Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Tutukladığı hamile kadına hakim tesellisi: Üzülme 6 aylık olunca istinaf bırakır

Türkiye’de hukuk böyle yürüyor. Hakim, “Üzülme 6 aylık olunca İstinaf Mahkemesi bırakır… Bize bir şey anlatmadın. Bırakamayız.” dedi. Ancak hamile anne hala tutuklu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD/ÖZEL

4 Eylül 2018’den bu yana Antalya Döşemealtı L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Hatice Şahnaz’ın doğumuna çok az kaldı. Tutuklandığında 3 haftalık hamile olan 28 yaşındaki Şahnaz, 8 aydır cezaevinde. Şu anda 35. haftalık. Kısa bir süre sonra anne olacak olan Şahnaz, hamilelik gibi zor bir süreci cezaevinde geçirmek zorunda kaldı. Doktorun verdiği tarihe göre 15-20 Mayıs tarihleri arasında bir kız çocuk dünyaya getirecek. Ve eğer Yargıtay kararı bozmazsa bir bebek ve anne daha cezaevine geri dönecek. Oysa bu 5275 Sayılı İnfaz Kanunu’na aykırı.

15 TEMMUZ’DA KIZI İSTEDİ, 16 TEMMUZ’DA NİŞANLANDILAR

Hatice ve Hüseyin Şahnaz, Bursa’da tanışıp evlenmeye karar verdiler. Hüseyin Şahnaz, 15 Temmuz 2016 akşamı ailesiyle birlikte müstakbel eşini isteme merasimindeydi. 16 Temmuz 2016’da da nişanları oldu.

Hüseyin Şahnaz, evlilikten önce askerliğini halletmek için hemen askere gitti. Sivas Temeltepe’de 20 günlük askerken ‘Bylock kullandığı’ iddiasıyla tutuklandı. Sonra Çorum’a, oradan da Bursa cezaevine nakledildi. 1 Şubat 2018’de de tahliye edildi. Bir gencin 15 ayı haksız, hukuksuz yere hapiste geçti.

29 yaşındaki Şahnaz cezaevinden çıkınca önce Kayseri’deki köyüne, düğünden bir-iki ay önce de Antalya’da bulunan nişanlısının yanına gitti.

Bilecik Üniversitesi Kamu Yönetimi’nden mezun olan Şahnaz, Antalya’da bir kuyumcuda iş buldu ve sigortası dahi olmadan, asgari ücretle çalışmaya başladı. Mütevazi bir ev kiraladı ve 20 Temmuz 2018’de evlendiler.

EVLERİNE KAÇAKÇILIK ŞUBESİNDEN POLİS GELDİĞİNDE 1,5 AYLIK EVLİYDİLER

Fakat mutlulukları yine kursaklarında kaldı. Evlerine polis geldiğinde 1,5 aylık evliydiler. Sanki kaçakçılık yapmış ya da bir yere kaçıyorlarmış gibi Antalya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Müdürlüğü kapılarını çalmıştı.

Hüseyin Şahnaz:

“Aslında önce eve, yurt dışına çıkış yasağı kağıdı geldi. Eşim hakkında o güne kadar herhangi bir şey yoktu. Gözaltına alınmadı, mahkemeye çıkmadı vs… Neden bu yasak geldi diye adliyeye gidip sorduk. Bilemiyoruz, normalde gelmemesi lazım dediler. Biz gidip kendi ayağımızla ne oluyor diye sormamıza rağmen iki hafta sonra kaçakçılık şubesinden gelip eşimi aldılar.”

4 Eylül 2018’de tutuklanan Hatice Şahnaz’ın ilk duruşması 8 Kasım 2018’de Antalya Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Genç kadın, birileri adını verdi diye ve Bylock kullandığı gerekçesiyle ilk mahkemede 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Bu sırada 3 haftalık hamileydi.

