Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Üç yıldır sesimi kimseye duyuramadım, eşim hapiste çıldırmak üzere

Erzincan T Tipi Cezaevinde vahim bir vaka yaşanıyor. Tenkil sürecinde tutuklanan ve 3 yıldır cezaevinde bulunan Hakan Yıldırım akıl sağlığını kaybetti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL- Bipolar bozlukluk teşhisi ile Bakırköy Devlet Hastanesine kaldırılan ve şizofren tanısı konulan İngilizce öğretmeni Harun Karateke’den sonra bir öğretmen daha cezaevinde akıl sağlığını kaybetti. 15 Ağustos 2016’da tutuklanan 14 yıllık beden eğitimi öğretmeni Hakan Yıldırım’ın (43) durumu oldukça ağır.

Tedaviyi reddettiği ve hastaneden imza karşılığı cezaevine geri gönderildiği için Hakan Yıldırım’a teşhis konulmuş değil. Kendisini muayene eden doktorlara “Ben deli değilim, deli sizsiniz” dediği için herhangi bir tetkik yapılmayan Yıldırım’ın sağlık durumu, ‘imzasına’ bırakılmayacak kadar ciddi:

– Çocuklarının DNA testini isteyecek kadar eşinden süpheleniyor.
– Cezaevinde kimseyle konuşmuyor, zehir katarlar diye yemek yemiyor.
– Koğuş arkadaşları, ‘can sağlığımızdan endişeliyiz’ diye defalarca dilekçe yazdı.
– Bir görüş gününde eşine vurdu. Bazı koğuş arkadaşlarına ve avukatına da saldırdı.
– Başka bir kapalı görüş gününde kendini duvardan duvara vurarak kafasını kanattı.
– Halisülasyon görüyor. Görüş gününde eşine olmayan varlıklardan bahsediyor.

Yıldırım çiftinin Zehra (10) ve Gülnihal (7) adında iki kızları bulunuyor.

Karar mahkemesinde, “Yıllardır onların adamısın, senin niye Bylock’un yok!” diyen hakim tarafından 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Yıldırım, cezası Yargıtay tarafından da hızlıca onaylanınca yaşadığı buhranı kaldıramadı.

Bu kaos ile 3 senedir tek başına mücadele eden eşi B. Yıldırım anlattıkları ise daha korkunç. “Yıllardır sesimi kimseye duyuramadım. Artık bir yuva beklentim yok, eşim bu psikolojiyle beni de çocuklarımızı da öldürür” diyen B. Yıldırım, “Yaşadıklarımız herkese çok ütopik geliyor. Eşim içeride çıldırıyor. O orada şizofren oldu, ben dışarıda paranoyak. Yetkililere sesleniyorum. Eşimin tedaviye ihtiyacı var. Lütfen tahliye edilsin.” dedi.

EŞİM ŞİZOFREN OLDU

Ben felsefe öğretmeniyim, eşim beden eğitimi öğretmeni. İkimiz de Atatürk Üniversitesi mezunuyuz. Okurken tanıştık ve evlenmeye karar verdik. 10 yıllık evliyiz. Ağrı’da yaşıyorduk. Eşim Hakan Yıldırım 15 Ağustos 2016’da tutuklandı ve önce Ağrı Cezaevine, sonra Erzincan T Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi. İlk zamanlar 10 kişilik koğuşta 22 kişi kalıyorlardı. Şimdi kaç kişiler bilmiyorum. Eşimin bir doktor belgesi yok ama şizofren olmuş durumda.

BİR KOLİ KİTAP YÜZÜNDEN…

Eşim Eskişehir’de bir kolejde çalışıyordu. Sonra iş bulunca Ağrı’ya yerleştik. 17/25 Aralık’tan sonra ben eşime ‘Eve hiçbir şey getirme’ dedim. Evde olanları da kitap, gazete ne varsa hepsini yaktırdım. İstemediğimi belirttim. İki kızımız var. Onlara, yuvama zarar gelsin istemiyordum. Bir gün eşim NT’de indirim varmış, iki koli kitap alıp gelmiş. Biz yine tartıştık. Kesinlikle evde NT’den kitap istemediğimi tekrar söyledim.

Sonra biz ev satın aldık. Kitaplar kolinin içinde kapının önünde duruyordu. Hiç açmamıştık. Eşimle güzel güzel konuştuk, beni dinledi, NT ile de anlaştık ve kitapları iade etmeye karar verdik. O günlerde bir arkadaşımız gelmişti eve. Kitapları almak istedi. Biz de ona verdik. Meğerse o da kocasından gizlemiş kitapları.

