Bizimle iletişime geçiniz

Genel

Avukat Yusuf Alataş: “Jitem davalarında adil yargılama yok”

Ankara Jitem davasında konuşan kayıp yakınları avukatlarından Yusuf Alataş, yargılananın da yargılayanın da devlet olduğu jitem davalarında adalet olmadığını belirtti.

BOLD – Mehmet Ağar’ın sanık olarak yargılandığı Ankara JİTEM Davası kovuşturma talepleri reddedilerek bir kez daha ertelendi, iddia makamına mütalaa için süre verildi.

DURUŞMA DAHA BÜYÜK BİR SALONA ALINDI

Ankara ve çevresinde 1993-1996 yılları arasında 19 kişinin öldürülmesine ilişkin açılan ve kamuoyunda “Ankara JİTEM Davası” olarak bilinen davanın 21’inci duruşması Ankara 1’inci Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Duruşma salonu küçüklüğü nedeniyle dava daha büyük bir salona alındı.

İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI MAHKEMEDE

Duruşmaya sanık avukatları ve kayıp yakınlarının avukatlarının yanı sıra AKP kurucularından ve HAK İnisiyatifi Genel Sekreteri Fatma Bostan Ünsal, İnsan Hakları Gündemi Derneği üyeleri, HDP Ağrı Milletvekili Abdullah Koç, Çağdaş Hukukçular Derneği’nden (ÇHD) Nazan Betül Vangölü Kozaağaçlı, Diyarbakır eski baro başkanları Mehmet Emin Aktar ve Ahmet Özmen, İnsan Hakları Derneği MYK Üyesi Nuray Çevirmen, Hafıza Merkezi üyeleri, maktul Savaş Buldan’ın yeğenleri, 1990’lı yıllarda faili meçhule giden Hasan Ocak’ın ablası Maside Ocak ve 1993 yılında katledilen Abdulmecit Baskın’ın oğlu Eren Baskın izleyici olarak yer aldı.

Duruşmada sanıkları 6 avukat temsil ederken, kayıp yakınlarını 13 avukat temsil etti. Duruşmaya ayrıca 3 gazeteci ve 40’a yakın izleyici katıldı.

ADİL YARGILAMA İLKESİ JİTEM DAVALARINDA UYGULANMIYOR

İlk sözü alan kayıp yakınları avukatlarından Yusuf Alataş, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında yer alan adil yargılama ilkelerine atıfta bulundu. Adil yargılama ilkesinin JİTEM davalarında uygulanmadığını kaydeden Alataş, özellikle alınan ara kararlar ve taleplerinin ret edilmesinin bunun göstergesi olduğunu belirtti.

YARGILAYAN DA YARGILANAN DA DEVLETTİR

Bu dava dosyalarında devlet görevlilerinin devlet gücünü alarak işlediği faili meçhul cinayetler olduğunu ve burada devletin tüzel kişiliğinin de yargılandığını ifade eden Alataş, “Burada yargılanan da yargılayan da devlettir. Sıradan bir cinayet değil. Bu davanın sanığı eski İçişleri Bakanı ve Emniyet Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Davanın niteliği sanıkların devlet içerisinde üstlendiği görevler gözönüne alındığında alınan kararla adil bir yargılama yapılmadığı ortadadır. Yargının siyasi amaçlarla araç olarak kullanılmasına en güzel örnek AİHM’in HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verdiği karardır. Bunu heyetinize de sunduk” diye konuştu.

‘DEVLET ELİYLE AKLANIYOR’

Bu dava dosyalarıyla devlet eliyle sanıkların aklandığına işaret eden Alataş, şöyle devam etti: “Adil yargılama ve tarafsız davranılmadığı kararlardan bellidir. Sanıklar Mehmet Ağar, Mehmet Korkut Eken hakkında tutuklama talep edilmemiştir. Diğer sanıklar hakkında da tutuklama kararı ilk başta verilse bile sonrasında hepsi serbest bırakılmıştır. Sanıklara ‘merak etmeyin bu soruşturma ve davada size bir şey olmayacak’ denilmiştir. İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü yaptığı dönemde oluşan olaylardan kaynaklı sanık olarak yargılanan Mehmet Ağar’ın sorgusu bizlerin yokluğunda yapılmış ve dört satırlık ‘görmedim bilmiyorum’ demiştir. Sanık Mehmet Ağar duruşmalardan vareste tutulmuş, bu durum dahi adil yargılama olmadığını gösterir. Bu davanın açılması Ayhan Çarkın’ın ifadeleriyle başlamıştır. Mahkeme sanıkları dava dosyasında duruşmalara katılmamaları yönünde karar vermesiyle yargıya olan inancı kökten sarsmıştır.”

