Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Ailesini Meriç’te kaybeden Murat Akçabay ilk kez konuştu: Rabbim mahşeri yaşattı

Hatice Akçabay üç oğluyla geçtiğimiz yıl bugün Meriç’te can verdi. Murat Akçabay birinci yılında o geceyi anlattı, devrin muhasebesini yaptı.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Murat Akçabay ve Hatice Akçabay, çalıştıkları kurumlar KHK’yla kapatılan iki öğretmen. 15 Temmuz’dan on binlerce öğretmen gibi onların da hayatı altüst oldu. Hizmet Hareketi’yle bağlantıları nedeniyle haklarında arama kaydı çıkartılınca 23 ay saklanmak zorunda kaldılar. Endişeleri ikisinin de tutuklanıp, üç çocuklarının ortada kalmasıydı.

İşsizlik, çocukları hastalandığında tedavi ettirememe, tüm sosyal haklardan mahrum kalma artık dayanılmaz noktaya gelince Türkiye’yi kaçak yollardan terk etme kararı aldılar. 18 Temmuz 2018 gece yarısı Meriç Nehri üzerinden Yunanistan’a geçmeye çalışırken botları alabora oldu.

Hatice Akçabay(36), ve üç oğlu Ahmet Esat(6), Mesut(5), Bekir Aras(1) Meriç’in sularında can verdi. Aileden geriye baba Murat Akçabay kaldı. Anne ve iki çocuğun cenazesi bulunurken, Ahmet Esat aradan geçen bir yıla rağmen bulunamadı.

Büyük trajedinin ilk yılında Murat Akçabay’la kendi ifadesiyle “mahşer gecesini” ve 15 Temmuz’dan beri yaşadıkları ve etrafındaki insanlara yaşatılanlarla ilgili “süreci” konuştuk.

ÖĞRETMEN ÇİFT VE MUTLU YUVALARI

Murat Akçabay, 8 Temmuz 1982’de Hatay’ın Kırıkhan İlçesi’nde doğmuş. İstanbul Üniversitesi Matematik Bölümü’nü bitirdikten sonra 2010 yılında Hatice Akçabay’la tanışmış.
Hatice Akçabay, üniversiteye giriş sınavında Karaman dil puanı birincisi, İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Mezunu bir öğretmen. Çift Ekim 2010’da evlenmiş.
2012’de Ahmet Esat, 2014’te Mesut ve 2017’de Bekir Aras dünyaya gelmiş.

Murat Akçabay arandığı dönemde, kaldığı evde..

SAKLANARAK GEÇEN YILLAR

15 Temmuz’dan sonra çalıştıkları kurumlar kapatılan öğretmen çift, arabalarını satıp bir süre idare etmişler ancak Murat Akçabay hakkında arama kararı çıkartılınca, gizlenerek geçirecekleri zor aylar başlamış.

Birkaç defa adres değiştiren ailenin hayatı Hatice Akçabay hamile kalınca daha da zorlaşmış. Doğumhane kapısında gözaltına alınan kadınlardan biri olmamak için Hatice Akçabay, kontrollerini aksatmak durumunda kalmış. Bekir Aras dünyaya geldiği günü Murat Akçabay şöyle anlatıyor:

“Bekir Aras 19 Nisan 2017 yılında dünyaya geldi. Eşimin aranıp aranmadığını bilmiyoruz, hamilelik sürecinde neredeyse hiç kontrole gitmedi. Doğum günü hastaneye gittik. O zaman ben artık arandığımı biliyorum. Hatice gelmemi istemiyor ama kimse yok yanında ben de girdim. Doğum oldu hemen çıkmaya çalıştık. Doktor Hatice’nin bir gün daha kalmasını istedi ama mesuliyet kabul edip imza attık, koştura koştura çıktık.

Doğum yaklaştıkça acaba yakalanma durumu olacak mı stresi vardı. Sonrasında annesinin sütü gelmedi, mamaya geçtik ama alerjisi varmış. Çıkartıyor. Bekir Aras bir türlü gelişmiyor. Doktora da götüremiyoruz ama akranlarıyla kıyas edince gelişmiyor. Hastalandı, test yapmaya götürmemiz lazım, gidemiyoruz. 10 gün kadar ciddi hasta, doktor arkadaşım vardı eve gelip kontrol ettiler. Çıkışta ‘çocuk ölebilir’ demişler o kadar ciddi hastalanmış. Sonra atlattı, ek gıdaya geçti toparladı.”

“Tabi saklandığımız süreçte hayatımız kısıtlı, giriş çıkışlarımız problemli. Çocuklar bizimle birlikte aynı sıkıntıyı yaşıyor. Dışarı çıkmak, eğlenmek, okula gitmek istiyorlar ama yapamıyoruz. Bir gün köpek almaya karar verdik Mesut için. Adını zeytin koyduk. Site yönetimi istemese de bir köşede Zeytin’le beş ay geçirdiler. Sonra yaşadığımız evde bir kısıntı çıktı. Şubat 2018’de evde ayrıldık. Ayrılacağımız vakte kadar beş farklı yerde kaldık. Tabi Zeytin’i barınağa vermek zorunda kaldık. Meriç yolculuğuna çıkarken de çocukları Survivor’a çıkıyoruz diye motive etmiştik, kazanırsak da Mesut’a yeni bir Zeytin alma sözü vermiştim. Son güne kadar da mesut Zeytin diyordu, onun aşkıydı Zeytin.”

Mesut ve köpeği Zeytin

“İŞKENCE HABERLERİ GELİYORDU”

15 Temmuz’da evde çay içerken televizyondan her şeyi gördüğünü anlatan Akçabay, ardından gözaltına alınan arkadaşlarının işkence gördüklerine ilişkin bilgiler geldiğini, tanıdığı bazı arkadaşlarının gözaltına alındıktan sonra 80 güne varan sürelerde ortadan kaybedildiklerini söylüyor.


“TUTUKLANIRSAK KİMSENİN HAKKINA GİRMEYELİM”

Bazı ifade tutanaklarında isminin geçtiğini öğrenen Murat Akçabay, eşi Hatice Akçabay’la ikisinin de tutuklanma ihtimali üzerine yaptıkları konuşmayı anlatıyor:

“İkimizin de yakalanabileceğini ve ikimizin de hapse girebileceğini düşündük. Bunu tekrar tekrar birbirimize hatırlattık. Ama girdiğimiz zaman da hiç kimsenin hakkına girmeyeceğiz dedik. Gelip de önümüze bir şey koyup imzala derlerse gücümüzün yettiğince dayanacağız. Burada çocukların geride kalması en büyük korku ama diğerinde başka birinin canını yakıp onun çocuklarını babasız annesiz bırakma ihtimali var. İkimiz de tutuklanırsak, çocukları ne yapacağımızı da konuşmuştuk.”