Birkaç zaman sonra eşi ev taşınırken kitapları görüyor ve panik oluyor. Kitapları otobüse verip o zaman memlekette olan karısına gönderiyor. O sırada muavin adamdan şüpheleniyor, polisi arıyor. Kolide ne var ne yok diye. Polis de açmış bakmış kitapları bulmuş. Sonra arkadaşımız beni aradı. ‘Eşimi tutukladılar, kitapları bulmuşlar’ dedi.

Ben o kadar üzüldüm ki, olayı olduğu gibi anlatın dedim. Öyle deyince eşime iftira atıldı: “Hakan Yıldırım 15 Temmuz’dan sonra korkuyla geldi, kitapları evime bıraktı. Panik oldu.” denildi. O kitapları darbeden sonra vermiş gibi gösterdiler ve eşimi tutuklattılar. Sonra da başka şeyler çıkardılar. Yani eşim şu anda bir adamın ifadesi, Dijitürk aboneliğini iptal ettirmesi ve 14 yıllık kolej öğretmeni olduğu için tutuklu. 5 Haziran 2017’de 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

HAKİM: SENİN NİYE BYLOCK’UN YOK!

Cezaevine girdiğinde ilk 10 ay çok iyiydi eşim. Ben bu süreçte 12 kilo verdim. Kas hastasıyım aynı zamanda. Beraat edeceğini bekliyorduk aslında. 5 Haziran 2017’de son mahkemesi yapıldı. Bir Ramazan günüydü. Arkadaşımızın eşi ifadesini aynı şekilde yineleyince tahliye etmediler. Hakim kararı eşimin yüzüne bile okumadı. Diyor ki, ‘Senin niye Bylock’un yok! Eşim ‘Bylock gibi bir yazılım olduğunu ben içeride öğrendim. Kullanmadım.’ diyor. Bu kez, ’14 yıldır onların adamısın, senin neden Bylock’un yok’ diye tekrar yineliyor.

KARAR MAHKEMESİNDEN SONRA ERİMEYE BAŞLADI

1998’de dershaneye gitmiş eşim. Gerekçeli kararına 1998’den bu yana terör örgütü üyesi olduğunu yazmışlar. Eşim son mahkeme gününden sonra erimeye başladı. Savcılığa dilekçe yazdım ve dedim ki, ‘Eşimin karar mahkemesinden sonraki telefon konuşmalarının psikologlar tarafından dinlenmesini istiyorum. Ben psikoloji öğretmeniyim, kocam değişti, başka biri oldu’

Dikkate alındı bu dilekçem, telefon konuşmalarının dökümleri çıkarıldı ve hasta olduğuna kanaat getirdiler. Kasım 2017’de Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevk ettiler. Fakat tedaviyi kabul etmediği ve ‘ben deli değilim’ dediği için hastanedeki doktorlar eşimden imza almışlar ve tekrar cezaevine göndermişler. Eşimle yaptığımız görüşmelerden aynı zamanda doktor olan milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na da bahsettim. ‘Bire bir paranoya’ dedi. Ama elimizde resmi belge olmadığı için bir şey yapamıyoruz.

BİR GÖRÜŞTE BANA VURDU

Eşim sonra her şeyde beni suçlamaya başladı. Bunu benim hazırladığım bir senaryo olduğunu söyledi. Bir görüşte bana vurdu. 2 ay görüş yasağı koydular. Vurdu, hakaret etti ama ben yine gittim ziyarete. Yalnız bırakmak istemedim. 14 yıllık evliliğimizde bana bir fiske vurmuş değil çünkü.

Aralık 2017’de Ağrı’dan Erzincan Cezaevine gönderildi. Oranın yönetimine çok dilekçe yazdım, doktora götürülmesi için, o zaman daha çok kızdı bana. ‘Beni akıl hastanesine kapatmaya çalışıyorsun, beni delirtmeye çalışıyorsun’ diye. Sonra zorla götürmüşler hastaneye. ‘Neyin var’ diye sormuş doktor, o da ‘ben iyiyim’ diyor tabi. Zaten kendini hasta olarak görmüyor. Doktor da cezaevinde kalabilir raporu veriyor. Bir klinik araştırma yok, tetkik yok. Doktoruyla daha sonra Ömer bey görüştü, “Rızası olmayan hastalara, hele ki mahkumlara yapacak bir şeyimiz yok’ dedi. Onlar da haklı.

