Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Bir akademisyenin 15 Temmuz’u: Üniversitede sorgu, hapishane, ölüme yolculuk, dağılan bir aile…

Türkiye’nin uluslararası projelerinde görev alan bir akademisyendi. Profesörlerce fişlenip sorgulandı, üniversite koridorunda kelepçelendi, ailesi dağıldı, bir saat kanalizasyonda sürünerek özgürlüğe yürüdü…

SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD/ÖZEL

S. A., Düzce Üniversitesi Meslek Yüksekokulu’nda bir akademisyendi. Fakat sıradan bir akademisyen değil. Ulusal ve uluslararası üniversitelere sürekli kabul alan, Türkçe ve İngilizce makaleleri bulunan bir hocaydı. Ama 15 Temmuz’dan sonra cemaat soruşturmaları kapsamında, üniversitedeki meslektaşları tarafından önce üniversitede sorgulanıp sonra polise ihbar edildi.

“7,5 ay cezaevinde yattıktan sonra hakkındaki tüm iddialardan beraat eden S. A, ailevi tehditler nedeniyle Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı. Meriç’i geçmeden önce başına gelmeyen kalmadı. Edirne’de bir köyün giderinin aktığı kanalizasyona düşerek, üç kez köpek saldırısına uğrayarak, üç kez yakalanma tehlikesi geçirerek bir yolculuk yapan 37 yaşındaki genç akademisyen, şimdi Almanya’da ‘iyileşmeye’ ve hayata tutunmaya çalışıyor.

S.A.’nın anlatımıyla, akademisyenlik, dağılan bir yuva ve mülteciliğe uzanan yolculuğuyla yaşadıkları:

“2002 yılında Selçuk Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümünü kazandım. 2004-2005 yılında aynı üniversitenin Rus Dili ve Edebiyatı Bölümüne de kaydımı yaptırdım. İki bölümü aynı anda 2007’de bitirdim. Aynı yıl Moskova Devlet Üniversitesi Genel İşletme ve Stratejik Yönetim Bölümünde master için kabul aldım. Bir yıl Rusça kursuna gittikten sonra masterımı tamamlayıp 2009 yılının son döneminde İngilizcemi geliştirmek üzere Amerika’ya gittim ve Brooklyn College’a kayıt oldum, burada hem dil öğrendim hem de tezim ile ilgili araştırmalar yaptım.

Sonra Türkiye’ye döndüm. 2010 Temmuz’da evlendim ve 2010 Eylül ayında Düzce Üniversitesi’nden kabul aldığım için burada göreve başladım. 2016’ya kadar Düzce’de çalıştım.

OKUMAYA AŞIK BİR İNSANIM

Okumaya aşık bir insan olduğum için hep koşturdum. Ayrıca yabancı dilimi ve potansiyelimi de değerlendirmek istiyordum. Sakarya Üniversitesi’nde endüstri, Düzce Üniversitesi’nde işletme doktorasına başladım. Sakarya’da Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler okumak için de başvurdum.

Ben kendimi bildim bileli böyleyim. Eğitim hayatım boyunca hep kütüphanelerde araştırmalar yaptım. Sadece kendi alanımda değil, başka alanlarda da araştırma yapmak, yayınlar çıkarmak, başka şeyler öğrenmek hep ilgimi çekmiştir. Öğrencilerime faydalı olmak için çeşitli kurslara gittim.

Endüstri mühendisiyim ve iş güvenliği alanlarımızdan biri. Üniversitede bunların da derslerini görüyoruz ama bir şeyi öğretebilmek için derinleşmek lazım. Kalite yönetim sistemi, gıda yönetimi, iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemi… Bunların hepsinin eğitimlerine katılarak başdenetçiliklerini teker teker aldım.

Düzce Üniversitesi, Ukrayna, Rusya, Gürcistan, Belarus gibi ülkelerle Karadeniz Bölgesi İşbirliği Antlaşması imzalamıştı. Okulu temsilen İstanbul’da gerçekleştirilen toplantılara ben gidiyor, projeleri takip ediyordum.

Ayrıca 2013 ve 2014 yılında Macarsitan’a Szeged Üniversitesi’ne misafir öğretim elemanı olarak gittim. Ulusal ve uluslararası birçok toplatıya katıldım. Yerli ve yabancı 11 makalem bulunuyor. Sakarya’da başlayıp Düzce İşletme’de devam ettiğim doktoramın da son dönemindeydim.

ÜNİVERSİTE FİŞLEDİĞİ İÇİN, YÖK KAZAKİSTAN’A GÖNDERMEDİ

Farklı tecrübeleri sevdiğim için önüme çıkan tüm fırsatları değerlendiriyordum. 2015 yılında Kazakistan’daki Ahmet Yesevi Üniversitesi’nden kabul aldım. Fakat YÖK izin vermediği için gidemedim. Ahmet Yasevi Üniversitesi kadro açtığına dair ilanlarını YÖK’e gönderiyor. YÖK de Türkiye’deki üniversitelere böyle bir program olduğunu, şartları uygun olanların başvurabileceğini duyuruyor. Üniversite de ilanı personeline dağıtıyor. Başvuru için belgelerimi hazırladım, hem YÖK’e hem de üniversitenin kendisine gönderdim.

Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin Ankara’da merkezi vardır. Beni mülakata çağırdılar. Gittim, bizzat rektör sözlü mülakat yaptı ve ‘tamam sizi kabul ediyoruz’ diye olumlu cevap verdi. YÖK’ten de haber bekliyoruz. Bu arada pasaportumu çıkardım, evrakları hazırladım. Birkaç defa toplantı yapıldı, hatta gidecek öğretim elemanlarıyla toplantı yaptık. Ama YÖK yine de izin vermedi. 2015’te polis olan kardeşim gözaltına alınmıştı. Ondan dolayı beni de fişlemişlerdi.