Bekir Aras’ın doğumu

“MERİÇ’İ GEÇME KARARINI KOLAY ALMADIK”

Murat Akçabay oldukça zor ve zaman zaman hıçkırıklarına hakim olamadığı röportajda, kendi yaşadığı büyük trajediyi ve sürece ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.

Kötü ihtimalleri düşündünüz mü?

Başımıza gelebilecek olayları biliyorduk. Evden çıktığımız andan itibaren yolda yakalanma durumu, nehri geçememe, geçince Yunanistan’da mı kalacağız, başka yere mi gideceğiz? Bizim evden çıkarken bir hedefimiz var ama bir yönüyle meçhule gidiyorsunuz. Bilmediğiniz diyarlara yelken açıyorsunuz, sadece birileri gitmiş biz de gideriz diye ümit ediyorsunuz, çünkü bu hayatın sürdürülebilirliği yok. Yaklaşık 23 ay saklanarak geçtik.

Ülkeyi terk etme noktasında bardak nasıl taştı?

Geçim meselesi var, aracımızı satmıştık belli bir yere kadar onunla gittik. En önemlisi çocukların okulu var, bir sene yollamadık ama nereye kadar gidecek. Hastane ihtiyacı var, Hatice dört kere ameliyat oldu, Allah yüzümüze baktı da biri yardımcı oldu ama sürdürülebilir değildi artık.

Sonra nasıl karar aldınız?

Çıkan arkadaşlarımız vardı onlara sorduk. Yollar aradık, hangisi güvenli diye. Hangi yoldan çıkacağımıza karar verdiğimiz zaman dilimi hayatın en stresli anlarıydı. Üç çocuğumuz var, çetin bir yolculuğun beklediğini biliyoruz. Günlerce, haftalarca yol aradık. Bir noktada eşim ‘kimse bizim kadar yol aramadı artık birine karar verelim’ dedi. Diğerlerine göre daha pahalı olsa da en güvenli gördüğümüz yola karar vermiştik ama bir takdir var.

Tek başınıza çıkmayı düşündünüz mü?

Tek başına çıkmayı değerlendirdim. Eşimin de aranması var. Ben yurt dışına çıksam, o da yakalanıp tutuklansa çocuklar ortada kalacak, daha sıkıntılı bir durum. Çok aldık verdik. Ahmet Esad ve Mesut’u bırakıp çıksak, sonra orada hayat kurup onları da alsak mı diye. En son geldiğimiz yerde, birlikte gidelim ayrılmayalım diye karar aldık.
Karar verdikten sonra ilk düşündüğümüz şey Hatice’nin babasıydı. Hastalıkları vardı, bir daha görebilir mi belli değil. Hatice, Karaman’a gitti, babasıyla ailesiyle helalleşti geldi.

Meriç’i geçerken hayatını kaybedenleri duymuş muydunuz?

Meriç’ten geçerken şehit olan Abdürrezzak ailesi ve Maden ailesi geldi aklımıza. O zaman da çok üzülmüş, çok ağlamıştık, onlar geldi aklımıza. Ama geçen çok daha fazla insan var, geçeceğiz ve yeni bir hayat kuracağız diye düşünüyorsunuz, yakalanmama üzerine konuşmaya başlıyorsunuz. 18 Temmuz 2018’de geçmeye karar verdik.

Murat Akçabay’ın ormanda Meriç’i geçmek için beklerken çocuklarıyla çektiği son kare.

BÜYÜK TRAJEDİNİN YAŞANDIĞI GÜN

O gün ne oldu?

18 Temmuz günü geldi hava durumuna baktım, Trakya’da Edirne’de yağmur görünüyor. Kaçakçıyı aradım, ‘burada yağmur görünüyor, benim üç çocuğum var, eşim yüzmeyi bilmiyor, Allah korusun bir şey olabilir biz haftaya geçelim, sular yükselmiş olabilir’ dedim. Hiçbir şeyin olmadığını, emin olabileceğimizi, bir gün önce başkalarının geçtiğini söyledi, yolların tıkanabileceğini, tüm hazırlıkların tamam olduğunu belirtti. Tabi bir yerde eliniz de kaçakçıya mahkum, bazı yerlerde kaçakçıya rağmen bir şey yapamıyorsunuz.

Yola çıktık, Edirne’ye vardık. Ben can yelekleri almıştım, kaçakçı gerek yok dediği halde. Hava karardı, başka iki kişi geldi bizi almaya galiba Pakistanlı’ydılar, çat pat Türkçeleri var. Can yeleğine gerek yok, biz size vereceğiz, yolumuz var dediler. Biz göz göze geldik eşimle. Can yeleği poşetlerinden birini bırakalım dedik. İçinde iki yelek olan poşeti bırakacağımıza üç yelek olan poşeti bırakmışız.

SURVIVOR’I BİZ KAZANACAĞIZ

Yola çıktık, yürüyüş yolu var, hızlı hızlı yürüyorsunuz, artık yola çıkınca ipler kaçakçıların elinde. Bazen korkutuyorlar, bağırıyorlar, acele ettiriyorlar. Biz bir yandan çocukları motive etmeye çalışıyoruz, Survivor’u biz kazanacağız vs.

Bekir Aras benim kucağımda, dört kaşık uyku ilacı içirdik, kaçakçılar ağlarsa asker duyar demişlerdi. Sırtlarımızda çanta var, çocukların ellerinden tutuyoruz, Mesut Aras’la Ahmet yürüyor. Hatice’nin taşla ilgili rahatsızlıkları var, Hatice ile Mesut arkada kalıyor. Kaçakçı bağırıyor ama ben Hatice’ye ‘ancak bu kadar yapabilirsin zorlama kendini’ diyorum, maraton gibi koştur koştur gidiyoruz.

Bir yerde ezan okundu, Hatice ‘herhalde bu da son ezanımız olur’ dedi. Ben de öyle deme Allah büyük yine geliriz dedim. ‘Ne bileyim’ dedi.

Murat Akçabay, Ahmet Esat ve Mesut.

SUSTURUN BEBEĞİ ASKER DUYAR!