Biz avukatımız aracılığıyla adli tıp raporu istedik. Ömer Faruk Gergerlioğlu Ankara’daki Cezaevleri Genel Müdürlüğünü aradı. Adli tıp raporu var demişler. Ama bir hastaneye yatmadı, tam teşekküllü bir hastanede tetkik yapılmadı. Erzincan Mengücek Devlet Gazi ve Eğitim Hastanesi ve Elazığ Ruh ve Sinir Hastanesine götürülmesine rağmen iyiyim dediği için hiçbir teşhis konulamadı. Nasıl, nereden var bu rapor bilmiyoruz, soru işareti.

ÇOCUKLARIMIZIN DNA TESTİNİ İSTEDİ

Eşim iki aydır bizi görüşe kabul etmiyor. En son görüş günlerimizin birinde büyük kızımız Zehra için ‘Niye bana benzemiyor’ diye DNA testi istedi. Ben de istersen küçük kızımıza da yaptıralım dedim. O zaman ‘Doğru çıkarsa ben dayanamam” deyip bu isteğinden vazgeçti. Hep şüpheleniyor, şüphelendiği şey doğru çıkarsa diye korkuyor.

Koğuşta kendisi çay demlememişse içmiyor. Kimseye konuşmuyor. Biz gidiyoruz ya görüşe herkes bizi izliyor, yine karısını dövecek mi ya da yine ağlayacaklar mı diye. Herkes karısını sevgiyle karşılıyor, adeta ağırlıyor gönderiyor, biz salya sümük ağlaya ağlaya… Bazen görüş saati dolmadan çıkıp gidiyor. Olanların hepsinin içindeki şeytanı çıkarmak için yapıldığını düşünüyor. Halisülasyon da görüyor. Bir kere orada otururken ‘bak siyah adamlar geliyor’ dedi. Onu dinlerken öyle yoruluyorum ki…

Bana vurduğunda kimse görmedi sandım, koştum arabaya bindim. Ağlayamıyorum da… Annesi babası vardı. Sonra kayınpederim elimi tuttu. ‘Betül kızım, arkanı dönüp gidersen hayır demem’ dedi. Ben de ‘Baba orası dar yer, yoksa böyle yapmazdı’ diyebildim.

Eşim o hafta beni aradı. ‘Sen nasıl bir kadınsın’ diye hakaretler etmeye başladı. ‘Neden, ne yaptım’ dedim. Meğerse görüşten sonra yönetim kendisini çağırmış. Bana vurduğunu kameradan izletmişler. O da demiş ki, ‘Ben vurmadım, ben eşime kıyamam’ demiş. Bana da ‘Niye beni şikayet ettin’ diyor. Halbuki en son yapacağım şey bu dedim ama…

Hakan Yıldırım’ın öğrencileri Ağrı’da masa tenisi turnuvasında birincilik ödülü almıştı, 2013.

BU PSİKOLOJİYLE NE BENİ NE ÇOCUKLARIMI SAĞ BIRAKIR

Tek başıma mücadele ediyorum. Hakan çıksın ve iyileşsin, gelsin evimize diye tabi ki ümidim var ama artık zor. Bir yuva beklentim kalmadı, ölümü düşünüyorum. Hakan bu psikolojiyle çıktıktan sonra ne beni ne çocuklarımı bırakmaz. O karıncayı ezmeyen adam bizi öldürür, bunu çok iyi biliyorum. Allah merhamet etsin. Cezaevinde kalamıyor. Gardiyanlar buna şahit.

KENDİNİ DUVARDAN DUVARA VURDU

Bir kapalı görüşte Hakan kendini top gibi duvardan duvara vurdu. Burnu kanadı. Kapalı görüş yerleri küçük bir kabin gibi, soyunma kabinleri gibi düşünün. Çıkarın beni buradan diye kafasını duvarlara vurdu. O an hemen beyaz gömlekli bir adam ve birçok gardiyan girdi içeri. Meğerse Hakan’ın rahatsız olduğunu biliyorlar, telefonları da dinleniyor ya durumu biliyorlar. Psikologlar iki kabin ötede bekliyor. Bir gardiyan ‘Ben şahitlik ederim, bu adam hasta’ demiş. Ama kimse elini taşın altına koyup bir şey yapmadı.

