Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Öznur Çakar Belgeseli: “Bebeği kucağında bir anne koğuştan içeri girdiğinde…”

“Bebeğimin üzerine çay dökülmüştü, gardiyanlar savcıyı akşamın o saatinde rahatsız edemeyeceklerini söylüyordu. Acıyla ağlayan bebeğime baktım ve nereye düştüğümü anladım.”

BARBAROS KAYA

BOLD ÖZEL – Öznur Çakar, Konya Ereğli Cezaevinin Kadınlar koğuşunda 9 ay çocuğu ile birlikte hapis yatan tutuklu annelerden biriydi. 2017 şubat ayında, 22 kişi kaldıkları koğuşta, akşam sayımından sonra 7 aylık bebeğinin üzerine çay döküldü ve acil hastaneye götürülmesi için koğuş kapısına vurup infaz koruma memurunu çağırdılar. Akşam olması nedeniyle cezaevinin revirinde doktor olmadığı  söylendi. İnfaz koruma memurları durumu savcıya bildiremeyeceklerini ve bu yüzden hastaneye götüremeyeceklerini söylediler.

Gerekçeleri ise “Savcıyı rahatsız edersek bize kızıyor, kendiniz bir şeyler yapın’’ oldu. Anne Çakar o anları anlatırken “İşte o zaman nasıl bir yere düştüğümün farkına vardım’’ diyor. 7 aylık bir bebek ile cezaevine giren Çakar 9 aylık cezaevi şartlarında çocuğu ile yaşadığı yaşam mücadelesini tüm detayları ile anlattı. Onun hikayesi sayıları bine yaklaşan tutuklu bebeklerin ve annelerin hikayesi…

Çakar ailesi..

15 TEMMUZ SONRASI DEĞİŞEN HAYATLAR

Öznur Çakar, 15 Temmuz 2016’dan önce Konya’da özel bir şirkette halkla ilişkiler departmanında çalışıyordu. Tenkil Süreci’nde eşi ve kendisi hakkında arama kararı çıkartıldı. Gerekçe Hizmet Hareketi’ne yakınlıklarıydı.

16 Kasım 2016 yılında aynı gün yapılan ev araması sırasında önce öğretmen eşi gözaltına alındı. 2 saat sonra farklı polisler yine aynı evi aramaya geldiler ve bu sefer 2 çocuk annesi Öznur Çakar’ı gözaltına aldılar. Yeni doğum yapmış ve 7 aylık bebeğinin olması gözaltına alınmaması için yeterli olmadı ve Kasım 2016’da gözaltına alındı.

Anne Çakar, gözaltına alınırken 7 aylık bebeğini de yanına almak zorundaydı. Çakar, ‘’Emniyet nezareti kasım ayında çok soğuktu, sürekli 7 aylık kızım Bahar’ı düşünüyordum, onun üşümemesi için çok uğraştım. Bir yandan da aklım evde bıraktığım 5 yaşında ki Fatih’deydi. O sırada boşluğa düşmüş gibiydim ve sadece yaşadığım anda çocuklarıma bir şey olmaması için uğraşıyordum’’ dedi.

Çakar, 7 aylık Bahar ile emniyet nezaretinde 2 gün kaldı. Polis amiri sorguda “Kendini düşünmüyorsan bebeğini düşün, bu havalarda hapiste ve karakol nezaretlerinde çocuğun heder olur. Yaptığın suçu itiraf et çocuğunu kurtar.’’ teklifiyle geldi. Anne Çakar, “Ben bir suç işlemedim ve itiraf edecek hiçbir şeyim yok, masumken hapse gireceksem de girerim’’ diyerek hapis macerasını başlattı.

