Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Hayali Amerika’da film çekmekti, tutuklanınca Green Card hakkını kaybetti

Üniversite öğrencisi Mehdi Başoğlu herkesin hayalini süsleyen Green Card hakkı kazanınca çok sevinmişti. Ama Amerika’da yaşama hakkı veren Green Card, Başoğlu’nu, Manhattan’ın beton blokları yerine Silivri’nin demir parmaklıkları arasına gitmesine neden oldu.

BARBAROS KAYA-YUNANİSTAN

BOLD ÖZEL

15 Temmuz 2016 tarihinden sonra birçok kişinin hayatı bıçakla ikiye ayrılırcasına değişti. Aradan 3 yıl geçmesine rağmen insanlar yeni hayatlarının mücadelesini vermeye devam ediyor. Üniversiteyi bitirdiği yıl iş hayatına atılmayı düşünen iletişim fakültesi mezunu Mehdi Başoğlu’nun hikayesi de 15 Temmuz hadisesinden sonra hayatta kalma mücadelesine dönüştü. Azerbaycan’da başlayıp Türkiye’de hapis yatmaya, oradan da Meriç Nehri’ni geçerek Atina’da sığınmacı olmaya giden bir yol hikayesi var Başoğlu’nun.

SİNEMA KARİYERİ YAPMAK İSTİYORDU

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, TV ve Sinema bölümü mezunu olan Başoğlu “Bir çok hayalim vardı. Sinema üzerine akademik kariyer planlıyordum. Kafamda kısa film projeleri vardı ve bir şeyler üretmek en büyük arzumdu. Şu an geldiğim noktaya bakacak olursak hayallerimden çok uzağım ve hala normal statüde bir insan olmak için uğraşıyorum.” diyerek hayallerinin nasıl yıkıldığını dile getirdi.

‘GREEN CARD ÇIKINCA ÇOK HEYECANLANDIM’

Sinema üzerine hayallerini gerçekleştirmek için her sene Amerika’da yaşam hakkı tanıyan Green Card başvurusu yapan Başoğlu tam da ihtiyacı olduğu zaman, üniversiteden mezun olduğunda şansı yaver gitti ve çok az kişiye tanınan Green Card alma hakkı elde etti. İlk duygularını anlatırken yüzündeki gülümsemeyle birlikte “Green Card kazandığımı öğrenince çok heyecanlanmıştım. Hayallerim için çok büyük bir fırsattı ve o gün belki de hayallerim için en mutlu gündü” diyerek mutluluğunun nasıl sonlandığını anlattı.

Green Card çıkar çıkmaz Başoğlu, hemen Türkiye’deki Amerikan Konsolosluğu’na gitmek istedi. Ama kafasında da birçok soru işareti vardı. “15 Temmuz sonrası ailemden herkes telaşlıydı. Çünkü Türkiye sınırlarına girdikleri takdirde tutuklanma riskleri var. Çevremizdeki birçok insan da suçsuz yere hapishanede yatıyor. Bu da benim hakkımda da bir işlem olabileceğini gösteriyordu. Bir tarafta hayallerim için büyük bir fırsat, diğer tarafta hapishane. Bu ikilem üzerine çok fazla git gel yaşadım” diyen 22 yaşındaki iletişimci o sırada aldığı riski anlattı.

VİZE ALDIM, AMA…

Başoğlu, her ne kadar ucunda hapse girme ihtimali olsa da bu riski aldı ve Türkiye’ye Amerikan Konsolosluğu’ndan vizesini almaya niyetlendi. En çok korktuğu anı dile getiren genç iletişimci “Girerken hiçbir sorun ile karşılaşmayınca derin bir nefes aldım” dedi.

Vize alma sürecinde Türkiye’de 2 ay kaldı. Uzun bürokratik işlemlerden sonra konsolosluktan vizesini aldı. Fakat vize alır almaz hakkında arama kararı çıkartıldığından habersizdi. Hayalleri için Amerika’ya gitmeye hazırlandı ve bu sürede Türkiye’deki arkadaşları ile vedalaştı. Ailesini son kez görmek için Azerbaycan’a giderken sınırda hakkında yakalama kararı olduğunu öğrendi ve tutuklanıp Silivri 3 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi.

