Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Kayseri Emniyeti’nde işkence: “Dört gündür başıma poşet geçirip darp ediyorlar”

Avukat Zehra Karakulak, müvekkili Mehmet Ali Çetin’e Kayseri KOM Şube Müdürlüğü’nde yapılan işkenceleri anlattı: “Koca adam karşımda hüngür hüngür ağladı.”

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Kayseri’de Gülen Cemaati’ne yönelik son günlerde peş peşe gerçekleştirilen operasyonlarda gözaltına alınanlara işkence yapıldığı iddia edildi.

Avukat Zehra Karakulak, Kayseri Kaçakçılık ve Organize Şube’de gözaltında tutulan müvekkili Mehmet Ali Çetin ve gözaltında bulunan diğer kişilere işkence yapıldığını söyledi.
Müvekkilinin Cemaate ait dershanede tarih öğretmenliği yaptığını belirten Avukat Zehra Karakulak, “Avukat odasına geldiğinde üstü toz toprak içindeydi, beni görünce hüngür hüngür ağlamaya başladı. 4 gün boyunca kafasına poşet geçirilerek işkence yapılmış.” dedi.

KAYSERİ KOM ŞUBE’DE İŞKENCE

Karakulak şöyle konuştu: “27 kişinin gözaltına alındığı, medyaya yeniden yapılanma olarak yansıyan bir operasyondu bu. Ben de bir meslektaşımın babası alındığı için arandım. Gittiğimde daha önce yargılanıp ceza alan kişiler olduğunu gördüm.

Mehmet Ali Çetin için ben de avukat olarak adımı KOM Şube müdürlüğüne bildirdim. İki gün boyunca aranmadım. Bu sabah arayıp ifade için davet ettiler. KOM Şube Müdürlüğü’ne gittim. Avukat odasına alındık.

Müvekkilim beni görür görmez ağlamaya başladı. ‘Avukat hanım beni kurtarın, dört gündür başıma poşet geçirip beni sürekli dövüyorlar, sürekli vücudumun farklı yerlerini darp ediyorlar’ dedi. Koskoca adam karşımda hüngür hüngür ağladı. Kendisiyle gözaltına alınan diğer arkadaşlarına da işkence yapıldığını söyledi, sürekli ağladı.”

“KONUŞTUĞUMUZ PLATFORM GİBİ”

Müvekkilinin kendisine 6 polisin işkence yaptığını, bunlardan birinin isminin Necmettin olduğunu aktardığını belirten Avukat Karakulak, ardından ifade esnasında yaşananları anlattı:

“İşkence yapanların isimlerini sordum. Necmettin isimli bir polis memurunun ismini verdi, diğerlerini ise görürse tanıyacağını söyledi. Ben işkencenin insanlık suçu olduğunu, kendisini baskı altında hissetmemesi gerektiğini, avukatı olarak hukuksal çerçevede elinden geleni yapacağımı söyledim.

Ardından ifade odasına gittik. İki polis memuru vardı. Polislerden ifadeyi alacak olan, ‘Konuştuğumuz platform gibi değil mi’ dedi. Ben de ne platformu olduğunu sordum. Benden önce müvekkilimi ifadeye alıp almadıklarını sordum. Geçiştirdi, ‘O biliyor’ dedi.

İfadeye başlandı. Tabi ifade tutanağı CMK Etkin Pişmanlık Hükümlerine göre hazırlanmış. Müvekkilime etkin pişmanlıktan yararlanıp yararlanmayacağını sordu. Müvekkilim ‘Yararlanmayacağım’ deyince, polis ‘hım’ gibi sesler çıkardı. Ondan sonra polis memuru sinirlendi kalktı gitti. Serdar isimli bir komiser geldi.”

