Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Bir KHK’lının 3 yıllık savaşı: “Kış boyunca 3 ay balkonda yaşadım”

KHK’lı Yılmaz Olgun, balkonda yattı, tutuklandı, kendi çıktı eşini aldılar. Parasızlığa, hastalığa, tutsaklığa, toplumsal lince karşı 3 yıllık savaşını anlattı.

BOLD ÖZEL – KHK ile okulu kapatılınca işsiz kalan, ailece geçim ve barınma sıkıntısı yaşayan İngilizce Öğretmeni Yılmaz Olgun 3 yıldır yaşadıklarını BOLD’a anlattı. Onlarca sorunla boğuşurken, Olgun’a en zor gelen 4 ay önce eşinin tutuklanması olmuş. 4 yaşındaki kızıyla birlikte Gebze Kapalı Kadın Cezaevinde kalan anne Filiz Olgun’un yokluğunu ve bir ailenin yaşadığı baba Yılmaz Olgun’un anlatımlarıyla sunuyoruz:

“İngilizce öğretmeniyim. 10 yıl Türkiye’de öğretmenlik yaptım. En son Elazığ Güzide Hanım Kolejinde görev yapıyordum. Okulum 15 Temmuz’dan sonra KHK ile kapatıldı. Önce işimden oldum, sonrasında çalışma iznim iptal edildi. Acılar üst üste geldi. Önce hamile olan sınıf öğretmeni kız kardeşim Şenay Olgun, daha sonra diğer kız kardeşim Hatice Olgun ve daha sonra erkek kardeşim Yıldıray Olgun, daha sonra da eşim tutuklanıp cezaevine girdi. Bende mide rahatsızlığı başladı. Midemde yaralar oluşmuştu, ancak uzun ve düzenli tedavi sonra düzeldi.

BUZ GİBİ DONDURUCU HAVA

Sonrasında da ailemle birlikte kalabilecek ev bulamadık. Çünkü ne birikimimiz ne de bir yerlerden gelen gelirimiz ne de destek olabilecek maddi güce sahip anne, baba, kayınvalide, kayınpeder vardı. 3 ay bir tarafı açık bir balkonda yattım. Kışa denk gelmişti… Ev küçüktü ve yeterli yer yoktu, eşim ve çocuklarımı içeri bıraktım, ben balkonda uyudum. Aileyi de fazla rahatsız etmek istemediğim için bu yolu tercih ettim. Battaniyeyi hiç hava almayacak şekilde kapatıyor ve buz gibi dondurucu havayı ancak kendi sıcaklığıyla içeriyi ısıtıp öyle sabahlayabiliyordum.

Daha sonra çatısı akan, buz gibi hava alan değişik aralıklarla 3 akrebin çıktığı bir çatı katı bulduk. Sağdan soldan edindiğimiz kırık çekyatlarda 2 yıl geçirdik. Eşyalarımız yoktu ama çatı katı, balkondan sonra bizim için saray gibiydi. Bu çatı katında zaman zaman çocuklar ateşlendi, yeri geldi hasta oldular, günlerce başlarında sabahladık, geceledik. Yeri geldi biz hastalandık ama hiçbirinde doktora gidemedik.

Filiz-Yılmaz Olgun çifti, çocukları İpek ve Yavuz ile birlikte, Silivri Cezaevi.

TUTUKLANDIM, EV SAHİBİ AİLEMİ EVDEN ÇIKARDI

Ailemin geçimini sağlamak için her gün 3 saat yol yaparak asgari bile olmayan ücretlerde çalıştım. Ama bir gün beni de tutukladılar, 7 Mart 2018’de.. Önce Metris Cezaevine, sonra da Silivri’ye gönderdiler. Bunu duyan beraber iftar açtığımız, namaz kıldığımız, kurban kesmesine vesilen olduğum ve Kur’an hediye ettiğimiz ev sahibimiz, eşimi ve çocuklarımı evden çıkardı. Cezaevinde bunları duymak çok ağır geldi. Açık görüşe dört gözle beklediğim çocuklarım da gelmeyince koğuşta kriz geçirdim. Avlunun duvarlarını yumruklamaya başladım, arkadaşlarım zor teselli ettiler.

