Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Siverek’te Katliam: Tüm ailesinin katledilişini ağlayarak kamera kaydına aldı

Siverek’te bir kız çocuğu, gözleri önünde annesi babası dahil ailesinden dört kişinin silahla, iki kişininse başları taşla ezilerek öldürülüşünü kaydetti.

BOLD – 15 Haziran 2019 Cumartesi günü öğlen saatlerinde Şanlıurfa’ya bağlı Siverek ilçesinin Çeltik Köyü’nde kamera kaydı altında bir katliam yaşandı. Arazi anlaşmazlığı yüzünden AKP’nin kurucularından Zülfikar İzol’un adamları olduğu iddia edilen bir grup, yine İzol ailesinden 6 kişiyi öldürdü. Dört kişi silahla öldürülürken, 2 kişi de başları taşla ezilerek öldürüldü.

Anne ve babası katledilen Dilan İzol, yaşananların hepsini kamera kaydına aldı. Çığlıklar içinde ailesinin katledilişini kaydeden genç kızın çektiği görüntüler sosyal medya üzerinden yayınlandı.

Olayla ilgili henüz hiç kimse gözaltına alınmazken, Valilik ve Kaymakamlık’tan da açıklama yapılmadı.

Öldürülenlerden birinin de İskenderun Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği 3. sınıf öğrencisi 22. yaşındaki Serhat İzol olduğu öğrenildi. Serhat İzol, annesi, amcası ve yengesiyle beraber katledildi.

Olayda öldürülen üniversite öğrencisi Serhat İzol (22)

Olayda yakınlarını kaybeden ve görüntüleri kaydeden Dilan İzol’un iddiasına göre katliamı gerçekleştirenler; eski Şanlıurfa AKP milletvekili Zülfikar İzol’un kardeşleri Cihan İzol, Medeni İzol, Cemal İzol ve Cihan İzol’un oğlu Ferman İzol’du.

Yekbun İzol’ün babası Hakkı İzol, annesi Zozan İzol, yengesi Meral İzol ve kuzeni Musa Serhat İzol 15 Haziran’da Siverek’te öldürüldü.

YEKBUN İZOL OLAYIN TÜM DETAYLARINI PAYLAŞTI

Konuyla ilgili ailesi katledilen Yekbun İzol sosyal medya üzerinden paylaşımlar yaptı ve olayın detayını anlattı:

Her şeyi en başından anlatacağım, bilin… Bilin ki kadın başımıza nasıl bir haksızlıkla mücadele etmeye çalıştık yıllarca, 17 yıldır nasıl ayakta durmaya çalıştık. 2003 yılında bir gece ansızın amcam Mehmet Ali İzol kendi düğününde kına gecesinde katledildi, öldürttüler toprak davası için.

Bunu yapanlar kurban olarak babamı ve iki amcamı seçti, onlar öldürdü dediler. Olayın yaşandığı gece biz babamla beraber dedemin yasındaydık, annemin babasının yasında başka bir köydeydik. İki amcam da amcamın oğlunu doktora götürmek için Mersin’e gitmişti. Otobüste amcamların cüzdanları çalınmıştı, karakol kayıtları mevcuttu, hastaneye gittiklerine dair kayıtlar mevcuttu ama bütün deliller ortadan kaldırıldı, yok edildi. Bunu yapan da öz amca oğullarıydı! Zülfikar İzol, eski şanlıurfa AKP milletvekili, o dönem elinde olan tüm gücünü, yetkisini kullanarak tüm delilleri ortadan kaldırdı.

Zülfikar İzol babama, “Sen tüm tapularını benim üstüme ver, suçsuz olduğunuz ortaya çıkınca ben tüm tapularını sana geri vereceğim” deyip babamı kendine inandırdı. Aslında her şeyi planlamıştı ve tüm planı tıkır tıkır işliyordu.

Yetmedi, davamıza bakan tuttuğumuz Avukat Ahmet Özçiçek’i parayla satın aldılar, hiçbir mahkemede savunma yapmamış, mahkemelere katılmamış, sürekli bizim aleyhimize hareket etmiş, biz bunun farkına varana kadar seneler geçti, üstünden çünkü insan öz akrabasından bunu nasıl bekler?

Biz 17 yıl boyunca yalnız kalan ÜÇ KADIN, annem ve diğer iki amcamın eşi ve çocukları. Üçü de bu olay olduğunda çocukları yeni ilkokula başlamıştı. Ben daha ilkokul üçüncü sınıf öğrencisiydim. Hep beraber mücadele verdik ve şimdi üniversite mezunu gençler olduk.

