Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

MİT, 184 kişinin katili IŞİD emiri İlhami Balı’yı Ankara’da bir otelde ağırlamış

Hakan Fidan’ın Anadolu Oteli’nde ağırladığı VİP misafirinin Diyarbakır, Suruç, Ankara Garı ve Atatürk Havaalanı saldırılarının planlayıcısı İlhami Balı olduğu ortaya çıktı.

BOLD ÖZEL – Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun gündeme getirdiği ve Türkiye’nin en kanlı dönemlerinden biri olarak kabul edilen 7 Haziran-1 Kasım 2015 tarihleri arasında yaşanan terör olayları ile ilgili olarak Türkiye’yi sarsacak skandal bir bilgi ortaya çıktı.

Türkiye kanlı olayların faillerini ararken saldırının planlayıcı olarak bilinen IŞİD militanı İlhami Balı, MİT’in misafiri olarak Ankara Anadolu Otel’de ağırlanmış.

IŞİD’in sınır emiri İlhami Balı, kırmızı bültenle aranıyor.

184 KİŞİNİN KATİLİ, MİT’İN MİSAFİRİ

İngilizce yayın yapan Nordic Monitor haber sitesi, 184 kişinin hayatını kaybettiği Cumhuriyet tarihinin en kanlı terör eylemi olan Ankara Gar katliamı başta olmak üzere bir çok kanlı eylemin planlayıcısı olan firari IŞİD militanı İlhami Balı’nın kırmızı bültenle arandığı dönemde Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından Ankara’da bir otelde misafir edildiğini ortaya çıkardı.

5 YILDIZLI OTELDE AĞIRLANDI

Abdullah Bozkurt imzalı haberde, IŞİD militanı İlhami Balı 27-29 Mart 2016 tarihleri arasında beş yıldızlı Ankara Söğütözü Anadolu Oteli’nde kaldı. Emniyet’in aynı yıl Mayıs ya da Haziran ayında hazırladığı ancak işleme konmamış bir istihbarat bilgi notunda bu bilginin yer aldığını belirten Bozkurt, Bold’a yaptığı açıklamada raporun güvenilir kaynaklar ve uzmanlar tarafından doğrulanmasından sonra araştırmalarını yoğunlaştırdığını vurguladı.

Skandal olaya ilişkin araştırmalarını derinleştirdiğini vurgulayan Bozkurt, İlhami Balı’nın otel de kaldığı ilk günlerde odadan çıkmasına izin verilmediğini ve kendisine MİT’in Suriye Masası’nda görevli kod adı Serhan Albayrak ve Irak Dairesi tercümanı Ahmet Özçelik’in refakat ettiği bilgisine ulaştığını söyledi.

Emniyet İstihbarat birimlerinin IŞİD militanı İlhami Balı hakkında düzenlediği istihbarat raporu.

Kırmızı bültenle aranan Balı’nın otelde kaldığı günlerde hâlihazırda MİT Özel Operasyonlar Daire Başkanlığını yöneten İlhan Kaya ile görüştüğü bilgisine ulaşıldı. Balı’nın dikkat çekmemek için uzun sakalını kestiği, kot pantolon ve tişört giydiği tespit edildi.

Haberde ayrıca Suriye sınırında faaliyet gösterirken sık sık telefon değiştiren Balı’nın kullandığı telefon numaraları da yer aldı. Balı’nın 2012 yılında 05334381040, 2013 yılında 05368868289 2014 yılında 05453408482, 05362400135 ve 5432235673 2015 yılında 05065555266, 05366877889 ve 05456580191 2016 yılında 05375471914 ve 905316082380 numaralı telefonları kullandığı güvenlik makamlarınca tespit edilmiş.

İlhami Balı’nın MİT tarafından yönlendirildiğinin ortaya çıkması, kaçırıldıktan sonra Suriye’de yakılarak öldürülen ve kamuoyunda büyük infiale sebep olan erlerin durumunu da gündeme getirdi. 22 Aralık 2016 tarihinde yakılarak şehit edilen Sefer Taş ve Fethi Şahin’in MİT tarafından neden kurtarılmadığı cevapsız kalmıştı. Balı ile Ankara’da görüşen İlhan Kaya ve Suriye Dairesi Başkanı Mutlu Tuka’nın erler ile ilgili WhatsApp üzerinden Balı ile görüştüğü daha önceden kamuoyuna yansımıştı.

