Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Kaçırılan 6 kişi için 5 dernekten ‘Sesimizi Birlikte Yükseltelim’ çağrısı

Şubat ayında kaçırılan 6 kişinin bulunması için 5 dernek ortak açıklama yaptı. ‘Sesimizi Birlikte Yükseltelim’ başlıklı toplantıda kayıpların eşleri de yaşadıklarını anlattı: “Dilenci gibi eşlerimizi arıyoruz!”

BOLD – İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi, İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Derneği ve Ankara Tabip Odası, Şubat 2019’da kaçırılan 6 kişinin bulunması için Ankara’da basın toplantısı düzenledi.

Kaçırılan Özgür Kaya, Erkan Irmak, Salim Zeybek ve Yasin Ugan’ın eşlerinin de katıldığı basın toplantısında konuşan İnsan Hakları Derneği yöneticisi Nuray Çevirmen, zorla kaybettirmeye dair uluslararası sözleşmelerde geçen maddelerini okudu.

“Türkiye uzun yıllardır kaybetme vakalarıyla gündeme kalmaya devam etmektedir. 1990’lı yıllarda binlerce insan gözaltında kaybedildi, işkence maruz kaldı ya da öldürüldü. 2016 Darbe girişiminin ardında binlerce insan kötü muameleye maruz kaldı, uzun süre haber alınamadı. Kaçırılanların aileler bugüne kadar birçok başvuru yapmış, AİHM’ne kadar gidilmiş ancak bugüne kadar bir sonuç alınamamıştır” dedi.

“Kaybetme ve kaçırmalara karşı sesimizi birlikte yükseltelim” başlıklı toplantıda daha sonra kaçırılan 6 kişinin eşleri yaşadıklarını bir kez daha anlattı.

“YAŞAYIP YAŞAMADIĞINI BİLMİYORUM”

İnsan hakları savunucularının ortak açıklamasından sonra ilk sözü kaçırılan Özgür Kaya’nın eşi Aycan Kaya aldı:

“13 Şubat’ta kaçırılan Özgür Kaya’nın eşiyim. 13 Şubat’tan bu yana, gerek ulusal gerek uluslararası her türlü resmi başvuruyu yaptım. Her türlü makama bu olayı anlattım. Ancak hiçbirisinden eşimin nerede olduğuna dair herhangi bir incelemeye, araştırma bilgisine ulaşamadım. Bu 142 gün ailemiz için, çocuklarımız için çok zor geçti. Eşimin neler yaşadığını bilmiyorum, yaşayıp yaşamadığından emin değilim. Buna katlanması dayanması çok zor.

Çocuklarıma cevap vermekte çok zorlanıyorum çünkü aynı soruların cevabını kendime bile vermiyorum. Yani neden? Bir insan suçlu ise yargılanır, cezasını çeker. Bu şekilde bir kaçırılmayla neye ulaşılmaya çalışılıyor. Biz neyi bekliyoruz, neyin tamamlanmasını bekliyoruz. Hangi suç böyle bir kaybedilmeyi meşru hale getirir bunu bilemiyorum.  Cumartesi Anneleri’nden bir bayan ile görüştüm. Babası 23 yıldır kayıp. Babasının artık geri gelme imkanı olmadığını ama bizim eşlerimizin geri gelmesi için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi. 23 yıl önce kaybedilmiş bir babadan bahsediyoruz. Bu nasıl olabilir, insan buna nasıl alışabilir?

Artık eşimin ortaya çıkarılmasını istiyorum. Gerçekten çok zor durumdayım. Üzüntüyü endişeyi bir kenara bıraktık. Yaşadıklarımızı hazmedemiyoruz. Çocuklarımdan hala saklıyorum, çocuklarımın devletine milletine vatanına düşman olarak büyümesini istemediğimden saklamaya devam edeceğim.”