HAKİM: BİZE BİR ŞEY ANLATMADI, SERBEST BIRAKAMAYIZ

Hakim, avukat ve Hatice Şahnaz arasında mahkemede geçen diyalog şöyle:

Hakim: Hamile imişsin. Hakkında itirafçılar var. Etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyor musun?

Hatice Şahnaz: Adımı söyleyenleri ben tanımıyorum. Ben hiçbir şuç işlemedim.

Avukat: Hakim bey müvekkilim hamile, biz tutuksuz yargılanır diye ek süre de istemedik.

Hakim: Bize bir şey anlatmadı, bırakamayız. Ek süre alsanız da tutuklu kalır. (Hakim, Hatice Şahnaz’a dönüp) Boşa üzülmeyin, hamile olduğuz için 6 aylık olunca istinaf bırakır.

Hakimin dediği maalesef olmadı. İstinaf mahkemesi Hatice Şahnaz’ın cezasını dört ay sonra onayladı. Dosyası şu anda Yargıtay aşamasında.

Uludağ Üniversitesi Kamu Yönetimi mezun olan Hatice Şahnaz, Bursa Kemalpaşa’da bir kolejin kreşinde çalışıyordu. Kolejde çalıştığına ilişkin 8 farklı ifadede ismi geçtiği için hakkında soruşturma başlatıldı.

6 AY DOLANA KADAR KELEPÇE İLE KONTROLE GÖTÜRÜLDÜ

Hüseyin Şahnaz, hamilelikle ilgili kontrollere eşinin 6 ay boyunca kelepçe ile götürüldüğünü söylüyor:

“Cezaeviyle hastane arası yarım saat-45 dk. Eşim 6 ay dolana kadar o kapalı cezaevi aracının içinde eli kelepçeli kontrole götürüldü. Sonra kelepçesiz götürmeye başladılar. CİMER’e yazı yazdık, sağlık durumundan endişe ediyoruz diye. ’12 defa hastaneye götürüldü, endişe edilecek bir şey yok’ diye cevap verdiler. Psikolojik olarak da çok yıprandı. Geçen aya kadar doktor, çocuğun ayağı yamuk görünüyor, doğduğu zaman ameliyat olması gerekir, sakat diyordu. Kaç ay onun sıkıntısını, stresini yaşadı. Hamdolsun bu ay ayağı düzelmiş. Şimdi kararı istinaf onayladığı için ona üzülüyor.”

‘ÇIKARSAM NASIL YAPACAĞIZ…’

Hatice Şahnaz, görüş günlerinden birinde eşine “Çıkarsam nasıl yapacağız” diye dert yanmış: “Normalde sağlık sigortası yok tabi ki, yeni evlenmiştik. ‘Çıksam bile nasıl yapacağız’ gibi endişeleri var. Psikolojisi o kadar etkilendi ki, çaresiz bir kadın böyle bir cümle dahi kurabiliyor maalesef. Hayırlısıyla çıksın da diğer konuları dert etmeyiz. Telefonda hep çocuğa alınacak şeyleri anlatıyor. Bir-iki hafta içinde lazım olan şeyleri götüreceğim.”

BEN, EŞİM, ANNEM, ABİM, KARDEŞİM… HEPİMİZ BİR ŞEYLERDEN GEÇTİK

Şahnaz ailesi 15 Temmuz’dan sonra birçok aile gibi sıkıntılar yaşadı: “Babam on yıl önce vefat etti, annemler beni ziyarete gelirken kaza geçirdi. Annemin sağ kolu sakat kaldı. Omuriliği boynundan aşağıya doğru kırılmış, hastaneye götürdük bir şey yapamayız felç olur dediler. Şimdi iyi ama abimin de kazada kaburgası kırıldı. Düğün için biriktirdiğim para yollarda, hastanelerde bitti. Düğün için kredi çekmiştik onları ödemeye çalışıyoruz. Üç senedir, ben, annem, abim, kardeşim, eşim hepimiz bir şeyden geçiyoruz…”

Hatice-Hüseyin Şahnaz bir görüş gününde.