İlhami Balı halen Emniyet Genel Müdürlüğü’nün arananlar listesinin kırmızı kategorisinde yer alıyor. Bulunması için konulan ödül 4 milyon lira.

21 Temmuz 2015 tarihinde Suruç ilçesinde gerçekleşen kanlı eylemde 33 kişi hayatını kaybetti.

BOZKURT: AMAÇ ERDOĞAN REJİMİNİ AYAKTA TUTMAK

Türkiye’nin kanlı bir döneminin önemli bir faili ile ilgili ortaya çıkan bilgiler hakkında konuşan Bozkurt, Emniyet’in hazırladığı bilgi notunda yer alan bilgilerin, MİT içerisinde dönen karanlık ve kanlı işlerden rahatsız olan çalışanlar tarafından sızdırıldığını tahmin ettiğini söyledi.

“Bugüne kadar bir düzine soruşturmada belgeler, tapeler ve sanık ifadelerinde cihatçı gruplar ile iş birliği yaptığı ve silahlandırdığı ortaya çıkan MİT’in Türkiye’deki en kanlı terör eylemlerinin arkasında olduğu mahkeme kayıtlarına geçen bir IŞİD militanı ile beraber çalıştığının ortaya çıkması hiç şaşırtıcı değil” diyen Bozkurt MİT başkanı Hakan Fidan’ın, Erdoğan rejimini ayakta tutmak ve yurt dışındaki radikal ve müzahir unsurlara destek vermek için her türlü kirli ve kanlı işin içine, Türk istihbarat teşkilatını bulaştırmaktan çekinmediğini açıkça ortaya koyduğunu kaydetti.

İLHAMİ BALI’NIN YARGILANDIĞI KANLI EYLEMLER

-5 Haziran 2015- HDP’nin Diyarbakır mitingine bombalı saldırı, 4 ölü

-20 Temmuz 2015-Suruç’ta Kobani’ye yardım götürmek üzere toplanan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu  üyelerinin basın açıklaması sırasında intihar saldırısı, 33 ölü

-10 Ekim 2016-Ankara Gar  binası önünde yapılmak istenen Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne bombalı saldırı, 103 ölü

-28 Haziran 2016-İstanbul Atatürk Havalimanı’na bombalı saldırı, 44 ölü

7 Haziran – 1 Kasım arasındaki ‘karanlık dönemde’ 862 kişi hayatını kaybetti

BOLD ÖZEL

Türkiye, makalelerine 1500 atıf yapılan akademisyeni nasıl harcadı?

Hasalettin Deligöz’ün makalelerine yaklaşık 1500 kez uluslararası atıf yapıldı. Ardından KHK’yla ihraç edildi, terörist diye tutuklandı, 21 ay yattı, beraat etti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Geçen ay Türkiye’deki rektörlerin ve akademisyenlerin ‘uluslararası yayın ve atıf sayılarını’ içeren bir araştırma yayınlandı. Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Kardağ’ın yaptığı çalışmaya göre, halen görevi başında olan 68 rektörün uluslararası yayını yoktu, 71 rektörün ise uluslararası atıf sayısı sıfırdı.

Uluslararası makaleleri derleyen Scopus ve Web of Science (WoS) adlı şirketlerin veri tabanlarına dayanarak yapılan bu araştırma günlerce tartışıldı, konuşuldu, sonra da unutulup gitti. Üç yıldır akademisyenlere yapılanlar düşünülünce ortaya çıkan sonuç sürpriz değil. Türkiye başarılı akademisyenlerinin birçoğunu KHK ile ihraç etti, kimini ‘terörist’ diye damgalayarak hapsetti.

