Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Nesrin Gençosman’ın birinci ölüm yıldönümü: Özgürlükten ölüme 41 gün

Nesrin Gençosman tutukluluğunun 41. gününde açık ihmallerle hayatını kaybetti. Bugün ölümünün birinci yıldönümü. Hikayesi ve ailesinin yaptığı açıklama devrin özeti.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Nesrin Gençosman, Türkiye cezaevlerinde siyasi nedenlerle tutuklu binlerce kadından biriydi. 30 yaşındaki Kur’an öğretmeni Gençosman’ın, sağlam girdiği cezaevinden 41 gün sonra cenazesi çıktı.

11 Temmuz 2019 Nesrin Gençosman’ın birinci ölüm yıldönümü. Hamile, bebekli ve hasta tutuklulara yönelik hak ihlalleri ise Gençosman’ın dramatik ölümüne ve aradan geçen bir yıla rağmen düzelmedi.

GENÇOSMAN’IN HİKAYESİ

Ordu’da Hizmet Hareketi’ne yönelik soruşturmalar kapsamında 30 Mayıs 2018 tarihinde gözaltına alındı ve Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından iki gün sonra 1 Haziran’da “SEGBİS” sistemi üzerinden yapılan yargılamayla tutuklandı.

Tutuklandıktan sonra Ordu Efirli E Tipi Cezaevine gönderilen Gençosman, kalabalık koğuşlar, cezaevi şartlarının sağlıksızlığı nedeniyle bir ay sonra hastalandı. Durumunun ağırlaşması üzerine cezaevi revirinden birkaç günlük grip ilacı verildi. Haftasonu ilaçları verilmeyen Nesrin Gençosman’ın durumu ağırlaştı. Pazartesi günü açık görüş günüydü ve o günkü ziyaretçisi ablasıydı.

KONUŞMA GÜÇLÜĞÜ

Açık görüşe bitkin biçimde gelen Nesrin Gençosman, görüşün bir kısmında konuşma güçlüğü çekmeye başladı. Kardeşinin hayati tehlike arz eden bir durumda olduğunun ablası tarafından cezaevi yönetimine bildirilmesinin ardından Gençosman, bir kez daha revire gönderildi.

Ancak zatürre ciğerlerini sarmış olmasına rağmen hastaneye sevk edilmedi. Avukatının olaydan sonra yaptığı açıklamaya göre, Gençosman iki gün sonra cezaevinde kalp krizi geçirince acil olarak Ordu Devlet Hastanesine sevkedildi.

Hastanede Gençosman’a akut perikardit, akut miyokardit, pnömoni ve solunum yetmezliği teşhisi kondu ve yoğun bakıma alındı. Gençosman zatürre olmuş, ilaçları verilmemiş, hastaneye geç sevk edilmişti.

BİLİNCİ KAPANINCA TAHLİYE

Nesrin Gençosman, geri döndürülemeyecek bir noktada hastaneye götürülmüştü. Bilinci kapanınca mahkeme tarafından apar topar tutukluluğuna son verildi. Ömrünün son birkaç gününü tekrar özgür geçirse de bilinci kapalıydı ve diyalize bağlanması da sonuç vermedi. Gençosman 11 Temmuz 2018 günü yoğun bakımda hayatını kaybetti.

TUTUKLANIŞININ 41. GÜNÜNDE HAYATINI KAYBETTİ

Sağlıklı bir insan olarak girdiği Ordu E Tipi Cezaevinin kötü koşulları, tedaviye erişim hakkının engellenmesi nedeniyle tutuklanışının 41. gününde evine tabutu döndü.

AİLEDEN BASKI RUHUNU ÖZETLEYEN AÇIKLAMA

Nesrin Gençosman’ın ölümüne neden olan ihmaller ve hak ihlalleri zincirine az sayıda gazeteci, insan hakları savunucuları ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu dikkat çekti.
Gençosman’ın ölümüne neden olan baskı ortamı, ölümünden sonra ailesinin tavrında da kendisini gösterdi.