ÖNCEDEN İFADE ALINDIĞI ORTAYA ÇIKTI

Avukat Karakulak, odaya Serdar isimli komiser girdikten sonra gerilimin arttığını ve kendisinin de baskı altına alınmaya başlandığını belirtti:

“Odaya başka polisler de girdi. Serdar isimli komiser başımızda dikilip, ‘Lan oğlum dört gündür konuşacağım diyorsun, konuştun da, biz de savcı beye ilettik. Bir saatte ne değişti’ diye bağırdı. ‘Bu avukat mı seni yönlendirdi’ dedi. Müvekkilim, ‘hayır avukat hanım beni yönlendirmiyor, ben bir şey bilmiyorum, bildiklerimi söylerim zaten’ dedi.

Baskı ortamı oluşturulunca ben tepki gösterdim. ‘Komiser bey, şu an baskı yapıyorsunuz, psikolojik işkence yapıyorsunuz, bunu yapamazsınız’ dedim. Bağırarak ‘bu avukat ağzını açarsa tutanak tutacaksınız, konuşturmayacaksınız’ diye bağırıp odadan çıktı.

Başka polis geldi oturdu, ama ifade almadı. Sonra 4-5 kişi geldi hiçbir şey yapmadı. Sonra başka polis geldi. Tape konuşmaları deniyor ama hiçbir açıklama yok, belge yok. Sonra tutanak çıkartıldı ve imzaladık.”

BARO DEVREYE GİRDİ

Avukat Karakulak, içeride yaşananları meslektaşlarına ilettiğini, Kayseri Baro Başkanı’nın kendisini aradığını ancak ‘Avukat hanımın telefonu çekmiyor’ denilerek Komiser Serdar’ın telefonuna yönlendirildiğini belirtti.

Komiser Serdar’ın telefonundan Baro Başkanıyla konuştuktan sonra yaşananları ise Avukat Zehra Karakulak şöyle anlattı:

“Serdar isimli komiser çıkışta benimle konuşmak için ısrar etti. Odasına çağırdı. Polis olduğunu, kimseye işkence yapmadığını, sürekli işkence iddialarının gündeme getirildiğini söyledi. Ben de müvekkilimin 4 gündür işkence gördüğünü ağlayarak anlattığını belirttim. Polis olarak suçluyu bulma görevlerinin olduğunu, ama işkence yapamayacaklarını söyledim. Baskı altında ifadeye karşı çıkmanın avukatlık görevim olduğunu söyledim.

Sonrasında Baro Başkanı ile tekrar kendi telefonumdan görüştük. İşkence konusunda arkamızda olduğunu söyledi. Ardından CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ile görüştük.”

“BENİ SİNDİRMEYE ÇALIŞABİLİRLER”

Avukat Zehra Karakulak, yaşananların ardından kendisine yönelik tehdidin de olabileceğini ancak baskıya boyun eğmeyeceğini belirtti:

“Beni sindirmeye çalışabilirler, başıma gelecekleri hissediyorum şu an ama işkenceye karşı sessiz kalmam mümkün değil. Yazık günah, kaç yaşında adam hüngür hüngür ağlıyor karşımda. Sizden sonra bana ne yapacaklar diyor. İnsanlıktan çıktık, bu nedir? İyice tartaklandığı belliydi zaten müvekkilimin, üstü başı toz toprak içindeydi.”

BOLD ÖZEL

Moğolistan’daki Türk öğretmenler BM korumasıyla Kanada’da

AKP hükumeti tarafından pasaportları iptal edildiği için can güvenliği ve Türkiye’ye iade edilme endişesi taşıyan Moğolistan’daki Türk öğretmenler, BM koruması eşliğinde Kanada’ya götürüldü.

NEFER ERGUT

BOLD ÖZEL – Moğolistan’daki Türk okullarında görev yapan 6 öğretmen ve 1 ev hanımı BM koruması eşliğinde ülkeyi terk etti. 1 Temmuz 2019’da oturumları biten ve Türkiye tarafından pasaportları iptal edilen 7 kişi, Moğolistan devleti tarafından da çıkış yasağı bulunduğu için 14 Haziran 2019’da Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğine (UNHCR) başvurmuş ve koruma talep etmişti.

