Bizimle iletişime geçiniz

Manşet

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki bu oyun hayalperestler için var

FIFA yılın Teknik Direktörü seçilen Liverpool menajeri Jürgen Klopp, The Players’ Tribune konuştu. Futbol ile ilgili düşüncelerini ve yaşadıklarını anlattı.

BOLD – Profesyonel sporcu ve antrenörlerin hikayelerini direkt olarak kendilerinin aktardığı The Players’ Tribune platformunda Jürgen Klopp yer aldı. Liverpool’un 52 yaşındaki Alman çalıştırıcısı, kariyerindeki gerçekliklerden yola çıkarak futbolun kendisi ve başkaları için ne anlama geldiğini aktardı.

TEK BİR TANRIYA İNANIYORUM VE TANRININ FUTBOLLA BİR İLGİSİ YOK

Biraz utanç verici bir hikayeyle başlamalıyım çünkü dış dünyanın futbolculara ve teknik direktörlere tanrıymış gibi bakmalarından korkuyorum. Bir Hristiyan olarak tek bir Tanrı’ya inanıyorum ve sizi temin ederim ki Tanrı’nın futbolla bir ilgisi yok. Gerçek şu ki hepimiz sık sık başarısız oluruz. Ve ben de genç bir teknik direktörken çok başarısız olmuştum. Bu da o hikayelerden biri.

ROCKY 1,2,3,4 FİLİMLERİ OKULLARDA İZLETİLMELİ

Öncelikle 2011’de dönmemiz lazım. Borussia Dortmund, Bayern Münih ile oynayacaktı. Büyük bir lig maçıydı. Münih’te yaklaşık 20 yıldır kazanamamıştık. Filmlerden çok ilham alan biriyimdir. Bu yüzden ne zaman oyuncularımı motive etmeye ihtiyaç duysam aklıma ilk olarak Rocky Balboa gelir. Bence Rocky 1, 2, 3, ve 4 filmlerini tüm okullarda izletilmeli. Tıpkı alfabeyi öğrenmek gibi bir şey olmalı. Eğer bu filmleri izledikten sonra içinizden dağa tırmanma hissi gelmiyorsa; o zaman sizin bir sorununuz var demektir.

Neyse, Bayern maçından önceki gece tüm oyuncuları takım konuşması için otelde topladım. Çocukların hepsi oturuyordu. Işıklar kapalıydı. Onlara durumun ciddiyetinden bahsettim: “Dortmund en son Münih’te kazandığında birçoğunuzun altında bez vardı.”

BAYERN MÜNİH ASLINDA İVAN DRAGO, BİZ ROCKY’İZ

Sonra Rocky 4’ten bazı sahneleri ekrana yansıttım. Ivan Drago’nun olduğu bir sahne. Tam bir klasik bana göre. Drago koşu bandında ve bilgisayara bağlı. Bilim adamları da onu test ediyor. Hatırladınız mı? Çocuklara, “Görüyor musunuz? Bayern Münih aslında Ivan Drago. Her şeyin en iyisi. En yüksek teknoloji ve en iyi makineler onlarda. Ve Ivan Drago gibi durdurulamazlar!” dedim.

Sonra Rocky’nin Sibirya’daki küçük ağaç evinde antrenman yaptığı sahne geldi. Çam ağaçlarını kesip karla kaplı kütükleri taşıyor ve dağın tepesine kadar koşuyor. Sonra çocuklara döndüm ve şöyle dedim: “Görüyor musunuz? Bu da biziz. Biz Rocky’iz. Daha ufağız, evet. Ama tutkumuz var! Bir şampiyonun yüreğine sahibiz. İmkansızı başarabiliriz!” Böyle böyle devam ettim ve bir noktada çocukların nasıl tepki vereceğine baktım. Sandalyelerinin üstüne çıkmalarını, Sibirya’daki bir dağın tepesine çıkacak kıvama gelmelerini ve çılgına dönmelerini bekledim.

 

HEPSİ ÖYLECE OTURMUŞ DONUK GÖZLERLE BANA BAKIYORDU

Bomboş ifadelerle. Tamamen sessizlik hakimdi. “Bu deli ne anlatıyor?” der gibi bakıyorlardı yüzüme. Sonra durdum ve, “Rocky 4 ne zaman çıkmıştı? 1980 falan mıydı? Bu çocuklar ne zaman doğmuştu?” diye düşündüm. En sonunda, “Bir dakika çocuklar. Rocky Balboa’nın kim olduğunu bilen elini kaldırsın” dedim. Sadece iki kişi ellini kaldırdı: Sebatian Kehl ve Patrick Owomoyela. Geri kalanlar “Hayır hocam, üzgünüm” dedi.

Tüm konuşmam boşa gitmişti! Sezonun en önemli maçı buydu. Belki de bazı oyuncular için hayatlarının en büyük maçıydı. Ama hocaları karşılarına geçmiş, 10 dakikadır Sovyet teknolojisinden ve Sibirya’dan bahsedip duruyor! Hahaha, buna inanabiliyor musunuz?

BÜTÜN KONUŞMAMA BAŞTAN BAŞLAMAK ZORUNDA KALDIM

Bu yaşananların hepsi gerçek. Gerçek hayatta olup biten bu. Biz de insanız. Bazen kendimizi küçük düşürürüz. Futbol tarihinin en iyi konuşmasını yaptığımızı zannederiz ama aslında söylediklerimiz saçmalıktan ibarettir. Yine de bir sonraki sabah uyanıp hayatımıza devam ederiz.