BOLD ÖZEL

Düşük tehlikesine rağmen 5 aylık hamile kadın tutuklandı

Her gün yapılması gereken iğneleri bulunan, düşük tehlikeli hamile Elif Tuğral, tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ailesi anne ve bebeğin hayatından endişeli.

BOLD ÖZEL- İzmir’de yaşayan 5 aylık hamile Elif Tuğral (31) düşük tehlikesi raporlarına rağmen tutuklandı. 10 Ekim’de Şakran Cezaevine gönderilen Tuğral’ın, her gün yapılması gereken iğneler için hastaneye götürülüp götürülmediği bilinmiyor.

20 Haziran 2019’da evinde gözaltına alınan Tuğral, o gün çıkarıldığı mahkeme tarafından ev hapsi verilerek serbest bırakılmıştı. Dört ay sonra; 10 Ekim 2019’da İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesinde hakkında açılan dava için hakim karşısına çıkan Tuğral, 6 yıl 10 hüküm verilerek cezaevine gönderildi.

Elif Tuğral’a 16 Temmuz 2017’de verilen düşük yapma tehlikesine dair rapor.

KIZIMIN DÜŞÜK TEHLİKESİ VAR

Elif Tuğral’ın annesi Aziziye Özünlü, “Aslında savcı hamileliğini göz önünde bulundurarak serbest bırakılmasını talep etti, bir hakim de aynı görüşteydi ama diğer hakim tutuklanmasını istedi. Kızımın düşük yapma tehlikesi var. Ev hapsindeyken kanının pıhtılaşmaması için her gün iğne oldu. İzin alarak sağlık ocağına gidiyordu. Cezaevinde bu iğneleri olup olmadığını bilmiyoruz. Her gün revire çıkma imkanı cezaevlerinde olmuyor. Sevk alıp kontrole gitmesi aylar sürüyor zaten.” dedi.

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesinde mezun olan edebiyat öğretmeni Elif Tuğral, İzmir’de özel bir yurtta çalıştığı için örgüt üyesi olduğu iddia ediliyor. 2014’te evlenen Elif Tuğral’ın 4 yaşında Hilmi adında bir oğlu daha bulunuyor.

Öte yandan Şakran Cezaevinde tutuklu bulunan diğer bir hamile Zeynep Şakrak da hala tahliye edilmedi. 5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanunu 16/4 maddesine göre hamile kadınlar gözaltına alınamaz, tutuklanamaz. Haklarında kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmayan hamile kadınlar Türkiye’de tutuklu yargılanıyor. Oysa tutuklanmaması gerekiyor. Hüküm aldıktan sonra ise hüküm kesinleşirse cezası erteleme sonrası infaz edilmeli.

Geçtiğimiz günlerde Adana’da röntgen filmiyle kapıları açıp evleri soyan biri hamile 3 kadın yakalanmıştı. 6 yıl 10 ay 10 gün cezası olduğu tespit edilen zanlılardan Kader Ç., hamile olduğu için ev hapsiyle serbest bırakılmıştı. 15 Temmuz’dan sonra başlatılan Tenkil sürecinde tutuklanan kadınlara uygulanmıyor.

2 kez düşük yaptı, tüp bebekle hamile kaldı, tutuklandı, ilaçları verilmiyor

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Hayatını kaybeden hasta tutuklu askeri öğrencinin savunması

Ölüm evresine girdikten sonra tahliye edilen hasta tutuklu askeri öğrenci Bilal Gülfidan’ın 15 Temmuz’la ilgili mahkemede yaptığı savunmaya BOLD ulaştı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL-  Geçen hafta salı günü İzmir’de tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Kara Harp Okulu sözleşmeli subaylarından Bilal Gülfidan (27), 15 Temmuz gecesi arkadaşlarıyla birlikte “sizi güvenli bölgeye” götürüyoruz diyen komutanlarının emrinde Genelkurmay Başkanlığının bahçesine helikopterle indirildi.