TERÖR İÇİN DEĞİL EĞİTİM İÇİN BURADAYIZ

Empathy Schools ve Elite International School’da görev yapan öğretmenler; Hacı Ömer Ayyıldız, Fatih Avşar, Ishak İlik, Ayhan Altıntaş, Enes Uzun, Mustafa Varol ve ev hanımı Meryem Avşar “Biz öğretmeniz, terör için değil eğitim için buradayız” açıklaması yapıp Birleşmiş Milletler (BM)’den yardım istemiş, BM de onları korumasına almıştı. 1,5 ay bekletilen 7 kişi, 11 Ağustos 2019’da BM yetkilisi bir memur eşliğinde Moğolistan’dan ayrıldı.

Birleşmiş Milletler koruması eşliğinde Moğolistan’dan ayrılan öğretmenler ve aileleri.

MOĞOL DOSTLARIMIZA TEŞEKKÜR EDERİZ

Aileleriyle birlikte Kanada’ya yerleşen öğretmenler ortak bir mesaj yayınlayarak Moğolistan halkına, öğrencilerine ve kendilerine destek olan herkese teşekkür etti. Mesajda şöyle denildi:

“Bizi bu zor zamanımızda yalnız bırakmayan değerli Moğol dostlarımıza çok teşekkür ederiz. Moğolistan bizim ikinci vatanımız. Sizleri unutmayacağız. Herkesle görüşme fırsatımız olmadı, bundan dolayı tanıdığımız dost, arkadaş, öğrenci velilerimize, öğrencilerimize ve kıymetli mesai arkadaşlarımıza en iyi dileklerimizi sunuyoruz.”

MOĞOL BASINI GENİŞ YER VERDİ

Moğol basınında çok ses getiren bu olaya Moğolistan’ın popüler gazetelerinden IKON geniş yer ayırdı ve uzun yıllardır güçlü kadrosu ve kalitesiyle Moğolistan’ın eğitimine katkıda bulunan öğretmenlerle röportaj yaptı.

“Moğol çocuklarına neler öğrettiniz, Moğollardan neler öğrendiniz? Türk öğretmenler olarak kırsal alan ve şehir merkezlerinde çalıştınız. Moğol öğretmenlere göre daha kolay fark edebilmiş olabilirsiniz. Kırsal alanda okuyan çocuk ile şehir merkezinde okuyan çocuklar arasında ne gibi farklılıklar gördünüz?” sorularına matematik öğretmeni Enes Uzun şöyle cevap verdi:

“Hem şehirdeki hem de kırsal alandaki Türk okullarının aynı kalitede olması bizim için önemliydi. Bu ilkeye hep bağlı kaldık. Bütün öğretmenler her bölgede görev yaptı. Kimya öğretmeni Fatih Avşar Moğolistan’daki beş okulumuzda da öğretmenlik yaptı. İngilizce öğretmeni İshak İlik 2 yıl Ulanbatur’da, 5 yıl Bayan-Ulgii şehrinde öğretmenlik yaptı. Ben ise 7 yıl Darkhan-Uul, 4 yıl Ulan Batur’da öğretmenlik yaptım. Çocukların yanı sıra kırsal alanlarda da çok sayıda çocuk var. Kırsal kesimdeki çocukların büyük hedefleri oluyor. Bu başarıyı tetikleyen çok önemli bir faktör. Olimpiyata 15 çocuk katıldığında, 12 çocuk kırsal alandan gelenler oluyor. Aslında kentsel-kırsal eğitimi ortadan kaldırmak gerekiyor. Genellikle Moğolistanlı çocuklar kendine güveniyor.”

MASUM OLDUĞUMUZ ORTAYA ÇIKTI

“Moğolistan’dan çıkamadınız. Türkiye’ye götürülüp işkence görme, hapse atılma gibi durumlardan kurtuldunuz. Kanada’ya gidiyorsunuz, neler hissediyorsunuz?” sorusuna İngilizce öğretmeni İshak İlik ve Enes Uzun, “Moğolistan’da uzun yıllardır yaşıyoruz. Oturumlarımızın bittiği 30 Haziran 2019 bizim için korku günü oldu. Umutsuzluk, korku ve panik yaşadık. Ama hepsi geçti ve tüm sorunlar geride kaldı. En önemlisi de suçu olmayan öğretmenlerin suçsuz olduğunun anlaşılmasıydı! Bu karar resmen masum olduğumuzu doğruladı” dedi.