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanana 22 yaşındaki Başoğlu, Azerbaycan’da Türk kolejinde okumak ve ByLock kullanmak gerekçesiyle 10 ay yargılandı. Toplam da 2 defa ağır ceza mahkemesine çıktı ve 6 yıl 3 ay ceza alıp tahliye oldu.

KARİYER YAPMAK İÇİN AMERİKA’YA GİDECEKTİM, SİLİVRİ’YE GÖNDERİLDİM

Başoğlu yaşadığı hapis tecrübesinden bahsederken ironi bir dil kullanıyor: “Kariyer yapmak için Amerika’ya gidecektim ama Silivri’ye getirildim. Hapiste çok fazla entelektüel insan ile tanıştım. En az Amerika’ya gitmiş kadar geliştirdi beni” dedi. Mahkemeler hakkında da “ne yaptığımı, nasıl bir suç işlediğimi defalarca sordum ama bana açıklama yapamadılar. Tek söyledikleri ByLock kullanmışım. Oradan ne yazdığım da belli değil. Hiçbir şey ispat edemediler ama aceleyle 6 yıl 3 ay ceza verdiler.” dedi.

10 ay tutukluluğun ardından özgürlüğüne kavuştuğunda, Başoğlu’nun hayatında bazı şeyler değişti. Tüm ailesi Kanada’ya gitti. 6 kardeşi, annesi ve babasıyla en son Amerikan Konsolosluğu’na vizeyi almaya gitmeden önce görüşebilmişti. Yurt dışı çıkış yasağı ile birlikte çıktıktan sonra geriye ne ailesi kaldı ne de Green Card’dan kazandığı Amerikan vizesi. Tüm hayalleri Türkiye’nin konjektürel sorunlarına takıldı.

Hayatın gerçekleri ile her şeye rağmen Türkiye’de tekrar yaşam kurmaya çalıştı. Ama hapis yatmış olması ve hakkındaki hukuki işlemlerden dolayı hiçbir yerden işe kabul alamadı. Başoğlu, “Bütün bunların üzerine toplumsal baskı ve kendini ifade edememe sorunları ile tanışınca karar verdim; ülkeden illegal yollardan çıkıp ailemin yanına gideceğim” diyerek aldığı radikal karadan bahsetti.

‘MERİÇ NEHRİ’Nİ 45 SANİYEDE GEÇTİK’


Kararı aldıktan sonra bir arkadaşıyla detaylı bir araştırma yaptı. Meriç Nehri’nden geçebilecek uygun bir alan keşfettiler ve gerekli hazırlığı yaptıktan sonra gündüz saat 15.30’da şişme botla Türkiye’den Yunanistan’a geçti. “Bu kadar kolay olacağını tahmin etmemiştik. Başta endişelendik ama geçişimiz toplamda 45 saniye sürdü. Yunanistan topraklarına girdiğimizde nasıl bu kadar basit olabilir diye düşündük” diyerek Türkiye’den nasıl çıktıklarını anlattı.

Yunanistan’a çıkar çıkmaz Yunan polisine teslim oldular. Başoğlu, 13 günlük BM Mülteci Kampı sürecinin ardından Yunanistan’da serbest dolaşım hakkı elde etti. Kampla ilgili olarak “kamptaki görevliler çok naif ve kibardı. Yunan polisi de yardımsever yaklaşım sergilediler. Bunun dışında kampta aşırı yoğunluk vardı ve hijyen problemi beni biraz rahatsız etti” diyerek 13 günlük kamp tecrübesinden bahsetti.

