Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Müebbet alan askeri öğrencilerden mektup var

26 Astsubay Meslek Yüksek Okulu öğrencisi 15 Temmuz yargılamalarında müebbet aldı. Hiçbir olaya karışmadıkları gibi, kalkışmaya direndiler. Öğrencilerden BOLD’a mektup var.

SEVİNÇ ÖZARSLAN
BOLD ÖZEL

Balıkesir Astsubay Meslek Yüksek Okulu’nun 59 öğrencisi, 10 Temmuz 2016’da staj yapmak üzere İstanbul Esenler’deki 66. Mekanize Tugayı Topkule Kışlasına gönderildi.

12 gün burada eğitim gördükten sonra Balıkesir’e dönecek, 30 Ağustos 2016’daki mezuniyet töreninden sonra da rütbelerini takıp göreve başlayacaklardı.

Fakat 15 Temmuz hayatlarının dönüm noktası oldu. O yıl staj yerleri üç kez değiştirilen öğrenciler, 15 Temmuz sabahına Topkule Kışlası’nda uyandı. Kendilerine önce tatbikat yapılacağı, atış talimi olacağı söylendi, silah, teçhizat dağıtıldı.

Bu durum bazı öğrencilerin tuhafına gitti ve Balıkesir’deki komutanlarını arayıp olanları anlattılar. Komutanları “Artık Topkule Kışlası’nın emri altında olduklarını ve ne söylenirse uymaları gerektiğini” ifade etti.

Saat 17.00 olduğunda öğrencilerin çarşı izinleri iptal edildi. 21.00 sularında ise bir terör saldırısının gerçekleştiği ve polisin yardıma ihtiyacı olduğu emredilerek öğrenciler iki grup halinde kışladan çıkarıldı. Birinci grup komutanları eşliğinde A Haber binasına, diğer grup Vatan Caddesi İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne doğru yola çıktı.

Fakat her iki grup da yarı yoldan döndü. 26 astsubay öğrencisi terör saldırı oluyor, polisin yardıma ihtiyacı var diye kışladan dışarı çıkarıldılar. Ama İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde darbeci birliklere takviyeye gittikleri için yargılandılar ve müebbet hapis cezasına çarptırıldılar. Dosyaları bir yıldan bu yana İstinaf Mahkemesi’nde bekletiliyor.

Öğrenciler eğer A Haber binasına ulaşsalardı, tıpkı TRT binasında darbe bildirisi okunduğu gibi ya da CNN Türk’e gidildiği gibi orada da aynı olay gerçekleşecek, öğrenciler de bu girişimin bir parçası olacaklardı. Planlanan bu olay gerçekleşmese de yine aynı şekilde onca masum öğrenci darbeci ilan edildi.

15 Temmuz 2016’da Hava Harp Okulu’ndan 259 öğrenci, Balıkesir Astsubay Meslek Yüksekokulun’ndan 26 öğrenci, toplamda 285 öğrenci darbe yapmaya kalkıştılar diye, üç yıldır Silivri Cezaevi’nde haksız hukuksuz bir şekilde tutuklu bulunuyor.

EMİR VEREN KOMUTANLAR 

O gece 66. Mekanize Tugayı Topkule Kışlası olaylarıyla ilgili olarak üç kişi şehit oldu. Bir polis ve Albay Sait Ertürk kışlada, Servet Asmaz adlı sivil ise Türk Telekom Arena civarında, otobanda halk ile komutanlar arasında çıkan arbedede hayatını kaybetti.

16 Temmuz sabahı Balıkesir Astsubay Meslek Yüksekokulu’ndan 43 öğrenci tutuklandı, 12 öğrenci serbest kaldı, 26’sı ise 26 Nisan 2018’de müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Davanın gerekçeli kararında yer alan ifadelere göre; öğrencilere emir veren ve onları kışladan çıkaran komutanlar arasında İstihbarat Binbaşı Ahmet Baykal, Yüzbaşı İsmail Menderes Sema, Bölük Komutanı Tank Üstteğmen Burak Uluçınar var. Baykal ve Uluçınar tutuklu. Servet Asmaz’ı vurduğu iddia edilen Sema ise o günden beri firari.

Tahliye olan öğrencilerden Ali Malgil, mahkemedeki savunmasında Sema’nın kışla içerisinde “A Haber’i basmaya gidiyoruz, cengaver var mı” diyerek asker topladığını söylüyor.