15 TEMMUZ GÜNÜ DOKTORA STAJI İÇİN POLONYA’YA GİDECEKTİM

Doktoramın son döneminde olduğum için 2016’da doktora stajı için Polonya Wroclaw Üniversitesi’ne başvurmuştum, kabul aldım. 15 Temmuz 2016’da Polonya’ya gidecektim. Biletlerim hazırdı. Yola çıkmadan birkaç gün önce Adana’ya ailemin yanına gitmiştim. Yurt dışına gidiyorum, onlarla vedalaşayım, ne olur ne olmaz diye düşünürken darbe girişimi oldu.

Bütün memurlara görevinize dönün çağrısı yapıldığı için ben de üniversiteye döndüm. Görevime başladığıma dair resmi bir yazı verdim. Yurt dışı görevlendirmem olduğu halde bir yere gitmediğimi, işimin başında olduğumu belirttim.

Tatil dönemi olduğu için genelde 10.00 gibi gidiyorduk okula. 21 Ağustos 2016’da bölüm başkanı beni sabah erkenden üniversiteye çağırdı. 07.00-08.00 gibi aramıştı. Bir terslik olduğu belliydi. Görevden uzaklaştırılma yazısı gelmişti hakkımda. ‘Gerekçesi nedir?’ diye sordum. ‘Bilmiyoruz, yazıyı size göstermemiz bile yasak’ dediler. Benim için o kadar şok edici bir andı ki, hemen üniversiteden çıkmak istedim. Çıkmazsanız zaten güvenlik gelip götürüyor ve ikinci bir yazıya kadar okula yaklaşamıyorsunuz. Biraz da bu yüzden çıkmak istedim. Onurunuza, gururunuza dokunuyor bunlar. Odamızı mühürlemişler tabi, giremedik. Kişisel eşyalarımızı dahi alamadık. Kişisel eşyadan kastım normal kıyafetlerimiz…

Meğer aynı gün hakkımda tutuklama kararı da varmış ama ben bunları sonra öğrendim. Neyse eve gittim. Bir hafta boyunca evdeydim. Ne üniversiteden bir haber var, ne gelen ne giden var. Dayanamayıp bir hafta sonra 29 Ağustos 2016’da rektörlüğe gittim. Tekrar sordum kararı. “Hocam beklerseniz mülakata alırız” dediler.

REKTÖRLÜĞÜN GÖREVLENDİRDİĞİ İKİ PROFESÖR BENİ SORGULANDI

Mülakata alacaklar diye bekliyorum. Yanıma güvenliği diktiler. Arabamın anahtarını, üzerimdeki her şeyi güvenliğe bıraktım. Mülakat başladı, mülakat diyorum ama aslında beni sorguya aldılar. Rektörlükte disiplin soruşturmaları için bir oda tahsis edilmişti, orada oluyor bu olay. İlk defa birinin ifadesi alınırken kapıya güvenlik koyuyorlardı. Hem kapının önüne hem de arkasına. Beni sorguya çekenler rektörlük tarafından görevlendirilmiş iki profesördü; İlyas Uygur ve Haldun Müderrisoğlu.

Ellerinde 30-40 soru vardı. Hizmet Hareketi ile bağlantımın olup olmadığını öğrenmeye çalışıyorlardı. Ben de ne Bank Asya hesabı, ne gazete aboneliği, ne de başka bir şey vardı. O yok, bu yok, yok yok yok… Sorgulama bu şekilde devam etti. En son mühendislik fakültesinin de dekanı olan profesör, “Bylock kullandınız mı?” diye sordu. Kullanmamıştım. Kullanmadığımı her sorguda defalarca dile getirdim ama dikkate alınmadı. Mahkeme sürecinde de herkesin üniversite tarafından nasıl fişlendiğini gördüm. Rektörlükten gizli ibareli belgeler mahkemeye sunulmuştu. Kiminin Bank Asya hesabı, kimi hakkında gizli tanık…

BİR YANDAN SORGULARKEN BİR YANDAN DA POLİSE HABER VERMİŞLER

Üniversitedeki odadan çıktığımda kapıda terörle mücadele şubesinden 3-4 polis beni bekliyordu. Meslektaşlarım beni sorgularken diğer yandan da savcılığa “S.A hakkında yakalama kararı var mı?” diye sormuşlar ve evet cevabını alınca okulda olduğumu polise bildirmişler. Meslektaşlarım yapıyor bunu. Ve ben ‘örgüte üye olmaktan’ üniversite kapısında gözaltına alındım. Diğer meslektaşlarımın gözleri önünde, onurumu kıra kıra, rencide ede ede yaptılar bunu.

DÜZCE’DEKİ YAPILANMAYI DEŞİFRE EDERSEN…

Önce hastaneye sonra emniyete, oradan da Düzce İl Emniyet Müdürlüğü ana binasına götürdüler. Nezarethanelerde yer yokmuş. Sonra dediler ki, “5 gün kimseyle görüşmeyeceksin. 5 günden 30 güne kadar burada kalabilirsin. Bu süre içinde belki 1 kere avukatınla görüşebilirsin”. Dördüncü gün ifadem alındı. Bir CMK avukatı geldi. Yine benzer birçok soru sordular. Hepsine hayır dedim çünkü kendimi biliyorum. “Bu numara sana mı ait?” dediler. Benimdi. “Bu numara üzerinden Bylock kullanılmış, emin misin kullanmadığına” dediler. Emindim.

Bir gün sonra mahkemeye çıktım. Sulh ceza hakimi “Birkaç isim verirsen cezanda indirim olacak. Düzce’deki cemaat yapılanmasını deşifre edersen etkin pişmanlıktan yararlanabilirsin” dedi. Böyle bir bilgim bulunmadığını, itiraf edecek de bir şey yapmadığımı ifade ettim. Bylock kullanmadığımı, tutuksuz yargılanmak istediğimi söyledim ama olmadı.

