Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

KHK’lı hakime hanım konuştu: Haddiniz değil, korkmuyorum sizden!

KHK ile ihraç edilen hakim Sevil Yılmaz, OHAL’in 3. yıldönümünde yaşadığı mağduriyeti anlattı. Bir video mesaj yayınlayan Yılmaz, “Beni bu şekilde yargılamak haddiniz değil, korkmuyorum sizden” dedi.

BOLD – 15 Temmuz’dan sonra ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL)’in 3. yılında yaşanan haksızlıklar gündeme getirildi. KHK mağdurları sosyal medyada ‘HukukGelsin KHKlarGitsin’ #OHALdensonra3yıl etiketi açarak mağduriyetlerini anlattı.

Paylaştığı video ile en çok konuşulan ve etkileşim alan ihraç hakim Sevil Yılmaz, OHAL’in sözde kaldırıldığını ama fiilen şiddetli bir şekilde devam ettiğini söyledi.

Bir hukukçu olarak ‘suç nedir, örgüt nedir, örgüt üyesi nedir?’ sorularının cevabını iyi bildiğini söyleyen Yılmaz, kendisiyle alakalı yargılamanın bir hukuki garabetten ibaret olduğunu söyledi.

‘Cesaret bulaşıcıdır, haklı davanızda yanınızdayız, helal olsun size hakime hanım, korkudan konuşmayan hakim ve savcılara örnek olsun’ ifadeleriyle destek bulan Sevim Yılmaz, kızı ile birlikte çektiği video mesajda şunları söyledi:

HADDİNİZ DEĞİL

“Benim özel hayatımı, kaldığım evi, gittiğim dershaneyi, kurduğum arkadaşlığı ilişkileri ve telefonda yaptığı görüşmeleri kullanarak yaptığınız yargılamalar nezdimde komik olmaktan öteye gitmiyor. Beni bu şekilde yargılamak sizin haddiniz değil. Bunu söylerken artık asla korkmuyorum.

LOHUSA HALİMLE GÖZALTINA ALDINIZ

“Çünkü yıllarca emek verip kazandığım işimden ettiniz. Çok severek evlendiğim sevgili eşimden aylarca ayırdınız. Yıllarca beklediğim bebeğimle lohusa halimle gözaltına aldınız.

DÜRÜST, VİCDANLI BİR HAKİME TERÖRİST DEDİNİZ

Avukatlık yapmak istedim izin vermediniz. Ağaç kabuğu yememiz için elinizden geleni yaptınız. En önemlisi siz gencecik, çalışkan, dürüst, vicdanlı bir kadına; bir hakime terörist dediniz. Şimdi ben neden korkayım. Korkmuyorum sizden ve işimi geri istiyorum.”

15 Temmuz’dan sonra çıkarılan KHKlar ile ihraç edilen 150 bin kamu çalışanı işini geri almak için 3 yıldır mücadele ediyor.

Gündem

KHK’lı öğretmen öldükten sonra işine iade edildi

OHAL Komisyonu, hayatını kaybeden KHK’lı öğretmen için görevine iade kararı verildi. 7 Şubat 2017’de ihraç edilen Mehmet Nasır Sönmez, yaklaşık 4 yıldır kararın çıkmasını bekliyordu.

BOLD – OHAL Komisyonu, KHK ile ihraç edilen ve 7 Kasım 2020’de hayatını kaybeden Eğitim Sen Üyesi Mehmet Nasır Sönmez için göreve iade kararı verdi.

7 ŞUBAT 2017’DE İHRAÇ EDİLDİ

Evrensel’in haberine göre Tekirdağ Çorlu’da lise okul müdür yardımcılığının yanı sıra Türk dili ve edebiyatı öğretmenliği yaparken 7 Şubat 2017 de 686 No’lu KHK ile görevden ihraç edilen Mehmet Nasır Sönmez, 7 Kasım’da oturduğu apartmanın balkonundan halı çırparken 5. kattan kazayla düşerek hayatını kaybetmişti.

Göreve iade kararına ilişkin açıklama yapan Eğitim Sen Tekirdağ Şubesi, “Büyük acı oldu hepimiz için. OHAL Komisyonundan göreve iade kararı çıktı. Sevinemiyoruz. Sorguluyoruz. Geç gelen adalet, adalet olmuyor. Eşi atanmayan öğretmen, 10 ve 16 yaşlarında 2 çocukları var. Başından beri söyledik, söylemeye devam ediyoruz. Tüm arkadaşlarımız göreve dönecek. KHK’lar gidecek, biz kazanacağız” dedi.

