Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Süper Lig’de sistem arızalı, ‘transfer yap, hocayı kov’ ile düzelmiyor

Yıllardır tedavi edilemeyen transfer, teknik direktör, hakem, borç, alt yapı hastalıkları kronikleşti Türk futbolu çıkış arıyor. Baş sorumlu TFF ve kurumları.

BOLD/ÖZEL-Kökten arızalı sistem kapalı kapılar ardında eş, dost, akraba, siyaset ve hakemler üzerinden yürütülüyor. Bu sezon sadece Süper Lig’de değişen teknik direktörlere bakmak yeterli..

Süper Lig’de hemen her sezon sonu kalitenin düştüğü üzerine yorumlar, analizler yapılır. Çözüm yollarını gösterenler, bunun hayata geçmeyeceği de çok iyi bilir. 3-4 takımın üzerine kurulu sistem futbolun gelişiminden çok sağladığı gücün kontrolünü hedef alır.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Avrupa’nın en iyi 5-6 liginden biri olduğumuzu söyler. Bu yayıncı kuruluştan alınan para açısından doğrudur. Toplam 500 milyon dolarlık (250 milyon doları sabit kurdan TL olarak ödeniyor) para kulüplere gitmektedir. Süper Lig takımlarının ana kazanç kalemi de budur. Ancak futbol kalitesi, alt yapı, oyuncu hakları, hakem yönetimleri ve yöneticiler açısından bu paraya bu seviye oldukça düşüktür.

Hakem Bülent Yıldırım sezonun en çok eleştirilen isimlerinden biri oldu.

ALT YAPI KARA DELİK

Kulüp yöneticileri ‘alt yapıya yatırım yapacağız’ vaatlerini havada uçursa da alt yapıların gelişimi ortada. Son 30 yılda Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe dışında şampiyon çıkmadı. Bursaspor bunu bir kez kırmayı başardı. Trabzonspor hep zirveye oynasa da şampiyonluk ipini göğüsleyemedi. Altyapıdan yukarıya oyuncu çıkma ihtimali ise arkası kuvvetli olmaya ya da göz ardı edilemeyecek bir yeteneğe bağlı.

Özellikle büyük kulüplerin alt yapılarına yüzlerce genç gelse de yukarı çıkma şansı çok az. Son bir kaç yıldır euro-dolar yükselişi nedeniyle kulüpler mecburi alt yapıdan oyuncu çıkarmak zorunda kaldı. Binlerce genç ise amatör kümelerde heba oldu.

HAKEMLER SİSTEMİ YÜRÜTÜYOR

Süper Lig’in üç takım üzerinden gitmesinde hakemlerin de payı büyük. Yapılan hatalar bir kaç maç sonra unutulduğu için her yeni sezonda aynı hakemler aynı görevleri devam ettirecek. Hatalar bu sezon MHK’nın değişmesine neden olsa da sistem aynı şekilde işliyor. Örneğin Galatasaray’ın Başakşehir maçı öncesinde oynadığı Beşiktaş maçını Bülent Yıldırım, Rize maçını ise Serkan Çınar yönetti. İki maç içinde çok ciddi tepkiler geldi.

Emekli olacak hakemlerin bu maçlara atandığı iddiası da sosyal medyada çok dolaştı. Küme düşen Bursaspor ve Erzurum aleyhine verilen kararlar unutuldu. VAR sistemi devreye girmemiş olsa Bursa’nın ligi 7. sırada bitirecek olması da ilginç bir haber olarak gündeme geldi. Takımlar “ne futbollarıyla küme düştü ne de şampiyon oldu.” fikri oluştu.

Fatih Terim bu sezon takımı ile birlikte şampiyonluk kupasını kaldırdı.

TEKNİK DİREKTÖR KIYIMI SEKTÖR

Futbolarena twitter’dan teknik direktörlerle ilgili bir istatistik paylaştı. En çok hocasını değiştiren ülke Türkiye. 18 takımın 13’ü hocası ile yollarını ayırmış. Bazıları değiştirdiğini de değiştirmiş. Yerlerine yenileri gelmiş. 18 Teknik adamın sanki ligde 18’de yedeği var. Birde bunu 1. lig ve 2. lig’e doğru çektin mi ciddi bir ‘hoca lobisi’ kurulmuş.