Hikayenin en tuhaf tarafı da ne, biliyor musunuz? Dürüst olmak gerekirse maçı kazanıp kazanmadığımızdan emin değilim. Ama 2011’de 3-1 kazandığımız maçtan önce bu konuşmayı yaptığımdan eminim ve bu kesinlikle daha iyi bir hikaye olurdu! Yine de %100 emin olamıyorum.

Sonuçları unutursunuz, hepsini birbirine karıştırırsınız. Ama o çocuklar ve hayatımın o günleri, o küçük hikayeler… Onları asla unutmayacağım. İnsanların futbolla ilgili her zaman anlayamayacağı bir şey bu.

ELİMDE BİR ÖDÜLLE TEK BAŞIMA SAHNEDE DURMAKTAN HOŞLANMIYORUM

FIFA Yılın En İyi Teknik Direktörü seçildiğim için onur duyuyorum ama elimde bir ödülle tek başıma koca bir sahnede durmaktan hoşlanmıyorum. Bu oyunda başardığım her şey, tamamen çevremdeki insanlar sayesinde mümkün oldu. Sadece oyuncularım değil; ailem, çocuklarım ve başından beri, ben çok sıradan bir insanken yanımda olan insanlar sayesinde.

20 yaşımdayken gelecekten biri gelse ve hayatımda olacakları bana söylese, açıkçası buna inanmazdım. Hatta eğer Michael J. Fox uçan kaykayıyla gelse ve olacakları bir bir anlatsa, bunun imkansız olduğunu söylerdim.

20 YAŞINDA BABA OLDUM AMA HALA ÇOCUKTUM

20 yaşımdayken hayatımı tamamen değiştiren bir şey tecrübe ettim. Henüz yeni baba olmuştum ama hala çocuktum aslında. Doğruya doğru, zamanlama mükemmel değildi. Amatör futbol oynuyordum ve üniversiteye gidiyordum. Okul masraflarını ödeyebilmek için sinema salonlarına film stoklayan bir depoda çalışıyordum. Gençler yanlış anlamasın, DVD’lerden bahsetmiyorum. Her şeyin makara filmler halinde olduğu 80’lerin sonundaydık. Kamyonlar sabah saat 6’da gelir ve yeni filmleri alırdı. Biz de büyük teneke kutuları yükleyip boşaltırdık. Çok ağırlardı. Ben-Hur’daki gibi 4 makaralı filmler gelmesin diye dua ederdik; aksi takdirde o gün kötü bir gün olurdu.

BEBEKLER YORGUN OLDUĞUMUZU VE UYUMAK İSTEDİĞİMİZİ UMURSAMAZLAR

Her gece 5 saat uyur, sabahları depoya gider, günün geri kalanında okulda olurdum. Akşamları idmana gider, sonrasında eve gelip oğlumla vakit geçirmeye çalışırdım. Çok zor günlerdi; ama bana hayatın gerçeklerini öğretti. Genç yaşta çok ciddi bir insan haline geldim. Arkadaşlarım gece kulübüne gidelim diye arardı ve iliklerime kadar “Evet, evet, gitmek istiyorum” demek isterdim. Ama tabii ki de gidemezdim, çünkü artık sadece kendim için yaşamıyordum. Bebekler yorgun olduğunuzu ve öğlene kadar uyumak istemenizi umursamazlar.

Dünyaya getirdiğin küçük bir insanın geleceği hakkında endişelendiğinde, bu gerçek bir endişedir, gerçek bir zorluktur. Futbol sahasında olan hiçbir şey bununla kıyaslanamaz.

OĞLUM DÜNYAYA GELDİĞİNDE FUTBOLUN HAYAT MEMAT MESELESİ OLMADIĞINI ANLADIM

Bazen insanlar bana neden sürekli gülümsediğimi sorar. Kaybettiğimiz bir maçtan sonra bile gülmeye devam ederim. Çünkü oğlum dünyaya geldiğinde futbolun hayat memat meselesi olmadığını anladım. Hayat kurtarmıyoruz. Futbol, acı ve nefret saçan bir şey olmamalı. Futbol, özellikle çocuklar için bir eğlence ve ilham kaynağı olmalı.

ONLAR TANRI DEĞİLLER, HAYALLERİNDEN VAZGEÇMEYEN ÇOCUKLAR

Küçücük yuvarlak bir topun, birçok futbolcumun hayatını nasıl değiştirebileceğini gördüm. Mo Salah, Sadio Mane, Roberto Firmino ve oğlum gibi olan pek çok oyuncumun bireysel yolculukları kesinlikle inanılmaz. Onların aşmak zorunda olduğu şeylerle kıyaslandığında, genç Klopp’un Almanya’da yaşadığı sıkıntılar hiçbir şey değildi. Öyle günler oldu ki her şeyden kolayca vazgeçebilirlerdi; ama pes etmeyi reddettiler.

Bence futbolun %98’i, başarısızlık ile baş etmek ve ertesi gün oyundan zevk alıp hala gülümseyebilmekle ilgili. En başından beri hatalarımdan ders alıyorum. Birincisini asla unutmayacağım. 10 yıl boyunca futbolculuğunu yaptığım Mainz’de, 2001 yılında göreve geldim. Sorun şu ki oyuncular hala arkadaşımdı. Ama bir gecede onların patronu olmuştum. Hala bana “Kloppo” diyorlardı.

