Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Öznur Çakar Belgeseli: “Bebeği kucağında bir anne koğuştan içeri girdiğinde…”

“Bebeğimin üzerine çay dökülmüştü, gardiyanlar savcıyı akşamın o saatinde rahatsız edemeyeceklerini söylüyordu. Acıyla ağlayan bebeğime baktım ve nereye düştüğümü anladım.”

BARBAROS KAYA

BOLD ÖZEL – Öznur Çakar, Konya Ereğli Cezaevinin Kadınlar koğuşunda 9 ay çocuğu ile birlikte hapis yatan tutuklu annelerden biriydi. 2017 şubat ayında, 22 kişi kaldıkları koğuşta, akşam sayımından sonra 7 aylık bebeğinin üzerine çay döküldü ve acil hastaneye götürülmesi için koğuş kapısına vurup infaz koruma memurunu çağırdılar. Akşam olması nedeniyle cezaevinin revirinde doktor olmadığı  söylendi. İnfaz koruma memurları durumu savcıya bildiremeyeceklerini ve bu yüzden hastaneye götüremeyeceklerini söylediler.

Gerekçeleri ise “Savcıyı rahatsız edersek bize kızıyor, kendiniz bir şeyler yapın’’ oldu. Anne Çakar o anları anlatırken “İşte o zaman nasıl bir yere düştüğümün farkına vardım’’ diyor. 7 aylık bir bebek ile cezaevine giren Çakar 9 aylık cezaevi şartlarında çocuğu ile yaşadığı yaşam mücadelesini tüm detayları ile anlattı. Onun hikayesi sayıları bine yaklaşan tutuklu bebeklerin ve annelerin hikayesi…

Çakar ailesi..

15 TEMMUZ SONRASI DEĞİŞEN HAYATLAR

Öznur Çakar, 15 Temmuz 2016’dan önce Konya’da özel bir şirkette halkla ilişkiler departmanında çalışıyordu. Tenkil Süreci’nde eşi ve kendisi hakkında arama kararı çıkartıldı. Gerekçe Hizmet Hareketi’ne yakınlıklarıydı.

16 Kasım 2016 yılında aynı gün yapılan ev araması sırasında önce öğretmen eşi gözaltına alındı. 2 saat sonra farklı polisler yine aynı evi aramaya geldiler ve bu sefer 2 çocuk annesi Öznur Çakar’ı gözaltına aldılar. Yeni doğum yapmış ve 7 aylık bebeğinin olması gözaltına alınmaması için yeterli olmadı ve Kasım 2016’da gözaltına alındı.

Anne Çakar, gözaltına alınırken 7 aylık bebeğini de yanına almak zorundaydı. Çakar, ‘’Emniyet nezareti kasım ayında çok soğuktu, sürekli 7 aylık kızım Bahar’ı düşünüyordum, onun üşümemesi için çok uğraştım. Bir yandan da aklım evde bıraktığım 5 yaşında ki Fatih’deydi. O sırada boşluğa düşmüş gibiydim ve sadece yaşadığım anda çocuklarıma bir şey olmaması için uğraşıyordum’’ dedi.

Çakar, 7 aylık Bahar ile emniyet nezaretinde 2 gün kaldı. Polis amiri sorguda “Kendini düşünmüyorsan bebeğini düşün, bu havalarda hapiste ve karakol nezaretlerinde çocuğun heder olur. Yaptığın suçu itiraf et çocuğunu kurtar.’’ teklifiyle geldi. Anne Çakar, “Ben bir suç işlemedim ve itiraf edecek hiçbir şeyim yok, masumken hapse gireceksem de girerim’’ diyerek hapis macerasını başlattı.

Daha 7 aylıkken hapishaneyle tanışan Bahar…

BEBEKLE HAPİSHANE HAYATI

Önce Sulh Ceza Mahkemesine çıktı ve eşi ile birlikte aynı gün tutuklandı. Konya Ereğli cezaevine giderken yanında sadece kazaklar içerisine sarılmış 7 aylık kızı Bahar ve Baharın bebeklik eşyaları vardı. Gece 03 civarında cezaevine girdiğinde bebek malzemelerinin hiçbirini içeriye almadılar. Sabaha doğru kucağındaki bebekle koğuşuna götürüldü ve 9 ay kalacağı hapis hayatı başlamış oldu.

