Bizimle iletişime geçiniz

Genel

Brexit sürecinin dünü, bugünü, yarını: İngiliz halkı ne istiyor?

Brexit Referandumu 23 Haziran 2016’da gerçekleştirildi ve İngiliz halkı bu oylamada tarihi bir karar verdi.  Kararın üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen Brexit İngiltere’de hala siyasetin en önemli konusu olmaya devam ediyor.

BOLD İngiltere’nin ilk planlamaya göre 29 Mart 2019 Cuma saat 11.00’da birlikten ayrılması planlanıyordu. Ancak bu süre geçmesine rağmen tarihi adım gerçekleşmedi ve İngiltere hala Avrupa Birliği üyesi.

Avrupa Birliği’ndeki ve İngiltere’deki politikacılar Brexit’in gerçekleşmesi için düzenlemeler yapıyor. Ancak nasıl olacağı konusu çözülebilmiş değil.

Avrupa Birliği kurulduğundan beri hiçbir üye birlikten ayrılmadı. Bu anlamda Brexit Avrupa tarihinde önemli bir dönemeç.

BREXİT FİKRİ VE OYLAMASI

İngiltere, Avrupa Birliği’ne 1973 yılında katıldı.

İngiltere’de Avrupa Birliği’nden ayrılma düşüncesi yıllar boyunca hep var oldu. İngiliz politikacılar birlikte kalmanın mı ayrılmanın mı İngiltere için faydalı olduğunu sürekli tartıştı.

2013 yılında Başbakan ve Muhafakar Parti Genel Başkanı David Cameron, partisinin 2015 yılında yapılacak genel seçimi kazanması durumunda İngiliz halkına Avrupa Birliği’nde kalıp kalmamayla ilgili karar verme imkanı sağlayacak bir referandum yapma sözü verdi.

7 Mayıs 2015’de yapılan seçimi Muhafazakar Parti kazandı. Başbakan David Cameron yeniden Başbakan oldu ve mesaisinin büyük kısmını İngiltere’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini yeniden müzakere ederek geçirdi.

Şubat 2016’da sözünü tuttu ve referandum gününü 23 Haziran 2016 Perşembe olarak belirledi.

Avrupa Birliği’nden ayrılma düşüncesi halkı ve siyasetçileri böldü, tartışmalar arttı.

Başbakan David Cameron, “Çözüm sizin ellerinizde ancak benim tavsiyem açık. Ben, reforme edilecek bir Avrupa Birliği’nde kalmanın İngiltere’yi daha güvenli, daha güçlü ve daha iyi yapacağına inanıyorum” dedi.

2016 yılı itibariyle 43 yıldır Avrupa Birliği üyesi olan  İngiltere için Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı çok önemliydi. Ayrıca ilk kez bir Avrupa Birliği üyesi birlikten ayrılacaktı.

23 HAZİRAN 2016 REFERANDUMU

23 Haziran 2016 Perşembe günü yapılan tarihi oylamada 33 milyondan fazla İngiliz oy kullandı. Halkın yüzde 52’si Avrupa Birliği’nden ayrılma yönünde oy verirken, yüzde 48’i birlikte kalma yönünde oy kullandı.

Birlikten ayrılma kararının küçük bir farkla alınması hep tartışma konusu oldu. Referandumun tekrarlanması ülkede sürekli gündeme geldi. Ancak karar açıktı: İngiltere birlikten ayrılacaktı.

REFERANDUM SONRASI

Sonuçların açıklanmasının ardından Avrupa Birliği’nde kalma yönünde kampanya yapan Başbakan David Cameron istifa kararı aldı.

Halkın verdiği kararın gereğini yerine getirmek başka bir başbakana kalacaktı.

23 Haziran’da gerçekleştirilen referandumun hemen ardından David Cameron istifa etti ve 13 Temmuz’da başbakanlığa Theresa May geldi.