Yılmaz Vural’ın neredeyse üç büyükler dışında süper lig görmüş tüm takımları çalıştırması da bundan. Hocalar da ayrılmış durumda. Süper lig, 1 lig, 2. lig kategorileri oluşmuş. Sınıf atlamakta kolay değil. Hoca olarak düşenin bir üst lige çıkması da öyle kolay değil.

DOĞRU PLANLAMA KAZANDIRIYOR

Futbolcular mı, teknik direktörler mi, yoksa yöneticiler mi kötü? Plansızlık ve kontrolsüzlük mü Türk futbolunun tedavi edilemez yarası. Bunun için bir kaç örnek var.

Süper Lig’in ilk yarısında düşecek takımlar arasında yer alan Çaykur Rizespor. Diğeri de transfer yasağı bulunan Kayserispor. Haftalar ilerlediğinde iki takımda küme düşecekler arasında üst sıralarda.

Okan Buruk Rize’nin, Hikmet Karaman’da Kayserispor’un başına geçti. İki takımda genel anlamda başarılıydı. Rize 10, Kayseri’de 12. sırada ligi tamamladı. İki teknik adamda takımı sonradan alarak kümede kalmanın da ötesine taşıdı.

O zaman hata nerede? Sorusu akıllara geliyor. Söyleyelim sezon başı eş, dost, akraba, menajer, siyasiler üzerinden yapılan hoca, oyuncu tercihleri maçlar başlayınca gerçek zemine oturuyor. İlk fatura da teknik adama kesiliyor.

Rizespor-Galatasaray maçında hakem Serkan Çınar’ın kararları tartışmalara yol açtı.

EN İSTİKRARLISI MÜTEVAZİ BÜTÇELİ MALATYA

Şampiyonluk yarışı içinde yer alan Kasımpaşa’nın durumu ile Malatya’nın da ayrı bir hikayesi var. Kasımpaşa Kemal Özdeş ile başlayıp takımı zirve yarışı içinde tuttu. Sonrasında ayrılık yaşandı ve Mustafa Denizli ile yola devam edildi. Denizli ile ligi düşme hattının iki basamak üstünde ancak bitirdi.

Malatya ise Erol Bulut ve mütevazi kadrosuyla bu sezonun sürprizini yaptı. Bulut’ta kupa maçı sonrası istifa etmek zorunda kaldı. Yönetim sistemi bozmadan sportif direktörle yola devam etti.  Ligi 5. basamakta bitirerek Avrupa biletini alan Sarı-Kırmızılı takım kendi hikayesini yazdı. Yönetim başarısı burada dikkat çekici 10 milyon euroluk bütçesini doğru kullanmanın karşılığını aldı.

BİRİNCİ SORUMLU TFF

Süper Lig’in kalitesinin bir türlü yükselmeyişinin ardında planlanmamış ve disipline edilmemiş bir sistem arızası var. Bunun birinci sorumlusu TFF. Sonrasında yöneticiler, teknik heyet ve futbolcular geliyor. Bütün kulüplerin borç batağında olması, sürekli yap boz şekline dönen transfer hatalarından kaynaklanıyor.

TFF’nin Finansal Fair Play kontrollerini yapamaması bunun sonucu. Kulüplerin yarısı Avrupa kupaları için yeterlilik belgesi alamıyor. Başkanlara sınırsız borçlanma ve transfer şansı veriliyor. Başkanlar borçlardan sorumlu tutulmuyor. Küme düşen takım soluğu amatörde alıyorsa bunun öncelikli sorumlusu federasyondur. Yeni seçilen Nihat Özdemir ve ekibinin de siyasetle birlikteliği yine sorunu çözümsüz olarak bırakabilir.

Futbol Arena’nın hazırladığı görselde en fazla teknik adam değiştiren Lig Türkiye oldu.