“Buraya geldiğimde genç bir öğretmendim, 20 yıldır Moğolistan’da yaşıyorum ve çalışıyorum” diyen kimya öğretmeni Fatih Avşar ise “Moğolistan’da harika günlerimiz geçti. Burada birçok iyi arkadaş edindik, her şeyden önemlisi bizi seven öğrencilerimiz var. Moğollar bizi hiçbir zaman terörist olarak görmedi. Zaten uluslararası örgütlerin kararları da bizim terörist olmadığımızı kanıtlıyor. Bu sorunun çözülmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

GEÇEN YIL BİR MÜDÜR KAÇIRILMAK İSTENMİŞTİ

Empathy Schools’un Genel Müdürü Veysel Akçay, 27 Temmuz 2018’de Türk Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından evinin önünden kaçırılmak istenmiş, fakat Moğol devletinin duruşu ve halkın büyük tepkisiyle bu kaçırılma gerçekleştirilememişti.

Ancak bununla yetinmeyen AKP hükumeti ve Moğolistan Türk Elçiliği, Türk okullarında çalışan diğer öğretmenlerin pasaportlarını iptal edip Moğolistan devletine bunu resmi bir yazıyla bildirmişti.

Moğolistan’da şu anda çözülen bu sorunlar bazı Avrupa ve Asya ülkelerinde devam ediyor. 15 Temmuz’dan sonra başlatılan Tenkil süreci kapsamında, Türk Büyükelçiliği ve konsoloslukları, fişledikleri Hizmet Hareketi mensuplarının pasaportlarına el koyuyor, yeni doğan çocuklara pasaport vermiyor, süresi biten pasaportları ise uzatmıyor.

BM’den koruma talep eden 8 kişi Moğolistan’dan çıkış yolu arıyor

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Muhammed Yahya’nın elini kim tutacak?

Dört ay önce cezaevine giren hasta tutuklu Lütfi Koç’un eşi adalet istiyor: “Oğlum yüzde 100 engelli. Kızım kas hastası. 80 yaşındaki anneme bakıyorum. Eşim tutuksuz yargılansın!”

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Ev hanımı Züleyha Koç, eşinin tahliye edilmesi için dün (20 Ağustos 2019) İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesi hakimler heyetine bir dilekçe yazdı. Biri ağır engelli olmak üzere iki hasta çocuğu, 80 yaşındaki annesi ve cezaevinde endoskopi sırası bekleyen eşi için adalet çağrısında bulundu.

KALBİ DURDU…

Doğuştan engelli Muhammed Yahya, 24 saat bakıma, ilgiye, tedaviye muhtaç bir çocuk. Görmüyor, konuşamıyor, yürüyemiyor. Sadece elini sürekli tutan biri olunca sakinleşip mutlu oluyor.

Sık sık epilepsi nöbeti geçiren ve üst üste 3 gün hiç uyumayan 4 yaşındaki Muhammed Yahya’nın geçen sene doktor kararıyla dişlerinin çekildiğini belirten annesi, “Oğlumun dişleri yarım çıkmıştı. Çiğnemesi olmadığı için dişleri yumuşaktı ve devamlı enfeksiyondan yanağı şişiyordu. Doktorlar hepsinin çekilmesine karar verdi. Çünkü anestezi her zaman alamıyordu. Kalbi durdu bir keresinde, operasyonu yarım bıraktılar” ifadelerini kullandı.

ENDOSKOPİ İÇİN SIRA BEKLİYOR

Tenkil sürecinde başlatılan soruşturmalar kapsamında 2 Kasım 2018’de İzmir’de gözaltına alınan baba Lütfi Koç (45), iki gün gözaltında kaldıktan sonra oğlu Muhammed Yahya’nın (4,5) durumu göz önünde bulundurularak denetimli serbestlikle bırakılmıştı. Fakat 7 ay sonra, 29 Nisan 2019’da kendi ayağıyla gittiği mahkeme bu kez ‘örgüt üyeliğinden’ tutuklanmasına karar verdi.