Daha 7 aylıkken hapishaneyle tanışan Bahar…

BEBEKLE HAPİSHANE HAYATI

Önce Sulh Ceza Mahkemesine çıktı ve eşi ile birlikte aynı gün tutuklandı. Konya Ereğli cezaevine giderken yanında sadece kazaklar içerisine sarılmış 7 aylık kızı Bahar ve Baharın bebeklik eşyaları vardı. Gece 03 civarında cezaevine girdiğinde bebek malzemelerinin hiçbirini içeriye almadılar. Sabaha doğru kucağındaki bebekle koğuşuna götürüldü ve 9 ay kalacağı hapis hayatı başlamış oldu.

“Cezaevinde çocuğunuz ile birlikte kalıyorsanız en çok zorlanacağınız konu kesinlikle gıda oluyor’’ diye cümlesine başlıyor Çakar. “Bir bebeğe uygun yemek asla bulamıyorsunuz. Ek gıda talep ettiğinizde bebek maması getiriyorlar ama onu pişirecek ocak olmadığı için boş yere getiriyorlar.’’ sözleriyle hapiste ki çocukların yemek sorununu dile getiriyor. “Bir de bebek kaşığı yok. Bize verdikleri kaşık çok büyüktü ve biz bile kullanamıyorduk, çocuğa nasıl yedirelim’’ sözleri ile en küçük ihtiyaçlarının dahi cezaevi yönetimince sorun edildiğini anlatıyor.

Anne Çakar, çocukla hapiste olmanın temel sorunlarını sıralarken temizlik ve sağlığa dikkat çekiyor: ‘’Eğer çocuğunuz rahatsızlanırsa ve acil bir şey olursa hastaneye gitmeniz çok zor. Tamamen kendi imkanlarınız ile bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz. Bunu anladıktan sonra da bir mikrop yada üşütecek bir şey olmaması için çok uğraşıyorsunuz’’

Anne Çakar ve iki çocuğu şimdi özgür ve mutlu..

ÜÇ KATLI RANZALARDA AĞLAMA SESİ KESİLMEYEN ÇOCUKLAR

Sıralama da üçüncü sırayı güvenlik problemleri alıyor. “Çok küçük bir koğuşta (kapasite 9 kişilik) 23 kişi kalınabiliyor ve her taraf ranza. Ben koğuşa ilk girdiğimde 3 katlı ranzayı görünce şok geçirdim. O ranzanın bazı uçları kesiyor ve demirden yapılmış bir şey. Çocuklar çok fazla kaza yapabiliyor. Zemin, saf beton ve bir şey sermek yasak. Bazen battaniye seriyorduk ama gardiyanlar görürse battaniyeyi alıp, bağırıyorlardı ‘Devlettin battaniyesini yere nasıl serersiniz’ diyerek. Bir de üst katta yatakhaneler vardı ve üst merdivenler çocuklar için çok tehlikeliydi. Demir korkuluklar çocuklar için tasarlanmamıştı ve çocuklar biraz hareketli olsa oradan düşebilirdi.’’ dedi.

Çakar, “Hapisteki bir çocuk oyun alanı olarak nereyi kullanabilir’’ diye sorarken çocukların sağlıklı ruh hallerine sahip olmamalarını oyun oynayamamalarına bağlıyor. Dışarıdan gelebilecek tüm oyuncakların ceza evine girişi yasak. “Bahçede ki rögar kapağından bazen böcekler çıkardı ve çocuklar bu böcekler ile oynamayı çok severdi’’ derken başta kendi çocuğu Bahar olmak üzere tüm çocukların oyun dramını gözler önüne seriyor. Oyun oynayamayan çocukların ise sürekli ağladığını söyleyen Çakar, “Kendi koğuşunuzdaki çocuklar sussa, yan koğuştan ağlama sesi gelir. Çocukların ağlama sesi hiç kesilmez’’ diyor.