KHK’LININ BAŞVURUSU KARDEŞİNİN DAVASI YÜZÜNDEN REDDEDİLDİ

Dikkat çeken başka bir mağduriyetteyse KHK’yla ihraç edilen Mevlüt Kaplan’ın mahkemeye yaptığı başvuru, kardeşi hakkında açılan bir dava gerekçe gösterilerek reddedildi.

Van Su Kanalizasyon İşleri (VASKİ) Müdürlüğünde çalışan Mevlüt Kaplan, kanun hükmünde kararname (KHK) ile 10 Ocak 2017’de ihraç edildi. Kaplan’ın ihraç edilmesine “örgütle iltisaklı ve irtibatlı” olduğu gerekçe gösterildi. Kaplan, Mecliste kurulan Olağanüstü Hal (OHAL) Komisyonuna “işe iade” talebiyle başvuruda bulundu. Komisyon, Kaplan’ın yaptığı başvuruyu reddetti.

Kaplan, bunun üzerine “Anayasal ve uluslararası sözleşmelerden doğan haklarının ihlali” ve “Devlet memurluğundan çıkarılmaya ilişkin usule uyulmadığı” gerekçeleriyle Ankara 24’üncü İdare Mahkemesine başvuru yaptı. Mahkeme de Kaplan’ın başvurusunu reddetti.

Mahkeme, İçişleri Bakanlığı tarafından dosyaya sunulan bilgi ve belgelerde davacının kardeşinin hakkında “Örgüt üyesi olmak” ve “Örgüt propagandası yapmak” iddialarıyla açılan dava bulunduğu gerekçesiyle başvuruyu reddetti.

Okumaya devam et

Gündem

MHP’li Semih Yalçın’dan saldırı açıklaması: Bu hareketin delisi çoktur

Ülkücü kökenli 3 ismin saldıra uğramasının ardından MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’dan dikkat çeken bir yorum geldi. Saldırılarda azmettirici olduğu yönündeki yorumları reddeden Yalçın “Bu hareketin delisi çoktur” dedi.

BOLD – 24 saat içinde ülkücü kökenli üç ayrı muhalif ismin saldırıya uğramasının ardından gözlerin çevrildiği MHP’den dikkat çeken bir açıklama geldi. Habertürk’ten Nagehan Alçı’ya konuşan Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, “Bu hareketin delisi çoktur” yorumunda bulundu.

KRT TV programcısı Avukat Afşin Hatipoğlu, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ ve Yeniçağ Gazetesi Ankara Temsilcisi Orhan Uğuroğlu bir gün içinde tepki çeken saldırıların hedefi oldu. Ülkücü kökenli 3 isme yapılan saldırı dikkatleri MHP’ye çevirdi.

İddialara cevap veren MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın “Nagehan Hanım Selçuk Özdağ’ı ben Keçiören’den tanırım, cemaziyelevvvelini bilirim. Kendisini hiç sevmem. Bunu da gizlemem, açık açık söylerim. Sosyal medyada da ifade ettiğim gibi hayatı boyunca çıkarları için yan yana yürüdüğü herkesi satmış Talleyrand isimli Fransız politikacıya benzetiyorum kendisini. Son olarak gereksiz yere Sayın Bahçeli’ye saldırdı. Bu saldırısı çok ağırıma gitti… Ben de o nedenle kendisine cevap verdim. Benim üslubum çok ağırdır doğru ama durduk yere kimseye sataşmam. Üstelik sözlü polemik ile bu saldırının ne ilgisi var? Saldırı yapacak insan önceden böyle önden sözlerle yüklenir mi? Saldırı yaptıracak insan bilakis sinsi davranır, ses etmez. Ben mertçe tavrımı ortaya koydum. Bu saldırılarla benim hiçbir ilgim ve bilgim yok ve olması mümkün değil” dedi.

