımı nedir sence?” demişti onu okuduktan sonra. O an düşünmek istemiştim bunu ama artık cevabı biliyorum.

Bizim hayatımızın tılsımı, birbirimize sahip olmamızdan başka ne olabilir ki?

YAZININ ORİJİNAL LİNKİ

Medya

Tutuklu gazteci Aziz Oruç’un eşi Hülya Oruç: Kantinler kapalı, hijyen yok

Cezaevlerindeki durumu paylaştığı için hakkında soruşturma açılan Hülya Oruç, tutuklu gazeteci eşinden aldığı bilgileri aktardı. Kantinlerin kapatıldığını, karantinaya alınanlar olduğunu söyledi.

BOLD – Tüm dünyada koronavirüs (Kovid-19) salgınından kaynaklı ölümler artarak devam ediyor. Vaka ve ölüm sayısı gittikçe artan Türkiye’de salgın nedeniyle tartışmaların odağında ise infaz yasası bulunuyor. Meclis Adalet Komisyonu’nda kabul edilen infaz düzenlemesinde siyasi tutuklular kapsam dışında bırakıldı. Düzenlemeye tutuklu aileleri tepki gösteriyor. Ağrı’nın Patnos ilçesinde bulunan L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Gazeteci Aziz Oruç’un eşi Hülya Oruç, cezaevlerinde herhangi bir önlem alınmadığını söyledi.

“ZATEN LAĞIM KOKUSUNDA YAŞIYORUZ”

Son görüşmenin 4 Mart’ta gerçekleştiğini kaydeden Oruç, koğuşlarda hiçbir tedbirin alınmadığını aktardı. Tutukluların başlı başına bir hijyen problemi yaşadıklarını ifade eden Oruç, eşinin son görüşmede kendisine, “zaten bizim koğuşta korona dışında hijyen problemi var. Sürekli lağım kokusu ile yaşıyoruz. İstifra, mide bulantısı, ateşlenme ve halsizlikten yatıyoruz’ dediğini aktardı. Salgından kaynaklı hala tedbirlerin alınmadığını aktaran Oruç, “Aylardır hiçbir önlem, tedbir yok. İki haftada toplam 20 dakika konuşmuş oluyorum. Durumu nasıl, ne yapıyorlar, ne haldeler bilmiyoruz. Aziz’in 2 buçuk aydır doktor talebi var. Kabul etmiyorlar. Doktora çıkarılmayan insanların hasta olduğunu nasıl kontrol edilecek. Cezaevleri hiçbir şekilde güvenli değil” diye konuştu.

Tutuklu gazeteci Aziz Oruç

CEZAEVİNDEKİ DURUMU PAYLAŞTI DİYE SORUŞTURMA

Cezaevlerine önlem alınmadığına dair sosyal medyada paylaşım yaptığı için hakkında soruşturma başlatıldığını aktaran Oruç, “Bu devlet hasta tutukluları ölürken bıraktı. Mevcut durumda da bunu yapacaklar. Bu şekilde saklanmak için ‘salgını biz mi getirdik’ diyecekler. Salgını siz getirmediniz ama tutukluları korumak için hiçbir şey yapmadınız” dedi.

KANTİNDEN HİÇBİR ALIŞVERİŞ YAPAMIYORLAR

Eşi Oruç ile dün telefonla görüştüğünü aktaran Oruç, tutukluların 10 günden fazla hiçbir şekilde alış veriş yapamadıklarını belirtti. Sürekli alışveriş fişlerinin geri çevrildiğini dile getiren Oruç, “Aziz ile konuştuğumda durumlarının çok kötü olduğunu söyledi. Bir kalp hastası tutuklunun rahatsızlandığını, 10 gündür kendisinden haber alınamadığını söyledi. Cezaevinde karantinaya alınmış olabileceği düşünülüyor. Aziz cezaevinde hastalık söylentilerinin olduğunu, birkaç kişinin karantinada olduğu duyumu aldıklarını söyledi. Kaç aydır hiçbir önlemin alınmadığını, hijyenik olmayan koşullar içinde yaşadıklarını sürekli tekrarlıyordu” diye belirtti.

Aziz ve Hülya Oruç

SUSKUN KALMAYACAĞIZ

İnfaz yasasından yine siyasi tutukluların yok sayıldığının altını çizen Oruç, şunları söyledi: “Dünyanın her yerinde eleştirilen İran gibi bir ülkede ayrım yapılmadan tutuklular serbest bırakıldı. Yıllardır demokratik bir ülkeden bahsediyor. Fakat kendi kurallarını çizen iktidarlar tarafından yönetiliyoruz. Bizler tutukluların sesi olmaya devam edeceğiz. Susarsak hiç etkili olmayacağız. Herkes cezaevlerindeki sorunların çözümü için sesini yükseltmelidir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fatih Portakal hakkında suç duyurusunda bulundu!

Okumaya devam et

Medya

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fatih Portakal hakkında suç duyurusunda bulundu!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, FOX TV sunucusu Fatih Portakal hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduğu öğrenildi.

BOLD-AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle yaptığı açıklamaları eleştiren FOX TV Ana Haber Sunucusu Fatih Portakal hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu.

Fatih Portakal’ın sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarından rahatsız olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Portakal hakkında “yalan ve halkı manipüle etmeye yönelik ifadeler paylaştığı” iddiasıyla suç duyurusunda bulunduğunu bildirdi.

Fatih Portakal, FOX TV’deki Ana Haber bülteninde ve sosyal medya hesabından koronavirüs salgını nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı ekonomik tedbirleri sıkça eleştirmişti. Portakal, son olarak bugün paylaştığı mesajında “Tekalifi Milliye hatırlatılıp ‘zor günlerden geçiyoruz’ denilerek mevduatı veya tasarrufu olanlardan para istenmesin bir de! Korona sonrası ödeyelim derlermiş bir de! Olmaz olmaz diyemiyorum maalesef!” demişti.

İmamoğlu, yandaş medyadan 3 isim hakkında suç duyurusunda bulundu

 

Okumaya devam et

Medya

Japonya’nın paketi 998 milyar, Türkiye’nin 15 milyar dolar olunca insan çok şaşırıyor

Koronavirüsle mücadele paketlerinin ülke yönetiminin yeterliliği ve yetersizliği konusunda bilgi verdiğini savunan Fatih Portakal, Türkiye’de açıklanan paketin kendisini şaşırttığını söyledi.

BOLD- Sosyal medya hesabından ülkelerin koronavirüsle mücadele kapsamında açıkladığı paketlere değinen gazeteci Fatih Portakal Japonya ile Türkiye’de açıklanan rakamları karşılaştırdı. Rakamların ülke yönetiminin yeterliliği ve yetersizliği konusunda bilgi verdiğini savunan Portakal, Türkiye’de açıklanan paketin kendisini şaşırttığını söyledi.

Portakal paylaşımında, ”Salgın belası devlet yönetimlerinin yeterlilik veya yetersizlik anlamında güçlerini de ortaya çıkardı. Mesela yönetimlerin halka yönelik ekonomik destek paketleri. Son Japonya açıkladı 988 milyar dolar. Türkiye’nin paketi 15 milyar dolar olunca insan çok şaşırıyor” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu: Hazine tamtakır, iktidar böyle devam ederse ekonomik ve sosyal buhran olur

Okumaya devam et

Popular