‘HALA AĞAR’IN SAĞLIK SORUNLARI NEDİR BİLMİYORUZ’

Dava dosyasının açılmasını ve ilerleme kaydedilmesini sağlayan Ayhan Çarkın’ın ifadelerinin mahkeme ve savcılık tarafından çeliştiği söylenerek, akli dengesine dair rapor bile talep edildiğini anımsatan Alataş, şunları ekledi: “Çarkın’ın oysa hem savcılık, hem emniyet hem de olay yerinde keşif sırasında ifadeleri nettir. Hatta soruşturmayı hazırlayan savcı ifadelerinin çelişmediğine dair yazılı beyana yer vermiş. Hepsi dosyada mevcuttur. Ancak buna rağmen Çarkın hakkında rapor alındı ve raporda akli dengesinin yerinde olmadığına dair bir şey yer almadı. Sanıklardan Mehmet Ağar ve Nurettin Güven’in yurt dışı yasağı yine mahkemeniz tarafından kaldırıldı. Ağar’ın siyasi kimliği ve tedavi olması, Güven’in ise iş adamı olması gerekçe gösterilmiştir. Biz hala Ağar’ın duruşmalara katılmasına engel olarak sunduğu sağlık sorunlarının ne olduğunu, yurt dışında tedavi zorunluluğu nedir bilmiyoruz.”

‘İDDİA MAKAMI KARAR ORGANINA DÖNÜŞTÜ’

Susurluk Raporu’nu hazırlayan Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’ın mahkemenin “bu cinayetler devlet tarafından mı işlendi” sorusuna “MİT, Emniyet Müdürlüğü’nün bilgisinin olmaması mümkün değil” yanıtını verdiğini hatırlatan Alataş, “Bu davalarda amaç gerçeğe ulaşma adalet sağlama değil aklamadır. Devlet içerisinde başlayan iktidar kavgası sonrasında açılan davalar hükümetle yapılan anlaşmalarla birlikte sanıkları aklama yönüne dönüştü. İddia makamı karar organına dönüşmüştür” dedi.

‘TÜM HUKUKİ YOLLARI DENEYECEĞİZ’

Alataş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Adalet Bakanlığı yargılamanın gidişi hakkında bilgi istedi. İçişleri Bakanlığı bir dönem İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü yapmış Mehmet Ağar hakkında bilgi ve belgeye rastlanmadı denildi. Mahkemenin ısrarlı talebine rağmen Kutlu Savaş’ın raporları gönderilmedi. Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller dinlenemedi. Gizli tanıklar Emek ve Ayışığı bulunamadı. Gizli tanıklara tanık koruma uygulanmadığı ortaya çıktı. Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkma ihtimali vardır. Ulusal yargı ve uluslararası yargı yönünden tüm yolları kullanacağız. Sonuç olarak tüm sanıklar yönünden Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) yer alan insanlığa karşı suçlar kapsamında cezalandırılmalarını istiyoruz.”

Bu sırada iddia makamının TCK kitabını incelemesi dikkat çekti.

’30 CELSEDİR SANIKLARLA BİRARAYA GELEMEDİK’

Avukatlardan Ruşen Ali Nergiz de bir dizi tevsii tahkikat (dosyanın genişletilmesi) talebinde bulunacaklarını söyleyerek, savunmasına başladı. 5 yıldır mahkemenin sürdüğünü söyleyen Nergiz, şunları söyledi: “Bu davada kayıpların hepsi yani 19 cinayet 1990’lı yıllarda işlendi. Dava sırasında sanıklardan Ayhan Çarkın itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Ancak ifadeler yabana atılacak gibi değil. Silah, yer, ve tarihe kadar anlattı. Bu sanıklar aynı zamanda Susurluk Davası’nda yargılandı ve ceza aldılar. Bu dava da onların yeni suçları. Bireysel cinayet gibi adlandırılıyor. 30 celsedir sanıklarla bir araya gelemedik. Mesut Yılmaz Susurluk raporu bizzat kendisi talep etmiş ve kendisine teslim edilmiş. Fikri Sağlar ve Kutlu Savaş bu konuda bilgisi var. O tarihteki siyasetçilerin dinlenmesi talebine ‘başbakan çekilen tetiği mi bilir’ denildi.