BU SEZON TAKIMLAR VE TEKNİK DİREKTÖRLERİ

Galatasaray: Fatih Terim

Başakşehir: Abdullah Avcı

Beşiktaş: Şenol Güneş

Trabzonspor: Ünal Karaman

Malatyaspor: Erol Bulut, Ali Ravcı

Fenerbahçe: Phillip Cocu, Erwin Koeman, Ersun Yanal

Antalya: Bülent Korkmaz

Konya: Rıza Çalımbay, Aykut Kocaman

Alanya: Mesut Bakkal, Sergen Yalçın

Rize: İbrahim Üzülmez, Okan Buruk

Sivasspor: Tamer Tuna, Hakan Keleş

Kayserispor: Ertuğrul Sağlam, Hikmet Karaman

Ankaragücü: İsmail Kartal, Bayram Bektaş, Mustafa Kaplan

Kasımpaşa: Kemal Özdeş, Mustafa Denizli

Göztepe: Bayram Bektaş, Kemal Özdeş, Tamer Tuna

Bursaspor: Samet Aybaba, Mesut Bakkal

Erzurumspor: Mehmet Altıparmak, Mehmet Özdilek, Hamza Hamzaoğlu

Akhisar: Saffet Susiç, Cihat Arslan, Cem Kavcak

BOLD ÖZEL

“22 gün hücrede tutuldum, eşim cezaevinde kovid oldu, yavrum benimle konuşmuyor”

290 gündür kızını göremediğini söyleyen tutuklu Hülya Bayden ailece yaşadıkları mağduriyetlerinin giderilmesi için milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’ndan yardım istedi.

BOLD ÖZEL – Eşiyle birlikte tutuklanan ve Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine gönderilen Hülya Bayden, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup göndererek cezaevinde koronavirüs kapan eşini ve psikolojisi bozulan kızını anlattı.

“PSİKOLOJİM ALT ÜST”

Bir kız evladı sahibi Bayden çifti 10 ay önce tutuklandı. Mehmet Yasin Bayden Bitlis, Hülya Bayden Bakırköy Cezaevine gönderildi. Kovid-19 tedbirleri kapsamında 22 gün karantina hücresinde kalmak zorunda kalan Hülya Bayden, karantinadan çıkınca eşinin cezaevinde koronavirüse yakalandığını öğrendiğini söyledi.

Bir taraftan evlat hasreti çeken bir yandan da eşinin sağlığından endişe eden Bayden, kendisinin de ilaç kullanmaya başladığını belirtti ve “Bu sıkıntılar psikolojimi alt üst etti. Vücut direncimin düşmesine yol açtı.” dedi.

“KIZIM ONU ALMAK İSTEMEDİĞİMİ SANIYOR”

10 aydır kızına sarılamadığını vurgulayan Bayden, “10 aydır 3 yaşındaki kızına sarılamamış, sadece geçen hafta kapalı görüşte camın arkasından görmüş bir anne olarak yazıyorum. Kızım onu almak istemediğimi sanıyor, konuşmadı bana küsmüş, çocuğa salgını nasıl anlatsam ki? Eşim de tutuklu.” diye yazdı. 

Mağduriyetinin giderilmesini ve bu zorlu korona günlerinde kızının yanında olmak istediğini belirten Bayden, 290 gündür çocuğuna hasret acılı bir anne olarak yardım istedi.

Hülya Bayden’in kızı.

Astım hastası Antalya Cezaevinde koronavirüs kaptı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Astım hastası Antalya Cezaevinde koronavirüs kaptı

İki yıldır tutuklu astım hastası Ender İleriye’ye koronavirüs teşhisi konuldu. Bir aydır sıcak suyun verilmediği Antalya L Tipi Cezaevinde birçok insanın hasta olduğu belirtiliyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL 

İki yıldır Antalya L Tipi Kapalı Cezaevinde kalan astım, şeker ve kalp hastası Ender İleriye, cezaevinde koronavirüs kaptı. 35 kişilik C10 koğuşunda kalan İleriye, üç gün önce bayılınca Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine kaldırıldı. İlk yapılan testi negatif çıkan İleriye’nin ciğer filminden şüphelenen doktorlar, dün ikinci test yaptı. Pozitif çıkan Ender İleriye şu anda hastanede tedavi görüyor.

“İKİ KİŞİ KOĞUŞA BAYILDI, BİR AYDIR SOĞUK DUŞ ALIYORLAR”

Antalya L Tipi Cezaevinde bir aydır sıcak suyun akmadığını belirten Ender İleriye’nin kardeşi Ahmet İleriye, “C10 koğuşundaki herkes şu anda hasta ve bu hastalıklarını soğuk duş almaya bağlamışlar. Bir hafta önce koğuşta iki kişi bayılmış. Abim de bunlardan biri. Abim 35 kişilik koğuşta kalıyordu. Çoğunda hastalık belirtisi var. Telefon ahizesi yoluyla diğer mahkumlara da virüs geçebilir” dedi. Cezaevi yönetiminin vakaları gizlediği de iddia ediliyor.

