Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Tutsak bebek Muaz’ın babası: Oğlum beni tanımadı, o an…

Annesi Nurhan Erdal Bahadır ile 9 aydır Mersin Tarsus Cezaevinde tutsak bulunan 11 aylık Muaz bebeğin babası Levent Bahadır, geçen hafta yaptığı açık görüş ziyaretini BOLD Medya için yazdı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Cezaevindekiler ayrı, dışarıdakiler ayrı perişan. Anne babaların boynu bükük, torunlarına bakmak zorunda kalan dedeler, babaanneler çaresiz. Çalışma koşulları nedeniyle 3 ayda bir oğlunu ve eşini ziyaret edebilen Levent Bahadır, geçen hafta yaptığı son görüşünden büyük bir hayal kırıklığı ve üzüntüyle döndü.

“Oğlum beni tanımadı, o an kollarım yana düştü” diyen Levent Bahadır’ın kaleme aldığı o görüş gününe dair özel satırları sunuyoruz. İşte Tenkil sürecinde yaşananlara dair hikayelerden biri daha…

“Gâh hüzünlü geçen, gâh neşe içinde geçen bir açık görüşün ardından yazıyorum bu satırları.

İşlerim bittikten sonra, bedenimi ittire ittire yazı masama getiriyorum. Çünkü ruhum hâlâ Tarsus’ta, Ali Fakı (cezaevinin bulunduğu yerleşke) dolaylarında dolaşıyor…

15 Ağustos 2019’da yola çıktım. Bulunduğum şehirden Mersin’e varmak otobüsle çok zor. Bu nedenle uçak yolculuğunu tercih etmek zorundayım. Ama biliyorum ki birçok aile otobüslerle gece yarıları gidiyor görüşlere. Sabah saatlerine indim Adana’ya.

İner inmez boğucu bir sıcaklık karşılıyor bizi. Havanın ne kadar çok sıcak olduğu şikayetleri arasında iniyorum merdivenden.

Ya cezaevindekiler ne yapıyorlardır acaba? diye geçirdim içimden. Bu sıcakta nereye kaçıyorlardır? Ya çocuklar, ya bebekler, ya Muâz’ım, Tarsus’ta bulunan toplam 90 bebek ne yapıyor acaba bu sıcakta? dedim.

Betonun hapsettiği o sıcaklık akşama kadar sürer cezaevlerinde…

Hâlet-i ruhiyem bitap bir hâlde, bu düşüncelerle indim yolcu merdiveninden. Valizimi banttan aldıktan sonra hemen Tarsus’a doğru yola çıktım.

Pırıl pırıl bir güneş var… Yolun her iki tarafından akan dağ çiçeklerine takılıyor gözüm. Biraz daha gidince uçsuz bucaksız lahana tarlaları karşılıyor beni. Omuzunda lahana taşıyan işçiler…

Mütemadiyen uzanan tarlalarda birbirini neşe içinde kovalayan çocuklar… Müdanasızca uçan kuşları seyre dalıyorum. Hava bir açıyor, bir kapanıyor. Sanki havada güneşle bulutların saklambaç oyunu var.

Tagor düşüyor, aklıma. Şehre vardığımda öğlen saatleri olmuştu. Önce kalmak için bir pansiyon buldum kendime. Görüş günümüz bir sonraki gündü. 16 Ağustos 2016, saat 10.30. O saatler geçmek bilmiyor.

Nurhan Erdal ve oğlu Muaz bebek (11 aylık), Mersin Tarsus Cezaevi.

8 AYDA DÖRT KEZ ZİYARET EDEBİLDİM

Vuslatımızın nihayete ereceği saatler geldi çattı. Sabah olunca Ali Fakı dolmuşlarıyla cezaevi yerleşkesinin olduğu bölgeye doğru yola çıktım. 45 dakika sürüyor bu yolculuk.

Eşimi ve oğlumu görmek için bu dördüncü ziyaretim. Çalıştığım firmanın çalışma koşulları nedeniyle ancak bu kadar izin alabiliyorum. Dolmuşta yaklaşık 10-15 kişiydik. Bayram sonrası olduğu için çok yoğun değildi ziyaretçi sayısı.

Güvenlik kontrol aşamalarından tek tek geçerek heyecanla açık görüş salonunda beklemeye başlıyorum.