Mehdi Başoğlu, Atina’ya gelir gelmez Amerikan Konsolosluğu’na gitti ve ona tanınan Green Card hakkını buradan kullanıp kullanamayacağını sordu. Konsolosluktan, bu hakkının yandığını, ona tanınan süre zarfında vizeyi kullanması gerektiğini, aksi takdirde Green Card hakkının iptal olacağına ilişkin açıklama yapıldı. Mehdi Başoğlu, Türkiye’de yaşadığı sorunları dile getirdi ama Atina Konsolosluğu konu ile ilgili hiçbir şey yapamadı.

YAŞADIĞIM MAĞDURİYETİ BÜROKRASİYE ANLATAMIYORUZ

Green Card almak için yola çıkan ve hayatı tamamen değişen Mehdi Başoğlu şimdi Atina’da yaşıyor. Bir an önce Kanada’ya ailesinin yanına gitmek istiyor. Ailesi bürokratik işlemleri devam ettiriyor. “Atina’da mahsur kaldım. Ailemin yanına gitmek için yaptığım yolculuk Atina’da durdu. Bir yere kıpırdayamıyorum. Ailem Kanada’ya yerleşti ama 21’den büyük olduğum için aile birleşimi de yapamıyoruz. Yaşadığım mağduriyeti bürokrasiye anlatamıyoruz. Hayallerim uğruna Türkiye’de aldığım risk bana çok pahalıya patladı. Bazen hapisteymiş gibi çaresiz hissediyorum.” diyerek yaşadığı olayın özetini sundu.

Mehdi Başoğlu, 15 Temmuz 2016 günü olan hadiseyle hiç alakası olmamasına rağmen o günden sonra hayatı değişti. Hapse girdi, mahalle baskısı gördü, ülkesinden ölümü göze alarak illegal yollardan çıktı ve hala normal bir insanın elde ettiği haklara sahip değil ve ailesinden binlerce kilometre uzakta. Başoğlu, tüm bu yaşadıklarına rağmen yaşam enerjisini muhafaza etmeye başarmış bir iletişimci. Her şeye rağmen gülebiliyor ve onun yaşamamasını isteyenlere inat yaşamaya çalışarak direniyor. Hapiste mahkum, kendi ülkesinde terörist, Yunanistan’da sığınmacı olan Başoğlu’nun tek istediği uzun zamandır görüşemediği ailesi ile tekrar birlikte yaşayabilmek.

Analiz

Türkiye ekonomisini çöküşten kurtaracak reçete…

Gerçek bir yargı reformu, hiçbir para çıkışı olmadan Türkiye’ye çok önemli faydalar sağlayacak: “İçeride büyük bir sosyal barış atmosferi oluşturacak. AB ile ilişkiler olumlu bir yola girecek. IMF’den güçlü bir finansal destek alma kapıları açılacak. Ekonomik çöküş yavaşlayacak. Kovid-19 sorununa karşı etkin tedbir alınacak.”

BOLD ANALİZ – IMF Başkanı, son yaşadığımız Küresel Finans Krizinin etkilerinin görüldüğü 2009’dan daha kötü veya en az onun kadar kötü bir ekonomik durgunluğa girdiğimizi, olumlu şartlar gerçekleşirse 2021’de toparlanma başlayabileceğini söyledi. IMF Başkanı, devamında, dünya ekonomisinin aniden durmasının iflas dalgası riski ve devamındaki işten çıkarmaların daha sonra ekonomik toparlanmayı da zorlaştıracağı hatta toplumsal yapıya zarar vereceğini belirtti.

IMF, virüsün yayılmasına bağlı olarak, gelişmekte olan ülkelerde ekonominin durması, sermaye çıkışları ve ihracatçılar için fiyat şokları gibi bir dizi problemin ortaya çıkacağını, pek çok gelişmekte olan ülkede daralma ve buna bağlı olarak döviz kurlarında kritik hareketler olacağını öngörüyor. Tüm bu öngörüleri birer birer yaşıyoruz. Örneğin, döviz kurlarında ciddi değişimler ve TL’nin değer kaybı oranları çok yüksek seyrediyor.