GÖREMEDİĞİNİZ DOSYA NEDENİYLE Mİ BENİ TUTUKLUYORSUNUZ!

Hakim, son bir sözün var mı diye sordu. Var, dedim. Hem görevden uzaklaştırma, hem de tutuklanma kadar ağır iki olayı hak edecek ben ne yapmış olabilirim ki beni tutukluyorsunuz. İşlediğim suç nedir. İddiayı bilmek istiyorum dedim. “Sizinle ilgili 8 dosya var” dedi. Nasıl yani! Benimle ilgili sekiz dosya nasıl olabilirdi ki… İnanamamıştım. “Üniversite dosyası bunlar” diye de ekledi. “Dosyada yazan suçum ne?” diye yineledim. “Dosyalar gizli, biz de göremiyoruz” dedi. “Göremediğiniz suçla mı beni tutukluyorsunuz?” diye tepki verince hakim gözlerimin içine bakamadı. Ve iki suçtan beni tutukladı. Anayasal düzeni ortadan kaldırmak ve silahlı terör örgütüne üye olmak. Aynı gün Düzce Çilimli Cezaevi’ne gönderildik. 9 kişilik koğuşlarda 27 kişi kaldık. Yerlerde yatıyordu herkes.

YANLIŞLIK YAPILAN BYLOCK LİSTESİNDE ADIM GEÇİYORMUŞ!

Birkaç gün sonra ailem avukat tuttu. Avukatım da Bylock kullanıp kullanmadığımı sordu, ona da yok dedim. 7,5 ay cezaevinde yattıktan sonra Bylock kullanmadığıma dair emniyetten yazı gelince tahliye oldum. Bylock kullananlarla ilgili ilk başta 216 bin kişilik bir liste hazırlanmıştı. Sonra bu liste yanlışlık var diye 90 bine düştü. Benim adım da o yanlışlık yapılan kişiler arasındaydı. Bylock kullanan bir kişi bir Wifi’ye bağlanırsa ve siz de o Wifi’ye bağlandıysanız siz de Bylock kullanmış gibi oluyorsunuz. Durum bundan ibaretti. Sonuç olarak beni tutuklayan savcı adli kontrolle tahliye etti. Ama 7,5 ayım cezaevinde geçti. Sonra adli kontrol de kalktı, bankadaki tahditler de.

HAKKIMDAKİ TÜM İDDİALARDAN BERAAT ETTİM

Bu arada cezaevindeyken Ekim 2016’da 675 sayılı KHK ile ihraç edilmiştim. Cezaevinden çıkınca üniversiteye geri dönmek için başvurdum, tabi bizi dikkate almadılar. Meğer üniversiteden biri hakkımda gizli tanıklık yapmış, sonra da ben onu tanımıyorum demiş. Bu nedenle dosyamdaki gizli tanık iddiası böylece düşmüş oldu. Gözaltına alındığımda evde ‘Bediüzzaman ve Bilinmeyen Yönleri’ adlı bir kitap vardı. Onu almışlar. Hakim ‘evinde örgütsel doküman çıkmış’ demişti. Nesil Yayınları’nın bastığı bir kitaptı ve kitap hala satıştaydı. Nesil Yayınları KHK ile kapatılmadığı için hakim bu itirazımı kabul etti. Ve Aralık 2018’de hakkımdaki tüm iddialardan beraat ettim. 2,5 yıldır yargılanıyordum. Beraat etmiştim. Artık bir oh çekebilirdim… Ama nerede!

EŞİM BOŞANMA DAVASI AÇTI,
İSTEDİKLERİNİ VERMEZSEM ‘FETÖCÜ’ DİYE İHBAR EDECEĞİNİ SÖYLEDİ

Fakat bu kez eşim ve ailesi beni vatan haini olarak görmeye başladılar. Beraat ettikten sonra çocukları aldı gitti. Boşanma davası açtı. Gerekçeye de ‘terör örgütüne üye olduğundan ihraç edildiği için psikolojisi bozuldu’ diye yazdırmış. Benden çok fazla tazminat istedi. Akademisyenken kazanıyordum ama sonra para kazanamadık ki… İş için 40’ın üzerinde fabrikaya başvurdum. Alan olmadı. En son anket analizleri yapmaya başlamıştım.

BOŞANMA GEREKÇESİNİ GÖREN SAVCI, İSTİNAF MAHKEMESİNE BAŞVURDU

Eşimin açtığı dava ile İstinaf Mahkemesi’ndeki dosyamın onaylanması arasında birkaç gün vardı. Savcı boşanma davasındaki gerekçeyi görünce beraat kararının onaylamaması için istinafa başvurdu. Avukatım da kararın bozulabileceğini söyledi. Artık her güne stresle uyanmaya başlamıştım. Ha bugün ha yarın tekrar alacaklar diye psikolojim etkilendi haliyle.

Bir sabah polisler geldi, adres ve gelir tespiti yapacaklarını söylediler. İstanbul 11. Aile Mahkemesi’nden yazı gelmiş. Tabi ben korkuyorum acaba yine mi tutuklanacağım diye. 7-8 defa emniyete çağırdılar.

Bu arada eşim ve ailesi beni sürekli tehdit ediyordu. Ya 50 bin TL para verirsin, her ay 2500 TL gönderirsin, evdeki eşyaları gönderirsin, çocukların velayetini bırakırsın ya da gider adliyede ifade veririm diye.