21 ay hapis yatan Pamukkale Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölüm Başkanlığı yapan Doç Dr. Hasalettin Deligöz’ün uluslararası alanda makalelerine yapılan atıf sayısı 1478. Üniversitenin kuruluşunda bulunmuş, 19 yıl hizmet etmiş bir isim. Pamukkale Üniverstesinin en başarılı akademisyenleri arasında 8. sıradaydı. Üç yıl (2012-2015) müdürlüğünü yaptığı Pamukkale Teknokent de o yıllarda Ege Bölgesinde ar-ge çalışmalarında birinciydi. Hasalettin Deligöz bütün bu çalışmalarının sonucunda ödül olarak hapsi boyladı!

Cemaat soruşturmaları kapsamında, 2 Ağustos 2016’da Pamukkale Üniversitesinden 44 akademisyen ile birlikte tutuklanarak cezaevine gönderildi. 21 ay sonra, 15 Nisan 2018’de tahliye oldu. Mayıs 2018’de ise hakkındaki iddiaların hepsinden beraat etti. Emeklilik günlerini “Bir Delinin Hayat Serencamesi” adlı kitabını yazarak geçiren Deligöz, yaşadıklarını ve akademik camianın içinde bulunduğu durumu BOLD Medya’ya anlattı:

Hasalettin Deligöz, annesi ve babasıyla birlikte, 20 Ocak 2020, Denizli.

YAZIN ÇALIŞIP KIŞIN OKUDUM

Anadolu çocuğuyum. Denizli’de köyde doğdum büyüdüm. İlkokulu, ortaokulu Denizli’de köyde, liseyi ilçemde, üniversiteyi Konya’da okudum. Bu arada köylü bir çocuk ne yapabilir. Yazın çalışır, kışın okur. Ailemin gelir düzeyi oldukça düşük. Babam ilkokul mezunu, annem cahil. Dört erkek kardeşiz. 1987’de Selçuk Üniversitesinden Kimya Mühendisi olarak mezun oldum.

Daha sonra akademik hayata girmek istedim. Yüksek lisansı kazandım ama asistanlığım olmadı. 2 yıl sonra Selçuk Üniversitesi Kimya Bölümüne araştırma görevlisi olarak girdim. Bir danışman hoca tayin edildi. Gördüm ki hocada ilim var. O da benim gibi bir Anadolu çocuğuydu. Kars’tan gelmişti, bazı sıkıntılar çekmişti. Onunla yola çıktık. Yüksek lisansımı kömür üzerine yaptım. Doktora da hocamla Türkiye’de o zamanlar bilinmeyen polimer kimyası üzerine çalışmaya başladık.

ÜNİVERSİTENİN KURULUŞUNDA BULUNDUM

1995’te doktoramı bitirdikten sonra Denizli’ye geldim. Pamukkale Üniversitesi yeni kurulmuştu. Köyüm, memleketim dedim, buraya hizmet ederim dedi. Tabi yokluklar Konya’da da vardı ama burada hiçbir şey yoktu. Üniversitenin kuruluşunda bulundum. 19 sene hizmet ettim. Oldukça çok çalışma çıkardık. Bilimsellikten hiçbir zaman taviz vermedim. Benimle çalışanlar bunu bilir. Yaklaşık 27 senelik devlet hayatımdan sonra 3-4 yıldır emekliyim. Son olaylardan dolayı da şu anda boştayım.

FAYANS DA DİZDİK, SINIF DA YAPTIK

Her yerde aşağı yukarı kurucu oldum. Çünkü farklı bir yapım var. Kendim organik kimyacıyım. Herkes kimyacıları bomba patlatan, dağıtan, yıkan insanlar olarak bilir ama bizim temel karakterimiz analiz ve sentezdir. Birleştiren, oluşturan, yeni şeyler çıkaran bulan, çıkaranı ortaya koyan… Dolayısıyla bu benim hayatıma da sirayet etti. Evimde , ailemde, bulunduğum iş ortamında hep yenilikçi, hep yapıcı oldum. Dolayısıyla 1995’te geldiğimizde bir hocamız vardı, onunla beraber bölümü kurduk. Yeri geldi laboratuvar yapmak için fayans dizdik. Yeri geldi, sınıf yaptık.