Antalya’da bir vakıfta çalışan Ender İleriye Cemaat soruşturmaları kapsamında Ekim 2018’de tutuklandı. 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan İleriye’nin dosyası Yargıtay tarafından onaylandı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Hastane yolunda kötü muamele mahkum koğuşunda ilaç zulmü

Koronavirüs salgını nedeniyle cezaevinde tedavisi aksatılan Hepatit B hastası Fethi Kazancı’ya ilaçları düzenli verilmiyor. Kazancı, maruz kaldığı kötü muamele ve uzayan karantina nedeniyle de doktora gitmek istemiyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

Bandırma T Tipi Cezaevinde tutuklu Hepatit B hastası 38 yaşındaki Fethi Kazancı, 9 aydır doktora gidemediği için hastalığı ilerledi. Vücut ağrıları artan ve ağrı kesicilerle idare etmeye çalışan Kazancı, daha önce biyopsi için götürüldüğü hastanede ve yolda kötü muamele ile karşılaştığı için hastaneye gitmek istemiyor.

Ayrıca pandemi başladığından bu yana cezaevlerindeki hastalar büyük bir çıkmazın içinde. Sürekli uzayan karantina süreleri nedeniyle hasta tutuklular cezaevinde kalmaya kendini mecbur hissediyor. Çünkü koğuştan çıkan 1-2 ay geri dönemiyor. “Bunlara dayanacak gücüm yok” diyen Kazancı, 9 aydır sağlık hizmetlerinden mahrum.

1996 yılında Hepatit B teşhisi konulan KHK’lı sınıf öğretmeni Fethi Kazancı 26 Mayıs 2018’de gözaltına alındı. İki gün sonra tutuklanıp önce Edirne Cezaevine gönderildi. Dört ay sonra Bandırma T Tipi Cezaevine nakledildi. Nakil dönemi kışa denk gelen Kazancı, koğuşta yer olmadığı için 6 ay betonda uyumak zorunda kaldı. İlaç tedavisiyle baskılanan hastalığı bu süreçte tekrar ortaya çıktı.

SİROZ YA DA KANSERE DÖNÜŞEBİLİYOR

Bold Medya’ya konuşan Fethi Kazancı’nın eşi Atife Kazancı, “Hepatit karaciğerde bulunan bir virüs. Her sene bu yüzden eşime DNA testi yapılıyor. Bazen bu testlerin sıklığı artabiliyor. HSBC değeri diye bir şey var. O değer arttığı zaman vücudun dengesi bozuluyor. Buna bağlı olarak ya siroz ya da kanser olabiliyor. Çok dikkat edilmesi gereken bir hastalık. Cezaevine girdikten sonra eşimin tedavileri aksadı, doktora gidemedi, ilaç kullanamadı, tahlilleri yapılmadı” dedi.

Normalde durumu iyi olan Kazancı, cezaevinin kötü koşulları nedeniyle tutuklandıktan sonra ağrıları arttı. Ocak 2018’de biyopsi için iki kez Bursa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüldü. Hastaneye gidip gelirken yaşadıklarını Ocak ve Şubat 2019’da eşine gönderdiği mektuplarda anlatan Kazancı’nın maruz kaldığı hak ihlalleri korkunç.

“SANA BİR ŞEY SÖYLEYECEĞİM AMA SAKIN PANİKLEME”

“Şimdi sana bir şey söyleyeceğim ama ne panikleme, ben iyiyim” diye durumu eşine izah etmeye çalışan Fethi Kazancı, Bursa’da mahkum odası olmadığı için bütün gün cezaevi aracında hiçbir şey yemeden kelepçeli bir şekilde beklemek zorunda kaldı.