9 yıllık evliydik. Biri 3,5, diğeri 8 yaşında iki kızım var. Çocuklarla görüşmek istiyorum. Gelirsen savcılığa bildiririm diyordu. Uzaklaştırma kararı aldırdı, çocuklarla görüşmemi engelledi. Eşimin, kayınvalidemin tehditleri, AKP’Li oldukları için evime partiden adam bile gönderiyorlardı. Çok zor ve depresif günler geçirdim. Başımı yastığa stressiz, kaygısız koyduğum bir tek gece bile yoktu. Ağır depresyona girmiştim, günde 3-4 paket sigara içiyordum. Yargılandığım davanın etkisi geçmeden bu defa da yuvam yıkılmıştı. Çok bunalmıştım ve anne babama dahi haber vermeden yurt dışına çıkma kararı aldım.

JANDARMALARLA ARAMDA 5 METRE KALMIŞTI Kİ…

19 Mart 2019’da Meriç üzerinden Yunanistan’a geçtim. Fakat kolay olmadı. Nehir kenarına varabilmek için Edirne İpsala taraflarında bir köy yolunda kilometrelerce yürüdük. Hava soğuk, sis var. Yürüyoruz ama nereye yürüdüğümüzü biz de bilmiyoruz. Kaçakçılar birdenbire jandarma pusu kurmuş dedi ve jandarmalarla aramızda 5 metre kala bizi bırakıp kaçtılar.

Yanımda bir aile daha vardı. Ben de bir refleksle sırtımdaki çantayı attığım gibi koşmaya başladım. Jandarmalar teslim olun kaçmayın, ateş edeceğiz diye bağırıyorlardı. Ben durmadım, niye durmadım, bilmiyorum, bir refleks ile bir anda koşma hissi uyandı. Normal şartlarda durup teslim olacak birisiyimdir.

ELLERİMİN VE DİZLERİM ÜZERİNDE KANALİZASYON BALÇIĞINDA SÜRÜNDÜM

Tarlalara doğru kaçıyordum. Kaç kişilerdi bilmiyorum. Jandarma bir süre kovaladı beni. Biraz koştuktan sonra önüme bir kanalizasyon çıktı. Üstü açık bayağı büyük bir kanalizasyondu. İçini göremedim tabi ki. Mecburen oraya indim ve indiğim gibi dizime kadar balçığa battım ve yüzüstü düştüm. Bu arada el fenerlerini görüyorum.

ETRAFIMDA BÖCEKLER, KURBAĞALAR, YILANLAR, FARELER KAÇIŞMAYA BAŞLADI

Battığım gibi bir ivmeyle koşayım, karşı taraftan çıkayım diye düşündüm ama ayağımı balçıktan çıkaramadım. Sürünmeye başladım. Belki yarım, belki bir saat o balçığın içinde dizlerimin ve elimin üstünde sürüne sürüne yol aldım. Ne kadar bir süre geçtiğini kestiremiyorsunuz, zaten zaman mevhumunu yitiriyorsunuz.

Önümde kurbağalar, fareler, yılanlar, böcekler sağa sola kaçışıyor. Bildiğiniz kazuratın (dışkı) geçtiği, köyün pislik suyunun gittiği ve muhtemelen Meriç nehrine aktığı bir kanaldı.

Kanalizasyon düz gidiyordu sonra sola doğru kıvrılıyordu. Suyun aşındırdığı bir yer vardı. Sırtımı oraya dayadım ve beni görmesinler diye büzüştüm. Orada 15-20 dakika saklandım. Ara ara kafamı kaldırıp gelen giden var mı diye kontrol ettim. Baktım kimse yok çıkıp devam ettim. Ama o kadar zor çıktım ki… Üstüm başım balçıktan, pislikten, kazurattan öyle ağırlaştı ki… Soğuktan etkilenmemek için kalın mont giymiştim. O montun balçıktan ne hale gelebileceğini tahmin edersiniz.

ÜÇ KEZ KÖPEK SALDIRISINA UĞRADIM, PARÇALAYACAKLAR SANDIM

Neyse çıktım, kanalizasyondaki tüm pisliklerin bulaştığı elbiselerimle yürüyorum ve soğuktan donuyorum. Tekrar tarlalara girdim, ara sıra yere yatıyorum, ışıklar görüyorum çünkü. Biraz yürüdükten sonra devasa bir köpek üstüme saldırdı. İç cebimde çakı, çakmak vardı, onları çıkardım. Sopa buldum vs. Köpekten kurtuldum. İlerlemeye devam ettim. Bu arada yolumu kaybettim, kaç km ve kaç saat yürüdüm bilmiyorum.

Yol üstünde kapalı alanda bir sürü gördüm bu kez. Bu sefer çoban köpeği saldırdı üzerime. Beni parçalayacak sandım ve 500 metreden fazla peşimi bırakmadı. Elimdeki çakmağın biraz daha gazını açarak sopayla, çakıyla onu da savdım. Hala Türkiye tarafındayım. Tarlalardayım, ilerliyorum ama endişeliyim… Derken 5-6 köpeğin olduğu bir sürü daha üzerime saldırdı. Bu defa herhalde beni parçalayacaklar dedim.

ARTIK SIFIR NOKTASINA GELMİŞTİM Kİ…

Artık kendimi de her şeyi de bıraktım. Çünkü o an öyle adrenalin oluyor ki korku yerini sıfır noktasına bırakıyor. Endişe, kaygı, korku hiçbir şey hissetmiyorsunuz, umurumda değil, ne olursa olsun diyorsunuz. Bu duygularla elimdeki sopayı artık nasıl bir refleksle, cesaretle savurduysam köpeklere doğru… Bir yandan da avazımın çıktığı kadar bağırıyorum. Yoksa öldürecekler, parçalayacaklar beni… Köpekler bir-iki hırladıktan sonra uzaklaştılar.