“Cezaevinde çocuğunuz ile birlikte kalıyorsanız en çok zorlanacağınız konu kesinlikle gıda oluyor’’ diye cümlesine başlıyor Çakar. “Bir bebeğe uygun yemek asla bulamıyorsunuz. Ek gıda talep ettiğinizde bebek maması getiriyorlar ama onu pişirecek ocak olmadığı için boş yere getiriyorlar.’’ sözleriyle hapiste ki çocukların yemek sorununu dile getiriyor. “Bir de bebek kaşığı yok. Bize verdikleri kaşık çok büyüktü ve biz bile kullanamıyorduk, çocuğa nasıl yedirelim’’ sözleri ile en küçük ihtiyaçlarının dahi cezaevi yönetimince sorun edildiğini anlatıyor.

Anne Çakar, çocukla hapiste olmanın temel sorunlarını sıralarken temizlik ve sağlığa dikkat çekiyor: ‘’Eğer çocuğunuz rahatsızlanırsa ve acil bir şey olursa hastaneye gitmeniz çok zor. Tamamen kendi imkanlarınız ile bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz. Bunu anladıktan sonra da bir mikrop yada üşütecek bir şey olmaması için çok uğraşıyorsunuz’’

Anne Çakar ve iki çocuğu şimdi özgür ve mutlu..

ÜÇ KATLI RANZALARDA AĞLAMA SESİ KESİLMEYEN ÇOCUKLAR

Sıralama da üçüncü sırayı güvenlik problemleri alıyor. “Çok küçük bir koğuşta (kapasite 9 kişilik) 23 kişi kalınabiliyor ve her taraf ranza. Ben koğuşa ilk girdiğimde 3 katlı ranzayı görünce şok geçirdim. O ranzanın bazı uçları kesiyor ve demirden yapılmış bir şey. Çocuklar çok fazla kaza yapabiliyor. Zemin, saf beton ve bir şey sermek yasak. Bazen battaniye seriyorduk ama gardiyanlar görürse battaniyeyi alıp, bağırıyorlardı ‘Devlettin battaniyesini yere nasıl serersiniz’ diyerek. Bir de üst katta yatakhaneler vardı ve üst merdivenler çocuklar için çok tehlikeliydi. Demir korkuluklar çocuklar için tasarlanmamıştı ve çocuklar biraz hareketli olsa oradan düşebilirdi.’’ dedi.

Çakar, “Hapisteki bir çocuk oyun alanı olarak nereyi kullanabilir’’ diye sorarken çocukların sağlıklı ruh hallerine sahip olmamalarını oyun oynayamamalarına bağlıyor. Dışarıdan gelebilecek tüm oyuncakların ceza evine girişi yasak. “Bahçede ki rögar kapağından bazen böcekler çıkardı ve çocuklar bu böcekler ile oynamayı çok severdi’’ derken başta kendi çocuğu Bahar olmak üzere tüm çocukların oyun dramını gözler önüne seriyor. Oyun oynayamayan çocukların ise sürekli ağladığını söyleyen Çakar, “Kendi koğuşunuzdaki çocuklar sussa, yan koğuştan ağlama sesi gelir. Çocukların ağlama sesi hiç kesilmez’’ diyor.

DEMİR KAPI SESLERİYLE AĞLAYARAK UYANAN ÇOCUKLAR

“Gün içinde evrak ve yemek vermek için açılan kapı ve kapı mazgalından çıkan demir sesinin olduğu yerde hiçbir çocuk uyuyamaz.” diyen Çakar, “Gardiyanların Demir kapıyı açarken kapı kolunu sert indirmesi sonucu ortaya çıkan ses koğuşun içinde büyük bir yankı yapıyor ve çocuklar günde 4-5 kez bu sesle birlikte ağlayarak uyanıyorlar’’ dedi. Tahliye olduktan sonra da Bahar’da yüksek sese karşı bir korku başladığını söylüyor, anne Çakar.

