Bizimle iletişime geçiniz

Genel

Mümtaz’er Türköne, hapisliği yazdı: Zeytin çekirdeklerinden tespih yapıp sevdiklerime gönderiyorum, kütüphanemdeki kitapları özlüyorum.

Zaman Gazetesi yazarı Mümtaz’er Türköne, Silivri Cezaevi’nde geçen günlerini kaleme aldı. Roman yazdığını belirten Türköne, “Zeytin çekirdeklerinden tespih, bileklik yapıp sevdiklerime gönderiyorum. Bir söz vardır, “Cezaevinde yıllar kolay geçer, günler ise zor geçer” diye. Doğruymuş” ifadelerini kullandı.

BOLD – 5 Ağustos 2016 tarihinden bu yana Silivri’de tutsak olan Zaman Gazetesi yazarlarından Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne, cezaevinde günlerini nasıl geçirdiğini anlattı.

Kütüphanede yerlerini ezbere bildiği kitaplarını özlediğini belirten Türköne, ”Yazıyorum. Hayal gücüne dayalı roman, senaryo gibi şeyler yazıyorum ağırlıklı olarak. Düşünme, hayal kurma, yazma sizi hapishanenin boğucu atmosferinden uzaklaştırıyor. Yan koğuşlarla, arka koridorla düzenli iletişim kuruyoruz” dedi.

Cumhurbakanı’na saldırı suçundan 4 yıl 2 aylık hapis cezasını çektiğini anlatan Türköne, “Benim cumhurbaşkanına bir gazete makalesi ile fiili saldırıda bulunabilmem için bu makaleyi makasla kesip bundan kâğıttan bir uçak yapmam, sonra cumhurbaşkanının geçtiği bir yerde havaya atmam, kâğıt uçağın da gidip cumhurbaşkanının gözüne değmesi lazım” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne Independent Türkçe’nin sorularına verdiği cevaplar şöyle:

KÖŞEMDE ANALİZ YAPARKEN KENDİMİ HAPİSTE BULDUM

Mümtaz’er Bey, kaç yıllık gazeteciniz? Neyle suçlanıyorsunuz ve aldığınız ceza nedir?

2006’da, yani on üç yıl önce köşe yazarlığına başladım. 1999’da, yirmi yıl önce profesör olmuştum. Aslında siyaset bilimi alanında 10’un üzerinde kitabı olan bir akademisyendim. Köşemde siyasi analizler yaparken kendimi hapiste buldum.

Hem tutuklu hem de mahkûmum. Zaman Gazetesi köşe yazarı olarak “terör örgütü üyeliği” suçlaması ile henüz kesinleşmemiş, Yargıtay’da temyiz aşamasında olan bir davam var. Şahin Alpay, Ali Bulaç gibi tanınmış isimlerle beraber yargılandım.

Bir de yine bir köşe yazımdan dolayı “Cumhurbaşkanına fiili saldırı” suçundan 4 yıl 2 ay kesinleşmiş bir cezam var. Bu suçtan mahkûm olarak cezaevinde yatıyorum. Hem tutuklu hem mahkûm olmamın hikâyesi böyle.

“Cumhurbaşkanına fiili saldırı” suçu derken ne kastediliyor? Bu suç gazete makalesiyle mi işlenmiş?

Doğrusunu isterseniz ben de anlamadım. 2016 yılı Mart ayında Bülent Arınç’ın Şırnak, Cizre ve Sur ’da hendek savaşlarına dair sözlerini analiz eden bir yazıydı o. “Benim görüşüm değil” diye özellikle bir vurgu da var. Yazıyı hakaret, tehdit gibi basın yoluyla işlenen bir suça sokamamışlar.

Ceza Kanunu’nda “Cumhurbaşkanına suikast ve fiili saldırı” suçunu düzenleyen özel maddeye dahil etmişler. Cezanın verildiği duruşmada mahkeme başkanı kanun maddesinin içeriğini bilmiyordu. “Fiili saldırı”yı “tehdit” olarak yorumlamış. “Maddede o da yok,” deyince şaşırdı.

Şunu söylemiştim: Benim cumhurbaşkanına bir gazete makalesi ile fiili saldırıda bulunabilmem için bu makaleyi makasla kesip bundan kâğıttan bir uçak yapmam, sonra cumhurbaşkanının geçtiği bir yerde havaya atmam, kâğıt uçağın da gidip cumhurbaşkanının gözüne değmesi lazım.