Bir süre sonra yol kenarında oda gibi bir yapı gördüm. Oraya gittim ve telefonu açtım. Telefona bir şey olmamıştı. Kalın montun altında deri mont vardı, onun iç cebine koymuştum. Kaçakçılara ulaştım, bir saat sonra geldiler. Arabada bir kadın, bir erkek vardı. Onlar da nasıl kaçtığıma şaşırdılar. Sırt çantamın içindeki Laptop, diplomalar hepsi gitti tabi ki…

JANDARMA TEKRAR KISTIRDI

Kaçakçılar beni bir yere götürdü ve orada beklememi söylediler. Onlara artık güvenmiyordum ama yapacak başka bir şey de yoktu. Mecbur bekledim. Sazlıkların içine doğru girdim, dışarıdan görünmeyecek şekilde saklandım. Bir araba geleceğini ve biri inerse hemen binmemi söylediler. Bir araba yanaştı ve öyle yaptım. Yola çıkar çıkmaz biraz ileride jandarma yolu kapattı. Hemen geri döndük, baktık diğer tarafı da kapatmışlar. İki taraftan da kıstırılmıştık. Yine tarlalara daldık. Şoför yolu bilmiyordu, yanındaki adam tarif ediyordu. Bir yerde durup farları kapatıp yer değiştirdiler. Sonra oradan girip buradan çıktık ve jandarmaları yine atlattık.

AYAK PARMAKLARIMDA HİS KAYBI OLUŞTU

Beni bir eve götürdü kaçakçılar. Duş aldım. Çok dar ve eski kıyafetler verdiler. 2-3 numara küçük bir ayakkabıyı giydiğim için şu anda 4 parmağımda his kaybı var. Ben artık geçmek istemiyordum, ümidimi kaybetmiştim, belki de geçmemek gerekiyor diye düşünmeye başlamıştım. Gidip teslim olmayı dahi defalarca düşündüm. Sabah tekrar deneyeceğiz dediler. Son bir kez daha şans vermek istedim kendime. Yanımda küçük çocukları olan bir aile de vardı ve herkes endişeliydi. Erkenden yola çıktık ve epeyce yürüdükten sonra geçiş yapacağımız yere yaklaştık. Tam varmak üzereydik ki bir tabur jandarma yine çıkageldi.

Araba geriye döndü ve jandarmaları yine atlatmıştık. Hemen nehrin kenarına indik ve bota binip geçtik. Tabi ayakkabının, kıyafetlerin darlığı, soğuk… Ciğerlerimi üşüttüm orada. Akciğerlerimde iltihaplanma başlamış. Hala iyileşemiyorum. Yunanistan tarafında da 6-7 km yürüdük. Yanımdaki aileyi de yalnız bırakmak istemedim, dil bilmiyorlar, eşyaları var…

Nihayetinde tren istasyonunda hepimizi polis aldı. Her mültecinin yaşadığı süreç benim için de başlamıştı. 20 Mart’ta nezarethanede, 21-23 Mart arasında cezaevinde kaldık. Sonra kapalı kampa gönderdiler.

UÇAĞA BİNENE KADAR YÜREĞİM AĞZIMDAYDI…

Atina’dan iltica başvurusunda bulunacaktım. 2025’e kadar randevu bile vermiyorlardı. Sahte kimlikle Atina’dan Almanya’ya uçmayı denedim. İlk seferde yakalandım. İkinci kez Girit’ten denemeye karar verdim. Pazartesi Atina’ya gelmiştim. Cumartesi gemiyle Girit’e geçtim, pazar günü sabah Girit’ten uçtum ama uçağa kadar görevliler beni birkaç kez durdurdu.

Yok otobüs dolmuş o yüzden durdurmuşlar, yok öncelikli olanlar varmış bu yüzden durdurmuşlar. Neden böyle oluyordu bilmiyordum ama son anda hep bir şeyler çıkıyordu. Her seferinde yüreğim ağzıma geliyor ve sonrasında derin bir nefes alıyordum. Yüreğim ağzımda yaşadığım o birkaç saat de nehri geçene kadar yaşadığım bir günlük yolculuk da bir ömür gibiydi. Bitti. Ama ömrümden de çok şey gitti.

Artık Almanya’dayım, ilticaya başvurdum ve şimdilik kampta kalıyorum. Bugün yol mülakatım var. Bir an önce Almanca öğrenip burada da eğitim hayatıma devam etmeyi düşünüyorum. Her şeye yeni baştan başlamak zor ama o zorlu yolculuktan sonra her şey iyi geliyor… Sadece kızlarımı özlüyorum.”

 

 

BOLD ÖZEL

Emine Bulut cinayetinin perde arkası… – BOLD CANLI

Türkiye ve dünyanın gündemine ilişkin gelişmeler Bold Canlı yayınında. Gündemde Emine Bulut cinayeti ve Ahmet Davutoğlu’nun yeni partisinin ismi var…

11 yılda 2 bin 717 kadın öldürüldü

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Muhammed Yahya’nın elini kim tutacak?

Dört ay önce cezaevine giren hasta tutuklu Lütfi Koç’un eşi adalet istiyor: “Oğlum yüzde 100 engelli. Kızım kas hastası. 80 yaşındaki anneme bakıyorum. Eşim tutuksuz yargılansın!”

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Ev hanımı Züleyha Koç, eşinin tahliye edilmesi için dün (20 Ağustos 2019) İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesi hakimler heyetine bir dilekçe yazdı. Biri ağır engelli olmak üzere iki hasta çocuğu, 80 yaşındaki annesi ve cezaevinde endoskopi sırası bekleyen eşi için adalet çağrısında bulundu.

KALBİ DURDU…

Doğuştan engelli Muhammed Yahya, 24 saat bakıma, ilgiye, tedaviye muhtaç bir çocuk. Görmüyor, konuşamıyor, yürüyemiyor. Sadece elini sürekli tutan biri olunca sakinleşip mutlu oluyor.