Ahmet Esad sürekli neden askerden kaçtığımızı soruyor. Kaçakçı sürekli asker diyor. Ben de Survivor’da onlar da görmemeli diyorum. Mesut’u da yeni Zeytin alacağız diye motive ediyorum.
Bir yerde Bekir Aras uyandı. Ağlamaya başladı. Kaçakçılar bağırdı, çocuğu uyutmanız lazım asker duyar. Ben susturamadım. Annesinin kucağına verdim. O arada kısa bir bekleme oldu. Can yeleğini giydireyim dedim. Ahmet Esad’a can yeleğini giydirdim. Mesut’a giydireceğim baktım ki ikili poşeti almışız. İkinci yeleği Hatice’ye giydirmek için bekliyorum, bebeği uyutuyor. Can yeleği elimde kaldı. O arada kaçakçılar koştur koştur acele ettirdiler, yeleği giydiremedim. Nehre ne kadar var onu da bilmiyoruz. Bir yerde fırsatını bulur Hatice’ye giydiririm diyorum.
Mesut bir yerde yürüyemez oldu. Onu da kucağıma aldım. Artık nefes nefese kaldığımız anlar. Sonra nehrin oraya geldik. Bir araba ışığı göründü. Gerçekten asker mi bizi korkutmak için mi yaptılar bilmiyorum, asker geldi dediler. Hızlıca botu suyun içine atıp bizi aceleyle bindirdiler. Tahminim bir buçuk iki saattir yürüdük.

BOT ÇOK HIZLI SU ALMAYA BAŞLADI

Nehrin ortasına kadar geldik. Ben Hatice’ye doğru hafiften eğilip, ‘Allah’ın izniyle artık bitti’ dedim. İnşallah dedi. Karşıya geçti bot. Karşıda vardığımız yer iki metreden daha yüksek bir alan, oradan çıkamayız diye tekrar botu nehrin ortasına doğru ittiler. Nehrin ortasına iterken suyun içinde yatmış bir ağaç, tam batmamış.

Bot ağacın üzerine çıktı. Geçemiyor da geri de dönemiyor takıldı. Botun diğer tarafı yattı, çok hızlı su almaya başladı. Hatice’ye ağacı tut diyemeden, bot alabora oldu. Mesut’la Ahmet Esat’ı yakaladım. Kendimi kıyıya doğru atmaya çalışıyorum ama olmuyor yapamıyorum. Bir yerde bir ağacın ucundan tuttuk. Ama sağlam bir dal değil, sabitleyemiyor bizi, gidip gidip geliyoruz. Ahmet Esat tuttu dalı. Ben bir elimle dalı diğer elimle Mesut’u tutuyorum.

40-50 metre daha sürüklendik. Ben bir yerde yolunu bulur ikisini çıkartırım, Hatice ile Bekir Aras nerede diye aklım hep onlarda. Elimle Mesut’u ittim ileri doğru, o tuttu. Sonra Ahmet Esat’ı aldım, ileriye iteceğim. Dönünce baktım ki Mesut düştü. O düşünce bir an atlasam peşinden. Ahmet Esat düşerse bir daha bulamam diye düşündüm. Ahmet’i de alıp atladım peşinden. İlerde Mesut’u yakaladım.

ONU KALDIRINCA BEN BATTIM

Ayışığı zifiri karanlık. Mesut acaba su yuttu mu, öldü mü diye kendime çevirdim. Gözleri ayrılmış. Ölmek üzere. Mesut batmasın hava alabilsin diye onu yukarı kaldırdım. Kaldırınca ben battım. Bu arada Ahmet’in sesini duyuyorum o hep ‘baba’ diye bağırıyor. Çıkamıyorum artık, önüme doğru bıraktım çocukları, çıkıp tekrar tutacağım. Derman kalmadı, bir türlü suyun içinden çıkamıyorum, yorulduğunuzun bir anda farkına varıyorsunuz. Allah’ım rüya mı bu, ne olursun bana güç ver ben ölürsem hepsi ölür diyorum.

Sonra ben kendimden geçmişim, kaç saniye bilmiyorum, suyun üzerinde döşek gibi yatıyorum, nehir beni aşağı götürüyor. Ahmet Esat, Mesut diye bağırdım sesleri yok. Sağa sola bakıyorum ses yok. Elime bir dal geldi tuttum. Çocuklar gitmiş, Hatice gitmiş.

Sonra bir ses duydum. Hatice sen misin diye bağırdım. Benim dedi. Sakın bırakma geleceğim dedim. Neredesin ses ver. Hatice’nin sesi de gitti.

KAPKARANLIK BİR YER

Allahım nereye gideyim, nereye yüzeyim. Kapkaranlık bir yer, gözümün önünü göremiyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum. Gitti. Mahşeri yaşamak nedir bilmiyorum ama herhalde o mahşerdi.
Yardım edecek hiç kimse yok. Kaçakçılar kendilerini hemen attı, hiç kimse peşimden gelmiyor. Allah mahşeri yaşattı, hepsi elimden gitti. Ben o dala tutundum kaldım. Ses gelmiyor.
Telefon vardı, yurt dışından içinden birilerini aradım. Bir anlam ifade ediyor mu bilmiyorum ama bot battı, çocuklar gitti, ekiplere haber edin dedim. Yarım saat sonra kaçakçıların sesi geldi. Yönlendirdiler, çıkardılar, çıkmama yardımcı oldular. O duygular anlatılmaz.

İntihar haram olmasa yüz defa ölümü seçersiniz. Sonra Yunanlı polisler geldi. Arama çalışmaları dediler ama tabi benim elimde gitti Mesut. Az çok biliyorum. Kurtulacak diye teselli ettiler ama elimde gitti. Bir adım kalmıştı.

İki gün sonra 20’sinde Hatice ile Bekir Aras bulundu. 27’sinde Mesut bulundu. Ahmet Esad hala bulunmadı.

Arkadaşlar da geldiler. Hem polis karakollarını, hem oradaki balıkçı kahvelerini, sınır hattındaki köyleri her gün araştırdık, sorduk. Ahmet Esat’ı arıyorduk. İki ay oralarda araştırdık Ahmet Esat’la ilgili haber gelmedi, hala gelmedi.

Cenazelerine katılamadınız?

Yurt dışına çıkan herkesin aklında anneme babama bir şey olursa dönemem, cenazelerine katılamam düşüncesi vardır, bunları göze almıştık ama böylesi akla hayale gelmemişti. O zaman ailemle, büyüklerimle konuştum. Gidip cenazelere katılayım diye, ‘burada ne yapacağım zaten’ diye. Onlar ısrarla gelme, acımızı katmerleştirme dediler. Onların kanaatinin yanında bir de dönüp hapse girmek dün gibi içeri girmek değil. Kimsenin hakkına girmeyelim diye çıktığımız yolda, dönüp başkalarının hakkına girme ihtimalinden gerçekten korktum. Psikolojinizi kestiremiyorsunuz. İçeri girmek dün gibi girmek değildi.

