Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Zabit Kişi işkencede geçen 108 günü anlattı: İntihar edenleri artık yadırgamıyorum

Kaçırıldıktan sonra 108 gün haber alınamayan Zabit Kişi’ye 13 yıl ceza verildi. Kişi’nin 108 günlük işkenceyi yazdığı satırlar ilk kez ortaya çıktı.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD/ÖZEL – Zabit Kişi, 15 Temmuz sonrası Milli İstihbarat Teşkilatı’na yurt dışında teslim edilen isimlerden biri. Ardından 108 gün süren ağır bir işkence süreci yaşadı.

“Ölmek için can atıyordum. Canına kıyan insanları artık yadırgamıyordum,
3 metrekarelik güneş ışığının girmediği mezar gibi yerde,
108 gün sistematik bir şekilde fiziki ve psikolojik işkence gördüm.”

Zabit Kişi, Hizmet Hareketi’ne yönelik soruşturmalar kapsamında 30 Ekim 2017’de Kazakistan’dan alınarak Türkiye’ye getirildi ve 108 gün kayıt dışı gözaltında tutuldu. Bu süreçte ailesine ve avukatlarına hiçbir bilgi verilmedi. Tüm başvurulara rağmen devlet, Zabit Kişi’nin elinde bulunduğunu kabul etmedi.

Ailesinin Kazakistan nezdinde yaptığı girişimle; Kazakistan İstihbarat Başkanlığı, Zabit Kişi’nin MİT personeline teslim edildiğini ve 30 Eylül 2017 ‘de, THY’nin TT-4010 sefer sayılı 23:32 Almatı-Ankara uçağı ile Türkiye’ye gönderildiği bilgisini içeren resmi bir belge verdi.

Böylece Zabit Kişi’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi makamlarının elinde bulunduğu kesinleşti.

Ailesi 108 gün boyunca Zabit Kişi’ye ulaşmaya çalıştı. 108 günün ardından Zabit Kişi, Ankara Adliyesi’nde ortaya çıktı. 30 kilo kaybetmiş ve  vücudunda işkence izleriyle.

Zabit Kişi, yaşadığı 108 günün ardından hakim karşısına çıktığında öldürülmekten korktuğunu söyledi ve tutuklanma talep etti. Hapishane bile daha tercih edilebilir durumdaydı.

Zabit Kişi eşi ve çocuklarıyla.

13 YIL 6 AY CEZA VERİLDİ İŞKENCENİN İSE ÜZERİ KAPATILDI

Zabit Kişi, tutuklandıktan sonra çok sayıda ilaç kullandı, yaralarının iyileşmesi, elleri ve ayaklarındaki his kaybının çözülmesi uzun zaman aldı. Toparlandıktan sonra yaşadığı tüm işkenceleri detaylı bir dilekçe haline getirerek suç duyurusunda bulundu.

İşkenceciler ve sunduğu deliller dikkate alınmadı. İşkence soruşturulmadı. Ancak Zabit Kişi geçen hafta, 21 Haziran Cuma günü çıkartıldığı mahkemede 13 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Zabit Kişi, Kandıra Cezaevi’ne gönderilirken, yaşadığı işkenceleri anlattığı suç duyurusu ilk kez ortaya çıktı.

KONTEYNER İÇİNDE 108 GÜN

Zabit Kişi, Kazakistan’da MİT’e teslim edildiği andan itibaren işkence görmeye başladığını, uçağın içinde kasıklarına aldığı darbe nedeniyle günlerce cinsel organından kan aktığını belirtiyor.

Ankara’da indirildiği havalimanına araçla 6 dakika mesafede bir yerde 108 gün bir konteynerin içinde tutulduğunu anlatan Zabit Kişi, çırılçıplak soyulduğunu, vücuduna elektrik verildiğini, günlerce susuz bırakıldığını, cinsel istismara maruz kaldığını, kesintisiz biçimde dövüldüğünü, tuvaletini yaparken seyredildiğini, ölecek duruma geldiğinde vücuduna bilmediği ilaçlar enjekte edilerek tekrar işkenceye devam edildiğini ifade ediyor.

İşkenceyi tüm detaylarıyla anlatan Zabit Kişi, bu kişilerin uçakta kendilerini MİT olarak tanıttıklarını, 108 günlük işkencenin ardından bilmediği bir yerde Ankara Terörle Mücadele Ekiplerine teslim edildiğini dile getiriyor.

Teslimin ardından ise kendisi Ankara Terörle Mücadele Şubesine gelmiş gibi belge düzenlendiğini ve ardından tutuklandığını anlatıyor.