ALBAY DAVUT ALA’NIN İKİ FARKLI İFADESİ

66. Mekanize Tugayı Topkule Kışlası davasıyla ilgili bir kilit isim daha bulunuyor: Albay Davut Ala. Öğrenciler kışlaya döndüklerinde başlarındaki komutanlar kayboluyor. Şehit olan Albay Sait Ertürk ve darbede gösterdiği üstün başarıdan dolayı şu anda general olan Gazi Davut Ala ortaya çıkıyor.

Ertürk ve Ala, kışlaya gelen darbeci olduğu iddia edilen askerlerle çatışıyorlar. Davut Ala’nın, TBMM Darbe Araştırma Komsiyonu’na verdiği ifadede “Kışladaki öğrenciler suçsuzdur. Ellerine silah almadılar” derken, müşteki olarak katıldığı mahkemede “Kimin ne yaptığını bilmiyorum” ifadelerini kullanıyor.

A Haber binasına gitmek üzere kışladan çıkarılan öğrencilerden Fırat Gültekin (24), hiçbir olaya karışmadan kışlaya geri dönse de 16 Temmuz sabahında gözaltına alındı, 21 Temmuz 2016’da da tutuklanıp Silivri Cezaevine gönderildi.

Fırat Gültekin (sağda) ve kardeşi Hasan Arslan Gültekin, Silivri Cezaevi, görüş günü.

Hayatında İstanbul’u ilk kez o zaman gören Gültekin, o gece yaşananları, yoldan neden döndüklerini, şehit Albay Sait Ertürk’le yaptıkları son konuşmaları, Servet Asmaz’nın nasıl vurulduğunu ve olayların içine nasıl sürüklendiklerini BOLD’a gönderdiği mektupta anlattı.

Helikoptere bindirilerek İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmeye çalışılan öğrencilerden Hakan Yelkovan’ın ise el yazısıyla yazdığı savunmasını yayınlıyoruz. Yelkovan da nasıl bir oyunun içine çekildiklerini adım adım anlatıyor.

FIRAT GÜLTEKİN: 59 ARKADAŞIMLA KIŞLAYA GİTTİK

Ben Balıkesir Astsubay Meslek Yüksek Okulu son sınıf öğrencisiyim. 10 Temmuz 2016 tarihinde 12 günlük staj için 66. Mekanize Tugayı Topkule Kışlasına 59 arkadaşımla katılış yaptım. Orada bizden sorumlu kişi Tank Üsteğmen Burak Uluçınar’dı.

STAJDA ATIŞ OLMADIĞI HALDE, O GÜN ATIŞ EĞİTİMİ VERDİLER

4 gün boyuna stajımızı normal olarak yaptık. Ancak olayın meydana geldiği 15.07.2016 günü sabah bizi önce mekanik nişancılık eğitimi emri var diye topladılar. Daha sonra Üstteğmen Burak Uluçınar silah ve teçhizat alacağımızı ve gece atışı olacağı emrini verdi. Daha sonra silah, hücum yeleği ve kompozit başlıklarımız verildi. Bu durumdan rahatsızlığımızı bildirmek için okuldan komutanımız Piyade Yüzbaşı Serdar Soy’u arayarak staj eğitimi içinde atış eğitimi olmadığı halde atış yaptırılacağını bildirdik ve o da bize oranın emir komutası altındasınız, ne derlerse yapmak zorundasınız dedi.

BİNBAŞI AHMET BAYKAL GECE BİR TATBİKAT OLACAĞINI SÖYLEDİ

Aynı zamanda 15.07.2016 günü 17.00’den sonra olan çarşı iznimiz terör saldırısı adı altında iptal edildi. Daha sonra kışla içerisinde bir tüfek kaybolduğu ve giriş çıkışların iptal edildiğini öğrendik. Daha sonra 18.30’da konferans salonunda mekanik nişancılık eğitimi olacağı ve orada hazır olmamız emredildi. Üstteğmen Burak Uluçınar öncülüğünde konferans salonuna gittik. Bir süre sonra İstihbarat Binbaşı Ahmet Baykal geldi. Bizlere gece atışının iptal edildiğini, onun yerine bizleri gruplara ayırarak gece bir tatbikat olacağını söyledi.

BİNBAŞI AHMET BAYKAL: ŞİMDİ İSTİRAHAT EDİN, GECE ALARM VERECEĞİM

Bizlerden bir grubu Acil Müdahale Mangasına, bir grubu nizamiyeye göndereceğini, bizlerin kıtada işlerin nasıl yürüdüğünü bunları izleyerek öğreneceğimizi söyledi. Daha sonra Ahmet Baykal bize istirahat edin, ben gece herhangi bir saatte alarm vereceğim, siz ona göre hazırlıklı olun dedi.