Aile adına avukatının yaptığı açıklamada, kızlarının hayatına mal olan bir gruba yönelik “terör” suçlaması aynı ifadeyle yenilenirken, Gergerlioğlu’nun HDP’li olmasına yönelik rahatsızlık da dile getirildi.

Avukat Burak Nuhoğlu’nun ailesi adına yayınladığı açılamada:

“Gençosman ailesi devlet aleyhtarı değildir.
Müvekkilimin vefat ettiği günden bu güne kadar, erişim engelli bazı internet siteleri de dahil olmak üzere facebook, twitter, ekşi sözlük ve benzeri sosyal medya hesaplarından fotoğrafları kullanılarak belli bir örgüte (fetö-pdy) aidiyetini gösterir şekilde Devletimizi suçlayan, katili gibi gösteren açıklama ve paylaşımlar yapıldığını üzülerek görmüş bulunmaktayız. NESRİN GENÇOSMAN’ın vefatı ile kahrolan, Devlet ve Millet sevdalısı ailesini Nesrin’in ölümü kadar üzen bu haber, yorum ve paylaşımların GENÇOSMAN AİLESİNİN bilgisi ve rızası dışında ortaya çıkmış olduğunu, Nesrin’in bir örgüte mensubiyeti ve aidiyeti manasını akıllarda uyandıran ve Devletimiz aleyhtarı söylemler içeren bu haber, yorum ve paylaşımların, müteveffanın ailesi tarafından benimsenmediğinin bilinmesini, artık bu yönde bir paylaşımda bulunulmamasını, bu güne kadar bu minvalde yapılan bütün paylaşım, yorum ve haberlerin bunları meydana getirip yayanlarca silinmesini talep ediyor, aksi halde ilgililer hakkında adlî yollara başvurulacağının bilinmesini istiyoruz.

Nesrin’in ölümündeki ihmalleri araştırmak adına hazırladığı gensoruyu Türkiye Büyük Millet Meclisine taşımış olan HDP Milletvekili Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu’na insan hayatına göstermiş olduğu bu hassasiyeti nedeni ile teşekkür ediyoruz. Ne var ki Sayın Milletvekilinin mensubu olduğu partisinden dolayı Gençosman Ailesi üzerinde oluşan birtakım gerçek dışı algı ve baskılar nedeni ile Nesrin Gençosman ve Ailesinin Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile ilgilerinin olmadığını, bu parti ile ortak bir siyasî ve dünya görüşü de paylaşmadıklarını da açıklamak zarureti doğmuştur.”

SORUŞTURMADA HİÇBİR GELİŞME YOK

Aile avukatı açıklamasını, Gençosman’ın ölümüne ilişkin sorumluların bulunacağına ilişkin inançla bitiriyordu: “Devletimizin bu şikâyet üzerinde hassasiyet ile durup ihmali, kusuru, suçu olanları bir an evvel tespit ederek ilgililer hakkında hızla gerekli idarî kararları alıp, iddiaların Nesrin’in kaldığı kaldığı koğuştaki arkadaşlarının da ifadelerine başvurularak kapsamlı şekilde soruşturulacağına, suçlu veya suçluların sonunda hak ettikleri cezaya çarptırılacağına olan inançla yukarıda izah ettiğimiz hassasiyet ve uyarılarımızı kamuoyunun dikkatine saygı ile arz ederiz.”

Ancak öyle olmadı. Nesrin Gençosman’ın ölümündeki ihmallerle ilgili aradan geçen bir yılda hiç kimse hukuk önüne çıkartılmadı. Sağ girdiği cezaevinden 41 günde cesedi çıkan Nesrin Gençosman’ın ölümü soruşturulmadığı gibi bir yılda pek çok başka tutuklunun hayatına mal olan ihmaller devam etti.

