Bizimle iletişime geçiniz

Medya

Mehmet Ali Erbil’den ünlü assolistlere: Bayram çikolatası için son 2 gün

Uzun süren tedavinin ardından yakın zamanda taburcu edilen ve kısa sürede toparlanan ünlü şovmen Mehmet Ali Erbil esprili paylaşımlarıyla eski neşesine kavuştuğunun sinyallerini verdi

BOLD- Taburcu olmasının ardından kısa sürede toparlanan Erbil’in neşesi sosyal medya paylaşımlarına da yansıyor. Uzun süren tedavisinin ardından geçen Temmuz ayında taburcu edilen ünlü şovmen Mehmet Ali Erbil assolistlere sosyal medyadan esprili bir dille çikolata çağrısı yaptı.

DAHA 2 GÜN VAR
Erbil instagram hesabından bayramını kutlamak için Sibel Can’ın gönderdiği çikolatayı paylaştı. Paylaştığı fotoğrafın üzerine Türkiye’nin ünlü kadın assolistlerinden Ebru Gündeş, Muazzez Abacı, Muazzez Ersoy, Seda Sayan ve Demet Akalın’ın da isimini yazan Erbil bayram bitmeden aynı jesti kendilerinden de beklediğini söyledi.

Erbil’in bu esprili paylaşımına takipçilerinden ‘Eski formuna kavuştu’ yorumları geldi.

Demirören Medya CEO’su Mehmet Soysal görevden alındı

Okumaya devam et
Reklamlar

Medya

Hıncal Uluç’dan TRT’nin başındaki İbrahim Eren’e: ‘Bu rezilik 40 gün yazarım bitmez’

Sabah yazarı Hıncal Uluç ‘Büyük İstanbul Maratonu’nu canlı yayınlayan TRT’ye yönelik sert eleştirilerini, köşesinden TRT Genel Müdürü İbrahim Eren’e yazdığı mektupla gündeme taşıdı.

BOLD – Hıncal Uluç köşesinde, TRT’nin canlı verdiği Büyük İstanbul Maratonunu yayınına ilişkin eleştirilerini yazdı. TRT’nin Maraton çekimini başarısız bulan Uluç, TRT Genel Müdürü İbrahim Eren’e bazı sorular yöneltti.

KİM BUNLAR ADAMLAR BELLİ DEĞİL!

Bu tür büyük organizasyonların diğer ülkelerce turizm tanım amaçlı da kullanıldığını belirten Uluç, TRT ne yarışı anlattı, ne İstanbul’u.. Yarış mı?. Görüntüde koşan bir takım adamlar.. Kim bunlar belli değil.. Ne oluyor, önemli değil.. Kopan kim, kalan kim?. Tek isim söylemeden yarışı 35’inci kilometreye getirdi, sunucu. Pardon sunmayıcı”dedi.

ESKİ BİLGİSAYARIMIZ ÇALIŞMADI

Maraton çekiminin yanı sıra spikerin tavrını ve konuşmalarını da eleştiren Uluç, TRT Genel Müdürü Eren’e, ”Şu ifadeye bakar mısınız?. ‘Gurubun (Kimler o guruptakiler, onlar da asla söylenmedi) şu an kaçıncı kilometrede olduğunu bilmiyoruz. Çünkü kilometreyi göstermek üzere uygulama yüklediğimiz bilgisayar eski model çıktı ve çalışmadı.’ Yani yayıncı kuruluş, bu yarış için hazırlığa ve denemelere en az bir ay evvel başlaması gereken spor servisinin özrüne bakın.. Böyle bir rezalet dünyanın hangi yayıncı kuruluşunda görülmüş.. Görülse, o adam, o adamlar, o kurumda bir gün daha kalabilir mi?” diye sordu.