YÜZLERİNE SÖYLEME PLANIMIN NE KADAR APTALCA OLDUĞUNU ANLADIM

İlk maçın kadrosunu duyurmam gerektiğinde, her oyuncunun yüzüne söylememin doğru olacağını düşündüm. Ama gördüm ki bu çok kötü bir planmış; çünkü oyuncular iki kişilik odalarda kalıyordu. Tahmin edersiniz ki bir odaya girdiğimde iki oyuncuyla birden konuşuyordum. Birine “Sen yarın ilk 11’desin” diyor; diğerine de “Ne yazık ki yarın sen ilk 11’de değilsin” diyordum. Diğer oyuncu bana “Neden” diye sorduğu zaman planımın ne kadar aptalca olduğunu anlamıştım.

Çoğu zaman bir cevabım yoktu. Tek gerçekçi cevap, “Sadece 11 oyuncuyla başlayabiliriz” oluyordu. 9 odada 18 oyuncu olduğu için maalesef aynı konuşmayı 8 kere daha yapmam gerekiyordu. Bir odada iki oyuncu: “Sen 11’desin, sen değilsin.” Her seferinde de aynı soru: “Ama Kloppo, neden?” Hahahah! Dayanılmazdı! Bu, teknik direktör olarak birçok kez pisliğe bastığım anların sadece birincisiydi. Ne yapabilirsiniz ki? Elinize bir peçete alır ve temizlerken bundan ders çıkarmaya çalışırsınız.

EN BÜYÜK ZAFERİM BİLE BİR FELAKETTEN DOĞDU

Geçen sezon Şampiyonlar Ligi’nde Barcelona’ya 3-0 kaybetmek, akıllara gelecek en kötü sonuçtu. Rövanş maçı için hazırlandığımızda yaptığım takım konuşması çok basitti. Bu sefer Rocky falan yoktu. Çoğunlukla taktik konuştum. Ama aynı zamanda onlara gerçeği de söyledim: “Dünyanın en iyi 2 santrforu olmadan oynamak zorundayız. DışarIdakiler bunun pek mümkün olmadığını söylüyor. Dürüst olalım, bu muhtemelen imkansız. Ama bu siz olduğunuz için mi imkansız? Hayır, esas siz olduğunuz için bir şansımız var.”

Buna gerçekten inandım. Futbolcu olarak sahip oldukları teknik yeteneklerden ötürü değildi. Bu inancım, insan olarak kim oldukları ve hayatta üstesinden geldikleri şeylerle ilgiliydi. Ek olarak söylediğim tek şey şuydu: “Eğer başarısız olursak, o zaman en güzel şekilde başarısız olalım.” Elbette benim için bunları söylemek çok kolay. Ben, kenar çizgiden bağıran adamım. Oyuncuların bu söylenenleri gerçekten yapabilmesi çok daha zor. Ama o çocuklar ve Anfield’daki 54 bin insan sayesinde imkansızı başardık. Futbolla ilgili güzel olan şey, hiçbir şeyi yalnız yapamıyor olmanız. İnanın bana hiçbir şeyi.

EN MUHTEŞEM ANINI TAM ANLAMIYLA GÖREMEDİM

Maalesef, Şampiyonlar Ligi tarihinin en muhteşem anını tam anlamıyla göremedim. Belki bir futbol menajerinin hayatı için güzel bir metafordur, bilmiyorum. Ama Trent Alexander-Arnold’un saf bir dehalık örneği sergilediği o anı tamamiyle kaçırdım. Topun kornere çıktığını gördüm. Tren’in korneri kullanmaya gittiğini, Shaqiri’nin de onu takip ettiğini gördüm.

Ama sonra kulübeye döndüm çünkü değişiklik yapacaktık. Asistanımla konuşuyordum ve…Aklıma geldikçe tüylerim diken diken oluyor… Sadece gürültüyü duydum. Sahaya döndüm ve topun ağlarla buluştuğunu gördüm. Kulübeye döndüm ve Ben Woodburn’e baktım. “Az önce ne oldu?!” dedi. “Hiçbir fikrim yok!” dedim.

BANA HALA OYUNCU DEĞİŞTİRECEKMİYİZ DİYE BAĞIRIYORDU

Anfield adeta çılgına dönmüştü. Asistanımı çat pat duyabiliyordum, “Hala oyuncu değiştirecek miyiz?” diye bağırıyordu. Hahahaha! Bu söylediğini asla unutmayacağım, hep benimle kalacak. Düşünebiliyor musunuz? 18 yıllık teknik direktör, milyonlarca kez izlenmiş bir maç… ve ben, bir futbol sahasında yaşanmış en kurnazca olayı kaçırdım. O geceden beri Divock’un golünü 500 bin kere falan izlemişimdir. Ama canlı olarak sadece topun ağlara değdiği anı görebildim.

VÜCUDUM VE BEYNİM TAMAMEN BOŞALMIŞTI

Maç sonrası odama gittiğim zaman biradan bir yudum bile alamadım. İhtiyacım yoktu. Elimde bir bardak suyla öyle sessizce oturup gülümsedim. Kelimelere dökemeyeceğim bir duyguydu. Eve döndüğümde ailem ve arkadaşlarım büyük bir parti moduna girmişti. Ama ben duygusal olarak o kadar yorgundum ki kendimi yatakta buldum. Vücudum ve beynim tamamen boşalmıştı.

