Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Arınçların aile dostları 4 yıldır zulüm altında

Yıllarca Manisa’da yaşayan Ayyıldız ve Akdoğan aileleri, Arınç’ların aile dostu. Toplam 30 yıl hapis cezasına çarptırılan üç aile üyesine yapılanları Arınç’lar sessizce seyrediyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Arınçlar, aile dostu olan Ayyıldız ve Akdoğan ailelerine yapılanlara 4 yıldır sessiz. Tutuklu hasta Elif Ayyıldız şu anda hastanede şeker komasında, kalp ameliyatlı eşi Şemseddin Ayyıldız 4 yıldır hapiste, babası Ahmet Akdoğan ise 3 yıldır hücrede. Hafızasını kaybeden, psikolojisi bozulan 74 yaşındaki eğitimci Akdoğan 8 hastalıkla mücadele ediyor.

Bugünlerde maaşıyla, danışmanlığıyla ve yapmak istediği bağışlarla tepki çeken Bülent Arınç ve ailesi olanları uzaktan sessizce izliyor, kayıtsız alıyor. İki ailenin 15 Temmuz öncesinde ve sonrasında yaşamadığı kalmadı.

Daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük, daha fazla hukuk söylemleriyle iktidara gelen AKP’nin Türkiye’ye ve yakından tanıdığı daha birçok insana yaptığı bu zulümler bir gün bitecek, ama yaptıkları haksızlıkları tarih yazmaya devam edecek.

TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYELİĞİ SUÇLAMASI

Ayyıldız ve Akdoğan aileleri terör örgütü üyesi olmaktan yargılandılar. Elif Ayyıldız 24 Nisan 2018’de 7 yıl 6 ay, Şemseddin Ayyıldız 26 Haziran 2018’de 13 yıl 9 ay, Ahmet Akdoğan’a 31 Temmuz 2018’de 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Hepsine toplamda 30 yıl ceza verildi.

Elif Ayyıldız, ilk gözaltına alındığında şekeri yine yükselmiş hastaneye kaldırılmıştı. O zaman objektife gülümseyen Ayyıldız, en son şeker komasına girdiği için cezaevinden hastaneye sevk edildi.

YÜKSEK ŞEKER HASTASI

Dosyaları şu anda Yargıtay aşamasında bulunan Elif Ayyıldız 47, Şemseddin Ayyıldız 60, Ahmet Akdoğan 74 yaşında. Hem hasta hem de yaş itibariyle cezaevi koşullarını kaldıramayacak durumdalar.

24 Mayıs 2017’den bu yana Manisa E Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Elif Ayyıldız, yüksek şeker hastası. Şekeri binlere çıkıyor ve sürekli şeker komasına girdiği için sık sık hastaneye kaldırılıyor.

Bugünlerde yine İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesi’nde. TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’ndan başka komaya giren bir kadının sesini duyan olmadı.

TUTUKLU HASTALARA İŞKENCE BİTSİN

Elif Ayyıldız’ın damadı Yavuz Uğurtaş, sosyal medya hesabından kayınvalidesinin hastalığı yüzünden yıllar önce sürücü ehliyetinin elinden alındığını ve bu durumda bir insanın 2 yıldan fazladır hapishane şartlarında hayata tutunmaya çalıştığını belirttti ve “Şimdi ise kaldığı hastaneden hapishaneye gönderecekler. Elif Ayyıldız acilen serbest bırakılmalı. Tutuklu hastalara bu işkence bitsin” çağrısında bulundu.

YAKINDAN TANIYORLAR

Hasta, hamile ve yaşlı tutuklular için hiçbir çaba göstermeyen, girişimde bulunmayan AKP’li Bülent Arınç’ın eşi Münevver Arınç hatta Abdullah Gül’ün eşi Hayrunnisa Gül, Ayyıldız ailesini yakından tanıyor.

Şemseddin Ayyıldız, 2015 Kasım’da Manisa T Tipi Cezaevinden eşine mektup yazmış ve “Şimdi değilse ne zaman?” diyerek Bayan Arınç ve Gül’den yardım istemişti.

BASİRET TEMENNİ EDİYORUM

“Canyoldaşım, eşim Elif, başımızı eğdirecek bir şey yapmadığımı en iyi sen biliyorsun. Tüm haklarımı sana helal ediyorum, sende helal et” diye yazan Şemseddin Ayyıldız mektubunda şöyle demişti:

“İnsan konuştuklarından sorumludur. Ama sıra geldiğinde konuşmamak ve susmaktan da sorumludur. Sadece başörtülerini düşünen tüm İslami değerlerini tesettüre bağlamış hamiyeti ve haysiyet-i İslamiye’ye önem vermeyen Müslümanlara basiret temenni ediyorum. Hassaten Hayrunisa Gül ve Münevver Arınç Hanımefendilere çok selamlarımı sunuyorum. Şimdi değilse ne zaman?”