DOKTORA SINAVIMDA ŞAŞIRIP KALDILAR

Doktora savunma sınavım Hacettepe Üniversitesinde olmuştu. Jüri üyeleri dediler ki, “Siz bunu Konya’dan nasıl çıkardınız, nasıl imkanlarınız var?” Yurt dışında yayınlanmış makalelerimin olmasına çok şaşırmışlardı. Bilim alanında bir şey yapıyorsanız dünyanın sizi tanıması lazım. Savunma sınavında 7 makale ortaya koyduğumda hocaların ağzı açıldı. “Biz ODTÜ’de, Hacettepe’de bunu yapamıyoruz, siz nasıl yaptınız?” dediler.

2002 yılında Hollanda’dan uluslararası Journal of Inclusion Phenomena and Macrocyclic Chemistry dergisi mail gönderdi. “25 civarında makaleniz var. Bunları bir başyazı olarak yazar mısınız?” dedi. Böyle bir teklif gelince şaşırdım, korktum da açıkçası. Yardımcı doçentim, dil problemi var ama hiç geri durmuyorum, yazmaya, okumaya çalışıyorum. Hocama durumu anlattım, yol gösterdi, oturdum İngilizce makale yazdım, gönderdim ve yayınlandı. Dolayısıyla benim çalışmaları hep referans göstermeye başladılar ve derken bir popülerite kazandı.

KURU FASULYE MAKALELER!

Yıllarca hocalarımızdan duyduğumuz ‘kuru fasulye’ denen şeyler vardır. Bir makale yazarsınız ama kimsenin işine yaramaz. Bazen de öyle bir şey ortaya koyarsınız ki, Japonya’dan Amerika’ya insanların dikkatini çeker. Şu anda akademik camiada, bilimsel hayatta yaşanan sıkıntılar 70’li, 80’li yıllara benziyor. Bir fabrikaya Ahmet’i, Mehmet’i, Hasan’ı doldur şeklinde. Bir yumurtayı 20 kişi taşıyor. Bilimsellik yok. İnsanlar yaptıkları çalışmaları uluslararası arenada paylaşmıyorlar.

Makale yazmak da yetmiyor. Bir de Review dediğimiz bir olay var. Yazılan makaleleri toplamalısınız ki, o konuda Author olabilesiniz. Böylece dünya sizi belli bir noktaya oturtuyor ve artık sizden referans almaya başlıyor. Hollanda’daki dergi için 70 civarında uluslararası makaleyi karşılaştırdım. 30 civarında kendi makalemi de ekledim. Bu çalışmadan sonra bu konuyla ilgilenen uluslararası tüm akademisyenler o konuyu bu makale üzerinden konuşmaya başladı. Benim üzerime dikkat çekti. Benim çalışmalarımı hep referans göstermeye başladılar.

 

HASALETTİN DELİGÖZ’ÜN ATIF SAYISI VE MAKALELERİ BU LİNKTE GÖRÜLEBİLİR

64 MAKALE,  1478 ATIF

Konu Polimer kimyasıydı. Polimer kimyasının bilimsel alanlarda kullanımlarını ortaya koydum ve şu anda o konu üzerine hep bana atıf alıyor. Hindex dediğimiz yayın atıf oranı vardır. Asıl bilimsel kriter odur. Bilim dünyasında sizin değerinizi ona göre ölçerler. Benim h-index sayısı 22’dir. Web of Science ve Scopus baktığınızda vardır.

Yayınlanmış ortalama 64 civarında makalem var. İhraç edilmeden önce 10 tanesi de incelemedeydi. Onların akıbetlerini bilemiyorum, çünkü mail adreslerim değiştiği için. Bu 64 makaleme, sanırım 3-4 tanesi 100’ün üzerinde, diğerleri de 100’ün hemen altında olmak üzere 1800 civarında atıf olması lazım. Türkiye’de insanlar başarılı oldukları zaman merhum Menderes’ten başlayalım bir şekilde cezalandırılıyorlar diye düşünüyorum.