Hayatımın en iyi uykusunu uyudum. Bir sonraki sabah uyanıp yaşananların gerçek olduğunu fark etmek muhteşem bir histi. Benim için sinemadan daha ilham verici olan tek şey futbol. Sabah uyanıyorsunuz ve sihrin gerçek olduğunu görüyorsunuz. Drago’yu gerçekten alt etmişsiniz. Bu gerçekten yaşanmış.

KUPAYLA LİVERPOOL SOKAKLARINDAKİ HİSSETTİKLERİMİ TARİF EDECEK BİR SÖZ YOK

Haziran ayında aldığımız kupayla Liverpool sokaklarında gezdiğimizden beri bunu düşünüyorum. O gün hissettiklerimi tarif edecek tek bir sözüm yok. Liverpool şehrinde daha fazla insan olamazdı herhalde. Otobüsteydik ve ne zaman törenin biteceğini zannetsek sokağı döndüğümüzde yanıldığımızı anlardık, tören devam ediyordu. Kelimenin tam anlamıyla olağanüstüydü. Tüm o duyguları, heyecanı, havadaki o sevgiyi bir şişeye koyabilseniz dünya daha güzel bir yer olurdu.

O duyguları aklımdan bir türlü çıkaramadım. Hayatımdaki her şeyi bana futbol verdi. Ben de bunları dünyaya geri vermek için elimden gelenin fazlasını yapmak istiyorum. Benim için söylemesi kolay elbette.

GERÇEKTEN NASIL BİR FARK YARATABİLİRSİNİZ ?

Geçtiğimiz yıl, Juan Mata, Mats Hummels, Megan Rapinoe ve diğer birçok futbolcunun Common Goal (Ortak Hedef) hareketine katıldığını görmek beni çok etkiledi. Yaptıkları işi bir görseniz, sahiden inanılmaz. 120’den fazla oyuncu, dünya çapındaki futbol sivil toplum kuruluşlarını güçlendirmek için kazançlarının % 1’ini bağışladı. Güney Afrika, Zimbabve, Kamboçya, Hindistan, Kolombiya, İngiltere, Almanya ve diğer birçok ülkedeki gençlik futbol programlarını desteklemeye yardımcı oldular.

Bu, sadece dünyanın en zengin futbolcularına özel bir şey değil. Kanada Kadın Milli Takımı’nın ilk 11’inin tamamı bu harekete katıldı. Japonya, Avustralya, İskoçya, Kenya, Portekiz, İngiltere ve Gana’dan futbolcular da katıldı. Bundan nasıl etkilenmezsiniz? Futbolun olayı bu işte.

İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ BU BALON GERÇEK DÜNYA DEĞİL

Ben de bunun bir parçası olmak istiyorum. Bu yüzden yıllık gelirimin %1’ini Common Goal’e bağışlıyorum ve umarım futbol dünyasındaki diğer birçok insan da bana katılır. Dürüst olalım arkadaşlar. Biz son derece şanslıyız. Hayatlarında bir umut ışığına ihtiyaç duyan tüm dünyadaki çocuklara bir şeyleri geri verebilmek, ayrıcalıklı insanlar olarak bizim sorumluluğumuz.

Gerçek problemlerimiz olduğu günleri unutmamamız gerek. İçinde yaşadığımız bu balon, gerçek bir dünya değil. Üzgünüm ama futbol sahasında olan hiçbir şey gerçek bir problem değil. Bu oyunun para ve kupalardan daha büyük bir amacı olmalı, haksız mıyım? Hepimiz bir araya gelsek ve dünyada pozitif bir fark yaratabilmek için kazandıklarımızın %1’ini bağışlasak, neler yapabileceğimizi bir düşünün.

Belki ben yaşlı, çılgın bir hayalperestim. Ama bu oyun kimin için var? Hepimiz çok iyi biliyoruz ki bu oyun, hayalperestler için var.”  Goal.com- Çeviren: Rezzan Yetiş

Manşet

Türkiye 2020 Avrupa Şampiyonası biletini aldı

Türkiye 2020 Avrupa Şampiyonasına katılma biletini İzlanda ile 0-0 berabere kalarak almayı başardı. Türk Telekom’da taraftarlar Ay-Yıldızlı futbolcularla birlikte bu başarıyı kutladı.

BOLD – Türkiye A Milli Futbol Takımı 12 ülkede düzenlenecek ve Londra’da finali oynanacak 2020 Avrupa Şampiyonası Finallerini katılma hakkını elde etti. Şenol Güneş yönetiminde İzlanda karşısında alınacak bir puanla bu kapıdan geçecek olan Ay-Yıldızlı takım 0-0 biten maçın sonunda bileti aldı. Puanını 20’ye çıkartan Ay-Yıldızlı takım 2016’dan sonra yeniden bu heyecanı yaşama fırsatı yakaladı. Maç sonunda futbolcular, tribünlerle birlikte 2020’ye katılmanın sevincini  yaşadı. Şenol Güneş’te tribünlere giderek üçlü çektirip bu önemli başarıyı Ay-Yıldızlılarla birlikte kutladı.

TELEKOM’DA BÜYÜK HEYECAN VARDI

EURO 2020 yolunda uzun bir maratonu geride bırakıp, İzlanda’dan alacağımız bir puan ile finallerin kapısını açmak istiyorduk. Galibiyet halinde ise grupları lider bitirme şansımızı sürdürecektik. Uzun zamandır böyle bir heyecanı yaşamamıştık. Türk Telekom’u dolduran taraftarlarda bu tarihi gecenin farkındaydı ki erkenden tribünleri doldurdu.

