Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Çin’de idam mahkumlarının organları kendi istekleri dışında “bağış”lanıyor mu?

Çin'de son 20-30 yıldır idam mahkumlarının organlarının, mahkumlar istese de istemese de infazlarının ardından alınarak organ bekleyen hastalara yüksek meblağlar karşılığında satıldığı belirtiliyor.

Çin’de son 20-30 yıllık süreçte hapishane sistemi ile organ nakli arasında gizli ve ürkütücü bir sır var.

Webtekno’da yer alan habere göre, 21. yüzyılda insanlık idam cezasından vazgeçme yolunda adımlar atsa da bazı ülkeler bu cezaların uygulanması konusunda oldukça kararlı. Bu ülkelerden olan Çin, idam mahkumlarını kullanabileceği bir başka yol da bulmuş durumda.

İdam cezasının hala uygulandığı ülkede, son 20-30 yıldır idam mahkumlarının organları, mahkumlar istese de istemese de infazlarının ardından alınarak organ bekleyen hastalara veriliyor. Bu idam mahkumlarının önemli kısmı ise düşünce suçlusu. Çin’de politik nedenlerle idam edilen pek çok insan bulunuyor.

Wang Guoqi, 1995 yılında Çin Ordusu bünyesinde doktorluk yapıyordu. Hebel eyaletindeki idam programı doktorun hayatını değiştirdi.

Guoqi, son nefesini veren mahkumların organlarını almakla yükümlüydü. O günleri anlatırken “Benim işim yüzden fazla idam edilmiş cesetten deriyi ve korneaları almayı gerektiriyordu. Bu kişilerin bazıları bilerek başarısız olmuş idamların mahkumlarıydı” ifadelerini kullanmıştı.

Son 20 yılda Çin’den kaçan pek çok kişi bu uygulama hakkında açıklamalar yaptı. Kilgour-Matas Raporu’na göre bir cerrah, bugüne kadar 2.000’den fazla idam mahkumundan kornea aldı.

Rapor için bilgi veren bir kadın, cerrah olan eski eşinin yaptığı işlemi anlattı. Kadının açıklamalarına göre mahkumları ölüm haline sokan bir iğne yapıldıktan sonra, bedenleri tamamen çökmeden önce mahkumların organları toplanıyordu. Kalp, böbrek, ciğerler gibi organlar alındıktan sonra deri de soyuluyordu ve geriye yalnızca et ve kemikler kalıyordu. Bu bedenler hastanenin kazan odasına atılıyordu.

Sistem hala gizemini koruyor ve uygulanıp uygulanmadığına dair pek çok tartışma dönüyor. Çin hükümeti sistemin 90’lar ve 2000’lerde kullanıldığını ancak 2015’ten itibaren bu sisteme son verildiğini söylüyor. Çin’in resmi açıklamasına göre artık yalnızca bağışçılardan alınan organların nakli gerçekleştiriliyor.

Yapılan araştırmalar ve incelemeler, bağışçılar ile organ nakli işlemleri arasında tutarsızlık olduğunu ortaya koyuyor.

Bir diğer araştırma da resmi sayıların manipüle edildiğini ortaya koyuyor. Çinliler, kültürel nedenlerden dolayı öldükten sonra organ bağışlamaya yanaşmıyor. Öyleyse bu organlar nereden geliyor?

Çin’de 2000’li yıllarda yapılan nakil ameliyatlarının sayısı oldukça yüksek.

Resmi rakamlara göre hastaneler 10 bin organ nakli yapıyor ancak hastane çalışanları ve ekipleri, sorulduğu zaman 60 bin ila 100 bin arasında organ nakli yaptıklarını belirtiyor.

Falun Gong takipçileri, kaynağı belirsiz organların geldiği yer olarak işaret ediliyor.

MÜSLÜMAN UYGUR TÜRKLERİ DE BU UYGULAMAYA KURBAN GİDİYOR

Çin’de ayrıca marjinalleştirilmiş toplulukların, örneğin Müslüman Uygur Türkleri ve Budist Tibetlilerin de bu uygulamaya kurban gittikleri belirtiliyor.