TEKNOKENT EGE BÖLGESİNDE 1 NUMARA OLDU

2012 yılında önüme Pamukkale Teknokent Müdürlüğü çıktı. Orası üniversiteden farklı bir konumdu. Amerika 1956’da silikon vadisini kurmuş, Türkiye bu konuda biraz geri kalmıştı. Teknokent’in yapılmasından içindeki firmalara kadar pek çok ar-ge insanını, yenilikçi şirketi oraya topladım. Yaklaşık 100 civarında firma toplayınca bakanlığın dikkatini çekti, Ege Bölgesinde bir numara oldu. O zamanki Bilim Sanayi Teknoloji Bakanı “Hasalettin bey siz artık Aydın, Denizli ve Muğla Bölgesini de tarayarak oradaki insanların ar- ge yapmasını sağlayacaksınız” dedi. Üç sene bunlarla uğraştım ama çok yorucuydu.

BENDEN SONRA KOLTUĞA REKTÖR OTURDU, ASTRONOMİK MAAŞLAR VERİLDİ

Müdürlük yaparken zannettiler ki ben astronomik rakamlarla maaş alıyorum. 1500 TL maaş alıyordum oysa, yönetim kurulu öyle takdir buyurmuştu. Benden sonra Teknokent’in koltuğuna rektör oturdu. Teknokentler direkt bakanlığa bağlıdır. Buralara böyle idareci kişilerin oturmasını istemiyorlar. Akademisyen bile istemiyorlar. Özellikle ticari mantığı olan, fikirleri pazarlayabilecek insanlar istiyorlardı. Benden sonra rektör oturmuştu ve 9 bin 500 TL maaş alıyordu. Arada çok büyük bir uçurum var.

BAŞARILI ÖĞRETİM ÜYELERİ ARASINDA 8. SIRADAYDIM

15 Temmuz günü ben köydeydi. Kayınpederimin bağı var, oradaydık. Olaydan bir hafta sonra cuma günü sarı zarf ile görevden uzaklaştırıldım. 15 gün sonra ise gözaltına alındım. 21 ay Denizli Kocabaş Cezaevinde kaldım. İlk mahkemem bir sene sonra görüldü. O günlerde Denizli’nin yerel bir gazetesinde “Pamukkale Üniversitesinin başarılı öğretim üyeleri” diye bir haber çıkmıştı. Savunmamı yaparken o gazeteyi gösterdim.

900 öğretim üyesinden 60 başarılı öğretim üyesini uluslararası kriterlere göre listelemişlerdi. Ben 8. sıradaydım. Ve bu 60 kişiden 34’ü o anda tutukluydu. Hakkımdaki iddianame bomboştu. Ali Aydın isimli biriyle yemek yediğim için yargılanıyordum. Tamamen bir tiyatro, senaryoydu. Savcı bir sene sonra ‘yapılan alan araştırmasında böyle bir şahıs yoktur’ dedi. Buna rağmen yine 9 ay daha hapiste kaldım. Sonra da beraat ettim.

Hayatımda hiçbir zaman hiçbir örgütle ilişkim olmadı. Üniversiteyi babamın kazancıyla okudum, kendim ev tutarak kaldım. Ne yurtta ne öğrenci evinde. Üniversitede okurken garsonluk yaptım, 2002’de üç ay İngiltere’de İngilizce kursuna katıldım. Devlet bana bir kuruş destek vermedi. Orada da çalıştım, pizza yaptım. Öyle çalışarak kazandım bugünleri.

KOĞUŞTA KİŞİ BAŞINA 2.1 METREKARE ALAN DÜŞÜYORDU

Cezaevi ortamı oldukça sıkıntılıydı. 4 kişilik koğuşta 11 kişiydik. İnşaatçı arkadaşlar vardı. Yaptıkları hesaplamaya göre kişi başına 2.1 metrekare alan düşüyordu, küp olarak da 2.3 metreküp hava almanız gerekiyor. Tabi orada birbirinize dayanmanız gerekiyor. Kokoreççisi, beyaz eşyacısı, tapucusu, imamı derken değişik değişik insanlar var.

Üç koğuş yan yanaydı. Her hafta 33 kitap okunuyor ve insanlar okuduklarını birbirleriyle paylaşıyorlardı. Tekrar bir eğitim hayatı oldu benim için. Onun dışında büyük sıkıntılar oldu. Ama bizim gibi insanlar ne hikmetse bu sıkıntıları devlet, millet zarar görmesin diye söylemezler. 21 ayı orada çoluk çocuk, aile özlemiyle geçirmiş olduk. 15 Nisan 2018’de tahliye oldum.