17 sene boyunca çok zorluk çektik ama hiç yıkılmadık. Doğu’da üç kadının tek başına ayakta kalması ne demek, ne kadar zor olabilir, tahmin edebiliyorsunuzdur. Biz hiçbir zaman vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz.

Zülfikar İzol ve kardeşleri Cihan İzol, Medeni İzol, Servet İzol, Bülent İzol, Cemal İzol bizi beraber yaşadığımız kendi köyümüzde sürekli tehdit, taciz ve zorbalıkla korkutmaya çalıştı. Bizi kendi topraklarımızdan, evimizden sürmek istediler. Boyun eğmedik. Yetmedi, doymadılar paraya, toprağa, ağalık sistemine doymadılar. Çünkü devlet ve kolluk güçleri sürekli onların arkalarındaydı; bizi tehdit ettiklerinde, jandarmayı çağırdığımızda jandarma ilk olarak onların evine gider, olayı kendi içlerinde hallederlerdi. Yanımızda hiç kimse yoktu devlet adına, adalet adına hiçbir şey yoktu.

Tayyip Erdoğan, olayın azmettiricisi olmakla suçlanan AKP kurucusu ve eski milletvekili Zülfikar İzol’la birlikte görülüyor.

Jandarma onların emrindeydi, sürekli görüşüp yemek veriyorlardı. Ama her şeyi planlamışlardı. 14 Haziran 2019 günü jandarma bizim eve geldi ve sözde etrafa bakmak için, kimler var kimler yok diye öğrenmek istemiş, yeni atanan biriymiş gibi şeyler… Oysa hepsi planın bir parçasıymış.

15 haziran 2019 günü o lanet gün sabah erkenden, biz daha uyurken, kalleş bir planla dört araba, bir traktör ile, 10 kişiden fazlaydı, gelip ailemi taradılar ve bunu yapanlar eski şanlıurfa AKP milletvekili ZÜLFİKAR İZOL’un kardeşleri CİHAN İZOL, MEDENİ İZOL, CEMAL İZOL, BÜLENT İZOL ve Cihan İzol’un oğlu FERMAN İZOL tarafından ANNEM, BABAM, AMCAMIN EŞİ VE AMCAMIN OĞLU hepsini vahşice katlettiler evimizin önünde. Hiç acımadan, canice, taramalı tüfeklerle katlettiler.

Bu bir soykırımdır, sadece cinayet değil SOYKIRIM diyorum. Bakın bu hiçbir yerde yoktur. Bunca insanı savunmasızken katletmek hiçbir yerde yazmaz. İki anne, iki kadın evlatlarının her şeyi olan iki kadın öldürüldü. Bir baba ve bir oğul, daha 22 yaşında bir oğul, üniversitesini bitirmemiş bir oğul, dört can yitip gitti bizden. Dört can yitip gitti bu insanlar yüzünden.

Ama o kadar kolay olmayacak bunun üstünü örtbas etmek. Her şey bizim gözlerimizin önünde yaşandı ve biz bunu kaydettik. Hepsi kayıt altına alındı. Biz dört kişi, hepsini kendi ellerimizde telefonla kameraya aldık. Gözlerimizin önünde ölümlerini izleyip kaydetmek zorunda kaldık.

İki kuzenim de yaralı şu an. Kadın çocuk demeden kıydılar hepsine. Önlerine kim çıktıysa. “Biz zaten hepsini yok etmeye gitmiştik” demişler, bu yüzden diyorum, bu bir SOYKIRIMDIR.

Bu çok büyük bir acı. Ben herkes bunu bilsin, duysun istiyorum. Bunu tüm Türkiye bilmeli. Bunların nasıl insanlar olduğunu, nasıl bir ölüm planı hazırladıklarını bilmeli.

Bize yardım edin, sesimizi duyun. Biz altı kardeş annesiz babasız bırakıldık. En küçüğümüz henüz 9 yaşında.

Adalet istiyoruz. Bu ülkede hak hukuk adına bir örnek olsun bu cinayetlerin ortaya çıkarılması. Bizim hakkımız olan yani…

Gündem

iPhone 12 için TBMM’ye başvuru: Kutudan kulaklık çıkmıyor

Apple’ın yeni modeli iPhone 12’nin kutusundan şarj aleti ve kulaklığın bulunmaması tüketicilerin şikayetine sebep oldu. iPhone’un Fransa’da satılan ürünlerinde kulaklığın zorunlu tutulduğuna dikkat çeken bir vatandaş, TBMM’ye kulaklığın zorunlu tutulması için dilekçeyle başvurdu.