Falun Gong ise Çin Budizmi’nin ardından ülkedeki en büyük ikinci dini organizasyon ve yaklaşık 70 milyon kişinin bu kültü takip ettiği düşünülüyor.

Falun Gong barışçıl olmasına ve şiddet eylemlerinde bulunmamak bu inanışın en büyük totemlerinden biri olmasına rağmen Çin Komünist Partisi tarafından tehlikeli bir kült olarak görülüyor. Bu inanışın üyeleri genel gözetim altında tutuluyor, hapse atılıyor ve bazen de mahkemeye bile çıkmadan idam ediliyor.

Araştımacılardan biri, bu inancın takipçilerinin Çinliler tarafından bile kabul edilen bir yaşam kalitesi standartları olduğunu belirtiyor.

Falun Gong inananları beden temizliğine büyük önem veriyor. Meditasyon ve sağlıklı yaşamın büyük önemi olan bu kültün takipçileri sigara içmiyor, alkol almıyor ve sık sık egzersiz yapıyor. Bir nevi bu kişilerin bu kadar sağlıklı olması Çin hükümetinin işine geliyor.

Hapishanede sürekli olarak sağlık kontrollerinden geçirilen mahkumlara düzenli olarak kan testleri uygulanıyor.

Organ nakillerinin hızı da dikkati çekiyor. Çin’in dışında bir hastanın organ nakli için uzun süre beklemesi gerekebiliyor. Çin’de ise haftalar içinde uygun organa sahip birisi hayatını “kaybedebiliyor”.

Zaman zaman organların bulunması birkaç günde bile gerçekleşebiliyor. Bu da akla “talep üzerine organ sistemi” fikrini getiriyor.

Organlar en iyi koşullarda bile saklansa, insan vücudu dışında uzun süre işlevsel kalamıyor.

KALP İÇİN 160, AKCİĞER İÇİN 170 BİN DOLAR

Kilgour-Matas raporuna göre işin içinde ciddi bir para da dönüyor. 2006 yılında böbrek için 62 bin dolar, ciğer için 98-130 bin dolar, akciğer için 170 bin dolar, kalp için 160 bin dolar ve kornea için 30 bin dolar ödenen bir organ piyasası vardı.

Genellikle gri alanda bulunan ve resmi rakamları açıklanmayan organ nakli sağlık turizminin yabancılar tarafından da kullanıldığı biliniyor. Özellikle Japonya, Güney Kore, Tayvan gibi yakın komşularından sık sık organ nakli için Çin’e gidenler bulunuyor. Orta Doğu, Avrupa ve Kuzey Amerika’dan da Çin’e bu amaçla gidenler var.

Çin’in uygulaması pek çok etik tartışması barındırıyor ve hükümetin yaptığı açıklamalar da insanları pek tatmin etmiyor. Konuyla ilgili olarak yapılmak istenen araştırmalar da şu anda engelleniyor.

Dünya

Suriye’den Türkiye’ye: İdlib’deki askeri gözlem noktalarınızı vururuz!

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Danışmanı Buseyna Şaban, Türkiye’yi tehdit etti. İdlib’deki Türk gözlem noktalarının imha edilebileceğini açıkladı. Gözlem noktalarının, militanlara silah tedarik etmek için kullanıldığını iddia etti.

BOLD – Danışman Şaban, Lübnan’da yayın yapan el Mayadin televizyonuna açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin son dönemdeki eylemleriyle militanlara silah tedarik ettiğini kanıtladığını savundu.

“Türkiye, Astana görüşmelerinde varılan mutabakatları yerine getirmedi ve gözlem noktalarını silah transfer tesislerine ve Suriye toprakları işgal noktalarına dönüştürdü” dedi.

