Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Tutuklu Deniz Hakan Şen’in adım adım öldürülüşünün belgeleri ve vahim hikayesi

BOLD’un ulaştığı belgeler, Şen’in cezaevi-hastane-doktor üçgeninde, ölüme  nasıl sürüklendiğini kanıtlıyor. Eşine söylenense: “Tecavüzcü olsaydı daha kolay olurdu”

SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD Özel

42 yaşındaki tıbbı mümessil Deniz Hakan Şen’in vefatı üzerinden bir yıl geçti. Ne eşi Hüsna Şen, ne iki çocuğu yaşatılan acıları ve travmayı atlatabilmiş değil. Ona ve ailesine yaşatılanlar, hasta tutuklulara yapılanların ulaştığı akılalmaz boyutu gösteriyor. Şen’in hikayesi, açık yasa hükümlerine rağmen cezaevlerinde bulunan yüzlerce hasta tutuklunun durumuna ışık tutuyor.

Geçen yıl mart ayında hayatını kaybeden Deniz Hakan Şen’in cezaevi yönetimine yazdığı yaklaşık 40 dilekçeden 4’ü ile hastanedeki fotoğraflarına ulaştık.

“TECAVÜZCÜ OLSAYDI DAHA İYİ OLURDU” DEDİLER

Telefonla görüştüğümüz Deniz Hakan Şen’in eşi Hüsna Şen, mide kanseri teşhisi konulan ve bir sürgün gibi hastane hastane dolaştırılan eşi için “Kendi başına dönemeyen eşimi yatağa kelepçelediler. İdrar torbasını bile ona boşalttırdılar. Türlü bahanelerle o hastaneden bu hastaneye sürüklediler. Tedavisini geciktirdiler. Refakatçi izni almak için adliyeye gittiğimde ‘eşin tecavüzcü ya da katil olsaydı daha kolay olurdu’ dediler. Ömrüm vefa ettiği müddetçe bu işin peşini bırakmayacağım. Bu benim, eşime son vefa borcum.” diyor.

42 yaşındaki tıbbi mümessil Deniz Hakan Şen 1 Ekim 2017’de tutuklandı ve Silivri Cezaevi’ne gönderildi. Daha önce birlikte çalıştığı Muğla Dalyan’da bir otelin sahibi olan Taner Özkaradeniz tarafından Hizmet Hareketi’yle ilişkili olduğu gerekçesiyle ihbar edilmişti. Bylock kullanmadığı halde, Bylock kullanıcısı olduğu, iptal ettirdiği Digiturk aboneliği iddianamesine yazıldı.

Deniz Hakan Şen’in cezaevine girdiği ilk zamanlar herhangi bir hastalığı yoktu. Bir koğuştan diğerine yeri değiştirilerek psikolojik ve bedensel yıpranmalara maruz bırakıldı. Ocak 2018’den itibaren cezaevi yönetimine, hasta olduğuna dair dilekçeler yazmaya başladı. Avukatının verdiği bilgiye göre yaklaşık 40 dilekçe kaleme aldı. Vefat ettiğinde ailesine teslim eşyalarının arasından çıkan deftere yazdığı dilekçelerin 4’ünü tarih sırasıyla aşağıda sunuyoruz. (Hüsna Şen’in ifadesine göre eşi dilekçeleri önce defterine yazıyordu.)

Deniz Hakan Şen’in tedavi edilmek için adeta yalvardığı, acıdan kıvrandığı dilekçelerine cevap verilmedi. Hastalığı ilerledi ve 8 Şubat 2018 perşembe günü, koğuşunda namaz kılarken düşüp bayıldı. Bir saat kendine gelemeyince ‘elimizde kalmasın’ diye Silivri Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. O gün görüş günüydü. Hüsna Şen, görüşe çıkmayan eşinin hastaneye kaldırıldığını öğrendi. Deniz Hakan Şen aynı gün Silivri Devlet Hastanesi’nden ‘bir şeyi yok’ diye taburcu edildi. Cezaevi arabasında tekrar bayılınca geri götürüldü. Eşinin hastaneye yatırıldığını ertesi günü öğrenen Hüsna Şen, hastaneye koştu fakat hasta eşini ne görebildi, ne de konuşabildi.