DEMİR KAPI SESLERİYLE AĞLAYARAK UYANAN ÇOCUKLAR

“Gün içinde evrak ve yemek vermek için açılan kapı ve kapı mazgalından çıkan demir sesinin olduğu yerde hiçbir çocuk uyuyamaz.” diyen Çakar, “Gardiyanların Demir kapıyı açarken kapı kolunu sert indirmesi sonucu ortaya çıkan ses koğuşun içinde büyük bir yankı yapıyor ve çocuklar günde 4-5 kez bu sesle birlikte ağlayarak uyanıyorlar’’ dedi. Tahliye olduktan sonra da Bahar’da yüksek sese karşı bir korku başladığını söylüyor, anne Çakar.

Koğuşların sık sık arandığını dile getiren Çakar, “Her sabah ve her akşam sayım yapılıyor ve bu sayıma erkek gardiyanlarda katılıyor. Sürekli de koğuş araması oluyordu ve mahremiyet tamamen ortadan kalkıyordu.” diyerek kendilerine saygı da duyulmadığını belirtiyor.

BEBEĞİNİ DÜŞÜREN ANNE

Kadın koğuşların hemen hemen hepsinde en az 2 çocuk olduğunu anlatan Öznur Çakar’ın yan koğuşunda tanık olduğu bir olay ise hapishanelerdeki kadınların durumunu gözler önüne seriyor. 2017 Ocak ayında Konya Ereğli T Tipi Kapalı Cezaevi D2 koğuşunda hamile bir kadın ortam şartlarından dolayı düşük yapıyor ve görevlilere şiddetli karın ağrısının olduğunu söylemesine rağmen hastaneye götürülmüyor. Bir süre sonra karnında ki düşük bebek kadını da zehirliyor. Fenalık geçirip bayılan kadını hastaneye kaldırmaya çalışıyor ama yolda hayatını kaybediyor. Öznur Çakar’ın hemen yan koğuşunda olan bu hadise, hapishane de herkes de korkuya sebep oluyor. Çakar, böyle bir hadiseden sonra “Artık güvende olmadığımı ve yaşamak için çok uğraşmam gerektiğini o günden sonra anlamıştım’’ diyerek korkusunu dile getiriyor. Böyle bir olaya tanıklık eden Öznur Çakar, tüm hapishane yönetimini sorumlu tutuyor. Her ne kadar kaldığı hapishane müdürlerinin ismini bilmese de baş gardiyanın olaydan bağımsız olamayacağını dile getiriyor. “Sorumlulardan birisi kesinlikle Konya Ereğli T Tipi Kapalı Cezaevi’nin Seyit isimli baş gardiyanı olduğunu düşünüyorum.’’ diyerek üstü kapatılan dosyanın sorumlularından birinin ismini veriyor.

“SİZİN KOĞUŞUNUZDA DOKTOR YOK MU?”

Anne Öznur Çakar, koğuşlarında İdil isimli başka bir çocuğun kafasını ranzanın demirine vurduğuna şahit oluyor. Gardiyanı çağırdıklarında, “Şu anda doktor yok, sizin koğuşunuzda doktor yok mu? O ilgilensin işte’’ dediğini söylüyor. Konuyu anlatırken Çakar, “O an içimden olaya gülmek geldi, ama gülmedim tabi ki. Çünkü bir çocuk kafasını demire vuruyor ve yüzünün yarısı mosmor oluyor. Gardiyanlar ise bizi başlarından savıyor. İçeride bir çocuk ile yaşamak gerçekten çok zor. Hiçbir zaman devlet güvencesinde değildik.’’ sözleriyle şartların zaman zaman yaşam mücadelesi noktasına evrildiğini belirtiyor.

KOĞUŞA BEBEKLİ BİR ANNE GELDİĞİNDE

Anne Çakar’ı hapishanede en çok etkileyen olay ise koğuşlarına yeni bir kadının gelmesi oldu. Kucağında 2 aylık bebek ile koğuşa giren kadını görünce, ağlamaktan kaçamadığını söyleyen Çakar, “Bir avuç bebek, annesi ile birlikte hapiste. Bu anı görünce çok etkilendim. Göz yaşlarıma hakim olamadım ve ‘Allah’ım daha ne kadar bebek?’’ demek zorunda kaldım. 1 hafta boyunca bu durumun etkisinde kaldım. Bebeği görmeye dayanamıyordum ve o bebek hapiste büyüdü’’ dedi.