Açık görüş salonunun pencerelerine yapıştırılan tabiat manzaralı resimlere acı bir tebessümle bakıyorum.

Bekleyen herkesin içi kıpır kıpır… Buğulu gözlerimiz içeriye heyecanla girecekleri o an da… Derken… Eşimle, oğlum içeriye girdiler.

Maşaallah! Barekallah!

ŞİRİNLİĞİN BAŞKENTİ

Aman Allah’ım! Şirinliğin başkenti!.. Oğlumun ne diş çıkarma dönemine ne de emekleme macerasına şahitlik ediyorum.

Ne kadar da çabuk büyüyor kerata!.. Davranıp kucağıma alayım derken, ağlayarak annesinin koynuna iyice sokuluyor, Muâz’ım. Eşim, elindeki şekeri göstererek: “Bu şekere bayılıyor! Oturalım. Biraz aşina olsun sana. Bir kez daha deneriz.” dedi.

Kollarım iki yanıma düşüyor. Bir kez daha, bir kez daha bitap düşüyoruz. Eşimin gözleri nemleniyor… İstemsizce oturuyor sandalyeye… O anda birinin ayakta durması gerekiyordu. Bazen o yapıyor bunu… Bazen de ben… Bitap düşmüş ruhumu zor da olsa yerden kaldırıyorum. “Az kaldı!..” diyorum. ‘Az kaldı!..”

“Atlatacağız hepsini, inşâllah!” diyorum. Eşim, mütebessim bir çehreyle; sanki Stefan Zweig’e nazire yapıyor. “Çünkü sadece paramparça olan bilir tamamlamanın özlemini.” diyor, Zweig.

PATİSKA GİBİ BEYAZ ELLERİYLE…

O kavuşmalar, ağlamalar, hasretler çocukların anne babalarına yapışması… Görüş salonu nasıl anlatayım bilmiyorum. Her köşede bir hikaye ve yıkık bir dünya vardı.

Küçük Yusuf’cuğum şekeri benim elimden değil, annesinin elinden alıyor ama teşekkür mahiyetinde de bol bol öptürüyor kendini…

Patiska gibi beyaz elleriyle elimi tutuyor. Eskisi gibi, “Muaz, oğlum!” diyorum. Dikkat kesiliyor. Ve kocaman bir gülümsemeyle mukabele ediyor bana. Kuvve-i hayâlim donduruyor o eşsiz lahzayı…

Oğluma gelirken söylediğim şiiri;

Tagor’u fısıldıyorum kulağına.

“Çeltik tarlasında güneşle bulutların saklambaç oyunu var bu kez /

Mavi gökte ak buluttan sallar/

Girmesek bugün evden içeri…/

Boş versek göğü bugünde/

Rüzgarla gülüşler koşuyor./

Boş versek işi gücü…”

O gün, öyle yaptık bizde.

Sonra, Muaz’ımın cennetten tebellür eden gülüşü geldi.

BATAKLIĞIN ÜZERİNE KURULAN BİR CEZAEVİ

Sıcaklığın etkisiyle isilik olmuş oğlum. Cezaevi bataklığın üzerine kurulduğu için klimalar çalışmıyormuş. Mersin yaklaşık 35-40 derece. Vantilatör ile serinlemeye çalışıyorlar içeridekiler. Nedenini sorunca da altyapı eksikliğinden kaynaklandığını söylediler.

Eşim ‘Muaz güldüğünde, bir şeye tepki verdiğinde keşke babası da görseydi diyorum.” diye ağlıyor. Oğlumuza bakma konusunda içeride ne kadar zorlandığını, yemek yiyemediğini, kantin fiyatlarının çok yüksek olduğunu anlatıyor.

Gözüyle ilgili bir ay sonra doktor randevusu almışlar. Muhtemelen Tarsus Devlet Hastanesine götürecekler. 45 dakikaya her şeyi sığdırmak o kadar zor ki… Bir de benden plastik oyuncak ve hikaye kitabı istedi eşim. Onları aldım şimdi, birazdan postaya vereceğim. Hikaye kitapları resimli ve kalın kapaklı olsun dedi, ince olanları yırtıyormuş. O dakikalar nasıl akıp geçti bilmiyorum.