NESRİN GENÇOSMAN’IN ÖLÜMÜNDEN SONRA YAPTIĞIMIZ VİDEO

Bold, Nesrin Gençosman’ın ölümüyle ilgili ihmalleri BOLD ilk günden itibaren gündeme getirdi. Konuyla ilgili geçtiğimiz yıl yayınladığımız video:

BOLD ÖZEL

Beyaz Saray, Erdoğan’dan önce Enes Kanter’i ağırladı

ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray’da çarşamba günü Erdoğan’ı ağırlamaya hazırlanırken Enes Kanter, Erdoğan’dan önce senatörlerin organize ettiği bir toplantıya konuşmacı olarak katıldı.

BOLD-Boston Celtics’de oynayan başarılı oyuncu Enes Kanter,  parkenin dışında vermiş olduğu insan hakları mücadelesi ile tüm dünyada ses getirmeye devam ediyor. Aldığı çok sayıda ölüm tehditlerine rağmen susmayan Enes Kanter, bugün çoğunluğunu Amerikan Kongre Üyesi Milletvekillerinin ve siyasi danışmanların oluşturduğu yaklaşık 100 kişilik bir gruba konuşma yaptı.

Türkiye’de yaşanan hukuksuzlukları vurgulayan Kanter, insan hakları ihlallerini ve Hizmet Hareketi mensuplarına yapılan zulümleri detaylı bir şekilde anlattı. Bebek, kadın, yaşlı, gazeteci ayırmadan yüzbinlerce masum insanın uğradığı zulmü dünyaya duyurmanın kendisi için basketboldan daha değerli olduğunu söyleyen NBA yıldızı Kanter, “Çünkü onların seslerini duyurma şansı yok” diye konuştu.

“BU YÜZYILIN HİTLERİ ERDOĞAN”

Erdoğan’ı bu yüzyılın hitleri olarak niteleyen Enes Kanter, maruz kaldığı tehditlerin sesini daha fazla yükseltmesi için kendisini motive ettiğini ve asla susmayacağını söyledi. Amerikada yaşayan insanların demokratik bir ülkede oldukları için çok şanslı olduğunu belirten Kanter, kendi ülkesinde bu olmadığı için çok üzgün olduğunu ifade etti. Oregon ve Boston’da parkeye çıktığında kendisini evinde gibi hissettiğini ve onların bu sevgisi nedeniyle taraftarları ailesi olarak gördüğünü söyleyen Kanter, “onlara çok teşekkür ediyorum” diyerek konuşmasını tamamladı.

SENATÖR’DEN TRUMP’A, “İPTAL ET” ÇAĞRISI

Toplantıyı organize eden Senatorlerin başında gelen Ed Markey, Trump’a Erdoğan’ın yarın yapacağı Beyaz Sarayı ziyaret etme davetini iptal etme çağrısı yaptı. Senatör toplantının bitiminde sosyal medya hesabından Kanter’in bugün yapmış olduğu konuşmanın bir bölümünü yayınlayarak şu notu paylaştı; “Türk Hükümetinin tüm tehditlerine rağmen büyük bir cesaretle insan hakları konusunda konuşmaya devam eden Enes kanter’e programa katıldığı için çok teşekkür ediyorum. Bu arada Erdoğan’ın otoriterizmini kınayan bir yasa tasarısı hazırlıyorum. Konuşma özgürlüğünüzü her zaman savunacağız.” dedi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Erdoğan rejiminin 6 özel esiri

Onlar Erdoğan Rejimi’nin baskısını en çok hisseden 6 kişi. Aylarca kaybedildiler, işkence gördüler. Şimdi tutuldukları hücrelerde avukat istemeye bile korkuyorlar. Yaşamaya devam ettikleri şeyler Nazi Almanyası’ndan kalma gibi.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD – Rejim muhaliflerinin zorla kaybedilmesi, gizli merkezlerde aylarca işkence yapılması ya da öldürülmeleri Türkiye tarihinde farklı dönemlerde görülen bir uygulama. 90’lı yıllarda Kürtlerin hedef olduğu bu durum, uzun zaman sonra şimdi Hizmet Hareketi için geçerli.