IMF, Türkiye gibi ülkelerin (emerging markets) kendi rezervlerinin ve iç kaynaklarının yetersizliğine karşı 2,5 trilyon dolar finansman ihtiyacı olduğunu tahmin etmektedir. Türkiye’nin açıkladığı paket ise sadece 15 milyar dolar civarındadır. Türkiye’nin, bundan çok daha fazla desteğe ihtiyacı olduğu açıktır. Üstelik, Türkiye’nin dış borçların çevirebilmesi için, dövize ihtiyacı var. Ülke ekonomisinin yavaşladığı ve virüs yayılımının hızla arttığı bu dönemde, ekonominin seçenekleri çok kısıtlı. Bazı ekonomistler, para basılabileceğini belirtiyor. Ancak bu çok yüksek bir enflasyona yol açar ve yerel paranın değerini daha da düşürür. Üstelik yerel para ile döviz girdisi sağlanamayacağı için yine döviz açığı olma riski var. Türkiye ekonomisi bu nedenle, kısır döngü içerisine girmiş durumunda.

Türkiye’yi en çok zorlayacak gerçeklerden biri de IMF, Dünya Bankası gibi çok uluslu ekonomik kuruluşlardan destek alma olasılığının düşük olması. Destek alması veya almaması bir kenara, bu kapının kapalı olması bile ekonomiye zarar verir. Türkiye’nin IMF, Dünya Bankası gibi çok uluslu ekonomik kuruluşlardan destek alma olasılığı, hapisteki gazeteciler ve siyasi tutuklular nedeniyle çok düşük. Bu tabloyu tersine çevirmek, siyasi tutukluların özellikle bu virüs ortamında serbest bırakılmasına bağlı. Ardından da bir yargı reformu yapılması durumunda, para kapılarının açılması olasılığı gündeme gelebilir.

TÜRKİYE ÇOK TEHLİKELİ BİR EKONOMİK ÇÖKÜŞE IŞIK HIZIYLA İLERLİYOR

Yapıcı bir yaklaşım gösterilmezse, geri dönüşü olmayan bir çöküş kaçınılmazdır. Türkiye ekonomisinin döviz darboğazı ve riskini döviz kurları göstermektedir. Ancak ülkenin ekonomik riskini gösteren ve dünya genelinde takip edilen bir başka gösterge (CDS) şu an alarm düzeyindedir. “Credit Default Swap-CDS” bir ülkenin riskini gösteren ve günlük olarak değişebilen uluslararası bir piyasa verisidir. Aşağıdaki grafik, Türkiye’nin risk seviyesinin 600 puanın üzerine çıktığını gösteriyor. Bunun (CDS) 300’ün üzerine çıkması ciddi sorunlara işaret eder. Türkiye için 600’ün üstünde olan bu veri Almanya için 25 civarında ve Yunanistan için 220 dolayındadır.

Bu verinin 600 olması, tümüyle Kovid-19 sorunundan kaynaklanmıyor. Virüs sorununun en yüksek olduğu iki ülke İtalya ve İspanya’dır. Bunların risk değeri, 185 ve 105 civarındadır. Risk düzeyi tüm dünya ülkeleri içerisinde ele alınınca Türkiye, en riski ülkeler içerinde yer almaktadır. Türkiye, ekonomik dar boğaza ve kısır döngüye girdiği için, şu anki risk seviyesi son on yılın en yüksek seviyesidir. Kısır döngü, yapıcı bir politika ile tersine çevrilmezse, çok ama çok ağır sonuçların kısa sürede ortaya çıkması kaçınılmaz görünüyor.

Bu bağlamda hükumet, ekonomik sıkıntıları ‘maliyetsiz hafifletmek’ için gerçek bir yargı reformu yapmak zorundadır. Hükumetten kimse jest istemiyor. Olması gerekeni istiyor. Bunu yapmayacak hükumet, önümüzde bekleyen ağır ekonomik sorunları üstel (exponential) olarak artıracaktır. Bu da zaten hükumetin kaçınılmaz sonu olacaktır.