Şemseddin Ayyıldız’ın eşine yazdığı, Oda TV’nin ‘Gül ve Arınç’a çok özel selam’ başlığı ile haberleştirildiği bu mektup, Manisa Cumhuriyet Savcısı Korhan Sert tarafından yazılan, Elif Ayyıldız’ın gerekçeli kararında da yer aldığını ve aleyhinde kullanıldığını belirtelim.

ZULÜM 2015’TE BAŞLADI

Şemseddin Ayyıldız’ın yaşadığı zulüm ise 2015’te başladı. Cemaat soruşturmaları kapsamında ilk tutuklular arasında bulunan Şemseddin Ayyıldız’ı hatırlayacaksınız.

Manisa KOM Şube’ye ifadeye götürülürken polis arabasından iner inmez ‘terörist’ diye yaftalanmasına yüksek sesle karşı çıkmış ve haykırmıştı:

“Bu ahlaksızca zulmü bize reva görenleri Allah kahru perişan eylesin. Hırsızlık yapmadım, rüşvet yemedim. Elimde bile bıçağı aileme verirken tersinden veriyorum ki, ürkütmemek için. Terörden tutuklanıyorum ben. 56 yaşına kadar ben bir din dersi öğretmeniyim. Allahtan korkun be!”

ACILARINI DAHA DA ARTIRDI

17 Kasım 2015’den bu yana Manisa T Tipi Cezaevinde bulunan Şemseddin Ayyıldız da cezaevinde sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor.

Kapatılan Bugün gazetesine o günlerde röportaj veren Elif Ayyıldız, eşinin durumunu anlatmış, kendilerine reva görülen zulmün, beraber günde beş kez aynı kıbleye döndükleri insanların emriyle yapılmasının acılarını daha da arttırdığını dile getirmişti.

Eşinin kalp ameliyatı geçirdiğini anlatan Elif Ayyıldız, “Raporlu ilaçlarını dahi almayan insanlara ne kadar güveniriz? Nasıl rahat olabiliriz? Rabbim’den tez zamanda adaletin adil ismiyle tecelli etmesini bekliyoruz” demişti.

TERÖR İDDİASINI KABUL ETMİYORUM

Şemseddin Ayyıldız savunmasında ise şunları söyledi:

“Benim bu yapı ile bu vasıfla bir alakam yoktur, ancak bu yapının okullarında çalışmış bir insanım. Bu dönemlerde buraların bir terör merkezi, terör örgütüne ait olduğunu asla kabul etmiyorum. Valinin, belediye başkanının, emniyet müdürünün yemeklerine, toplantılarına geldiği bir kurum bir gecede terör örgütü kurumu olamaz. Bana sorulan sorulara gönül rahatlığı ile cevap verdim. Buradaki iddialar zan ve yakıştırmadan ibarettir ve bunun faturası bana 2 yıldır tutukluluğuma mal olmuştur. Hayatım boyunca fakir çocukların eğitimi ile uğraştım. tüm bu hususların değerlendirilerek tahliyemi talep ediyorum.”

DEDEM SARIKAMIŞ ŞEHİDİDİR

7 Ağustos 2016’dan bu yana Ödemiş T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hücrede tutulan Ahmet Akdoğan’ın durumu, şeker hastası kızı Elif Ayyıldız’dan ve damadından farksız değil. Daha kötü.

Ahmet Akdoğan 31 Temmuz 2018’deki savunmasında “18 aydır tek başıma bir hücredeyim, psikolojim bozuldu. 72 yaşından sonra bu iddialar beni mahvetti. Cezaevinde tam 8 tane hastalığım var, hafızamı da kaybettim” demişti.

Kalp spazmmı geçiren, yüksek tansiyon hastası bir insanın 3 senedir hücrede olması sosyal medyada defalarca kez kez gündeme getirildi. Ama yine Ahmet Akdoğan’ı yakından tanıyan Bülent Arınç’tan ses çıkmadı.

HÜCREDE KALIYORUM, 8 HASTALIĞIM VAR

Ahmet Akdoğan 31 Temmuz 2018’de mahkemede yaptığı savunmasında, “Samimiyetle ve yeminle şunu söyleyeyim bu ülkenin zararına ve üniter yapısına yönelik milletin birlik ve beraberliğini bozan terörist, bölücü, darbeci ve bunların kışkırtıcılarının hepsinin Allah belasını versin. 72 yaşındayım, bu ithamlar beni kahretti. Cezaevinde tam 8 tane hastalığım var, hafızamı da kaybettim. Ben terörün ve darbelerin mağduru bir insanım. Dedem Sarıkamış şehididir” açıklamasında bulunmuştu. 