Bu cinayetler arasında delillerle kriminal bağlantı olmasına rağmen çözülemedi. Tansu Çiller, Özer Uçuran Çiller ve Mesut Yılmaz’ın dinlenmesini, Susurluk raporunda olan ve getirilemeyen ek klasörleri talep ediyoruz. Tevsii tahkikat taleplerimiz kabul edilmezse dahi sanıkların cezalandırılması için yeterli delil var. Ayhan Çarkın’ın bu kadar somut beyanından sonra beraat mi ettirilecek? Cezalandırılacaksa diğer sanıkları nasıl ayrı tutulacak? Ayhan Çarkın ifadeleri somuttur. Arkasındaki güçlerin açığa çıkması mahkeme eliyle engellenirse dahi sanıkların iddianame sevk maddelerinde cezalandırılmasını istiyoruz. Maktullerin kimliklerinden cinayetlerin toplumun bir kesimine yönelik olduğu açık bu yüzden ayrıca insanlığa karşı suç kapsamında cezalandırılmalılar.”

Avukat Nuray Özdoğan da, dava dosyasına “devlet sırrı” denilerek, getirilmeyen müfettiş raporlarına dair müzekkere yazılmasını istedi. Mahkemenin adil ve etkin bir yargılama yapma sorumluluğu olduğunu hatırlatan Özdoğan, “Mahkeme heyeti o dönemin siyasi iklimi, yaşanan cinayetlerin sebepleri konusunda mağdur yakınlarını aydınlatmakla hükümlüdür” dedi.

‘SANIKLAR CEZALANDIRILMALI’

Söz alan avukat Mehmet Emin Aktar, dava dosyasının sanıksız bir yargılama ile sürdüğünü vurguladı. O dönemde Tansu Çiller’in “Örgüte destek veren Kürt iş adamlarının isimleri elimizde gereği yapılacak” açıklamasını hatırlatan Aktar, “Bir liste geldi ama bu listede öldürülemeyenler vardı. Bu liste için bu ekibe görev verilmiş ve infaz etmişler. 93-95 yılları arasında Temizöz davası olarak bilinen dava dosyasında olan maktullerin tümü üzerinde kimlik yoktu. Ankara’da yapılan cinayetlerde de üzerlerinde kimlik yok. Tüm sanıkların cezalandırılmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

Ardından söz alan avukatlar da sanıkların cezalandırılmasını ve tevsii tahkikat taleplerinin kabul edilmesini istedi.

MÜTALAA İÇİN SÜRE TALEBİ

Söz alan iddia makamı tevsii tahkikat taleplerinin reddedilmesini isteyerek, mütalaa için süre talebinde bulundu.

Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti kayıp yakınlarının tevsii tahkikat taleplerini reddederek, bir sonraki duruşmayı 13 Aralık’a erteledi.

DAVAYA DAİR

1993-96 yılları arasında Ankara’da Altındağ Nüfus Müdürü Abdülmecit Baskın’ın da bulunduğu zorla kaybedilen veya yasadışı keyfi infaz edilen 19 kişiye ilişkin ilk soruşturma 2011 yılında başlatıldı. 20 Eylül 2013 tarihinde zamanaşımı riskinden dolayı Abdülmecit Baskın cinayetiyle ilgili iddianame düzenlenirken, 19 Aralık 2013 tarihinde düzenlenen yeni iddianameyle Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Haci Karay, Adnan Yıldırım, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lutfi Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Lazem Esmaeılı, Asker Smıtko, Tarık Ümit, Salih Aslan ve Faik Candan cinayetleri de yargılamaya dahil edildi. Sanıklar Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Seyfettin Lap, Enver Ulu, Uğur Şahin, Alper Tekdemir, Yusuf Yüksel, Abbas Semih Sueri, Lokman Külünk, Mahmut Yıldırım, Nurettin Güven, Muhsin Korman’ın “cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçlarından dava açıldı.

Tahliye bekleyen Demirtaş hakkında aynı davadan tutuklama talebi: “Alın size reform…”

Genel

Kitlesel hareketleri konu alan isyan filmleri

ABD’nin Minneapolis kentinde yaşanan faşist polis vahşetinin ardından başlayan eylemler, kitlesel hareketlerin gücünü bir kez daha gündeme getirdi.

BOLD– George Floyd isimli 45 yaşındaki siyahi Amerikalı polis tarafından sokakta kaçak sigara sattığı gerekçesiyle kelepçelendi ve boğazına bastırılarak öldürüldü. Floyd’un son anlarını yaşarken söylediği “I can’t breathe!” (nefes alamıyorum) sözleri ABD’de yeni bir kitlesel protestonun fitilini ateşledi.