Zabit Kişi’nin anlatımları daha önce Siyah Transporter ile kaçırılarak aylarca işkence yapılanların anlatımlarıyla örtüşüyor. Susuz bırakmayla başlayarak elektrikle devam eden işkenceler, geçen hafta yayınladığımız Ayten Öztürk’e MİT Çiftliği’nde yapılan işkencelerin neredeyse aynısı. Zabit Kişi, kaçırılıp işkence yapılan diğer kişilerden farklı olarak bir konteynerda tutulmuş. İşkence görmediği zamanlar ise başka işkence görenlerin sesini duymuş.

Zabit Kişi, işkenceye alındığında 105 kilo olduğunu, çıktığında ise 75 kiloya düştüğünü söylüyor.

Zabit Kişi’nin suç duyurusu haline getirerek mahkemeye gönderdiği mektubun tam metni:

ZABİT KİŞİ’NİN İŞKENCE MEKTUBUNUN TAM METNİ: CANINA KIYANLARI ARTIK YADIRGAMIYORDUM

“İsmim Zabıt Kişi 15 Temmuz menfur darbe girişimiyle ilgili gelişen olaylar çerçevesinde birtakım ithamlar ile şahsım ilişkilendirilerek hakkımda çıkarılan yakalama kararı doğrultusunda Kazakistan Almati Havaalanında, Kazakistan yetkililerince gözaltına alındım. Kazakistan hukuk sistemine göre yapılan adli işlemler sonrasında şahsımın Kırgızistan’a iade kararı verildi.

30.09.2017 tarihinde Kazakistan Almati’den Kırgızistan’a dönüş sırasında tekrar gözaltına alındım. Eşyalarıma el konularak bir odaya kapatıldım. Saat 22.30 civarı pist tamamen boşalınca Türkiye’den gelen sivil görünümlü kişilere teslim edildim.

Gelen kişiler tarafından hiçbir bilgi verilmeden fiziksel olarak zorlanarak darp edilip, tarife dışı tanımlayamadığım kamuflaj desenli üzerinde herhangi bir işaret yazı olmayan uçağa bindirildim. Uçağa biner binmez üzerime atladılar. Şahsıma ve değerlerime küfrederek tekme tokat giriştiler. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Kasığıma ve kafama sürekli vuruyorlardı. Bir şey sormaya kalktığımda ‘birazdan anlarsın…’  diyerek sin kaflı küfürler ederek susmam sağlandı.

Gözlerim, burun deliklerimi de içine alacak halde bağlandı. Kafama çuval geçirildi, el ve ayaklarım plastik kelepçe ile canımı acıtacak şekilde sıkıca bağlandı. Kasıklarıma aldığım darbeler canımı çok acıtmıştı, kıvranıyordum. Başım çatlayacak gibiydi, kafamı dik tutmakta zorlanıyordum. Kasıklarıma aldığım darbeden dolayı kanlı iç çamaşırım daha sonra yok edildi. Üreme organımdan çamaşırıma günlerce kan geldi.

Uçağa bindirildiğimde tüm hayatımın karardığını hissettim. Ne olduğunu bilmiyordum, savunmasızdım ve hareketlerinden bana yapacakları her şeyi mübah gören cani iki kişi karşısındaydım. İşkence hız kesmeden devam ediyordu. Kımıldamama bile müsaade etmiyorlardı. Kafamda çuval olması ve gözbağının burun deliklerini içine alacak şekilde bağlı olması sebebiyle solunum sıkıntısı yaşadığımı, rahatsızlığım olduğunu defalarca söylememe rağmen dikkate almadılar. Kazağımın yaka kısmını ısrarla yırtmalarını söyledim ama nafile, hiç oralı olmadılar. Sistemli bir şekilde dövüldüğüm için bilincimi kaybettim.

Kendime geldiğimde “Bunlar aldığın son nefeslerin olacak …” diye küfürlerine devam ediyorlardı. Suratımı tokatlayarak uyandırmaya çalışırken balıkçı yaka kazağımın yaka kısmını yırtarak nefes almamı sağlamaya çalışıyordu. Nabzımı yokladı, “Problem yok” diye diğer şahsa seslendi. Öldüğümü sanmıştım, nefessiz kalmam, bayılmam, bu canilerin umurunda olan bir şey değildi. Kendilerinin MİT elemanı olduğunu söyleyen bu kişiler bana kafamda çuval olmasının benim hayrıma olduğunu, kendilerini görmem halinde ise ölmem için yeterli sebep sayılacağını söylediler.

İçimden buraya kadarmış dediğimi hatırlıyorum. Allahım neler oluyordu ben ne yapmıştım, bu yaşadıklarımın neler olduğunu anlamıyordum, kimdim ben ne yapmıştım, bu işkencenin sebebi neydi?