Nerede olduklarını öğrendiklerinde çok geçti. 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan sabaha karşı gözaltına alındı. 22 Temmuz’da tutuklanarak Kırıkkale Keskin Cezaevine gönderildi.

Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsündeki Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince görülen Kara Harp Okulu ve Genelkurmay Başkanlığı Davasında 164 kişiyle birlikte yargılanan Gülfidan, darbeye teşebbüs ettiği iddiasıyla 1 kez müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ama cezaevinde kanser oldu ve hem tedavisi geciktirildiği hem de geç tahliye edildiği için 15 Ekim 2019’da hayatını kaybetti. 

Bilal Gülfidan, 5 Mayıs 2017’de mahkemede yaptığı savunmasında yatakhanedeyken kursiyerlerin ‘silah başı’ diye bağrışmalarından dolayı rastgele şarjörsüz bir silah alıp otopark bölgesine gittiğini, ardından tören alanından “Güvenli bölgeye gidilecek” diye helikopterlere bindirildiklerini anlatmıştı.

İndirildikleri yerin Genelkurmay Başkanlığı olduğunu sonradan öğrendiğini, bir subayın “Hedef olacaksınız” diyerek kendilerini kör bir noktaya götürdüğünü anlatan Gülfidan’a buna rağm en müebbet ceza verildi. Gülfidan savunmasında 6 gün kaldığı gözaltında yaşadığı işkenceleri ve değiştirilen ifadesi hakkında da bilgi veriyor ve düzeltilmesini istiyor. Bold Medya’nın ulaştığı subay adayı Bilal Gülfidan’ın savunması:

İFADEMDE BANA AİT OLMAYAN SÖZLER VARDI

“Ben Bilal Gülfidan 12/04/1992 İzmir Konak doğumluyum. Hakim bey ifademe başlamadan önce belirtmek istediğim bir husus var. Polis akademisinde vermiş olduğum yazılı ifademi kabul etmiyorum. Reddediyorum. Çünkü baskı ve şiddet altında şiddet gördükten sonra ifade verdim. İfadem sabaha karşı saat 05.00 sıralarında alındı. Uykusuzdum. Aç ve susuz olduğumdan dolayı sağlıklı bir ifade veremedim. Kabul etmiyorum. İddianame açıklandıktan 1 ay sonra elime geçti ifade, ifadeyi okudum. Bana ait olmayan sözler vardı içerisinde hem kendimi hem de başkasını itham altında bırakacak ifadeler vardı. Kopyala yapıştır bir şekilde hazırlanmış olduğu için kabul etmiyorum. Bunu da bilginize arz ediyorum.

AFYON’A TATBİKATA GİDİYORUZ DİYE BİLİYORDUM

Olay gecesi Kara Harp Okulu Komutanlığında, 5. Akdeniz Taburu 2. Bölük 4. Takımda öğrenimime devam etmekte iken 15/07/2016 tarihinde saat 06.15 ile 21.15 saatleri arasında normal olarak içtima, eğitim, spor, çarşı izni vb. Faaliyetleri her zamanki gibi rutin devam etti. Çarşı izni bitimi olan saat 21.20’de okula girdim. İçtima sonrası aylar öncesinden belli olan Afyon tatbikatı için 16/07/2016 tarihinde saat 04.00 sıralarında kalkıp yola çıkacağımızdan dolayı diğer arkadaşlarım ile birlikte yatakhanelere gittim. Tahmini olarak saat 22:30 sırasında kursiyerlerin kendi aralarında silah başı şeklinde bağırmalarını duymam üzerine kamuflajımı giyerek nöbetçi subayın da yönlendirmesiyle silah deposuna girerek seri numarasını hatırlamadığım rastgele dağıtılan silahımı şarjörsüz bir şekilde aldım ve park alanında beklemeye koyuldum. Bu ana kadar yaşanan her şeyin tatbikat gereği olduğu düşüncesindeydim.