 

O ZAMAN HERKES FETÖCÜ

Bir buçuk yıl çalıştıktan sonra 1996’da istifa ettiği Üftade Koleji müdürlüğü yaptığı için örgüt üyesi olmakla suçlanan ve ceza alan Akdoğan, “25 sene önce Üftade Koleji müdürlüğü yapmak ya da vakıf yöneticisi olmak fetöcülük ise herkes fetöcüdür. O zaman örgüt diye bir şey yoktu” ifadelerini kullanmıştı.

Ahmet Akdoğan’ın eşi Melahat Akdoğan (66) da kendisiyle birlikte tutuklandı, o da üyelikten yargılandı ve 31 Temmuz 2018’de görülen karar mahkemesinde serbest bırakıldı.

Melahat Akdoğan o gün yaptığı savunmasında “Ben suçlamayı kabul etmiyorum, örgüt falan bilmiyorum. Gülen cemaatini duydum. Evde bir not kağıdı çıkmış, onu polisler bana gösterdi. Ben hatırlayamadım, az evvel beyimin dediği gibi daha önceden eşimin Bülent Arınç ile tanışıklığı vardı” demişti.

Ahmet Akdoğan: “Vaizlik, hafızlık benim mesleğimdi. 1967 yılında imam hatip talebesi iken imamlık vazifesi almıştım. Urla’da başladım, 1975 yılına kadar imamlık yaptım. 1973 de İzmir’e atanmıştım. Merkez Salepçioğlu Camiinde çalıştım.

1975 yılında okullara ahlak bilgisi dersi konulunca Diyanet Başkanlığından 2000 kişi Milli Eğitime transfer edildi. Bende o şekilde Manisa Soma Linyit Lisesine Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni olarak atandım. Görev yaptığım yerlerde müftülükler, diyanet tecrübesi olan bazı arkadaşları vaiz yetmediği zaman bazen bizden de talepde bulunurlardı. Bende Allah rızası için talep gelince bu şekilde vaizlik yapıyordum.

Üsküdar’daki Kısıklı Abdullah Ağa, Selami Ali gibi birçok camide 1987-89 yıllarında 1 yıl kadar vaizlikte yaptım. 1990 yılında İzmir Karşıyaka Mehmet Ali Lahur Anadolu Ticaret Lisesine atamam oldu, 3 yıl orada çalıştım, 1994 Ocakta emekliye ayrıldım.

PAZARCILIK YAPTIM

Emekli olunca ailemle Uşak’a geldim. Memleketim Erzurum, İspir’dir ama çocukluğum İzmir’de geçti. Emekli olduktan sonra maaş yetmiyordu, 6 çocuğum vardı, ekmeğimin peşinde koştum. Fayans ustacılığı, pazarcılık gibi ek işler de yapıyordum.

Uşak’tan Sezai Postacı ve Mesut Turgut bana ‘bir okul açtık, milli eğitimde tecrübesi olan müdüre ihtiyacımız var’ dediler. Üftade Kolejinde müdür olmamı teklif ettiler. Ben de mesleğime devam ederim düşüncesiyle kabul ettim. 1994 yılının başlarında Üftade Kolejinin müdürlüğüne başladım…

Ben din görevlisiyim, müftü olmayı hayal ederken milli eğitime geçtim. Eğitim yaparken bir ayağım da cami ve cami cemaatiyleydi. 25 senelik bir hadisedir, geniş bir çevrem oldu. Ben kendimi beğenmem ama bazıları güzel Kur’an okuduğumu ve güzel vaaz verdiğimi söylerdi. Düğünlere, nişanlara davet edilirdim. Hatra binaen hayır olması için giderdim. Ailenin önemini belirten ayet ve hadisleri anlatırdım.

KISA SÜRE BAŞKANLIK YAPTIM

Tutuklanmadan 6 ay önce İzmir’de çocuklarımın yanındaydım. Bazen Uşak’a gelip gidiyordum. Ömer Yeşil kaybolunca Nil Hizmet Vakfını müfettişler teftişe gelmişler. 1996 yılında Üftade Koleji müdürlüğünden ayrıldıktan sonra kısa bir süre Nil İlim Hizmet Vakfının Yönetim Kurulu başkanlığını kısa bir süre yapmıştım…

Ben bu devletin okullarında okudum, öğretmenlik yaptım. Diyanet Başkanlığında çalıştım. Bizde devletin varlığı ve bekası önemlidir. Sizden gizlediğim bir şey yoktur. Terör örgütü üyeliği suçlamasını asla kabul etmiyorum.