KOĞUŞ ARKADAŞLARI: CAN SAĞLIĞIMIZDAN ENDİŞELİYİZ

Ağrı 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen karar duruşmasından sonra Ağrı Cezaevindeki koğuş arkadaşları ayrı ayrı cezaevi yönetimine dilekçe yazdı. “Hem Hakan’ın hem de kendi can sağlığımızdan endişe ediyoruz.” diye. Birkaç kişiye saldırmış, avukatına da saldırdı.

İlk zamanlar bana ‘Kızsam da gel. Kimseyle konuşmuyorum, konuşunca kalp kırıyorum’ diyordu. Artık beni istemiyor. O iftirayı kaldırmadı. Kafasında kurdu kurdu ve beni karşısına aldı. Anne babası gidiyor ziyarete. Eşimi en son 2 Temmuz 2019’da gördüm. 2 Ağustos 2019’da görüş vardı gitmedim. ‘Sakın gelmesin vururum yine’ demiş. Sizi görünce beni ter basıyor, imanım gidiyor gibi şeyler söylemiş. 14 yıllık evliliğimiz boyunca böyle bir şey yaşamadık. Karı koca tek derdimiz iki kızımızı büyütmekti. Evimiz olsun, kapımızda arabamız olsundu.

ZEHİR KATARLAR DİYE YEMEK DE YEMİYOR

Tahliye olan bir koğuş arkadaşıyla görüştüm, bir avukattı. Bana dedi ki ‘Ben 8 ay boyunca hep Hakan hocaya dönük uyudum.’ ‘Korktuğunuz için mi?’ diye sordum. ‘Yok’ dedi, ‘Arkamı dönersem küser yanlış anlar’ diye dedi. Allah’tan yanında hassas insanlar vardı. ‘Hasta değil mi’ dedim, ‘Evet maalesef’ dedi. Şu an ne yapıyor bilmiyorum ama hapishane yemeğine ‘zehir katarlar’ diye yemiyordu. Kapalı Dardanel alıyormuş, kutusunu kendi açacak ve emin olacak.

AYM BAŞVURUMUZU REDDDETTİ

AĞRI’DA İLK CEZA ALAN ÖĞRETMEN

İlk onun mahkemesi oldu ve hemen ceza aldı, İstinaf hemen onadı, Yargıtay hemen onadı, Anayasa Mahkemesi başvurumuzu reddeti. Şimdi AİHM seviyesine geldik. Ondan bile şüpheleniyor. ‘Ben kimim, ben neyim ki benim işlerim bu kadar hızlı yürüyor’ diyor. Belki AİHM’den iyi bir sonuç çıkar’ diyorum. ‘Ne kadar numaracı kadınsın, benim eridiğimi gördükçe mutlu oluyorsun di mi’ diyor. Her şeyi ona özel yapıldığını zannediyor.

Koğuşunda çok doktor vardı, psikolog da vardı. Hepsi eşlerine tembih etmiş. ‘Yenge hanıma söyle, ulaşabildiği herkese ulaşsın, bu adamı çıkarsınlar’ diye. Elimden ancak bu kadar geliyor. Ben eşimi sevdiğim için evlendim. Hizmet Hareketiyle hiçbir bağlantım olmadı. Ama bunları yaşıyoruz.

ARTIK ÇAREMİZ KALMADI

Şu an Erzincan Cezaevinde. Ama orada olduğuna da inanmıyormuş. Çünkü bir yıl boyunca Ağrı’dan Erzincan’a her hafta görüşlerine gittim. Koğuş arkadaşlarına diyormuş ki, ‘Nasıl geliyor her hafta bu kadın, beni sevmiyor ki, onca yolu beni görmek için gelmiş olamaz’ Oradaki insanlara da yazık, sürekli Hakan’ı ikna etmek zorundalar.

Anayasa Mahkemesi de bireysel başvurumuzu reddetti. Eşimin Türkiye’deki hak arama yolları kapandı. Şimdi AİHM’e başvuracağız. Ama eşim çıkacağına artık hiç inanmıyor. Bu yüzden başvuru belgelerini imzalamıyor. Cezaevi müdürü çağırmış ‘Artık çıkacağından ümidini kesmişsin’ demiş. Hasta adama böyle denir mi!