KANSER TEŞHİSİ KONDU, SERUM DAHİ TAKILMADI

Deniz Hakan Şen’e, Silivri Devlet Hastanesi’nde üç gün kaldıktan sonra endoskopi yapıldı. Kanser bulgularına rastlanınca, 12 Şubat 2018 Pazartesi Halkalı Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi. İleri derece mide kanseri teşhisi bu hastanede konuldu. Şen iki gün Halkalı’daki hastanede yattı. Fakat zamanında müdahale edilmediği için sarılığı ilerlemişti. Vücutta biriken sıvının boşaltılması ve sarılığın düşürülmesi için PTK adı verilen işlemin yapılması gerekiyordu. Hastane yetkilileri, ‘doktor radyasyona maruz kalacak’ diye bu işlemi yapamayacaklarını söyledi. Hüsna Şen tutuklu odasında bekletilen eşi için “Bana izin verilmediği için yanına giremedim ama avukatımız iki kez gördü ve bir serum bile bağlanmadığını söyledi.” diyor.

Bir hafta içinde üç hastane değiştiren Deniz Hakan Şen, 13 Şubat 2018’de Halkalı’dan Okmeydanı Devlet Hastanesi’ne gönderildi. Burada yaşadıkları ise daha vahim. Yoğun bakımda yatması gerekirken 6 gün hiçbir tedavisi yapılmadan yine tutuklu odasında bekletildi. Acil yapılması gereken PTK işlemi geciktirildi. Yatakta kendi başına dönebilecek gücü kuvveti yokken yatağa kelepçelendi. Başında bekleyen polisler idrar torbasını bile kendisine boşalttırdılar.

“BOŞUNA UĞRAŞMAYIN ZATEN ÖLECEK”

Hüsna Şen ve avukatı, mahkemeden binbir güçlükle alabildikleri tahliye kararını 19 Şubat’ta Okmeydanı yönetimine sundular. Deniz Hakan Şen, hemen o gün tutuklu odasından çıkarılıp, yoğun bakıma alındı ve PTK işlemleri yapıldı. Hüsna Şen, ‘Neden bekliyorsunuz, neden tedavisini yapmıyorsunuz’ diye sordukları doktordan şu cevabı aldıklarını ifade ediyor:

“Biz top sayıyoruz. Siz tahliyesini alana kadar o zaten ölecek. Boşuna uğraşmayın.” Hüsna Şen, “O doktorun adını özellikle veriyorum, Şeraceddin Eğin. Cerrah. Eşimi yoğun bakıma alınırken idrar torbasını kendisinin boşalttığını söyledi. Keşke videoya çekseydim o anı ama nereden bileyim böyle olacağını” diyor.

Böyle bir hastanede elbette kimse eşini bırakmak istemez. Hüsna Şen aynı gün onu Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden çıkarıp Bahçelievler Medicana Hastanesi’ne getirdi. 2 ay içinde 85 kilodan 45 kiloya düşen Deniz Hakan Şen, 15 gün sonra, 6 Mart 2018’de hayatını kaybetti. Eğer yaşasaydı 10 Nisan 2018’de Çağlayan Adliyesi 37. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davasında kendini savunacak, kullanmadığı Bylock iddiasını -kullanmak suç olmasa da- çürütecekti.

DOKTORLAR VE HASTANE HAKKINDA SORUŞTURMA BAŞLATILDI

17 yıllık eşini kaybeden Hüsna Şen, adı geçen üç hastane ve bir doktor hakkında dava açıldığını, soruşturma başlatıldığını söylüyor:

“Bir yıl çok sancılı geçti. Normal bir ölüm olmadığı için acımız çok katmerliydi. Çok çektirdiler eşime. O kadar işkence ettiler, en son bana ‘sakın onlara bir şey deme, onlar da emir kulu’ dedi. Böyle bir insandı. 6 Mart’ta ben sanki eşimi o gün yeniden toprağa koymuş gibiydim. İki çocuğumuz var. Biri 2002, diğer 2003’lü. Onlar da çok yıprandılar. Çocuklarımın bunları duymaması için elimden geleni yapıyorum ama elbette bir şekilde duyuyorlar. Şu an mesela başa döndüler.