Tansiyon ve değişik rahatsızlığım vardır. Ülserim, dizlerimde problem vardır. Oturup kalkmada müthiş ızdırap çekiyorum. Prostatım da vardır. Tahliyemi talep ediyorum… 73 yaşından sonra bu iddialar beni mahvetti. 24 aydır hücrede yaşıyorum. 73 yaşına giriyorum ahir ömrümde bu hayat benim psikolojimi ve sağlımı bozmuştur. Hafızam gelip gidiyor. Unutkanlık yaşıyorum, 8 adet hastalığım vardır…”

Eski AKP’li Selçuk Özdağ’dan Erdoğan’a ihanet yanıtı

BOLD ÖZEL

Soylu vuruşa vuruşa ilerliyor

Süleyman Soylu cephesinde sular durulmuyor. Yargı kararını eleştiren İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya Adalet Bakanı Abdülhamit Gül isim vermeden “Yargıya parmak sallayamaz“ diyerek karşılık verdi. Son tartışmayla birlikte Soylu’nun parti içinde ve hukuk camiasıyla yaşadığı çok sayıda tartışma akıllara geldi.

BOLD ÖZEL – AKP’de İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Adalet Bakanı Abdülhamit Gül arasında gün yüzüne çıkan gerilim gündem oldu. Soylu sosyal medyada annesiyle birlikte yer alan fotoğrafının altına küfür eden şahsın mahkemece serbest bırakıldığını belirterek tepki gösterdi. “Annemle fotomun altına küfreden alçak mahkemeye çıkıyor ve adli kontrolle serbest. Ne yapmalıyım, Bakan olsam ne yazar. Millet, devlet işleriyle boğuşurken anasının namusuna sahip çıkamamak ne ifade eder Tweetimle yeniden alınırsa da provokasyon sayacağım” dedi.

GÜL İSİM VERMEDİ AMA…

Soylu’nun yargıyı hedef almasının ardından Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’den cevap geldi. Gül isim vermeden “Klavye başına geçip sosyal medyada bana her gün tutuklama siparişi verenlere sesleniyorum. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Burada kanunlar, kurallar, usuller işler; hukuk işler. Bu işleyişi beğenmeyen gider itiraz hakkını kullanır ama yargıya parmak sallayamaz” açıklaması yaptı.

Gül isim vermese de medyada yapılan yorumlarda muhatabının Soylu olduğu ileri sürüldü. Soylu’nun Gül’e cevabı merak edilirken AKP içinde daha önce yaşanan polemikler akıllara geldi. Soylu’yla anılan tartışmaların başında ise Berat Albayrak polemiği var.

DAMAT ALBAYRAK İLE YILDIZLARI BARIŞMADI

Soylu ile eski Hazine Bakanı Albayrak’ın aralarının bozuk olduğu hep konuşuldu. 2018’de Yüksek Askeri Şura Toplantısı öncesi devletin zirvesi Anıtkabir’i ziyarete giderken Soylu ve Berat Albayrak karşı karşıya gelmiş ve omuz omuza çarpışmışlardı. Çarpışmanın ardından Süleyman Soylu’nun omuz attığı iddiaları ileri sürülmüş ve kameralara tebessüm etmesi dikkat çekmişti.

2019 yılında ise gazeteci Said Sefa, damat Albayrak ile Soylu arasında tekmeli tokatlı kavgaya yaşandığını ileri sürdü. Sefa, İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinin kaybedilmesinin ardından iki tarafın bir birini suçladığını ve kavganın bu sebeple yaşandığını belirtip “Berat Albayrak ile Soylu yüz yüze gelince kendi elemanlarının yanında birbirlerine küfürler savurup birbirlerinin üzerine yürüyor. Tartışma büyüyor ve Berat, Soylu’ya tokat atıyor“ dedi.

TGRT Haber’de program yapan Cem Küçük, Soylu’ya “Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’la aranız kötü mü?” diye sordu. Soylu “Mahfiller bu tip dedikoduları üretiyor. Tam tersi bizim oluşturduğumuz ciddi bir sinerji oldu Berat Bey’le. Ne zaman oldu? İlk bakan olduğumuz, birlikte olduğumuz dönemler” şeklinde yanıt verdi.

SOYLU 12 NİSAN 2020’DE İSTİFA ETTİ

İddiaya göre Soylu’nun pandemi sürecindeki istifasının ardında ise Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile yaşadığı tartışma vardı. Hürriyet’ten Hande Fırat’ın iddiasına göre Sağlık Bakanı Koca’nın sokağa çıkma yasağının 22:00’de açıklanması ve yüz binlerce vatandaşın marketlere ve fırınlara akın etmesine çok sert tepki gösterdiğini ve Soylu ile sert bir tartışma yaşadığını savundu. Benzer şekilde Yeniçağ’dan Fatih Ergin imzalı haberde de Koca’nın tepkisinin Soylu’nun istifasında etkili olduğu belirtildi.