Hastanede yaşadığı ise daha büyük bir eziyet. Başındaki komutan “Ben bir daha bu hastayı buraya getiremem” dediği için lokal anestezi yapıldı. Ancak operasyon sırasında bayıldı. Doktor bu riski göze alamayacağını söyleyerek biyopsiden vazgeçti. Kazancı o günü 6 Ocak 2019 tarihli mektubunda şöyle anlattı:

“Cuma günü Bursa’ya gittik. Normalde randevu 10 civarındaydı. Hava karlıydı ve yol da kapalıydı. Bu yüzden öğlene ancak vardık. Tabi öğle arası olduğu için biraz bekledik. Bu arada bir gün öncesinden açtım. Bazı aksaklıklar oldu ama nihayet biyopsi odasına girdik. Başımda 2 asker 1 komutan bekliyor. Doktor geldi, önce bir kağıt imzalattılar. Ardından lokal anestezi yaptı, karaciğerden. Elinde kocaman bir iğne vardı. Çuvaldızından daha kalın. Radyo anteninin en son kısmı kalınlığında. Lokal anesteziyi uygulandığında beni bir anda titreme tuttu, gözlerim karardı, midem bulandı o anda bayıldım (ama korkudan değil). Sonra doktorun dediklerini duyar gibi oldum. “Komplikasyon oluştu. Ben böyle bir mesuliyeti alamama, operasyon iptal dedi. Yanındaki hemşire de ‘efendim hasta şu anda baygın isterseniz girin.’ Ama doktor olmaz dedi. Ben bu mesuliyetin altına giremem deyip gitti.

Tabi ben yataktayım, üst tarafım çıplak. Askerler ayağımın altına yüksek bir şey koydular. Başımın altını da boşalttılar, çöp kovasını yaklaştırdılar. Kendime biraz gelince ona kustum. Bu arada hemşire askere ‘bir tuzlu ayran getirin içsin’ diyor. Tabi ne gezer, onları da anlıyorum. Bir şey olsa mesul olacaklar. Ama öyle bir sahipsizliği hissettim ki anlatamam. Etrafımda hiç kimse yok. Normalde müşahede altında tutmaları gerek (serum vs.) veya tansiyon ölçülür. Tabi bunların hiçbiri olmadı. Sonra kendimi toparlayınca ayağa kalktım. Üstümü giyindim. Komutana dedim ‘ufak bir operasyona dayanamayan birini ‘terörist’ diye cezaevine tıktılar. Tabi orada gözyaşlarıma hakim olamadım. Ellerimi uzattım, kelepçeyi taktılar. Gittik doktorun yanına.”

Komutanların baskısıyla doktorların hastalarla ilgilenmediği birçok hasta tutuklu yakınları tarafından dile getiriliyor.

“ELLERİMİZ KELEPÇELİ BEKLEDİK, ÇOK BİTKİN DÜŞTÜM”

Doktor olmadığı için cezaevi aracında beklemek zorunda kalan Fethi Kazancı, içinde bulunduğu koşulları da tarif etti:

“Sonra beni otobüse geri getirdiler. Hastanenin nezareti olmadığı için ellerimiz kelepçeli otobüsün kabininde bekliyorduk. Hava karlı, benim ayağımda yazlık spor ayakkabı. Kabinin için buz gibi. Dayanamadım. Kabinde koltuğun üzerine yan dönerek, ayaklarımı da karnıma çekerek uyudum. Çok bitkin düştüm o ara. Kumanya diye getirmişler bisküvi verdiler. Mecbur dayanamayıp onu yedim.”

Fethi Kazancı ikinci biyopside yaşadıklarını ise 24 Şubat 2019 tarihli mektubunda yazarak kayda geçirdi. Kazancı, operasyonun yine zor geçtiğini ve bir gün hastanede kalması gerektiği söylendiği halde o gün cezaevine götürüldüğünü ifade ediyor. İkinci genel anestezide Kazancı’dan alınan parça onkolojiye gönderildi. Sonuçlar temiz çıktı. Hastanın gözetim altında tutulmasına karar verildi. Bir ömür boyu kullanması gereken ilaçlar reçeteye yazılıp cezaevine gönderildi. Ancak Kazancı ilaçlarıyla ilgili şu anda sorun yaşıyor.