7 aylıkken hapse giren Bahar, anneleri ile beraber hapse giren 748 bebekten sadece biriydi. Şuan sayı 914. Ve giderek de artıyor.

9 ay hapishane şartlarında bebeğini büyüten Öznur Çakar durumun aciliyetini maddeler halinde anlatıyor:

Bu şartlar altında;

• Bebekler ek gıda alamıyor.
• Emekleyebilecekleri bir alan yok.
• Çocuk bezi gibi zaruri ihtiyaçlar söylendikten 2-3 hafta sonra geliyor.
• Bazı yerlerde ıslak mendil bile yasak.
• Çocuklar hastalanıyor ve kimi zaman bir hafta sonra ancak doktora götürülebiliyor.
• Çocuklara ayrı yatak verilmiyor, hatta gözaltındayken battaniye üzerinde kalmak zorunda kalıyorlar.
• Annelerin sütü olmadığı vakit mama dahi alınmıyor, yeni doğmuş bebeklerin normal yemek yemek zorunda kaldıkları zamanlar oluyor.
• Koğuşlar ya çok soğuk ya çok sıcak.
• Buzdolabı olmayan koğuşlarda bebeklerin sütlerinin ve başkaca gıdalar ekşiyip bozuluyor.
• Çocukların oyuncakları yok, varsa da koğuşa alınmıyor. Boyalar da alınmıyor, resim bile yapamıyorlar, tv izlemeleri dahi kısıtlanıyor ve daha bir çok zorluklar.

YASA BEBEKLİ KADINLARI KORUYOR AMA

Avukat Kadir Demir, konuyla ilgili açıklamasında yasaların, hamile ve yeni doğum yapmış kadınları koruduğunu söylüyor. 5275 nolu Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16. Maddesinin 4. Fıkrasında diyor ki; “Hapis cezasının infazı, gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadınlar hakkında geri bırakılır. Çocuk ölmüş veya anasından başka birine verilmiş olursa, doğumdan itibaren iki ay geçince ceza infaz olunur”.

Avukat Demir yasanın yoruma açık olmadığını söylüyor ve herkesin anlayabileceği şekilde konuya açıklık getiriyor; “Bu madde apaçık diyor ki; 6 aydan küçük bebeği olan kadınlar ve hamile kadınlar cezaevinde tutulamazlar.’’

Öznur Çakar hapishane ortamını anlatırken cümlelerini şu şekilde tamamlıyor: ‘’Annelerinin suçlu olup olmadığı dahi kesin olmamasına rağmen, tamamen suçsuz çocukların hapishane gibi bir yerde kalmak zorunda olmaları hukuka ve kamu vicdanına sığmaz. En mutlu olmaları gereken zamanları hiç olmayacak şartlarda geçirmesi, buna sebebiyet verilmesi bana sorarsanız en büyük suçtur. Daha ötesinde vicdansızlıktır. Mevcut durumda, belirttiğimiz yasa hükümlerinin uygulanmadığı son derece açık. Kaldı ki, hangi sözleşmeye bakarsanız bakın, çocukların oyun oynama hakkından, gelişim hakkından, sağlık hakkından bahseder. Mevcut uygulamayla bu sözleşmelerin topyekun tepelendiği de aşikar. Benim başıma da bu olay geldi ve ben bu konunun hayatım boyunca takipçisi olacağım. Her zaman içeride ki annelere daha iyi şartlar sağlanması için mücadele edeceğim’’ diyerek sözlerini tamamladı.