Başbakan Theresa May, görevi sürdürdüğü 13 Temmuz 2016 ve 24 Temmuz 2019 yılları arasında mesaisini Brexit’in nasıl gerçekleşeceği ve ayrılmanın ardından Avrupa Birliği – İngiltere ilişkilerinin nasıl olacağına ayırdı.

İngiltere’de Theresa May’in 3 yıllık görev süresi boyunca Brexit’in nasıl gerçekleşeceği tartışıldı.

AB ANLAŞMASININ 50. MADDESİ

29 Mart 2017’de yani Brexit’in tam olarak gerçekleşmesinden 2 yıl önce Avrupa Birliği anlaşmasının birlikten ayrılmayı düzenleyen 50. maddesi işletilmeye başlandı. Böylece Brexit Süreci resmen başladı.

Avrupa Birliği’nde ilk kez bir üye birlikten ayrılma kararı aldığı için 50. madde de Avrupa Birliği tarihinde ilk kez devreye girdi.

Hala birlik üyesi olmasına ve birliğin kurallarına uymak zorunda kalmasına rağmen İngiltere, Avrupa Birliği’nin önemli kararlarının alınma sürecinden dışlandı.

AB-İNGİLTERE BREXİT ANLAŞMASI

İngiltere Başbakanı Theresa May, ülkesi adına daha iyi Brexit anlaşması yapmak için aylar boyunca AB ile müzakereler yürüttü. Nihayet anlaşmaya varıldı. 25 Kasım 2018’de AB liderleri Brexit Anlaşması’nı onayladı.

29 Mart 2019’daki Brexit tarihine 4 ay kala, İngiltere Başbakanı Theresa May bu kez Brexit Anlaşması’nı halkına ve parlamenterlere kabul ettirmek için çalışmaya başladı. Ancak AB ile uzlaşmaya vardığı anlaşmaya İngiliz halkını ve parlamenterleri ikna edemedi. Başbakan Theresa Maylideri olduğu Muhafazakar Parti’yi dahi iknada başarılı olamadı.

İrlanda ile İngiltere’ye bağlı Kuzey İrlanda arasındaki sınır konusunu düzenleyen Brexit Anlaşması maddesi İngiliz kamuoyu ve siyasetçilerinde büyük rahatsızlık oluşturdu. Ayrıca Brexit’in maliyeti, göçmenler ve AB ile ticareti düzenleyen anlaşma maddeleri de İngiliz halkı ve siyasetçileri tarafından kabul görmedi.

İstifalar ve siyasi krizlerin eşliğinde yapılan oylamalarda İngiliz Parlamentosu, Brexit Anlaşması’nı 3 kez reddetti.

29 Mart 2019’da gerçekleşmesi gereken Brexit defalarca ertelendi.  Yeni tarih olarak 31 Ekim 2019 belirlendi.

BREXİT 2. BAŞBAKANI KOLTUĞUNDAN ETTİ

AB ile uzlaşmaya vardığı Brexit Anlaşması’nı parlamentodan geçirmeyi başaramayan Başbakan Theresa May, 24 Mayıs 2019’da başbakanlıktan ve Muhafakazar Parti Genel Başkanlığı’ndan istifa kararı aldı.

İstifa kararını açıklayan Başbakan Theresa May, “Brexit’i gerçekleştirememek benim için her zaman derin bir üzüntü konusu olacaktır” dedi.

BREXİT’TE 3. BAŞBAKAN: BORIS JOHNSON

23 Temmuz 2019’da Muhafazakar Parti başkanlığı seçimini kazanan eski Dışişleri Bakanı ve Londra Belediye Başkanı Boris Johnson, 24 Temmuz’da Başbakanlık görevini devraldı.

55 yaşındaki Boris Johnson, Başbakanlık görevini almasının ardından yaptığı ilk konuşmada 31 Ekim 2019 tarihi itibariyle Avrupa Birliği’nden ayrılacaklarını söyledi.

Başbakanlık binası 10 numaranın önünde basın mensuplarına hitap eden Boris Johnson, “Amasız fakatsız 31 Ekim itibariyle Avrupa Birliği’nden ayrılmış olacağız.” dedi.