HASTANEYE GİTMEYE ÇOK KORKUYOR

Eşinin her gün ilaç alması gerektiğini belirten Atife Kazancı, “İlaçlarını hastaneye gitmeden yazmayız demişler. Eşim de bu sefer cumhuriyet savcılığına dilekçe vermiş. andemi süreci başlayınca seni hastaneye götürmeyeceğiz ama ilaçlarını vereceğiz dediler. 3-4 ay kadar ilaçlarını verdiler. Vermedikleri dönem oldu. Müdüriyete dilekçe gönderdik. Sonra verdiler. İki ay veriyorlar, sonra vermiyorlar, sonra tekrar bir ay veriyorlar. Öyle böyle geçti. CİMER’e hep dilekçe gönderdik. Eşimin her gün ilaç kullanması lazım, tahlillerinin yapılması lazım, dışarıda tedavi olması lazım diye. Eşim gitmeye çok korkuyor. Hem kaldıramam hem de gidenleri hala getirmediler diyor” ifadelerini kullandı.

“BESLENME YOK, İLAÇ YOK, DOKTOR YOK”

Eşinin çok zayıfladığını ve diyet menüsü olarak sürekli haşlama ya da konserve yiyecekler verildiğini belirten Kazancı, 5 gün boyunca sadece konserve bamya verildiğini vurguladı. “Beslenme yok, doktor yok, ilaç yok, hatta ağrı kesici bile yazmıyorlar, revir yasak” diyen Kazancı şöyle devam etti: “Eşim zaten 7-8 ay yerde yattı. Hastalığının ilerlemesinin buna bağlı olduğunu düşünüyoruz. Bir ara psikolojik yardım da aldı, ayrıca şeker hastası. Pandemiden önce biz hep tedavi olsun diye dilekçe yazıyorduk. Şimdi de tehdit eder gibi geliyorlar, seni hastaneye götüreceğiz, yoksa ilaç milaç yok diyorlar.”

“ARTIK NE YAPACAĞIMIZI BİLEMİYORUZ”

Kazancı ailesi de aile boyu mağdur edilen ailelerden. Atife Kazancı’nı kayınpederi 6 ay Kütahya Tavşanlı’da, görümcesi 17 ay Şakran’da tutuklu kaldı. Kaynı hala Silivri’de. Eşiyle birlikte gözaltına alınan Atife Kazancı 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf’ta. 2009’dan beri lenf kanseri tedavisi gören kayınvalidesinin hastalığı ise 2017’de tekrar nüksetti. 8 ve 5 yaşında Muhammed Sezai ve Melih adında iki çocuğu bulunan Atife Kazancı, eşi tutuklandıktan sonra büyük oğlunda kalp ritim bozukluğu çıktığını belirtiyor. Kazancı, “Artık ne yapacağımızı bilemiyoruz” diyor.

DOSYASI YARGITAY’DA

Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 13 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Fethi Kazancı’nın dosyası Yargıtay’da bulunuyor. En son Yozgat’ta öğretmenlik yapan Fethi Kazancı, Bank Asya hesabı, mesajlaşma programı Bylock, tanık ifadeleri ve KPPS sınavında soru çaldığı iddiasıyla yargılandı. 2010’da iptal edilen KPSS sınavında 86 puan alan Kazancı’ya mahkemede neden ikinci sınava girdiği soruldu.

Atife Kazancı, “Eşim o kadar hazırlandım diye ikinci sınava girdi ve sadece 6 puan daha az aldı. Eşim çok umutsuzca girmişti ikinci sınava, çok stresliydi. Bütün emeklerim heba oldu. Nasıl yüksek puan alacağım deyip durdu. Sınavla ilgili iddianame geldi. “Yüksek kanaat” ibaresi var. Avukat bunlar delil olamaz, dedi. Eşim ilahiyat da okudu. Ege Üniversitesine DGS ile geçiş yaptı ama yarım kaldı içeri girince. KHK ile ihraç edildikten sonra antrenör belgesi aldı. İçeride spor yönetimi okudu. Şimdi aşçılık okuyor. Bir de üniversite sınavına tekrar girecek.” diye konuştu.

Sınavı kazanıp atanan Fethi Kazancı’ya haksız kazanç elde ettiği iddiasıyla 220 milyar para cezası da verildi.

Fethi Kazancı’nın ikinci biyopsiye götürüldüğü 18 Ocak 2019 tarihli hastane raporu.

51 aydır babasız olan 2 kardeşin annesi de tutuklandı

Okumaya devam et

Popular