“EŞİMİ TARTAKLAYARAK GÖTÜRDÜLER”

Kaçırılan Erkan Irmak’ın eşi Nilüfer Irmak ise daha önce kaçırılıp işkence yapılan Ayten Öztürk ve Zabit Kişi’nin ifadelerini okuduğunu ve dehşete kapıldığını belirtti:

“Eşim 16 Şubat 2019’dan 23 sularında tartaklanarak götürüldü ve bir daha haber alamadım. O gece huzur operasyonu olmuş. Devletin aldığını düşündüm, gelecekler ve gözaltında olduğuna dair bilgi verecekler diye düşündüm. 24 saat o umutla bekledim. Daha sonra yetkili mercilerin kapısını çaldık, defalarca gittik, hiçbir şekilde cevap alamadık.

Hiçbir görüntü yok elimizde. Sırra kadem bastı resmen. Ortada selamlaşmamız, köşeyi dönerken de tartaklanarak götürülmesi var. O günden beri gece gündüz sıcak soğuk demeden camdan döndüğü köşeden gelir umuduyla diye bekliyorum, yaşıyorum.

Üç çocuğum var. Sürekli uyuyorlar, psikolog uyararak bastırdıklarını söylüyor. Büyük oğlum biliyor, ortanca oğlumdan sınava gireceği için gizlemiştim, maalesef sınava iki ay kala o da öğrendi. 14 yaşında. Bir tek 11 yaşındaki oğlumdan sakladığımız düşünüyoruz ama onun da sezgileri çok kuvvetli. Her gece ağlıyormuş, abisiyle aynı odada kalıyor. Psikolojik olarak yıkılmış durumdayız. Benim metabolizmam çökmüş durumda.

138 gün oldu. Belirsizlik beni çok yıprattı, işkence yazılarını baştan sona okudum. Hem Ayten hanımın hem de Zabit Kişi’nin. Okuyunca tüylerim diken diken oldu. Bir insana nasıl yapılır bu. Biz hayvanlara bitkiler merhamet duyarken eşref-i mahluk olan insana nasıl yapılır?

AİHM başvurumuza cevap verdi ama Türkiye, AİHM’in talebine de cevap vermedi. 3 ay ek süre istediler, bir umut Eylül ayını bekliyoruz. Sabır da kalmadı, gelir inşallah demekten başta çocuklarıma verecek sözüm yok.”

“DİLENCİ GİBİ EŞLERİMİZİ ARIYORUZ”

Çocuklarının gözleri önünde kaçırılan Salim Zeybek’in eşi Betül Zeybek, konuşmasında duygularına hakim olamadı:

“Ben yaşadıklarımızı uzun uzadıya anlatmak istemiyorum. Çocuklarımdan saklama gibi bir durumum olamaz benim. (Ağlıyor)… Çünkü biz hep birlikte yaşadık. Her şey çocuklarımın gözlerinin önünde oldu. Burada duygularıma hakim olamadım, patlama noktası oldu, hep dik durmaya çalışıyorum. Artık her yerde anlatmaktan çok yoruldum. Dilenci gibi eşlerimizi arıyoruz.

Ben de maalesef işkence haberlerini okuduğumda çok etkilendim. Bizi ne bekliyor bilmiyorum. Beden sağlığı, ruh sağlığı yerinde geri gelecek mi bilmiyorum. Her şarta, her duruma hazır olmalı mıyız onu da bilmiyorum. Bugün tam 134 gün oldu. Her gün, gün sayıyoruz.

Cumartesi Annelerini o kadar iyi anlıyorum ki, 23 yıl önce babasını kaybeden bir evlat. Kayıp çok zor, meçhul bir zamanı, meçhul bir şekilde bekliyoruz. Kendimi bir şekilde hazırlamaya çalışıyorum ama çocukları nasıl hazırlarız bilmiyorum. Kelimelerim bitti. O yüzden bir an evvel eşlerimizi bekliyoruz.”