YALÇIN İDDİALARI REDDETTİ

Semih Yalçın, Selçuk Özdağ ve Orhan Uğurluoğlu’na yönelik saldırıların organize olup olmadığını soran Nagehan Alçı’ya, “Bu hareketin delisi çoktur Nagehan Hanım. Talimat falan dinlemezler… Bakın biz 80 öncesinin içinden geldik. Saldırı, şiddet bunları bizzat yaşamış ve çok acılar çekmiş insanlarız. Şiddet kesinlikle yanlış ve gayrimeşru bir yöntem. Bırakın böyle bir saldırının arkasında olmayı tamamen bu saldırının karşısındayım… Ben çok sert mücadele ederim ama sosyal medya üzerinden mesajlarla ya da gerekiyorsa mahkemede hakkımı ararım ve hesap sorarım. Biz kalemle ve dil ile mücadele ederiz. Şiddetle bizim işimiz olamaz. Ama 6 milyon oy almış bir lidere haksızca saldırana da en ağır sözlerle cevabını veririm” yanıtını verdi.

“ÜLKÜ OCAKLARI ENTELLEKTÜEL MERKEZLER OLDU”

Semih Yalçın, Alçı’nın “’Ülkücü hareketin şiddetle ilişkisinde bir problem var’ tezine ne dersiniz “ sorusuna ise “Bu da haksız bir önyargı. Ülkücü gençler artık sokaklarda değiller. O durum 80 öncesinde kaldı. Ülkü ocakları kültür ve irfan ocakları oldu. Entelektüel merkezler oldu artık” şeklinde cevap verdi.

ÖZDAĞ’DAN “DELİ” CEVABI

Diğer yandan Özdağ, Yalçın’a Twitter üzerinden yaptığı paylaşımla yanıt verdi. Özdağ “Camdan evlerde, sırça köşklerde oturanlar başkasının evine taş atarken “delilerine” çok güvenmesinler. Zira bir akıllı bin delinin hakkından gelir. Siz herkese herşeyi diyecekseniz ama başkaları size hep temenna mı sunacak? Hayırdır sn. devletlular! siz ağa mısınız bey misiniz?” ifadelerini kullandı.

Okumaya devam et

Gündem

Yazıcıoğlu suikastını kim karartıyor?

Avukat Mehmet Tahsin 12 yıldır aydınlatılamayan Muhsin Yazıcıoğlu suikastını gerçekte kimin karartmaya çalıştığını yazdı. Tahsin, suikastın iktidar her köşeye sıkıştığında gündem değiştirmek için kara propaganda aracı olarak kullanıldığını belirtti.

BOLD – Avukat Mehmet Tahsin, 12 yıldır aydınlatılamayan Muhsin Yazıcıoğlu suikastının AKP ve havuz medyası tarafından kara propaganda aracına dönüştürüldüğünü söyledi. Suikastın havuz medyasında tekrar tekrar haber yapılarak Gülen Cemaati’nin suçlanmasına tepki gösteren avukat Mehmet Tahsin, olayı aydınlatmaya çalışanların cemaat soruşturmaları kapsamında işlem gördüğünü belirtti. Tahsin bu duruma karşın, soruşturmayı karartma teşebbüsü olarak değerlendirilen olaylara ismi karışanların ise terfi alarak görevlerine devam ettiğini anlattı.

İşte avukat Mahmet Tahsin’in ‘Yazıcıolu suikastını kim karartıyor?’ başlıklı yazısının tamamı:

Bugün havuz medyasında “İşte isim isim Yazıcıoğlu suikastını karartan FETÖ ekibi” başlıklı haberi görünce Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels’in “Yeterince büyük bir yalan söyler ve onu tekrar etmeye devam ederseniz, insanlar sonunda ona inanmaya başlayacaklardır” sözünü bir kez daha hatırladım. İşte Havuz Medyası tam da bu işe yarıyor.

İktidar ne zaman içeride veya dışarıda köşeye sıkışsa gündem değiştirmek için aynı kara propaganda haberleri ısıtılıp ısıtılıp bilmem kaçıncı defa Havuz Medyası tarafından servise konuluyor.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu suikastı haberini de bu açıdan okumak lazım. Sabah’ın haberine göre, sözde suikastın karartılması emri, Fethullah Gülen’in en yakınındaki kişi üzerinden avukatlara verilmiş!

Peki iddia edildiği gibi Cemaat, Yazıcıoğlu suikastını karatmak istedi mi?