İstifanın ardından Soylu taraftarları gösteriler düzenledi. Yaşananların ardından Soylu’nun AKP’nin güçlenen ismi olduğu yorumları da yapıldı. Ayrıca kimi kamuoyu yoklama şirketleri Erdoğan’dan sonra partinin en güçlü isminin Süleyman Soylu olduğunu ileri sürdü.

İddialara göre Soylu 2018’de dönemin Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ile tartışmasının ardından da istifanın eşiğine gelmişti. Yeniçağ’dan Ahmet Takan’ın iddiasına göre iki isim tartışınca Kaya, Soylu’yu Berat Albayrak’a şikayet etti. Albayrak, Soylu’yu sert sözlerle hedef alırken, Soylu’nun konuyu Tayyip Erdoğan’a taşıdığı ancak karşılık bulamadığı ileri sürüldü.

METİNER İLE TELEVİZYONDA TARTIŞTI

Eski AKP Milletvekili Mehmet Metiner CNN Türk canlı yayınında Emniyet teşkilatında yapılan atamalarla ilgili “İsimler var bizde… Korkarım ki FETÖ’yle mücadele konusunda yeniden zafiyet yaşayabiliriz” ifadelerini kullandı. Programa bağlanan İçişleri Bakanı Metiner’e “Televizyon kanallarında bir de bizim arkadaşlarımızın ‘Elimizde isimler var’ demesini kendime bizatihi hakaret kabul ediyorum” diyerek tepki gösterdi.

SOYLU-AYM BAŞKANI ARSLAN GERİLİMİ

Soylu’nun Adalet Bakanı Gül ile tartışmasının yanı sıra Yargı camiası ile girdiği polemikler de dikkat çekti.  14 Eylül 2020’de Süleyman Soylu, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunundaki “şehirlerarası karayollarında toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenlenemez” hükmünü iptal eden kararı ile ilgili tepki göstermişti. Soylu “Anayasa Mahkemesi Başkanı’na söylüyorum, madem özgür bir ülkeyiz, ana caddelerde, sokaklarda özgürce yürüyüş hakkının ortadan kaldırılmasını onayladınız. Polis koruması almana gerek yok. Bisikletinle işe git gel bakalım. Kendi arabamla tek başına gitmeye ben varım sen var mısın?” dedi.

BİSİKLETLE CEVAP VEREN ÜYE

AYM Üyesi Prof. Dr. Engin Yıldırım sosyal medyadan Soylu’ya gönderme yaptı. Anayasa’nın 138. maddesini paylaşan Yıldırım, “Bisikletle işe git gel bakalım” sözlerine de “Bisiklet maceram 2020-1992” notuyla bisikletli fotoğraflarını paylaşarak yanıt verdi.

AYM BAŞKANI DOLAYLI UYARDI

AYM Başkanı Zühtü Arslan da yaptığı açıklamada  “Kararlara yönelik bazı eleştirilerden görüyoruz ki kararlarımız okunmadan, bazen de okunduğu halde yeterince anlaşılmadan eleştirilmektedir. Halbuki sağlıklı bir eleştiri, okumayı ve okunanı doğru anlamayı gerektirmektedir” ifadesini kullandı.

Soylu Arslan’ı hedef alarak TGRT Haber’e yaptığı açıklamalarda “AYM Başkanı, Polis Akademisi Başkanı’ydı. Aldığı komiser yardımcılarının yüzde 41’ini FETÖ’den ben ihraç ettim” dedi.

‘IŞIKLAR YANIYOR’ POLEMİĞİ

Diğer yandan Enis Berberoğlu’na hak ihlali tartışmasında AYM Üyesi Engin Yıldırım sosyal medyadan AYM binasının fotoğrafını paylaşarak “ışıklar yanıyor” ifadelerini kullandı. İçişleri Bakanlığı da resmi sosyal medya hesabından bakanlık binasının fotoğrafını paylaşarak “Işıklarımız hiç sönmüyor” cümlesiyle yanıt verdi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

9 aylık Saime bebeğin annesi ve babası tutuklandı

Ankara’da dün akşam saatlerinde gözaltına alınan Yasemin-Kasım Melizci, bugün görülen mahkemeden sonra tutuklandı. Bebeğiyle karantina hücresinde kalacak olan Yasemin Melizci 15 gün telefon ve kapalı görüş yapamayacak.

BOLD ÖZEL – Yine çekirdek bir aile hapse gönderildi. Dün akşam 20.00 sularında 9 aylık bebekleri Saime ile birlikte gözaltına alınan Yasemin-Kasım Melizci bugün tutuklandı. Dün geceyi Etimesgut Emniyet Müdürlüğünde geçiren Yasemin Melizci avukatıyla da görüştürülmemişti.