Eşimin koğuşundan çıkanlarla bizzat görüştüm. Onu adeta ölüme terk ettiler. Hukuksal mücadelemizi başlattık. Eşimi şikayet eden Taner Özkaradeniz, Silivri’deki doktor ve üç hastane hakkında dava açıldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de başvuracağız. Ne kadar bir ömrüm var bilmiyorum ama kendimi bu işe adadım. Asla vazgeçmeyeceğim. Kendime çok kızıyorum. Keşke içerideyken durumunu daha çabuk fark edip elimden geleni yapsaydım. O da üzülmeyeyim diye her şeyi benden gizlemiş.

AMACIM İNTİKAM DEĞİL, DAHA FAZLA KİMSENİN CANI YANMASIN

Eşimin yanına beni hiç almadılar. Burnunun ucunu göstermediler. İzin almak için Bakırköy Adliyesi’ne defalarca gittim. ‘Fetö suçlaması ise gelmeyin’ dediler. Zülkarneyn diye bir savcı bakıyordu Bakırköy’e o zaman, adını hiç unutmuyorum. ‘Eşin tecavüzcü ya da katil olsaydı daha kolay olurdu’ dediler. Okmeydanı’ndaki doktor, ‘ben izin vermem, refakatçiye ihtiyacı yoktur derim’ dedi. Hastalığını öğrenir öğrenmez Çağlayan Adliyesi 37. Ağır Ceza Mahkemesi’ne tahliyesi için başvurduk. Onlar da aynı gün teslim edilmek üzere hastaneden hayati tehlikesinin olduğuna dair rapor istediler. Fakat Seraceddin Eğin bizi oyaladı. Raporu vermedi. Patoloji sonucu olmadan bir şey yazmam dedi. Mahkemenin kararına aykırı davrandı.

O BENİM ÇOCUKLUK ARKADAŞIMDI

Eşim çocukluk arkadaşımdı. Kaderde evlenmek de varmış. O yüzden benim için çok daha zor ve acı. Amacım kimseden intikam almak değil, ama en azından bazı şeyler su yüzüne çıksın ki haksızlıklar tekerrür etmesin istiyorum. Hem de kızımla oğlumun yüreği biraz ferahlar. Tek amacım bu inanın. Elbette ona ve bize yapılan haksızlıkları tüm dünyanın da öğrenmesini istiyorum. Bunlar eşimi geri getirmeyecek biliyorum ama umarım birilerinin canı daha fazla yazmaz.”

Deniz Hakan Şen’in bu kareleri Bahçevlievler Medicana Hastanesi’ne getirildiğinde çekildi.

Deniz Hakan Şen, Silivri Cezaevi’ndeki doktora ilk 15 Ocak 2018’de görünüyor. Doktor tanı bölümüne Miyalji yani kas romatizması yazıp gönderiyor.

22 Ocak 2018’de tekrar görünüyor. Reçeteye yine Miyalji yazılıyor ve genel tıbbi muayene notu düşülüyor.

5 Şubat 2018’deki reçeteye ise gastrist, tanımlanmamış yazılıyor.

Hakan Deniz Şen’in tutuklanmadan önceki son fotoğrafları…

 

 

 

BOLD ÖZEL

“Bana ve eşime 4 yıl boyunca virüs muamelesi yaptılar”

Cezaevinde ölüme sürüklenen Cemil Dilber’in vefatının üzerinden bir yıl geçti. Acılı eşi, bir yıl sonra konuşmaya karar verdi. Yaşadıklarını BOLD’a anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Ziraat mühendisi Cemil Dilber, 22 Mart 2019’da Dinar Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Hapse girmeden önce kalbine 4 stent takılmıştı. 6 ayrı ilaç kullanıyordu. 2,5 yıllık süre içinde cezaevinde gün geçtikçe eridi. Eşi Ayşe Dilber, “Her ziyarete gittiğimde onu biraz daha erimiş görüyordum.” diyor.