2016’nın başından bugüne 29 kişi zorla kaybedildi. Bunlardan bazılarından çok uzun zamandır haber alınamıyor ve hayatlarından umut kesilmiş durumda.

Şubat 2019’da benzer biçimde 6 kişi kaçırıldı: Gökhan Türkmen, Yasin Ugan, Özgür Kaya, Erkan Irmak, Salim Zeybek ve Mustafa Yılmaz.

Gökhan Türkmen, Yasin Ugan, Özgür Kaya ve Erkan Irmak, zorla kaybedilmelerinden 6 ay sonra Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde oldukları açıklandı.

Son kalan iki kişi olan Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen ise 9 ay sonra yine polise teslim edilmiş olarak bulundu.

İLK SÖZLERİ: ULUSLARARASI MAHKEMELERE BAŞVURULARINIZI ÇEKİN

Kaçırılan 6 kişiyle aylar sonra görüşen eşlerinin gözlemleri aynı: “Aşırı derecede zayıflamışlar, tenleri bembeyaz, korkmuşlar.”

6 kişinin hiçbirinin eşleriyle ya da avukatlarıyla yalnız görüşmelerine izin verilmiyor. Yasalara aykırı olmasına rağmen görüşmeler Emniyette polis; hapishanede ise gardiyan eşliğinde yapılıyor. Üstelik birden fazla polis ve gardiyan bulunuyor görüşme odasında. Ve kamera kaydı alınıyor.

Kaçırılan 6 kişinin karılarına söyledikleri ilk cümleler ise birbirinin aynısı ve ezberletilmiş bir metin gibi:

“Avukat istemiyorum, Uluslararası Mahkeme ve kuruluşlara kayıp olduğumuz ve işkence gördüğümüzle ilgili başvuruları geri çek, Türk mahkemelerindeki şikayetlerden vazgeç, tweet atmayı bırak.”

MİT tarafından Siyah Transopter’la kaçırılanlardan biri de Ayten Öztürk’tü. Öztürk 6 ay boyunca gördüğü ağır işkenceleri mahkemede anlatmıştı. Ardından tüm yargılamaları kapatacak biçimde 34. Ağır Ceza Mahkemesi kuruldu.

AİLE AVUKATLARIYLA GÖRÜŞTÜRÜLMEDİLER

6 kişiden önce kaçırılanlar, aylar süren işkencenin ardından tutuklanıp hapse girdiklerinde yaşadıkları işkenceleri ailelerine ve avukatlarına anlattılar. Mahkemelere de yansıyan bu ifadeler nedeniyle Türk istihbarat teşkilatı MİT’in Ankara’daki gizli işkence merkezi deşifre oldu.

Son 6 kişide bu sebeple farklı bir yol izlendi. Kendi avukatlarıyla ya da Baronun avukatlarıyla görüşmelerine ya da yakınlarıyla yalnız görüşmelerine izin verilmedi.

Aylar boyu yaşadıkları işkence nedeniyle korku içinde olan 6 kişi, ezberletilmiş cümlelerle “Avukat istemiyorum” dediler.

Ardından sürpriz avukatlar ortaya çıktı. Ailelerinin tanımadığı, Baronun atamadığı bu avukatların parasını kimin ödediği bilinmiyor.

Profillerine bakıldığında aşırı milliyetçi oldukları görülen avukatlar, kaçırılan 6 kişi hakkında ailelere bilgi vermekten de kaçınıyor.

Bu avukatlardan biri Neslihan Koçer. Yaptığımız görüşmede ısrarla işkencenin ve kaçırılmanın söz konusu olmadığını savunuyor. Avukat Koçer’e göre, bu kişiler kendileri bilinmeyen bir yerde saklanmışlar ve sonra Emniyete gelip teslim olmaya karar vermişler. Koçer, Emniyete bir iş için gittiğinde Yasin Ugan ve Özgür Kaya ile koridorda karşılaştığını ve avukatlıklarını üstlendiğini savunuyor. Bu kişilerin neden kendi aile avukatlarını istemedikleri sorusunu ise cevapsız bırakıyor.