Şunu da belirtmek gerekir ki, IMF’nin işaret ettiği gibi, önümüzdeki aylarda peş peşe batışlar kaçınılmazdır. Bunun ekonomideki adı ‘sistemik risk’ yani domino taşları gibi devrilme riskidir. Şu an hükumetçe atılmayan her pozitif adım, bu riskin gerçekleşme hızını ve dalga boyutunu artıracaktır. Aylar hatta yıllar önce atılmayan adımlar hem yurt içinde hem de uluslararası platformda Türkiye’de ağır maliyetlere yol açmaktadır. Maalesef Kovid-19 sorunu bu süreci ışık hızına çıkarmaktadır.

Özetle, yargı reformu hiçbir para çıkışına yol açmadan şu faydaları sağlayacaktır:

  • İçeride büyük bir sosyal barış atmosferi oluşturacaktır.
  • AB ile ilişkilerde olumlu bir yola girilmiş olur.
  • IMF’den güçlü bir finansal destek alma kapılarını açar.
  • Ekonomik çöküş yavaşlar, ekonomik zararların yaralarının sarılması kolaylaşır.
  • Kovid-19 sorununa karşı daha etkin tedbir alma imkanı doğar.

Sonuç olarak hükumet bir saniye bile beklemeden, öldürme, şiddet kullanma, uyuşturucu ve cinsel saldırı suçları gibi suçlar kapsamında olmayan ve tutuksuz olarak yargılanabilecek, öncelikle hasta, yaşlı, hamile ve çocuklular olmak üzere tüm tutukluları serbest bırakmalı, ardından ciddi bir yargı reformu ile içinde bulunduğumuz ağır şartlarda bir nebze olsun rahatlama sağlamalı, temel insan haklarına ve demokrasiye doğru adım atarken Kovid-19 ile mücadelede ve ekonomiyi olası büyük çöküşlerden korumada rasyonel politikalara geri dönmelidir.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezaevleri kantinlerinin kapısına kilit vuruldu: Tutuklular korona günlerinde meyve ve sebzesiz

Mecliste infaz yasası görüşmeleri sürerken cezaevlerinden kötü haberler geliyor. Kantinler kapatıldı. Tutuklular korona günlerinde sebze, meyve ve ek gıda alamayacak.

CEVHERİ GÜVEN
BOLD ÖZEL – Korona salgınının bazı cezaevlerine sıçradığı haberleri gelirken, şimdi de tutukluların bağışıklık sistemlerini güçlendirebilecek gıdalar almada tek seçenekleri olan cezaevi kantinlerinin de kapatıldığı haberi geldi.

Tutuklular, yakınlarıyla yaptıkları görüşmelerde cezaevi kantininin kapatıldığı bilgisini verdiler. Cezaevlerinde yiyeceklerin yetersiz olması nedeniyle, kantinden yiyecek alınmaması durumunda aç kalmak söz konusu.

Aynı şekilde sebze ve meyve de yalnızca kantinden temin edilebiliyor.

Tutuklulara cezaevi kantinin 1 ay süresince kapalı olacağı, 1 aylık alışveriş yapmaları yönünde bildirimden sonra kantinlerin kısa süre içerisinde kapatıldığı bildirildi.

40 kişiye varan koğuşlarda alınan gıdaları koyacak yer ve saklayacak yeterli buzdolabı olmaması nedeniyle 1 aylık alışverişin mümkün olmadığı bildiriliyor. 1 aylık sebze ve meyve stoklamak ise cezaevi şartlarında imkansız.

DIŞARIDAN VİTAMİNE İZİN YOK

Korona nedeniyle bağışıklık sistemlerinin güçlenmesi için tutuklu yakınlarının ulaştırmak istediği vitamin hapları da cezaevi yönetimleri tarafından kabul edilmiyor.