KAPALI GÖRÜŞTE YERE YIĞILDI

11 Mart 2019’da eşi ve kızıyla yaptığı kapalı görüş sırasında “Arkama bir ağrı girdi” dedi ve yere yığıldı. Mosmor olmuştu. Kriz geçiriyordu. Afyon Devlet Hastanesine kaldırıldı. Anjiyo yaptılar ve bir gün bile hastanede kalmasına izin verilmeden hapse geri gönderildi.

Eşi izin alıp cezaevine koştu. İki gardiyan gelip “Eşiniz gelemeyecek durumda. Arkadaşları bakıyor.” dediler. Cemil Dilber o gece tekrar fenalaştı. Adam ölüyor diye acil butonuna defalarca basan koğuş arkadaşlarını gardiyanlar “Bir daha basarsanız size görüş yasağı veririz.” diye tehdit etti. Ölümünden sonra sırf bu yüzden arkadaşlarına kantin yasağı verilecekti.

HASTANE KAPISINDA SİLAH DOĞRULTTULAR

O akşam Cemil Dilber’in durumunun ciddiyeti anlaşılınca bu kez Afyon ParkHayat Hastanesine götürüldü. Ayşe Dilber, yoğun bakıma yanına gittiğinde kapıda 8 asker, bir çavuş, bir de polis görünce şok oldu. Askerler silahlarını iki gözü iki çeşme kadına doğrultup giremezsin dediler. Cemil Dilber ise parmağını kıpırdatamayacak olduğu halde yatağa kelepçeliydi.

4 YIL VİRÜS MUAMELESİ YAPTILAR

Dilber, görüş izni için savcıya gitti, “fetö ise kimse gelmesin” diyen savcının kapısından eli boş döndü.

“Eşim tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi… 30 sene Türkiye Cumhuriyetine hizmet etti benim eşim. Herkes sırtını döndü. Bana ve eşimi 4 yıl virüs muamelesi yaptılar. Kapıdan çıkamıyordum. Cezaevi, avukat ve market arasında yaşadık. Şimdi herkes pişman tabi ama iş işten geçti.” diye haykırıyor acılı eş.

Cemaat soruşturmaları kapsamında 20 Ekim 2016’da tutuklanan Cemil Dilber (57), 8 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Anayasa Mahkemesindeydi.

AİLESİNİ SADECE 4 GÜN GÖREBİLDİ

Doktorlar hastanın kalbe giden ana damarının yırtıldığını söylediler. Ameliyat olması gerekiyordu. Başında bekleyen komutan, hastanede mahkum odası olmadığı için Dilber’i götürmeye kalktı, ama doktor izin vermedi. Son günlerini yaşayan hasta tutuklu bir gün sonra ameliyat edildi. 11 gün gözlem altında tutulan Cemil Dilber’e ailesini görebilmesi için sadece 4 gün izin verildi, bir dizi engel çıkartılarak. Ayşe Dilber eşiyle son kez ölümünden bir gün önce konuşabildi.

“BEN ÇÜRÜYORUM, BENİM BİR SUÇUM YOK”

Ayşe Dilber: “Eşim her ay savcılığa dilekçe yazmış, ben burada çürüyorum, benim hiçbir suçum yok, diye. Revire çıkmak için çok bekledi. Cezaevinde o kadar zayıfladı ki, 3 dişi düştü. Yollarda, cezaevi aracının içinde kelepçeli çok zor oluyor diye yaptırmadı, bizi buraya hayvan gibi teptiler, derdi. Her gittiğimde hasta olduğunu söylüyordu. O bir tavuk bile kesemez. Öyle merhametliydi. Kapımıza geleni çevirmezdi. Başarı belgeleri evimin birinci katında kolilerle dolu. Zulüm ya zulüm, zulüm yaptılar eşime. Her şeyimiz yarım kaldı.” diyor.