Koğuşların sık sık arandığını dile getiren Çakar, “Her sabah ve her akşam sayım yapılıyor ve bu sayıma erkek gardiyanlarda katılıyor. Sürekli de koğuş araması oluyordu ve mahremiyet tamamen ortadan kalkıyordu.” diyerek kendilerine saygı da duyulmadığını belirtiyor.

BEBEĞİNİ DÜŞÜREN ANNE

Kadın koğuşların hemen hemen hepsinde en az 2 çocuk olduğunu anlatan Öznur Çakar’ın yan koğuşunda tanık olduğu bir olay ise hapishanelerdeki kadınların durumunu gözler önüne seriyor. 2017 Ocak ayında Konya Ereğli T Tipi Kapalı Cezaevi D2 koğuşunda hamile bir kadın ortam şartlarından dolayı düşük yapıyor ve görevlilere şiddetli karın ağrısının olduğunu söylemesine rağmen hastaneye götürülmüyor. Bir süre sonra karnında ki düşük bebek kadını da zehirliyor. Fenalık geçirip bayılan kadını hastaneye kaldırmaya çalışıyor ama yolda hayatını kaybediyor. Öznur Çakar’ın hemen yan koğuşunda olan bu hadise, hapishane de herkes de korkuya sebep oluyor. Çakar, böyle bir hadiseden sonra “Artık güvende olmadığımı ve yaşamak için çok uğraşmam gerektiğini o günden sonra anlamıştım’’ diyerek korkusunu dile getiriyor. Böyle bir olaya tanıklık eden Öznur Çakar, tüm hapishane yönetimini sorumlu tutuyor. Her ne kadar kaldığı hapishane müdürlerinin ismini bilmese de baş gardiyanın olaydan bağımsız olamayacağını dile getiriyor. “Sorumlulardan birisi kesinlikle Konya Ereğli T Tipi Kapalı Cezaevi’nin Seyit isimli baş gardiyanı olduğunu düşünüyorum.’’ diyerek üstü kapatılan dosyanın sorumlularından birinin ismini veriyor.

“SİZİN KOĞUŞUNUZDA DOKTOR YOK MU?”

Anne Öznur Çakar, koğuşlarında İdil isimli başka bir çocuğun kafasını ranzanın demirine vurduğuna şahit oluyor. Gardiyanı çağırdıklarında, “Şu anda doktor yok, sizin koğuşunuzda doktor yok mu? O ilgilensin işte’’ dediğini söylüyor. Konuyu anlatırken Çakar, “O an içimden olaya gülmek geldi, ama gülmedim tabi ki. Çünkü bir çocuk kafasını demire vuruyor ve yüzünün yarısı mosmor oluyor. Gardiyanlar ise bizi başlarından savıyor. İçeride bir çocuk ile yaşamak gerçekten çok zor. Hiçbir zaman devlet güvencesinde değildik.’’ sözleriyle şartların zaman zaman yaşam mücadelesi noktasına evrildiğini belirtiyor.

KOĞUŞA BEBEKLİ BİR ANNE GELDİĞİNDE

Anne Çakar’ı hapishanede en çok etkileyen olay ise koğuşlarına yeni bir kadının gelmesi oldu. Kucağında 2 aylık bebek ile koğuşa giren kadını görünce, ağlamaktan kaçamadığını söyleyen Çakar, “Bir avuç bebek, annesi ile birlikte hapiste. Bu anı görünce çok etkilendim. Göz yaşlarıma hakim olamadım ve ‘Allah’ım daha ne kadar bebek?’’ demek zorunda kaldım. 1 hafta boyunca bu durumun etkisinde kaldım. Bebeği görmeye dayanamıyordum ve o bebek hapiste büyüdü’’ dedi.

7 aylıkken hapse giren Bahar, anneleri ile beraber hapse giren 864 bebekten sadece biriydi. Bu rakam giderek artıyor.