Kafamda bu sorulara cevap verememem bazen aldığım darbelerden daha acı veriyordu bana. Beynim çatlayacak gibiydi, bu adamlar benden ne istiyordu, bu amansız ve duraksız işkencenin sebebi neydi? Ben acıdan kıvranırken onlar yemek yeyip kahve içiyordu. Çok şükür uçak inişe geçmişti. Bir an olsun içimden bu işkencenin biteceği beni kolluk ve adli güçlere vereceklerini düşünerek rahatlamıştım. Ama işkence aslında yeni başlayacaktı ve bunu biraz sonra tüm iliklerime kadar hissedecektim.

Uçak piste inip motor durdurulduğunda ters kelepçeli, gözlerim bağlı, kafamda çuval ile iki kişi koluma girerek koltuk aralığı ve yüksekliğinden anladığım kadarıyla Transporter tarzı araç olduğunu düşündüğüm bir araca bindirildim. Yola çıktıktan yaklaşık 6 dakika sonra havaalanı yakınlarında sonradan konteyner olarak tanımlayabildiğim bir mekana getirdiler.

Bundan sonra 108 gün yaşam mücadelesi vereceğim konteyner hücresi. Güneş ışığı görmeyen yaklaşık 3 metrekare genişliği olan sadece insanın kendi ekseni etrafında dönmesine yetecek bir mesafeye sahip kapalı kutu gibi penceresi hiç olmayan bir yer. Mezardan farksızdı benim için, sadece azap erken başlamıştı.

Mekana girer girmez çırılçıplak soydular, soyarken yapılan tacizleri ve bel altı muhabbetleri yazmaya elim varmıyor. İki kişi kollarımdan tutarak duvar tarzı bir yere hızlıca çarptılar. Vücudumun üst kısmından başlayarak ayaklarıma ve farklı bölgelere zaman zaman voltajını arttırarak elektrik verdiler. Oturma pozisyonunda iken ayaklarımın taban kısmı yukarı bakacak duruma getirilip parmaklarımı teker teker ezdiler. Bir taraftan da ‘Neslinizi kurutacağız, eşini … yapacağız, bir daha göremeyeceksin…’ diyerek küflerine devam ediyorlardı.

Bir aydan sonra parmaklarım iyileşmeye başladı ve ilerleyen zamanda da tırnaklarımdan çıkanlar oldu. Oturma vaziyetinde ellerim ters kelepçeli iken ayaklarıyla kelepçe üzerine çıkarak baskı uyguladılar.

Birkaç gün verdikleri yemeği yerken kaşık tutmakta zorlandım, sinirler tahrip olduğundan el parmaklarımdaki his kaybından dolayı ceza infaz kurumunda iken ilaç kullanma durumunda kaldım.

Çıplak vaziyette iken tecavüzle tehdit edip sert cisimle tecavüze yeltendiler, ısrarla yalvarmama rağmen tekrarladılar. ‘… oğlanı, seni burada … gelip seni buradan kim kurtaracak, zevk almaya bak’ diyerek küfürlerine devam ettiler.

Oturma pozisyonunda iken kollarımdan iki kişi tutarak sırtıma sert cisimle vurdular, kaburgam çatladı. Her nefes alışverişte kaburgamın ciğerime yaptığı baskıdan dolayı ciddi acı çektim. Kafamda çuval olduğu halde işkence yaparlarken yüksek sesle cevap vermemi istemeleri, nefes alışverişi ağzımdan hızlı ve derin almamdan dolayı ciddi solunum sıkıntısı, kalp çarpıntısı yaşadım.

Oturma vaziyetinde iken kollarımdan iki kişi tutarak başımı öne bastırıp sırtıma ayaklarıyla çıkarak baskı uyguladılar.

İstiklal Marşı, Mehter Marşı, Vatan Türküleri ve İsmail Türüt’ün türküleri eşliğinde işkence yaptılar. Vatanseverliğim sorgulandı oysa kimse kimsenin vatan sevgisini sorgulayamazdı ki. İçimden kaç defa Allahım canımı al da beni bu canilerden kurtar diye dua ettiğimi hatırlamıyorum. Ölümden çok ölümü isteten sebeplerin olduğu sebepler daha ağırdı. Buradan tek kurtuluşum ölmemdi. Ölümün bana bu kadar sevimli geleceğini hiç hayal etmemiştim. Allahım bu adamlar benden ne istiyorlardı, bir türlü anlayamamıştım hala da anlayamadım, zannımca da anlamadan da gideceğim. Çünkü şartlar ne olursa olsun böyle kötü muamele ve işkence yapabilmek için insanlıktan nasibini almamış olmak gerekirdi.