İÇTİMA ALANINDA BÜYÜK BİR KARIŞIKLIK VARDI

Kendisinden sorumlu olduğum misafir askeri personel Kara Harp Okulu kayıtlarından da kontrol edilebilir. İsmi Nizar Libyalı. Onu bulmak için önce yatakhaneler bölgesine, daha sonra da park alanına bakındım. Fakat bulamadım. Sonra kendisini Üsteğmen Önder Biberoğlu’nun yanında gördüm. Ve kendilerini toplayıp yatakhaneler bölgesine gönderdi. Daha sonra onları bulamadıktan sonra, arkadaşımı bulamadıktan sonra ben de diğer arkadaşlarımın yanına katıldım. İçtima alanında büyük bir karışıklık ve gürültü vardı.

GÜVENLİ BÖLGEYE GÖTÜRÜLÜYORSUNUZ YALANIYLA HELİKOPTERE BİNDİRİLDİK

Alçak uçuş yapan Helikopter ve F16 saldırılarına karşı park alanının karşısında bulunan ağaçlık bölgeye alındık. Buradan da yemekhanelere alındık. Saat 03:00 sıralarında nizamiyelere saldırı olduğu, uçakların alçak uçuş yaptığı söylenerek, Celal Dora tören alanına geçtik. Burada alelacele kargaşa içerisinde oluşturulmuş, 14’erli karışık gruplar oluşturuldu. Şarjörsüz ve mermisiz bir şekilde, korku ve panik havası içerisinde güvenli bölgeye götürülüyorsunuz yalanıyla helikopterlere bindirildik.

5 DAKİKA SONRA İNDİK

Havalandıktan 5 dakika sonra tanklar ve yüksekçe bir duvar arasına indirildim. Yaşadığımız şoku atlatmak, açılan ateşlere hedef olmamak ve nereye bırakıldığımızı anlamak için araçların arasına saklandık.15-20 dakika burada bekledikten sonra adının Kenan olduğunu öğrendiğimiz komutanımız burada beklememizi ve geri döneceğini söyleyerek yanımızdan ayrıldı. Ve kendisini bir daha hiç görmedim. Araçlar arasında yerde yattığımızı gören hiç tanımadığım başka bir subay bizlere orada ne yapıyorsunuz. Yatmayın hedef olacaksınız diyerek, bizi yüksekçe bir duvarın, bir kör noktanın yanına geçirdi. Kör bir noktaya geçirdi bizleri. Ve burada beklememizi söyledi.

BURAYA KİMİNLE GELDİNİZ

Bu sırada yanımıza gelenlerden nerede bulunduğumuzu ve dışarıda neler olduğunu öğrendik.Her şeyi tam manasıyla burada, orada yanımıza gelenlerden öğrendik. Öğrendikten sonra arkadaşlarımız ile aramızda yani yanımızda bulunan rütbeli komutanlardan gizli bir şekilde kesinlikle yasa dışı hiçbir olaya karışmamalıyız şeklinde bir konuşma geçti aramızda. Devamında da 2 saat boyunca bu kör noktada arkadaşlarım ile birlikte uyukladım. Hiçbir şeyin farkında değildik. Tam bu esnada bizi bu şekilde gören bir binbaşı, bana buraya kimle geldiğimizi bağırarak bir şekilde, elindeki silahı ile birlikte bana buraya kimle geldiğimizi sordu. Ve benden hemen gidip onu bulmamı istedi.

ELİNDEKİ SİLAHTAN KORKTUM

Bende elindeki silahtan korkarak ilk önce Deniz Kuvvetlerine bakan kısma yürüdüm. Bulunduğum yerden ayrılıp Deniz Kuvvetlerine bakan tarafa sonra da geldiğim yönün tam tersi istikamete şarjörsüz ve mermisiz silahımla yürüdüm. Zannediyorum iddianamede bir görüntüm var. Ve bu görüntüde bu yürüyüşüm esnasında çekilmiştir. Kesinlikle ve kesinlikle iddianamede de iddia edildiği üzere darbeye destek verme amaçlı bir hareket değildir. Şarjörsüz ve mermisiz silahımla yürüdüm. Ortalık çok karışık olduğu için ve hiçbir darbeciden yasadışı emir almamak için sabahladığım kör noktaya geri döndüm.