Bu süreçte dava arkadaşlarınızı, ailenizi yanınızda buldunuz mu?

Benim de Hatice’nin de ailesi benim gibi yandı. Aylarca arama faaliyeti sürdü. Onlar Türkiye tarafından biz Yunanistan tarafından. Arama faaliyetlerinde kardeşimi içeri almışlardı, medyaya da yansıdı.

Dava arkadaşlarım yönünden hep güzel dostlarım oldu, Allah bana lütfetmiş. Sonuna kadar hep yanımda oldular. Ayakta durma da böyle oldu. Birileri hep omuz vermeyle, hakikati anlatmayla oluyor. Arkadaşlarım sırayla geldiler, aylarca beni yalnız bırakmadılar. Gerçek dostluk.

BUNA SEBEP OLANLARDAN HAKKIMIZI ALACAĞIZ

Nasıl ayakta kaldınız bu büyük trajediden sonra?

15 Temmuz’dan sonra hem arkadaşlarımdan hep akrabalarımdan işinden atılan, tutuklananlar oldu. Yeter ki ucunda ölüm olmasın. Gidip tarlada çalışır ekmeğinizi kazanırsınız. İçeri alınma ihtimalimi düşündüm. Ama ölümü düşünmemiştim. Oysa bu da hak ölüm de. Başa gelince anlıyorsunuz. Ben annemin babamın ölümünü düşününce dayanamazdım. Ama Allah öyle bir imtihan verdi ki, hiçbir şeye benzemiyor. Ama imtihanı veren sabrı veriyor. Sabrı veriyor ama dün gibi değil hiçbir şey. Yaşamanız gerektiği gibi yaşıyorsunuz. İşin bir diğer yanı biz eşimle bu yola çıkarken, yolların sarp ve dikenli olduğunu hep kabul ettik, bu derece bir imtihanı beklememiştik. Takdir-i ilahi. Allah’ın bizim için yazdığı kadere razıyız. Ama buna sebep olanlar var. Sebep olanlardan hakkımızı alacağız, mücadeleyi bırakmayacağız. Bu dünyada olmazsa diğer dünyada hakkımızı alacağız.

Bu süreçte yakın arkadaşlarımızdan hepsinin yaşadıkları bir şeyler var. Anne baba içeri alınıp, çocukları dışarıda kalmış aileler var. Eşimle birlikte gidip onları ziyaret ederdik. O çocuklar yalnız kalmış ama anne babası kimseye iftira etmiyor, hakkına girmiyor. Yine 10 yıl 12 yıl ceza alan arkadaşlarımız var, hücrede. Bugün olmuş hala hücrede. Bu süreçte kimi canından, kimi memleketinden, kimi işinden oldu, kimi hapse girdi. Ama biz toplamda şunu biliyor ve inanıyoruz ki, bu yolun yolcularının başına gelecek. Bundan önce de hep olmuş. Bunları okuduk, dinledik. Bugün idrak vakti, başımıza gelince sabır vakti. Bundan vazgeçecek miyiz? Bunlardan vazgeçmeyeceğiz, dün ne yaptıysak, en azından kendi aileme vefadan dolayı bugün bir fazlasını yapmak durumundayım. Yolumuz yanlış değildi. Yanlış olsaydı kimsenin bırak demesine gerek kalmazdı.

Çocuklarınızın kaybından sonra sosyal medyada trolce tepkiler “oh olsun” diyenler oldu?

Bazılarını bana da atmışlardı arkadaşlar. Sonra atmasanız daha iyi olur dedim. Tweet atmışlar “Meriç temizlik yapıyor” yazmışlar. Yani benim yavrularımı, eşimi Meriç temizliyormuş. Ben o tweet’i de sildim. Kim olduğuma bakmıyorum. Birilerinin böyle demesi, benim ülkeme, topraklarıma sırt çevirmemi gerektirmez. Ben o topraklarda doğdum, nerede ölürüm bilmiyorum, ahdim var mezarım çocuğumun yanı olacak. Kendini bilmezler her zaman olmuştur, onlar böyle dedi diye kalkıp memlekete sırt çevirecek değilim.

Bundan sonra ne yapacaksınız?

Öncelikle dün ne yaptıysam, bugün en az o kadar yapmaya çalışıyorum. Evet bana ağır geliyor, ama iradi olarak kendimi buna zorluyorum. İnsanların yanında olmaya çalışıyorum, ihtiyacı olanın ihtiyacını gidermeye çalışıyoruz. Bu bir süreç. Ebediyen devam etmeyecek bir yerde bitecek. Onun dışında Allah bizi buralara gönderdi. Bulunduğumuz ülkenin dilini öğrenip, hayatımızı burada devam ettireceğiz.

DÜNYAYA 100 DEFA DA GELSEM…

Cemaate hiç girmeseydim başıma bunlar gelmezdi diye düşünüyor musunuz?

Bu dünyaya yeniden gelseydim Hatice’yle evlenirdim. Üç çocuğum olmasını isterdim, Ahmet Esat, Mesut, Bekir Aras. Bir defa değil yüz defa gelsem yeniden Hizmet’e girerdim. En az bu kadar yapmaya çalışırdım. Daha fazlasını. Yaptığımız şeylerden pişman değiliz. Başımıza gelen olaylar evet dünya adına ağır ama inançlı insanlarız, bu kaderi bize takdir eden Allah, biz kaderimizi seviyoruz, pişmanlığımız yok.

80’lerde solcular, 90’larda Kürtler, şimdi Hizmet Hareketi’nden insanlar için Meriç bir geçiş yolu oldu. Türkiye’de sürekli olarak bunun devam etmesi konusunda ne diyeceksiniz?

Bazı hadiseler, yaşadığımız olaylar dünden farklı düşündürebiliyor. Farklı kesimlerle uzak kalma, birbirimizi anlamama. Kader bizi bir araya getiriyor. Birbirimizin acılarını dün bu kadar paylaşmıyorduk. Mahir Mete Kul, o da sol hareketten. Meriç’ten geçerken kaybettiğimiz bir gencimiz. Annesini ziyarete gittim. Ben nehirde iki ay boyunca oğlumu aradığım için, irtibatları, balıkçıların yerlerini, telefonlarını verdim. Tecrübelerimi aktardım. Sonrasında bulundu cenazesine katıldım. Acımızı paylaştık. Ara ara da görüşüyoruz. Aynı ülkenin çocuklarıyız biz.

Murat Akçabay’ın eşi Hatice Akçabay’la son fotoğrafı. Meriç’i geçmeyi beklerken…

Cemaatteki mağdurlarla yeterince dayanışma var mı?