Koçer, bu açıklamaları yaptığı röportajın ardından mahkemeye başvurarak, röportajın yayınlandığı Bold Medya sitesini Türkiye’de yasaklattı.

ULUSLARARASI MAHKEME BAŞVURULARI

6 kişi kaçırıldıktan sonra aileleri aylar boyu mücadele ettiler. Türkiye’de başvurmadık kuruluş bırakmayan aileler sonuç alamayınca uluslararası hukuk yollarını denemeye başladılar.
Birleşmiş Milletler Zorla ve İrade Dışı Kaybolmalar Çalışma Grubu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 6 kişinin dosyasını gündemine aldı ve Türkiye’den savunma istedi.
Şu an tutuklu olan 6 kişinin, benzer biçimde kurdukları ezber cümlelerden biri de buydu. Eşleriyle ilk görüşmelerinde “Uluslararası Mahkemelere başvurularınızı geri çekin” deseler de uzun süren mücadeleye devam etmek isteyen eşleri, şikayetlerini geri çekmemekte kararlı.

TWITTER TEK ÖZGÜR ALAN

Türk medyasındaki yoğun sansür nedeniyle seslerini duyuramayan aileler, sosyal medyayı etkin biçimde kullandılar. Özellikle de Twitter’ı…

Ailelerin tweetleri binlerce paylaşım alırken, kamuoyuna seslerini duyurabilmeleri bu şekilde oldu.

Kaçırılan fizyoterapist Mustafa Yılmaz’ın eşi Sümeyye Yılmaz özellikle Twitter’ı etkili biçimde kullanmasının eşini sağ olarak geri alabilmesinde etkili olduğunu düşünüyor.

Sümeyye Yılmaz, “Eşim tweet atmamamı, avukat istemediğini, uluslararası mahkemelere yaptığım şikayetleri geri çekmemi istiyor. Bunlar onun cümleleri olamaz. Ezberletilmiş gibi. Mücadelemi sürdüreceğim” diyor.

Gökhan Türkmen’in eşi Zehra Türkmen ise “Uluslararası mahkemelere başvurularımı geri çekmeyeceğim. Hukuk mücadelemi devam ettireceğim. Eşimin kayıp olduğu 9 ayın hesabını soracağım” diyor.

BARO’NUN AVUKAT ATAMASINA İZİN VERİLMİYOR

Ankara Barosu, kaçırılan kişilerle görüşmek için bir avukat heyeti görevlendirdi. Ancak açık yasalara rağmen bu avukatlara cezaevi yönetimi tarafından izin verilmedi.

Kaçırılan kişilerin kendilerine “Avukat istemiyorum” dedirtildiği için Baro da kilitlenmiş durumda. Türkiye böylesi bir baskıyı belki de ilk kez görüyor.

İnsan Hakları Hukukçusu Kerem Altıparmak bu durumu şöyle özetliyor:

“İnsanlar aylarca kayboluyor. O arada aileler perişan bir şekilde sevdiklerini arıyor. Aylar sonra o kişi çıkıyor ve ben saklandım diyor. Yani ailenin o halini biliyor ama gıkını çıkarmıyor. Birden ortaya çıkan kişi ısrarla ailenin ve Baronun avukat teklifini reddediyor. Israrla ailesinin ve hatta kendisinin bile bilmediği bir avukatla çalışacağını söylüyor. Aylarca kaçan kişi birden itirafçı olup çok sayıda ismi veriyor. Bu kişiler özel kurulan bir mahkemede gizli yargılanıyor. Ne tesadüf ki her kayıpta aynı senaryo sergileniyor.”