İstirahate çekilirken bir anda yedek şarjör alınacak emri geldi ve şarjörlerimizi almaya gittik. Tam o esnada birden bir alarm verildi. Bizler de iç bahçeye ilerlerken Ahmet Baykal, bunun bir tatbikat olmadığını ve dışarıda terör saldırısı olduğunu, bomba yüklü araç tehlikesi olduğunu ve polisin zor durumda olduğunu, onlara yardıma gideceğimizi söyledi.

SİVİL ARAÇLAR GELDİ, İÇİNDEKİ KİŞİLER KAMUFLAJ GİYDİ

Daha sonra alacağımız şarjör ve mühimmat geldi. Şarjörümün bir tanesine mühimmata bastım. Sonra bizleri nizamiyeye götürdüler. Nizamiyede bir müddet bekledikten sonra Ahmet Baykal’ın emri ile ben ve 3 arkadaşım Land Rover Jeep ve diğer arkadaşlarım Unimog kamyonete bindirildi. Ahmet Baykal araçlarda beklememizi emretti. Beklediğimiz esnada sivil araçların geldiğini ve inen kişilerin kamuflaj giydiklerini gördüm.

Bu esnada nizamiyeden ilk olarak tugay komutanının forsu olan araç ve arkasından tank ve ZPT’ler (Zırhlı Personel Taşıyıcı) çıkış yaptı. Biz de 3 LandRrover jeep ve bir Unimog ile dışarıya çıktık. Otoyolun birine girdiğimizde yol kapalıydı. Komutanlar araçlardan inerek bizlerin de çevre emniyetini almamızı emrettiler.

Yol polis araçları ile trafiğe kapatılmıştı. Komutanlar polis araçlarının camını kırarak araçları yoldan çekerek yolu trafiğe açtılar. Daha sonra biz de tekrardan kışla nizamiyesine döndük. Nizamiyede bir süre bekledikten sonra yanımıza araçlar geldi ve içindeki komutanların bir tanesi A Haber televizyon kanalında polisin zor durumda olduğunu ve oraya polise yardıma gideceğimizi söyledi.

KOMUTAN İKİ VATANDAŞIN AYAĞINA SIKTI

Nizamiyeden çıkış yaptıktan sonra otoyolda araçlar trafiğe kapatılmıştı. Bu esnada vatandaşlardan iki kişinin komutanlardan biriyle boğuştuklarını gördüm. Aynı zamanda aynı komutanın 2 vatandaşı iterek ayaklarına sıktığını gördüm. (SÖ: Servet Asmaz burada vuruluyor) Trafik yine komutanlar tarafından açıldı ve yaralanan iki vatandaşın hastaneye götürülmesi için iki sivil araç durdurularak hastaneye gönderildi.

Tekrar araçlar binip hareket ettik. Bir müddet gittikten sonra trafik yine kapalıydı. Bizleri araçlardan indirdiler. Bu esnada vatandaşlardan çıkışanlar vardı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken rütbeliler vatandaşlara hitaben biz buraya trafiği açmaya geldik, sizin için buradayız dediler. Bu defa halk, o zaman trafiği beraber açalım dediler ve halkla yürümeye başladık.

İSTANBUL’A İLK KEZ GELMİŞTİM

Bu esnada otoyol tabelasından TT Arena Stadı yönü gösteriliyordu. Böylece ben de İstanbul’a ilk defa gelen biri olarak nerede olduğumuzu anlamaya çalışıyordum. Bir süre halkla yürüdükten sonra yol ayrımında ayrıldık. Ayrıldıktan sonra komutanlar Ulusoy firmasına ait bir yolcu otobüsünü durdurarak bizleri Kartaltepe Kışlasına götürdüler.

Kartaltepe nizamiye nöbetçi komutanı bizleri içeri almadı. Bizleri ancak isimlerimizi ve silah numaralarımızı alarak kışla içerisine alabileceğini söyledi. Daha sonra yanımızdaki komutanlar bizleri Topkule Kışlası’na götürdüler. Biz nizamiyede beklerken komutanlar ortadan kaybolmuşlardı.

SAİT ERTÜRK KALKIŞMA OLDUĞUNU SÖYLEDİ

Sabaha karşı ise Kurmay Albay Sait Ertürk gelerek iki kişi nizamiyede kalsın, diğerleri ise benimle gelsin dedi. Bu esnada Sait Albay bize her şeyi anlatmış, bir kalkışma olduğunu, bizlerinse suçsuz olduğumuzu belirtti. Daha sonra Sait Albay ile nizamiyeden ayrıldık.