Afro-Amerikalılar polis şiddetini “Sıra bende mi?” diyerek protesto ediyor.

NEFES ALAMAYAN ABD Mİ?

2014’te de benzeri bir olayda Eric Garner isimli bir siyahi New York’ta hayatını kaybetmesi henüz hafızalarda yerini korurken yaşanan Floyd cinayetinin yarattığı kitlesel hareket büyüyor. ABD’de 25 kentte sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Amerika daha önce de siyah öfkeye şahit oldu. Ama aklı başında insanları korkutan asıl şey Beyaz Saray’da faşizan eğilimleri olan ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan saatli bir bombanın oturuyor oluşu.

Kitlesel hareketler yedinci sanatın da her zaman gündeminde olmuştur. Halkların özgürlük ve hak arayışını beyaz perdeye taşıyan on filmi sizler için derledik. İyi seyirler, sağlıkla kalın…

ÜLKE VE ÖZGÜRLÜK/ LAND AND FREEDOM

I Daniel Blake, The Navigators, Sorry Wes Missed You gibi harika işlere imza atan Ken Loach’ın yönettiği “Land and Fredoom” bizleri İspanya Sivil Savaşı’na götürüp güzel bir aşk hikayesine tanık ediyor. Genç ve işsiz bir komünist parti üyesi olan David nişanlısını da terk edip savaş mağduru İspanya’ya gönüllü olarak gitmeye karar verir. Ordunun gözde elemanlarından biri haline gelir ve Blanca isimli bir anarşiste aşık olur. Birlikte eşitlik ve özgürlük için savaşırlar. Ta ki bir gün asıl düşmanın karşı tarafta değil, yakınlarında bir yerde olduğunu anlayana dek.

KIZGIN FIRINLARIN SAATİ/ LA HORA DE LOS HORNOS

Fernando E. Solanas’ın ilk eseri olan 4 saat 20 dakika uzunluğundaki Kızgın Fırınların Saati üç bölümden oluşur: Birinci bölüm, “Şiddet ve Özgürlük” adı altında, Arjantin’in toplumsal, tarihsel, coğrafik ve kültürel değişik yönlerini anlatır. Bu bölüm Che Guevera’ya ve Latin Amerika’nın kurtuluşu için ölenlere ithaf edilir. “Devrim için Eylem” adlı ikinci bölüm, Juan Peron’un ilk on yılını (1945-1955) anlatan “Peronizmin Tarihi” (20 dakika) ve Peronizm sonrası dönemi anlatan “Direniş” (100 dakika) olmak üzere iki alt bölümden oluşur. Son bölüm ise, birinci bölümle aynı adı taşır, “Şiddet ve Özgürlük”, ve 45 dakika sürer. Bu son bölümde, iki röportaj gösterilir ve birkaç mektup okunur.

CEZAYİR SAVAŞI/ LA BATTAGLİA Dİ ALGERİ

Uzun yıllar boyunca Fransa’nın sömürgesi olarak varlığını sürdüren Cezayir’in bağımsızlığını kazanış hikayesini anlatan film 1954 ve 1957 yılları arasındaki mücadele döneminde geçiyor. Casbah kalesinin bölmelerinde başlayan özgürlük hareketi zamanla tüm şehre yayıldığında sivil savaş patlak verir. Bir zaman sonra şiddetini artırdığında ise Fransız ordusu, terör örgütü olarak adlandırdığı, Cezayir direniş hareketi FLN’nin peşine düşerek üyelerini yok etmeye başlar. Bu savaş yıllara yayılarak insanlık tarihinin en kanlı özgürlük mücadelelerinden birine dönüşür.

GANDHI

İngiliz yönetimine karşı “Pasif Direniş”i örgütleyen Mahatma Gandhi’nin hayatından bir kesit anlatan film, en iyi biyografik çalışmalardan biri olarak kabul ediliyor. 11 dalda aday olduğu Oscar ödüllerinden “en iyi film” ve “en iyi yönetmen” dahil tam 8 ödülle döndü. Gandhi rolünde sinema tarihinin en iyi performanslarından birine imza atan usta oyuncu Ben Kingsley ise “en iyi erkek oyuncu” dalında heykelciğe uzandı. Cenaze sahnesinde yaklaşık 300.000 kişinin yer almasıyla da bir film sahnesinde yer alan en kalabalık insan sayısı rekorunu da elinde bulunduran film, çarpıcı sahneleriyle hafızalardan silinmeyecek bir yapıt.