İnsan hakları savunucusu ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ise son 6 kişide birbirinin aynısı durumlar sözkonusu olduğunu söylüyor:

“Zorla kayedilmeler en önemli insan hakları ihlali. Kaçırılmadan sonra yoğun işkence bilgileri alıyoruz. Kaçırılıyorlar ve aylar sonra emniyette ortaya çıkıyorlar. Son vakalarda Emniyet’te bulunan kişilerin hiçbiri konuşmak istemiyor. Hepsinin eşi kocalarının iradeleri dışında konuştuklarını düşünüyorlar. Son bulunan Gökhan Türkmen, önceki kaçırılanların beş kişide de aynı hikaye var; Zayıflamış, teni güneş görmemekten bembeyaz ve uluslararası mahkemelere yapılan başvuruların çekilmesini istiyor. Hep aynı durum.”

ÖZEL BİR MAHKEME

Kerem Altıparmak’ın söz ettiği özel kurulan mahkemenin ismi; Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesi.

Kamuoyunda ‘MİT Mahkemesi’ olarak biliniyor. MİT’in ilgilendiği davaların yargılaması Eylül 2019’da kurulan bu mahkemede yapılacak. Bir anlamda kuruma özel mahkeme.
Kaçırılanlardan 4’ü 24 ve 25 Ekim’de ilk kez bu mahkemede yargılandılar. İnsan hakları mücadelesiyle tanınan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, ilk duruşmada gözlemci olmak için Ankara Adliyesi’ne gitti.

Tanrıkulu yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “İki saat ailelerle birlikte Salim Zeybek ve Özgür Kaya’nın nerede hangi duruşma salonunda yargılandıklarını bulmak için adliyede dolaştım. Adliyedeki hiçbir resmi makam bu yargılamanın nerede yapıldığını bize söylemedi. 34. Ağır Ceza Mahkemesinin kendi salonu boştu. Gizli bir yargılama yapılıyor ve bu suç.”

İŞKENCE MERKEZİ

Aylar boyu kayıp olan 6 kişi, kendi avukatlarını seçemiyor, aileleriyle yalnız başına görüşemiyor ve gizli duruşmalarda yargılanıyorlar. Cezaevinde ise tek kişilik hücrelerde izole edilmiş durumdalar. Bu nedenle kayıp oldukları aylar boyunca nasıl işkencelere maruz kaldıklarını anlatma fırsatı bulabilmiş değiller.

Ancak 6 kişi dışında; MİT’e ait “Çiftlik” denilen işkence merkezinde aylarca kalan Ayten Öztürk ve Zabit Kişi bu fırsatı bulabildiler.

Mahkemelere yazılı ve sözlü olarak yaşadıklarını anlatabildiler.

 

Ayten Öztürk

Ayten Öztürk isimli kadının anlattıklarının bir bölümü şöyle:

“İşkence odasına gözlerim bağlı götürülüyordum. Önce üstümü soyuyor, sonra da askıya alır pozisyonda ellerimi duvardaki demir halkalara kelepçeliyorlardı. Çıplak bedenimin hemen her yerine elektrik cihazı ile bastırıp bir süre tutuyorlardı. Bunu yaptıklarında tüm bedenim titreyerek sarsılıyor son sesimle çığlıklar atıyordum. Bayıltıncaya kadar bunu tekrar tekrar yapıyorlardı. Elektrik cihazıyla bedenime bastırdıkları her yerde iki tane yarık gibi noktalar oluşuyordu. Aralarında 2 cm. olan izler. Tutuklanıp hapishaneye geldiğimde arkadaşlarım vücudumdaki yara bere izini saydı. 898 yara-bere vardı. Bayılacak hale geldiğimde beni banyo-tuvaletin olduğu yere götürülüp tazyikli suyla işkenceye devam diyorlardı. Saatlerce suyla boğma işkencesi yaptıkları oluyordu. Biri bana tazyikli su sıkacakken diğeri kafamdaki çuvalın içinin su dolması için tutuyordu. O elektrik cihazını suyla boğma işkencesi sırasında da kullandılar. Bazen de kafamdaki çuvalı çıkarıp gözlerimi açarak ağzıma, burnuma su tutuyorlardı.