Hem benim hem Hatice’nin arkadaşlarımızdan çok mağdur var. Biz yurt dışına çıkana kadar elimizden geldiğince gidip onları ziyaret ediyor, hal hatır soruyorduk. Bir vazife olarak görmek lazım. En önemlisi bugün birbirimizin yanında olmak, omuz vermek. Zor dönemler, zor yıllar. Bu yıllar geçecek. Herkes bir imtihan yaşıyor. Herkes de inandığı kadar sahip çıkıyor. Beklenen herkesin canını dişine takıp mağdura sahip çıkması. Bundan daha önemli iş var mı bilmiyorum.

Anne baba içeride olanlar var. Çocuklarına belki bayramda gidip hal hatır soran, çocuklarına cep harçlığı veren yok. Bize düşen bugün candan yürekten onların yanında olmak.

BOLD ÖZEL

Moğolistan’daki Türk öğretmenler BM korumasıyla Kanada’da

AKP hükumeti tarafından pasaportları iptal edildiği için can güvenliği ve Türkiye’ye iade edilme endişesi taşıyan Moğolistan’daki Türk öğretmenler, BM koruması eşliğinde Kanada’ya götürüldü.

NEFER ERGUT

BOLD ÖZEL – Moğolistan’daki Türk okullarında görev yapan 6 öğretmen ve 1 ev hanımı BM koruması eşliğinde ülkeyi terk etti. 1 Temmuz 2019’da oturumları biten ve Türkiye tarafından pasaportları iptal edilen 7 kişi, Moğolistan devleti tarafından da çıkış yasağı bulunduğu için 14 Haziran 2019’da Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğine (UNHCR) başvurmuş ve koruma talep etmişti.

TERÖR İÇİN DEĞİL EĞİTİM İÇİN BURADAYIZ

Empathy Schools ve Elite International School’da görev yapan öğretmenler; Hacı Ömer Ayyıldız, Fatih Avşar, Ishak İlik, Ayhan Altıntaş, Enes Uzun, Mustafa Varol ve ev hanımı Meryem Avşar “Biz öğretmeniz, terör için değil eğitim için buradayız” açıklaması yapıp Birleşmiş Milletler (BM)’den yardım istemiş, BM de onları korumasına almıştı. 1,5 ay bekletilen 7 kişi, 11 Ağustos 2019’da BM yetkilisi bir memur eşliğinde Moğolistan’dan ayrıldı.

Birleşmiş Milletler koruması eşliğinde Moğolistan’dan ayrılan öğretmenler ve aileleri.

MOĞOL DOSTLARIMIZA TEŞEKKÜR EDERİZ

Aileleriyle birlikte Kanada’ya yerleşen öğretmenler ortak bir mesaj yayınlayarak Moğolistan halkına, öğrencilerine ve kendilerine destek olan herkese teşekkür etti. Mesajda şöyle denildi:

“Bizi bu zor zamanımızda yalnız bırakmayan değerli Moğol dostlarımıza çok teşekkür ederiz. Moğolistan bizim ikinci vatanımız. Sizleri unutmayacağız. Herkesle görüşme fırsatımız olmadı, bundan dolayı tanıdığımız dost, arkadaş, öğrenci velilerimize, öğrencilerimize ve kıymetli mesai arkadaşlarımıza en iyi dileklerimizi sunuyoruz.”

MOĞOL BASINI GENİŞ YER VERDİ

Moğol basınında çok ses getiren bu olaya Moğolistan’ın popüler gazetelerinden IKON geniş yer ayırdı ve uzun yıllardır güçlü kadrosu ve kalitesiyle Moğolistan’ın eğitimine katkıda bulunan öğretmenlerle röportaj yaptı.

“Moğol çocuklarına neler öğrettiniz, Moğollardan neler öğrendiniz? Türk öğretmenler olarak kırsal alan ve şehir merkezlerinde çalıştınız. Moğol öğretmenlere göre daha kolay fark edebilmiş olabilirsiniz. Kırsal alanda okuyan çocuk ile şehir merkezinde okuyan çocuklar arasında ne gibi farklılıklar gördünüz?” sorularına matematik öğretmeni Enes Uzun şöyle cevap verdi:

“Hem şehirdeki hem de kırsal alandaki Türk okullarının aynı kalitede olması bizim için önemliydi. Bu ilkeye hep bağlı kaldık. Bütün öğretmenler her bölgede görev yaptı. Kimya öğretmeni Fatih Avşar Moğolistan’daki beş okulumuzda da öğretmenlik yaptı. İngilizce öğretmeni İshak İlik 2 yıl Ulanbatur’da, 5 yıl Bayan-Ulgii şehrinde öğretmenlik yaptı. Ben ise 7 yıl Darkhan-Uul, 4 yıl Ulan Batur’da öğretmenlik yaptım. Çocukların yanı sıra kırsal alanlarda da çok sayıda çocuk var. Kırsal kesimdeki çocukların büyük hedefleri oluyor. Bu başarıyı tetikleyen çok önemli bir faktör. Olimpiyata 15 çocuk katıldığında, 12 çocuk kırsal alandan gelenler oluyor. Aslında kentsel-kırsal eğitimi ortadan kaldırmak gerekiyor. Genellikle Moğolistanlı çocuklar kendine güveniyor.”

MASUM OLDUĞUMUZ ORTAYA ÇIKTI

“Moğolistan’dan çıkamadınız. Türkiye’ye götürülüp işkence görme, hapse atılma gibi durumlardan kurtuldunuz. Kanada’ya gidiyorsunuz, neler hissediyorsunuz?” sorusuna İngilizce öğretmeni İshak İlik ve Enes Uzun, “Moğolistan’da uzun yıllardır yaşıyoruz. Oturumlarımızın bittiği 30 Haziran 2019 bizim için korku günü oldu. Umutsuzluk, korku ve panik yaşadık. Ama hepsi geçti ve tüm sorunlar geride kaldı. En önemlisi de suçu olmayan öğretmenlerin suçsuz olduğunun anlaşılmasıydı! Bu karar resmen masum olduğumuzu doğruladı” dedi.