“ADLİ VE İDARİ KURUMLAR BENİ YILDIRMAYA ÇALIŞIYOR”

Kaçırılan Mustafa Yılmaz’ın eşi Sümeyye Yılmaz, kamu kurumları tarafından yıldırılmaya çalışıldığını ancak eşini aramaya devam edeceğini belirtti:

“Öncelikle İHD’ye çok teşekkür ediyorum. Eşim 19 Şubat 2019’da beri kayıp. Siyah bir Transportar’a bindirildi ve götürüldü. Her kuruma başvurdum, ancak Ankara Barosu Raporu, İHD’nin raporu dışında başka hiçbir kuruluştan geri dönüş alamadık. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurduk. Bekliyoruz. Eşim nerede, ne halde, başına ne geldi, ne zaman gelecek, hayatta mı değil mi bilmiyorum. Düşünebiliyor musunuz, teknolojinin muazzam geliştiği bir yerde, Ankara’nın göbeğinde eşim kaçırılıyor. Başvuru yaptığı kurumlar eşimin evi terk ettiğine beni inandırmaya çalışıyorlar. Gerek adli, gerek idari kurumlar beni yıldırmaya çalışıyorlar, bu olayı takip etmemi istemiyorlar. Bunu yapanların asla peşini bırakmayacağım.

Zorla kaybetme bir insanlık suçudur. Bu soruşturmaları etkin bir şekilde yürütemiyorsanız siz bu suça ortak oluyorsunuz. Ben buradan insan hakları kuruluşlarına Amnesty International, Human Rights Watch for Turkey’e seslenmek istiyorum. Acil eylem planı yapılsın ve kaçırılan insanların ne durumda oldukları hükümete sorulsun. Eşim dahil kaçırılan herkesin bilinmeyen yerde, nasıl bir muameleye maruz kaldığını düşünmek istemiyorum. Suçu varsa yargılansın, mahkeme önüne çıksın, lütfen bize destek verin.”

“ÇOCUKLARIMDAN GİZLEMİYORUM EĞER CUMARTESİ ANNELERİ BUNU YAŞADIYSA ÇOCUKLARIM DA BİLSİNLER”

Kaçırılan Yasin Ugan’ın eşi Selda Ugan, eşinden geriye kalan tek bilginin “Başına çuval geçirilerek kaçırıldığı” şeklinde komşuların ilettiği bilgi olduğunu söyledi:

“Eşim 43 yaşına kadar hiçbir suça bulaşmadı. Ancak ondan bize geriye kalan son bilgi, ‘başına bir çuval geçirilerek minibüse atılıp götürüldü’ bilgisi. Eşim 142 gündür kayıp ve elimizdeki tek bilgi bu. Hep bu bilgiyi düşünüyoruz. Daha önce bu şekilde kaçırılanların başına gelenleri biliyoruz, eşimin sağlığından, hayatından, işkence görmesinden endişeliyiz. Çocuklarımdan gizlemiyorum olayı, eğer Cumartesi Anneleri varsa benim çocuklarım da bilsinler. Hukukun dışına çıkıldığında bu ülkede neler olduğunu bilsinler.

Eşimin ve diğer kaybedilen insanların o iddia edilen cehennemde bir saniye bile kalmamalarını istiyorum. Ailece yaşadığımız şu 142 günü kimsenin yaşamasını istemem. Bizi, aileleri ayakta tutan sesisimize ses tutan kuruluşlar. Burada bu basın toplantısının yapılması, milletvekillerinin gayretleri, Yüksel Direnişi’nde bize destek verenler, dua edenler, sayesinde ayakta durabiliyoruz. Hepsine teşekkür ederim.  Hayatımıza devam etmek istemiyoruz, öyle bir acı ki, şu an burada hep beraber hayatımız son bulsa diye düşünüyorsunuz. Ama bize yaşatılan acılardan daha ağırı şu an eşim ve diğerleri yaşıyor. Ne yaşıyorlar bilemiyorum. Onlara bunları yaşatanların hukuk önünde hesap vermesini istiyorum. Hesabı sorulmazsa bunlar Türkiye’de tekrarlanıyor demek ki. Tekrarlanmasın istiyorum. Sesime ses veren herkese teşekkür ediyorum.”

28 KİŞİ KAÇIRILDI

Bugüne kadar Siyah Transporter vakası olarak bilinen olaylarda 28 kişi kaçırıldı. Bunlardan bir kısmından halen haber alınamıyor. 2019 yılı Şubat ayı ise kaçırmaların en yoğun olduğu ay oldu. Erkan Irmak dahil 6 kişi peş peşe kaçırıldı. Bu kişiler halen kayıp.