İşkence esnasında ‘Burada hakim de savcı da biziz burada avukat, polis yok, buradan çıkışın söylediklerimizi, her şeyi kabul etmekle olur, dediklerimizi yap, ölmediğin sürece işkence yaparız, ölürsen de gömeriz, faili meçhul olursun. Kabul etmediğin takdirde arkandan ve ağzından ilaç veririz, iğne yaparız otopsi sonucunda bile belli olmaz, kalp krizi yazar geçerler’ dediler.

Ekipler değişiyor ama işkence değişmeden artarak devam ediyordu. 108 gün boyunca üç metrekare konteyner hücresine, tuvalete gittikleri, dışarıda kullandıkları ayakkabılarıyla basarak, hijyenik olmayan zeminde yatmamı, uyumamı sağladılar. Kameradan 24 saat izledikleri için yatmamamı, uyumamamı sağladılar.

Kameradan 24 saat izledikleri için yatmama ve oturmama müdahale ederek, yüksek sesle müzik açıp bağırarak uyandırıldım ve uzun süre ayakta bekletilerek yorgun bırakıldım. Kemik aşınması ve fermurbaşı avasküler nekrozum olduğundan dolayı günlük hayatta koltuk değneği kullanıyordum.

Tuvalet ihtiyacına götürürken boynumdan aşağıya baskı uygulayarak yerde sürükleyip köpek gibi götürdüler. Kafamda çuval olduğu vaziyette alaturka tuvalet taşına uygun şekilde yerleşemediğimden ayakta küçük tuvaletimi yapmamı istediklerinde idrarımı tuvalet deliğine isabet ettiremediğimden dolayı ‘dışına yaptıklarını yalarsın’ diyerek şiddet uyguladılar, kafamı duvara çarptılar, oysa bunu iki gözü gören, kendi iradesiyle hareket eden insan da yapamazdı ki. Tuvalet ihtiyacını giderirken sayı sayıyorlar, ihtiyacım bitmeden tekrar kaldırıyorlardı. Tuvalete ben istediğim zaman değil onlar istediği zaman götürüyorlardı.

Yaklaşık 2.5 ay dişimi fırçalamama müsaade etmedikleri gibi, lavaboda ağzıma su alıp dişlerimi ovalamama, ağzımı çalkalamama bile müsaade etmediler. Kişisel bakımdan yoksun bıraktılar. Ağzımda ve bedenimde oluşan pis kokudan dolayı kendileri de rahatsız olmaya başlayınca duş almama müsaade ettiler. Duş almama müsaade ettiklerinde çıplak vaziyette sırtım kendilerine dönük halde olmamı isteyerek cinsel tacizde bulundular. Soğukta çıplak vaziyette bekletildim.

Tırnaklarımı 2.5 ay kesemedim, koltuk ve etek tıraşımı başkasının kullandığı kanlı makinelerle yapmak zorunda bırakıldım, makinelerdeki problemlerden dolayı bedenime zarar verdirdiler. İşkenceyle yetinmeyip yurt dışında yaşayan eşim ve çocuklarımla ilgili, birilerine para vererek zarar verdirme, ortalık malı yapma ve kaçırarak bana yaşattıklarını onlara da yaşatma tehdidinde bulundular.

Kendilerinden birini görmem halinde faili meçhul olacağımı sık sık tekrarladılar. Dediklerini kabul etmediğim takdirde sağlık problemleri olan 75 yaşlarında annem ve babamla tehdit edilerek bir daha onları göremeyeceğim söylendi. Bir yere bırakarak, kendimi ihbar etmem istendi. Başka ülkeye götürüp bırakabileceklerini de söyledir. Kabul etmem halinde 7-8 bin TL maaşla istediğim şehirde kamu kurumunda işe yerleştirebileceklerini şahsım ve eşim hakkında açılan davalar varsa kapattıracaklarını ve şahsımı iddianameden çıkartacaklarını, bunlara muktedir olduklarını belirttiler.

Yaşamamın bir anlamı kalmamıştı. Ölmek için can atıyordum. Canına kıyan insanları artık yadırgamıyordum,  3 metrekarelik güneş ışığının girmediği mezar gibi yerde, 108 gün sistematik bir şekilde fiziki ve psikolojik işkence gördüm. İşkence yapmadıkları zamanlarda konteynerın diğer hücrelerinde işkence gören, sakat olan insanların sesini duyuyordum. Bu süre zarfında 105 kilodan 75 kiloya düştüm.