Koç ailesinin zaten zor olan hayatı o günden sonra daha zorlaştı. 4 aydır İzmir 1 Numaralı F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Koç, 95 kilo girdiği cezaevinde 20 kilo kaybetti.

Ağrıları nedeniyle eşinin 10 Haziran 2019’da Yeşilyurt Devlet Hastanesine sevk edildiğini söyleyen Züleyha Koç, “Eşimin karın ağrıları vardı ama üzerine düşmemişti. Cezaevindeki stres, koğuş ortamındaki sıkıntılar sanırım tetikledi. Doktor, ‘kanserden şüpheleniyorum, 3 gün sonra sizi kolonoskopi ve endoskopi için çağıracağım’ dedi ama hala bunlar çekilmek üzere hastaneye götürülmedi. Uyuşturarak yapacaklar tetkikleri, bunun için 6 ay beklemesi gerekiyormuş. Eşim ağrılarının devam devam ettiğini söylüyor ama dayanmaya çalışıyor” dedi.

9 Temmuz 2019’da çıkarıldığı ilk mahkemede, savunma yapamadan 8 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan Lütfi Koç’un kendisi de, eşi de, çocukları da çaresiz. Ailesinin durumunu 9 maddede mahkeme heyetine özetleyen Züleyha Koç, tek başına tüm sorunlarla mücadele etmek zorunda bırakılıyor. Muhammed Yahya’nın elinden kim tutacak bilemiyoruz ama Tenkil sürecinin en ibretlik belgelerinden biri olan Züleyha Koç’un tarihi dilekçesini sunuyoruz:

BU HAYAT MÜCADELESİNDE YALNIZ KALDIM

“Ben Züleyha Koç, ağır engelli annesiyim. Epilepsi nöbetleri olan oğlum yüzde 100 ağır engelli. 4 yaşında. Aynı zamanda görmüyor, konuşamıyor, yürüyemiyor, devamlı gergin ve güvende hissetmek için sürekli el tutmak istiyor. Uyku düzeni yok, bakıma muhtaç, devamlı birinin yanında olması gerekiyor. Her an nöbet geçirebiliyor.

Kızım 11 yaşında. Doğduğunda rahatsız doğdu. Çok zor günler atlattık. Onu hayata kazandırdık derken 10 yaşında kas rahatsızlığı başladı. Müsküler Distrofi (Çocuklarda görülen kas erimesi) tanısı ile takibe alındı.

Hastaneler, uykusuz günler-geceler, eşimle birlikte yardımlaşarak geçirdiğimiz bu hayat mücadelesinde yalnız kaldım. Çok zor durumdayım, ayrıca evin tek çocuğuyum. 80 yaşındaki anneme bakmak zorundayım. Hayat iyice zorlaştı. Lütfen kalbinizle, vicdanınızla merhamet edin. Sizin de çocuklarınız, eşiniz, anneniz vardır. Kendinizi benim yerime koyun.

Eşim 29 Nisan’da çocuklarıyla dahi kucaklaşmadan geri gelirim diye çıktığı evine geri dönemedi. Kendi ayaklarıyla gittiği mahkemede tutuklandı.

1- Yüzde 100 çocuğun ayak ameliyatı tedavisi,
2- 11 yaşındaki kızının fizik tedavisi,
3- Kendi rahatsızlığı (Yeşilyurt D.H Gastroentoloji kanser şüphesi doktor teşhisi),
4- Kendi isteği ile mahkemeye gitmesi,
5- Yıllardır aynı ikamette kalması,
6- Her hafta serbest denetim imzasına gitmesi,
7- Şikayetçilerin çelişkili ifadesi,
8- Tüm hukuki talepleri kabul etmemiz,
9- Sadece çocuklarımızın tedavisi için yanımızda olması talebimizin reddedilmesi, 8 yıl 10 ay çok ağır ceza verilmesi bizi çok üzdü. Kız çocuğumun psikolojisinin bozulmasına sebep oldu. Hayata küstü, içine kapandı, devamlı üzgün ve ağlamaklı. “Benim babam kötü biri değil, benim babam terörist değil” deyip ağlıyor. Yeni okul dönemine nasıl başlayacağız bilemiyorum.