Yeterli güneş ışığı alamamak nedeniyle tutukluların bağışıklık sistemlerinin zayıf olduğunu belirten yakınları, kantin yasaklarıyla birlikte tutukluları daha zor günler beklediğini belirtirken, infaz yasasının eşit olarak uygulanmasını talep ediyorlar.

DÖNER SERMAYEYLE ÇALIŞIYOR

Cezaevi kantinleri, cezaevi yönetimi tarafından döner sermaye sistemiyle çalışıyor. Tutuklular ve mahkumlar haftalık olarak ürün listesi doğrultusunda form dolduruyorlar. Kantinden haftada bir kez alışveriş yapma hakkı var. Kantinler dışarıya göre fahiş fiyatla ürün satılması nedeniyle sık sık eleştiri konusu olmuştu.  Yemeklerin yetersiz verilmesi nedeniyle tutukluların kantine yönlenmek zorunda kalmaları da başka bir eleştiri konusuydu.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“Bana ve eşime 4 yıl boyunca virüs muamelesi yaptılar”

Cezaevinde ölüme sürüklenen Cemil Dilber’in vefatının üzerinden bir yıl geçti. Acılı eşi, bir yıl sonra konuşmaya karar verdi. Yaşadıklarını BOLD’a anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Ziraat mühendisi Cemil Dilber, 22 Mart 2019’da Dinar Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Hapse girmeden önce kalbine 4 stent takılmıştı. 6 ayrı ilaç kullanıyordu. 2,5 yıllık süre içinde cezaevinde gün geçtikçe eridi. Eşi Ayşe Dilber, “Her ziyarete gittiğimde onu biraz daha erimiş görüyordum.” diyor.

KAPALI GÖRÜŞTE YERE YIĞILDI

11 Mart 2019’da eşi ve kızıyla yaptığı kapalı görüş sırasında “Arkama bir ağrı girdi” dedi ve yere yığıldı. Mosmor olmuştu. Kriz geçiriyordu. Afyon Devlet Hastanesine kaldırıldı. Anjiyo yaptılar ve bir gün bile hastanede kalmasına izin verilmeden hapse geri gönderildi.

Eşi izin alıp cezaevine koştu. İki gardiyan gelip “Eşiniz gelemeyecek durumda. Arkadaşları bakıyor.” dediler. Cemil Dilber o gece tekrar fenalaştı. Adam ölüyor diye acil butonuna defalarca basan koğuş arkadaşlarını gardiyanlar “Bir daha basarsanız size görüş yasağı veririz.” diye tehdit etti. Ölümünden sonra sırf bu yüzden arkadaşlarına kantin yasağı verilecekti.

HASTANE KAPISINDA SİLAH DOĞRULTTULAR

O akşam Cemil Dilber’in durumunun ciddiyeti anlaşılınca bu kez Afyon ParkHayat Hastanesine götürüldü. Ayşe Dilber, yoğun bakıma yanına gittiğinde kapıda 8 asker, bir çavuş, bir de polis görünce şok oldu. Askerler silahlarını iki gözü iki çeşme kadına doğrultup giremezsin dediler. Cemil Dilber ise parmağını kıpırdatamayacak olduğu halde yatağa kelepçeliydi.

4 YIL VİRÜS MUAMELESİ YAPTILAR

Dilber, görüş izni için savcıya gitti, “fetö ise kimse gelmesin” diyen savcının kapısından eli boş döndü.

“Eşim tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi… 30 sene Türkiye Cumhuriyetine hizmet etti benim eşim. Herkes sırtını döndü. Bana ve eşimi 4 yıl virüs muamelesi yaptılar. Kapıdan çıkamıyordum. Cezaevi, avukat ve market arasında yaşadık. Şimdi herkes pişman tabi ama iş işten geçti.” diye haykırıyor acılı eş.

Cemaat soruşturmaları kapsamında 20 Ekim 2016’da tutuklanan Cemil Dilber (57), 8 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Anayasa Mahkemesindeydi.