Cezaevinde akıl sağlığını kaybeden öğretmen Harun Karateke yine Bakırköy’e yatırılamadı

Genç öğretmen cezaevinde akıl sağlığını kaybetti, Bakırköy’de yer yok diye koğuşuna geri götürüldü

BOLD ÖZEL

Hamile tutuklu koğuşta sinir krizi geçirdi

Avukatlık stajını yeni tamamlayan hamile tutuklu Esra Uymaz Saral, cezaevinde ilaçları verilmediği için sinir krizi geçirdi. 4,5 aylık hamileyken tutuklanan Saral, bir hafta içinde iki kez doktora götürüldü.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 9 Ocak 2020’de tutuklanıp İzmir Şakran Cezaevine gönderilen 4,5 aylık hamile Esra Uymaz Saral (27), ilk gece konulduğu geçici koğuşta sinir krizi geçirdi. Miyom olduğu için riskli bir hamilelik geçiren Esra Uymaz Saral, gözaltına alınmasından itibaren bir haftada iki kez doktora götürüldü, koğuşta sinir krizi geçirdiği gün ise cezaevi revirine çıkarıldı.

Esra Uymaz Saral’ın avukatı, “Geçtiğimiz cumadan bu yana kendisine kan ilaçları verilmemişti. Özel bir ilaç kullanıyor. Biraz pahalı. Devlet karşılamıyor. Cezaevi yönetimi o ilacı veremeyeceklerini ama başka bir ilaç vereceklerini söylemiş. Fakat o da henüz gelmemiş. Esra hanım 8 Ocak’ta bir gece gözaltında kalmıştı. O zaman da saat 21.00 civarı karın ağrısı şikayetiyle doktora götürülmüştü. Doktor idrar yolu iltihabı için ilaç vermişti. 17 TL imiş ilaç. Yanında para yok diye o ilacı da vermemişler.” dedi.

27 yaşındaki Esra Uymaz Saral, Gediz Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu.

Tutuklandıktan sonra konulduğu geçici koğuşta ilaçlarını alamadığı için üzülen Saral’ın endişelenip ağlama krizine girdiğini belirten avukat şöyle devam etti: “Bunlara canı çok sıkılmıştı. Koğuşta da ışık bile yanmıyormuş. Tek başına. Zaman mevhumunu kaybetmiş. Dolayısıyla çok korkmuş. Kendisi biraz evhamlıdır. Ağlama krizine girmiş. Kapıları yumruklamış. 5 gardiyan ve revirden görevliler gelmiş. Müdüre çıkarmışlar. Müdür normal koğuşa geçirmiş. Böyle mi olacak hep diye korktuğunu ve bebeğime nasıl bakacağım diye endişelendiğini ifade etti.” dedi.

“BU ŞARTLARDA BURADA DOĞUM YAPMAN İMKANSIZ”

Avukat, dün tekrar hastaneye götürülen Saral’ın orada yaşadıklarını ise şöyle anlattı: “Cezaevine en yakın hastane Çiğli Devlet Hastanesine olduğu için dün tekrar oraya götürülmüş. Oradaki doktor da ‘Bu şartlarda senin burada doğum yapman imkansız. Miyomdan dolayı çok fazla kanaman olur, burada doğum yaptıramam’ diyor. Mahkemeye sunmak için dair bir belge istemiş. Doktor, cezaevinde kalmana engel bir durum yok. Ben öyle bir şey yazamam ama doğum sırasında Tepecik Hastanesine sevkini isteyeceğim’ demiş.”

Avukat, bugün yeni bir gelişme olduğunu ve Saral’ın mahkeme tarafından hastaneye sevkinin yapıldığını da sözlerine ekledi.

AVUKATLIK STAJINI YENİ BİTİRDİ

Gediz Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olan Esra Uymaz Saral, İzmir Barosundaki avukatlık stajını yeni tamamlamıştı. Eylül 2016’da evlenen ve ilk hamileliğini yaşan Saral’da 10 cm büyüklüğünde bir miyom bulunduğu için riskli bir hamilelik geçiriyor.

“DİĞER HAMİLE TUTUKLULAR ÇOK ÜMİTSİZ”

İzmir Şakran Cezaevinde Esra Uymaz Saral dışında bilinen 3 hamile daha bulunuyor. Emine Büşra İbişoğlu 5 aylık, Serpil Özmermer 5 aylık, Elif Tuğral ise 8 aylık hamile. Esra Uymaz Saral dışında cezaevinde bulunan diğer hamile tutukluların çok ümitsiz olduğunu ifade eden avukat: “Dilekçelerine cevap verilmediği için hiçbiri artık dilekçe yazmıyor, hiçbir şey talep etmiyorlar. 8 aylık hamile Elif Tuğral’ın kan pıhtılaşma problemi var, her gün iğne oluyor cezaevinde. Ama iki aydır doktora götürmüyorlar. Tamamen bırakmışlar.” dedi.