Sizden RİCA EDİYORUM, çocuklarımı gözü yaşlı, boynu bükük bırakmayın. Bizim yardıma, desteğe, BABAMIZA ihtiyacımız var. Bu yardım talebimizi geri çevirmeyin. Çok perişan bir anne, bir kadın olarak sizlerden rica ediyorum. Bitmiş durumdayız.

Çocuklarımızın tedavilerinin yarım kalmaması ve hayata kazandırmak için EŞİM LÜTFİ KOÇ’un TAHLİYESİNİ TALEP EDİYORUM.”

Muhammed Yahya, ablası ve hasta tutuklu babası Lütfi Koç.

Lütfi Koç, oğlunu elinden tutarak uyutuyor ve onunla 24 saat ilgileniyordu.

MUHAMMED YAHYA’NIN ELİNİN TUTULMASINI İSTEDİĞİ VE MUTLU OLDUĞU TEK AN…
MUHAMMED YAHYA’NIN DİŞLERİNİN ÇEKİLDİĞİ GÜN
MUHAMMED YAHYA’NIN EPİLEPSİ NÖBETİ GEÇİRDİĞİ AN
MUHAMMED YAHYA’NIN ENGELİNE İLİŞKİN HASTANE RAPORU

Kaçırılan Mülkiyeli Tunç’un eşi: “Polis eşimin nerede olduğunu bana soruyor”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Kaçırılan Mülkiyeli Tunç’un eşi: “Polis eşimin nerede olduğunu bana soruyor”

Mülkiyeli Yusuf Bilge Tunç, KHK’yla ihraç edildikten yaklaşık 3 yıl sonra kaçırıldı. Eşi yaşadıklarını, ulaşabildikleri bilgileri ve son durumu anlattı.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD – Zorla kaybedilme olaylarının son kurbanı KHK’lı Yusuf Bilge Tunç’un kaçırılmadan kısa süre önce hakkındaki “arama kararının” kaldırıldığı öğrenildi. Tunç’un eşi ise soruşturma sürecine tepkili: “Polis kendi cevaplaması gereken soruları arayıp bize soruyor.”

Yusuf Bilge Tunç, Türkiye’nin en önemli fakültelerinden “Mülkiye” olarak bilinen Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu başarılı bir isim. Adana’da başlayan eğitimini Mülkiye’de tamamladıktan sonra Savunma Sanayi Müsteşarlığında Mali Hizmetler Uzmanı olarak görev yapmaya başladı.

KHK İLE İHRAÇ EDİLDİ

OHAL döneminde “iltisak ve irtibat” gerekçesiyle önce açığa alınan Tunç, ardından KHK’yla ihraç edildi. Tunç’un 10, 6 ve 2,5 yaşında üç çocuğu var.

Ailesini geçindirmek için karton bardak ve plastik ambalaj satan Tunç, 6 Ağustos 2019’da kaçırıldı. Tenkil sürecinin en ağır insan hakları ihlallerinden Siyah Transporter ile kaçırılma vakalarının sonuncusu olan Tunç’la birlikte kaçırılan kişi sayısı 29’a yükseldi.

ARAMA KARARI KALDIRILDI MI?

Tunç hakkında 2017 Nisan ayında arama kararı çıkartılmış ve adresinde birkaç kez arama yapılmış. Ancak kaçırıldıktan sonra ailesinin yaptığı başvurularda hakkında polis kayıtlarında bir arama kararı bulunmadığı görüldü. Tunç’un kaçırılmadan önce hakkındaki arama kararının kaldırıldığı düşünülüyor.

Sosyal medya üzerinden sesini duyurmaya çalışan Tunç’un ailesi bir yandan da hukuk mücadelesi sürdürüyor.