KISMİ FELÇ İNDİ

Üç ay sonra Silivri Cezaevinden adli kontrol şartıyla serbest bırakıldım, hala daha imza atıyorum. Ramazan ayında çıkmıştım, tekrar yeni bir hayata başlamak için oruçlu halimle, sıcağın ağzında yürüyerek akşama kadar hem iş hem ev arıyordu. Günler sonra günlük 3 saat yol süren bir iş bulmuştum ki aniden sağ kol ve omzuma kısmi ve geçici felç indi. Artık kaşık bile tutamıyor, abdest hiç alamıyordum. Kolumu ve omzumu kımıldatamıyordum. Çünkü çok şiddetli ağrı ve sancı oluyordu, acıdan inliyordum. Cepteki son parayla doktora gittim. Doktor acil ameliyat dedi.

GÜNLERCE İŞ ARADIM

İyileşmek ve acilen iş bulmam gerekiyordu. Ameliyat olamayacaktım tabii ki… 2,5 ay yattım, evden dışarı çıkamadım. Doktorun verdiği ilaçları harfiyen kullandım, yanında şifalı bitkiler ve manevi reçeteler denedim. Rahatsızlığım geçti ama yüzde 5 hasar kalmıştı. Hemen ayaklandım ve kendime bir CV oluşturdum. Yürüyerek sabahtan akşama kadar Gebze’deki tüm kurumları gezdim, kendimi tanıttım ve CV’mi bıraktım. Her gittiğim yerle güzel diyaloglar geliştirdim. Herkes “Hocam sizinle çalışmaktan şeref duyarız” diyor ama sonuç olmuyordu.

Pes etmek yoktu ve daha sonra Gebze’nin ilçesi olan Darıca’yı yine sabahtan akşama kadar yürüyerek tüm kurumlarını gezdim ama yine sonuç aynıydı. Ayaklarıma kara sular inmişti. 3 yıl evvelinden teşhis konulan ve ameliyat gerektiren ciddi bir menüsküs vardı ayağımda.

DÖRT AY ÖNCE EŞİM TUTUKLANDI, 4 YAŞINDAKİ KIZIMLA BİRLİKTE HAPİSTE

Tam 1 yıl olmuştu ki bu sefer eşim Filiz Olgun’u tutukladılar. Mayıs 2019’da… Gebze kadın kapalı Cezaevinde kalıyor. Hayat mücadelesini 3 yıldır alnım ak, başım dik ve yılmadan, pes etmeden sürdüren bana bu imtihan çok ağır geldi. 4 ve 6 yaşlarında Yavuz ve İpek adında iki çocuğumuz var. Kızım İpek şu an annesinin yanında. Ayda 15-20 gün arasında annesiyle birlikte kalıyor. Yavuz 6 yaşına girdiği için annesinin yanına gidemiyor, neden gidemiyorum diye üzülüyor. Annesi gitti, kardeşi gitti, benim de onu bırakıp gideceğimden korkuyor. Psikolojisi bozuldu. Çocukların anneyi özlemeleri ve ağlamaları ve anneyi istemeleri karşısında çok zorlandım. Hatta onlar ağladıkça ben de ağladım. Çocuklar daha küçükler ve anneye ihtiyaçları var.