TRT’DEN İLGİNÇ BAŞARI: İLK YAYINCI KURULUŞ OLDU

İstanbul Maratonu İstanbul’un tanıtımına hizmet eder diyen Hıncal Uluç şeref kürsüsünü yayınlamayan TRT’nin de tarihe geçtiğini söyledi. Uluç sözlerinin devamında şu ifadeleri kullandı, ”Ayasofya yahu!. Topkapı Sarayı, Gülhane Parkı yahu!. Marmaray.. Kıtaları bağlayan tünel yahu!. Yok ki yok.. Kadınlar yarışı hiç takip edilmedi. Türkler ne yaptı bilmiyoruz. İlk beşe girenler, Olimpiyat hakkı kazanacak?. Bizden giren oldu mu?. TRT’nin umurunda değil. Dünyada “Şeref Kürsüsü”nü yayınlamayan ilk Büyük Maraton Yayıncı kuruluşu olmayı da başardı TRT!.”

ÖYLE FECİYDİ Kİ

TRT’nin hatalarını birbir sıralayan Uluç Genel Müdür İbrahim Eren’e de çağrıda bulundu. Eleştirdiği kurum çalışanlarının kendisini dava etmesi için izin isteyen Hıncal Uluç, ‘hakkımda “Hakaret” davası açsınlar ki, dediklerimi mahkemede kanıtlayayım’ diye konuştu.

Uluç’un İbrahim Eren’ yaptığı çağrıda, ‘Bakın Genel Müdürüm, bu rezil, bu ayıp, bu utanç yayınını 40 gün yazarım bitmez. Öyle feciydi. Hiç ama hiçbir şey anlatmadan, yarışa dair tek bilgi, İstanbul için tek cazip tanıtım yapmadan “Güya” anlatan ve bunu adeta emirle, kasten yapmış gibi sırıtanlar için eğer soruşturma açtırmazsanız, izin verin onlar benim hakkımda “Hakaret” davası açsınlar ki, dediklerimi mahkemede kanıtlayayım..” dedi.

Erdoğan’ın pencereden yansıyan korkusu

Okumaya devam et

Kültür

Gazetecilik temalı on çarpıcı film

Türkiye’de gazetecilik artık en zor şartlar altında yapılan mesleklerden biri haline geldi. ABD Başkanı Donald Trump’ın “dostane gazeteciler” dediği aslında “yandaş” diye çevrilmesi gereken dışındaki gazetecilik(!) ülkemizde artık imkansız gibi.

İşini iyi yapan gazeteciler sadece haber takibi yaparken bile göz altına alınabiliyor. Devletin İttihatçı refleksleri böyle devam ederse durumdan vazife çıkaran Yakup Cemil’lerin türemesi yakındır.

BOLD– Aslında gazetecilik dünyanın hiçbir yerinde fazla kolay değil. Gerçeğin gizli kalmasını isteyenler her zaman vardır ve olmaya devam edecektir. Asıl gazetecilik, buna rağmen gerçeği kovalayabilmektir. Beyaz perdede yer alan çarpıcı gazetecilik öykülerinden sizler için küçük bir derleme yaptık. Hafta sonu için iyi bir izleme listesi olabilir…

ALL THE PRESIDENT’S MEN/ BAŞKANIN BÜTÜN ADAMLARI(1976)

Alan J. Pakula’nın 8 dalda Oscar adayı olup dört ödül alan başyapıtı. Dustin Hoffman ve Robert Redford’un ünlü Watergate olayını inceleyen Bob Woodward ve Carl Bernstein isimli gazetecileri canlandırdıkları film, türün en iyisi sayılıyor.