Yusuf Bilge Tunç’un terkedilmiş halde bulunan aracı.

“POLİS KAÇIRILAN EŞİMİN NEREDE OLDUĞUNU BANA SORUYOR”

Yusuf Bilge Tunç’un kaçırılma nedeni hakkında hiçbir fikri olmadığını söyleyen eşine göre tek ihtimal, işkence ya da kendini kurtarmak için ifade veren bir kişinin beyanlarında isminin geçmiş olabileceği. Kocasının ailesini geçindirmek için çırpındığını anlatan Tunç, 15 Temmuz gününden başlayarak yaşadıkları süreci anlattı:

“Eşimle son olarak 6 Ağustos sabah konuştuk. Dağıtıma gidecekti. O zamandan beri haber yok. Polisler kendi gitmiş olabileceğine bizi inandırmaya çalıştı. Ama eşim bize haber vermeden asla hiçbir yere gitmez. Hele hasta anne ve babasına haber vermeden asla böyle bir şey yapmaz. Kaçırıldıktan sonra arabasını terk edilmiş biçimde bulduk. Kaçırıldığına eminiz.

Dün doğru bir polis aradı. Eşimin nerede olduğunu bana sordu. Savcılıktan bir yazı gelmiş Emniyete, eşimi bana soruyorlar. Arabasının ortaya çıkıp çıkmadığını sordular. Oysa dilekçede her şeyi yazmıştık. Arabayı bulduğumuzu, bunu polise zaten bildirdiğimizi, polisin incelemediğini, olay yeri ekibi göndermediğini, hatta ‘arabanın başında pusu kurun eşiniz gelir’ diyerek ilgilenmediklerini söyledim. Zaten şikayetçi olduğumuz, savcılığa bildirdiğimiz şeyleri bize soruyorlar saçma biçimde.”

“EŞİMİN NE 15 TEMMUZLA NE DARBEYLE HİÇBİR İLİŞKİSİ YOK”

Eşinin darbeyle, ya da herhangi bir suçla ilgisi olmadığını söyleyen Tunç, OHAL döneminde ve sonrasında yaşadıklarını 15 Temmuz gününden başlayarak anlattı:

“Ben 15 Temmuz sürecinde hamileydim. Eşimin kardeşinin hastalıkları var, eşim 15 Temmuz’da o gün yine rahatsızlanan kardeşinin yanına gitmişti. Akşam, geri döndü eve. Biz tabi korku içindeydik, Ankara’da Balgat’ta oturuyorduk, bütün bombaların seslerini duyduk korku içinde evde geçirdik o geceyi.

Ardından eşim önce açığa alındı ardından KHK’yla ihraç oldu. O ihraç olmuştu ben de sıkıntılı hamilelik nedeniyle ücretsiz izne ayrılmak zorunda kalmıştım. Eşim evi geçindirmek için toptan karton bardak satma işine başlamıştı. Sonra ambalaj ürünleri satışına geçti. O şekilde geçiniyorduk.

2017 Nisan ayında polisler Adana’daki adresimize gitmişler. Hakkında arama kararı olduğunu öğrendik. Gidip teslim olmadı. Ben mecburen ücretsiz izindeyim, üç çocuk var bakılması gerekiyor, eşim ailesinin geçimini sağlamak zorunda hissetti kendini bu nedenle gidip teslim olmak istemedi. Hem de o günlerde gözaltında ve hapiste çok fazla eziyet, işkence haberleri geliyordu. Ben de bu ortamda gidip, o muamelelerle karşılaşmasını istemedim.”

“KAÇIRILMA OLAYLARINI DUYMUŞTUK AMA KENDİMİZE KONDURAMADIK”

KHK’lıların peş peşe kaçırılmalarına ilişkin haberleri duyduğunu belirten Tunç, eşinin kaçırılması için hiçbir neden olmadığını, kendilerine bunu konduramadıklarını belirtiyor:

“Kaçırılma olaylarını duymuştuk ama biz kendimize hiç konduramadık. Eşimi kaçırmaları için hiçbir neden yoktu. Arama kararı çıktıktan sonra, yurt dışına çıkmak aklımızdan geçmedi değil. Ama yolda çocuklarımızın başına bir iş gelme ihtimali ve farklı pek çok nedenden dolayı öyle bir adım atmadık.