Kaçırılanların isimleri ve kaçırılma tarihleri şöyle:

Sunay Elmas (27 Ocak 2016), Ayhan Oran (1 Kasım 2016), Mustafa Özgür Gültekin (21 Aralık 2016), Durmuş Ali Çetin (17 Mayıs 2017), Hüseyin Kötüce (28 Şubat 2017), Mesut Geçer (26 Mart 2017), Turgut Çapan (31 Mart 2017), Önder Asan (1 Nisan 2017) Cengiz Usta (4 Nisan 2017), Mustafa Özben (9 Mayıs 2017), Fatih Kılıç (14 Mayıs 2017), Cemil Koçak (5 Haziran 2017), Murat Okumuş (16 Haziran 2017), Enver Kılıç (30 Eylül 2017), Zabit Kişi (30 Eylül 2017), Hıdır Çelik (6 Aralık 2017), Ümit Horzum (6 Aralık 2017), Ayten Öztürk (13 Mart 2018), Orcun Şenyücel (21 Nisan 2018), Hasan Kala (20 Temmuz 2018), Fahri Mert (12 Ağustos 2018), Ahmet Ertürk (16 Kasım 2018)

2019 Şubat sonrası kaçırılanlar ve tarihleri: Gökhan Türkmen (7 Şubat 2019), Yasin Ugan (12 Şubat 2019), Özgür Kaya (12 Şubat 2019), Erkan Irmak (16 Şubat 2019), Mustafa Yılmaz (18 Şubat 2019), Salim Zeybek (20 Şubat 2019).

Şubat ayında kaçırılan ve halen haber alınamayan 6 kişinin eşleri için Cumartesi Anneleri de bu cumartesi açıklama yapıp dayanışma çağrısında bulunacak.

Ankara’daki işkence merkezinde 6 ay işkence gören Ayten Öztürk her şeyi anlattı

Gündem

Sokak röportajında AKP’yi eleştiren vatandaşa ikinci gözaltı

AKP’yi eleştirdiği için 5 gün önce gözaltına alınıp adli kontrolle bırakılan İsmail Demirbaş, dün gece yine gözaltına alındı. Demirbaş, serbest bırakıldıktan sonra doğru bildiklerini söylemeye devam edeceğini açıklamıştı.

BOLD – 22 Ekim’de sokak röportajında ülkedeki ekonominin gidişatını ve iktidar partisini eleştiren İsmail Demirbaş’ın evi aynı gün çok sayıda polis tarafından basılmıştı. Adli kontrol ve yurt dışı yasağıyla serbest bırakılırken, “Ülkemin geldiği duruma üzülüyorum. Ben bildiklerimi söylemeye devam edeceğim.” diyen Demirbaş, dün gece saat 02.30’da tekrar gözaltına alındı. Antalya Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen İsmail Demirbaş’ın halen gözaltında tutulduğu belirtiliyor.

“BASKI ALTINDA İFADE VERDİM”

İsmail Demirbaş, emniyette kendisine baskı uygulandığını şöyle anlatmıştı: “Benden ifade alan kişi, ‘Sen vahabisin’ diyerek beni suçladı. Yine bana, ‘Birileri seni dolduruşa getiriyor. Birileri sana bunları söylüyor sen de bunları tekrarlıyorsun’ dedi. Benim kendi düşüncelerim olamaz mı? Bu baskılar altında ifade verdim.”

“KAÇMAM, TERÖRİST DEĞİLİM”

Savcılıkta sokak röportajında ifade özgürlüğü kapsamında konuştuğunu belirten Demirbaş, adli kontrol ve yurtdışı yasağıyla serbest bırakılmıştı. Kendisine terörist muamelesi yapıldığını söyleyen Demirbaş şunları söylemişti: “Doğru bildiklerimi söylemeye devam edeceğim. Eleştirmeye devam edeceğim. Beni emniyete davet etselerdi giderdim. Kaçmam, terörist değilim. Ailemin, çevremin korkmasını istiyorlar. Bana terörist muamelesi yaptılar. Türkiye Cumhuriyeti’ni savunduğumuz için bizi korkutmaya çalışıyor. Ben doğruyu söylemeye devam edeceğim. Korkmadan, çekinmeden… Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi Atatürk’ün yolunda devam edeceğiz. Gözaltı, gerçekleri söylememize engel olamaz.”