SON BEŞ DAKİKA

“Son beş dakika” denildiğinde herkesi bir telaş alıyor. 45 dakika yetmiyor her şeyi konuşmaya. Artık ayağa kalkıp son sarılmalar, konuşmalar, vedalar, ‘her şey geçecek’ dilekleri arasında ‘hadi bitti’ deyip bizleri çıkarıyorlar. Kapı kapanana kadar salonun önünde bekledim, bekledim ve bekledim… İnşallah bu son gidişim olur. İnşallah bu meşakkatli süreç biter. Eşim ve çocuğum kendi evinde olur, oğlum salonda koşar, oynar…”

Kalp hastası Muaz bebek 6 aydır hapiste

BOLD ÖZEL

Saray koronavirüs haritasını da değiştirdi

Koronavirüs yasaklarının sona erdiği şehirleri belirleyen haritanın Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki toplantının ardından değiştiği ortaya çıktı. Hasta sayısına göre sarı kategoride yer alan Uşak, Diyarbakır, Şanlıurfa gibi şehirler maviye boyandı.

BOLD ÖZEL – Kovid-19 vakalarını gizlediği ortaya çıkan AKP hükumetinin, normalleşme haritasını da değiştirdiği ortaya çıktı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 100 binde 10’un altında vaka görülen şehirlerin mavi kategoride yer alacağını duyurmuştu. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki kabine toplantısının ardından Uşak mavi kategorideki iller arasına eklendi.

10 GÜN ÖNCE BAŞKA ŞİMDİ BAŞKA

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 10 gün önce yaptığı açıklamada Kovid-19 yasaklarının kaldırılacağı illerin risk haritasına göre belirleneceğini açıkladı. Şehirler vaka sayısına göre dört renge ayrıldı. Yüz binde 10’un altında vaka görülen illerin mavi (düşük riskli), yüz binde 11-35 arası vaka olan illerin sarı (orta riskli), yüz binde 36-100 arası vakası bulunan illerin turuncu (yüksek riskli), yüz binde 100’ün üstünde vaka seyri görülen illerin ise kırmızı (yüksek riskli) olarak belirlendi.

İKİ HARİTA BİRBİRİNİ YALANLADI

Ancak Sağlık Bakanlığı’nın 20-26 Şubat haftası ‘İllere Göre Haftalık Vaka Sayısı Haritası’ 100 binde 10’un altında vaka görülen mavi renkli ve düşük riskli il sayısının sadece dört olduğunu gösteriyor. Normalleşmenin başlaması gereken bu iller Mardin, Şırnak, Batman, Hakkari. Yine Sağlık Bakanlığı’nın 20-26 Şubat tarihli ‘İllere Göre Risk Durumu Haritasında’ ise sarı kategoride yer alan 100 binde 20 vakaya kadar olan şehirler de maviye boyandı.

100 binde 10’un altında vaka görülen şehirler mavi kategoride yer alıyor.

UŞAK SONRADAN EKLENDİ

Seçim haritasını andıran normalleşme haritasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki iller mavi kategoride yer alıyor. En az aşılamanın yapıldığı bu iller düşük riskli olarak dikkat çekiyor. Uşak ise 100 binde 18,40 vaka görülmesine rağmen mavi kategoriye yerleştirildi. Yine Diyarbakır, Şanlıurfa, Diyarbakır, Bitlis, Muş, Siirt, Bingöl, Ağrı, Iğdır 100 binde 10’un üzerinde vaka görülmesine ve sarı kategoride bulunmasına rağmen maviye boyandı.

BAKAN KOCA AÇIKLAYAMADI

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, haritadaki değişiklikleri, “Bilim Kurulumuz, illerin risk kategorilerini belirlemede 100.000 nüfusa düşen haftalık vaka sayısı ile birlikte yapılan PCR testlerinin pozitiflik oranı, yoğun bakım doluluk oranı ve entübe hasta artışını dikkate aldı. Kademeli normalleşmek elimizde.” sözleriyle açıklamaya çalıştı. Ancak illere göre yoğun bakım hasta sayısı, test pozitiflik oranı sayılarını vermedi.