PROTESTO/ LE HAINE

Protesto, şiddetli bir isyanda rol alan 3 gencin hikâyesini anlatıyor. Paris’in gettolarında hararetli saatler yaşanmaktadır. Grup halinde dolaşan yerel gençlerle, çevreyi kuşatan polisler arasında nefret dolu bakışlardan oluşan bir gerilim vardır. Mahallenin gençlerinden Abdel, polis soruşturması sırasında benzetildiği için hastanede ölüm döşeğinde yatmaktadır. Gencin arkadaşları ise başıboş dolaşmaktadırlar. İçlerinden Vinz, Abdel’in ölmesi durumunda bir polis vurmaya yemin eder.

KANLI PAZAR/ BLOODY SUNDAY

Paul Greengrass’ın yönettiği 2002 yapımı İngiliz filmi, 1972’de Kuzey İrlanda’nın Derry kentinde 26 göstericinin İngiliz askerleri tarafından vurulması, 13’ünün ölmesi ile sonuçlanan Kanlı Pazar’ı anlatıyor.

MALCOLM X

Amerikan tarihinin en önemli insan hakları savunucularından Malcolm X’in yaşamını beyaz perdeye aktaran filmi Spike Lee yönetiyor. Babası ırkçı örgüt Klu Klux Klan tarafından öldürülen Malcolm’un günübirlik ve gamsız yaşadığı hayatı hapse girmesiyle bölünür. Hapiste İslam’la tanışan Malcolm dışarı çıktığında özgürlük için mücadele eden ve kitleleri peşinden sürükleyen bir isme dönüşür. Ancak, bu mücadelede hiç kolay değildir ve en büyük tehlikeler bazen en yakında olanlardan kaynaklanmaktadır.

BİR TAKSİ ŞOFÖRÜ/TAEKSİ WOONJUNSA

Güney Kore’nin Gwangju kentinde 18-27 Mayıs 1980 tarihleri arasında darbe yönetimine karşı gerçekleşen ve güvenlik kuvvetleri ile paramiliter güçlerin hedef alarak ateş açmları sonucu çoğu üniversite öğrencisi yaklaşık 240 kişinin hayatını kaybettiği protesto gösterilerini konu alan film, bir taksi şoförünün etrafında şekillenir. Kızına bakmaktan başka derdi olmayan kurnaz ve paragöz taksi şoförü, Batılı bir gazeteciyi çok iyi bir ücret karşılığında kendisini isyan bölgesine götürmesini kabul eder. Sonrasında yaşadıkları ise hayatlarını ve dünyaya bakışlarını kökten değiştirecektir.

GREV/STRIKE- DIE HELDIN VON DANZIG

Polonya’da Dayanışma Hareketi kahramanı Anna Wlastzavsky’yi anlatan film, Volker Schloendorff tarafından yönetildi. İşine kararlılıkla bağlı olan Anna’nın bir iftira yüzünden boşta kalınca başlattığı direniş önce iş yerine sonra kente ve en sonunda tüm Polonya’ya yayılır.

MANDELA ÖZGÜRLÜĞE GİDEN UZUN YOL

Dünyaya ilham vermiş, bir liderin etkileyici gerçek hayat hikayesi. Filmde Nelson Mandela´yı Idris Elba oynuyor. 5 Aralık 2013 tarihinde hayata gözlerini yuman, Güney Afrika´nın efsaneleşen özgürlük savunucusu Nelson Mandela´nın yaşamını kronolojik biçimde takip eden film, Mandela’nın bir taşra kasabasındaki çocukluğundan başlayarak, Güney Afrika´nın demokratik seçimlerle iş başına gelen ilk başkanı olmasına kadar geçen sürecini sinemaya taşıyor.

Okumaya devam et

Genel

TCDD yeni tren kazalarının olabileceğini itiraf etti

TCDD, menfez ve köprülerde tadilat yapmak için 3 yıla ihtiyaç olduğunu belirterek, bu zamanın uzun olduğu için menfez ve köprülerde yol bekçilerinin görevlendirilmesini talep etti. Personel eksikliği nedeniyle bu talep yerine getirilmedi.

BOLD – Çorlu’da 22 ay önce meydana gelen tren kazasının bir benzerinin her an yaşanabileceği TCDD tarafından itiraf edildi. TCDD, menfez ve köprülerde tadilat yapmak için 3 yıla ihtiyaç olduğuna dikkat çekti.