HIÇKIRA HIÇKIRA AĞLIYOR

Düşünün 4 yaşındaki kızım İpek, ben akşam mutfakta yemek hazırlamaya çalışırken arkamdan geliyor ve ‘babaaaa’ diyor. Ben de ‘Efendim kızım diyorum’ , ‘Babaaa ben annemi…’ derken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyor ve cümlesini tamamlayamıyor bana sarılıp cümlesinin geri kalan kısmını ‘…çok özledim’ diyerek ancak tamamlayabiliyor ve hıçkırıkları durmuyor. Ama nasıl bir ağlama, yok böyle bir şey. Gece onları yatırıyorum. Oğlum Yavuz bir anda yüzü değişmeye, ağzı yumuşamaya başlıyor ve başlıyor ağlamaya ‘Ben annemi özledim’ diye dökülüyor ağzından, gel de dayan.

BİR YUMURTA DA ANNESİ İÇİN ALIYOR

Sabah kahvaltı hazırlıyorum, 3 yumurta alıyorum dolaptan. Bakıyorum ki 1 yumurta da İpek alıyor. ‘Kızım onu kime alıyorsun’ diyorum, bana verdiği cevap kurşun gibi: Anneme alıyorum. Sonrası daha kötü, çünkü annesinin olmadığını hatırlayınca yüzü ve gözleri düşüyor ve yumurtayı geri koyuyor. Gece uykularında her iki çocuğumun da rüyalarında defalarca kez “Anneee” diye hıçkıra hıçkıra ağlamalarına şahit oldum ve uyandırmaya çalıştığımda uyandıramadım inanır mısınız, kopmuyor rüyadan, hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve sonunda uyandırıyorum. Daha enteresanı evde annelerinin sesini duyuyorlar ve koşa koşa evin odalarını arıyorlar, bana inanmıyorlar. Daha enteresanı kızım İpek gördüğünü dahi söylüyor. Gel de dayan.”

Zaten iş yoktu ve dolayısıyla bu mutfağı da etkiliyordu ve şimdi de eş yok. Bir taraftan iş arıyor diğer taraftan eşimin işleriyle ilgileniyorum. Çocukların yeme-içme işleri, ev temizliği, çamaşır-bulaşık, çocukların giyimi, kira ücreti, faturalar vesaire hepsiyle ilgilenmeye çalışıyorum. Artık uyku saatlerim değişti, düşünmekten uyuyamıyorum, sabah namazına kadar yatamıyorum. Eşimin tutuklanması ile tamamen kilitlenmiş durumdayım. İş aramaya gidemiyorum, iş bulsam işe nasıl gideceğim. Çocukları bırakacak kimsemiz yok. Yavuz daha anaokuluna gidemeden ilkokul 1. sınıfa başladı. Borç alıp borç ödüyorum.

MESLEĞİME DÖNMEK İSTİYORUM

Mesleğime dönmeyi ve gasp edilen haklarımın iade edilmesini istiyorum. Çocuklar, iş ve imza arasında kaldım, en azından bilgisayar öğretmeni olan eşimin tutuksuz yargılanmasını istiyorum. Zira tamamen eli-kolu bağlanmış kilitlenmiş durumdayım. Sol dizimde risk derecesinde ve 3 yıl önceki doktorun ameliyat dediği ciddi bir menüsküsü bulunuyor. Sol el bileğimde ise yine 3 yıl önceki doktorun teşhis ve tespitine göre bir parça kemik erimiş ve vida takılması gerekiyor. Bununla kalmıyor, bel fıtığım var, doktorun kesinlikle ameliyat dediği patlamak üzere olan boyun fıtığı ve sağ kolumda da kısmi ve geçici olan ve yüzde 5 hasar bırakan felç bulunuyor.

Gasp edilen hakkımı da katarsanız çocuklarıma nasıl bakacağım, nasıl okula göndereceğim, nasıl kira ödeyeceğim, nasıl giyim ihtiyaçlarını karşılayabileceğim, hastalıklarda ailesini doktora nasıl götürebileceğim… 3 yıldır nasıl yaşıyorum ve bu nasıl mücadeledir ki 4. yılıma girdim. Nasıl ayakta duruyoruz halen tez konusu yapmak lazım.