KİMSEYLE KONUŞMAYIN, BENİ TAKİP EDİN

Burada arkadaşlarım yoklardı. Ben tekrar burada oturup bekledim. Tam bu esnada bir süre sonra yanımda 3. bölükten arkadaşlarım olan İdris ve Bilal Yıldız geldiler. Buraya kandırılarak getirildiğimizi ve hiçbir emre uymamız gerektiğini onlarla da konuştum. Bu konuşmanın üstüne Hasan Ali Üsteğmen yanımıza gelerek ‘arkadaşlar kimseyle konuşmayın ve beni takip edin dedi. Yönlendirmesi ile bir binanın bodrum katına girdik.

ÜZERİME ATEŞ AÇILDI

Burada bize tahliye edileceğimiz söylendi. Ve koşar adımlarla TÜİK binasının karşısında bulunan bir demir kapıdan çıktık. Bu esnada üzerime ateş açıldı. Hem benim hem de yanımda bulunan beni yönlendiren kapının diğer tarafında bulunan 2 sivil polise ateş açıldı. O anki korku, telaş ve polislerin yönlendirmesiyle silahımı ve kompozit başlığımı kapı dibine bıraktım. TÜİK binasında bulunan polislere sığındık. Oradan da polis akademisine getirildik.

SOYULARAK TERS KELEPÇE TAKILDI

Burada 2 gün boyunca bizlere Genelkurmay Başkanlığından çıkan 900’er gibi ifademizin alınacağı ve serbest bırakılacağımız söylendi. Fakat erler ayrılınca pazar akşamı o an ilk defa gördüğümüz polisler tarafından soyularak ters kelepçe ile kelepçelendik. Bunu burada belirtmemin tek sebebi polis akademisinde alınmış ifademde hiçbir kötü muameleye maruz kalmadım şeklinde bir yazıdır. Bu da bana ait değildir. Ben böyle bir ifade vermedim. Bu sebeplerden dolayı reddediyorum. İlk defa gördüğüm polisler tarafından soyularak ters kelepçelendik.

GECE YARISI TEKMELEYEREK UYANDIRILDIK

4 gün boyunca bu şekilde kaldık. Tuvalete dahi yalın ayak gitmek zorunda bırakıldık. Açlık ve susuzluktan dolayı ayakta dahi duramıyorduk. Geceleri uyurken polisler tarafından tekmelenerek uyandırıldım. Çeşitli hakaretlere maruz kaldım. Tüm bu yapılan insanlık dışı uygulamalara rağmen polis akademisinde verdiğim ifadeye ‘ben emniyette bulunduğum sürece hiçbir kötü muameleye maruz kalmadım’ gibi bir ifade eklenmiştir. Bunu da az önce belirttim.

AĞIR CEZAEVİ KOŞULLARINDA KALIYORUZ

Ayrıca iddianamede bulunan Bylock listesinde üzerimde bulunan 2 hatta Bylock olduğu iddia edilmiştir. Böyle bir programın varlığından, kesinlikle ve kesinlikle haberim yoktur. Cezaevine girdikten sonra sözlü ve yazılı medyadan öğrenmiş bulunmaktayım. Aynı zamanda iddianamede tarafıma yöneltilen tüm suçlamaları reddediyorum. 6 günlük gözaltı süresi ve bu sürede yaşadıklarım 10 aya yakın tutukluluk sürem ve ağır cezaevi koşulları göz önünde bulundurulmasını tahliyemi ve dava sonunda da beraatimi talep ediyorum. Arz ederim.”