Cezaevinde ölüme sürüklenen eşine yapılanları bir yıl içine gömen 30 yıllık hayat arkadaşı Ayşe Dilber’in acısı hala çok taze. Kendisiyle bir yılda birkaç kez görüştük. Her seferinde sanki eşini bugün kaybetmiş gibiydi. Ölüm yıldönümü için tekrar aradığımda aşağıda izleyeceğiniz 8 dakikalık videoyu çekip gönderdi ve yaşadıklarını yine gözyaşlarıyla anlattı…

Eşimi göstermediler, tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi!

Cezaevinde ölüme sürüklenen Cemil Dilber’in vefatının üzerinden bir yıl geçti. Acısı dün gibi taze olan eşi Ayşe Dilber: “Bana ve eşimi 4 yıl virüs muamelesi yaptılar. Şimdi herkes pişman tabi ama iş işten geçti.”Ziraat mühendisi Cemil Dilber, 22 Mart 2019’da Dinar Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Hapse girmeden önce kalbine 4 stent takılmıştı. Günde 5-6 tane ilaç kullanıyordu. 2,5 yıllık süre içinde cezaevinde gün geçtikçe eridi. Eşi Ayşe Dilber, “Her ziyarete gittiğimde onu biraz daha erimiş görüyordum.” diyor.KAPALI GÖRÜŞTE YERE YIĞILDI11 Mart 2019’da eşi ve kızıyla yaptığı kapalı görüş sırasında “Arkama bir ağrı girdi” dedi ve yere yığıldı. Mosmor olmuştu. Kriz geçiriyordu. Afyon ParkHayat Hastanesine kaldırıldı. Anjiyo yaptılar ve bir gün bile hastanede kalmasına izin verilmeden hapse gönderildi.Eşi izin alıp cezaevine koştu. İki gardiyan gelip “Eşiniz gelemeyecek durumda. Arkadaşları bakıyor.” dediler. Cemil Dilber o gece tekrar fenalaştı. Adam ölüyor diye acil butonuna defalarca basan koğuş arkadaşlarını gardiyanlar “Bir daha basarsanız size görüş yasağı veririz.” diye tehdit etti. Ölümünden sonra sırf bu yüzden arkadaşlarına kantin yasağı verilecekti.HASTANE KAPISINDA SİLAH DOĞRUTTULARO akşam Cemil Dilber’in durumunun ciddiyeti anlaşılınca tekrar hastaneye götürüldü. Ayşe Dilber, yoğun bakıma yanına gittiğinde kapıda 8 asker, bir çavuş, bir de polis görünce şok oldu. Askerler silahlarını iki gözü iki çeşme kadına doğrultup giremezsin dediler. Cemil Dilber ise parmağını kıpırdatamayacak olduğu halde yatağa kelepçeliydi.4 YIL VİRÜS MUAMELESİ YAPTILARDilber, görüş izin için savcıya gitti, “fetö ise kimse gelmesin” diyen savcı beyin kapısından eli boş döndü. “Eşim tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi… 30 sene Türkiye Cumhuriyetine hizmet etti benim eşim. Herkes sırtını döndü. Bana ve eşimi 4 yıl virüs muamelesi yaptılar. Kapıdan çıkamıyordum. Cezaevi, avukat ve market arasında yaşadık. Şimdi herkes pişman tabi ama iş işten geçti.” diye haykırıyor acılı eş.Cemaat soruşturmaları kapsamında 20 Ekim 2016’da tutuklanan Cemil Dilber (57), 8 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Anayasa Mahkemesi’ndeydi.AİLESİNİ SADECE 4 GÜN GÖREBİLDİDoktorlar hastanın kalbe giden ana damarının yırtıldığını söylediler. Ameliyat olması gerekiyordu. Başında bekleyen komutan, hastanede mahkum odası olmadığı için Dilber’i götürmeye kalktı, ama doktor izin vermedi. Son günlerini yaşayan hasta tutuklu bir gün sonra ameliyat edildi. 11 gün gözlem altında tutulan Cemil Dilber’e ailesini görebilmesi için sadece 4 gün izin verildi. O da zorluklarla, binbir uğraşla. Ayşe Dilber eşiyle son kez ölümünden bir gün önce konuşabildi.“BEN ÇÜRÜYORUM, BENİM BİR SUÇUM YOK”Ayşe Dilber: “Eşim her ay savcılığa dilekçe yazmış, ben burada çürüyorum, benim hiçbir suçum yok, diye. Revire çıkmak için çok bekledi. Cezaevinde o kadar zayıfladı ki, 3 dişi düştü. Yollarda, cezaevi aracının içinde kelepçeli çok zor oluyor diye yaptırmadı, bizi buraya hayvan gibi teptiler, derdi. Her gittiğimde hasta olduğunu söylüyordu. O bir tavuk bile kesemez. Öyle merhametliydi. Kapımıza geleni çevirmezdi. Başarı belgeleri evimin birinci katında kolilerle dolu. Zulüm ya zulüm, zulüm yaptılar eşime. Her şeyimiz yarım kaldı.” diyor.Cezaevinde ölüme sürüklenen eşine yapılanları bir yıl içine gömen 30 yıllık hayat arkadaşı Ayşe Dilber’in acısı hala çok taze. Kendisiyle bir yılda birkaç kez görüştük. Her seferinde sanki eşini bugün kaybetmiş gibiydi. Ölüm yıldönümü için tekrar aradığımda aşağıda izleyeceğiniz 8 dakikalık videoyu çekip gönderdi ve yaşadıklarını yine gözyaşlarıyla anlattı…