Johnson, Avrupa Birliği’nden Brexit’i bir kez daha ertelemesini istemeyeceğini ve anlaşmasız şekilde de olsa Brexit’in gerçekleşeceğini vurguladı.

JOHNSON’A PARLAMENTODA SOĞUK DUŞ

Başbakan Boris Johnson, yaz tatilinin ardından Eylül başı işbaşı yapacak İngiliz Parlamentosu’nun bir hafta çalışmasının ardından 5 hafta yeniden tatile çıkmasını istedi.

Parlamentonun Brexit’i ve Brexit tarihi ertelemesini önlemek isteyen Başbakan Boris Johnson’un bu isteği Kraliçe tarafından uygun görüldü. Ancak İngiliz Parlamentosu Başbakan Boris Johnson’a son 2 hafta içerisinde ağır yenilgiler tattırdı.

Başbakan Boris Johnson, son 10 gün içerisinde yapılan 6 oylamayı kaybetti. Muhalifler meclisin gündemini ele geçirdi ve Brexit’i yeniden erteleme talep etmelerini sağlayacak bir tasarıyı da parlamentodan geçirdi.

Başbakan Boris Johnson muhaliflere karşı erken seçim kartını çekti. Ancak Başbakan Johnson’un 15 Ekim’de erken seçim yapılması talebi 2 kez mecliste kabul görmedi.

Şimdi İngiliz Parlamentosu 5 haftalık bir tatile girdi. 15 Ekim’den sonra İngiltere siyasetini yine hararetli günler bekliyor.

HALKIN FİKRİ DEĞİŞTİ Mİ?

23 Haziran 2016 Perşembe günü yapılan tarihi oylamada halkın yüzde 52’si Avrupa Birliği’nden ayrılma yönünde oy verirken, yüzde 48’i birlikte kalma yönünde oy kullanmıştı.

Referandumdan sonra yapılan anketlerde ise İngiliz halkının fikri yavaş yavaş değişmeye başladı. 2017 yılı Mayıs ayından itibaren İngiltere’de yapılan kamuoyu yoklamalarında Avrupa Birliği’nde kalınması yönünde fikir belirtenler ayrılma taraftarlarını geçmeye başladı.

2018 yılı sonunda yapılan anketlerde bu kez birlikte kalınmasını isteyenler yüzde 52’ye, ayrılma taraftarları yüzde 48’e düştü. Ancak siyasetçiler ve özellikle İngiliz başbakanları yeniden bir referanduma hep karşı çıktı.

Şimdi İngiltere’nin önünde 31 Ekim tarihi duruyor. Başbakan Boris Johnson Brexit’i gerçekleştirecek mi yoksa bu yüzden istifa eden 3. başbakan mı olacak önümüzdeki günlerde göreceğiz.

İngiltere’de parlamento Başbakan Johnson’un erken seçim isteğini bir kez daha reddetti

Genel

Avukat Yusuf Alataş: “Jitem davalarında adil yargılama yok”

Ankara Jitem davasında konuşan kayıp yakınları avukatlarından Yusuf Alataş, yargılananın da yargılayanın da devlet olduğu jitem davalarında adalet olmadığını belirtti.

BOLD – Mehmet Ağar’ın sanık olarak yargılandığı Ankara JİTEM Davası kovuşturma talepleri reddedilerek bir kez daha ertelendi, iddia makamına mütalaa için süre verildi.

DURUŞMA DAHA BÜYÜK BİR SALONA ALINDI

Ankara ve çevresinde 1993-1996 yılları arasında 19 kişinin öldürülmesine ilişkin açılan ve kamuoyunda “Ankara JİTEM Davası” olarak bilinen davanın 21’inci duruşması Ankara 1’inci Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Duruşma salonu küçüklüğü nedeniyle dava daha büyük bir salona alındı.

İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI MAHKEMEDE

Duruşmaya sanık avukatları ve kayıp yakınlarının avukatlarının yanı sıra AKP kurucularından ve HAK İnisiyatifi Genel Sekreteri Fatma Bostan Ünsal, İnsan Hakları Gündemi Derneği üyeleri, HDP Ağrı Milletvekili Abdullah Koç, Çağdaş Hukukçular Derneği’nden (ÇHD) Nazan Betül Vangölü Kozaağaçlı, Diyarbakır eski baro başkanları Mehmet Emin Aktar ve Ahmet Özmen, İnsan Hakları Derneği MYK Üyesi Nuray Çevirmen, Hafıza Merkezi üyeleri, maktul Savaş Buldan’ın yeğenleri, 1990’lı yıllarda faili meçhule giden Hasan Ocak’ın ablası Maside Ocak ve 1993 yılında katledilen Abdulmecit Baskın’ın oğlu Eren Baskın izleyici olarak yer aldı.

Duruşmada sanıkları 6 avukat temsil ederken, kayıp yakınlarını 13 avukat temsil etti. Duruşmaya ayrıca 3 gazeteci ve 40’a yakın izleyici katıldı.

ADİL YARGILAMA İLKESİ JİTEM DAVALARINDA UYGULANMIYOR

İlk sözü alan kayıp yakınları avukatlarından Yusuf Alataş, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında yer alan adil yargılama ilkelerine atıfta bulundu. Adil yargılama ilkesinin JİTEM davalarında uygulanmadığını kaydeden Alataş, özellikle alınan ara kararlar ve taleplerinin ret edilmesinin bunun göstergesi olduğunu belirtti.

YARGILAYAN DA YARGILANAN DA DEVLETTİR

Bu dava dosyalarında devlet görevlilerinin devlet gücünü alarak işlediği faili meçhul cinayetler olduğunu ve burada devletin tüzel kişiliğinin de yargılandığını ifade eden Alataş, “Burada yargılanan da yargılayan da devlettir. Sıradan bir cinayet değil. Bu davanın sanığı eski İçişleri Bakanı ve Emniyet Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Davanın niteliği sanıkların devlet içerisinde üstlendiği görevler gözönüne alındığında alınan kararla adil bir yargılama yapılmadığı ortadadır. Yargının siyasi amaçlarla araç olarak kullanılmasına en güzel örnek AİHM’in HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verdiği karardır. Bunu heyetinize de sunduk” diye konuştu.

‘DEVLET ELİYLE AKLANIYOR’

Bu dava dosyalarıyla devlet eliyle sanıkların aklandığına işaret eden Alataş, şöyle devam etti: “Adil yargılama ve tarafsız davranılmadığı kararlardan bellidir. Sanıklar Mehmet Ağar, Mehmet Korkut Eken hakkında tutuklama talep edilmemiştir. Diğer sanıklar hakkında da tutuklama kararı ilk başta verilse bile sonrasında hepsi serbest bırakılmıştır. Sanıklara ‘merak etmeyin bu soruşturma ve davada size bir şey olmayacak’ denilmiştir. İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü yaptığı dönemde oluşan olaylardan kaynaklı sanık olarak yargılanan Mehmet Ağar’ın sorgusu bizlerin yokluğunda yapılmış ve dört satırlık ‘görmedim bilmiyorum’ demiştir. Sanık Mehmet Ağar duruşmalardan vareste tutulmuş, bu durum dahi adil yargılama olmadığını gösterir. Bu davanın açılması Ayhan Çarkın’ın ifadeleriyle başlamıştır. Mahkeme sanıkları dava dosyasında duruşmalara katılmamaları yönünde karar vermesiyle yargıya olan inancı kökten sarsmıştır.”