Şaban, Türk gözlem noktaları ve El Nusra Cephesi’nin silah alışverişi yaptığını ve Suriyelilere karşı suç işlediğini iddia etti. “Murik köyündeki Türk gözlem noktası kuşatma altında. Suriye ordusu, Türk gözlem noktalarını ve militanları imha edebilir” uyarısı yaptı.

Norveç’te Hizmet Hareketi’ni fişleyen Türk Büyükelçiliğine ‘casusluk’ suçlaması

Okumaya devam et

Dünya

Norveç’te Hizmet Hareketi’ni fişleyen Türk Büyükelçiliğine ‘casusluk’ suçlaması

Türkiye’nin Oslo Büyükelçiliğinin, Norveç’e sığınan Hizmet Hareketi gönüllüsü 45 ismi fişlediği ortaya çıktı. Elde ettiği bilgileri Türkiye’ye gönderen elçilik, casuslukla suçlanıyor.

BOLD – Norveç muhalefetinde yer alan Rødt Parti lideri Bjørnar Moxnes, Türk Büyükelçiliğinin “fişleme ve casusluk” yaptığı yönündeki iddiaları Dışişleri Bakanlığı’na sordu. Bjørnar Moxnes, Büyükelçi Fazlı Çorman’ın bakanlığa çağrılarak söz konusu iddialar hakkında cevap vermesini istedi.

Norveç’in önde gelen gazetelerinden ABC, Oslo’daki Türkiye Büyükelçiliğinin ülkede “casusluk ve fişleme” faaliyeti yaptığını gündeme getirdi. Gazetenin Nordic Monitor’den alıntı yaptığı belgede Türk Büyükelçiliğinin, Norveç’e sığınan Hizmet Hareketi’ne yakın isimler hakkında fişleme yaptığı yer alıyor. 45 kişi hakkında istihbarat toplayan Türk Büyükelçiliğinin hazırladığı rapor, Türkiye’de devam eden dava dosyalarında ortaya çıktı.

Rødt Parti lideri Bjørnar Moxnes

SETA’NIN RAPORUNA TEPKİ GÖSTERDİ

Türkiye’nin Oslo Büyükelçiliği, sadece fişleme faaliyetiyle de suçlanmıyor. İktidara yakın Siyasi, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfının (SETA) yayınladığı raporda 120 Norveçli PKK’ya destek vermekle suçlanıyor. SETA’nn rapor ve Türk Büyükelçiliğinin skandal fişleme faaliyetlerinden rahatsız olan Rødt Parti lideri Bjørnar Moxnes, Norveç Dışişleri Bakanlığının skandal konu hakkında harekete geçmesini istedi.

ABC’de yer alan haberde, AKP iktidarına yakınlığı ile bilinen SETA’nın “Avrupa’da PKK yapılanması” başlık raporunda 120 Norveçli hakkında fişleme bilgilerinin yer aldığı belirtildi. Ayrıca haberin devamında Türk Büyükelçiliğinin Norveç’e iltica eden 45 kişi hakkında bilgi sahibi olduğunu vurguladı.

Norveç yasalarına göre bir yabancı devlet yararına kişisel bilgilerin toplanmasını yasaklayan Ceza Kanunu’nun 126. bölümünün ihlali edildiği belirtildi.

TÜRK YETKİLİLERİ, ULUSLARARASI HUKUK İHLAL ETMEKLE SUÇLADI

Rødt Parti lideri Bjørnar Moxnes, söz konusu iddialarla ilgili Dışişleri Bakanı Ine Eriksen Søreide’nin, Türk elçiliğe karşı adım atmasını istedi. Ayrıca Bjørnar Moxnes, Norveç egemenliğini, yasalarını ve uluslararası hukukun ihlal edildiği olaya ilişkin soruşturma başlatılmasını talep etti.

Danimarka’da benzer olayların yaşandığını ve Türk yetkililerinin uyarıldığını vurgulayan Bjørnar Moxnes, söz konusu iddialar karşısında Başbakan Erna Solberg ve hükümetinin sessiz kalmaması gerektiğini ifade etti. Bu olaya karşı bir cevap verilmediği takdirde Norveç’in, ülkeye sığınan insanlara karşı gerekli güvenceyi vermekte isteksiz olduğu anlaşılacağını belirtti.