Haksız yere yapılan ve hiçbir hukuki dayanağı olmayan 6 yılımı verdiğim diplomama (çalışma iznim) yapılan gasbın bitmesini ve yıllardır yaptığım mesleğime geri dönmeyi, başımızın tacı öğrenci ve velilerimize kavuşmak ve bu vatana yine ahlaklı, dürüst, çalışkan, vatansever bireyler yetiştirmek istiyorum.”

Meclis Silivri’yi inceledi: Mahkumlar zincire vuruluyor, koğuşta hoş geldin dayağı atılıyor

 

BOLD ÖZEL

AİHM Hizmet Hareketi gönüllülerinin yargılandığı 4 davada daha Türkiye’den savunma istedi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, KHK’lı Yüksel Yalçınkaya’nın ardından Hizmet Hareketi gönüllülerinin yargılandığı 4 davada daha Türkiye’den savunma talep etti. Türk hükumetinden cemaat davalarında öne sürülen Bylock, Bankasya, dernek üyeliği, HTS kayıtları gibi delillerin hukukiliğini kanıtlaması istendi.

BOLD ÖZEL – AİHM, Yüksel Yalçınkaya’nın davasının ardından cemaat davalarında yargılanan Şaban Yasak, İbrahim Ürün, Gültekin Sağlam ve Sefer Çolakoğlu’nun başvuruları üzerine Türk hükumetinden detaylı savunma istedi. AİHM, davalarda sunulan Bylock, Eagle, Kakaotalk mesajlaşma programları, Bankasya, dernek üyeliği ve HTS kayıtları gibi delillerin hukuki olup olmadığını sorguladı.

AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin işkence yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, kanunsuz ceza olmaz ilkesi, özel yaşam ve aile hayatına saygı, toplantı ve dernek kurma özgürlüğü, ve etkili başvuru hakkı maddeleriyle ilgili ihlal iddialarını Türk hükumetine tebliğ etti. Türk hükumeti, AİHM’nin sorularını 4 ay içerisinde cevaplamak zorunda. 

AİHM’DEN HÜKUMETE: BYLOCK HUKUKA AYKIRI MI ELDE EDİLDİ?

AİHM, 3 başvuruda Bylock’un elde ediliş şeklini, kullanıcılık iddialarını çürütmek için başvurucuya gerekli olanakların sağlanıp sağlanmadığını, bu verilerin güvenilirliğini ve yasal saklama süresi geçmiş internet trafik bilgilerinin kullanılmasının hukuki olup olmadığını sordu. Türk hukukunda dijital delillerin toplanmasını düzenleyen yasal hükümleri soran AİHM, yargının Bylock delillerinin elde ederken hukuka uygun hareket edip etmediklerini sordu. Hükumetten, Bylock verilerini savcılık makamlarına teslim etmeden önce, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın tarafından elde edilen ham verilerin neler olduğu ve MİT’in bu verileri, başvuran dahil olmak üzere ByLock’un bireysel kullanıcılarını belirlemek için nasıl işlediğini açıklaması istendi.  Ayrıca adli kolluk yetkisi olmayan MİT’in dijital materyalleri ele geçirmesinin Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134’ncü maddesine uygun olup olmadığı, MİT’in Bylock’la ilgili verileri hangi yasal temelde elde ettiğinin açıklanması istendi. Bylock’la ilgili verilerin bütünlüğünü, doğruluğunu ve tutarlılığını belirlemek için bağımsız bir uzman incelemesi yapılıp yapılmadığı da soruldu.

TERÖR SUÇU SORGULAMASI

Ayrıca AİHM, Hizmet hareketi gönüllülerinin yargılandığı davalarda TCK’nın 314’ncü maddesinde düzenlenen silahlı örgüt üyeliği suçunun maddi ve manevi unsurlarının oluşup oluşmadığını,  ulusal mahkemelerin bu suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini usulüne uygun bir şekilde tespit edip etmediklerini sordu.