SAĞLIK BAKANLIĞI’NIN KATEGORİLERİ
  • Mavi: Yüz binde 10’un altında vaka görülen iller düşük riskli.
  • Sarı: Yüz binde 11-35 arası vaka olan iller orta riskli.
  • Turuncu: Yüz binde 36-100 arası vakası bulunan iller yüksek riskli.
  • Kırmızı: Yüz binde 100’ün üstünde vaka seyri görülen iller ise çok yüksek riskli.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

5 aydır karantina hücresinde tutulan Miktad öğretmen siroz oldu

Tutuklu öğretmen Miktad Doğan, 5 aydır cezaevindeki karantina hücresinde sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor. TBMM’ye mektup gönderip yardım isteyen Doğan’a siroz teşhisi konuldu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

3 Eylül 2019’dan bu yana Kırklareli E Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan tarih öğretmeni Miktad Doğan’a Hepatit B’ye bağlı siroz teşhisi konuldu. 5 aydır teşhis ve tedavi için hastaneye götürülen Doğan geçen hafta Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatırıldı. Daha önce karaciğerinden parça alınan Miktad Doğan’ın hastalığı ilerlediği ve siroza dönüştüğü ortaya çıktı. Doktor, Miktad Doğan’ın abisi Hıdır Doğan’a ailede başka hasta olan varsa test yaptırmalarını söyledi.

Hasta tutuklu Miktad Doğan, yanlış teşhis ve tedavi yapıldığı için aylardır cezaevi-hastane arasında gidip geliyor. Doğan’a ilk önce Eylül 2020’de vertigo teşhisi konularak bir ay boyunca ilaç tedavisi uygulandı. Sağlık durumu daha da kötüleşince 21 Eylül 2020’de Kırklareli Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Bu kez kronikleşmiş Hepatit B olduğu söylendi.

Kan tahlilleri ve çekilen ultrason sonucunda karaciğer enzim değerinin aşırı yükseldiği, karaciğerinin büyüdüğü ve aşırı yağlandığı görüldü. Hastanenin enfeksiyon birimi tarafından acil olarak Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilen Doğan, durumu acil olmasına rağmen ancak 1,5 ay sonra 4 Kasım 2020’de hastaneye götürüldü. Biyopsi için karaciğerinden parça alınan Miktad Doğan en son 18 Şubat 2021’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi götürüldü. 3 gün hastanede kalan Doğan’a bu kez Hepatit B’ye bağlı siroz teşhisi konuldu.

5 AYDIR KARANTİNADA

Sürekli hastaneye gidip geldiği için karantina hücresinde yaşamak zorunda kalan Doğan sağlıksız ortam ve beslenme koşullarının da etkisiyle sağlığı her geçen gün daha da bozuluyor.

Miktad Doğan’ın avukatı Münevver Öz, yanlış teşhis, yanlış tedavi ve kaybedilen zamanın müvekkilinin yaşam hakkını tehlikeye attığı için cezaevi doktoru ve görevli memurlar hakkında 4 ay önce suç duyurusunda bulunmuştu. Öz dilekçesinde, tuvaleti tıkalı, suyu akmayan, sıcak su verilmeyen, yeterli beslenme koşullarının sağlanmadığı bir hücrede müvekkilinin ölüme terk edildiğine, memurların görevlerini kötüye kullandığına, sistematik bir şekilde müvekkiline kötü davranıldığına dikkat çekti. Kişilerin cezalandırılması için kamu davasının açılmasını talep eden Öz’ün başvurusuyla ilgili henüz bir gelişme olmadı.

TBMM’YE MEKTUP GÖNDERDİ

Ocak ayında TBMM Adalet Komisyonuna mektup göndererek yardım talep eden Miktad Doğan, hastalığının ilk teşhisinden bu yana 4,5 ay geçmesine rağmen ve acil tedaviye başlanması gerektiği halde hala bir sonuca varılmadığını yazmıştı. Doğan, hastalığının ilerleyerek siroza dönüşebileceğini o zaman ifade etmişti:

“Hastalığım bulaşıcı ve her geçen gün ilerliyor. Önlem alınmazsa karaciğer sirozu ve karaciğer yetmezliği vuku bulacak. Bununla beraber kaldığım karantina koşullarında daha başka enfeksiyonlar kapmam muhtemel.”