‘HALA AĞAR’IN SAĞLIK SORUNLARI NEDİR BİLMİYORUZ’

Dava dosyasının açılmasını ve ilerleme kaydedilmesini sağlayan Ayhan Çarkın’ın ifadelerinin mahkeme ve savcılık tarafından çeliştiği söylenerek, akli dengesine dair rapor bile talep edildiğini anımsatan Alataş, şunları ekledi: “Çarkın’ın oysa hem savcılık, hem emniyet hem de olay yerinde keşif sırasında ifadeleri nettir. Hatta soruşturmayı hazırlayan savcı ifadelerinin çelişmediğine dair yazılı beyana yer vermiş. Hepsi dosyada mevcuttur. Ancak buna rağmen Çarkın hakkında rapor alındı ve raporda akli dengesinin yerinde olmadığına dair bir şey yer almadı. Sanıklardan Mehmet Ağar ve Nurettin Güven’in yurt dışı yasağı yine mahkemeniz tarafından kaldırıldı. Ağar’ın siyasi kimliği ve tedavi olması, Güven’in ise iş adamı olması gerekçe gösterilmiştir. Biz hala Ağar’ın duruşmalara katılmasına engel olarak sunduğu sağlık sorunlarının ne olduğunu, yurt dışında tedavi zorunluluğu nedir bilmiyoruz.”

‘İDDİA MAKAMI KARAR ORGANINA DÖNÜŞTÜ’

Susurluk Raporu’nu hazırlayan Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’ın mahkemenin “bu cinayetler devlet tarafından mı işlendi” sorusuna “MİT, Emniyet Müdürlüğü’nün bilgisinin olmaması mümkün değil” yanıtını verdiğini hatırlatan Alataş, “Bu davalarda amaç gerçeğe ulaşma adalet sağlama değil aklamadır. Devlet içerisinde başlayan iktidar kavgası sonrasında açılan davalar hükümetle yapılan anlaşmalarla birlikte sanıkları aklama yönüne dönüştü. İddia makamı karar organına dönüşmüştür” dedi.

‘TÜM HUKUKİ YOLLARI DENEYECEĞİZ’

Alataş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Adalet Bakanlığı yargılamanın gidişi hakkında bilgi istedi. İçişleri Bakanlığı bir dönem İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü yapmış Mehmet Ağar hakkında bilgi ve belgeye rastlanmadı denildi. Mahkemenin ısrarlı talebine rağmen Kutlu Savaş’ın raporları gönderilmedi. Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller dinlenemedi. Gizli tanıklar Emek ve Ayışığı bulunamadı. Gizli tanıklara tanık koruma uygulanmadığı ortaya çıktı. Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkma ihtimali vardır. Ulusal yargı ve uluslararası yargı yönünden tüm yolları kullanacağız. Sonuç olarak tüm sanıklar yönünden Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) yer alan insanlığa karşı suçlar kapsamında cezalandırılmalarını istiyoruz.”

Bu sırada iddia makamının TCK kitabını incelemesi dikkat çekti.

’30 CELSEDİR SANIKLARLA BİRARAYA GELEMEDİK’

Avukatlardan Ruşen Ali Nergiz de bir dizi tevsii tahkikat (dosyanın genişletilmesi) talebinde bulunacaklarını söyleyerek, savunmasına başladı. 5 yıldır mahkemenin sürdüğünü söyleyen Nergiz, şunları söyledi: “Bu davada kayıpların hepsi yani 19 cinayet 1990’lı yıllarda işlendi. Dava sırasında sanıklardan Ayhan Çarkın itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Ancak ifadeler yabana atılacak gibi değil. Silah, yer, ve tarihe kadar anlattı. Bu sanıklar aynı zamanda Susurluk Davası’nda yargılandı ve ceza aldılar. Bu dava da onların yeni suçları. Bireysel cinayet gibi adlandırılıyor. 30 celsedir sanıklarla bir araya gelemedik. Mesut Yılmaz Susurluk raporu bizzat kendisi talep etmiş ve kendisine teslim edilmiş. Fikri Sağlar ve Kutlu Savaş bu konuda bilgisi var. O tarihteki siyasetçilerin dinlenmesi talebine ‘başbakan çekilen tetiği mi bilir’ denildi.