Başbakan Erna Solberg’in, iddialar karşısında konuşması gerektiğini söyleyen Bjørnar Moxnes, Norveç’te yasal faaliyetlerde bulunan kişiler hakkında gerekli koruma tedbirlerinin alınması talep ediyor.

Okumaya devam et

Dünya

Rusya’da nükleer patlama oldu: Radyoaktif sızıntı Türkiye’yi etkiler mi?

İki hafta önce Rusya Kuzey Kutup Dairesinde yapılan nükleer denemeler sırasında bir kaza yaşandı. Kazadan hemen sonra 4 ölçüm merkezi arızalandı.

BOLD – 8 Ağustos’da Rusya Kuzey Kutup Dairesinde gerçekleştirilen nükleer füze denemeleri esnasında bir patlama meydana geldi. Bu patlama sırasında 5 nükleer mühendis hayatını kaybederken, 6 kişi yaralandı.

İKİNCİ ÇERNOBİL VAKASI MI?

Kaza sonrasında yaşananlar ise olayın ikinci bir Çernobil vakası olabileceği ihtimalini akıllara getirdi.

Moskova, kaza gerçekleştiğinden beri olanlarla ilgili herhangi bir bilgi paylaşmadı ve kazadan sonra olan her şeyi sır gibi saklıyor. O gece neler olduğu ise yeni yeni gün yüzüne çıkıyor.

Olayın Çernobil’i anımsatan kısmı, kazanın üzerinden 2 gün geçtikten sonra Dubna ve Kirov kentlerindeki nükleer gözetim merkezlerinin veri akışını durdurması oldu. Bunlardan 3 gün sonra ise Kazakistan yakınlarındaki Zalesevo ve Rusya’nın doğusundaki Bilibino nükleer ölçüm merkezleri de sessizliğe gömüldü.

Çernobil’de de patlamadan sonra Sovyetler Birliği sessizliğe gömülmüştü. O çevrede yaşayan kişiler olanlardan habersiz bir şekilde uzaktan olayları izliyordu ve çevre sakinleri dışında kimse doğru düzgün bir bilgiye sahip değildi.

Daha sonrasında Batı’da yüksek oranda radyoaktif maddeler tespit edilmiş ve Sovyetler Birliği olayı açıklamak zorunda kalmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu hafta Fransa’ya gerçekleştirdiği bir ziyarette sızıntıyla ilgili her şeyin kontrol altında olduğunu ve herkesin rahat olması gerektiğini söylese de yaşanan olayların bu kadar gizlenmesi insanlarda doğal olarak endişe yarattı.

Hatta yaralıların kaldırıldığı hastanelerden birinde görev yapan bir yetkili, sağlık personelinin radyasyon konusunda uyarılmadığını belirtti. Yaralıların çok yüksek dozda radyasyona maruz kaldığı ise bir saat sonra söylendi ve buna rağmen hiçbir önlem alınmadı. Bu yaralılar daha sonrasında Moskova’da radyasyon uzmanlarının bulunduğu bir hastaneye nakledildi. Sağlık personelinin durumları ise bilinmiyor.

RADYOAKTİF SIZINTI TÜRKİYE’YE DOĞRU YAKLAŞIYOR

Tesadüf mü yoksa kara bir geleceğin yavaş yavaş gün yüzüne çıkması mı bilinmez ancak veri akışlarını durduran merkezler göz önüne alındığı zaman radyoaktif sızıntının Türkiye’ye doğru yaklaştığı görülüyor.

Bu kazanın Çernobil kadar ciddi mi yoksa yaşananların sadece bir tesadüften mi ibaret olduğu ise cevap aranan en büyük soru olmaya devam ediyor.

Tahliye talebi 3 kez reddedilen kanser hastası KHK’lı öğretmen Tacettin Toprak öldü

Okumaya devam et

Popular