Yaşadığım işkencelerden dolayı sağlık problemlerim arttığından ağrı kesici olduğunu söyledikleri ne olduğunu bilmediğim, anlayamadığım ilaçlar verdiler. İlk günler özellikle su vermiyorlardı. Günde küçük plastik bardaklarla bir bardak su verdikleri oldu. Kaç defa su diye yalvardım ama nafile işkence süresince kendilerine daha önce langerhans ameliyatı olduğumu, kemoterapi aldığımı, femurbaşı avasküler nekrozumun olduğunu, dizlerimde aşınma, ciğerimde sönme olduğunu defalarca söylememe rağmen hiç fayda vermedi. İşkenceyi arttırarak devam ettiler.

Sağlık sorunları nedeniyle çok zorlanıyordum ama sanki bunlar onların daha çok işine geliyordu. Ben sızlandıkça daha fazla işkence yaptılar, acıma hisleri hiç kalmamış gibiydi. Halihazırda işkence sonrasında birçok sağlık problemi yaşadım. Başta ruh sağlığım bozuldu. Yaşadıklarımın üzerinden 7 ay geçmesine rağmen geceleri hala kabuslarla uyanıyorum. Kendimi bir türlü güvende hissetmiyorum, hep tedirginim. Başıma bir daha böyle bir olayın gelmesi ihtimali beni çok korkutuyor.

İşkence ve kafamda çuvaldan dolayı nefes alamadığımdan problemler tekrar gün yüzüne çıktı. Ne olduğunu anlayamamıştım. Yaşadığım işkencenin ağırlığı üzerime iyice çökmüştü. Boş bakışlarla anlamsız bir şekilde etrafıma bakıyordum. 3.5 aydır işkence gören ben değilmişim gibi sorduğum sorulara cevap vermiyorlardı. Sanki her şey normalmiş gibi davranıyorlardı. Kaçırıldığım esnada yanımda bulunan langerhans ve femurbaşı avasküler nekroz’dan dolayı 2007 ile 2016 yılları arasında yaptırmış olduğum tüm tetkikler, aldığım raporlar, aileme ait bilgileri içerir dokümanlar, çocuklarıma ait bilgileri içerir dokümanlar, çocuklarıma ait bilgiler, okul karneleri de dahil, Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesinden aldığım lisans diplomama el koyarak tarafıma vermediler.

Hakkımda her şeyi bildiklerini ve yedi ceddimi fişlediklerini, kamuda işe giremeyeceklerini belirttiler. Kazakistan Almati’den kaçırılmadığımı, kendi isteğimle geldiğimi söylememi, kaçırılışımla ilgili AYM, AİHM ve benzeri kuruluşlara başvurmamam gerektiğini, kendilerini zorda bırakmamamı, yaşadıklarımdan bahsetmem halinde ceza infaz kurumundan bile çıkarılıp aynı şeyleri tekrar yaşatacaklarını söyleyerek ömrüm boyunca bu işin takipçisi olacaklarını belirterek zorla kamera çekimi yaptılar. Yapılan işkencelerin bir gün ortaya çıkma ihtimali, konuşulması kendilerini tedirgin ediyordu.

Bana aklımın almayacağı ithamlarda bulundurlar. Beni CIA ajanlığı ile suçladılar.

108 günün sorasında 18.01.2019 tarihinde saat 20.00 civarı gözlerim bağlı kafamda çuval, ellerim plastik kelepçeli bir vaziyette beni başka bir ekibe teslim ettiler. Ekipler değişip üçüncü ekip teslim aldığı yerde, kafamdaki çuvalı çıkarıp göz bağımı açtığında Ankara Adalet Sarayı ışıklı tabelasını gördüm. İradem dışında tutsak tutulduğum loş ışıkta ve gözlerim bağlı geçirdiğim 108 günden sonra akşam karanlığında bile sokak aydınlatmalarına ve ışıklı tabelaya gözüme rahatsızlık verdiği için bakamıyordum.

Karlı ve tipili bir akşam kargo paketi gibi adrese teslim edilmiştim. Fazla kilo kaybından dolayı pantolonum sıyrılıp düşmüştü. Ekip kendilerinin Ankara Terörle Mücadele ekipleri olduğunu söyleyerek önce nöbetçi savcıya ardından Terörle Mücadele Binasına geçtik. Bana kendim gelmişim gibi tutanak tuttular. Ankara’yı bilmeyen biri olarak Terörle Mücadele Binasını nasıl bulacaktım ki hem de Emniyet Müdürlüğünden ayrı binada bir semtte olmasına rağmen.

Saç ve sakalımdaki beyazlığın yüzde 50 arttığını aynaya baktığımda gördüm. Kendimi tanımakta zorlanmıştım. Bu süre zarfında 30.09.2017 ve 18.01.2018 tarihleri arasında ailem ve avukatım benden haber alamamıştı. Kriz geçirmesi ihtimalinden dolayı anneme kaçırılışımdan 20 gün sonra haber verilmiştir.