SPOTLIGHT(2015)

En iyi film ve en iyi senaryo Oscar’ı dahil olmak üzere toplamda 122 ödüle ulaşan bir gazetecilik öyküsü. Amerika’nın köklü gazetelerinden The Boston Globe’un özel haber ekibi olan Spotlight’ın gerçek öyküsü. Beyaz perdede Michael Keaton, Mark Ruffalo, Rachel McAdams ve Liv Schreiber gibi oyuncuların canlandırdığı ekip Boston gibi muhafazakar sayılabilecek bir kentte yüzlerce rahibi kapsayan bir çocuk tacizi dosyasının peşinde koşturuyor. Filmin gösterimi Türkiye’de tam da Ensar Vakfı skandalının konuşulduğu günlere denk gelmişti. Sadece konuşulduğu…

ZODIAC(2007)

Yönetmen, Seven gibi bir işe imza atmış olan David Fincher. Başrollerde Jake Gylenhall, Mark Ruffalo, Robert Downey Jr… Amerika’nın en gizemli seri katili “Zodiac” peşine düşen gazetecilerin heyecan dolu gerçek öyküsü…

THE KILLING FIELDS/ ÖLÜM TARLALARI(1084)

Kamboçya, Kızıl Kmerler ve Pol Pot’un ünlü “Ölüm Tarlaları”… Entelektüellerin, kitap okuyanların hatta gözlük kullananların bile öldürüldüğü diktatörlük günleri ve pirinç tarlalarının altında yatan yüz binlerce ceset… Başrollerinde Sam Waterston, Haing S. Ngor, John Malkovich, Julian Sands ve Craig T.Nelson’ın yer aldığı film Kızıl Kmerler’in yönetimi ele geçirdiği sırada ülkede sıkışıp kalan gazetecilerin öyküsü…

THE PARALLAK VIEW(1974)

Alan J. Pakula’nın devlet olgusunun kirli yüzüne dair üçlemesinin ilk filmi… Devlet yetkililerinin gerçekleri örtbas ettiği, kamuoyuna yanlış ve gerçeklerle uzak-yakın ilgisi bulunmayan enformasyonların aktarıldığı, fail ve kurbanın birbirine karıştığı, faili meçhul cinayetlerin asla ortaya çıkarılamadığı güvensiz ve paranoyak bir atmosferde işini yapmaya çalışan gazeteciler… Tanıdık geldi mi?

FROST/NIXON(2008)

Ron Howard imzalı filmin başrollerinde Michael Sheen, Kevin Bacon, Sam Rockwell ve Frank Langela yer alıyor. Gazeteci David Frost’un istifa eden tek ABD başkanı Nixon ile yaptığı röportajı konu alan film politika ile basının yollarının kesiştiği en iyi yapımlardan sayılıyor.

SHATTERED GLASS/ ASILSIZ HABER(2003)

Stephen Glass, The New Republic’te çalışan ve her geçen gün yıldızı biraz daha yükselen başarılı bir gazetecidir. Fakat onun asıl başarısı yalanlarıyla herkesi ikna etmesidir. Her durumla baş edebilen yalanlar uyduran Stephan, yalanı ortaya çıktığında bile insanları sadece basit bir hata yaptığına inandırır. İşinde başarılı biri olarak tanına Stephan, yaptığı bir haberle tüm dikkatleri üzerine çeker. Bu yalan haber onun düşüşe geçmesine neden olur.

Hayden Christiensen, Rosaria Dawson, Peter Sarsgard ve Chloe Sevigny başrolde…

DEADLINE U.S.A/ GAZETECİLER SAVAŞI (1952)

Kimilerine göre Humprey Bogart’ın en iyi filmi… Bir yandan gazetesinin batmaya çalışmasını önlemeye çalışırken bir yandan da büyük bir gangsterin suçlarını gün yüzüne çıkarmaya çalışan bir gazetecinin bıçak sırtında yürüyen hikayesi…

NIGHTCRAWLER/ GECE VURGUNU(2014)

Yine Jake Gylenhall ve yine harika bir film. Lou Bloom kariyer peşinde, genç ve hırslı bir adamdır. Hayatta “amaca giden her yol mübahtır” düsturunu benimseyen bu hırslı adam, geceleri şehirde yaşanan suç olaylarını tüm açıklığı ile kamerasına kaydetmeye başlar. Şehrin önde gelen televizyon kanallarından birinde gece muhabiri olarak işe girmesi de uzun sürmez. Fakat bu, kaygan bir yoldur. Lou için bir süre doğru ve yanlış arasındaki çizgi bulanıklaşmaya başlar…

NETWORK/ŞEBEKE(1976)

Bir haberci gündemde kalmak ne kadar önemlidir? Bunun uğruna ne kadar ileri gidilebilir? Sidney Lumet’nin artık kült sayılan filmi bu sorunun peşinde koşarken yalnızca basına değil insana da ışık tutuyor.