“Buraya geldiğimde genç bir öğretmendim, 20 yıldır Moğolistan’da yaşıyorum ve çalışıyorum” diyen kimya öğretmeni Fatih Avşar ise “Moğolistan’da harika günlerimiz geçti. Burada birçok iyi arkadaş edindik, her şeyden önemlisi bizi seven öğrencilerimiz var. Moğollar bizi hiçbir zaman terörist olarak görmedi. Zaten uluslararası örgütlerin kararları da bizim terörist olmadığımızı kanıtlıyor. Bu sorunun çözülmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

GEÇEN YIL BİR MÜDÜR KAÇIRILMAK İSTENMİŞTİ

Empathy Schools’un Genel Müdürü Veysel Akçay, 27 Temmuz 2018’de Türk Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından evinin önünden kaçırılmak istenmiş, fakat Moğol devletinin duruşu ve halkın büyük tepkisiyle bu kaçırılma gerçekleştirilememişti.

Ancak bununla yetinmeyen AKP hükumeti ve Moğolistan Türk Elçiliği, Türk okullarında çalışan diğer öğretmenlerin pasaportlarını iptal edip Moğolistan devletine bunu resmi bir yazıyla bildirmiş ve yaptıkları fişlemeden onur duyduklarını şöyle belirtmişti: “Türkiye Cumhuriyeti Ulanbator Büyükelçiliği Moğolistan Dışişleri Bakanlığına saygılarını sunar ve aşağıda isimleri ve pasaport numaraları kayıtlı Türk vatandaşlarının pasaportlarının iptal edilmiş olduğunu bildirmekten onur duyar.”

Moğolistan’da şu anda çözülen bu sorunlar bazı Avrupa ve Asya ülkelerinde devam ediyor. 15 Temmuz’dan sonra başlatılan Tenkil süreci kapsamında, Türk Büyükelçiliği ve konsoloslukları, fişledikleri Hizmet Hareketi mensuplarının pasaportlarına el koyuyor, yeni doğan çocuklara pasaport vermiyor, süresi biten pasaportları ise uzatmıyor.

BM’den koruma talep eden 8 kişi Moğolistan’dan çıkış yolu arıyor

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Muhammed Yahya’nın elini kim tutacak?

Dört ay önce cezaevine giren hasta tutuklu Lütfi Koç’un eşi adalet istiyor: “Oğlum yüzde 100 engelli. Kızım kas hastası. 80 yaşındaki anneme bakıyorum. Eşim tutuksuz yargılansın!”

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Ev hanımı Züleyha Koç, eşinin tahliye edilmesi için dün (20 Ağustos 2019) İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesi hakimler heyetine bir dilekçe yazdı. Biri ağır engelli olmak üzere iki hasta çocuğu, 80 yaşındaki annesi ve cezaevinde endoskopi sırası bekleyen eşi için adalet çağrısında bulundu.

KALBİ DURDU…

Doğuştan engelli Muhammed Yahya, 24 saat bakıma, ilgiye, tedaviye muhtaç bir çocuk. Görmüyor, konuşamıyor, yürüyemiyor. Sadece elini sürekli tutan biri olunca sakinleşip mutlu oluyor.

Sık sık epilepsi nöbeti geçiren ve üst üste 3 gün hiç uyumayan 4 yaşındaki Muhammed Yahya’nın geçen sene doktor kararıyla dişlerinin çekildiğini belirten annesi, “Oğlumun dişleri yarım çıkmıştı. Çiğnemesi olmadığı için dişleri yumuşaktı ve devamlı enfeksiyondan yanağı şişiyordu. Doktorlar hepsinin çekilmesine karar verdi. Çünkü anestezi her zaman alamıyordu. Kalbi durdu bir keresinde, operasyonu yarım bıraktılar” ifadelerini kullandı.

ENDOSKOPİ İÇİN SIRA BEKLİYOR

Tenkil sürecinde başlatılan soruşturmalar kapsamında 2 Kasım 2018’de İzmir’de gözaltına alınan baba Lütfi Koç (45), iki gün gözaltında kaldıktan sonra oğlu Muhammed Yahya’nın (4,5) durumu göz önünde bulundurularak denetimli serbestlikle bırakılmıştı. Fakat 7 ay sonra, 29 Nisan 2019’da kendi ayağıyla gittiği mahkeme bu kez ‘örgüt üyeliğinden’ tutuklanmasına karar verdi.

Koç ailesinin zaten zor olan hayatı o günden sonra daha zorlaştı. 4 aydır İzmir 1 Numaralı F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Koç, 95 kilo girdiği cezaevinde 20 kilo kaybetti.

Ağrıları nedeniyle eşinin 10 Haziran 2019’da Yeşilyurt Devlet Hastanesine sevk edildiğini söyleyen Züleyha Koç, “Eşimin karın ağrıları vardı ama üzerine düşmemişti. Cezaevindeki stres, koğuş ortamındaki sıkıntılar sanırım tetikledi. Doktor, ‘kanserden şüpheleniyorum, 3 gün sonra sizi kolonoskopi ve endoskopi için çağıracağım’ dedi ama hala bunlar çekilmek üzere hastaneye götürülmedi. Uyuşturarak yapacaklar tetkikleri, bunun için 6 ay beklemesi gerekiyormuş. Eşim ağrılarının devam devam ettiğini söylüyor ama dayanmaya çalışıyor” dedi.

9 Temmuz 2019’da çıkarıldığı ilk mahkemede, savunma yapamadan 8 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan Lütfi Koç’un kendisi de, eşi de, çocukları da çaresiz. Ailesinin durumunu 9 maddede mahkeme heyetine özetleyen Züleyha Koç, tek başına tüm sorunlarla mücadele etmek zorunda bırakılıyor. Muhammed Yahya’nın elinden kim tutacak bilemiyoruz ama Tenkil sürecinin en ibretlik belgelerinden biri olan Züleyha Koç’un tarihi dilekçesini sunuyoruz:

BU HAYAT MÜCADELESİNDE YALNIZ KALDIM

“Ben Züleyha Koç, ağır engelli annesiyim. Epilepsi nöbetleri olan oğlum yüzde 100 ağır engelli. 4 yaşında. Aynı zamanda görmüyor, konuşamıyor, yürüyemiyor, devamlı gergin ve güvende hissetmek için sürekli el tutmak istiyor. Uyku düzeni yok, bakıma muhtaç, devamlı birinin yanında olması gerekiyor. Her an nöbet geçirebiliyor.

Kızım 11 yaşında. Doğduğunda rahatsız doğdu. Çok zor günler atlattık. Onu hayata kazandırdık derken 10 yaşında kas rahatsızlığı başladı. Müsküler Distrofi (Çocuklarda görülen kas erimesi) tanısı ile takibe alındı.

Hastaneler, uykusuz günler-geceler, eşimle birlikte yardımlaşarak geçirdiğimiz bu hayat mücadelesinde yalnız kaldım. Çok zor durumdayım, ayrıca evin tek çocuğuyum. 80 yaşındaki anneme bakmak zorundayım. Hayat iyice zorlaştı. Lütfen kalbinizle, vicdanınızla merhamet edin. Sizin de çocuklarınız, eşiniz, anneniz vardır. Kendinizi benim yerime koyun.