Tabut denilen yerde hareket etmek imkansızdı. Hücrede ise her fırsatta kapıyı açıp kaba dayak, tehdit ve küfürler oluyordu. En az iki kez çok yoğun bir şekilde özellikle yüzüme ve kafama vurdular.

Ağzım, burnum kan içinde kalıp, yüzüm gözüm şişip morarıncaya kadar bunu yapıyorlardı. Serçe parmaklarımdan ve yak baş parmaklarımdan verdikleri bir elektrik vardı. Parmaklarıma metal bir halka bağlayıp (bantlayıp) uzaktan kumandayla veriyorlardı. Birkaç kez bayılıp ayağa kalkamayacak hale gelmiştim. Elektriğe ara verdiklerinde askıda tutup bedenimin her yerini parmak, sopa ve copla taciz ediyorlardı. Copu cinsel bölgelerime sokmaya çalışıp her türlü ahlaksızlığı yapıyorlardı.”

Zabit Kişi’nin aylar sonra hapishanede çekilen fotoğrafı.

Zabit Kişi, işkenceye alındığında 105 kilo olduğunu, çıktığında ise 75 kiloya düştüğünü söylüyor.

Zabit Kişi ise 103 gün kaldığı işkence merkezinde yaşadıklarını Mahkeme’de şöyle anlattı:

“Mekana girer girmez çırılçıplak soydular, soyarken yapılan tacizleri ve bel altı muhabbetleri yazmaya elim varmıyor. İki kişi kollarımdan tutarak duvar tarzı bir yere hızlıca çarptılar. Vücudumun üst kısmından başlayarak ayaklarıma ve farklı bölgelere zaman zaman voltajını arttırarak elektrik verdiler. Oturma pozisyonunda iken ayaklarımın taban kısmı yukarı bakacak duruma getirilip parmaklarımı teker teker ezdiler. Bir aydan sonra parmaklarım iyileşmeye başladı ve ilerleyen zamanda da tırnaklarımdan çıkanlar oldu. Oturma vaziyetinde ellerim ters kelepçeli iken ayaklarıyla kelepçe üzerine çıkarak baskı uyguladılar.

Birkaç gün verdikleri yemeği yerken kaşık tutmakta zorlandım, sinirler tahrip olduğundan el parmaklarımdaki his kaybından dolayı ceza infaz kurumunda iken ilaç kullanma durumunda kaldım.
Çıplak vaziyette iken tecavüzle tehdit edip sert cisimle tecavüze yeltendiler, ısrarla yalvarmama rağmen tekrarladılar.

Oturma pozisyonunda iken kollarımdan iki kişi tutarak sırtıma sert cisimle vurdular, kaburgam çatladı. Her nefes alışverişte kaburgamın ciğerime yaptığı baskıdan dolayı ciddi acı çektim. Kafamda çuval olduğu halde işkence yaparlarken yüksek sesle cevap vermemi istemeleri, nefes alışverişi ağzımdan hızlı ve derin almamdan dolayı ciddi solunum sıkıntısı, kalp çarpıntısı yaşadım.
Ekipler değişiyor ama işkence değişmeden artarak devam ediyordu.”

Zabit Kişi ve Ayten Öztürk, yaşadıkları tüm işkenceleri anlatmalarına rağmen, mahkemeler tarafından doktor muayenesine bile gönderilmediler. İşkence hakkında ise soruşturma başlatılmadı.

HABERİN İNGİLİZCESİ İÇİN TIKLAYIN

HABERİN ALMANCASI İÇİN TIKLAYIN

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Bir çocuk daha cezaevine girdi

Hapisteki bebek ve çocukların sayısı her geçen gün artıyor. İki yaşındayken de hapse girmek zorunda kalan Meryem A. (4) yine demir parmaklıklar ardına gönderildi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL- Anne babası tutuklu bulunan çocukların dramlarına ne yeni yargı paketiyle bir çözüm bulundu ne de ailelerin tutuksuz yargılanma talepleri dikkate alınıyor.