Kışla içerisinde Sait Albay ile gittiğimiz noktada Davut Albayı gördüm. Daha sonra Sait Albay bizlere mevzi aldırarak gözetleme yapın, ben polise haber verdim, gelecekler dedi. Sabah 05.00 sıralarında polis geldi. Sait Albay, Davut Albay ve polisler tank siperliğinde kalkışma yapan rütbelilerin olduğu yere gittiler. Bu esnada çatışma çıkmıştı. Sait Albay çatışma bölgesine giderken futbol sahasındaki helikopterin güvenliğini bizlerin mevzilendiğimiz yerde kalarak alacağımızı ve ne olursa olsun helikopterin kalkmamasını emretti (darbecilerin kaçmaması için). Bu esnada yanımızda polisler de vardı.

Çatışma çıktıktan sonra polislerden biri vuruldu. Daha sonra Sait Albay’ın ve bir polisin şehit olduğunu, Davut Albayın ise yaralandığını duyduk. Aynı zamanda polisler tank ve ZPT ile yaralıları ve bizleri çatışma bölgesinden tahliye ettiler. Daha sonra polise teslim olduk.

İNSANIN AKLINA KOMUTANININ YALAN SÖYLEYECEĞİ GELMİYOR Kİ…

Komutan otoyolda vatandaşı bacağından vurduğunda bile yemin ederim ki ben hala terör eylemine gittiğimizi düşünüyordum. İnsanın aklına kendi komutanının yalan söyleyeceği gelmiyor ki. Dışarıdaki kaos ve komutanların bize sürekli sert şekilde emir vermeleri yüzünden biz zaten aptala döndük. Biz zaten bize terör saldırısı olacağı dendiği için tamamen ona odaklandık. Hem korkuyorduk, hem heyecanlıydık. İlk defa böyle bir şey başımıza geldi.

BİZİ APTAL YERİNE KOYUP İŞLEDİKLERİ SUÇA ORTAK ETMEYE ÇALIŞTILAR

Ben kışlaya Ulusoy otobüsü ile döndükten sonra nizamiyenin iç tarafında ama halktan uzak bir yerde kaldım. Sonra Sait Albay bize bir darbe girişimi olduğunu anlattı. Sait Albay’dan olayı duyunca darbecilere karşı çatışmak için sabaha kadar Sait Albay’ın emri ile mevzide bekledim.

Ben de ondan sonra bütün gece bizi nasıl kandırdıklarını anladım. Sait Albay kendisinin de darbeye karşı geldiğini söyledi. Biz de arkasından onun emrine girdik. Hatta ben kendi adıma, beni kandıran komutanlara karşı daha da öfkelendim. Bizi aptal yerine koyup kendi işledikleri suça ortak etmeye çalıştılar.

22 YAŞINDA BİR ASTSUBAY ADAYIYDIM

Ben 22 yaşında bir astsubay adayıydım. İnşallah mahkemenizde aklanacağım. Sayın başkanım, sizden kurumuş umutlara su serpmenizi istiyorum. Şehit olan vatandaşımız Servet Asmaz’ın otopsi raporundan öğrendiğim kadarıyla mermi girişi 1×1’dir efendim. Bu da tabanca mermisidir. Ben de tabanca bulunmamaktadır. Ben rütbeli değilim zaten tabancamı rütbe taktıktan sonra dahi 1 yıl sonra alıyorum. Belli bir eğitimden geçtikten sonra sınıf okulundan sonra alıyorum. Buradan da şehit olan vatandaşımızı benim vurmadığım anlaşılmaktadır.

HAKAN YELKOVAN: O GECEKİ DAVRANIŞLARIMIZIN STAJ PUANIMIZI ETKİLEYECEĞİNİ SÖYLEDİLER

Hakan Yelkovan

Kara Kuvvetleri Komutanlığı Astsubay Meslek Yüksek Okulu 2. sınıf öğrencisiydim. 15 Temmuz sabahı staj gördüğümüz birliklere gönderilmedik, bizlere atış yapılacağı söylendiği için tank taburunda kaldık.

