Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Mustafa Yılmaz’ı “hain” ilan eden polis kim?

Siyah Transporter’la kaçırılan KHK’lı fizyoterapist Mustafa Yılmaz’ı sokak ortasında “hain” ilan eden polisin kimliğinin belirlenebilmesi için soru önergesi verildi.

BOLD – Siyah Transporter’la kaçırılan kişilerden KHK’lı fizyoterapist Mustafa Yılmaz’ın doğum gününde annesi Nevin Yılmaz’ın Ankara Sakarya Caddesi’nde yapmak istediği oturma eylemi engellenmiş, polislerden biri Yılmaz’ı hain ilan etmişti.

Eyleme polislerin engel olmak istemesi üzerine HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu araya girmiş ve Mustafa Yılmaz’ın başından geçenleri anlatmıştı. Gergerlioğlu’nun annenin yapmak istediği eylemin meşruluğunu anlattığı sırada bir polis memuru araya girdi ve “Adam hain, yurt dışına kaçmış” dedi.

Gergerlioğlu’nun sert tepki göstermesi ve “Hiçbir kamu görevlisi bir vatandaşı hain ilan edemez, yurt dışında dedikleriniz Ankara Emniyeti’nde çıktı.” sözleri üzerine anne Nevin Yılmaz ve eş Sümeyye Yılmaz gözaltına alınmış, Gergerlioğlu ise fiziki müdahaleyle alandan uzaklaştırılmıştı.

O POLİS KİM?

Konuyu TBMM gündemine bir soru önergesiyle taşıyan Ömer Faruk Gergerlioğlu, o polisin kim olduğunu İçişleri Bakanlığı’na sordu.

Soru önergesinde, ” ‘Adam hain ya! Adam kaçmış yurt dışına! Firar! Buradan gidiyorsunuz. Devlet hainleri savunmaz.’ diyen Polis Müdürü olduğu belirtilen kişi hakkında mahkeme kararı olmayan birine bu ifadeleri nasıl kullanabilmiştir? Bu ifadeler Mustafa Yılmaz’ın kaçırılmasıyla ilgili bilgi sahibi olduğu ve nerede olduğunu bildiği anlamına mı gelmektedir? Tarafımca iletilen kayıp vakaları konusunda halen neden bir cevap verilmemektedir? Gökhan Türkmen, Mustafa Yılmaz ve Yusuf Bilge Tunç nerededir?” dendi. 

Gergerlioğlu’nun soru önergesi şöyle:

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu tarafından Anayasanın 98’ inci ve TBMM İçtüzüğünün 96’ ncı ve 99’ uncu maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

24 Eylül 2019 Salı Günü Saat 15.00 sularında, 19.02.2019 tarihinde kaçırıldığı iddia edilen ve halen akıbeti belirsiz olan Mustafa Yılmaz’ın eşi ve annesi yakınlarının kayıp olmasıyla ilgili barışçıl bir farkındalık eylemi yapmak istemiştir.

Ben de bir TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda görevli milletvekili olarak yanlarına gidip destek oldum. Eylem Anayasamızda Madde 34’te koruma altına alındığı şekilde şiddetsiz ve barışçıl şekilde devam ederken kolluk güçleri tarafından engellenmiştir.

Bu engelleme sırasında adı tarafıma Serkan Çakmak olarak iletilen öncesinde kendisinin kahvehaneden çıkan birisi olduğunu sandığım ama Emniyette Müdür olduğu belirtilen şahıs üslupsuz bir şekilde hakkında mahkeme kararı olmayan Mustafa Yılmaz’ı kastederek :

“Adam hain ya! Adam kaçmış yurt dışına! Firar! Buradan gidiyorsunuz. Devlet hainleri savunmaz. ” ifadelerini kullanmıştır.

Bu ifadeler kullanılırken Milletvekili olduğumu belirtmeme rağmen üzerime yürümüş şahsımı tehdit etmiştir. Bu ifadeler youtube.com/watch?v=QNuu26 adresindeki görüntüde net şekilde görülmektedir?

Bu bağlamda;

1- Üç anne bir milletvekilinin Türkiye’nin sorunlarından biri olan zorla kaybolma vakaları konusunda eylem yapması neden engellenmiştir?

2-Anayasa Madde 34 Kapsamında bütün vatandaşların şiddet içermeyen barışçıl eylem yapmak hakkıyken kolluk güçleri kime ya da kimlere güvenerek bu hakkı vatandaşların elinden almaktadır?