Pamukkale Üniversitesi dosyasında 115 kişi yargılanıyordu. Mayıs 2018’de bizim dosyada 48 kişi beraat etti. Zaten çoğunluğun da hep boş iddialar vardı. Mahkeme başkanı ilk duruşmalarda dillendirdi, bu ağır cezalık değil, idari birkaç kişinin problemi diye. Ama 115 kişi orada değişik iftiralarla, karalamalarla yargılandı, ülke boşuna zaman harcadı.

Üç yıldır hücrede tutulan bir akademisyen…

Erdoğan’ın uçağında yüzünü gizleyen Ahmet Hakan sosyal medyanın dilinde

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

4. evre kanserli tutuklu yoğun bakıma kaldırıldı, hala tahliye edilmedi

20 gün önce 4. evre karaciğer kanseri teşhisi konulan KHK’lı mühendis Abdülazim Özdemir, Bandırma Devlet Hastanesinde yoğun bakıma kaldırıldı. Özdemir’in durumu kritik…

BOLD ÖZEL – 4. evre kanserli tutuklu Abdülazim Özdemir, Bandırma Devlet Hastanesinde yoğun bakıma alındı. Müvekkilinin sağlık durumunun kritik olduğunu söyleyen avukatı, Özdemir’in dosyasının Yargıtay tetkik hakiminin önünde beklediğini ifade etti.

KEMOTERAPİ BAŞLADI

Eşi de tutuklu olan Abdülazim Özdemir’in ailesi, maddi durumu olmadığı için hasta oğullarının yanına gidemiyor. Mahkum odasında refakatçi olmadan tek başına bırakılan Özdemir’in avukatı “Abdülazim bey Bandırma Devlet Hastanesine yatırılmış, kemoterapiye başlanmıştı. BU akşam üzeri ise yoğun bakıma alındı. Dilekçemiz Yargıtay’da. Tetkik hakiminin önünde, tahliye kararı bir türlü çıkmıyor. Durum acil. 1 saat beklenmemesi gerekiyor” diye konuştu.

KHK’LI BİR MÜHENDİS

ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu olan Abdülazim Özdemir, Kalkınma Bakanlığında mühendis olarak görev yaparken Eylül 2016’da çıkarılan 672 sayılı KHK ile ihraç edildi. Daha sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp Ankara Sincan Cezaevine gönderildi. 14 ay tutuklu kalan Özdemir, çıkarıldığı son mahkemede 6 yıl 3 ay ceza verilip tahliye edilmişti. Dosyası 1,5 yıldır Yargıtay’da bekletiliyordu. Fakat Mart 2019’da tekrar tutuklanıp Bandırma 1 No’lu T Tipi Cezaevine gönderildi.

EŞİ GERGERLİOĞLU’NDAN YARDIM İSTEMİŞTİ

20 yıllık matematik öğretmeni eşi Emir Özdemir de 10 aydır Keskin T Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu. Cemaat soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Onun da dosyası Yargıtay’da bulunuyor. 5, 9 ve 15 yaşlarında üç kız çocuğu sahibi olan Özdemir çiftinin çocuklarına 80 yaşlarındaki dede ve babaanneleri bakıyor. Emir Özdemir, eşinin durumunu HDP milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup yazarak anlatmış ve yardım istemişti.

KHK’lı mühendis cezaevinde kanser oldu: 4. evrede olmasına rağmen tahliye yok!

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Hamile tutuklu koğuşta sinir krizi geçirdi

Avukatlık stajını yeni tamamlayan hamile tutuklu Esra Uymaz Saral, cezaevinde ilaçları verilmediği için sinir krizi geçirdi. 4,5 aylık hamileyken tutuklanan Saral, bir hafta içinde iki kez doktora götürüldü.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 9 Ocak 2020’de tutuklanıp İzmir Şakran Cezaevine gönderilen 4,5 aylık hamile Esra Uymaz Saral (27), ilk gece konulduğu geçici koğuşta sinir krizi geçirdi. Miyom olduğu için riskli bir hamilelik geçiren Esra Uymaz Saral, gözaltına alınmasından itibaren bir haftada iki kez doktora götürüldü, koğuşta sinir krizi geçirdiği gün ise cezaevi revirine çıkarıldı.