Öyle olsa Cemaat’e ait olduğu iddiasıyla el konulan gazete ve televizyonlar bu suikastın aydınlatılması için geçmişte yüzlerce haber yapmazdı. Her ne kadar bu gazete ve televizyonların arşivleri iktidar tarafından yok edilse de bu haberlerin birçoğuna hala internetten ulaşabilirsiniz.

Bu olayın aydınlatılması için en fazla mücadele verenler, bugün Cemaatçi diye suçlanan isimler. Nedense olayın asıl sorumluları cımbızla ayıklanıyor ve bugün konuyla ilgisi olmayanlar suçlanıyor.

Önce neler olduğunu hatırlayalım:

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki beş kişi, 25 Mart 2009 tarihinde Kahramanmaraş Çağlayancerit’ten Yozgat Yerköy’deki mitinge giderken içinde bulundukları helikopterin düşmesi sonucu hayatlarını kaybetti. Olayın vuku bulduğu dağlık arazinin yapısı ve o günlerde bölgede hakim olan sisli ve karlı hava durumu dikkate alındığında, helikopter pilotunun yaptığı muhakeme hatası ve elverişli olmayan şartlarda uçuşta ısrar etmesi belki de kazanın en büyük sebebi.

Asıl skandal, kazanın ardından başlatılan arama kurtarma çalışmalarında.

Kazanın olduğu gün Kayseri Valisi Mevlüt Bilici’nin basına yaptığı “Muhsin Yazıcıoğlu ile diğer kazazedelerin kazadan yaralı olarak kurtulduğu ve ambulans ile hastaneye getirilmekte olduğu” açıklaması yüzünden arama kurtarma ekipleri saatlerce geciktirilmiş, karadan yapılan aramalar ısrarla kaza mahalline uzak alanlara yöneltilmiştir. Böylece merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekiler adeta ölüme terkedilmiştir.

Aynı gün Jandarma ihbar hattı 156’yı telefonla arayan köylülerin kazanın olduğu mevkii bildirmelerine rağmen nedense bu bilgiye itibar edilmemiş. 6 gün sonra kaza mahalline ulaşıldığında bu yerin, köylülerin ihbar ettiği yer olduğu ortaya çıkmış.

HER ŞEY MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONUNUN RAPORUNDA

TBMM bu konuyu araştırmak üzere bütün partilerden temsilcilerinin katıldığı bir komisyon kurdu. 18 Şubat 2010 tarihinde çalışmalarına başlayan Meclis Araştırması Komisyonu raporunu 1 yıl içinde tamamlayıp kamuoyuyla paylaştı.

Raporda dönemin Kayseri Valisi Mevlüt Bilici’ye geniş yer ayrılmış. Yanlış bilgi vererek arama kurtarma çalışmalarını aksatmakla itham edilen Vali Bilici komisyona çağırılıyor. İfadesinde bu bilgiyi dönemin Kayseri Emniyet Müdürü Orhan Özdemir’den aldığını söylüyor.

Komisyon bu defa Emniyet Müdürü Özdemir’e sorunca o da bu bilgiyi 25 Mart 2009 tarihinde saat 15 civarında Kahramanmaraş İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Emniyet Amiri Dursun Özmen’den aldığını ifade ediyor.

Bugün halen cezaevinde bulunan Dursun Özmen ise Orhan Özdemir’in “saat 15 civarında öğrendim” dediği, istihbarat notunu saat 17:40’ta 10 vilayete gönderdiğini söylüyor. Kayıtlar Özmen’i doğruluyor ama fatura Emniyet Müdürü Özdemir’e ve Vali Bilici’ye değil de Dursun Özmen’e kesiliyor!

KİM, NEREDE, NE YAPIYOR?

Kahramanmaraş İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Emniyet Amiri Dursun Özmen’in gönderdiği bu istihbarat notu başına bela oldu. 15 Temmuz sonrasında tutuklandı; 4,5 yıldır cezaevinde.

Dönemin Kayseri Valisi Mevlüt Bilici’nin sonraki durağı 2012 Aralık ayında atandığı Danıştay üyeliği oldu. 2016’ya kadar bu görevini sürdüren Bilici halen merkez valisi.

Dönemin Kayseri Emniyet Müdürü Orhan Özdemir, kazadan 4 ay sonra Ankara Emniyet Müdürü yapıldı. 2010 yılında Kayseri’de bulunduğu sürede ihaleye fesat karıştırdığı iddiasıyla tutuklandı, 3 ay sonra tahliye edildi. Bu konuya ilişkin yargılaması devam ederken, kendisine operasyon yapan kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Dairesine başkan yapıldı.