3-Kimliğini göstermeyen ve benim üzerime yürüyen şahıs kimdir? Bu kişi atanmış biri olarak seçilmiş bir milletvekiline nasıl bu üslupla davranabilmektedir?

4-HDP Milletvekillerine müdahale konusunda sertlikte bulunulması konusunda gizli bir genelge olduğu iddiası doğru mudur? Eğer bu iddia doğruysa bu genelge hangi hukuki metne dayanmaktadır?

5-“Adam hain ya! Adam kaçmış yurt dışına! Firar! Buradan gidiyorsunuz. Devlet hainleri savunmaz. ” diyen Polis Müdürü olduğu belirtilen kişi hakkında mahkeme kararı olmayan birine bu ifadeleri nasıl kullanabilmiştir? Bu ifadeler Mustafa Yılmaz’ın kaçırılmasıyla ilgili bilgi sahibi olduğu ve nerede olduğunu bildiği anlamına mı gelmektedir?

6-Tarafımca iletilen kayıp vakaları konusunda halen neden bir cevap verilmemektedir? Gökhan Türkmen, Mustafa Yılmaz ve Yusuf Bilge Tunç nerededir?

Kaçırılan Mustafa Yılmaz eyleminde gergin anlar! İşte polisin “Adam hain” çıkışına Gergerlioğlu’nun cevabı…

BOLD ÖZEL

Tutuklu anne Elif Güven: 40 ay önce dağılan yuvamın hüznünü yaşıyorum

17 aydır hapiste olan Elif Güven, darmadağın edilen yuvasını ve cezaevinde yaşadıklarını anlattı. Güven, “Bu satırlar ifade etmek istediklerimin binde biri bile olamaz.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Bandırma M Tipi Cezaevinde bulunan iki çocuk annesi Elif Güven, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup göndererek hem yaşadıklarını hem de cezaevinde tanık olduğu anne ve bebek manzaralarını yazdı.

25 Ocak 2020 tarihli mektubuna “40 ay önce eşimin tutuklanmasıyla birlikte dağılan yuvamın hüznümü yaşıyorum. 10 ay boyunca çocuklarımı göremeden geçirdiğim zamanlar ve sonrasının bütün kadınların ortak çığlığı olduğunu düşünerek bu mektubu yazıyorum” diyerek başlayan Güven, “Kadınların ve çocukların mağduriyetlere dur deyin” çağrısında bulundu.

10 AY ÇOCUKLARIMI GÖREMEDİM

Cemaat soruşturmaları kapsamında 24 Eylül 2018’de tutuklanan Elif Güven (35), Adana’da özel bir yurtta idarecilik yaptığı için örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf Mahkemesinde bulunuyor. Aynı nedenlerle 10 yıl hapis cezasına çarptırılan eşi Selim Güven ise 3 yıldır tutuklu.

Halim (8), Nedim (6) adında iki erkek çocuğu bulunan Elif Güven’in çocuklarına Çanakkale’de yaşayan dede ve anneanne bakıyor. Adana’da oturdukları için tutuklandığında Tarsus Cezaevine gönderilen Güven, 10 ay çocuklarını göremediğini söylüyor. Daha sonra eşiyle birlikte Bandırma Cezaevine sevk edilen Güven çifti, şimdi sadece açık görüşlerde onlarla buluşabiliyor. Üzüntüden yüz felci geçiren anneanne ise hasta haliyle iki erkek çocuğunu büyütmeye çalışıyor. Annelerinden 1,5 yıldır uzak çocuklar ise psikolojik travma içinde.

Kastamonu Üniversitesi Bilgisayar Teknikerliği bölümünden mezun olan Elif Güven ve çocukları Halim (8) ile Nedim (6).

Mektubuna “Burada öyle hayatlara şahit oldum ve öyle hayatlar dinledim ki bu satırlarım ifade etmek istediklerimin binde biri bile olamaz. Yaşadıklarımıza gözler kör olmuş, kulaklar sağır olmuş gibi. Yine de bir umut sesimi duyurma çabasıyla tarihe not düşmek istiyorum” diye devam eden Güven’in bir annenin ve çocuklarının cezaevinde neler yaşadığına dair gözlemleri şöyle:

ÇOCUKLAR İLK ÖNCE MEMUR VE SAYIM KELİMESİNİ ÖĞRENİYOR

“Önceden çocuklarımızın ilk öğrendiği kelimeler anne ve baba iken, şimdi bu ortamdaki çocukların öncelikli kelimeleri memur ve sayım oldu. Cezaevindeki hayatı yurt dışı olarak algılayan çocuklarla birlikte tüketiliyoruz biz.