AİHM, gerçekleştirildiği tarihte suç oluşturmayan bankaya para yatırma, sendika ve derneklere üyelik gibi eylemlerin cezalandırmaya esas alınmasının kanunsuz ceza olmaz ilkesine uygunluğu kapsamında değerlendirecek.

AİHM, GÖZALTINDA KÖTÜ MUAMELEYİ SORDU

Yüksek lisans öğrencisiyken Çorum’da gözaltına alınıp tutuklanan ve 7 yıl 6 ay hapis cezası verilen Şaban Yasak’ın başvurusunda ise AİHM, gözaltındaki kötü muamele iddialarını sordu. AİHM, başvurucunun gözaltında aşırı kalabalık odalarda tutulmasının insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil ettiği şikayetini de Türk hükumetinin yanıtlamasını istedi.

AYM’YE ETKİLİ İÇ HUKUK YOLU İNCELEMESİ

İbrahim Ürün’ün başvurusunda Anayasa Mahkemesi’nin etkili bir iç hukuk yolu olup olmadığına cevap arayan AİHM, Anayasa Mahkemesinin AİHS’deki şikayetlere cevap vermediği iddiasını araştırmak için sorular yöneltti. AYM’nin başvuranın şikayetlerin doğru bir şekilde inceleyip incelemediğini soran AİHM, “AYM etkili bir iç hukuk yolu oldu mu?” diye sordu.

AİHM’den Cemaat davalarının seyrini değiştirecek hamle

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Üç kız kardeşin 8 Mart’ı: İkisi sürgünde biri ise tutsak!

15 Temmuz bahane edilerek ‘terörist’ suçlamasıyla yargılanan Dilek, Kader ve Sibel kardeşler, Türkiye’deki yüz binlerce insan gibi hukuksuzlukların mağduru oldu. İşten kovuldular, sürgün edildiler, hapse atıldılar…

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Dilek Dost, Kader Demirel ve Sibel Tuz’un hayatları 15 Temmuz 2016’dan sonra kabusa döndü. Dilek Dost, eşi tutuklu diye ilaç almaya gittiği eczaneden kovuldu. Sibel Tuz, hukuksuzluklar nedeniyle Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı. Üç üniversite mezunu ziraat mühendisi Kader Demirel ise İzmir Şakran Cezaevinde tutuklu…

DİLEK DOST: KOCASI TUTUKLU DİYE ECZANEDEN KOVULAN BİR KADIN

Dilek Dost.

Üç çocuk annesi 51 yaşındaki Dilek Dost, 18 ay hapis yattıktan sonra 7 Aralık 2017’de tahliye edilen eşinden 4 gün sonra İstanbul’da gözaltına alınıp Kahramanmaraş’a götürüldü. AKP hükümetinin kayyım atadığı, kapatılan derneklerde yöneticilik ve Maraş’ta bir kız yurdunun müdürlüğünü yaptığı için aranıyordu. Polis sorgusunda kendisine neden o yurtta çalıştığı soruldu. Gazete aboneliği, Bylock programını kullanması, Bank Asya’da parasının olması, kapatılan Lalegül Derneğine üyeliği, çocuklarını kapatılan okullara göndermesi gerekçe gösterilerek 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Bir hafta gözaltında kaldıktan sonra denetimli serbestlikle bırakılan Dilek Dost, ülkesinde hayat tutunmak için çok mücadele etti. Eşinin memleketi Giresun Tirebolu’da bir tekstil atölyesinde çalıştı. O dönemde asgari ücret 1700 TL olmasına rağmen, işvereni tarafından büyük bir haksızlığa ve ayrımcılığa maruz kaldı. Sırf eşi tutuklu olduğu 1000 TL maaşla çalışmaya razı oldu. Akrabalarının lokantasında çalışırken de ucuz iş gücü muamelesi gördü. Eşi tutuklu olduğu dönemde bir süre İstanbul’daki babasının evinde yaşayan Dilek Dost, bir ihracat firmasında 40 kişiye aşçılık da yaptı.