Gelelim adliyede olanlara.

Kahramanmaraş Adliyesinde 2009’da başlayıp 4 yıl boyunca devam eden soruşturmayı devralan alan Savcı Habib Korkmaz, apar topar takipsizlik kararı vererek dosyayı kapatıyor. Bu karardan kısa süre sonra terfi ediyor ve Çorlu Başsavcısı oluyor. Halihazırda Kocaeli Başsavcısı olarak göreve devam ediyor.

Savcı Korkmaz’ın verdiği takipsizlik kararına itiraz edilmesi üzerine, itiraza bakan Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ahmet Maden, takipsizliği kaldırdı ve dava açılması gerektiğine hükmetti. Ancak kısa süre sonra tenzili rütbe ile düz hakim olarak Kayseri’ye atandı. 15 Temmuz sonrasında da tutuklandı.

Şimdi benim kafam karıştı.

Havuz medyasının iddia ettiği gibi Cemaat’in üst kademesi Yazıcıoğlu dosyasının karartılması talimatı verdiyse, soruşturmaya takipsizlik kararı veren şimdilerde Kocaeli Başsavcı olan Habib Korkmaz da Cemaatçi miymiş? Kazanın olduğu gün basına yanlış bilgi veren Kayseri valisi ile ona bu bilgiyi veren emniyet müdürü de mi Cemaatçi?

Dosyanın kapatılmasına izin vermeyen Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı neden tenzili rütbe ile başka ile sürüldü? 15 Temmuz’dan sonra Cemaat irtibatı iddiasıyla diye hapse atılan Maden, Cemaatçi ise bu talimattan habersiz miymiş?

Ya da Kayseri valisi ile emniyet müdürünün medyaya yanlış bilgi vererek arama kurtarma faaliyetlerini aksatmaları Cemaatin yüksek kademesinden aldıkları talimatla mı oldu? O halde neden hala görevlerinin başındalar?

Son olarak, Meclis Araştırma Komisyonu raporunun 271. sayfasında öyle bir bilgi var ki, insanın aklı duruyor. Raporda düşen helikopterin yapılması gereken periyodik bakımının usulüne uygun yapılmadığı, bakım defterlerinde tahrifat yapıldığı ve sahte imzaların bulunduğu açıkça belirtilmiş. Ancak nedense bugüne kadar kimse bunun hesabını sormamış!

Peki helikopterin sahibi olan Med Air kimin şirketi? Havacılık sektöründe Pegasus, İz Air ve Med Air markalarıyla faaliyet gösteren Esas Holding, Ali Sabancı’ya ait. Aynı zamanda Aydın Doğan’ın damadı olan Sabancı’nın şirketlerine 2008 yılında “Bakımsız uçak, uçuş güvenliğini tehlikeye atma, eksik ekipman ve evraktan” rekor düzeyde para cezası verilmiş.

Ama Med Air’in sahiplerinin bu yüzden suçlandığına dair Meclis Araştırma Komisyonu Raporu haricinde bir bilgiye rastlamadım.

Yazıcıoğlu soruşturmasında sonraki yıllarda da takipsizlik verildi, karar tekrar bozuldu. Kazanın üzerinden 12 yıl geçmiş olmasına rağmen hala bir sonuç alınamadı. Alınacak gibi de görünmüyor. İktidar her olayda olduğu gibi bunda da gerçeğe ulaşmak yerine muhaliflerini kriminalize etmeyi önceliyor. Bu yüzden asıl suçlular elini kolunu sallayarak dışarıda gezmeye devam ediyor.

AVUKAT NURULLAH ALBAYRAK’TAN AÇIKLAMA

Diğer yandan Fethullah Gülen’in avukatı Nurullah Albayrak da sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile havuz medyasında yer alan haberlere tepki gösterdi. Albayrak açıklamasında “Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatıyla ilgili olarak, iktidar medyası Hizmet Hareketini sorumlu göstermeye çalışmaya devam ediyor. Halen görevde olan savcıların verdiği takipsizlik kararlarına rağmen, yapılmak istenen en masum ifadesiyle gerçeklerin gizlenmeye çalışılmasıdır” ifadelerini kullandı.

 

Okumaya devam et

Popular