Gepostet von Bold Medya am Montag, 30. März 2020

Uşaklı Cemil Dilber ve Ayşe Dilber çiftinin 17 yıl sonra dünyaya gelen Azra Nur (12) adında bir kızları bulunuyor. Dilber, anne-kız, uzun süre eşinin ceketine sarılıp uyuduklarını söylüyor.

Ayşe Dilber, eşinin eşyalarını mahkeme kararıyla cezaevinden aldı. Gelen poşetin içinden artık iyice beyazlaşmış bir iki parça kıyafet, iğne-iplik, ilaçları ve Kuran-ı Kerim çıktı.

Otizmli Hamza Tarık’ın annesinden feryat: Çok çaresizim, eşimi serbest bırakın!

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Otizmli Hamza Tarık’ın annesinden feryat: Çok çaresizim, eşimi serbest bırakın!

Hülya öğretmen kanserken gözaltına alındı, eşi tutuklandı, biri ağır otizmli iki oğluyla başbaşa kaldı. Saldırganlaşan oğluyla yaşadıklarını anlattığı video yürek parçalayıcı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Otizmli Hamza Tarık Durmuş’un (15) dramını geçtiğimiz günlerde HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesabından duyurmuştu. Babası 8 aydır tutuklu, annesi ise 4. evre lenf kanserini atlatmış bir kadındı.

Yamanlar Kolejinde Biyoloji öğretmenliği yapan anne Hülya Durmuş (39), bu kez bir video çekerek çocuğunun durumunu kendisi anlattı.

Otizmli Hamza Tarık’ın annesinden feryat: Çok çaresizim, eşimi serbest bırakın!

Hülya öğretmen kanserken gözaltına alındı, eşi tutuklandı, biri ağır otizmli iki oğluyla başbaşa kaldı. Saldırganlaşan oğluyla yaşadıklarını anlattığı video yürek parçalayıcı.

Gepostet von Bold Medya am Montag, 30. März 2020

 

15 ve 4,5 yaşında iki oğlunun olduğunu söyleyen Hülya Durmuş, “Büyük oğlum yüzde 98 otizmli. Ağır engelli. Aynı zamanda zihinsel engelli. Küçük oğlum Burak çok şükür sağlıklı. Eşim ve ben KHK ile kapatılan kurumlarda öğretmen olarak çalışıyorduk. 15 Temmuz’dan sonra ikimiz de işsiz kaldık. Çok zor günler geçirmeye başladık.” cümleleriyle sözlerine başlıyor.