Sık sık epilepsi nöbeti geçiren ve üst üste 3 gün hiç uyumayan 4 yaşındaki Muhammed Yahya’nın geçen sene doktor kararıyla dişlerinin çekildiğini belirten annesi, “Oğlumun dişleri yarım çıkmıştı. Çiğnemesi olmadığı için dişleri yumuşaktı ve devamlı enfeksiyondan yanağı şişiyordu. Doktorlar hepsinin çekilmesine karar verdi. Çünkü anestezi her zaman alamıyordu. Kalbi durdu bir keresinde, operasyonu yarım bıraktılar” ifadelerini kullandı.

ENDOSKOPİ İÇİN SIRA BEKLİYOR

Tenkil sürecinde başlatılan soruşturmalar kapsamında 2 Kasım 2018’de İzmir’de gözaltına alınan baba Lütfi Koç (45), iki gün gözaltında kaldıktan sonra oğlu Muhammed Yahya’nın (4,5) durumu göz önünde bulundurularak denetimli serbestlikle bırakılmıştı. Fakat 7 ay sonra, 29 Nisan 2019’da kendi ayağıyla gittiği mahkeme bu kez ‘örgüt üyeliğinden’ tutuklanmasına karar verdi.

Koç ailesinin zaten zor olan hayatı o günden sonra daha zorlaştı. 4 aydır İzmir 1 Numaralı F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Koç, 95 kilo girdiği cezaevinde 20 kilo kaybetti.

Ağrıları nedeniyle eşinin 10 Haziran 2019’da Yeşilyurt Devlet Hastanesine sevk edildiğini söyleyen Züleyha Koç, “Eşimin karın ağrıları vardı ama üzerine düşmemişti. Cezaevindeki stres, koğuş ortamındaki sıkıntılar sanırım tetikledi. Doktor, ‘kanserden şüpheleniyorum, 3 gün sonra sizi kolonoskopi ve endoskopi için çağıracağım’ dedi ama hala bunlar çekilmek üzere hastaneye götürülmedi. Uyuşturarak yapacaklar tetkikleri, bunun için 6 ay beklemesi gerekiyormuş. Eşim ağrılarının devam devam ettiğini söylüyor ama dayanmaya çalışıyor” dedi.

9 Temmuz 2019’da çıkarıldığı ilk mahkemede, savunma yapamadan 8 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan Lütfi Koç’un kendisi de, eşi de, çocukları da çaresiz. Ailesinin durumunu 9 maddede mahkeme heyetine özetleyen Züleyha Koç, tek başına tüm sorunlarla mücadele etmek zorunda bırakılıyor. Muhammed Yahya’nın elinden kim tutacak bilemiyoruz ama Tenkil sürecinin en ibretlik belgelerinden biri olan Züleyha Koç’un tarihi dilekçesini sunuyoruz:

BU HAYAT MÜCADELESİNDE YALNIZ KALDIM

“Ben Züleyha Koç, ağır engelli annesiyim. Epilepsi nöbetleri olan oğlum yüzde 100 ağır engelli. 4 yaşında. Aynı zamanda görmüyor, konuşamıyor, yürüyemiyor, devamlı gergin ve güvende hissetmek için sürekli el tutmak istiyor. Uyku düzeni yok, bakıma muhtaç, devamlı birinin yanında olması gerekiyor. Her an nöbet geçirebiliyor.

Kızım 11 yaşında. Doğduğunda rahatsız doğdu. Çok zor günler atlattık. Onu hayata kazandırdık derken 10 yaşında kas rahatsızlığı başladı. Müsküler Distrofi (Çocuklarda görülen kas erimesi) tanısı ile takibe alındı.

Hastaneler, uykusuz günler-geceler, eşimle birlikte yardımlaşarak geçirdiğimiz bu hayat mücadelesinde yalnız kaldım. Çok zor durumdayım, ayrıca evin tek çocuğuyum. 80 yaşındaki anneme bakmak zorundayım. Hayat iyice zorlaştı. Lütfen kalbinizle, vicdanınızla merhamet edin. Sizin de çocuklarınız, eşiniz, anneniz vardır. Kendinizi benim yerime koyun.

Eşim 29 Nisan’da çocuklarıyla dahi kucaklaşmadan geri gelirim diye çıktığı evine geri dönemedi. Kendi ayaklarıyla gittiği mahkemede tutuklandı.

1- Yüzde 100 çocuğun ayak ameliyatı tedavisi,
2- 11 yaşındaki kızının fizik tedavisi,
3- Kendi rahatsızlığı (Yeşilyurt D.H Gastroentoloji kanser şüphesi doktor teşhisi),
4- Kendi isteği ile mahkemeye gitmesi,
5- Yıllardır aynı ikamette kalması,
6- Her hafta serbest denetim imzasına gitmesi,
7- Şikayetçilerin çelişkili ifadesi,
8- Tüm hukuki talepleri kabul etmemiz,
9- Sadece çocuklarımızın tedavisi için yanımızda olması talebimizin reddedilmesi, 8 yıl 10 ay çok ağır ceza verilmesi bizi çok üzdü. Kız çocuğumun psikolojisinin bozulmasına sebep oldu. Hayata küstü, içine kapandı, devamlı üzgün ve ağlamaklı. “Benim babam kötü biri değil, benim babam terörist değil” deyip ağlıyor. Yeni okul dönemine nasıl başlayacağız bilemiyorum.

Sizden RİCA EDİYORUM, çocuklarımı gözü yaşlı, boynu bükük bırakmayın. Bizim yardıma, desteğe, BABAMIZA ihtiyacımız var. Bu yardım talebimizi geri çevirmeyin. Çok perişan bir anne, bir kadın olarak sizlerden rica ediyorum. Bitmiş durumdayız.