MAHKEMESİ 3 MART’TA

Bir süre sözleşmeli öğretmen olarak görev yapan 30 yaşındaki Miktad Doğan 2017’de geçirdiği trafik kazasında birçok kaburgası ve omuz küreği kırıldığı için mesleğini bırakmak zorunda kaldı. Tanık ifadelerine dayanılarak ve Bylock kullandığı iddiasıyla 3 Eylül 2019’da tutuklanan Doğan, 4 aydır SEGBİS ile katıldığı Kırklareli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden her duruşmada durumunu heyete açıklamaya çalıştı ancak dikkate alınmadı. Doğan, 3 Mart’ta altıncı kez hakim karşısına çıkacak.

“Ağır hasta olmama rağmen 4 aydır hücredeyim”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Tutuklu Emniyet Amiri Ömer Köse’ye pandemi döneminde su yok

Dört yıldır hücrede tutulan Ömer Köse’ye tüm ihtiyaçları için sadece 20 litre su veriliyor. Köse, yağmur sularını biriktirerek ayakta kalıyor.

BOLD – Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan ihraç Emniyet Müdürü Ömer Köse’ye yönelik baskı ve hak ihlalleri artarak devam ediyor. Tek kişilik hücrede tutulan Köse’nin diğer tutuklulardan farklı olarak günlük su limiti 20 litreyle sınırlandırılırken, ikinci battaniyesi de elinden alındı.

Cezaevinde kalan diğer tutuklular suyla ilgili sıkıntı yaşamazken Ömer Köse’nin hücresinin sayacının 20 litreye göre ayarlandığı öğrenildi. Günlük 20 litre su ile temizlik, banyo, bulaşık yıkama gibi tüm ihtiyaçlarını karşılamak zorunda bırakılan Ömer Köse’nin banyo yapmakta zorlandığı öğrenildi. Köse’nin yakınlarına aktardığına göre, banyo öncesi musluğu açıp sıcak su gelmesini beklemesi durumunda günlük 20 litre su bitmiş oluyor.

Ömer Köse cezaevinde çocuklarıyla

DİLEKÇELERİNE CEVAP VERİLMİYOR

Ömer Köse’nin su sorunuyla ilgili şahsen ve avukatı aracılığıyla yazdığı dilekçelere cevap verilmediği öğrenildi. Gardiyanların sayacın bozuk olabileceği şeklindeki söylemleri üzerine Köse’nin “sorun hücremdeki su sayacındaysa tamiratını ya da değişimini kendi paramla yapabilirim” şeklindeki son dilekçesine de cevap verilmedi.

Cezaevi yönetiminin, hücre ve koğuşlara ayrı sayaç sitemini kuran firmadan yanıt beklediklerini ilettiği ancak hiçbir ilerleme olmadığı belirtiliyor.

Köse’nin cezaevi yönetimine verdiği 9 dilekçenin dışında, infaz hakimliği ve Adalet Bakanlığına da dilekçe yazdığı ancak dilekçelerin UYAP’ta görünmediği öğrenildi. Bu durum dilekçelerin imha edildiği şüphesini doğurdu.

Köse daha önce de cezaevinde kaloriferlerinin yakılmadığı ve darp edildiğine ilişkin dilekçeler yazmış ancak işleme konulmamıştı.

YAĞMUR SULARINI TOPLUYOR

Köse’nin kar sularını eriterek ve yağmur sularını toplayarak tuvalette kullanmaya çalıştığı, hücresi ve kişisel hijyeniyle ilgili pandemi sürecinde büyük sıkıntı yaşadığı ifade ediliyor.

Köse’nin yaşadığı bir diğer sorun ise ısıtma. Cezaevi kaloriferlerinin yetersiz yanması nedeniyle çift battaniye kullanan Köse’nin battaniyelerinden biri arama sırasında geri verileceği söylenerek alındı. Battaniyenin geri verilmemesi üzerine Köse, cezaevi kantininden yeni bir battaniye almak için kantin fişi doldurdu ancak Köse’ye yeni battaniye satılmadı.

Eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse, Ağustos 2014’ten beri tutuklu. Uzun süre Silivri Cezaevinde tutulan Köse, OHAL döneminde Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapılı Ceza İnfaz Kurumu’na gönderildi. Köse yaklaşık 4 yıldır tek kişilik hücrede tutuluyor.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0