9 ay hapishane şartlarında bebeğini büyüten Öznur Çakar durumun aciliyetini maddeler halinde anlatıyor:

Bu şartlar altında;

• Bebekler ek gıda alamıyor.
• Emekleyebilecekleri bir alan yok.
• Çocuk bezi gibi zaruri ihtiyaçlar söylendikten 2-3 hafta sonra geliyor.
• Bazı yerlerde ıslak mendil bile yasak.
• Çocuklar hastalanıyor ve kimi zaman bir hafta sonra ancak doktora götürülebiliyor.
• Çocuklara ayrı yatak verilmiyor, hatta gözaltındayken battaniye üzerinde kalmak zorunda kalıyorlar.
• Annelerin sütü olmadığı vakit mama dahi alınmıyor, yeni doğmuş bebeklerin normal yemek yemek zorunda kaldıkları zamanlar oluyor.
• Koğuşlar ya çok soğuk ya çok sıcak.
• Buzdolabı olmayan koğuşlarda bebeklerin sütlerinin ve başkaca gıdalar ekşiyip bozuluyor.
• Çocukların oyuncakları yok, varsa da koğuşa alınmıyor. Boyalar da alınmıyor, resim bile yapamıyorlar, tv izlemeleri dahi kısıtlanıyor ve daha bir çok zorluklar.

YASA BEBEKLİ KADINLARI KORUYOR AMA

Avukat Kadir Demir, konuyla ilgili açıklamasında yasaların, hamile ve yeni doğum yapmış kadınları koruduğunu söylüyor. 5275 nolu Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16. Maddesinin 4. Fıkrasında diyor ki; “Hapis cezasının infazı, gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadınlar hakkında geri bırakılır. Çocuk ölmüş veya anasından başka birine verilmiş olursa, doğumdan itibaren iki ay geçince ceza infaz olunur”.

Avukat Demir yasanın yoruma açık olmadığını söylüyor ve herkesin anlayabileceği şekilde konuya açıklık getiriyor; “Bu madde apaçık diyor ki; 6 aydan küçük bebeği olan kadınlar ve hamile kadınlar cezaevinde tutulamazlar.’’

Öznur Çakar hapishane ortamını anlatırken cümlelerini şu şekilde tamamlıyor: ‘’Annelerinin suçlu olup olmadığı dahi kesin olmamasına rağmen, tamamen suçsuz çocukların hapishane gibi bir yerde kalmak zorunda olmaları hukuka ve kamu vicdanına sığmaz. En mutlu olmaları gereken zamanları hiç olmayacak şartlarda geçirmesi, buna sebebiyet verilmesi bana sorarsanız en büyük suçtur. Daha ötesinde vicdansızlıktır. Mevcut durumda, belirttiğimiz yasa hükümlerinin uygulanmadığı son derece açık. Kaldı ki, hangi sözleşmeye bakarsanız bakın, çocukların oyun oynama hakkından, gelişim hakkından, sağlık hakkından bahseder. Mevcut uygulamayla bu sözleşmelerin topyekun tepelendiği de aşikar. Benim başıma da bu olay geldi ve ben bu konunun hayatım boyunca takipçisi olacağım. Her zaman içeride ki annelere daha iyi şartlar sağlanması için mücadele edeceğim’’ diyerek sözlerini tamamladı.

Öznur Çakar’ın yan koğuşuna 40 günlük bebekken giren ve 3 yıldan fazla süredir annesi ile birlikte hapis yatan Asım Sencer Uslu bebek, Öznur Çakar’ın unutamadığı mahpus bebeklerden birisi.

SUSAMAM… 15 dakikalık dev rap klip…

BOLD ÖZEL

5 yaşındaki Zülal ikinci kez hapse girdi

Cezaevindeki çekirdek ailelere bir yenisi daha eklendi. Üç yıldır tutuklu bulunan eğitimci Ali Uysal’ın eşi Hilal Uysal ve 5 yaşındaki kızı da cezaevine gönderildi. Zülal 1,5 yaşındayken de annesiyle hapis yatmıştı.