Saat 18.00’de bütün askeri öğrencilerin konferans salonunda toplanacağı emri verildi. Bizler de başımızda bulunan rütbeli personel Astsubay Çavuş İsmail Turan komutasında konferans salonuna götürüldük. Konferans salonuna sonradan Tank Üsteğmen Burak Uluçınar geldi ve bir süre sonra da konferans salonuna kendini İstihbarat Binbaşı Ahmet Baykal olarak tanıtan rütbeli geldi.

Konferans salonunda Tank Üsteğmen Burak Uluçınar, telefonundan İstanbul’da büyük bir terör saldırısı olacağını bildiren bir mesaj okudu. İstihbarat Binbaşı Ahmet Baykal ise bizlere gece atışının iptal olduğunu, bunun yerine tatbikat yapılacağını söyledi.

Bizleri oturduğumuz yerlere göre gruplara ayırdı. Gecenin ilerleyen saatlerinde kendisinin alarm vereceğini ve bizleri bölmüş olduğu grupların bazılarını nizamiyeye, bazılarını ani müdahale mangasına, bazılarını ise nöbet kulelerine göndereceğini belirtti. Bu tatbikat sonucunda sergileyeceğimiz davranışların staj puanını belirleyeceğini söyledi. Sonrasında konferansı bitirdi ve gidip dinlenmemizi emretti.

BİNBAŞI BUNUN TATBİKAT OLMADIĞINI BAĞIRARAK SÖYLÜYORDU

Saat 21.00 sularında alarm verildi. İçtima alanına giderken İstihbarat Binbaşı Ahmet Baykal bunun bir tatbikat olmadığını, nizamiye bölgesinde bomba yüklü bir araç olduğunu bağırıyordu. İçtima alanında mühimmat dağıtıldı, bizlere önceden ayırmış olduğu gruplara geçmemizi söyledi, bizler geçtik ve hepimizi nizamiyeye doğru götürdü.

Nizamiyeye gittiğimizde ortalık karmakarışıktı. İstihbarat Binbaşı Ahmet Baykal sürekli bağırıyordu, herkese emir veriyordu. Bu arada nizamiyeden içeri sivil araçlar giriyor ve araçlarından inip kamuflajlarını giyiyorlardı. Ahmet Baykal ile konuşup gidiyorlardı, bu karmaşadan ve olayları anlamadığımdan dolayı olayın ciddi olduğunu düşündüm.

AİLELERİMİZİ ARAMAMIZI SÖYLEDİLER

Ahmet Baykal benim de aralarında bulunduğum 15 kadar askeri öğrenciye 2 rütbeli komutasında helikopter pistine gitmemizi emretti. Helikopter pistine gittiğimizde rütbelilerden biri kendini yüzbaşı Fatih, diğeri ise yüzbaşı Ali olarak tanıttı.

Fatih Yüzbaşı iki time böldü ve aramızdan iki kişi seçerek bizlerin ad, soyad, kan grubu ve ailemizden birinin telefon numaramızı yazdırmamızı emretti. Ailelerimizi arayıp iyi olduğumuzu ve bizlere ulaşamazlarsa bir sorun olmadığını söylememizi emretti. Benim telefonum yanımda değildi o gün, şarjda koğuşta takılı idi. O yüzden arayamadım, ama arkadaşlarım da aradıktan sonra telefonlarını kapattı.

EMİRLERE UYMAMANIN CEZASI ÖLÜMDÜR

Bizler helikopter pistinde beklerden hatırlamıyorum 2-3 rütbeli daha geldi. Rütbelilerden biri kendini Binbaşı Menderes olarak tanıttı ve artık emir komutanın kendisinde olduğunu belirtti. Bizler neler olduğunu öğrenmek isteyince çok büyük çaplı bir terör saldırısı olduğunu, polislerin yardıma ihtiyacı olduğunu, bu yüzden polislere desteğe gidiyoruz dediler, ancak kimin söylediğini hatırlamıyorum. Bu konu üzerinde aralarından biri ise harp sırasında emirlere uymamamın cezası ölümdür dedi.

AŞAĞIDAN HELİKOPTERE ATEŞ AÇILDI

Saatini tam hatırlamadığım kadarıyla 23.00-23.30 civarında bir helikopter piste iniş yaptı. Biraz bekledikten sonra Binbaşı Menderes herkesin helikoptere binmesini emretti. Binbaşı Menderes helikoptere binerken kapım açık kalsın, ateş etmem gerekebilir dedi.

Helikopter havalandıktan bir süre sonra, bir yere inmeye çalıştı ancak inemedi. Aşağıdan helikoptere doğru ateş açıldı. Ve bunun üzerine Binbaşı Menderes aşağıya doğru ateş etti, helikopter tekrar havalandı, ancak aşağıda ne olduğunu Binbaşı Menderes’in nereye ateş ettiğini görmedim.