ESRA UYMAZ SARAL’IN HASTANE RAPORLARI

Üçüncü evre böbrek yetmezliği hastası cezaevinde ölümün eşiğinde!

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“İnsaf edin hakim bey; kızımın, torunlarımın ne suçu var?”

Anne-baba tutukluluklar devam ediyor. Kızı, damadı ve 7 aylık torunu hapse giren, bir torununa da kendisi bakmak zorunda kalan Zahide Şen isyan etti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Artvin’de özel bir okulda sınıf öğretmeni olarak çalışan Ayşegül Atalay ve eşi Mehmet Atalay 5 Aralık 2019’da tutuklandı. İki çocuk sahibi Ayşegül Atalay İzmir Şakran Cezaevine, eşi ise Artvin Cezaevine gönderildi.

Anne ve babanın birlikte tutuklanması geride kalan çocukları ve aile büyüklerini perişan etti. 7 aylık kızı Kardelen Betül’ü ile birlikte hapse gönderilen Ayşegül Atalay, 5 yaşındaki oğlu Mustafa Burak’ı annesine bırakmak zorunda kaldı.

Mustafa Burak ile tek başlarına kalan anneanne Zahide Şen (56), “Benim okumam yazmam yok. Samsun’daki evimi bırakıp İzmir’e geldim. Toruna yalnız bakıyorum. Kimim var başka. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bazen komşular yardımcı oluyor. Mustafa Burak okula gidiyor. Dava Artvin’den açıldığı için damadımı Artvin’e götürdüler. Kızımı bebek var diye burada bıraktılar. Damada daha hiç gidemedim” dedi.

Ayşegül Atalay ve çocukları.

“ANNEM BABAM GELECEK YİNE AİLE OLACAĞIZ DEĞİL Mİ?”

Mustafa Burak’ın sürekli anne ve babasını sorduğunu ifade eden anneanne, “Ne cevap vereceğimi bilemiyorum. Eriyorum olduğum yerde. Annem, babam, kardeşim gelecek ve biz yine aile olacağız değil mi diyor. Çocuğumun hiçbir suçu yok, melek gibi kızım. Çok zor geldi bu bana. Çok ağır bir imtihandayız. Mustafa Burak artık durmuyor. Annesini istiyor. Geçen hafta bir haftalığına yanına verdik. Annesi ikisine birden bakamadı, ancak bir hafta kalabildi, geri gönderdi. Bayağı zorlu süreçten geçiyoruz. İnsafa gelin hakim bey, evlatlarım, torunlarım perişan. Onların ne suçu var?” diye konuştu.

BEBEKLİ ANNELERİ BİR KOĞUŞA TOPLADILAR

Cezaevi şartları ve ortamının bebekli anneler için uygun olmadığı sürekli dile getiriliyor fakat bugüne kadar bu konuyla ilgili yasal bir düzenleme yapılmadı. Zahide Şen, Şakran Cezaevinde pilot bir uygulama başlatılarak bebekli annelerin aynı koğuşa toplandığını belirtti ve Kardelen Betül’ün 6 haftadır cezaevinde yaşadıklarını anlattı:

“Kardelen Betül orada iki diş çıkarttı. Cezaevi şartları zor. Banyo yaptırmakta zorlanıyorlar. Çocuk hiç uyumuyormuş, kızım saat 3-4 uyuyorum diyor. İnsanlar ne de sorun yapmasa bile rahatsız oluyorlar. Bir de yeni bir uygulama varmış. Bebekli bütün anneleri aynı koğuşa toplamışlar. Herkesin çocuğu olduğu için kimse birbirine yardımcı da olamıyor. Biri ağlayınca öbürü uyanıyor. Artık curcuna.”

Zahide Şen ve Mustafa Burak.

KARAR MAHKEMESİ 22 OCAK’TA

Hakkari ve Artvin’de olmak üzere toplamda 3 yıl öğretmenlik yapan Ayşegül Atalay ve eşi Mehmet Atalay, Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklandılar. 22 Ocak 2020’de Artvin’de karar mahkemeleri olacak. Zahide Teyze, “Kızım mahkemede hiçbir suçum yok, ekmek parası için çalıştım, dedi. 7 aylık kızı da kucağındaydı. Avukat ev hapsi vermelerini talep etti ama hakim ByLock var, yapacak bir şey yok dedi. Tutukladı. Avukat 3 haftalık süre istemişti. 22 Ocak’ta kızımı bırakmalarını istiyorum” ifadelerini kullandı.