Ailem defalarca BİMER ve Adalet Bakanlığı’na başvurmasına rağmen işlem yapılmamıştır. Konu ile ilgili olarak Uluslararası Af Örgütünün sisteminde bilgilerim mevcuttur. Ailem ve avukatlarım tarafından Birleşmiş Milletlerin Kazakistan ofisine başvuru neticesinde Kazak yetkililerce Türkiye’ye kendi isteğimle gelmişim gibi bilet düzenlemesi yapılmıştır. Ailem ve avukatlarım AYM ve AİHM’e başvuruda bulunmuştur.

Türkiye’deki tüm havaalanları ve gümrük kapıları kontrol edildiğinde herhangi bir giriş kaydıma ve video görüntüme rastlanılmayacaktır. Adli emanette bulunan pasaportumun ilgili sayfasında da giriş mührü bulunmamaktadır. 18.01.2018 tarihinde Ankara Adalet Sarayı binası kamerası ve MOBESE kayıtları da kontrol edildiğinde beni devreden ve teslim alan ekip ile ilgili, Terörle Mücadele Şube binası kamera kayıtları da kontrol edildiğinde de kendim gelmediğim gerçeğini ortaya çıkaracaktır.

Kocaeli 5. Ağır Ceza Mahkemesince yürütülen 2017/260E sayılı dosya kapsamında 03.04.2018 tarihinde vermiş olduğum ifademde de yapılan işkence ile ilgili birtakım hususları, can güvenliğimin olmadığını faili meçhul olmak istemediğimi belirterek tutukluluğumu talep ettim.

Bana işkence yapanların hukuk önünde deliller karartılmadan hesap vermesi için Kocaeli 5. Ağır Ceza Mahkemesine verdiğim 18.04.2018 tarihli, 18.05.2018 tarihli 2018/4774 No’lu dilekçelerimle ilgili işlem yapılmadı. Suç delilleri yok olmadan, deliller karartılmadan dosya kapsamında ihtiyaç duyduğum 23.05.2018 tarihli 2018/4895 No’lu Emniyet birimlerine teslim edilişime ilişkin ihtiyaç duyduğum talepler, 23.05.2018 tarihli 2018/2936 No’lu dosya kapsamında ihtiyaç duyduğum taleplerim, 27.06.2018 tarihli 2018/5936 No’lu dosya kapsamında ihtiyaç duyduğum hususlara yönelik taleplerim, 27.06.2018 tarihli 2018/5937 No’lu deliller karartılmadan ihtiyaç duyduğum taleplerimin arzıdır- 1,27.06.2018 tarihli 2018/5938 No’lu deliller karartılmadan ihtiyaç duyduğu taleplerimin arzıdır-2 tarihli toplam 7 ayrı dilekçelerimle ilgili taleplerim karşılanmadı.

Halihazırda can güvenliğim tehlike altındadır. Çünkü bana 108 gün süreyle sistematik, psikolojik, fiziki işkence yapanlar yaşadıklarımla ilgili bir şey anlatmam durumunda beni ceza infaz kurumundan dışarı çıkarıp tekrar işkence yapacaklarını ya da ceza infaz kurumunda infaz, faili meçhul olacağımı, bu sefer öncekine göre hiç şansımın olmadığını tahliye olsam bile nerede olursa olayım beni bulacaklarını, ömür boyu peşimi bırakmayacaklarını belirttiler. Kazakistan Almati Havaalanından kaçırılışım, üç metrekare konteyner hücresinde işkence dolu 108 gün, kolluk, mahkeme süreci ve ceza infaz kurumuyla devam eden yolculuğum.

Beni Türkiye’ye getiren, getirme emrini veren ve bana 108 gün süreyle sistemli psikolojik, fiziki işkence yapan bu kişilerin suç ve suç delilleri karartılmadan, üzeri örtülmeden bulunmasını ve adalet önüne çıkarılmalarını talep ediyorum. 21. Y.Y’da hala ülkemizin işkence belasından kurtulmadığını görmek ve bizzat buna acı bir şekilde şahitlik yapmak beni derinden yaralamıştır. Sorumluların bulunmasını  ve ülkemizin aydınlık günlere kavuşması ümidiyle mahkemenizin yetkisinde bulunan hukuki sürecin resen başlatılmasını saygılarımla arz ederim.