Melizci çiftinin gözaltına alınmasını Twitter hesabından duyuran HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Bir bebek daha mı cezaevine girecek? Yasemin-Kasım Melizci çifti dün akşam saat 20.00 civarlarında Ankara’da 9 aylık bebekleriyle gözaltına alındı. 9 aylık Saime dün geceyi annesiyle birlikte Etimesgut’taki bir nezarethanede geçirdi. Çorum’a göndereceklermiş” dedi.

Cemaat soruşturmaları kapsamında haklarında arama kararı bulunan hemşire Yasemin Melizci (29) ve eşi Kasım Melizci’nin (32) mesajlaşma programı Bylock kullandıkları iddiasıyla ve tanık ifadelerine dayanılarak gözaltına alındıkları öğrenildi.

Saime bebek, annesi ve babasıyla, Ankara Batı Adliyesinde. 21 Ocak 2021.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“O peçeteye isimlerimizi değil umutlarımızı yazdık”

Bir kağıt mendile isimlerini ve yaşadıkları sıkıntıları yazan Şanlıurfa 2 Nolu Cezaevindeki tutuklu 12 kadının hikayesini, aynı cezaevinden bir süre önce tahliye olan öğretmen Bold Medya’ya anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Şanlıurfa 2 Nolu Kapalı Cezaevinde kalan bir ev hanımı, bir diş hekimi ve 10 öğretmen, sosyal medyada oluşan tepkiler nedeniyle 28 Eylül 2019’da tahliye edilen Ahmet bebeğinin annesinin avucuna bir kağıt peçete sıkıştırdı. 12 kadın, bir cümleyle sıkıntısını peçeteye yazdı.

Kimi kalp krizi geçirmiş, kimi bipolar bozukluğu yaşıyor, kimi ölüm tehlikesi atlatmış kimi de vertigo hastalığıyla mücadele ediyordu. Hepsinin çocukları vardı. Aileleri uzak şehirlerde olanlar aylardır çocuklarını görememişti. Bazıları bakacak kimsesi olmadığı için çocuğunu yanına almak zorunda kalmıştı. Tahliye olan arkadaşlarına “İmkanın olursa duyur sesimizi” diyebilmişlerdi.

Bold Medya’nın 1,5 yıl önce gündeme getirdiği o peçetede adı yazılan kadınlardan biri (güvenlik gerekçesiyle adının açıklanmasını istemedi) kısa bir süre önce tahliye oldu.

İşte o kadın, Bold Medya’ya ulaşıp hem seslerini duyuran herkese teşekkür etti hem de peçeteyi hangi şartlar altında yazdıklarını anlattı.

Suda eriyip gidebilecek bir kağıt parçasına isimlerini değil aslında umutlarını yazdıkları söyleyen öğretmen, peçete sosyal medyada gündem olduktan sonra cezaevi yönetiminin kendileriyle ilgilendiğini, müfettiş bile geldiğini söyledi.

TWEET OLUP UÇAN O PEÇETENİN HİKAYESİ

İşte o öğretmenin kaleminden, cezaevinden sesini duyurmaya çalışan 12 kadının hikayesi…

“Bir şehri ikiye bir nehir, bir uykuyu ikiye bir sevda böler.” Bu sözü ilk duyduğumda çok beğenmiştim. Yıllar sonra bir gün öğrencilerime sordum. Sizce, “Bir uykuyu ikiye bir sevda böler ne demek?” diye. Anlattılar birer birer uykuları bölen sevdaları: “Aşıksa, çok aşıksa sevdiğini düşünmekten gözüne uyku girmez, bölünür durur uykular” dedi biri. Diğeri; “Anne mışıl mışıl uykusundan yavrusunun ağlayan sesiyle fırlar yatağından, bu bir sevdadır” dedi. Ne de güzel söyledi.

Bir derdin ağırlığı altında inleyip eziliyorsa biri, paylaşıp azaltmak için yükünü tereddütsüz arayacağı dostları vardır. Oflamadan zevkle kaygıyla böler uykularını, adı bence sevdadır. Evet doğru, başka? “Tatlı uykuların koynundayken alem gecenin karanlığına tezat seccadesinin başında Rabbine yolladığı dualarla aydınlatır ruhunu, Allah’a sevdasıdır bölen uykusunu” “Hasretse sevdiklerine uyku tutmaz ki zaten” Hepsi de ne güzel cevaplardı öyle.

Bunu neden anlattım biliyor musunuz? Bütün sevdaların aynı anda yaşandığı başka bir yer var mıdır bilmiyorum. “Kadınlar Koğuşu.” Çaresizliğin dibini sıyırırken sevdaların her çeşidine ev sahipliği yapan dört duvar arası. Ve işte burada bazen öyle acılar hasretler yaşanır ki diğerleri kendisininkini rafa kaldırır bir süreliğine.