GECE UYANIP DUA EDEN ÇOCUKLARIN GÖZYAŞLARIYLA SABAHLADIK

Gecenin bir vakti uyandığında yine cezaevinde olduğunu anlayıp yatağında ellerini açarak dua eden çocukların gözyaşlarıyla sabahladık. Bir çocuğun annesi ve babasıyla birlikte evlerinde olmasını istemek en büyük lüksümüz oldu. Kantin alışveriş günümüzde mazgaldan verilen birkaç abur cubura kocaman gözlerle sevinen çocukların mutluluğuna gizledik hüznümüzü. İlk adımını gördüğümüz çocuklara sevinirken hiç hijyenik olmayan o soğuk zemin üzerine her düştüğünde bizim içimiz kanadı.

BURADAKİ TEYZELERİM EVLERİNİ ÇOK ÖZLEDİ ALLAHIM

Oyun oynayacak alanı olmadığı için evinin bahçesini ve arkadaşlarını özleyen çocuğun ‘Buradaki teyzelerim evlerini çok özledi ama en çok ben özledim Allahım’ diyen çocukların yakarışları bizi bu dört duvardan daha fazla sıktı. Çocuğu yanında olan anne ayrı hüzün yaşadı, uzak olan anne ayrı hüzün yaşadı. Hangisi daha acımasızdı bilemedik!

NENE DİYE SESLENDİKLERİNDE İÇİMİZ BURKULDU

Yıllardır çocuklarımıza bakan büyüklerimizi kendi anne babaları gibi gördü çocuklarımız. Görüşlerimize geldiklerinde annesinin yüzüne bakıp “Nene” diye seslendiklerinde içimiz burkuldu. “Ne zaman işin bitecek, eve geleceksin?” sorularına kaçamak cevaplar bulmaya çalışmak kelimeleri boğazımızda düğümledi. Okula giden çocuğumuzun her veli toplantısında annesinin babasının yanında olmamasından dolayı duyduğu yalnızlığın çığlığı km’ler ötede bizim kulaklarımızda yankılandı. Bunlar gibi bir sürü iç yakan hayat gördük buralarda.”

ELİF GÜVEN’İN GERGERLİOĞLU’NA GÖNDERDİĞİ MEKTUBUN ORİJİNALİ

Yüzde 50 çalışan tek böbreğini de cezaevinde kaybetti

Okumaya devam et

Gündem

Mehmet Bal’ın kaybedilişiyle ilgili MİT vurgusu

Mehmet Bal’ın zorla kaybedilişinin üzerinden 24 gün geçti. STK’lar ortak basın toplantısı düzenleyip, MİT’in gizli işkence merkezine dikkat çektiler.

BOLD – 24 gündür kendisinden haber alınamayan Mehmet Bal’ın ailesi, Bal’ın devlet sorumluluğu altında kaybolduğunu belirtirken, HDP PM üyesi Ferhat Encü de devlet mekanizmaların konu üzerinde durmadığını söyledi.

Cezaevindeki oğlunu ziyaret etmek için 24 Ocak’ta Batman’dan İstanbul’a gelen ve aynı gün akrabalarıyla görüştükten sonra bir daha kendisinden haber alınmayan Mehmet Bal’ın ailesi, Bağcılar’da bulunan Batmanlılar Derneği’nde basın açıklaması düzenlendi. “Mehmet Bal Nerede?” pankartının açıldığı açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) PM üyesi Ferhat Encü, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyeleri, Batman Dernekleri Federasyonu üyeleri, Doğu ve Güneydoğu Derneği (DGD) üyeleri ve Bölge gençlik dernekleri üyelerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

Açıklamada ilk olarak söz alan Bal’ın akrabası Abdulselam Bal, 24 gündür kendisinden haber alınamayan Mehmet Bal’ın devlet sorumluluğu altında kaybolduğunu kaydetti.

Daha sonra söz alan Bal’ın oğlu Nihat Bal ise, 24 gündür babasının kayıp olduğunu ve ortaya çıkarılması gerektiğini belirtti. Babasının derhal bulunmasını isteyen Bal, “Babamın nerede olduğunu bilmek bizim hakkımız. Bu süre zarfında tek bir haber almış değiliz. Bir yerde düştü mü yaşıyor mu hiçbir bilgimiz yok. Yetkili kurumlar bize bilgi vermiyor. Babamın derhal bulunmasını istiyorum” dedi.