Sokak röportajında Erdoğan’ı eleştiren vatandaşın evi basıldı: Doğruları söylemeye devam edeceğim

 

Okumaya devam et

Gündem

Namlunun ucundaki KHK’lının polisten isteği: Çocuk uyanmasın lütfen!

Balıkesir’de aralarında ihraç polis, astsubay ve öğretmenin de bulunduğu cemaat üyelerinin kaldığı evlere uzun namlulu silahlarla operasyon düzenlendi. Özel Harekatın katıldığı operasyonun kamera görüntülerinde ters kelepçeli şekilde gözaltına alınan ihraç memurun evine getirilip sert şekilde yere yatırılması dikkat çekti. Ters kelepçeli halde yüzüstü yere yatırılan KHK’lı polis, kendisine bağıran meslektaşından çocuğunun uyandırılmamasını istedi.

BOLD – Balıkesir’de Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince cemaate üye olduğu gerekçesiyle aranan kişilere yönelik gün ağarmadan yapılan operasyonda 5 kişi gözaltına alındı.

Özel Harekat Polislerinin uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdiği baskında polisin kamera görüntülerindeki ilginç bir ayrıntı dikkat çekti. Kamera kayıtlarında özel harekat polisinin, gözaltına aldıkları ihraç bir polis memurunu apartmanın makine dairesinde ters kelepçelediği, ardından kelepçeli halde evine tekrar getirdiği ve evin salonunda yüzüstü yatırıp sırtına bastırıldığı görülüyor. Kamera görüntülerinde polisin bağırarak sırtına bastırdığı ihraç polis memurunun, özel harekat polisine, “Çocuk uyanmasın lütfen” dediği duyuluyor.

Aralarında ihraç polis, öğretmen, astsubayın da olduğu 5 şüpheli sabah saatlerinde evlerine yapılan baskında gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar hakkında Bylock suçlamasının bulunduğu belirtildi.

Polisin gözaltına alınan bir kişiye cep telefonu şifresini söylemesi için baskı yaptığı da kamera kayıtlarında yer aldı. Polisin gözaltına aldığı şüphelilerin işlemleri sürüyor.

Eğitim ve adaletten sonra şimdi de uzaktan sağlık!

Okumaya devam et

Gündem

Eğitim ve adaletten sonra şimdi de uzaktan sağlık!

AKP, uzaktan eğitim ve elektronik duruşmanın ardından hastaları da uzaktan muayene edecek sistemi duyurdu. Sağlık Bakan Yardımcısı Şuayip Birinci, kamu hastanelerinde ‘uzaktan görüntülü muayene’ sisteminin başlayacağını açıkladı. Türk Tabipler Birliği, “Uzaktan muayene, fiziksel muayenenin yerini tutamaz. Yanlış teşhise yol açabilir” uyarısında bulundu.

BOLD – Kovid-19 döneminde eğitimi EBA ile uzaktan veren, adliyelerde e-duruşmayı devreye sokan AKP hükumeti, sağlıkta ‘uzaktan görüntülü muayene’ sistemini başlatmaya hazırlanıyor.

Sağlık Bakanlığı, 81 ilin valiliklerine gönderdiği yazıyla uzaktan muayenenin başlayacağını duyurdu. Uzaktan muayene, tıp dünyasında tartışmaya yol açtı. TTB Merkez Konseyi Üyesi Doç. Dr. Deniz Erdoğdu, uygulamayla yanlış teşhis konulabileceğini belirtti. CHP’li Murat Emir ise uzaktan muayenenin bilim dışı olduğunu savundu.

Birgün’ün haberine göre, Sağlık Bakan Yardımcısı Şuayip Birinci’nin makalesi ile 16 hastanın uzaktan muayenede denek olarak kullanıldığı belirtildi. Bakan Yardımcısı Birinci imzasıyla 81 ilin valiliklerine gönderilen yazıyla kamu hastanelerinde ‘uzaktan görüntülü muayene’ sisteminin başlayacağı duyuruldu.