HELİKOPTER BİZİ BİR OKULUN BAHÇESİNE İNDİRDİ

Ondan sonra helikopter bizleri bir okulun bahçesine indirdi. İndiğimiz okulun adı hatırladığım kadarıyla Fatih Anadolu Teknik Meslek Lisesi’ydi. Her subayın yanına iki öğrenci olacak şekilde geçildi.

Ben tek başıma kaldım, beni yanına alan ise kendini Yüzbaşı Ercan olarak tanıtan rütbelidir. Okulun içinden bir sivil eşliğinde çıkarıldık. Oradan bir hastane içerisine girdik, rütbelilerden biri hastane içerisinde bulunanlara içeri girmelerini söylüyordu.

Binbaşı Menderes sürekli telefon görüşmeleri yapıyor ve birilerine ulaşmaya çalışıyordu. Ancak hareketlerinden anlaşıldığı kadarıyla kimseye ulaşamıyordu. Hastane içerisinde biraz bekledikten sonra çıktık ve karanlık bir sokağa soktular.

Sokağın sonundan bir caddeye çıkarıldık, caddede bir grupla karşılaştık. Bizlere hakaret ve küfür ediyorlardı, ne olduğunu anlamadım, neyin içinde olduğumuza anlam veremedim. O esnada havaya ateş edildi ancak kimlerin ateş ettiğini bilmiyorum.

BİNBAŞI MENDERES, HAVAYA ATEŞ AÇARAK KIŞLAYA GİRMEMİZİ SÖYLEDİ

Binbaşı Menderes caddede duran bir servis şoförüyle bir şeyler konuştu. Ne konuştuğunu bilmiyorum, ancak bir anda başka bir servis aracı geldi ve ona bindirdiler. Servis şoförü bizleri kışlaya geri getirdi. Kışlanın önünde damperli kamyonlar vardı ve halk tarafından kapatılmıştı. Binbaşı Menderes servisten inerken herkes havaya bir el ateş edecek, yoksa içeri giremeyiz dedi.

İçeri girdikten sonra rütbeliler, arkadaşlarımızın bazılarını nizamiyede bıraktı, kalanları ise yukarıya çıkardılar. Ben yukarıya çıkanların arasındaydım. Yukarıda içtima alanında Yarbay Fatih Sönmez’i gördük, elleri sarılı, kamuflaj giysileri kan içindeydi. Menderes Binbaşı, Fatih Sönmez’e sarılarak komutanım yanınıza gelemedik dedi.

RÜTBELİLER TUGAY KARARGAHINI BİLMEDİKLERİNİ SÖYLEDİ

Bizler başımızdaki rütbelilere koğuşa gitmek istediğimizi söyledik ancak rütbeliler bizlere tugay karargahını bilmediklerini, kendilerini oraya götürmemizi emrettiler.

Tugay karargahına gittiğimizde ismini bilmediğim ve ilk defa orada gördüğüm bir albay vardı. Albay ve rütbeliler bir odaya girdi, bizleri de başka bir odaya soktular. Bir rütbeli personel bir süre sonra yanımıza gelip silahlarımızı burada bırakıp şarj aleti getirmemizi emretti.

Bizler de koğuşa gittiğimizde bizden önce gelen arkadaşlar ülkemize bir darbe teşebbüsü olduğunu söylediler. Bunun üzerine ne yapacağımı, nasıl davranacağımı şaşırdım, konuşamadım. Bir anda aklıma silahlarımızı odaya bıraktığım geldi ve arkadaşlarımla hemen tugay karargahına geri gittik.

SİLAHLARIMIZI VE MÜHİMMATLARI TOPLAYIP SAKLADIK

Yanımda ismen bildiğim ve hatırladığım Zafer Mengilli vardı. Silahlarımızı alıp koğuşa dönerken odada bulunan ve bize ait olmayan mühimmatları da aldık. Bir anda karşımıza rütbeliler çıktı, bizlere çocuklar hazırlanın başka bir yere gidiyoruz dediler.

Hiç aldırış etmedik koşarak tugay karargahından çıktık, koğuşların arka kapısını kullanarak koğuşlar bölgesine gittik. Arkadaşlarımızla birlikte hemen silahımızı ve mühimmatları toplayıp sakladık.