BOLD ÖZEL – Bir çocuk daha hapse girdi. Daha önce annesi Hilal Uysal ile birlikte 7 ay hapiste kalan 5 yaşındaki Zülal, yine annesiyle birlikte 24 Kasım gecesi cezaevine gönderildi.

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında Bank Asya hesabı ve Bylock kullandığı iddiasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan ve cezası Yargıtay tarafından onaylanan Hilal Uysal önceki gün tutuklanıp yine Şakran Cezaevine gönderildi. Hilal Uysal’ın eşi Ali Uysal da üç yıldır aynı cezaevinde kaldıktan sonra bu yıl başında Afyon Bolvadin Cezaevine nakledildi.

Ev hanımı Hilal Uysal, daha önceki hapis sürecinde yaşadıklarını Bold Medya‘ya şöyle anlatmıştı: “Ben oradayken kızım iki kere kaza geçirdi. Ranzadan düştü ve kampüs içerisindeki hastaneye sevk ettiler. İki saat boyunca gözlem altında tutulduk. Doktor yoktu. Kendi çocuğunuzun doktoru kendiniz olacaksınız denildi ve gönderildik.”

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 9 Mayıs 2018’de eşiyle birlikte tutuklanan Ali Uysal, kapatılan derneğe üye olduğu için 7,5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. 9 Eylül Üniversitesi İlahiyat mezunu olan Uysal, etüt merkezlerinde eğitmenlik yapıyordu.

Hilal Uysal ve kızı Zülal.

16 AYLIK MUAZ DA ANNE-BABASIYLA HAPİSTE

İzmir Şakran Cezaevinde, bir çekirdek aile daha birlikte kalıyor. Esra-Abdurrahman Aşçı, 16 aylık bebekleri Muaz ile 17 Kasım 2021’de tutuklanmıştı.

Burada bin memur var, gardiyanlar botlarıyla odamızı basıyor, koğuşun yarısı hasta

16 aylık Muaz, annesi ve babasıyla birlikte hapse gönderildi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Yaycı-Metre kriteri: Kürtaj yaptırmayan subay ihraç edildi

Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç edilen başarılı subayların anlatımları raporlaştırıldı. Raporda yer alan bir tanık ifadesi şöyle: “Engelli bir bebeğe hamile olmak ve kürtaj yaptırmamak açıkça FETÖ-Metre kriteridir. Engelli çocuk sahibi olma kriteriyle ihraç yapıldığını bizzat Yaycı anlatmıştı.”

BOLD – İngiltere merkezli Statewatch kuruluşu emekli Tümamiral Cihat Yaycı’nın kriterleriyle ilgili şok edici bir rapor yayınladı. Rapora göre, Temmuz 2016’dan bu yana en az 13 bin 1 Türk askeri personeli ‘FETÖ-Metre’ olarak bilinen algoritma yoluyla ‘terörist ya da terörle iltisaklı’ ilan edilerek ihraç edildi.

ALGORİTMALARLA İNSAN HAKLARI İHLALİ

Dr. Emre Turkut ve avukat Ali Yıldız tarafından hazırlanan rapora göre, OHAL döneminde kullanılan algoritmalar ağır insan hakları ihlallerine yol açtı. Yaycı ve AKP iktidarının ortak çalışmasıyla ordudaki subayların kendileri ya da akrabalarının hassas kişisel verileri, mesleki geçmişleri temelinde yapılan fişleme temel insan haklarını da çiğnedi.

ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİ YERLE BİR ETTİ

Raporda yer alan şekliyle ‘FETÖ-Metre’ olarak bilinen algoritma, 97 ana kriter ve 290 alt kritere dayanıyor. Kriterlerin birçoğu özel hayatın ve kişisel verilerin gizliği gizliliği haklarını yerle bir etti. Bu algoritmayla Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından TSK’nın her kademesine el atıldı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde Adli İşlem ve İdari İşlemler Daire Başkanlığı (ATİİİŞ) adı verilen özel bir birim tarafından kullanılan algoritma ile asker ve sivil yüz binlerce kişinin profili çıkarılarak bu kişilere ‘puan’ verildi.