Yaşadıkları sıkıntıların etkisiyle Ocak 2018’de lenf kanserine yakalanan Hülya Durmuş, 10 ay boyunca yoğun kemoterapi tedavi gördü. Kanser 4. evresindeydi. Agresif bir türdü ve bütün vücuduna yayılmıştı. Ama atlattı.

Hülya Durmuş, 10 ay boyunca tedavi gördükten sonra lenf kanserini atlattı. Oğlu ile geçirdiği zor günler nedeniyle hastalığının yeniden nüksetmesinden korkuyor.

YAMANLAR KOLEJİNDE ÇALIŞTIĞIM İÇİN GÖZALTINA ALINDIM

Bu süreçte eşinin çeşitli işlerde çalışarak hem geçimlerini sağladığını hem de oğluna ve kendisine baktığını belirten Durmuş, “Tam tedavim bitti, iyileştim derken 23 Ekim 2018’de Yamanlar Kolejinde öğretmen olduğum için gözaltına alındım.” dedi.

Durmuş, 4. evre kanser hastası olduğu için tutuksuz yargılanmak üzere bırakıldı. Fakat hakkında açılan dava bitmeden bu kez eşi İbrahim Durmuş 24 Temmuz 2019’da gözaltına alındı. Gaziemir Körfez Dershanesi Şube Müdürü olarak görev yapan baba Durmuş, 8 aydır İzmir Buca Cezaevinde tutuklu. İkinci mahkemede 7 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

BABASI GİDİNCE DAHA ÇOK KIRIP DÖKMEYE BAŞLADI

Eşinin tutuklanmasıyla birlikte engelli oğlu için hayatın daha da zorlaştığını belirten Dumuş, “Çünkü babasına çok düşkündü. Evde ne var, ne yok kırıp dökmeye başladı. Kendine ve bana zarar vermeye başladı. Babası her zaman onu yürüyüşe götürüyordu, bisiklet sürdürüyordu, paten kaydırıyordu. Babasının gitmesiyle birlikte tüm beden temizliği, sakal tıraşından, özbakım becerilerine kadar bütün yük benim üzerime bindi. Ben de rahatsız olduğum için çocuğumla tastamam ilgilenemedim.” ifadelerini kullandı.

REHABİLİTASYON MERKEZLERİ KABUL ETMEDİ

Rehabilitasyon merkezlerine başvurduğunu ama oğlunun kabul edilmediğini anlatan Durmuş, “Çok ağır olduğu için almak istemediler. Tarık öyle bir hala geldi ki, kakasını eline alıp yüzüne, gözüne, ağzına sürmeye başladı.” diye konuştu.

ÇOK ÇARESİZİM, LÜTFEN EŞİMİ BIRAKIN!

Hülya Durmuş, küçük oğlunun bu durumdam çok olumsuz etkilendiğini, abisiyle asla bir odada baş başa kalamadığını söyleyerek ekledi: “Çok korkuyor abisinden. Çünkü Tarık’ın çok şiddetli krizleri oluyor. Vuruyor, kırıyor. Çok çaresizim, bitmiş bir durumdayım. Eşim cezaevinden bir an önce çıksın yanımıza gelsin istiyorum. Korona salgınıyla birlikte ben de risk grubundayım. Eşim sağlıkla yanımıza gelsin, bizi sağlıklı bir şekilde bulsun. Lütfen sesimi duyun, derdime çare olun, eşimi bırakın!”

OĞLUMUZU KAPLICAYA GÖTÜRMEK SUÇ SAYILDI

Telefonla görüştüğümüz Hülya Durmuş, eşinin hakkındak suçlamalarla ilgili ise şöyle devam etti:

“Tarık babasıyla her gün denizdeydi. Kışın da kaplıcalardaydık. O bile suç oldu. Manisa Salihli’de Kurşunlu kaplıcaları var. Her kış oraya gidiyorduk, Tarık havuzda suyu çok seviyor. O gün kaldığımızda başka birileri daha kalmış, çakışmış, niye onlarla aynı gece oradaydın! Biz çocuk için oradayız, bunu anlatamadık. Babası gittikten sonra Tarık denizde teyzesini boğmaya kalktı. Deniz bile artık onu sakinleştirmiyor.