“30 GÜNLÜK AHMET BEBEĞİN KOĞUŞA GELDİĞİ GÜNÜ UNUTAMAM”

O anlardan biriydi 30 günlük Ahmet bebeğin koğuşa gelişi. Henüz kırkı bile çıkmamış bebek… O atmosferi hiçbir zaman unutamam. Bütün koğuş hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Gözyaşları içerisinde Allah’ım daha minicik bunu nasıl yaparlar diye inliyorlardı. Koğuşumuzun 31. kişisiydi bebek.

Bebeğin annesi de çok saf ve temiz bir insandı. Ve o kadar çaresizdi ki… Bebek sürekli ağlıyor. Her yer tıklım tıklım. Yerde yatıyorlar. Annenin kimseye derdini anlatacak, hakkını arayacak vakti yoktu. Ahmet ile ilgilenmek zorundaydı. Kendisinin izniyle durumlarını hemen Ömer beye yazdık. Bir çare bulurlar diye düşündük. Ömer bey bize cevap verdi, ilgileniyoruz diye… Şu an bunları anlatırken bile gözlerim doluyor. O bebekle orada olmak bizim için de çok farklıydı.

Günlerce bu hüzün devam etti, ama hep hem annenin hem bebeğin etrafında pervane olduk. Hatta (her yörenin adeti farklı olabilir) bebeğin kırkını çıkartmıştık, tebessüm ettiren bir anıdır: Bebeğin karakter olarak kime benzemesi isteniyorsa o kişiye kırk kaşık su saydırılır ve o suyla bebek duş aldırılır. Erkek çocuk olduğu için elbette bir erkeğe saydırılması gerekirdi ama biz de içimizdeki en yiğit, en mübarek, bekar genç kızımıza saydırmıştık suyu.

Günler geçtikçe anne ve bebeğin durumu sosyal medyada gündem olduğunu duyduğumuzda, çıkacaklarına inanmıştık. Ve nitekim öyle oldu. Öyle mutlu olmuştuk ki, anlatılamaz. Herkes Ahmet bebekten bir hatıra aldı kendine çorap, emzik, mendil…

Ahmet bebek ve annesine cezaevi yönetimi tarafından verilen tutuklu kimliği. Koğuştaki kadınlardan biri Ahmet bebeğin ve annesinin birlikte çekilmiş fotoğrafından hazırlanan bu kimliği görünce etkilenip böyle bir çizim yapmış.

“KOĞUŞ REVİR GİBİYDİ, ÇOK ZOR DURUMDA OLANLAR VARDI”

Ve siyah çöp poşetine doldurulurken eşyalar, bir kağıt dahi bulamayacak kadar acelemiz vardı. Bir peçeteye isimlerimizi yazarak eline tutuşturduk annenin. “İmkanın olursa duyur sesimizi” diye. Zira koğuş bir revir gibiydi adeta, çok zor durumda olanlar vardı. Her türlü umut kırıntısına küçücük bir ışığa dahi ihtiyacı vardı insanların.

Kalp krizi geçiren Özlem hanım ağır panik atak hastasıydı. Bir tencere kapağı düşünce bile kendine gelemiyordu. Hepimiz başına toplanıp rahatlatmaya çalışıyorduk. Vertigo hastası Fatma hanımın durumu çok vahimdi. Sayım yapılırken dahi elimizde kalıyordu. Bir keresinde merdiven başında tuttuk. Neredeyse yukarıdan aşağıya yuvarlanacaktı. Üç çocuk sahibi Nilgün hanım, dayanamayıp kapıları yumrukluyordu. Pembe hanım bipolar bozukluk hastasıydı. Ağır ilaçlar kullanıyordu. Eşi de tutukluydu ve iki çocukları vardı. Asiye hanımın, Leyla hanımın, Handan hanımın ikişer, üçer çocukları vardı. Kiminin ailesi uzak şehirdeydi, çocuklarını göremiyorlardı… İsimlerin hepsini yetiştiremedik. Tahliye olan arkadaş bir taraftan eşyalarını hazırlıyordu. Biz de bir taraftan peçeteye yazıyoruz ama ismi unutulanlar vardı. Çok kalabalıktık.

“9 AYLIKKEN HAPSE GİREN MİNİK ZEYNEP 3 YAŞINI GEÇMİŞTİ”

Bir de 9 aylıkken içeri giren minik Zeynep’imiz vardı. 3 yaşını geçmişti içerde. Bir gece annesini sayıklarken duymuştum. Gerçi hemen her gece sayıklardı. “Yağmuuur ne güzel yağıyorsun sen yağmur” diyordu. Bir kadın yağmurla niye konuşurdu ki… Ertesi gün sordum, verdiği cevap: “Kızımı oynatacak bir şey bulamıyorum, bazen onunla yağmuru konuşturuyorum ya da bulutları, kuşları, rüzgarı…” Anlamıştım. Sonrasında defalarca şahit oldum kucağına alıp kızını “Bak Zeynep yıldızlar ne diyor” diye konuştuklarını, minik Zeynep’in bulutlarla selam yolladığını kardeşlerine. Yazarken bile tüylerim ürperiyor.