Arkadaşlarımızdan bazıları ulaşabilenler emniyet güçlerini arayıp bizlerin mahsur kaldığını ve kurtarılmayı beklediğimizi söylediler, aynı zamanda okuldaki komutanlarımıza ulaşanlar durumumuzu anlatıyordu. Bizler sabaha kadar polislerin ve kendi komutanlarımızın vermiş olduğu direktifler doğrultusunda hareket ettik.

MARŞLAR EŞLİĞİNDE EMNİYET GÜÇLERİNE TESLİM OLDUK

Gecenin ilerleyen saatlerinde kışla içerisinde mermi sesleri duymaya başladım. Ancak kimin ateş ettiğini göremiyordum. Sabahleyin yanımıza gelen Başçavuş Mustafa Sekitmen ve uzman Mikail Bora’nın polislerle irtibat kurduğunu öğrendik.

Sivil elbiselerimizi giyip koridorda beklemeye başladık. Mustafa Sekitmen’in tekrar yanımıza gelip polislerin nizamiyede olduğunu ve bizleri beklediğini söyleyerek dışarıya çıktık ve marşlar eşliğinde emniyet güçlerine teslim olduk.

BİNBAŞI AHMET BAYKAL TARAFINDAN KALDIRILDIM

15 Temmuz gecesi kandırılarak terör saldırısı adı altında dışarıya çıkarıldım. Hiçbir canlıya silahımı doğrultmadım. Kimsenin yaralanmasına ve ölmesine sebebiyet vermedim. İddianamenin 149. sayfasında tugayda bulunan astsubay öğrencinin olay günü bu tugayda olmalı ve darbe teşebbüsüne hazırlık yapmak amacıyla olmadığı ve sayfa 159’da Ahmet Baykal tarafından kandırıldığım, yine sayfa 161’de 155 polis imdat hattına kışla içerisinde aramalar yapıldığı ve yine sayfa 393’te tanık Yüzbaşı Alper Karacaoğlu’nun ifadesinde teçhizat ve silahı kendi isteğimle almadığım, emir doğrultusunda aldığım belirtilmiştir. Bu ifadelerde benim darbe bilinciyle hareket etmediğimi, kandırılarak emir doğrultusunda hareket ettiğimi destekleyen niteliktedir.

Bizleri helikoptere götüren rütbelilerden biri Fatih Karabulut. Ben Fatih Karabulut’u ilk cezaevinden çıkarken tanıdım. Nizamiyeden içeri girdiğimizde kendisini gördüm, ondan sonra tekrardan cezaevinde görünce dedim ki tamam bu adam o adam. Ama nizamiyeden yukarı çıkarken başımızdaki rütbelileri görmedim. Helikopter pistine kendilerini tanıttılar. Yüzbaşı Fatih ve Yüzbaşı Ali olarak. Yüzbaşı Ali olarak tanıtanı bilmiyorum.

Ercan Eker, o da helikopterde idi. Bir de Menderes, iddianameden öğrendiğim kadarı ile Mehmet Türk olarak geçiyor, yalnız şöyle bir ayrıntı var; benim o gece gördüğüm Mehmet Türk benim kalıplarımda, benim boyumda, iri yarı bir şey ve gözlüklüydü. Benim hatırladığım detay kompozit başlık vardı üzerinde, hani burada baktığım zaman çok benzetemiyorum açıkçası ama binbaşı olduğuna eminim ateş eden kişinin. Ben tam çaprazındaydım.

Şimdi şöyle bir şey söyleyeyim. Helikopterin içini düşünün, şurasında bir tane tabure vardı. Hani tabure diyeyim oturmalık alan, bir iki kişi oturuyordu, ben de tam sol köşede oturuyordum. Baktığım zaman direkt çaprazımdaydı ve herkes çömelmiş durumda olduğundan dolayı ben direkt kapı istikametine baktığım zaman görebiliyordum kimin olduğunu. O anda da gördüğümde o binbaşı aşağıya ateş etti.

A Haber’e gönderilen öğrenciler: Alettin Baydan, Burak Baykın, Emre Gölcük, Fatih Şahan, Fırat Gültekin, Hasan Kaygısız, İbrahim Şahin, Mustafa Kirazlı, Onur Çetin, Ümit Akkurt ve Seyit Remzi Yalçın.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gönderilen öğrenciler: Ali Aslan Kılıç, Alparslan Güner, Furkan Gürtaş, Gökhan Alabay, Hakan Yelkovan, İsmail Çelik, Mahmut Tarman, Mehmet Arı, Mücahit Meletli, Osman Dündar, Selamet Salkılıç, Şükrü Aygün, Veli Yıldırım, Yüksel Kılıç, Zafer Mengilli.