YAYCI’NIN KRİTERLERİYLE 810 BİN KİŞİ FİŞLENDİ

ATİİİŞ, en az 810 bin kişinin ‘hassas’ nitelikle olanlar dahil olmak üzere kişisel verilerini toplayarak FETÖ-Metre sistemin dahil etti. Bu veriler bankacılık işlemleri verileri, Bank Asya’da hesabı bulunanlara dair veriler, KHK ile kapatılan kurumlar ile her türden ilişkiye dair veri, bir milyon GSM numarasının telefon görüşme ve internet trafik kayıtları yanı sıra İngilizce bilgisi gibi dil becerilerini bile kapsamaktadır. Rapor, bu tür kişisel verilerin yasal bir dayanak olmaksızın elde edilip ve işlendiğini tespit ediyor.

AVRUPA BİRLİĞİ’NE SIĞINAN RÜTBELİ ASKER İFADELERİ

Avrupa Birliği’ne (AB) sığınma talebinde bulunan pek çok yüksek rütbeli eski askeri yetkilinin tanıklıklarını içeren rapor, algoritmanın uygulanmasının keyfi olduğunu ortaya koydu. Yalnızca birincil süjelere değil, aynı zamanda onların sosyal çevrelerindeki herkese, aile üyelerine, meslektaş ve komşularına da cezai yaptırımları uygulandığını ortaya koydu.

BİRGÜN HERKES ALGORİTMİK ZULME KURBAN GİDEBİLİR

Ankara ve Brüksel barolarına kayıtlı avukat ve raporun yazarlarından Ali Yıldız, binlerce kişinin FETÖ-Metre denilen bir zulüm aletiyle kendilerine verilen ‘puan’ üzerinden işsiz bırakıldığını söyledi. Bu subayların tutuklandığına da dikkat çeken Yıldız, “Devletlerin terörle mücadelede dijital izleme araçlarına daha fazla başvurduğu, giderek daha fazla bağlantılı hale gelen bir dünyada, herkesin benzer algoritmik zulme kurban gitme olasılığı yüksektir.” diye konuştu.

Statewatch araştırmacısı Yasha Maccanico ise “Bu rapor, şüphelileri algoritmik olarak belirlemek için kullanılabilecek araç ve kriterlerin, yetkililerin diledikleri kişileri suçlu durumuna düşürmelerine izin verecek şekilde tasarlanabileceğinin tüyler ürpertici bir hatırlatıcısıdır.” dedi.

Cihat Yaycı da Fetöcü çıktı

 

 

 

 

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

21 aydır tutuklu Yusuf Bekmezci’ye Aziz Nesin hikayesini yaşattılar: 60 sayfalık yakarış

Hafıza kaybı, uyku apnesi ve halisünasyon görme başta olmak üzere birçok sağlık sorunuyla mücadele eden 82 yaşındaki Yusuf Bekmezci, 20 ay sonra geçtiğimiz ay hastaneye yatırıldı. Kayınpederiyle aynı koğuşta kalan Şeref Aytekin ise, Bekmezci’nin 21 ayda hapiste geçirdiği hastane sürecini 60 sayfalık bir dilekçeyle anlattı. Mahkemeye sunulan dilekçe, hasta mahpusların yaşadığı hak ihlallerini gözler önüne seriyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 21 ay önce tutuklanan 82 yaşındaki Yusuf Bekmezci’nin damadı Şeref Aytekin, hafıza kaybı yaşayan, halisülasyon gören ve uyku apnesi gibi ölümcül hastalığı bulunan kayınpederinin sağlık sorunlarını anlatabilmek için aylardır dilekçe yazıyor. En son 25 Ekim’de İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi Başkanlığı’na, ekleriyle birlikte 60 sayfa dilekçe veren Şeref Aytekin’in mücadelesi Aziz Nesin hikayelerini aratmayacak cinsten.