Ezcümle 4 yıl 2 ay hapis çok ciddi bir sonuç ama ne dava ne de hüküm ciddi değil. Size yargılamaların, siyasi yargılamaların bütünü hakkında bir fikir verebilir.

Peki, temyiz aşamasında nasıl onaylandı?

5 yıldan az olduğu için istinaf kararı kesinleşme için yetiyor. İstinaf kararının da gerekçesi yok. Sadece kesinleşme şerhi var.

MANTIK BASİT: İKTİDARI ELEŞTİRDİN ÖRGÜT ÜYESİSİN

Tutuklu olduğunuz davada durum ne?

Uzun bir hikâye olduğu için komedi kısmı daha uzun. Şöyle bir döküm size bir fikir verebilir: Beş yazımdan, cümle içinden başı sonu belli olmayan iktibaslar, beş yazımın da sadece başlıkları ile üç kez ağırlaştırılmış müebbet talebiyle dava açıldı. Hepsi demokrasiyi ve hukuku savunan iktidara yönelik eleştiriler içeren yazılar.

2014 yılı Mart ayında açılmış bir soruşturma. İlk defa Sulh Ceza Hâkimi’nin karşısına çıktığımda, “suçlamanız ne?” diye sormuştum. Hâkim, “17/25 Aralık darbesi” diye cevap vermişti.

“Yolsuzluklar mutlaka soruşturulsun” tezini savunan yazılar. Bu yazılar az bulunmuş olsa da gerek yine başlıklardan oluşan on üç yazıyı savcı mütalaada eklemiş.

Toplam yirmi üç yazının başlığı ve birkaç kelimelik iktibaslarla “terör örgütü üyesi” olduğuma hükmedildi.

Ne kararda ne gerekçede yazılarla terör örgütü üyeliği arasında bir bağlantı yok. Mantık çok sade: İktidarı eleştirdin, o zaman terör örgütü üyesisin!

YARGITAY’IN KEŞİF YAPMASINI BEKLİYORUZ

Nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

Bütün bu yargılamaların tamamı için Yargıtay’ın büyük bir keşif yapmasını bekliyoruz.

Keşif Amerika Kıtası’nın keşfi gibi çağ açacak ama nispeten kolay bir keşif. Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ile ceza verdikleri maddelerin tamamının başında yer alan “cebir ve şiddet kullanarak” ifadesini yargıçların bir gün fark etmesini umuyoruz.

Mevcut kanunlarla hatta çok eleştirilen TMK ile bile bu cezaların verilmesi imkânsız. Eleştiri eşittir terör suçlaması, kolay sürdürülebilir, yargıçların mesleki saygınlığını koruyabilecekleri bir formül değil.

Yargılandığım dosyada Orhan Kemal Cengiz adında bir avukat vardı. Entelektüel bir avukat, üç ağır müebbet isteniyordu, son talep kısmında. Ama metinde hiçbir yerde ne adı, ne bir suçlama yer alıyordu.

Esas suçlama sadece iktidarı eleştirmek mi?

“İktidarı acımasızca eleştirmek” ibaresi iddianamede yer alıyordu. İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2017/67 esas, gazetecilerin yargılandığı davanın gerekçeli kararında suçlamalardan biri “hükümeti ve AK Parti’yi çok sert bir dille eleştirir içerikler” yayınlama suçu yer alıyor.

Bütün gazeteci davalarında haber ve yorumlar, zamanında hiçbir suçlamaya ve soruşturmaya uğramamış içerikler. Basın Kanunu dava açmayı üç ayla sınırlıyor. Biz bu içeriklerle “terör örgütü üyesi” sıfatıyla beş yıl sonra yargılandık ve ceza aldık.

Size bir de Türk yargısının insan haklarına getirdiği yeni kategoriden bahsetmem lazım: Yönetici hakları. Biz “yönetici haklarına saldırmak” suçuyla yargılandık. İddianamede var bu ibare.

Örgüt üyeliğine dair başka bir belge yok mu?

Vallahi yok. Gazete makale başlıkları -cümle değil- cımbızla çekilmiş ibareler, akla ve mantığa tamamen aykırı gerekçeler. Bütün amaç tutukluluğu bir cezaya dönüştürmek. Yargılama devam ettiği için tutukluyuz.

HUKUK DEĞİL BÜROKRATİK REFLEKSLER DEVREDE

AİHM’in tutumu ne oldu?