12.07.2018 Zabit Kişi 2 No’lu F Tipi Yük. Güv. C.İ.K. Kandıra Kocaeli”

ZABİT KİŞİ’NİN ELYAZISIYLA YAZDIĞI İŞKENCE GÖRDÜĞÜNÜ ANLATAN SUÇ DUYURUSU

 

Ankara’daki işkence merkezinde 6 ay işkence gören Ayten Öztürk her şeyi anlattı

BOLD ÖZEL

Organlarıyla 5 kişinin hayatını kurtaran hakim Nurfer Akgül’e ‘KHK’ sansürü

Beyin kanaması sonucu 2 Eylül’de hayatını kaybeden KHK’lı Yargıtay tetkik hakimi Nurfer Akgül, bağışladığı organlarla 5 kişiye hayat oldu. Akgül’ün ölümünü 1. sayfasından duyuran Hürriyet başta olmak üzere iktidar medyası ve internet siteleri KHK’lı hakim olduğunu yazmadı. “Hukukçu” demekle yetindiler.

BOLD ÖZEL – Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 15 Kasım 2016’da aldığı kararla Yargıtay tetkik hakimliğinden ihraç edilen Nurfer Akgül 2 Eylül’de geçirdiği beyin kanaması sonucunda 38 yaşında hayatını kaybetti. Üç yıl önce organlarını bağışlayan Akgül’ün kalbi, akciğeri, karaciğeri ve iki böbreği başka insanlara nakledildi.

İHRAÇTAN SONRA İKİ ÜNİVERSİTE OKUDU

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Nurfer Akgül, ihraç olduktan sonra bilişim hukuku alanında master yaptı, çocuk gelişimi okudu, bir süre de avukat olarak çalıştı. Akgül, olay günü, 30 Ağustos 2021’de iki oğlu, bir arkadaşı ve onun çocuklarıyla birlikte Kocaeli’nden Ankara Beypazarı’na tatile gidiyordu.

Mudurnu civarında rahatsızlanan Akgül, aracını yol kenarına çekerek 112’yi aradı. Çekmeseydi araba uçurumdan uçacaktı. Gelen sağlık ekiplerince Bolu İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Akgül’ün beyin kanaması geçirdiği tespit edildi. İki gün sonra Akgül’ün beyin ölümü gerçekleşti.

“BİR GÜN ÖLECEĞİZ, İNSANLAR BİZE DUA EDER”

Akgül ailesi, üç yıl önce organlarını bağışlayan Nurfer Akgül’ün 11 yaşındaki oğlu Adem Eymen’in okulun ilk günü yazdığı otobiyografiyle gündeme geldi. Baba Alper Akgül hem kendisini hem de herkesi çok duygulandıran oğlunun otobiyografisini sosyal medya hesabından paylaştı. Eymen, otobiyografisinde annesinin fren yaparak durması sayesinde araçtaki 5 kişinin ve organlarını bağışlayarak da 5 kişinin daha hayatını kurtararak toplamda 10 kişinin hayatını kurtarıp melek olduğunu yazmıştı.

Eymen’in otobiyografisi iktidar medyasında, internet sitelerinde birinci sayfadan haber oldu. Hürriyet haberi “Ağlattın bizi Eymen” başlığıyla duyurdu. Ancak hiçbiri gazeteci Nurfer Akgül’ün KHK’lı Yargıtay tetkik hakimi olduğunu yazmadı. Nurfen Akgül organlarını bağışladıktan sonra ailesine “Bir gün öleceğiz en azından arkamızda açık bir kapımız olsun, insanlar bize dua ederler.” demişti.

Nurfer Akgül’ün ihraç kararı 17 Kasım 2016’da Resmi Gazete’de yayınlandı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Çorbayı bile tek başına içemeyen Parkinson hastası İbrahim Karakoç gözaltına alındı

Elleri kolları titreyen bakıma muhtaç Parkinson hastası İbrahim Karakoç gözaltına alındı. Isparta Emniyeti’nde tutulan tansiyonu yükseldiği öğrenilen Karakoç bugün mahkemeye çıkarılacak.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Parkinson başta olmak üzere birçok hastalığı bulunan 59 yaşındaki İbrahim Karakoç dün akşam üzeri Isparta’da gözaltına alındı. Bugün mahkemeye çıkarılması beklenen Karakoç’un eşinin yardımıyla hayatını idame ettirebiliyordu.

TEK BAŞINA ÇORAP GİYEMİYOR, KULAĞI DUYMUYOR

İki yıl önce Parkinson teşhisi konulan ve 118 kilo olan İbrahim Karakoç bakıma muhtaç. Elleri, kolları titriyor. Ne çorbasını tek başına içebiliyor ne çorabını giyebiliyor.