‘MİT’İN GAYRİ RESMİ GÖZALTI MERKEZLERİ VAR’

Özgürlük için Hukukçular Derneği adına konuşan Serhat Çakmak, kayıp vakalarında yargı makamları ve devlet kurumlarının ciddiyetle yaklaşmadığı için kaybın başka anlamlar taşıdığını söyledi. Devletin üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiğini, aksi taktirde hafızalarının kendilerini 1990’yıllara götüreceğini kaydeden Çakmak, “Bizlerin hafızası 1990’lı yıllardaki faili meçhullere gidiyor. Yeni o dönemde kaybolmalara gidiyor. Gölbaşında MİT’e ait olduğu bilinen gayri resmi yerler var. İnsanlar zorla alınarak oraya götürülüyor. Ve beli bir müddet tutuktan sonra devletin resmi görevlerine bilgi veriyor. Bu tür durumlar olduğu için, hukukta yeri olmayan pratik uygulamalar olduğu için bunu diyoruz” diye konuştu.

MOBESE KATIYLARINA BAKILMIYOR

Son olarak Doğu-Güneydoğu Dernekleri ve Batman Dernekleri Federasyonu Başkanı Abdulhakim Daş söz aldı. 90’lı yıllarda Kürt kentlerinde on binlerce insanın kaybedildiğini belirten Daş, kaybedilenlerin akıbetlerinin meçhul olmadığını ve herkesin bildiğini söyledi. Daş, “Devlet, bu ülkede yaşayan herkesin hayatından sorumludur. Canlı veya ölü de olsa bile Mehmet Bal’a ne olduğunu ortaya çıkarmalıdır. Bir araya geldiğimiz de bizi izlemeye bizi takip etmeye imkânı var. Ancak Mehmet Bal’a ne olduğunu söylemiyor. Hem telefon sinyali hem de mobese kameraları ile Bal’ı arayabilir. Tekrardan devlet yetkililerine sesleniyoruz; Mehmet Bal’ı bulup ailesine teslim edilmeli” şeklinde konuştu.

Bir zorla kaybedilme daha: Mehmet Bal

Okumaya devam et

Gündem

Özel banka KHK’lının eşine hesabındaki parayı vermedi

Erzincan’da ihraç edilen ve halen cezaevinde olan KHK’lının özel bir bankada açtığı birikim hesabındaki parası eşine verilmedi. N.K., “Ben sadece hakkım olanı istiyorum” dedi.

BOLD – KHK’lılara bazı bankaların yaptığı ayrımcılık devam ediyor. Özel bir banka, KHK’lı kişinin eşine, vekaleti olmasına rağmen hesaptaki parayı ödemedi. Banka bu tasarrufuna gerekçe olarak ise 4 ay önce kaldırılan tedbir kararını gösterdi. Tedbir kararının kalkmasına rağmen bankadaki birikimini çekemeyen N.K. “Ben sadece hakkım olan istiyorum” dedi. Hukukçular, “Mahkemenin bankaya yazı yazması, bankanın da hesaptaki parayı ödemesi gerekir” diye konuştu.

Erzincan’da KHK ile ihraç edilen ve halen cezaevinde olan B.K.’nin özel bir bankada açtığı birikim hesabındaki parası eşine verilmiyor. B.K.’nin eşi N.K. eşinden vekalet alıp bankaya, “Neden paramızı vermiyorsunuz?” diye sordu. Banka da buna gerekçe olarak, ‘Daha önce mallarınız üzerine konulan bir tedbir kararı var’ yanıtını verdi. Ancak mahkemenin vermiş olduğu tedbir kararı 4 ay önce kalktı.

BANKA MAHKEMEYE YAZI YAZDI

Gazete Duvar’ın haberine göre B.K.’nin hesaplarına mahkeme kararıyla iki yıllık bir süre için tedbir kararı konuldu. İki yıllık süre geçip de tedbir kararı kalktığında N.K., eşinden aldığı vekaletle birlikte bankaya giderek parayı çekmek istedi. Fakat banka 4 ay önce kaldırılmış olmasına rağmen aynı tedbir kararını gerekçe göstererek bu talebi yerine getirmedi.

Banka N.K.’den mahkemeden tedbirin kaldırıldığına ilişkin yeni yazı getirmesini istedi. Yazıyı almak üzere adliyeye giden N.K., görüştüğü yetkililerin kendisine “Biz yazı gönderemeyiz. Tedbir karanının 2 yıllık olduğuna dair yazı zaten sizde var” dediğini aktardı. Başvurularına rağmen sonuç alamayan N.K. konuyu üst mahkemeye taşımaya hazırlanıyor.