“KIRK KİŞİ SİZE HAKİMLİK, SAVCILIK YAPIYOR”

Atatürk Üniversitesi Muhasebe bölümünden mezun olan Dilek Dost’un çevresinden gördüğü baskı ise dayanılmazdı. O günleri şöyle anlatıyor: “Eşim içeride ama bana kırk kişi hakimlik, savcılık yapıyor. Herkes soruyor, cevap veriyorsunuz ama asla tatmin olmuyorlar. Kapatılan kurumlarda çalıştığımız, çocuğumuzu okula verdiğimiz ve bankaya para yatırdığımız için bunları yaşıyoruz. ‘Beni niye almıyorlar, demek ki bir şey yaptınız’ diye bakıyorlar. Hapisteki insan bir savcıyla, bir hakimle muhatap, dışardaki insan herkese ifade veriyor.”

Dilek Dost’un ilaç almaya gittiği bir eczanede yaşadığı daha da korkunç: “Ben tansiyon ve şeker hastasıyım. O dönem eşimin memleketi Tirebolu’dayım. İlaçlarım için her ay bir eczaneye gidiyordum. Eczacı ‘neden yazdırmıyorsunuz’ diye sordu. Sosyal güvencemiz olmadığını söyledim. Birkaç kez böyle sordular. En sonunda eşimin içeride olduğunu söyledim. Bana ne dedi biliyor musunuz? ‘Abla ilaçlarını bir dahakine başka bir eczaneden al. Size yaşam alanı tanınmayınca mecburen ülkenizden ayrılmayı düşünüyorsunuz.”

KADER DEMİREL: BİR FABRİKATÖRÜN EVİNE TEMİZLİĞE GİDEN 3 DİPLOMALI KADIN

Kader Demirel.

Dilek Dost’un bir küçüğü olan 48 yaşındaki Kader Demirel, 8 Aralık 2020’de İzmir’de GBT kontrolünde “kaçma şüphesiniz var” denilerek tutuklanıp Şakran Cezaevine gönderildi. O da tıpkı ablası gibi aynı nedenlerle yargılanmış ve 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Yargıtay’da bulunan Demirel, eşi tutukluyken karşısına çıkan her zorlukla mücadele etmiş, ama kimseye derdini anlatamamıştı.

Atatürk Üniversitesi Ziraat Mühendisliği mezunu olan Kader Demirel, daha sonra iki yıl sosyoloji ve ilahiyat okudu. Kütahya Sosyal Hizmetler İl müdürü olan eşi tutuklanınca her şeyi bir kenara bıraktı. Önce, saati bulaşıkçılık yapmak için görüşme gitti. Onun da eşinin tutuklu olmasını öğrenen iş sahibi fırsatçılık yapıp saatine bir saat bulaşık yıkaması karşılığında 3 TL verdi. O kapıdan boş dönen Kader Demirel, bir fabrikatörün evine temizliğe gitmeye başladı. 15 Temmuz’un hemen ardından tutuklanan eşi 4,5 yıl hapis yattıktan sonra denetimli serbestlikle bırakıldı ancak bu kez 3 ay önce kendisinin cezaevi süreci başladı.

SİBEL TUZ: “SUÇLU OLSAM BEN GİDİP KENDİM TESLİM OLURUM”

Sibel Tuz ve Dilek Dost, artık Almanya’da yaşıyor ve yeni hayatlarına alışmaya çalışıyorlar.