DAMADI KENDİSİNDEN 8 AY ÖNCE TUTUKLANDI

Hasta, yaşlı ve bakıma muhtaç olmasına rağmen 23 Ocak 2020’de tutuklanan Yusuf Bekmezci yaklaşık iki yıldır İzmir 1 Nolu F Tipi Cezaevine kalıyor. İlk günlerde yalnız olan Bekmezci’nin yanına 14 Şubat 2020’de, kendisinden 8 ay önce tutuklanan damadı Şeref Aytekin sevk edildi.

O sırada İzmir 2 Nolu F Tipi Cezaevinde olan Aytekin, kayınpederinin tutuklandığını öğrenince nakil talebinde bulundu. KHK’lı emniyet müdürü Şeref Aytekin 21 aydır kayınpederinin kişisel ihtiyaçlarına yardımcı oluyor. Tedavi, tetkik, ilaç işlerini takip etmek, hastane doktoruna da koğuştaki gözlemlerine dair bilgi vermek istiyor ama ne mümkün. Cezaevi bürokrasisi önünde koca bir engel.

TEŞHİS 20 AY ÖNCE KOYULDU, HASTANEYE GEÇEN AY YATIRILDI

Hasta mahpusların en önemli sorunu, sağlık hizmetlerinden zamanında ve tam olarak faydalanamaması. Bir de bunlara kelepçeli yolculuk, hastanelerin mahkum odalarında kalma zorunluluğu, doktorlarla direkt muhatap olunmaması (cezaevine göre değişiyor) gibi olumsuz durumlar eklenince psikolojik olarak çok yıpranıyorlar. Sağlıkları daha da bozuluyor.

Kurum doktorunun 27 Ocak 2020’de uyku apnesi teşhisi koyduğu ve ani ölümle sonuçlanabilecek bir hastalık olduğu için hastaneye sevk ettiği, İzmir’in esnaflarından Yusuf Bekmezci, 20 ay sonra daha 21 Ekim 2021’de hastaneye yatırıldı. Uyku apnesi hastalarının gece kullandığı cihazın denemesi için bir gece hastanede kaldı. Ertesi gün sabahtan tekrar koğuşuna döndü. Cihazı ne zaman alabileceği henüz belli değil.

HASTALIKLARINI ANLATAMIYOR

Alzheimer (henüz alzheimer teşhisi konulmadı) belirtileri gösteren hastalığıyla ilgili ise henüz doğru dürüst bir tetkik yapılmış değil. Çünkü Bekmezci, tek başına hastaneye götürüldüğü için derdini anlatamıyor, hastalıklarını ifade edemiyor. “Doktor ne sordu, ne dedi?” sorularına “Bir şey demedi, doktoru görmedim” gibi cevaplar veren Bekmezci’nin damadı Şeref Aytekin, kaç aydır kayınpederinin yanında refakatçi olmak için ya da eline hastalıklarını ve koğuştaki gözlemlerini yazdığı kağıdı verebilmek için uğraşıp duruyor.

“NEREYE GÖTÜRDÜKLERİNİ BİLMİYORUM”

Aytekin, kayınpederini doktora götüren memurla görüşebilmek, muayene sonuçlarını öğrenebilmek için de ayrıca dilekçeler yazıyor. Çünkü Bekmezci’nin hastane dönüşlerinde anlatabildikleri genelde şöyle:

“Buradan çıktık, vardığımızda araçtan indik, hapishaneye götürdüler (nezareti kast ediyor), nereye niçin gittiğimizi, geldiğimizi bilmiyorum, sonra bir araca bindirdiler. 2-3 yere gittik, doktorlar bir şey söylemedi, muayene eden doktor olmadı, sonra indik, minibüse bindirdiler, yola çıktık, nereye götürdüklerini bilmiyorum, indiğimde nerede olduğumu anlayamadım, giriş kapısı görünce ben buraya daha önce geldim, benziyor dedim, bina içerisine girdik, kafamı yine toparlayamadım, buradaki memurlara nereye gideceğiz dedim, memur gidelim dedi, merdivenleri görünce burada olduğumuzu anladım.”