 

Öğrencilerin görüş günlerinde aileleri ve arkadaşlarıyla çekilen fotoğrafları, Silivri Cezaevi.

Sırasıyla: Hakan Yelkovan (abisi Volkan Yelkovan ile) Yüksel Kılıç (anne ve babasıyla), Onur Çetin (annesiyle), Fatih Şahan (ablasıyla), Ali Aslan Kılıç (kardeşiyle), Şükrü Aygün (kız kardeşiyle), Mehmet Arı (ablasıyla), Veli Yıldırım (anne ve babasıyla), Şükrü Aygün (babasıyla).

 

 

BOLD ÖZEL

Tutuklu kanser hastasına cezaevi aracında işkence

10 yıldır kanser hastası olan ve üç yıldır cezaevinde bulunan polis memuru Mustafa Koray Mehirli, Mersin sıcağında cezaevi aracında kaldıkları kötü muameleyi mektubunda yazdı.

BOLD ÖZEL – Tutuklu kanser hastası Mustafa Koray Mehirli, tahliller için götürüldüğü Mersin Şehir Hastanesi önünde resmen işkenceye maruz bırakıldı.

Yaşadıklarını Kurban Bayramından önce ailesine gönderdiği mektupta anlatan Mehirli, bir arkadaşıyla birlikte konulduğu cezaevi aracında, su dahi verilmeden, WC ihtiyaçları giderilmeden, 40 derece sıcakta saatlerce bekletildi.

Tek kişilik hücreler şeklinde olan ve ‘tabut’ diye adlandırılan cezaevi araçları özellikle hastalar, hamileler, yaşlılar için büyük bir işkence. 40 dereceyi aşan sıcaklıkta kanser hastası bir insanın bekletilmesi 5275 sayılı Ceza İnfaz Kanununa aykırı.

Mehirli mektubunda o günü şöyle anlattı: “Arkadaş ameliyat oldu geldi, pansumanlarını ben yapıyorum, elimden geldiğince. Hastaneden birlikte geldik çarşamba günü, o gün ne rezillik çektik. Belki de cezaevi arabalarının en kötüsüyle gittik. Öyle bir arabayla gittiğimiz yetmiyormuş gibi bir de hastaneye gidip gelene kadar arabanın içinde beklettiler. Doktora götürürken arabadan indirip doktora gösterdiler, dönüşte tekrar arabaya koydular. O sıcakta ne çektik yaa… Rabbim bizlere böyle eziyet edenlerden hakkımızı ve intikamımızı alsın inşallah. Saatlerce ellerimiz kelepçeli bir şekilde, daracık yerde, ne tuvalet, ne su, Rabbimin yardımıyla dayandık çok şükür.”

Cemaat soruşturmaları kapsamında 29 Temmuz 2016’da tutuklanan Mustafa Koray Mehirli, 15 Kasım 2018’de Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen karar duruşmasında 7 yıl 13 ay, 15 gün hapis cezasına çarptırıldı ve Mersin Tarsus Cezaevine gönderildi.

2009 yılında tiroid kanseri teşhisi konulan ve o günden beri düzenli ilaç tedavi gören polis memuru Mustafa Koray Mehirli (47), 3 yıldır cezaevinde bulunuyor, hastalığı nedeniyle düzenli kontrole gitmesi ve ilaç tedavisi alması gerekiyor. Ama cezaevi şartları ve imkanları dahilinde bu tedavinin aksadığını eşi F. Mehirli daha önce BOLD’a anlatmıştı.

10 yıldır kanser hastası, 650 gündür cezaevinde

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Babacan ve Davutoğlu’dan Erdoğan’ı korkutan plan

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı harekete geçen Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu yeni parti çalışmalarını birleştiriyor mu? Babacan ve Davutoğlu ittifakı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğini nasıl etkiler?

BOLD – İkilinin ittifakına Abdullah Gül neden engel oluyor? Erdoğan’ın tehditlerine rağmen yeni parti hazırlıkları ne durumda? Ekrem İmamoğlu’nun zaferi, yeni parti hazırlıklarına nasıl etki etti?

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

AYM’den sonra Danıştay’dan sürpriz karar – CANLI YAYIN

Türkiye ve dünyanın öne çıkan gelişmelerinin aktarıldığı BOLD Haber’de gündem Erdoğan’ın hukuksuz sarayları ve AYM’den sonra Danıştay’dan gelen sürpriz karar…

Okumaya devam et

Popular