AİLESİNİ SADECE 4 GÜN GÖREBİLDİ

Doktorlar hastanın kalbe giden ana damarının yırtıldığını söylediler. Ameliyat olması gerekiyordu. Başında bekleyen komutan, hastanede mahkum odası olmadığı için Dilber’i götürmeye kalktı, ama doktor izin vermedi. Son günlerini yaşayan hasta tutuklu bir gün sonra ameliyat edildi. 11 gün gözlem altında tutulan Cemil Dilber’e ailesini görebilmesi için sadece 4 gün izin verildi, bir dizi engel çıkartılarak. Ayşe Dilber eşiyle son kez ölümünden bir gün önce konuşabildi.

“BEN ÇÜRÜYORUM, BENİM BİR SUÇUM YOK”

Ayşe Dilber: “Eşim her ay savcılığa dilekçe yazmış, ben burada çürüyorum, benim hiçbir suçum yok, diye. Revire çıkmak için çok bekledi. Cezaevinde o kadar zayıfladı ki, 3 dişi düştü. Yollarda, cezaevi aracının içinde kelepçeli çok zor oluyor diye yaptırmadı, bizi buraya hayvan gibi teptiler, derdi. Her gittiğimde hasta olduğunu söylüyordu. O bir tavuk bile kesemez. Öyle merhametliydi. Kapımıza geleni çevirmezdi. Başarı belgeleri evimin birinci katında kolilerle dolu. Zulüm ya zulüm, zulüm yaptılar eşime. Her şeyimiz yarım kaldı.” diyor.

Cezaevinde ölüme sürüklenen eşine yapılanları bir yıl içine gömen 30 yıllık hayat arkadaşı Ayşe Dilber’in acısı hala çok taze. Kendisiyle bir yılda birkaç kez görüştük. Her seferinde sanki eşini bugün kaybetmiş gibiydi. Ölüm yıldönümü için tekrar aradığımda aşağıda izleyeceğiniz 8 dakikalık videoyu çekip gönderdi ve yaşadıklarını yine gözyaşlarıyla anlattı…

Eşimi göstermediler, tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi!