Eşim 29 Nisan’da çocuklarıyla dahi kucaklaşmadan geri gelirim diye çıktığı evine geri dönemedi. Kendi ayaklarıyla gittiği mahkemede tutuklandı.

1- Yüzde 100 çocuğun ayak ameliyatı tedavisi,
2- 11 yaşındaki kızının fizik tedavisi,
3- Kendi rahatsızlığı (Yeşilyurt D.H Gastroentoloji kanser şüphesi doktor teşhisi),
4- Kendi isteği ile mahkemeye gitmesi,
5- Yıllardır aynı ikamette kalması,
6- Her hafta serbest denetim imzasına gitmesi,
7- Şikayetçilerin çelişkili ifadesi,
8- Tüm hukuki talepleri kabul etmemiz,
9- Sadece çocuklarımızın tedavisi için yanımızda olması talebimizin reddedilmesi, 8 yıl 10 ay çok ağır ceza verilmesi bizi çok üzdü. Kız çocuğumun psikolojisinin bozulmasına sebep oldu. Hayata küstü, içine kapandı, devamlı üzgün ve ağlamaklı. “Benim babam kötü biri değil, benim babam terörist değil” deyip ağlıyor. Yeni okul dönemine nasıl başlayacağız bilemiyorum.

Sizden RİCA EDİYORUM, çocuklarımı gözü yaşlı, boynu bükük bırakmayın. Bizim yardıma, desteğe, BABAMIZA ihtiyacımız var. Bu yardım talebimizi geri çevirmeyin. Çok perişan bir anne, bir kadın olarak sizlerden rica ediyorum. Bitmiş durumdayız.

Çocuklarımızın tedavilerinin yarım kalmaması ve hayata kazandırmak için EŞİM LÜTFİ KOÇ’un TAHLİYESİNİ TALEP EDİYORUM.”

Muhammed Yahya, ablası ve hasta tutuklu babası Lütfi Koç.

Lütfi Koç, oğlunu elinden tutarak uyutuyor ve onunla 24 saat ilgileniyordu.

MUHAMMED YAHYA’NIN ELİNİN TUTULMASINI İSTEDİĞİ VE MUTLU OLDUĞU TEK AN…
MUHAMMED YAHYA’NIN DİŞLERİNİN ÇEKİLDİĞİ GÜN
MUHAMMED YAHYA’NIN EPİLEPSİ NÖBETİ GEÇİRDİĞİ AN
MUHAMMED YAHYA’NIN ENGELİNE İLİŞKİN HASTANE RAPORU

Kaçırılan Mülkiyeli Tunç’un eşi: “Polis eşimin nerede olduğunu bana soruyor”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Kaçırılan Mülkiyeli Tunç’un eşi: “Polis eşimin nerede olduğunu bana soruyor”

Mülkiyeli Yusuf Bilge Tunç, KHK’yla ihraç edildikten yaklaşık 3 yıl sonra kaçırıldı. Eşi yaşadıklarını, ulaşabildikleri bilgileri ve son durumu anlattı.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD – Zorla kaybedilme olaylarının son kurbanı KHK’lı Yusuf Bilge Tunç’un kaçırılmadan kısa süre önce hakkındaki “arama kararının” kaldırıldığı öğrenildi. Tunç’un eşi ise soruşturma sürecine tepkili: “Polis kendi cevaplaması gereken soruları arayıp bize soruyor.”

Yusuf Bilge Tunç, Türkiye’nin en önemli fakültelerinden “Mülkiye” olarak bilinen Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu başarılı bir isim. Adana’da başlayan eğitimini Mülkiye’de tamamladıktan sonra Savunma Sanayi Müsteşarlığında Mali Hizmetler Uzmanı olarak görev yapmaya başladı.

KHK İLE İHRAÇ EDİLDİ

OHAL döneminde “iltisak ve irtibat” gerekçesiyle önce açığa alınan Tunç, ardından KHK’yla ihraç edildi. Tunç’un 10, 6 ve 2,5 yaşında üç çocuğu var.

Ailesini geçindirmek için karton bardak ve plastik ambalaj satan Tunç, 6 Ağustos 2019’da kaçırıldı. Tenkil sürecinin en ağır insan hakları ihlallerinden Siyah Transporter ile kaçırılma vakalarının sonuncusu olan Tunç’la birlikte kaçırılan kişi sayısı 29’a yükseldi.

ARAMA KARARI KALDIRILDI MI?

Tunç hakkında 2017 Nisan ayında arama kararı çıkartılmış ve adresinde birkaç kez arama yapılmış. Ancak kaçırıldıktan sonra ailesinin yaptığı başvurularda hakkında polis kayıtlarında bir arama kararı bulunmadığı görüldü. Tunç’un kaçırılmadan önce hakkındaki arama kararının kaldırıldığı düşünülüyor.

Sosyal medya üzerinden sesini duyurmaya çalışan Tunç’un ailesi bir yandan da hukuk mücadelesi sürdürüyor.

Yusuf Bilge Tunç’un terkedilmiş halde bulunan aracı.

“POLİS KAÇIRILAN EŞİMİN NEREDE OLDUĞUNU BANA SORUYOR”

Yusuf Bilge Tunç’un kaçırılma nedeni hakkında hiçbir fikri olmadığını söyleyen eşine göre tek ihtimal, işkence ya da kendini kurtarmak için ifade veren bir kişinin beyanlarında isminin geçmiş olabileceği. Kocasının ailesini geçindirmek için çırpındığını anlatan Tunç, 15 Temmuz gününden başlayarak yaşadıkları süreci anlattı:

“Eşimle son olarak 6 Ağustos sabah konuştuk. Dağıtıma gidecekti. O zamandan beri haber yok. Polisler kendi gitmiş olabileceğine bizi inandırmaya çalıştı. Ama eşim bize haber vermeden asla hiçbir yere gitmez. Hele hasta anne ve babasına haber vermeden asla böyle bir şey yapmaz. Kaçırıldıktan sonra arabasını terk edilmiş biçimde bulduk. Kaçırıldığına eminiz.