Çocuklarımızın tedavilerinin yarım kalmaması ve hayata kazandırmak için EŞİM LÜTFİ KOÇ’un TAHLİYESİNİ TALEP EDİYORUM.”

Muhammed Yahya, ablası ve hasta tutuklu babası Lütfi Koç.

Lütfi Koç, oğlunu elinden tutarak uyutuyor ve onunla 24 saat ilgileniyordu.

MUHAMMED YAHYA’NIN ELİNİN TUTULMASINI İSTEDİĞİ VE MUTLU OLDUĞU TEK AN…
MUHAMMED YAHYA’NIN DİŞLERİNİN ÇEKİLDİĞİ GÜN
MUHAMMED YAHYA’NIN EPİLEPSİ NÖBETİ GEÇİRDİĞİ AN
MUHAMMED YAHYA’NIN ENGELİNE İLİŞKİN HASTANE RAPORU

Kaçırılan Mülkiyeli Tunç’un eşi: “Polis eşimin nerede olduğunu bana soruyor”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Kaçırılan Mülkiyeli Tunç’un eşi: “Polis eşimin nerede olduğunu bana soruyor”

Mülkiyeli Yusuf Bilge Tunç, KHK’yla ihraç edildikten yaklaşık 3 yıl sonra kaçırıldı. Eşi yaşadıklarını, ulaşabildikleri bilgileri ve son durumu anlattı.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD – Zorla kaybedilme olaylarının son kurbanı KHK’lı Yusuf Bilge Tunç’un kaçırılmadan kısa süre önce hakkındaki “arama kararının” kaldırıldığı öğrenildi. Tunç’un eşi ise soruşturma sürecine tepkili: “Polis kendi cevaplaması gereken soruları arayıp bize soruyor.”

Yusuf Bilge Tunç, Türkiye’nin en önemli fakültelerinden “Mülkiye” olarak bilinen Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu başarılı bir isim. Adana’da başlayan eğitimini Mülkiye’de tamamladıktan sonra Savunma Sanayi Müsteşarlığında Mali Hizmetler Uzmanı olarak görev yapmaya başladı.

KHK İLE İHRAÇ EDİLDİ

OHAL döneminde “iltisak ve irtibat” gerekçesiyle önce açığa alınan Tunç, ardından KHK’yla ihraç edildi. Tunç’un 10, 6 ve 2,5 yaşında üç çocuğu var.

Ailesini geçindirmek için karton bardak ve plastik ambalaj satan Tunç, 6 Ağustos 2019’da kaçırıldı. Tenkil sürecinin en ağır insan hakları ihlallerinden Siyah Transporter ile kaçırılma vakalarının sonuncusu olan Tunç’la birlikte kaçırılan kişi sayısı 29’a yükseldi.

ARAMA KARARI KALDIRILDI MI?

Tunç hakkında 2017 Nisan ayında arama kararı çıkartılmış ve adresinde birkaç kez arama yapılmış. Ancak kaçırıldıktan sonra ailesinin yaptığı başvurularda hakkında polis kayıtlarında bir arama kararı bulunmadığı görüldü. Tunç’un kaçırılmadan önce hakkındaki arama kararının kaldırıldığı düşünülüyor.

Sosyal medya üzerinden sesini duyurmaya çalışan Tunç’un ailesi bir yandan da hukuk mücadelesi sürdürüyor.

Yusuf Bilge Tunç’un terkedilmiş halde bulunan aracı.

“POLİS KAÇIRILAN EŞİMİN NEREDE OLDUĞUNU BANA SORUYOR”

Yusuf Bilge Tunç’un kaçırılma nedeni hakkında hiçbir fikri olmadığını söyleyen eşine göre tek ihtimal, işkence ya da kendini kurtarmak için ifade veren bir kişinin beyanlarında isminin geçmiş olabileceği. Kocasının ailesini geçindirmek için çırpındığını anlatan Tunç, 15 Temmuz gününden başlayarak yaşadıkları süreci anlattı:

“Eşimle son olarak 6 Ağustos sabah konuştuk. Dağıtıma gidecekti. O zamandan beri haber yok. Polisler kendi gitmiş olabileceğine bizi inandırmaya çalıştı. Ama eşim bize haber vermeden asla hiçbir yere gitmez. Hele hasta anne ve babasına haber vermeden asla böyle bir şey yapmaz. Kaçırıldıktan sonra arabasını terk edilmiş biçimde bulduk. Kaçırıldığına eminiz.

Dün doğru bir polis aradı. Eşimin nerede olduğunu bana sordu. Savcılıktan bir yazı gelmiş Emniyete, eşimi bana soruyorlar. Arabasının ortaya çıkıp çıkmadığını sordular. Oysa dilekçede her şeyi yazmıştık. Arabayı bulduğumuzu, bunu polise zaten bildirdiğimizi, polisin incelemediğini, olay yeri ekibi göndermediğini, hatta ‘arabanın başında pusu kurun eşiniz gelir’ diyerek ilgilenmediklerini söyledim. Zaten şikayetçi olduğumuz, savcılığa bildirdiğimiz şeyleri bize soruyorlar saçma biçimde.”

“EŞİMİN NE 15 TEMMUZLA NE DARBEYLE HİÇBİR İLİŞKİSİ YOK”

Eşinin darbeyle, ya da herhangi bir suçla ilgisi olmadığını söyleyen Tunç, OHAL döneminde ve sonrasında yaşadıklarını 15 Temmuz gününden başlayarak anlattı:

“Ben 15 Temmuz sürecinde hamileydim. Eşimin kardeşinin hastalıkları var, eşim 15 Temmuz’da o gün yine rahatsızlanan kardeşinin yanına gitmişti. Akşam, geri döndü eve. Biz tabi korku içindeydik, Ankara’da Balgat’ta oturuyorduk, bütün bombaların seslerini duyduk korku içinde evde geçirdik o geceyi.