Anlamsız bir şekilde İzlanda milli marşını ıslıklamak dışında her şey olumlu gözüyordu. Maç başladığında Teknik direktör Şenol Güneş, futbolcular ve taraftarlarda az da olsa bir gerginlik vardı. Aslında bu İzlanda içinde geçerliydi. Onlarda maçın başında kalelerinde erken bir gol görüp umutlarını tamamen bitirmek istemiyordu.

CENGİZ İLE ETKİLİ OLDUK, İZLANDA DURAN TOP KOVALADI

Maçın başında İzlanda alışılagelmiş bir biçimde kendi yarı alanında mevzilendi. İki oyuncusunu ileri atarak savunmaya baskı uygulayıp Ay-Yıldızlıları hataya zorladı. Şenol Güneş’in Merih Demiral, çağlar Söyünce arasına Okay’ı sarkıtması savunma anlamında hata yapmamızın önüne geçti. Ancak bu sefer ileride çoğalamadık. Orta alandan geçişi sağlayamayınca pozisyon üretemedik. Oyun akışkanlığımız ise top Cengiz Ünder’in ayağına geldiğinde gerçekleşti. Cengiz’in de bir kaç şut denemesi sonuç vermedi.

BURAK YILMAZ GOLÜ KAÇIRDI

Maçın en önemli pozisyonunun Burak Yılmaz ile 30. dakikada yakaladık. Ozan Tufan’ın adam eksilterek oluşturduğu pozisyonda topu Zeki Çelik’e bıraktı. Zeki’nin ortasına kale sahası önünde yükselen Burak Yılmaz boş durumda kötü bir kafa vuruşu yaptı. Top üstten auta çıktı. Bu yakaladığımız en önemli fırsattı. İlk yarı iki takımda kontrolü hiç bırakmadı. Hakem Anthony Taylor ilk yarının 0-0 bittiğini ilan etti.

TOP ÜST DİREKTEN DÖNDÜ

Maçın ikinci yarısına Ay-Yıldızlı takım daha baskılı başladı. Özellikle orta alanda kaptığımız toplar İzlanda kalesinde tehlikeli olmaya başladı. Hakan-Burak-Cengiz üçlüsünün hareketliliği pozisyonda getirdi. 54’te Burak Yılmaz’ın sert şutu üst direğe çarparak taca çıktı. Milliler göbekten gelerek İzlanda savunmasını açmaya çalıştı. Cengiz, Burak, Ozan ve Hakan’ın şutları ya kaleyi bulmadı ya da zayıf kaldı.

YÜREĞİMİZ AĞZIMIZA GELDİ, MERİH KURTARDI

Karşılaşmanın 80. dakikasından sonra İzlanda topu Türkiye yarı alanına yıktı. Bir türlü uzaklaştıramadığınız top kornere çıktı. 83’te İzlanda köşe vuruşundan neredeyse golü buluyordu. Önce Sigthorsson kafayı vurdu kaleci Mert’i geçen top filelere giderken çizgi üstünden Merih Demiral kafayla golü çizgide önledi. Sigthorsson seken topa bir kez daha vurdu fakat bu kez Mert ayaklarıyla gole izin vermedi. İzlanda’nın maç başından beri yakaladığı en önemli pozisyondu. Uzatma bölümlerinde Yusuf  Yazıcı’nın da topu üst direkten döndü. İzlanda tüm hatlarıyla yüklense de karşılaşma 0-0 sona erdi. Bu sonuçla Türkiye EURO 2020 biletini aldı.

MAÇ KADROSU

Türkiye: Mert Günok, Mehmet Zeki Çelik (Dk. 90+4 Ömer Bayram), Merih Demiral, Çağlar Söyüncü, Umut Meraş, Mahmut Tekdemir, Okay Yokuşlu, Ozan Tufan, Cengiz Ünder (Dk. 81 Yusuf Yazıcı), Hakan Çalhanoğlu (Dk. 87 Kaan Ayhan), Burak Yılmaz
İzlanda: Halldorsson, Palsson, Arnason, Ragnar Sigurdsson, Skulason (Dk. 85 Anderson), Bödvarsson, Gylfi Sigurdsson, Bjarnason, Traustason (Dk. 63 Magnusson), Sigthorsson, Finnbogason (Dk. 24 Arnor Sigurdsson)

Sarı kartlar: Dk. 8 Ozan Tufan, Dk. 56 Şenol Güneş (Teknik direktör), Dk. 82 Okay Yokuşlu, Dk. 90+4 Mehmet Zeki Çelik (Türkiye), Dk. 35 Traustason, Dk. 84 Sigthorsson (İzlanda)

Stat: Türk Telekom
Hakemler: Anthony Taylor, Gary Beswick, Adam Nunn (İngiltere)

Okumaya devam et

Genel

Haşim Kılıç: TCK 314 geçmişteki 163’ncü madde gibi sopa olarak kullanılıyor

Haşim Kılıç: “Karar veren hakim gerici-ihanet-hain ve örgüt üyesi gibi ithamların korkusuyla bazen vicdanla bağlantısını kesmek zorunda kalıyor.”