BU KADAR HUKUKSUZLUK OLMAZ

N.K. yaşadığı süreci şöyle anlattı: “Bankaya kanun maddesini hatırlattım. Haklarımı istedim. Bana hesaplarımızda tedbir kararının kalkmadığını söylediler. Mahkemeden yazı getirmemi istediler. Ben de mahkemenin kararını gönderdim. Buna göre tedbir kararı zaten 27 Aralık 2019’da kalkmış durumda. Ama bu sorun ne yazık ki çözülmedi. Ben kimsenin parasını istemiyorum. Sadece hakkım olanı istiyorum. Hakkımızda şu an herhangi bir dava yok. Eşimin aldığı ceza da şu an Yargıtay’da. Hakkında kesinleşmiş bir karar da yok. Bunu insanlara anlatamıyorum. Bu kadar hukuksuzluk olmaz. Benimle aynı durumda başka arkadaşlarım ise paralarını alabildiler.”

Konuyla ilgili aradığımız banka şubesi ise, “Bu konuda bilgi veremeyiz” yanıtını verdi.

SINIRLAMA KEYFİ OLAMAZ

Borçlar Hukuku alanında uzman olan avukat Muharrem Özay, süren bir soruşturma kapsamında kişilerin mal varlığı haklarına uygulanan el koyma tedbiri hakkında, 1961 ve 1982 Anayasası’nda mülkiyet hakkının kamu ve toplum yararı amacıyla sınırlanabileceği hüküm altına alındığını ancak bu sınırlamaların keyfi ve sınırsız olmadığını söyledi. Özbay, sınırlama gerektiren durumlar için şunları söyledi: “Örneğin 1982 Anayasası’na göre mülkiyet hakkına yapılacak olan sınırlandırmanın ölçülü olması aranır. Hem sınırlama sebepleri hem de sınırlamanın sınırları 1961 ve 1982 Anayasası’nda tanımlanmamış. Mülkiyet hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde Ek 1 Protokol ile düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi verdiği kararlarda mülkiyet hakkının hukuki boyutunu ulusal hukuklardan bağımsız bir şekilde yorumlamıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek 1 No’lu Protokol’ün Mülkiyetin korunması kenar başlıklı 1’nci maddesinde, ‘Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır’ denilir. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.”

“El koyma tedbirinin de ölçülü olması gerekmekte” diyen Özay, bunu da şöyle açıkladı: “Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık gibi alt ilkeleri barındırmakta. Ayrıca mülkiyet hakkına müdahaleye yol açan tedbirlerin keyfi veya öngörülemez biçimde uygulanmaması gerekmekte. Hukuk düzeni devletin icracı kurumlarına ve yargı erkine bu standartları kurarken üçüncü şahısların da bu standartlara uygun davranması hukuk güvenliği açısından bir zorunluluk. Terörle mücadele açısından oldukça yoğun bir dönem geçiren ülkemizde Anayasa Mahkemesi’nin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin gösterdiği hassasiyet önemsenmeli. Hukukun üstünlüğü her alanda şiar edinmeli.”

Avukat Mensur Çil ise burada kişinin mağdur edildiğini söyleyerek bankanın parayı vermesi gerektiğini söyledi. Ancak mahkemenin tedbir kararını kaldırdığı tarihte, gerekli yerlere de bildirim yapmasının elzem olduğunu belirten Çil, “Mahkemenin tedbir kararı kaldırıldığını bildirdiği an bankanın parayı yatırması gerekiyor. Burada mahkemenin bankaya bildirimde bulunması zorunludur. Banka, mahkeme kararını görmediğinden anlaşmamazlık söz konusu olmuş. Mülkiyet hakkı koruma altındadır” dedi.

GERGERLİOĞLU MECLİS GÜNDEMİNE TAŞIDI

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da konuyu Meclis gündemine taşıdı. Gergerlioğlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a şu soruları sordu:

“B.K. isimli yurttaşın banka hesaplarına bloke konulduğu iddiası doğru mudur?

B.K. isimli yurttaşın eşine bankanın parasını vermediği iddiaları doğru mudur?

Bakanlığınıza iletilmiş bu konuyla ilgili şikayet var mı?

Son 4 yılda banka hesaplarına bloke koyulan yurttaş sayısı kaçtır?”

Yüzde 50 çalışan tek böbreğini de cezaevinde kaybetti

Okumaya devam et

Popular