Bu cinayetler arasında delillerle kriminal bağlantı olmasına rağmen çözülemedi. Tansu Çiller, Özer Uçuran Çiller ve Mesut Yılmaz’ın dinlenmesini, Susurluk raporunda olan ve getirilemeyen ek klasörleri talep ediyoruz. Tevsii tahkikat taleplerimiz kabul edilmezse dahi sanıkların cezalandırılması için yeterli delil var. Ayhan Çarkın’ın bu kadar somut beyanından sonra beraat mi ettirilecek? Cezalandırılacaksa diğer sanıkları nasıl ayrı tutulacak? Ayhan Çarkın ifadeleri somuttur. Arkasındaki güçlerin açığa çıkması mahkeme eliyle engellenirse dahi sanıkların iddianame sevk maddelerinde cezalandırılmasını istiyoruz. Maktullerin kimliklerinden cinayetlerin toplumun bir kesimine yönelik olduğu açık bu yüzden ayrıca insanlığa karşı suç kapsamında cezalandırılmalılar.”

Avukat Nuray Özdoğan da, dava dosyasına “devlet sırrı” denilerek, getirilmeyen müfettiş raporlarına dair müzekkere yazılmasını istedi. Mahkemenin adil ve etkin bir yargılama yapma sorumluluğu olduğunu hatırlatan Özdoğan, “Mahkeme heyeti o dönemin siyasi iklimi, yaşanan cinayetlerin sebepleri konusunda mağdur yakınlarını aydınlatmakla hükümlüdür” dedi.

‘SANIKLAR CEZALANDIRILMALI’

Söz alan avukat Mehmet Emin Aktar, dava dosyasının sanıksız bir yargılama ile sürdüğünü vurguladı. O dönemde Tansu Çiller’in “Örgüte destek veren Kürt iş adamlarının isimleri elimizde gereği yapılacak” açıklamasını hatırlatan Aktar, “Bir liste geldi ama bu listede öldürülemeyenler vardı. Bu liste için bu ekibe görev verilmiş ve infaz etmişler. 93-95 yılları arasında Temizöz davası olarak bilinen dava dosyasında olan maktullerin tümü üzerinde kimlik yoktu. Ankara’da yapılan cinayetlerde de üzerlerinde kimlik yok. Tüm sanıkların cezalandırılmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

Ardından söz alan avukatlar da sanıkların cezalandırılmasını ve tevsii tahkikat taleplerinin kabul edilmesini istedi.

MÜTALAA İÇİN SÜRE TALEBİ

Söz alan iddia makamı tevsii tahkikat taleplerinin reddedilmesini isteyerek, mütalaa için süre talebinde bulundu.

Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti kayıp yakınlarının tevsii tahkikat taleplerini reddederek, bir sonraki duruşmayı 13 Aralık’a erteledi.

DAVAYA DAİR

1993-96 yılları arasında Ankara’da Altındağ Nüfus Müdürü Abdülmecit Baskın’ın da bulunduğu zorla kaybedilen veya yasadışı keyfi infaz edilen 19 kişiye ilişkin ilk soruşturma 2011 yılında başlatıldı. 20 Eylül 2013 tarihinde zamanaşımı riskinden dolayı Abdülmecit Baskın cinayetiyle ilgili iddianame düzenlenirken, 19 Aralık 2013 tarihinde düzenlenen yeni iddianameyle Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Haci Karay, Adnan Yıldırım, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lutfi Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Lazem Esmaeılı, Asker Smıtko, Tarık Ümit, Salih Aslan ve Faik Candan cinayetleri de yargılamaya dahil edildi. Sanıklar Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Seyfettin Lap, Enver Ulu, Uğur Şahin, Alper Tekdemir, Yusuf Yüksel, Abbas Semih Sueri, Lokman Külünk, Mahmut Yıldırım, Nurettin Güven, Muhsin Korman’ın “cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçlarından dava açıldı.

Tahliye bekleyen Demirtaş hakkında aynı davadan tutuklama talebi: “Alın size reform…”

Okumaya devam et

Genel

Eğitim Sen’in hazırladığı rapora göre; Öğretmenlerin yüzde 80’i borçlu

Okullar açıldı ancak öğretmenler öğrencilerine anlatacağı dersten çok ay sonunu getirebilmenin derdinde. Yüzde 80’i borçlu olan ve geçimlerini borçlanarak sürdüren öğretmenler bir de 6 yılda 6 çeyrek altından oldu.