Esra Uymaz Saral’ın avukatı, “Geçtiğimiz cumadan bu yana kendisine kan ilaçları verilmemişti. Özel bir ilaç kullanıyor. Biraz pahalı. Devlet karşılamıyor. Cezaevi yönetimi o ilacı veremeyeceklerini ama başka bir ilaç vereceklerini söylemiş. Fakat o da henüz gelmemiş. Esra hanım 8 Ocak’ta bir gece gözaltında kalmıştı. O zaman da saat 21.00 civarı karın ağrısı şikayetiyle doktora götürülmüştü. Doktor idrar yolu iltihabı için ilaç vermişti. 17 TL imiş ilaç. Yanında para yok diye o ilacı da vermemişler.” dedi.

27 yaşındaki Esra Uymaz Saral, Gediz Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu.

Tutuklandıktan sonra konulduğu geçici koğuşta ilaçlarını alamadığı için üzülen Saral’ın endişelenip ağlama krizine girdiğini belirten avukat şöyle devam etti: “Bunlara canı çok sıkılmıştı. Koğuşta da ışık bile yanmıyormuş. Tek başına. Zaman mevhumunu kaybetmiş. Dolayısıyla çok korkmuş. Kendisi biraz evhamlıdır. Ağlama krizine girmiş. Kapıları yumruklamış. 5 gardiyan ve revirden görevliler gelmiş. Müdüre çıkarmışlar. Müdür normal koğuşa geçirmiş. Böyle mi olacak hep diye korktuğunu ve bebeğime nasıl bakacağım diye endişelendiğini ifade etti.” dedi.

“BU ŞARTLARDA BURADA DOĞUM YAPMAN İMKANSIZ”

Avukat, dün tekrar hastaneye götürülen Saral’ın orada yaşadıklarını ise şöyle anlattı: “Cezaevine en yakın hastane Çiğli Devlet Hastanesine olduğu için dün tekrar oraya götürülmüş. Oradaki doktor da ‘Bu şartlarda senin burada doğum yapman imkansız. Miyomdan dolayı çok fazla kanaman olur, burada doğum yaptıramam’ diyor. Mahkemeye sunmak için dair bir belge istemiş. Doktor, cezaevinde kalmana engel bir durum yok. Ben öyle bir şey yazamam ama doğum sırasında Tepecik Hastanesine sevkini isteyeceğim’ demiş.”

Avukat, bugün yeni bir gelişme olduğunu ve Saral’ın mahkeme tarafından hastaneye sevkinin yapıldığını da sözlerine ekledi.

AVUKATLIK STAJINI YENİ BİTİRDİ

Gediz Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olan Esra Uymaz Saral, İzmir Barosundaki avukatlık stajını yeni tamamlamıştı. Eylül 2016’da evlenen ve ilk hamileliğini yaşan Saral’da 10 cm büyüklüğünde bir miyom bulunduğu için riskli bir hamilelik geçiriyor.

“DİĞER HAMİLE TUTUKLULAR ÇOK ÜMİTSİZ”

İzmir Şakran Cezaevinde Esra Uymaz Saral dışında bilinen 3 hamile daha bulunuyor. Emine Büşra İbişoğlu 5 aylık, Serpil Özmermer 5 aylık, Elif Tuğral ise 8 aylık hamile. Esra Uymaz Saral dışında cezaevinde bulunan diğer hamile tutukluların çok ümitsiz olduğunu ifade eden avukat: “Dilekçelerine cevap verilmediği için hiçbiri artık dilekçe yazmıyor, hiçbir şey talep etmiyorlar. 8 aylık hamile Elif Tuğral’ın kan pıhtılaşma problemi var, her gün iğne oluyor cezaevinde. Ama iki aydır doktora götürmüyorlar. Tamamen bırakmışlar.” dedi.

ESRA UYMAZ SARAL’IN HASTANE RAPORLARI

Üçüncü evre böbrek yetmezliği hastası cezaevinde ölümün eşiğinde!

 

Okumaya devam et

Popular