BOLD – iPhone 12’den kulaklık çıkmaması, şarj aleti ve kulaklığın pahalı olması üzerine bazı vatandaşlar, TBMM’ye dilekçeyle başvuru yaptı. Shiftdelete’nin haberine göre, dünya genelinde iPhone 12’lerin kutusundan sadece USB – Lightning kablo çıkıyor, Ancak Fransa’da satın alınan cihazın kutusundan EarPods, yani kablolu kulaklık da bulunuyor. Bu durumun yasal zorunluluktan kaynaklandığı, Fransa’da satılan telefonlarda kulaklığın zorunlu tutulduğu belirtiliyor. Benzer bir kanunun Türkiye’de de uygulanması gerektiğini düşünen bazı vatandaşlar, toplu bir şekilde TBMM’ye başvuru yapmaya başladı. Bir başvuruda, kulaklık ve benzeri aksesuarların zorunlu tutulmamasının radyasyon maruziyetini azaltacağı belirtilerek, bu yönde  yasal düzenleme yapılması istendi.

KULAKLIK BULUNMAYANLARA CEZAİ İŞLEM VERİLSİN

Başvuruda şunlar kaydedildi: “Fransa Cumhuriyeti’nde 12 Temmuz 2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan, 15 Nisan 2011 tarihinde yürürlüğe giren ve ekte bir nüshası bulunan yönetmelik, teknolojik cihazlarda artan radyasyon sebebiyle tüketicinin sağlığı ve güvenliğinin sağlanması amacıyla, tüketicilerin satın almış oldukları cihazlarla beraber kulaklık ve benzeri aksesuarların da verilmesi ve radyasyon maruziyetini azaltan bu ürünlerin kullanılmasının teşvik edilmesi, teşvik edilmemesi veya belirtilen ürünlerin verilmemesi durumunda ise cezai işlem uygulanmasını öngörmektedir. Bu ve buna benzer düzenlemelerin ülkemizde de uygulanması kapsamında gerekli düzenlemelerin yapılmasını arz ederim.”

Danıştay İBB’nin alınmadığı Haydarpaşa ve Sirkeci Gar ihalelerini iptal etti

Okumaya devam et

Gündem

Danıştay İBB’nin alınmadığı Haydarpaşa ve Sirkeci Gar ihalelerini iptal etti

Danıştay, TCDD’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesini(İBB) devre dışı bırakarak, Haydarpaşa ile Sirkeci Gar alanlarının bir firmaya kiralanmasıyla ilgili ihaleyi iptal etti. Kararda, İBB iştiraklerinin ihaleye alınmamasının rekabeti daralttığı belirtildi.

BOLD – TCDD tarafından, Haydarpaşa ile Sirkeci Gar alanlarının kültür ve sanat etkinliklerinde kullanılmak üzere kiraya verilmesi ihalesiyle ilgili İBB’nin temyiz başvurusu sonuçlandı.

Danıştay, Bölge İdare Mahkemesinin kararını bozup ihaleyi iptal etti. Kararda, İBB iştiraklerinin ihalede değerlendirilme dışı bırakılmasının rekabeti daraltan ve eşit yarışma şartlarını ihlâl eden bir uygulama olduğu kaydedildi.

REKABETİ DARALTTI

Kararda, “İBB’nin ortak girişim tarafından ihaleye teklif verilmesi hâlinde, her bir ortak tarafından 4 milyon TL tutarında iş deneyim belgesi (ihaleye teklif veren ortak girişim dört şirketten oluştuğundan toplam 16 milyon TL iş deneyim belgesi) istenilmesinin rekabeti daraltan ve eşit yarışma şartlarını ihlâl eden bir düzenleme olduğu sonucuna varıldığı” ifade edildi. Danıştay kararında, “Davacı şirketlerin oluşturduğu ortak girişim tarafından verilen teklifin, bu şartı sağlamadığı gerekçesiyle değerlendirme dışı bırakılması üzerine ihalede, geçerli tek teklifin kaldığı ve ihalenin de tek teklif üzerinden sonuçlandırıldığı görülmüştür. Bu itibarla, dava konusu ihalede hukuka uygunluk, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında ise hukukî isabet bulunmamaktadır” denildi. Karar, 3’e 2 oy çokluğuyla kesin olarak verildi.