YANLIŞ TEŞHİSE YOL AÇABİLİR

Birinci, bu uygulamanın başlama gerekçesini, ‘Kovid-19 pandemi süreci kapsamında bulaşın azaltılması ve riskli kişilerin halk sağlığını tehdit etmeden sağlık hizmetlerine ulaşması’ olarak belirtti. TTB Merkez Konseyi Üyesi Doç. Dr. Deniz Erdoğdu, pilot uygulamanın 2 ay önce başladığını belirterek, tıp bilimi açısından risklerine dikkat çekti. Erdoğdu, şunları söyledi: “Hekimin bilgisayarına kamera, mikrofon monte edilmiş, hasta ile görüştürülmüştü. Belli ki bu uygulama yaygınlaştırılarak hasta evinde bilgisayarından muayene edilmeye çalışılıyor. Bu anlamda alt yapı eksikliği, kişiler arası eşitsizlikler olacaktır. Çoğu kişinin evinde bilgisayar, internet yok. Uzaktan muayene hekimlik pratiğinde fiziksel muayenenin yerini tutamaz. Yanlış teşhise, yetersiz bilgiye yani etik sorunlara yol açabilir.”

DESTEK HİZMETİ OLABİLİR, MUAYENE SIKINTILI

Uygulamanın sadece destek hizmeti olarak sunulabileceğini kaydeden TTB Etik Kurul Başkanı Prof. Dr. Feride Aksu Tanık, “Kovid-19 ile dünyada pandeminin yönetimi amacıyla teletıp kullanılmaya başlandı. Hastanın test sonucunun değerlendirilmesi, test isteme, randevu verme de dahil edilerek sağlık kurumuna erişimi sağlandı. Bu uygulama sadece kriz dönemlerinde destek hizmeti gibi düşünülmeli” ifadesini kullandı. Muayenenin sadece birebir insan iletişimiyle yapılacağına kaydeden Tanık, “Hastanın gözüne bakmayı, hastaya dokunmayı, bulguları, şikayetleri dinlemeyi ve anlamayı gerektirir. Hasta muayenesi meselesini sıkıntılı buluyorum. Bu uygulama iyi planlandıktan sonra danışma hizmeti kapsamında sonuç paylaşma ve kronik hastalıkların kontrolü şeklinde uygulanabilir” dedi.

BİLİM DIŞI

CHP Ankara Milletvekili Murat Emir ise, “Pandemi sürecinde kontrolü yitiren ve sağlık sistemini içinden çıkılmaz bir hale sokan Sağlık Bakanlığı şimdi de yaşanan sorunları ‘uzaktan görüntülü muayene’ gibi bilim dışı uygulamalarla çözmeye çalışıyor” görüşünü savundu.

EĞİTİMDE EBA ÇÖKTÜ, ÖĞRENCİLER ULAŞAMADI

Sağlık Bakanlığının başlattığı uzaktan muayene sistemi eğitim ve adalet sisteminde de tartışmalı şekilde uygulanıyor. Kovid-19 pandemisi gerekçesiyle geçtiğimiz Mart ayından itibaren okullarda yüz yüze eğitime ara  veren Milli Eğitim Bakanlığı, uzaktan eğitim sistemini devreye aldı. Uzaktan eğitim olarak adlandırılan EBA sisteminde pek çok sorun yaşanırken, sistem yoğun talep nedeniyle çökmüştü. Türkiye’nin pek çok yerinde bilgisayar ya da interneti bulunmayan öğrenci EBA’ya bağlanamadı.

SANAL ADALET

Adalet Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde 5 adliyede e-duruşma uygulamasını başlattı. Hakim ve avukatların UYAP üzerinden duruşmaya katılması şeklindeki e-duruşmaya avukatlar savunmaya zarar vereceği gerekçesiyle karşı çıktı. Baro başkanları, AKP iktidarının savunmasız yargı hayal ettiği tepkisi gösterdi.

Soylu eleştirisi ölümle bitti

Okumaya devam et

Popular