SAVUNMANIN BULUNDUĞU GEREKÇELİ KARARDA SAVUNMANIN ORİJİNAL GÖRÜNÜMÜ

SAVCI: ÖLMEZSE TUTUKLANMASINA…

Bilal Gülfidan’ın ölümün ardından sosyal medyada @m4gf0wKzduBwFy5 hesabından genç subay adayı ile ilgili paylaşımlar yapıldı ve bazı iddialarda bulunuldu. O paylaşımlar şöyle:

“Sözleşmeli subay olmak için eğitime başlamış, sadece verilen kanuna uygun emirleri yerine getirmiş, darbeden haberi olmayan, şeytanların (AKP) tuzağına düşmüş yüzlerce askeri öğrenciden biridir. Cezaevinde kanser hastalığına yakalanınca 2 ay muayene geç götürülmüş, sonrasında yapılan kontrollerde kanserin ilerlediği ve sık sık kontrole gelmesi söylenmiş, müteakiben tekrar kontrolleri aksatılmıştır. Mahkeme ilk başlarda tahliye etmedi. Daha da ağırlaşınca tahliye kararı verdi. İlk başlarda bu hastalık durumundan ailesi haberdar değildi. Duruşmalara zorunlu katıldı tedavi esnasında savcı ‘ölmezse tutuklanmasına’ diye mütala verdi. Hakîm onlardan iftiracı olmalarını istedi. O durumda ne o ne de bir arkadaşı hain olmadı iftira atmadı.”

ÖLDÜRÜLMEK İÇİN GENELKURMAY BAŞKANLIĞININ BAHÇESİNE ATILDILAR

15 Temmuz gecesi Kara Harp Okulundan 150 öğrenci helikopterle Genelkurmay Başkanlığının bahçesine indirilmişti. Aynı hesap, bu olayla ilgili iddiası ise şöyle:

“Bu askerî öğrenciler okul komutanı İzzet Çetingözün emri ile okulda bırakılmış, gece öldürülmeleri için mühimmatsiz olarak helikopterlerle Genelkurmay Başkanlığının bahçesine atılmış, onları yüzlerce IŞİD’li silahlı olarak karşılamış, ateş altına almış öldürmek istemiş. 10 gün gözaltında insanlık dışı işkencelere maruz kalmış masum Anadolu gençleri hastalıklara yakalanmıştır.”

AYNI DOSYADA YARGILANAN BAŞKA BİR ÖĞRENCİ DE KANSERDİ

Bilal Gülfidan ile aynı dosyada yargılanan Bayram Altunbaş, “Komutanlarımıza güvenmiştik. Böyle bir şey için 4 aylık bir öğrenciyi kullanacakları aklımdan geçmedi. Güvenli bölgeye götürüleceksiniz denilince güvenip helikoptere bindik.” şeklinde ifade vermişti.

Altunbaş duruşmada, iki ay önce bağırsak kanseri teşhisi konulduğu söylemiş ve tahliyesini talep etmişti. 18 Mayıs 2017’de tahliye edilen Altunbaş’ın sağlık durumu hakkında bir bilgi bulunmuyor.

Müebbet verilen kanserli askeri öğrencinin görüntüleri ortaya çıktı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Müebbet verilen kanserli askeri öğrencinin görüntüleri ortaya çıktı

Cezaevinde kanser olduktan sonra tedavisi geciktirilen ve çok geç tahliye edilen subay adayı Bilal Gülfidan’ın ardından arkadaşları ve ailesi büyük yas tuttu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL- Celal Bayar Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe öğretmenliği bölümünden 2015’te mezun olduktan sonra 2016’da Kara Harp Okulu’na sözleşmeli subay olarak giren Bilal Gülfidan (27) beş gün önce hayatını kaybetti.