8 KERE TELEFON, 2 KEZ TELEVİZYONU KIRDI

Annem, kızkardeşim ben bir Tarık’a bakamaz hale geldik. Bu halimle bile her gün iki saat Tarık’a yürüyüş yaptırıyorum. Ağzında maskeyle. Evde durmuyor. Evde kalınca kapıların camlarını kırıyor. 8 kere telefonu, 2 kere televizyonu kırdı. Kontrol edemez hale geldim. Sürekli takipteyim. Onu da istemiyor. Bize de vuruyor, eti koparırıcasına ısırıyor. Ama babasıyla aşırı duygusal bir bağları vardı.

AÇIK GÖRÜŞTE YERDE YUVARLANIYORLAR

Açık görüşe götürdüğümde hiç sorun yapmıyor, orada yerde yuvarlanıyorlar. Babasıyal güreşiyorlar. Biz kenara çekilip onları izliyoruz. Çocuk mutsuz, aşırı derecede mutsuz. Baba olmadığı için mutsuz ve depresyonda.”

Baba tutuklu, anne kanser hastası… Otizmli Hamza’nın dramı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezaevinde ihmalle ölüme sürüklenen Nesrin Gençosman’ın ablasından çağrı

Tedavisi geciktirildiği için cezaevinde zatürreden hayatını kaybeden öğretmen Nesrin Gençosman’ın ablası Adalet Bakanı’na seslendi: Aileme yaşatılan acılar, başka aileleri yakmasın!

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Cezaeevinde ihmal sonucu hayatını kaybeden Kuran Kursu öğretmeni Nesrin Gençosman’ın ablası Zeynep Gençosman, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e çağrıda bulundu.

İNSANLIK ADINA SİZE SESLENİYORUM

“İnsanlık vazifem adına…” başlıklı bir mail yazıp Gül’e gönderen Gençosman, “O sıkıntılı sürecin bizzat şahidi olarak sesleniyorum: Aileme yaşatılan acılar, başka aileleri yakmasın. Yaşatılan ihmalller geri dönüşü mümkün olmayan hatalar yaşatmasın istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu aileleri tek başına dertleriyle bırakamaz, kendi vatandaşını ölüme terk edemez, etmez.” dedi.

Nesrin Gençosman hayatını kaybettiğinde 30 yaşındaydı.

KORONA SEMPTOLARININ AYNISI VARDI

Kardeşinin 11 Temmuz 2018’de tutuklanıp Ordu Cezaevi İnfaz Kurumuna gönderildiğini, o dönem adı konulmamış fakat COVİD-19 virüsünün oluşturduğu semptomların aynısını gösterdiğini ifade eden Gençosman, “Hastalığı ilerlemiş olmasına rağmen, cezaevi yetkilileri hastaneye sevk etmediği ve 5 gün sonra rahatsızlığının zatürreye dönüşmesi sonucu, entüübe halinde reanimasyon yoğun bakım servisine acilen kaldırılan ve 8 gün sonra yaşamını yitiren Nesrin Gençosman’ın ablası ve o sıkıntılı sürecin bizzat şahidi olarak sesleniyorum” ifadelerini kullandı.

YAŞAM HAKLARI ELİNDEN ALINMASIN

Zeynep Gençosman, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin yaşam haklarının ellerinden alınmasının yasal ve doğru olmadığını da sözlerine ekledi ve siyasi tutuklu ve hükümlülerin de ivedilikle tahliyesini takep etti.

Zeynep Gençosman bu mesajını başta Adalet Bakanı olmak üzere yetkili kurumlara gönderdiğini söyledi.

Nesrin Gençosman’ın birinci ölüm yıldönümü: Özgürlükten ölüme 41 gün

“Buraya hapsedildim! Kendimi bitmiş, mahvolmuş hissediyorum. Ailem darmadağın oldu”

Okumaya devam et

Popular