BOLD – Karar Gazetesi Yazarı Taha Akyol’a konuşan Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Haşim Kılıç, yargıdaki sorunlarla ilgili önemli açıklamalar yaptı. Kılıç, “Ayrım yapmadan söylüyorum. Siyasi davalarda siyaset kurumları kendi unsurlarının lehine sonuçlanması için ahlaki, insani ve evrensel tüm kuralları yok sayabiliyor. Karar veren hakim gerici-ihanet-hain-uşak ve örgüt üyesi gibi ithamların korkusuyla bazen vicdanla bağlantısını kesmek zorunda kalıyor” dedi.

Başkan olarak görev yaptığı AYM’yi eleştiren Kılıç, “AYM, önceki kararlarda olduğu gibi bir denetim yapabilseydi bugün tartışılan KHK mağdurları gibi bir sorunla karşılaşmayacaktık” ifadelerini kullandı.

İfade ve inanç özgürlüğü ile terörü övme, teşvik etme suçları arasında sınır sorunları yaşandığını ifade eden Kılıç, “Geçmişte TCK 141-142-163-312 maddeleri kullanılırken bugün TCK 299 -314 maddeleri sopa aracı olarak kullanılmaktadır. Cumhurbaşkanına hakaretten yirmi bine yakın soruşturma ve kovuşturma dosyasının olduğu bir ülkeyi çağdaş ve demokratik ülke olarak tanımlayamayız” dedi.

Kılıç’ın röportajındaki önemli bölümler şöyle:

AYM eski Başkanı Haşim Kılıç

SİYASET YARGIYI KUŞATIYOR

Siyaset yargıyı nasıl kuşatıyor?

Yargının tarafsızlık ve bağımsızlığının test edildiği yer kuşkusuz siyasi davalardır. Diğer davalarda sorunlar daha çok teknik içeriklidir. Bunların çözümleri de zor değildir. 12 Eylül 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle Türkiye siyasal ve sosyal yönden en ciddi makas değişikliğini yaşamıştır. Asker ve yargı kuşatmasından yorgun düşmüş bir toplumun çağdaş ve demokratik bir dünyada yaşama rüyası yapılan bu değişiklikle gerçek olacaktı. Ne yazık ki bu rüya fazla uzun sürmedi… Siyasi iktidar ayrımı yapmadan söylüyorum. Siyasi davalarda siyaset kurumları kendi unsurlarının lehine sonuçlanması için ahlaki, insani ve evrensel tüm kuralları yok sayabiliyor. Karar veren hakim gerici-ihanet-hain-uşak ve örgüt üyesi gibi ithamların korkusuyla bazen vicdanla bağlantısını kesmek zorunda kalıyor. Hatırlayın, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde toplantı nisabının 367 olması gerektiği yolundaki düşünce AYM’ ne taşındığında dönemin ana muhalefet partisinin genel başkanı “istedikleri gibi karar çıkmaması halinde ülkede kan çıkar” diye adeta yargıyı tehdit etmiştir. Yine AYM’nin internet kanallarının kapatılması hakkında verdiği iptal kararlarına karşı, iktidarın insaf sınırlarını aşan tepkisi hukuk tarihinde yerini almıştır. Bugün sistem değişikliği sonunda yargının karşı karşıya kaldığı yeri savunmak mümkün değil. Güçler birliğini yaşadığımız bir dönemde adli, idari ve mali yargının siyasi kuşatma sonunda işlevsiz hale düşürüldüğü açıktır.

MAZLUMLAR, MAĞDURLAR

2012’ deki konuşmanızda “yeni mazlum ve mağdur yaratmayalım” demiştiniz. Yedi yıl geçti bugün yargıdaki durum ne?

Hak ve özgürlük ihlaline sebep olan her davranış mazlum ve mağdur yaratır. Geçmişte ve günümüzde yasama ve yürütmenin sebep olduğu mağduriyetler, hala devam etmektedir. Siyaset dünyasının neden olduğu bu mağduriyetlere uğrayanların sığınak yeri yargıdır. Eğer yargı da hak ihlallerine sebep olursa hukuk güvenliğini sağlayamazsınız. Hukuk güvenliği ekonominin temelidir. Yatırım da para da bu güvenliğin bulunduğu yere gelir. Ülkemizde an itibariyle hukuk devletinin öngörülebilirlik niteliği sorunludur. Kimlik siyasetinin acımasızca hüküm sürdüğü ülkemizde “adalet ve özgürlük krizi” yaşamaktan toplumun mutluluk endeksi oldukça düşmüştür. Hem geçmişte hem de günümüzde yargının sebep olduğu hak ve özgürlük ihlali sorun olmaya devam ediyor. AYM’ye yapılan bireysel başvuruların yüzde yetmişini adil yargılama konusundaki hak ihlalleri oluşturmaktadır. İfade ve inanç özgürlüğü ile terörü övme, teşvik etme suçları arasında sınır sorunları yaşanmaktadır. Geçmişte TCK 141-142-163-312 maddeleri kullanılırken bugün TCK 299 -314 maddeleri sopa aracı olarak kullanılmaktadır. Cumhurbaşkanına hakaretten yirmi bine yakın soruşturma ve kovuşturma dosyasının olduğu bir ülkeyi çağdaş ve demokratik ülke olarak tanımlayamayız. Yargının, özgürlüklere ilişkin kararlarında yarattığı sınır sorunlarını evrensel kriterler ışığında çözmesi gerekir. Anayasanın 90 maddesinin son fıkrası bu konuda yargıya büyük inisiyatif sağlamaktadır. Çağdaş yasal düzenlemeler mevcuttur. Sorun maalesef uygulamadadır.