Zeynep de sayıklardı. “Anne çekpas, anne çekpas diyordu bir gece. Muhtemelen rüyasında ranzanın altına kaçan topunu çekpasla çıkarması gerekiyordu. Çünkü bütün oyunları böyleydi. Şimdi rüyalarımda en çok Zeynep’i görüyorum, sıkı sıkı sarılıyor bana. Mahzun bakıyor gözleri ne zaman der gibi. Ben onu orada bırakıp ayrılırken kuşlara sesleniyordu o, “Kuşlar haydi gelin mama saatiii…”

Bir peçeteye isimlerimizi değil aslında umutlarımızı yazdık. Dualarla, ızdıraplarla, hasretlerle, acılarla örülü hikayeler yazdık. Günler sonra bizim minik peçetemizin kuş olup Twitter’a konduğunu duyunca em çok şaşırdık hem de çok sevindik. Öyle ki, bu mevzu duyuldukça bize olumlu yansımalarını da görmeye başladık. Cezaevi müdürü ziyaretimize gelerek ihtiyaçlarımızı soruyordu. Müfettiş bile geldi. Şartlarımız daha iyi hale getirildi. Bebeği olmayan ve tedavi gören bir kadın vardı. Ona bile “bebek tedavisine burada devam edebilirsiniz” dediler. Cezaevi şartlarında böyle bir tedavi nasıl yapayım diye istemedi.

“KENDİMİ BANYOYA KAPATIP HIÇKIRARAK AĞLADIĞIM ZAMANLARI BİLİYORUM”

Beş yıldır içeride, dışarıda çok büyük sıkıtınlar çektik. Ben kayınvalidemlerle yaşamak zorunda kaldım. Maddi anlamda çalışamıyorsun. İçeride ayrı bir garabet, ayrı bir sıkıntı. Ağlayacak yer bulamıyorsun. Kendimi banyoya kapatıp hıçkıra hıçkıra ağladığımı biliyorum. 28 kişinin yemeği, bulaşığı, sıraya koymuşlar, çok ağırdı.

Cezaevinden çıktıktan sonra bir kişi bile içeride ne yaşadın, ne oldu, ne bitti diye sormadı. Çıplak arama Türkiye’de gündem olunca ben de başımdan geçeni gazetecilere yazdım. İnanın kendimi o kadar rahatlamış hissettim ki… Eşinle telefonla konuşuyorsun bir şey anlatamıyorsun, ailene anlatamıyorsun, kimseye derdini anlatamıyorsun… O kadar kasılmışız ki. O küçücük mesaj beni rahatlattı.

“TELEFONDA KONUŞURKEN BEN AĞLARDIM, GARDİYANLAR AĞLARDI”

Annem benim cezaevinde olduğumu bilmiyordu. Telefonda konuşurken ben ağlardım, gardiyanlar ağlardı. “Anne iyiyim” derdim. “Çocuklar ne yapıyor kızım” derdi. “Yanımda oynuyorlar” derdim. Vertigo hastasıydı. “Anne sakın sen beni arama, az arayacağım ama ben sesi arayacağım” diyordum. “Başkasının numarasından arıyorum derdim, 10 dakika sonra kapatmam lazım” derdim.

Bir hafta annemle, bir hafta çocuklarıma, bir hafta eşimle konuşuyordum. Birine sıra gelene kadar bir ay geçiyordu. Her telefon konuşması ağlamakla geçiyordu. Hala rüyalarımda beni götürüyorlar zannediyorum. Hala koğuştaki arkadaşlarla o atmosferin içerisindeyim.

Yaşadıklarımızın, hissettiklerimizin duyulmasını çok isterim. Çocuklarıma yazdığım ama gönderemediğim mektuplar var. Onların herkes tarafından okunmasına çok isterim. Bu aslında bütün kadınlar için geçerli. Anlatsalar belki rahatlayacaklar ama bazıları da anlatarak acımı tazelemek istemiyorum diyor.

Ne diyebilirim hiçbir şey olmasa dahi, hiçbir neticesi, yüzlerce insanın duasını almak bile bizim için o kadar özel, o kadar unutulmaz ki, minnet duyduğumuzu, dualarımıza her gün bütün güzel yürekleri ortak ettiğimizi demesem bunları bilmeseniz olmayacaktı. Teşekkür ederiz.

Türkiye’deki adaletin durumunu özetleyen belge: Çığlıklarını peçeteyle duyurdular

Okumaya devam et

Popular