Öznur Çakar’ın yan koğuşuna 40 günlük bebekken giren ve 3 yıldan fazla süredir annesi ile birlikte hapis yatan Asım Sencer Uslu bebek, Öznur Çakar’ın unutamadığı mahpus bebeklerden birisi.

SUSAMAM… 15 dakikalık dev rap klip…

BOLD ÖZEL

Erdoğan mı İmamoğlu mu? İşte son anket!

Türkiye ve dünya gündemine ilişkin gelişmeler Safa Kalender ile Bold Ana Haber Bülteni’nde…

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Adli Tıp Kurumu Twitter kullancılarını fişleme yazılımı geliştirdi

ATK’nın Twitter kullanıcılarını fişleme yazılımı, kurumun resmi belgeleri arasında yeralıyor. Ali Türkşen’in yayınladığı fişleme listesinin bu yazılımla yapıldığı iddiası var.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Adli Tıp Kurumu, Twitter kullanıcılarını fişlemek için bir yazılım geliştirdi. Kurumda Elektronik Mühendisi olarak çalışan İsmail Eren tarafından geliştirilen projenin adı: “FETÖ iltisaklı Twitter kullanıcılarının makine öğrenmesi ile otomatik tespiti.”

Geçtiğimiz ay Ergenekon davası sanıklarından eski Kurmay Albay Ali Türkşen ve Oda TV, Twitter kullanıcılarını fişleyen üç ayrı liste yayınladı. Türkşen, yoğun tepkiler üzerine içinde gazeteciler ve insan hakları savunucularının da isimlerini içeren fişleme listelerini sildi. Ancak liste, Adli Tıp Kurumunda geliştirilen projeyle benzerlikleriyle dikkat çekiyor.

ADLİ TIP KURUMU’NUN KABUL EDİLEN PROJELERİ ARASINDA

Adli Tıp Kurumunun her yıl düzenlediği “Adli Tıp Günleri” bu yıl 16-28 Ekim tarihleri arasında Antalya’da yapıldı. Bu kapsamda kurumun önümüzdeki dönemine ilişkin sunulan projelerden kabul edilenler liste halinde yayınlandı.

Kurumun resmi internet sitesinden yayınlanan listede kabul edilen projelerden biri, Twitter’da fişleme yapmak için kullanılan bir yazılımı içeriyor.
Liste’de P7 (Proje 7) olarak yer alan “FETÖ iltisaklı Twitter kullanıcılarının makine öğrenmesi ile otomatik tespiti” projesi de kabul edilenler arasında ve karşısında İsmail Eren yazıyor.
Adli Tıp Kurumunda Elektronik Mühendisi olarak çalışan İsmail Eren tarafından geliştirilen yazılım, Twitter kullanıcılarını çeşitli algoritmalar kullanarak listelemeyi içeriyor. Yazılımın hedef aldığı grup ise Hizmet Hareketi.

Adli Tıp Kurumu’nun yayınladığı listenin “P7” sırasında Twitter kullanıcılarını fişlemeye dönük yazılım görülüyor.

‘FETÖMETRE’DEN SONRA İKİNCİ

Benzer bir yazılım Türk Silahlı Kuvvetleri’nde “Fetömetre” adıyla kullanıldı. Yazılım, TSK’da görevli askerleri, “yurt dışı görevde bulunmaları”, “NATO tecrübesi” “TSK’daki başarı notları”, “Ailesinden Hizmet Hareketi’ne yakın biri olup olmadığı” gibi parametrelerle belirleme üzerine çalışıyor. Fetömetre yazılımıyla TSK’dan binlerce subayın ihraç edildiği belirtiliyor.
Adli Tıp Kurumunun, istihbarat toplama görevi yasal olarak bulunmuyor. Fişleme ise yasalara göre tüm kurumlar için suç. Ancak İsmail Eren’in geliştirdiği yazılım, Adli Tıp Günleri kapsamında kurum çalışması olarak sunuldu.