Cezaevinde ölüme sürüklenen Cemil Dilber’in vefatının üzerinden bir yıl geçti. Acısı dün gibi taze olan eşi Ayşe Dilber: “Bana ve eşimi 4 yıl virüs muamelesi yaptılar. Şimdi herkes pişman tabi ama iş işten geçti.”Ziraat mühendisi Cemil Dilber, 22 Mart 2019’da Dinar Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Hapse girmeden önce kalbine 4 stent takılmıştı. Günde 5-6 tane ilaç kullanıyordu. 2,5 yıllık süre içinde cezaevinde gün geçtikçe eridi. Eşi Ayşe Dilber, “Her ziyarete gittiğimde onu biraz daha erimiş görüyordum.” diyor.KAPALI GÖRÜŞTE YERE YIĞILDI11 Mart 2019’da eşi ve kızıyla yaptığı kapalı görüş sırasında “Arkama bir ağrı girdi” dedi ve yere yığıldı. Mosmor olmuştu. Kriz geçiriyordu. Afyon ParkHayat Hastanesine kaldırıldı. Anjiyo yaptılar ve bir gün bile hastanede kalmasına izin verilmeden hapse gönderildi.Eşi izin alıp cezaevine koştu. İki gardiyan gelip “Eşiniz gelemeyecek durumda. Arkadaşları bakıyor.” dediler. Cemil Dilber o gece tekrar fenalaştı. Adam ölüyor diye acil butonuna defalarca basan koğuş arkadaşlarını gardiyanlar “Bir daha basarsanız size görüş yasağı veririz.” diye tehdit etti. Ölümünden sonra sırf bu yüzden arkadaşlarına kantin yasağı verilecekti.HASTANE KAPISINDA SİLAH DOĞRUTTULARO akşam Cemil Dilber’in durumunun ciddiyeti anlaşılınca tekrar hastaneye götürüldü. Ayşe Dilber, yoğun bakıma yanına gittiğinde kapıda 8 asker, bir çavuş, bir de polis görünce şok oldu. Askerler silahlarını iki gözü iki çeşme kadına doğrultup giremezsin dediler. Cemil Dilber ise parmağını kıpırdatamayacak olduğu halde yatağa kelepçeliydi.4 YIL VİRÜS MUAMELESİ YAPTILARDilber, görüş izin için savcıya gitti, “fetö ise kimse gelmesin” diyen savcı beyin kapısından eli boş döndü. “Eşim tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi… 30 sene Türkiye Cumhuriyetine hizmet etti benim eşim. Herkes sırtını döndü. Bana ve eşimi 4 yıl virüs muamelesi yaptılar. Kapıdan çıkamıyordum. Cezaevi, avukat ve market arasında yaşadık. Şimdi herkes pişman tabi ama iş işten geçti.” diye haykırıyor acılı eş.Cemaat soruşturmaları kapsamında 20 Ekim 2016’da tutuklanan Cemil Dilber (57), 8 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Anayasa Mahkemesi’ndeydi.AİLESİNİ SADECE 4 GÜN GÖREBİLDİDoktorlar hastanın kalbe giden ana damarının yırtıldığını söylediler. Ameliyat olması gerekiyordu. Başında bekleyen komutan, hastanede mahkum odası olmadığı için Dilber’i götürmeye kalktı, ama doktor izin vermedi. Son günlerini yaşayan hasta tutuklu bir gün sonra ameliyat edildi. 11 gün gözlem altında tutulan Cemil Dilber’e ailesini görebilmesi için sadece 4 gün izin verildi. O da zorluklarla, binbir uğraşla. Ayşe Dilber eşiyle son kez ölümünden bir gün önce konuşabildi.“BEN ÇÜRÜYORUM, BENİM BİR SUÇUM YOK”Ayşe Dilber: “Eşim her ay savcılığa dilekçe yazmış, ben burada çürüyorum, benim hiçbir suçum yok, diye. Revire çıkmak için çok bekledi. Cezaevinde o kadar zayıfladı ki, 3 dişi düştü. Yollarda, cezaevi aracının içinde kelepçeli çok zor oluyor diye yaptırmadı, bizi buraya hayvan gibi teptiler, derdi. Her gittiğimde hasta olduğunu söylüyordu. O bir tavuk bile kesemez. Öyle merhametliydi. Kapımıza geleni çevirmezdi. Başarı belgeleri evimin birinci katında kolilerle dolu. Zulüm ya zulüm, zulüm yaptılar eşime. Her şeyimiz yarım kaldı.” diyor.Cezaevinde ölüme sürüklenen eşine yapılanları bir yıl içine gömen 30 yıllık hayat arkadaşı Ayşe Dilber’in acısı hala çok taze. Kendisiyle bir yılda birkaç kez görüştük. Her seferinde sanki eşini bugün kaybetmiş gibiydi. Ölüm yıldönümü için tekrar aradığımda aşağıda izleyeceğiniz 8 dakikalık videoyu çekip gönderdi ve yaşadıklarını yine gözyaşlarıyla anlattı…

Gepostet von Bold Medya am Montag, 30. März 2020

Uşaklı Cemil Dilber ve Ayşe Dilber çiftinin 17 yıl sonra dünyaya gelen Azra Nur (12) adında bir kızları bulunuyor. Dilber, anne-kız, uzun süre eşinin ceketine sarılıp uyuduklarını söylüyor.

Ayşe Dilber, eşinin eşyalarını mahkeme kararıyla cezaevinden aldı. Gelen poşetin içinden artık iyice beyazlaşmış bir iki parça kıyafet, iğne-iplik, ilaçları ve Kuran-ı Kerim çıktı.

Otizmli Hamza Tarık’ın annesinden feryat: Çok çaresizim, eşimi serbest bırakın!

Okumaya devam et

Popular