Şeref Aytekin tedavi ve tetkiklerle ilgili memurdan bilgi alabilmek için 11 gün beklediği zamanlar bile olduğunu belirtiyor.

Yusuf Bekmezci, 9 Nisan 2021’de örgüt yöneticisi olduğu iddiasıyla 17 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. 82 yaşındaki Bekmezci, nerede olduğu, niçin yargılandığı ve ne kadar ceza verildiği gibi birçok şeyin farkında değil. Mahkeme heyetine üç kez “Ben neden burayım?” diye sorduğu da SEGBİS kayıtlarına geçmiş durumda. “Bir rahatsızlığın, şikayetin var mı?” sorusuna ise genelde “Şikayetim yok, iyiyim” diye cevap veriyor.

KOĞUŞ DUVARLARINDA ÇİÇEKLER GÖRÜYOR

Tutuklandıktan birkaç ay sonra unutkanlık baş gösteren, koğuşun duvarlarında çiçekler gördüğünü, komşularının ve onların çocuklarının kendisini koğuşa ziyarete geldiğini söyleyen Yusuf Bekmezci’nin en önemli sağlık sorunları uyku apnesi, hafıza kaybı ve halisünasyon görmesi.

Bunların yanı sıra prostat, ileri derecede işitme kaybı, bilişsel bozukluklar, algı ve muhakemesinde ciddi sıkıntılar, yaşlılığından dolayı düşkünlüğü de var. Gün geçtikte ilerleyen uyku apnesi, çiçek görmesi ve Alzheimer için hastaneye sevk edilen Yusuf Bekmezci, aciliyeti olmayan bir-iki şikayetinden muayenesi yapılıp geri gönderiliyor.

“Kayınbabamın hastaneye sevki yapıldı, durumunu biliyorsunuz, kendini ifade edemez, rahatsızlıklarıyla ilgili not yazayım, bu notu, onu hastaneye götürecek olan görevliye verelim, dedim. ‘Gerek yok sizin anlattıklarınızı doktor not aldı, hastanedeki doktor sistemden görür’ dedi. Kurum doktoru benim söylediklerimi not olarak yazmadı hastanedeki doktor bakmadı. Hastaneye götüren memur ve doktor da Alzheimer olduğunu bilemediklerinden farklı ve aciliyeti olmayan önemsiz bir iki şikayetiyle ilgili muayenesi yapıldı.” diyen Şeref Aytekin’in dilekçelerinde buna benzer birçok açıklama bulunuyor.

HASTANEYE KELEPÇELİ GÖTÜRÜLÜYOR

Dilekçelerinde kayınpederinin hastaneye kelepçeli götürüldüğünü ve 82 yaşındaki insana eziyet edildiğini de vurgulayan Aytekin, “Hastaneye ne kadar az giderse o kadar iyi. 82 yaşında, birçok hastalığı var. Bu durumuna rağmen bile araç içinde kelepçeleri çözülmüyor. Ayrıca Kovid-19 riski var. Normal bir insan bile o araçla hastaneye gidip geldiğinde başı dönüyor, istifra ediyor, bazıları 1-2 gün kendine gelemiyor. Bu durumdaki birinin hastaneye gidip gelirken ne kadar sıkıntı çektiğinin izahına gerek yok sanırım.” diye yazdı.

Şeref Aytekin, Yusuf Bekmezci’nin 27 Ocak 2020’den 21 Ekim 2021’e kadar hapiste geçirdiği hastane sürecini, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi Başkanlığı’na 25 Ekim 2021 tarihinde yazdığı uzun dilekçede tarih sırasına göre anlattı. Ekleriyle birlikte 60 sayfayı bulan dilekçe, hasta mahpusların ve yakınlarının yaşam hakkı için nasıl bir sistemle mücadele ettiklerini göstermesi açısından önemli.

ŞEREF AYTEKİN’İN MAHKEMEYE SUNDUĞU 60 SAYFALIK DİLEKÇENİN İLK 14 SAYFASI

 

Okumaya devam et

Popular

Shares