Ardından eşim önce açığa alındı ardından KHK’yla ihraç oldu. O ihraç olmuştu ben de sıkıntılı hamilelik nedeniyle ücretsiz izne ayrılmak zorunda kalmıştım. Eşim evi geçindirmek için toptan karton bardak satma işine başlamıştı. Sonra ambalaj ürünleri satışına geçti. O şekilde geçiniyorduk.

2017 Nisan ayında polisler Adana’daki adresimize gitmişler. Hakkında arama kararı olduğunu öğrendik. Gidip teslim olmadı. Ben mecburen ücretsiz izindeyim, üç çocuk var bakılması gerekiyor, eşim ailesinin geçimini sağlamak zorunda hissetti kendini bu nedenle gidip teslim olmak istemedi. Hem de o günlerde gözaltında ve hapiste çok fazla eziyet, işkence haberleri geliyordu. Ben de bu ortamda gidip, o muamelelerle karşılaşmasını istemedim.”

“KAÇIRILMA OLAYLARINI DUYMUŞTUK AMA KENDİMİZE KONDURAMADIK”

KHK’lıların peş peşe kaçırılmalarına ilişkin haberleri duyduğunu belirten Tunç, eşinin kaçırılması için hiçbir neden olmadığını, kendilerine bunu konduramadıklarını belirtiyor:

“Kaçırılma olaylarını duymuştuk ama biz kendimize hiç konduramadık. Eşimi kaçırmaları için hiçbir neden yoktu. Arama kararı çıktıktan sonra, yurt dışına çıkmak aklımızdan geçmedi değil. Ama yolda çocuklarımızın başına bir iş gelme ihtimali ve farklı pek çok nedenden dolayı öyle bir adım atmadık.

Eşimin, darbeyle, askerlerle ya da 15 Temmuz’la ilgili hiçbir şeyle ilgisi yoktu. Yüzde yüz buna inanıyorum.

15 Temmuz’dan sonra bazı insanlar samimi arkadaşını teröristmiş gibi anlattı ifadelerde, kimi gerçek olmayan şeyleri anlattı. Ben de buna ihtimal veriyorum. Herhalde birinin ifadesinde ismi geçti, ya iftirayla ya da zorla, işkenceyle eşimin ismi bir yerde geçti ve bu nedenle kaçırılmış olabileceğine ihtimal veriyorum. Aklıma başka bir ihtimal gelmiyor.”

“SONUNA KADAR EŞİMİN ARKASINDAYIM VE ONU ARAYACAĞIM”

Tunç, eşinin bulunması için hukuk mücadelesini sürdüreceklerini söylerken, olayın peşini asla bırakmayacaklarını belirtiyor:

“Biz hukuksuz hiçbir iş yapmayız. İnsanlara zarar verecek hiçbir iş yapmayız ne aklımızın ucundan geçer ne de fiiliyata dökebiliriz. Bundan sonra da hukuk çerçevesinde elimizden ne geliyorsa onu yapacağız. Eşimin arkasındayım. Elimden geleni ardına koymayacağım, onun sağlığı selameti ve bulunması için.

Eşimin de diğer kaçırılanların da bir an önce bulunmalarını istiyoruz. Daha önce kaçırılanları tanımıyorum ama onların da kötü insanlar olmadığını, masum olduklarını düşünüyorum. Bu insanlar zorla kaçırılıyor, zorla bazı şeylere imza attırılıyor, söylemedikleri ifadelere, işlemedikleri suçlara işkence altında imza atıyorlar. Ülkemizde sürekli bu kötülüğün devam etmesini anlamıyorum.”

KAÇIRILAN 29 KİŞİ VE İSİMLERİ
  • Sunay Elmas (27 Ocak 2016)
  • Ayhan Oran (1 Kasım 2016)
  • Mustafa Özgür Gültekin (21 Aralık 2016)
  • Durmuş Ali Çetin (17 Mayıs 2017)
  • Hüseyin Kötüce (28 Şubat 2017)
  • Mesut Geçer (26 Mart 2017)
  • Turgut Çapan (31 Mart 2017)
  • Önder Asan (1 Nisan 2017)
  • Cengiz Usta (4 Nisan 2017)
  • Mustafa Özben (9 Mayıs 2017)
  • Fatih Kılıç (14 Mayıs 2017)
  • Cemil Koçak (5 Haziran 2017)
  • Murat Okumuş (16 Haziran 2017)
  • Enver Kılıç (30 Eylül 2017)
  • Zabit Kişi (30 Eylül 2017)
  • Hıdır Çelik (6 Aralık 2017)
  • Ümit Horzum (6 Aralık 2017)
  • Ayten Öztürk (13 Mart 2018)
  • Orcun Şenyücel (21 Nisan 2018)
  • Hasan Kala (20 Temmuz 2018)
  • Fahri Mert (12 Ağustos 2018)
  • Ahmet Ertürk (16 Kasım 2018)

2019 Şubat sonrası kaçırılanlar ve tarihleri:

  • Gökhan Türkmen (7 Şubat 2019)
  • Yasin Ugan (12 Şubat 2019)
  • Özgür Kaya (12 Şubat 2019)
  • Erkan Irmak (16 Şubat 2019)
  • Mustafa Yılmaz (18 Şubat 2019)
  • Salim Zeybek (20 Şubat 2019)
  • Yusuf Bilge Tunç (6 Ağustos 2019)

Kaçırılan KHK’lı Yusuf Bilge Tunç’un arabası bulundu

Okumaya devam et

Popular