SİYASETSİZ YARGI SINAVI

FETÖ faktörü olmasaydı yargıda seçim sistemi doğru muydu? Bugün seçim kaldırıldı. Siyaset seçim ve atama yapıyor. Durum nedir, nasıl bir düzenleme gerekiyor?

Kırk iki yıl devlette görev yaptım. Çok açık ve net söylüyorum. FETÖ faktörü olmasaydı da yargıda yapılan seçimlerin yol açtığı siyasallaşmayı önlemeniz mümkün değildi. Seçimin önemli bölümü kaldırıldı. Ancak AYM-HSK-YSK gibi çok ama çok önemli kurumlarda atama ve seçimler devam ediyor. Düşünebiliyor musunuz AYM ve HSK üyelerinin büyük çoğunluğu siyasi bir partinin lideri olan Sayın Cumhurbaşkanınca seçilmektedir. Böyle bir sistemde bağımsız ve tarafsız bir yargı teşkilatını oluşturamazsınız.

YARGI REFORM PAKETİ

Beştepe’de açıklanan yargı reformu stratejisini bu açıdan nasıl buldunuz?

Yapılan düzenlemeler olumlu ve ihtiyaçları bir ölçüde karşılar nitelikte. Tutukluluk süreleri, seri yargılama usulü, uzlaşma konularının genişletilmesi gibi düzenlemeler oldukça önemli. İfade özgürlüğüne ilişkin bir düzenleme yapılmış ama bunu uygulayacak cesaret sahibi yargı mensuplarına ihtiyaç var.

Mevcut iktidarın yönettiği dönem içinde ilk sırada yer alacak çok önemli bir düzenlemeyi belirtmeden geçemeyeceğim. 2004 yılında Anayasanın 90. Maddesinin sonuna eklenen fıkra, yargı için adeta devrim niteliğinde bir değişikliktir. Hak ve özgürlükleri genişleten bundan daha isabetli bir düzenleme olamaz. Ancak üzülerek belirteyim yargı organlarımız bu maddeyi hayata geçirememiştir. Yeni düzenlemedeki ifade özgürlüğüne ilişkin değişikliği de kararlarına yansıtacaklarından emin değilim. Tekrar ediyorum sorun, uygulama, uygulama ve uygulamada.

AYM DENETİM YAPSAYDI KHK MAĞDURLARI İLE KARŞILAŞMAYACAKTIK

Anayasa “OHAL kararları karşısında iptal davası açılamaz” diyor. AYM de buna göre kendini yetkisiz saydı, denetimsiz bir OHAL yaşadık. Siz AYM incelemeydi diyorsunuz. Açar mısınız?

Bence, AYM, E. 1990/25 K.1991/1-E.1991/6 K:1991/20 ve üçüncü kez E.2003/28 K.2003/42 sayıları ile verdiği kararlarla olayı çözmeye çalışmıştır. AYM, sayılarını belirttiğim kararlarında olağanüstü hallerde çıkarılan KHK’leri şu yönden incelemeye tabi tutmuştur.

* OHAL döneminde çıkarılan KHK’lerin AYM denetimi dışında tutulan bir nitelik taşıyıp taşımadığı.

* İsmi ‘OHAL kararnamesi’ olsa bile, içeriğinde OHAL’i ilgilendirmeyen bir konunun olup olmadığı.

Bu yönden yapılacak bir denetimin Anayasanın 148. Maddesinde öngörülen “dava açılamaz” yasağını etkisiz hale getirdiği söylenemez. Eğer konu OHAL ile ilgili ise AYM denetimi zaten yapılamayacaktır. Ancak OHAL’le ilgisiz birçok konunun KHK’ye girdiği çok açıktır. Son yıllarda çıkarılan OHAL kararnamelerinin birinde örnek veriyorum; üniversite rektörlerinin seçim usulünü kökten değiştiren bir konunun OHAL durumuyla ne ilgisi vardı. AYM’nin olağanüstü hal KHK’sinin niteliğini hiçbir şekilde incelemeden, isminin OHAL kararnamesi olduğu gerekçesiyle kendini yetkisiz sayması hukuk devleti anlayışı ile asla bağdaşmamaktadır.

AYM önceki kararlarda olduğu gibi bir denetim yapabilseydi bugün tartışılan KHK mağdurları gibi bir sorunla karşılaşmayacaktık. Nitekim bu konuda ortaya çıkan rahatsızlık “personel ihraçlarını” OHAL Komisyonu adı altında bir kurumun incelemesinden geçirilerek yargı yolu açılmaya çalışılmıştır. Esasen OHAL’in yaşandığı süreçte bile, yargı kararı olmadan kimsenin suçlu sayılamayacağı Anayasanın 15. Maddesinde açıkça belirtilmektedir.

HAŞİM KILIÇ KİMDİR?

Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından 1990 yılında Sayıştay Kontenjanında AYM üyeliğine atandı. 2007 ve 2011 yıllarında iki defa AYM Başkanlığına seçildi, 2015 yılında emekli oldu. Her devirde özgürlükçü karar ve karşıoy yazılarıyla tanındı.