Dün doğru bir polis aradı. Eşimin nerede olduğunu bana sordu. Savcılıktan bir yazı gelmiş Emniyete, eşimi bana soruyorlar. Arabasının ortaya çıkıp çıkmadığını sordular. Oysa dilekçede her şeyi yazmıştık. Arabayı bulduğumuzu, bunu polise zaten bildirdiğimizi, polisin incelemediğini, olay yeri ekibi göndermediğini, hatta ‘arabanın başında pusu kurun eşiniz gelir’ diyerek ilgilenmediklerini söyledim. Zaten şikayetçi olduğumuz, savcılığa bildirdiğimiz şeyleri bize soruyorlar saçma biçimde.”

“EŞİMİN NE 15 TEMMUZLA NE DARBEYLE HİÇBİR İLİŞKİSİ YOK”

Eşinin darbeyle, ya da herhangi bir suçla ilgisi olmadığını söyleyen Tunç, OHAL döneminde ve sonrasında yaşadıklarını 15 Temmuz gününden başlayarak anlattı:

“Ben 15 Temmuz sürecinde hamileydim. Eşimin kardeşinin hastalıkları var, eşim 15 Temmuz’da o gün yine rahatsızlanan kardeşinin yanına gitmişti. Akşam, geri döndü eve. Biz tabi korku içindeydik, Ankara’da Balgat’ta oturuyorduk, bütün bombaların seslerini duyduk korku içinde evde geçirdik o geceyi.

Ardından eşim önce açığa alındı ardından KHK’yla ihraç oldu. O ihraç olmuştu ben de sıkıntılı hamilelik nedeniyle ücretsiz izne ayrılmak zorunda kalmıştım. Eşim evi geçindirmek için toptan karton bardak satma işine başlamıştı. Sonra ambalaj ürünleri satışına geçti. O şekilde geçiniyorduk.

2017 Nisan ayında polisler Adana’daki adresimize gitmişler. Hakkında arama kararı olduğunu öğrendik. Gidip teslim olmadı. Ben mecburen ücretsiz izindeyim, üç çocuk var bakılması gerekiyor, eşim ailesinin geçimini sağlamak zorunda hissetti kendini bu nedenle gidip teslim olmak istemedi. Hem de o günlerde gözaltında ve hapiste çok fazla eziyet, işkence haberleri geliyordu. Ben de bu ortamda gidip, o muamelelerle karşılaşmasını istemedim.”

“KAÇIRILMA OLAYLARINI DUYMUŞTUK AMA KENDİMİZE KONDURAMADIK”

KHK’lıların peş peşe kaçırılmalarına ilişkin haberleri duyduğunu belirten Tunç, eşinin kaçırılması için hiçbir neden olmadığını, kendilerine bunu konduramadıklarını belirtiyor:

“Kaçırılma olaylarını duymuştuk ama biz kendimize hiç konduramadık. Eşimi kaçırmaları için hiçbir neden yoktu. Arama kararı çıktıktan sonra, yurt dışına çıkmak aklımızdan geçmedi değil. Ama yolda çocuklarımızın başına bir iş gelme ihtimali ve farklı pek çok nedenden dolayı öyle bir adım atmadık.

Eşimin, darbeyle, askerlerle ya da 15 Temmuz’la ilgili hiçbir şeyle ilgisi yoktu. Yüzde yüz buna inanıyorum.

15 Temmuz’dan sonra bazı insanlar samimi arkadaşını teröristmiş gibi anlattı ifadelerde, kimi gerçek olmayan şeyleri anlattı. Ben de buna ihtimal veriyorum. Herhalde birinin ifadesinde ismi geçti, ya iftirayla ya da zorla, işkenceyle eşimin ismi bir yerde geçti ve bu nedenle kaçırılmış olabileceğine ihtimal veriyorum. Aklıma başka bir ihtimal gelmiyor.”

“SONUNA KADAR EŞİMİN ARKASINDAYIM VE ONU ARAYACAĞIM”

Tunç, eşinin bulunması için hukuk mücadelesini sürdüreceklerini söylerken, olayın peşini asla bırakmayacaklarını belirtiyor:

“Biz hukuksuz hiçbir iş yapmayız. İnsanlara zarar verecek hiçbir iş yapmayız ne aklımızın ucundan geçer ne de fiiliyata dökebiliriz. Bundan sonra da hukuk çerçevesinde elimizden ne geliyorsa onu yapacağız. Eşimin arkasındayım. Elimden geleni ardına koymayacağım, onun sağlığı selameti ve bulunması için.

Eşimin de diğer kaçırılanların da bir an önce bulunmalarını istiyoruz. Daha önce kaçırılanları tanımıyorum ama onların da kötü insanlar olmadığını, masum olduklarını düşünüyorum. Bu insanlar zorla kaçırılıyor, zorla bazı şeylere imza attırılıyor, söylemedikleri ifadelere, işlemedikleri suçlara işkence altında imza atıyorlar. Ülkemizde sürekli bu kötülüğün devam etmesini anlamıyorum.”

KAÇIRILAN 29 KİŞİ VE İSİMLERİ
  • Sunay Elmas (27 Ocak 2016)
  • Ayhan Oran (1 Kasım 2016)
  • Mustafa Özgür Gültekin (21 Aralık 2016)
  • Durmuş Ali Çetin (17 Mayıs 2017)
  • Hüseyin Kötüce (28 Şubat 2017)
  • Mesut Geçer (26 Mart 2017)
  • Turgut Çapan (31 Mart 2017)
  • Önder Asan (1 Nisan 2017)
  • Cengiz Usta (4 Nisan 2017)
  • Mustafa Özben (9 Mayıs 2017)
  • Fatih Kılıç (14 Mayıs 2017)
  • Cemil Koçak (5 Haziran 2017)
  • Murat Okumuş (16 Haziran 2017)
  • Enver Kılıç (30 Eylül 2017)
  • Zabit Kişi (30 Eylül 2017)
  • Hıdır Çelik (6 Aralık 2017)
  • Ümit Horzum (6 Aralık 2017)
  • Ayten Öztürk (13 Mart 2018)
  • Orcun Şenyücel (21 Nisan 2018)
  • Hasan Kala (20 Temmuz 2018)
  • Fahri Mert (12 Ağustos 2018)
  • Ahmet Ertürk (16 Kasım 2018)

2019 Şubat sonrası kaçırılanlar ve tarihleri:

  • Gökhan Türkmen (7 Şubat 2019)
  • Yasin Ugan (12 Şubat 2019)
  • Özgür Kaya (12 Şubat 2019)
  • Erkan Irmak (16 Şubat 2019)
  • Mustafa Yılmaz (18 Şubat 2019)
  • Salim Zeybek (20 Şubat 2019)
  • Yusuf Bilge Tunç (6 Ağustos 2019)

Kaçırılan KHK’lı Yusuf Bilge Tunç’un arabası bulundu

Okumaya devam et

Popular