Emniyet Genel Müdürlüğü de benzer bir yazılımı yurt dışı için devreye sokmuştu. Özellikle Almanya’da yaşayan gurbetçilere yönelik program, Almanya’da da fişleme tartışması başlatmıştı. Gurbetçilerin, tanıdıkları ve Hizmet Hareketi ve Kürt Hareketi’yle ilgili kişilerin isim, adres bilgileri ve fotoğraflarını sisteme yüklemeleri üzerine çalışan yazılım, cep telefonu aplikasyonu şeklindeydi.

ÜÇ FİŞLEME LİSTESİ ADLİ TIP’IN YENİ YAZILIMIYLA ELDE EDİLDİ İDDİASI

Twitter’daki hesapların fişlenmesiyle ilgili önce Oda TV’de bir liste yayınlandı. 2 Eylül’de yayınlanan ‘Hesap hesap Twitter’daki Fethullahçı askerler’ başlıklı haberde, KHK’larla işlerinden atılan eski askerlere ait sosyal medya hesapları tek tek fişlenmişti. Dosyada yer alan Twitter hesaplarının ortak özelliği, tamamının 15 Temmuz’u sorgulamasıydı.

İKİNCİ FİŞLEME LİSTESİ ALİ TÜRKŞEN’E

Ergenekon davası sanıklarından Ali Türkşen ise ertesi gün iki farklı liste yayınladı.İlk liste ‘15 Temmuz sonrası FETÖ/PDY mensuplarınca kullanılan sosyal medya hesapları’ başlığını taşıyordu.
İkinci liste ise ‘15 Temmuz öncesinde FETÖ/PDY mensupları tarafından algı operasyonu yapmak amacıyla kullanılan sosyal medya hesapları/dergiler’ başlığına sahip.

Listede bazı gazetecilerin isimleri de yer alıyordu. Gazeteci Ece Sevim Öztürk ve tarihçi Natali Avazyan’ın isimleri de listede bulunuyordu.

Twitter üzerinden yapılan fişlemelerin Adli Tıp Kurumu’nun geliştirdiği yazılımla yapılıp yapılmadığına sorularımıza rağmen Adli Tıp Kurumu cevap vermedi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Mustafa Yılmaz’ın kaçırılmasıyla ilgili aynı mahkemeden iki zıt karar

Ankara 5. Sulh Hakimliği beş ay arayla birbirine zıt iki karar verdi. Önce olay araştırılsın isteyen mahkeme şimdi tersine hükmetti.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Şubat ayında Siyah Transporter’la kaçırılan 6 kişiden biri olan KHK’lı Fizyoterapist Mustafa Yılmaz’dan hala haber alınabilmiş değil. Eşi Sümeyye Yılmaz’ın eşini bulabilmek için verdiği hukuki mücadele ise sürekli yeni engellerle karşılaşıyor.

Sümeyye Yılmaz’ın eşinin bulunması için verilen suç duyurularından ilkine 18 gün sonra takipsizlik kararı verilmişti.

Fizyoterapist Mustafa Yılmaz’ın 19 Şubat’ta zorla kaybedilmesine ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ilk soruşturmada Savcılık, Yılmaz’ın kaçırılmasına ilişkin eşi Sümeyye Yılmaz’ın ifadesinde belirttiği kamera kayıtlarını incelemeye gerek görmemişti. Takipsizlik kararında kaçırılma yerine, kayıp kişi yönünden dosyanın soruşturulması için Emniyet Müdürlüğü “kayıp şahıslar bürosu”na gönderilmesi kararlaştırıldı.

Savcılığın verdiği takipsizlik kararı.

 

MAHKEMENİN İLK KARARI DİKKAT ÇEKİCİYDİ

Sümeyye Yılmaz takipsizlik kararına itiraz etmiş ve Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği, takipsizlik kararını kaldırarak, Mustafa Yılmaz’ı kaçıranların araştırılmasının önünü açmıştı.

Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği şunları belirtmişti:

“Soruşturmanın tüm yönleriyle tamamlandıktan sonra, müştekinin sunduğu CD, kolluk vasıtası ile olay yeri güvenlik kamera kayıtlarından elde edilecek veriler, cep telefonu sinyal bilgilerinin ve HTS kayıtlarının tespitinden sonra CMK 172. Maddeye göre işlem yapılması gerektiğinden, ortada 5271 sayılı Kanun’a uygun bir soruşturmanın bulunmadığı, anılan Kanun’un 160. maddesi ve diğer maddeleri uyarınca soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itiraz kabul edilmiştir”

Delilleri tek tek sayarak işlem yapılmasını isteyen mahkeme ayrıca Cumhuriyet savcısının görevlerini de hatırlattı. Kararda; “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir surette bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, madri gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılanmanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür” düzenlemesi hatırlatıldı.

İKİNCİ KARAR TAM TERSİ

Ancak Mustafa Yılmaz’ın kaçırılmasıyla ilgili süren soruşturmada yine aynı mahkeme bu kez tam tersi karar verdi. Savcılığın verdiği ikinci takipsizlik kararına itiraz eden Sümeyye Yılmaz’ın itirazı yine Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği’ne gitti.

Hakimlik bu kez, takipsizlik kararının hukuka uygun olduğunu belirterek, kamera kayıtlarının toplanmaması, şahitlerin ifadelerinin alınmaması gibi unsurlara hiç değinmedi. 

 

NE OLMUŞTU?

Hizmet Hareketi’ne yönelik yürütülen Tenkil Süreci’nde özellikle 15 Temmuz’dan sonra çok sayıda kişi Siyah Transporter’la kaçırıldı. Kaçırılan kişilerin çoğundan aylarca haber alınamazken, bazıları aylar sonra Emniyet’e yasa dışı biçimde teslim edildi. Tamamı aylarca ağır işkence gördüklerini beyan ettiler. Kaçırılan kişilerden bazılarından ise bir daha haber alınamadı. Sunay Elmas, Ayhan Oran, Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen bunlardan bazıları…

Siyah Transporter’la kaçırılan kişiler:

Sunay Elmas(27 Ocak 2016), Ayhan Oran (1 Kasım 2016). Mustafa Özgür Gültekin (21 Aralık 2016), Durmuş Ali Çetin(17 Mayıs 2017), Hüseyin Kötüce (28 Şubat 2017), Mesut Geçer (26 Mart 2017), Turgut Çapan (31 Mart 2017), Önder Asan(1 Nisan 2017) Cengiz Usta(4 Nisan 2017), Mustafa Özben(9 Mayıs 2017), Fatih Kılıç(14 Mayıs 2017), Cemil Koçak (5 Haziran 2017), Murat Okumuş(16 Haziran 2017), Enver Kılıç (30 Eylül 2017),  Zabit Kişi (30 Eylül 2017), Hıdır Çelik (6 Aralık 2017), Ümit Horzum (6 Aralık 2017), Ayten Öztürk (13 Mart 2018), Orcun Şenyücel (21 Nisan 2018), Hasan Kala(20 Temmuz 2018), Fahri Mert(12 Ağustos 2018), Ahmet Ertürk(16 Kasım 2018)

2019 Şubat sonrası kaçırılanlar ve tarihleri: Gökhan Türkmen (7 Şubat 2019), Yasin Ugan(12 Şubat 2019), Özgür Kaya(12 Şubat 2019), Erkan Irmak(16 Şubat 2019), Mustafa Yılmaz(18 Şubat 2019), Salim Zeybek(20 Şubat 2019), Yusuf Bilge Tunç (6 Ağustos 2019)

Bir kişi daha kaçırıldı: KHK’lı Yusuf Bilge Tunç

Okumaya devam et

Popular