Howard Beale ratingleri günden güne düşen bir haber spikeridir. Nihayetinde bir çalışma arkadaşından, iki hafta içerisinde işinden kovulacağını öğrenir. Bunu öğrendiğinde büyük bir depresyona giren adam, ertesi akşam canlı yayında, gelecek Salı günü canlı yayında intihar edeceğini anons eder. Ancak, bunu söylerken işlerin ne kadar karışabileceğini aklından bile geçirmemiştir.

Okumaya devam et

Medya

‘Yok öyle imamın önüne cenazeni koydurmak’

Yeni Akit yazarı Ali Karahasanoğlu, eski Dışişleri Bakanı Mümtaz Soysal’ın cenaze namazının kılınmasına tepki gösterirken. CHP’li Tuncay Özkan da hükumetten kimsenin katılmamasını ‘ayıp’ olarak yorumladı

BOLD – İktidar yanlısı yayın yapan Yeni Akit gazetesinin yazarlarından Ali Karahasanoğlu, Anayasa hukuku hocas ve eski Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Mümtaz Soysal’ın cenaze namazının kılınmasını eleştirdi. Karahasanoğlu yazısında Sosyal’ın “100 Soruda Anayasa’nın Anlamı” kitabından alıntılar yaparak, “Yok öyle ‘Komünistim, sosyalistim’ deyip imamın önüne cenazeni koydurmak” ifadelerini kullandı.

“Şimdi biz bir kitap önerisi daha yapalım diyen” Karahasanoğlu, ‘100 Soruda Ahiret!’ Siz, isterseniz ‘Ahiret’i, İslami bir kavram olarak alın. İsterseniz, kelime anlamı ile ‘Son’ olarak alın. Her ikisinde de.. Varacağımız yer aynı..” dedi

YOK ÖYLE KAHRAMANLIK

Soysal’ın cenaze namazının kılınmasına tepki gösteren Yeni Akit yazarı “Bir başka soru daha yer alabilir, önerdiğimiz kitapta: ‘Hayatında sosyalizmi tercih ettiğini iddia eden bir kişinin, cenaze namazını kılmanın anlamı nedir?’ Taaa 1960’lı yıllarda, sosyalizmi tercih ettiğini açıklayan bir kişinin, 2019’da cenaze namazının kılınmasını, bu çerçevede bir soruya dönüştürüp, hayatı sorgulayabilmeliyiz.. Yok öyle, kahramanlık.. Ucuz söylemlerle, ‘Sosyalistim. Komünistim’ deyip, sonra imamın önüne cenazeni koydurmak” ifadelerini kullandı.

DEVLET DE YOK DIŞİŞLERİ DE

CHP Milletvekili Tuncay Özkan da, cenazeye gelmeyen hükumet yetkililerini topa tuttu. Eski Dışişleri Bakanı olan Soysal’a yapılanın ‘ayıp’ olduğunu vurgulayan Özkan, ”Mümtaz Soysal’ın cenaze töreninde devlet temsilcisi yoktu. Hoca eski Dışişleri bakanıydı, bakanlık da yoktu. Zaten devlet de yok, dışişleri de diye bilirsiniz. Bu terbiyesizlik bir ilk. Ayıp küllerin arasında duruyor öylece. Yemişim sizin yerli ve milli duruşunuzu.

Okumaya devam et

Popular