HER AN YENİ BİR KAZA YAŞANABİLİR

Cumhuriyet’ten Seyhan Avşar’ın haberine göre TCDD Genel Müdürlüğü, köprü ve menfezlerin ne durumda olduklarını bilmediğini itiraf etti. 25 Aralık 2019 TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü’nün TCDD 1. Bölge Müdürlüğü Demiryolu Bakım Servisine gönderdiği resmi yazıda şiddetli bir yağışta ortaya çıkacak debiye karşın köprü ve menfezlerin uygun olup olmadığının bilinmediği belirtildi. Değişen iklim koşullarının, ani sel ve taşkınların ise demiryolu işletmeciliği ile can ve mal güvenliğinin tehlikeye düşebileceği aktarıldı. Köprü ve menfezlerde onarım yapmanın 1-3 yıl arasında zaman alacağının belirtildiği yazıda bu bölgelerin personel tarafından gözlem altında tutulması istendi.

HATTI GÖZETİM ALTINDA TUTACAK PERSONEL YOK

Bu yazıya yanıt ise 15 Ocak 2020 tarihinde TCDD 1. Bölge Müdürlüğü tarafından yanıt verildi. Bölge müdürlüğü muayene ve kontrollerin düzenli bir şekilde yapılmasına yönelik gerekli titizliğin gösterilmesi, hattın gözetim altında tutulması için gerekli personelin görevlendirilmesi, eksik olan personelin tamamlanması için gerekli işlemlerin Bölge Müdürlüğünce yapılması ve ihtiyaç duyulması halinde 3. şahıslardan hizmet alınması gerektiğini belirtti. Böylelikle TCDD 1. Bölge Müdürlüğü yolları kontrol edecek olan personel eksikliğinin tamamlanmasını istedi.

71 BEKÇİ YERİNE SADECE 4 BEKÇİ GÖREV YAPIYOR

TCDD 1. Bölge Müdürlüğü’nün yazısına ise cevap 8 Mayıs 2020 tarihinde verildi. Yüzlerce km demiryolu hattında 4 adet yol geçit bekçisinin olduğunun belirtildiği yazıda 67 personele daha ihtiyaç olduğu için personel alımının yapılması gerektiği kaydedildi. Gerekli personel alımının yapılıp yapılmadığı ise henüz bilinmiyor.

AİHM’in yeni Başkanı Spano’dan 15 Temmuz davalarına ilişkin Anayasa Mahkemesi açıklaması

Okumaya devam et

Genel

Futbol Federasyonu maç protokolünü açıkladı: Dezenfekte edilmiş en az 15 top

TFF,  Süper Lig, 1. Lig ve Ziraat Türkiye Kupası maçlarına ilişkin talimat yayımlandı. Maçlarda kurallar nasıl olacak? Futbolcular nasıl davranacak?

BOLD – Türkiye Futbol Federasyonu(TFF) 12 Haziran’da başlayacak liglerle ilgili maç talimatı yayınladı. Takımların stada gelişi 15 dakika aralıklarla olacak. 6 top toplayıcı görev yapacak. En az 15 top olacak ve hepsi dezenfekte edilecek. Yedek kulübesinde en az 1 metre mesafe bulunacak. Herkesin ateşi ölçülecek ve ateşi 37,8’den fazla olan stada alınmayacak. Maçtan önce basın mensupları da dahil herkes test yaptırmış olacak. İşte Federasyonun açıkladığı talimat:

15 DAKİKA ZAMAN FARKI

“Takım araçları ve hakem araçları stadyuma en az 15 dakika zaman farkı ile giriş yapmalı ve aynı zaman farkı ile stadyumu terk etmelidir. Takım otobüsleri, takım malzeme araçları, hakem araçlarının birbirlerine uzak mesafede park etmeleri gerekmektedir.”

6 TOP TOPLAYICI GÖREV YAPACAK

“Müsabakada taç çizgilerinde 2’şer, kale arkalarında 1’er olmak üzere 6 top toplayıcı görev yapar. Top toplayıcıların yaşları 20 ile 30 yaş arasında olmalıdır. Top toplayıcılar eldiven ve maske takmalıdır. Her top toplayıcı da  topları dezenfekte etmek için dezenfektan ile hijyenik tek kullanımlık bez bulunmalıdır”

EN AZ 15 TOP OLACAK VE DEZENFEKTE EDİLECEK

Okumaya devam et

Popular