TİYATRODA ‘DOKTOR BİLAL’ ROLÜNÜ OYNAMIŞTI

Cezaevi sürecinde de eğitim hayatında da güler yüzü, neşesi ve pozitifliğiyle tanınan Bilal Gülfidan Manisa’da okurken arkadaşlarıyla birlikte tiyatro sahnesine çıkmış ve ‘Kadınlık Bizde Kalsın’ adlı oyunda Doktor Bilal rolünü canlandırmıştı. 2015’te okulun tiyatro salonunda sahnelenen oyunda Türkiye’de kadın olmak, kadına şiddet, ailede kadının rolü gibi temalar esprili bir dille anlatılıyor.

HASTALIĞI İYİCE İLERLEDİKTEN SONRA TAHLİYE EDİLDİ

Cezaevinde kanser olduktan sonra raporlarını defalarce kez mahkemeye sunmasına rağmen serbest bırakılmayan askeri öğrencinin, birçok hasta tutuklu gibi tedavisi geciktirildi ve hastalığı iyice ilerledikten sonra bırakıldı.

Nisan 2019’da tahliye edildikten sonra İzmir’de tedavi gören Gülfidan 15 Ekim 2019 sabahı hayatını kaybetti. Aynı gün ikindi vakti defnedildi. Mardin’in Ömerli ilçesinde 12 Nisan 1992’de dünyaya gelen genç öğrenci, ailenin üç evladından biriydi.

Testis kanseri teşhisi konulan Gülfidan’ın hastalığından son ana kadar ailesinin de haberi yoktu. Cezaevinden çıkar çıkmaz tedavisine başlandı. Bir hafta önce hastaneden çıkarken başı dönüp düştü ve kafasını çarptı. Beyin kanaması geçiren ve çekilen röntgende beyninde tümör tespit edilen Gülfidan’a hemen müdahele edildi. Ameliyatla tümör temizlendi ama yoğun bakıma alınan subay adayı kurtarılamadı.

KAŞLARI BİLE DÖKÜLMÜŞ, ÇOK ZAYIFLAMIŞTI

Bir arkadaşının verdiği bilgiye Bilal Güfidan, Mart 2019’da tutuklu bulunduğu Kırıkkale Keskin Cezaevinden Ankara’ya tedavi için getirilmiş ve o süreçte Sincan Cezaevinde kalmıştı.

Bold Medya’nın ulaştığı arkadaşı, Gülfidan’ın tahliye olduğu o günü şöyle anlattı:

“Onunla sadece 1-2 günlük bir tanışıklığımız oldu. Kemoterapi gördüğü için saçları ve kaşları dökülmüştü. Çok zayıflamıştı. 2,5 yıl yattı, hastalığı iyice ilerledikten sonra bıraktılar. Tahliye haberini ilk ben vermiştim kendisine. Sayımdan sonra akşam yemeğini yeni yemiştik. Gardiyan geldi, mazgalı açtı, Bilal’in ismini söyledi, tahliye, hemen hazırlansın, 15 dakika sonra alacağım dedi. Bilal lavabodaydı, koşarak yanına gittim, müjdeyi verdim. İnanamadı. Ayakta zor durdu, sevinçten. Ağlayarak çıktı. Eşyalarını birlikte hazırladık, alkışlarla uğurladık.”

15 TEMMUZ GECESİ NEREDEYDİ?

16 Temmuz 2016’da gözaltına alındıktan sonra 22 Temmuz 2017’de tutuklanan Bilal Gülfidan, Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsündeki Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince görülen Kara Harp Okulu ve Genelkurmay Başkanlığı Davasında 164 kişiyle birlikte yargılandı ve darbeye teşebbüs ettiği iddiasıyla 1 kez müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Gülfidan, 15 Temmuz gecesi yaşadıklarını 5 Mayıs 2017’de görülen mahkemede anlatmıştı. O gün yaptığı savunmasının tam metnini, hakkında insanlık dışı mütaala veren savcının söylediklerini yarın www.boldmeyda.com’da okuyabilirsiniz.

Bilal Gülfidan, 2015’te Celal Bayar Üniversitesi Türkçe öğretmenliği bölümünden mezun oldu.

Okumaya devam et

Popular