5-6 ay önce katarak ameliyatı geçiren Karakoç’un bir kulağı da hiç duymuyor. Diğer kulağında ise işitme cihazı var. Rahatsızlıkları nedeniyle geceleri uyuyamayan Karakoç’un Parkinson nedeniyle 3 ilaç kullanıyor.

Kooperatif müdürlüğünden emekli olduktan sonra Afyon’da kapatılan derneklerde çalışan Karakoç’un, tanık ifadelerine dayanılarak gözaltına alındığı öğrenildi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

20 aydır hücrede tutulan büro elemanı Akif Sarı felç geçirdi

İzmir Kırıklar 2 Nolu F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan hasta mahpus Akif Sarı yüz felci geçirdi. Hücrede kaldığı için halüsinasyon gören Sarı, şu anda sağ gözünü açamıyor, dilinin sağ tarafını ve parmaklarını hissetmiyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

19 Ocak 2020’den beri hücrede tutulan 46 yaşındaki Akif Sarı hapiste yüz felci geçirdi. Sol gözünü açamayan, dilinin sağ tarafını hissetmeyen, sağ kolunda ve parmaklarında hissizlik oluşan Sarı, dün İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesi’ne götürüldü. Açlık şekeri 265’e çıkan Sarı’ya cezaevi psikoloğu da sakinleştirici ilaç verdi.

“AĞZI SOLA DOĞRU YAMUKTU”

Geçen hafta perşembe günü kapalı görüşe gittiğinde eşinin ağzının yamuk olduğunu fark eden Melike Sarı, “Ne olduğunu sordum. Bana söylemek istemedi. Dilini ısırdığını söyledi. Psikolojisi de çok iyi değildi. Cumartesi telefon görüşünde ‘Söyleyeceklerimi not al. İki gözümü kapattığımda solu açabiliyorum, sağı açamıyorum. İki kaşımı kaldırdığımda sağ kaş kalkmıyor. Dilimin sağ tarafını hissetmiyorum. Sağ kolumda da parmaklarıma doğru hissizlik var. Bunları araştır.’ dedi.” diye konuştu.

“FİZİKSEL VE PSİKOLOJİK SAĞLIĞI İYİ DEĞİL”

Eşinin anlattıkları karşısında çok endişelendiğini belirten Melike Sarı, “Hemen cezaevini aradım. Eşimin acilen hastaneye kaldırılması gerektiğini söyledim. ‘Kendisinin talep etmesi lazım’ dediler. Dün Yeşilyurt’a götürmüşler. Doktor yüz felci geçirdiğini söylemiş. Kortizon verilmiş, tomografi çekilmiş, çok şükür beyninde bir şey çıkmamış ama açlık şekeri 265. Normal bir insanınki 100. Bu sabah tekrar bakmışlar. 215 çıkmış, yine çok yüksek. Cezaevi doktoru da sakinleştirici vermiş. Sağlığı iyi değil. Açıkçası çok endişeliyiz.” ifadelerini kullandı.

20 aydır hücrede kaldığı için eşinin hem fiziksel hem psikolojik sağlığının ciddi anlamda bozulduğunu, halisülasyonlar görmeye başladığını aktaran Melike Sarı, avukatının bugün cezaevi savcısına dilekçe vereceğini de sözlerine ekledi.

HÜCRELER “TEK KİŞİLİK ODA” ADI VERİLEREK MEŞRULAŞTIRILDI

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 19 Ocak 2020’de İzmir’de tutuklanıp Kırıklar 2 Nolu F Tipi Cezaevine konulan Akif Sarı o günden beri hücrede kalıyor. Kanunlara göre bir insanın 20 günden fazla hücrede tutulması yasak. Ancak koğuşlardan dönüştürülen hücrelere “tek kişilik oda” ismi verilerek “hücre” olmaktan çıkarılıp meşru bir yer haline getiriliyor. Melike Sarı, eşinin hücreden çıkarılması için Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezine (CİMER) ve cezaevi yetkililerine defalarca başvurmasına rağmen bir sonuç alamadı.

NEDEN TUTUKLU?

İzmir’de kapatılan derneklerde büro elemanı olarak görev yapan Akif Sarı, içeriği olmayan Bylock programını kullandığı, 82 yaşındaki Alzheimer hastası tutuklu Yusuf Bekmezci’ye yardım ettiği iddiasıyla ve tanık ifadelerine dayanılarak tutuklandı. Kasım 2020’de 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Melike Sarı’nın aktardığına göre tanıklardan biri eşi hakkında “Sesi güzeldi, bize Kuran okuyordu, cuma namazlarını kıldırıyordu” şeklinde ifade verdi.

417 gündür hücrede: Eşim halüsinasyon görüyor, akıl sağlığı bozulacak diye çok korkuyorum

Okumaya devam et

Popular

Shares