Annesi Erzurum H Tipi Cezaevinde, babası Trabzon Bahçecik Cezaevinde tutuklu bulunan Meryem A. 25 Ekim 2019’da bir kez daha cezaevine gönderildi.

2 yaşındayken de hapse girmek zorunda kalan Meryem’in hayatı birçok bebek ve çocuk gibi cezaevlerinde geçiyor. Bazen anneanne, bazen de babaanneyle kalan Meryem’in bir de 5 yaşında Tarık ve Burak adında ikiz abileri bulunuyor.

3 ÇOCUK DÖNÜŞÜMLÜ OLARAK CEZAEVİNE GİRİP ÇIKTI

Fen bilgisi öğretmeni Mehmet Atilla A. (36) ve bilgisayar öğretmeni Rukiye Betül A. (32) Erzincan’da bir devlet okulunda öğretmenlik yapıyorlardı. Rukiye Betül A., 2014 Temmuz ayında ikiz bebekleri dünyaya gelince mesleğine ara verdi. 2015 Eylül’de Meryem doğunca yine işine geri dönemedi. Bu sırada Erzurum’a ailelerinin yanına tayin istediler.

Rukiye Betül A. 15 Temmuz’a kadar çocuklarını büyütmekle meşgul bir anne iken birdenbire ailece ‘terörist’ ithamıyla karşı karşıya kaldı. Önce 1 Eylül 2016’da eşi tutuklanıp Erzincan Cezaevine gönderildi. Üç çocuğuyla kalan anne ise Mayıs 2017’de tutuklandı. 7 ay cezaevinde yatan anne bu süre içinde üç çocuğunu 2’şer aylık periyotlarla yanına alıp bakmak zorunda kaldı.

Aralık 2017’de örgüt üyeliğinden 8,5 yıl hapis cezasına çarptırılan Rukiye Betül A., çocuklarının durumu göz önünde bulundurularak serbest bırakılmıştı. Fakat geçtiğimiz temmuz ayında Yargıtay cezasını onaylandığı için 17 Ekim 2019’da tekrar tutuklandı.

Erzincan’dan Trabzon’a nakledilen baba ise zaten 3 yıldır hapiste. Dosyası şu an İstinaf’ta olan baba da örgüt üyesi olmak iddiasıyla 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

HİÇ OLMAZSA BABA TUTUKSUZ YARGILANSIN

Çocukların amcaları Mert A., “Polisler annelerini çocukların gözü önünde aldı. Çünkü tekmiş o gün evde. Polis kıyafetinde olmadıkları için ‘işçi arkadaşları geldi, işe götürdüler’ diye söylenmiş. Anneleri işe gitti diye biliyor çocuklar. Meryem annesine çok bağlı. Mecburen yanına göndermek zorunda kaldık. Dilekçe yazdık. Hiç değilse baba tutuksuz yargılansın, çocuklara baksın diye. İkizler anneanne ve babaannede dönüşümlü kalıyorlar. Babaannenin şeker hastalığı ve kalp romatizması var. Annem bakamıyor, babam kısmen ilgilenebiliyor. Ben uzaktayım, her zaman yanlarında olamıyorum.” dedi.

Eylül 2015 doğumlu Meryem ikiz abileri Tarık ve Burak’tan ayrıldı. Birbirlerine çok bağlı olan kardeşlerin annelerinden ayrılmaları ayrı, birbirlerinden ayrılmaları ayrı bir sorun.

Mehmet Atilla A. (sağdan ikinci) Erzincan Cezaevindeyken, eşi (sağ baştaki), çocukları, annesi, babası ve kardeşiyle birlikte bir görüş gününde.

Rukiye Betül ve Mehmet Atilla A., çocuklarının doğum gününü kutlarken.

Tarık ve Burak A.’ya anne babaları cezaevindeyken, 70’li yaşların başındaki babaanneleri ve dedesi bakmak zorunda kaldı.

Darmadağın edilmiş Öner ailesinin çığlığı

Okumaya devam et

Popular