Üç kız kardeşin en küçüğü Sibel Tuz (41), Atatürk Üniversitesi’nde Tıbbi Laboratuvar bölümünden mezun olduktan sonra 2016’ya kadar İstanbul’daki Beyaz Çizgi Derneği’nde çalıştı. Önce Haziran 2016’da dernek kapatıldı. O da ablaları gibi dernekte çalıştığı için, gazeteye abone kampanyaları düzenlediği için terör örgütü üyesi olduğu iddia edilince ülkesinden ayrılmaya karar verdi. Ama bunu hemen yapamadı. Çocuklarının pasaportu yoktu. 15 Temmuz’dan sonra önce eşi Afrika’ya gitti. Kendisi İstanbul’da, 1, 3 ve 5 yaşlarındaki üç çocuğuyla, kimi zaman annesinin kimi zaman ablarının desteğiyle hayatta kalmaya çalıştı.

Sibel Tuz o günlerin çok zor geçtiğini anlatıyor: “Yaşadıklarımı imtihanım olarak görüyorum ama yapılan haksızlıkları da kabul edemiyorum. Benim bir hatam, suçum olsa zaten vicdanım rahat etmez gidip kendim teslim olurum. Cezam neyse çekerim. Ama hiçbir şey yapmamışsınız, kimseye zarar vermemişsiniz, size bir ceza kesiliyor. Tabi ki bu kabul edilecek bir şey değildi. Ülkemle vedalaşamadan, son bir kez bakamadan Meriç’i geçmek zorunda kaldık. Ya nehri geçip hayatta kalacaksın, ya ölümle burun buruna geleceksin ya da özgürlüğünden mahrum olacaksın. Yıllarca üç seçenek arasında yaşamaya mecbur bırakıldık. Çocuklarıma dedeleri pasaport çıkarttı. Onlar aile birleşimiyle Almanya’ya geldi. 60-70 yaşındaki anne-babamız çok yıprandılar, beklediler, ağladılar, yol gözlediler. Yaşadığımız sıkıntılarda hep yanımızda olan babamız stresten kanser oldu ve iki ay önce kaybettik.”

17 Nisan 2019’da Meriç geçip Yunanistan’a giden oradan da Almanya’ya ulaşmayı başaran Sibel Tuz, eşi ve çocuklarıyla sonunda biraraya gelebildi. Şimdi bir yandan dil ve kültürünü öğrenerek Almanya’ya adapte olmaya çalışıyor diğer yandan da dördüncü çocuğunu büyütüyor.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

3. dalga mı?: Korona hasta sayıları patladı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, haftalık korona hasta sayılarını gösteren haritayı paylaştı. Türkiye’nin 81 ilinde de Kovid-19 hasta sayısı arttı.

BOLD – Bütün şehirlerde korona hasta sayısı arttı. En fazla artış ise Sinop’ta oldu. 100 bin kişide 160 hastanın görüldüğü Sinop’ta 27 Şubat-5 Mart haftasında 314,15 vaka tespit edildi. Bu oranla Sinop yüksek riskli şehirler kategorisinde yer aldı.

İSTANBUL VE ANKARA’DA DA ARTTI

Bold, Bakan Koca’nın paylaştığı 27 Şubat-5 Mart tarihli İllere Göre Haftalık Vaka Sayısı Haritasını bir önceki haftayla karşılaştırdı. Buna göre İstanbul’da 100 bin kişide 99,18 vaka görülürken yeni haritada 117,57’ye yükseldi. Ankara’da ise 100 bin kişide testi pozitif çıkan kişi sayısı 33,84’ten 54,83’e tırmandı. İzmir’de de tablo değişmedi ve bir haftada vaka sayıları hızlıca tırmandı.

Mavi kategorideki düşük riskli Doğu ve Güneydoğu illerinde de hasta sayılarında hızlı bir artış yaşandığı haritaya yansıdı.

21-26 Şubat İllere Göre Vaka Sayısı Haritası

BAKAN DETAY VERMEDİ

Bakan Koca, “Kontrollü normalleşme için illerimizin 100.000 nüfusa karşılık gelen haftalık vaka sayılarını içeren insidans haritasının güncel hali ektedir. Yüksek riskli illerimiz risklerini düşürmek için daha tedbirli olmalı. Normalleşme kontrollü gerçekleşmeli” çağrısında bulundu.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0