Hamile bir kadın daha tutuklandı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

KHK’lı mühendis cezaevinde kanser oldu: 4. evrede olmasına rağmen tahliye yok!

KHK’lı Abdülazim Özdemir’e 4. evre karaciğer kanseri teşhisi konuldu. Eşi Emir Özdemir, “Defalarca doktora gitmesine rağmen bu evredeki bir hastalık nasıl anlaşılmadı” diye sordu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL- 10 aydır Bandırma 1 No’lu T Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan 49 yaşındaki Abdülazim Özdemir’e 4. evre karaciğer kanseri teşhisi konuldu. Yarın kemoterapiye başlanacak olan Özdemir’in bu noktaya gelmesinde cezaevinde yaşadığı ihlallerin etkili olduğu belirtiliyor.

EŞİM SAPASAĞLAMDI

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup yazarak eşinin durumunu anlatan Emir Özdemir, “Eşim cezaevine girdiğinde sapasağlamdı. Sonra rahatsızlandı. Böbrek taşı teşhisi kondu. İyileşmedi. Sararıp vücudu kabarınca acilen doktora götürüldü. Meğer böbrek taşı yokmuş. Rahatsızlığı sarılıkmış. Hemen ameliyat olması gerekti. Ama ameliyat olacağı alet bozulduğu için geri cezaevine getirildi.” dedi.

ÇAY BİLE İÇEMEDİ, İHTİYAÇLARINI GİDEREMEDİ

Doktor Bursa veya İzmir’e sevkini istediği halde araya Kurban Bayramı girdiği için eşinin ihmal edildiğini ifade eden Özdemir, “Eşim idareyle de konuştu ancak unutuldu. Sevk edilmedi, ameliyat edilmedi. Elden ayaktan düştü. Hiçbir şey yeyip içemedi (çay bile içemedi). İhtiyaçlarını arkadaşları karşıladı.” ifadelerini kullandı.

Abdülazim Özdemir, bu ihmaller sonucunda geçtiğimiz ağustos ayı sonunda acilen ameliyata alındı. Bozuk olan aletin birkaç günde tamir edildiğini belirten Emir Özdemir, “Meğer alet birkaç günde yapılmış. Daha önce de ameliyat olabilirmiş. Ameliyatta parça alındı ve Ankara’ya patolojiye gönderildi. Bu arada aşırı kilo kaybetti. Çünkü bu süreç 2-3 ay sürdü. Ameliyattan sonra toparladı. Kilo almaya başladı. Aralık ayında patoloji sonucu geldi. Tekrar ameliyat olabilirim dedi. İyi huylu mu kötü huylu mu bakılacak dedi. ” diye yazdı.

Abdülazim Özdemir, Kalkınma Bakanlığında mühendis olarak görev yapıyordu. 672 Sayılı KHK ile ihraç edildi.

İHMALLER VAR MI?

Eşiyle 6 Ocak 2020’de yaptığı 10 dakikalık telefon görüşmesinde yıkıldığını ifade eden Emir Özdemir şöyle devam etti: “Maalesef karaciğer kanseri olduğunu ve 4. evrede bulunduğunu öğrendim. Yıkıldım. Defalarca doktora gitmesine rağmen 4. evredeki bir hastalık acaba nasıl anlaşılmadı? Acaba geç yapılan sarılık ameliyatı kansere mi sebep oldu? İhmaller var mı? Kafamda bir sürü soru.”

ZAMAN BİZİM İÇİN ÇOK KIYMETLİ

Emir Özdemir, eşinin geç olmadan tahliye edilmesini istedi: “Sizden ricam eşimin geç olmadan ve daha iyi şartlarda tedavi olabilmesi için tahliye edilmesi, cezanın ertelenmesi. Bunu eşim, çocuklarım, kendim, ailem için istiyorum. Zaman bizim için çok kıymetli, kemoterapi alması lazım.”