İBB, İHALEDE DEVRE DIŞI BIRAKILMIŞTI

TCDD, Haydarpaşa ve Sirkeci garlarına ait yaklaşık 29 bin metrekarelik atıl halde bulunan depo alanlarını “ticari faaliyette kullanılmamak üzere” Hezarfen Danışmanlık şirketine pazarlık usulüyle 350 bin TL’ye kiralamıştı.  İhalede teklif sunan İBB’nin iştirak şirketleri Kültür AŞ, İSBAK, Metro İstanbul ve Medya AŞ’den oluşan konsorsiyum devre dışı bırakılmıştı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, sonuca itiraz edeceklerini açıklamıştı.

Dolar 8 TL’yi aşınca Berat Albayrak’tan açıklama geldi

Okumaya devam et

Gündem

İHD’den iktidara uyarı: Cezaevindeki hastalardan ve ölümlerden sorumlusunuz

Hasta tutukluların durumu, KHK’lı polis Mustafa Kabakçıoğlu’nun beyaz bir sandalyede ve cezaevindeki karantina koğuşunda tek başına vefat etmesi ile bir kez daha gündeme geldi. İnsan Hakları Derneği (İHD) ise Dünya Hasta Hakları Günü’nde tüm tutuklu hastaların tahliye edilmesi çağrısında bulundu. İktidara ise sorumluluk uyarısı yaptı.

BOLD – İHD’nin 2020’nin başlarında yayınladığı listeye göre cezaevlerinde 591’i ağır olmak üzere bin 564 tutuklu hasta vardı. Ancak aradan geçen zamanda koronavirüsün de etkisiyle tablo çok daha ağır bir hal aldı. Bu duruma dikkat çeken İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu Sözcüsü İlhan Öngör, Dünya Hasta Hakları Günü’nde tutuklu hastaların tahliye edilmesi için hükümete seslendi.

İHD: TUTUKLU HASTALARI TAHLİYE EDİN

Adalet Bakanlığı’nın gerçek hasta sayısını açıklamadığını vurgulayan Öngör, tutuklu hasta konusunun sadece hukuki değil aynı zamanda vicdani ve ahlaki boyutu ile ele alınması gerektiğini belirtti. AKP’nin problemi çözme yaklaşımında olmadığını belirten Öngör, “Ancak; bu konuda yetkili kurum olan Adalet Bakanlığı ve hükümet, kamuoyunun tüm bu duyarlı seslenişine karşı sessiz kalıp; duyarsız kalmayı tercih etmiştir. Özellikle hasta mahpuslar sorununun siyasi sonuçları açısından kar ve zarar mantığı ile hükümet tarafından yaklaşılmasının sorunun daha da derinleşmesine ve yaşam hakkının ihlaline sebep olmaktadır” dedi.

ÖLÜM DÖŞEĞİNDE TAHLİYEYE TEPKİ

Hasta tutukların “cezaevinde kalamaz” raporlarına rağmen tahliye edilmediğini ve tedavilerinin yapılmadığını belirten Öngör, insanlık dışı muamelelere dikkat çekti.  “Hastaneye gitmeleri için günlerce bekletilmekte yahut gittiklerinde elleri veya ayakları kelepçeli bir şekilde muayene edilmektedirler. Gerekli tıbbi desteği alamayan ve tedavisi yapılmayan hasta mahpusların sağlık durumları gittikçe daha da kötüleşmekte, artık ölüm sınırına geldiğinde tahliye edilebilmektedirler. Ki; birçok hasta mahpus artık ölüm eşiğine geldiğinde tahliye edilmiş ve maalesef tahliye edildikten bir kaç gün sonra yaşamını yitirmişlerdir” ifadelerini kullandı.

Tutuklu hastalar konusunda Adalet Bakanlığı’nın asli sorumlu olduğuna dikkat çeken Öngör, mevcut uygulamalara dikkat çekti ve “Adalet Bakanlığı’ının görevi, hasta mahpusun ölüm eşiğine gelene kadar mahpusun cezaevinde kalmasını değil, hasta mahpusun iyileşmesini sağlayacak tıbbi desteği ve tedaviyi sağlamaktır. Ancak; ilgisizlik ve yeterli gerekli tedavinin yapılmaması hasta mahpusun hastalığını daha da ilerletmekte ve ölümüne sebep olmaktadır. Bu nedenle bu tür benzer ölümlerde birinci dereceden Adalet Bakanlığın pozitif sorumluluğu mevcut olup, koruma yükümlülüğünün ihlalidir” dedi.

Okumaya devam et

Popular