BOLD – Yeni eğitim öğretim yılı öğretmenler için sancılı başladı. İstedikleri zam oranını alamayan öğretmenler bir de enflasyon, altın ve döviz kuru karşısında her geçen gün eriyen maaşı ile evini geçindirmeye çalışıyor.

ÇOĞUNLUĞU BORÇ BATAĞINDA

Eğitim Sen’in hazırladığı rapora göre öğretmenlerin yüzde 80 gibi büyük kısmı borç batağında. Yıllardır geçimlerini büyük ölçüde borçlanarak sürdüren, kredi ve borç batağına saplanan öğretmenlerin ekonomik krizden fazlasıyla etkilendiklerine vurgu yapılan raporda TL’deki aşırı değer kaybı, enflasyonunun hızla artması gibi nedenlerin sayıları bir milyonu aşkın öğretmenin çalışma ve yaşam koşullarını ciddi anlamda olumsuz etkilediğinin altı çizildi.

MESLEĞİ SAĞLIKLI İCRA ETMEK MÜMKÜN DEĞİL

Öğretmenlerin çalışma ve yaşama koşulları açısından her geçen yıl, bir önceki yılı mumla aradıklarına vurgu yapılan raporda, “Öğretmenlerin, aldıkları maaşlar, yapılan işin önemi ve niteliği açısından bakıldığında, insanca yaşam seviyesinin yanına bile yaklaşamamaktadır. Maaşlardaki erime ve satın alım gücümüzdeki azalmaya rağmen 5. dönem toplu sözleşme görüşmelerinde 2020 için yüzde 4+4, 2021 için yüzde 3+3 maaş artışı yapılmıştır. İnsanca yaşam talebimizden son derece uzak olan böylesine düşük zam oranları ile ne geçinmek, ne de mesleğimizi sağlıklı bir şekilde icra etmek mümkündür” denildi.

MAAŞLARI 300 DOLAR ERİDİ

Artan döviz kuru öğretmenlerin maaşlarını da etkiledi. 9. derece 1. kademedeki bir öğretmen 2013 yılında aldığı 1.894 TL maaşla 992 dolar alabilen öğretmenler şimdi 3.895 liralık maaşı ile 683 TL dolar alabilmekte.

6 YILDA 6 ÇEYREK ALTIN KAYBETTİLER

Döviz kuru gibi altın kurun da da öğretmenler kaybetti. 2013 yılında
9. derece 1. kademedeki bir öğretmen aldığı 1.894 TL maaşla 14 çeyrek altın alabilirken, bu rakam şimdi 8 çeyrek altın seviyelerine kadar geriledi. Geride kalan 6 yılda öğretmenlerin maaşları altın karşısında 6 çeyrek altın geriledi.

 

Uşşaki ile Cübbeli birbirine girdi

Okumaya devam et

Genel

Meteoroloji ve valilikten İstanbullulara cuma uyarısı: Sel ve su baskınlarına dikkat!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü resmi internet sitesinden cuma günü için İstanbul’da gök gürültülü sağanak uyarısında bulundu. Valilik de İstanbulluları sel ve su baskınlarına karşı uyardı

BOLD- Marmara ve Karadeniz kıyılarında sıcaklığın 2 ila 4 derece azalacağı bilgisini paylaşan Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) resmi web adresinden, İstanbul’da cuma günü gök gürültülü sağanak yağış beklendiğini uyarısı yapıldı.

Önümüzdeki beş gün için yapılan hava durumu tahminlerinde İstanbul’da gök gürültülü sağanak yağış beklendiğini kaydeden MGM, oluşabilecek ani sel, su baskını, yıldırım ve ulaşımda yaşanabilecek aksaklıklara karşı vatandaşları tedbirli olmaları konusunda uyardı.

Nurettin Yıldız’dan tepki çeken fetva: Kadınların 90 km’den fazla araba kullanması haram

Okumaya devam et

Popular