Eşimin, darbeyle, askerlerle ya da 15 Temmuz’la ilgili hiçbir şeyle ilgisi yoktu. Yüzde yüz buna inanıyorum.

15 Temmuz’dan sonra bazı insanlar samimi arkadaşını teröristmiş gibi anlattı ifadelerde, kimi gerçek olmayan şeyleri anlattı. Ben de buna ihtimal veriyorum. Herhalde birinin ifadesinde ismi geçti, ya iftirayla ya da zorla, işkenceyle eşimin ismi bir yerde geçti ve bu nedenle kaçırılmış olabileceğine ihtimal veriyorum. Aklıma başka bir ihtimal gelmiyor.”

“SONUNA KADAR EŞİMİN ARKASINDAYIM VE ONU ARAYACAĞIM”

Tunç, eşinin bulunması için hukuk mücadelesini sürdüreceklerini söylerken, olayın peşini asla bırakmayacaklarını belirtiyor:

“Biz hukuksuz hiçbir iş yapmayız. İnsanlara zarar verecek hiçbir iş yapmayız ne aklımızın ucundan geçer ne de fiiliyata dökebiliriz. Bundan sonra da hukuk çerçevesinde elimizden ne geliyorsa onu yapacağız. Eşimin arkasındayım. Elimden geleni ardına koymayacağım, onun sağlığı selameti ve bulunması için.

Eşimin de diğer kaçırılanların da bir an önce bulunmalarını istiyoruz. Daha önce kaçırılanları tanımıyorum ama onların da kötü insanlar olmadığını, masum olduklarını düşünüyorum. Bu insanlar zorla kaçırılıyor, zorla bazı şeylere imza attırılıyor, söylemedikleri ifadelere, işlemedikleri suçlara işkence altında imza atıyorlar. Ülkemizde sürekli bu kötülüğün devam etmesini anlamıyorum.”

KAÇIRILAN 29 KİŞİ VE İSİMLERİ
  • Sunay Elmas (27 Ocak 2016)
  • Ayhan Oran (1 Kasım 2016)
  • Mustafa Özgür Gültekin (21 Aralık 2016)
  • Durmuş Ali Çetin (17 Mayıs 2017)
  • Hüseyin Kötüce (28 Şubat 2017)
  • Mesut Geçer (26 Mart 2017)
  • Turgut Çapan (31 Mart 2017)
  • Önder Asan (1 Nisan 2017)
  • Cengiz Usta (4 Nisan 2017)
  • Mustafa Özben (9 Mayıs 2017)
  • Fatih Kılıç (14 Mayıs 2017)
  • Cemil Koçak (5 Haziran 2017)
  • Murat Okumuş (16 Haziran 2017)
  • Enver Kılıç (30 Eylül 2017)
  • Zabit Kişi (30 Eylül 2017)
  • Hıdır Çelik (6 Aralık 2017)
  • Ümit Horzum (6 Aralık 2017)
  • Ayten Öztürk (13 Mart 2018)
  • Orcun Şenyücel (21 Nisan 2018)
  • Hasan Kala (20 Temmuz 2018)
  • Fahri Mert (12 Ağustos 2018)
  • Ahmet Ertürk (16 Kasım 2018)

2019 Şubat sonrası kaçırılanlar ve tarihleri:

  • Gökhan Türkmen (7 Şubat 2019)
  • Yasin Ugan (12 Şubat 2019)
  • Özgür Kaya (12 Şubat 2019)
  • Erkan Irmak (16 Şubat 2019)
  • Mustafa Yılmaz (18 Şubat 2019)
  • Salim Zeybek (20 Şubat 2019)
  • Yusuf Bilge Tunç (6 Ağustos 2019)

Kaçırılan KHK’lı Yusuf Bilge Tunç’un arabası bulundu

Okumaya devam et

Popular