672 SAYILI KHK İLE İHRAÇ EDİLDİ

ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu olan Abdülazim Özdemir, Kalkınma Bakanlığında mühendis olarak görev yaparken Eylül 2016’da çıkarılan 672 sayılı KHK ile ihraç edildi. Daha sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp Ankara Sincan Cezaevine gönderildi. 14 ay tutuklu kalan Özdemir, çıkarıldığı son mahkemede 6 yıl 3 ay ceza verilip tahliye edilmişti. Dosyası 1,5 yıldır Yargıtay’da bekletiliyordu. Fakat Mart 2019’da tekrar tutuklanıp Bandırma 1 No’lu T Tipi Cezaevine gönderildi.

3 KIZLARI VAR

20 yıllık matematik öğretmeni eşi Emir Özdemir de 10 aydır Keskin T Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu. Cemaat soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Onun da dosyası Yargıtay’da bulunuyor. 5, 9 ve 15 yaşlarında üç kız çocuğu sahibi olan Özdemir çiftinin çocuklarına 80 yaşlarındaki dede ve babaanneleri bakıyor.

ÇOCUKLARIMIZ GÖRÜŞE GELEMİYOR

Emir Özdemir mektubunda, çocuklarını görememekten yakınıyor ve sevk dilekçelerinin dikkate alınmadığını da ifade ediyor:

“Çocuklarımız, okulu ve büyüklerimiz yaşlı olmalarından dolayı kapalı görüşlerimize gelemiyorlar. Açık görüşlerimizi de bazen yapabiliyoruz. Baba uzakta olduğundan 2-3 ayda bir gidebiliyorlar. Haftalık 10 dakika telefon görüşümüzü ise bir hafta çocuklarla, bir hafta eşimle yapabiliyorum. Yani 15’de bir 10 dakika eşimle görüşebiliyorum. Aile paramparça. Çocuklar hem bana hem de eşime gitmekte maddi manevi çok zorlanıyorlar. Yazılıya denk gelince de gelemiyorlar. Maalesef hafta sonu da çocuk görüşü kaldığımız cezaevlerinde uygulanmıyor. Eşim defalarca sevk yazmasına rağmen sevki de çıkmıyor. Bu ay da yazdı. Bakalım kısmet. En azından aynı yerde olsak iç görüş yapardık, çocuklarla gidiş-gelişte daha kolaylık olurdu. Mesela bu salı (bugün), cumaya da bana gelecekler.”

DEVLET YAŞAMA HAKKINI KORUMAK ZORUNDADIR

BOLD Medya’ya konuşan Özdemir ailesinin avukatı:

“Abdülazim Özdemir’in durumunu geçen hafta bir dilekçe ile Yargıtaya sunduk. Ama bir gün daha beklemeye tahammül yok. Çünkü 15’inde (yarın) kemoterapi yapılacak. Belki özel bir tedavi uygulanır. Kemoterapi cezaevinin içinde ne kadar sağlıklı olur? Eski Genelkurmay Başkanı müebbet cezası kesinleştiği halde yaşlıdır diye tahliye edildi. Ciddi bir rahatsızlığı da yoktu. Demek ki CMK açısından cezanın ağırlığı ve hafifliği önemli değil tahliye için. Ama bu adam kanser. Durumu vahim.

BİR DAKİKA BİLE BEKLETİLMEMELİ

Üstelik henüz yargılaması bitmedi. Böyle bir adamın tahliye edilmesi insanlığın bir gereğidir. Yaşama hakkı diye bir hak var insan haklarında. Temel bir hak. Vazgeçilmez bir hak. Devletin de yaşama hakkını koruması gerektiğine göre müvekkilimin derhal serbest bırakılması gerekir. Hatta bir dakika dahi bekletilmemeli. Tüm hukuk sistemlerinde bu böyledir. Bu durumda hangi müvekkilim olursa olsun aynı şeyi talep ederim.

ADLİ TIP, TERSİNİ SÖYLERSE YİNE TUTUKLASINLAR!

Yargıtaya verdiğimiz dilekçede ‘doktor raporlarına rağmen tahliyeyi uygun görmezseniz Adli Tıp’a sevk edin’ dedim ama bunu demek bile lüzumsuz. Bu durumdaki bir hasta Adli Tıp’a sevk edilmeden tahliye edilir. Adli Tıp’ta tersi çıkarsa yine tutuklasınlar! Şu anda bir gün, bir dakika dahi önemlidir.”

EMİR ÖZDEMİR’iN MEKTUBUNUN TAMAMI

ABDÜLAZİM ÖZDEMİR’İN HASTANE RAPORLARI 

 

Okumaya devam et

Popular