Damadı KHK’lı diye ağır engelli vatandaşın aldığı yardımı kestiler

Okumaya devam et

Ekonomi

Gıdaya yeni zamlar kapıda; ekmek 1,75 TL’ye yükselebilir

Türkiye’de yeni yılda vergi ve harçlara yapılacak zamların ardından gıda ürünlerine de zam hazırlığı var. 2020’ye girmeden 250 gram ekmek 1.75 TL’ye yükselebilir.

BOLD – Bitmek bilmeyen gıda zamları vatandaşın belini bükmeye devam ediyor. Fırıncıların, İstanbul Ticaret Odası’na (İTO) sundukları, ancak ağustostan beri reddedilen ekmek zammı talebi, bu kez komisyonda görüşülmek üzere kabul edildi. 5 kişiden oluşan komisyon, zam talebini bu hafta içi masaya yatıracak. Cumhuriyet’in haberine gör, yeni yıla girmeden İstanbul’da satılan 200 gram ekmeğin 1.25 TL’den 1.40 TL’ye, 250 gram ekmeğin 1.50 TL’den 1.75 TL’ye çıkması bekleniyor. Son bir yılda yüzde 20’yi aşan zamların yapıldığı süt ve süt ürünlerinin etiketlerindeki “son zam tarihi” de sürekli yenileniyor. Kuruyemiş fiyatlarındaki artışlar son bir yılda yüzde 90’ı buldu. Kırmızı ete yapılacak zamlar da tüketimdeki düşüşten dolayı bekletiliyor.

Gıda ürünlerindeki “fiyat güncellemeleri” madde madde şöyle:

EKMEĞE ZAM YOLDA

Son bir yılda maliyetleri yüzde 30 artan, elektrik ve doğalgaza gelen son zamlarla maliyetleri daha da katlanan fırıncılar, ekmekteki zam taleplerini belli aralıklarla yineliyorlardı. İTO 12 No’lu Ekmek Un ve Unlu Mamuller Meslek Komitesi Başkanı Hasan Demir, İTO’ya yeniden sundukları zam taleplerinin geçen ay kabul edildiğini, yeni yıla girmeden ekmeğin zamlanmasını beklediklerini söyledi. Demir, “200 gram ekmeğin 1.40 TL’ye, 250 gram ekmeğin de 1.75 TL’ye çıkmasını talep ettik. Yeni yıla girmeden zammın onaylanacağını bekliyoruz” dedi. Bu zam, kabul edilse dahi 2020 ilkbaharında ikinci bir zam talebinde bulunacaklarını söyleyen Demir, “Ekmek fiyatları 42 ay aradan sonra 1.50 TL’ye çıkmıştı. Aşağı yukarı bir senedir de bu seviyede. Yeni yılla birlikte işçilik maliyetleri artacak. Un ve elektrik gibi önemli girdilerimizde anormal bir artış yaşanmazsa yeni fiyatları 2020 ilkbaharına kadar götürürüz, sonrasında ikinci bir zam talebimiz olabilir” dedi.

KURUYEMİŞ FİYATLARI UÇTU

Üretimin azalması ve dövizdeki dalgalanmaların etkisiyle kuruyemiş fiyatları son bir yılda yüzde 50-90 arasında zamlandı.

Tüm Kuruyemiş Sanayicileri ve İş Adamları Derneği’nin (TÜKSİAD) verilerine göre, geçen sene en çok zamlanan ürün yüzde 90 artışla kilosu 19 TL’ye çıkan yerfıstığı oldu. Bu ürünün stokları sezondan önce bitti, az kalan ürün değerlendi. Antepfıstığının perakende fiyatları geçen seneye göre, yüzde 50-60 zamlanarak 110 TL’ye yükseldi. Antepfıstığı üretimi, “yok yılından” dolayı düşük geldi. Bir önceki yılın rekoltesinin yarısı kadar üretim miktarı bekleniyorken ancak dörtte biri yakalandı. İthal kuruyemişler de geçen seneki yüzde 40’lık zammın ardından ekimde yüzde 10 arttı. İç cevizin kilosu 80-90 TL’ye, iç badem 90-110 TL’ye, kaju 100-110 TL’ye çıktı. TÜKSİAD Başkanı Hüsamettin Karaman, “Türkiye’de kişi başına kuruyemiş tüketimi yaklaşık 8.5-9 kilo idi ancak fiyatı artan ürünlerde tüketim düştü. Pahalı ürünler yerine leblebi ve çekirdek alınıyor” dedi.

ET, AVRUPA’DAN PAHALI

Kurban Bayramı’ndan 1.5 ay sonra kırmızı ete yüzde 20 zam yapmayı bekleyen sanayiciler, tüketim düştüğü için zam yapamadı. Zam için, balık sezonunun bitmesi, kırmızı et satışının canlanması bekleniyor.

Et ve Süt Kurumu verilerine göre, kuzu karkasın kilosu, asgari ücretin 1050 Avro olduğu İspanya’da 29.82 TL (4.58 Avro), asgari ücretin 1489 Avro olduğu İngiltere’de 28.19 TL (4.33 Avro) iken, asgari ücretin 318.2 Avro olduğu Türkiye’de ise 41 TL. Ortalama saatlik ücretin 23 dolara kadar çıktığı ABD’de sığır karkasın kilosu 22.26 TL (3.42 Avro) iken, Türkiye’de dana karkasın kilosu 30.35 TL.

Keskinoğlu’na 6 ay ek konkordato süresi

Okumaya devam et

Popular