AİHM, Türkiye’den binlerce dava ile karşılaşmamak için AYM’yi bekliyor. AYM ise top çeviriyor. Benim dosyada tutuksuz Ali Bulaç Hakkında “hak ihlali” kararı verdi ama tutuklu olan benim hakkımda vermedi.

Öncelikleri, bürokratik pozisyona bağlı görünüyor. Bir yargılama faaliyeti bir hukuk koruması yerine iktidar ve AİHM arasında politik bir denge oluşturmaya çalışıyor. Hukuk değil bürokratik refleksler devrede.

12 EYLÜL’DE İŞKENCE GÖRDÜM AMA MAHKEMELER KANUNLARI UYGULUYORDU

Siz 12 Eylül’de de tutuklandınız. 12 Eylül dönemi ile şimdiki dönemi karşılaştırır mısınız?

12 Eylül’de fiziki işkence vardı. İşkenceden ölenler vardı. Ben de işkenceye maruz kaldım yine de sıkıyönetim mahkemeleri yürürlükte olan kanunları uyguluyorlardı.

Bugünün mahkemeleri kanunda yer almayan suçlar icat ediyor, açıkça “karar bozulana kadar tutuklu kalır” diyerek yargılama sürecini hukuksuz yargılamayı bir cezaya dönüştürüyorlar.

Görüyorsunuz üç yıldır hapisteyim ve sonunda beraat edeceğimi beni yargılayanlar da biliyor. Terör örgütü üyeliğinden bana verilen cezaya hâkimlerden biri muhalefet şerhi yazmış ve “verilen cezanın temyizde bozulma ihtimalini” muhalefet gerekçesi olarak zikrediyor.

SOSYAL MEDYA YOK, BİRÇOK ŞEYDEN HABERİMİZ OLMUYOR

İçeride siyasi gündemi takip edebiliyor musunuz?

Sadece televizyondan. Sosyal medya imkânı olmayınca birçok şeyden haberimiz olmuyor.

Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun yeni parti kurma çalışmaları hız kazandı. Sizce bu parti kurma teşebbüslerinin arkasında toplumsal bir destek var mı?

Ayrışma yeni değil. Meseleye ekonomik ve toplumsal dengeler açısından bakınca her şey netleşiyor. 2015 yılının Ekim ayında Davutoğlu başbakan iken Ali Babacan hükümet adına Orta Vadeli Ekonomik Program açıklamıştı. Temel tezi reel sektöre özellikle sanayi sektörüne öncelik verilmesi idi.

Erdoğan o zaman cumhurbaşkanı olarak Ali Babacan ile bir polemiğe girmiş ve “İnşaat sektörünü ezdirmem” demişti. Finans sektörü müteahhitlik sektörü üzerinden büyük kârlar elde etmişti.

Kredi imkânları pahalı fiyatlarla müteahhitlik sektörüne gidince, sanayi zor durumda kaldı.

Şimdi inşaat sektörü battı. Müteahhitlik firmaları peş peşe iflas etti. Kendi yağıyla kavrulan reel sektör, Ali Babacan’ın arkasında çıkış arıyor. Finans sektörü de. İnşaat sektörünün konut kredi faizlerinin düşürülmesine rağmen toparlanması zor.

1 milyon konut stoku var. Her şey rant dağıtımı üzerinden kolay yürümüş. Şimdi tıkandı.

2002’de AK Parti’yi iktidara getiren sosyo-ekonomik dinamikler, Anadolu sermayesi ve ilave olarak finans sektörü Babacan ile yeni bir çıkış arıyor. Davutoğlu’nun ekonomik arka planı bu kadar güçlü değil. Devam eden ekonomik kriz enflasyon ve en çok da işsizlik güvenli bir liman arayışı ile Babacan’ın önünü açıyor.

Sonucu mukayeseli üstünlük belirler. AK Parti’nin ekonomik aktörler ve sosyal taban itibariyle ömrünü tamamladığı tezi gerçeklerle uyuşuyor.

KÜRT SORUNU

Kürt sorunu Türkiye’nin en önemli sorunu olmaya devam ediyor. Üç ilin belediye başkanının görevden alınması ve yerlerine kayyum atanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye iç savaşı Türkiye’nin Kürt sorununun ağırlık merkezini Kuzey Suriye’ye taşıdı. Bu zaman aralığı yumuşama, uzlaşma ve birlikte yaşama iradesi adına, iktidar tarafından fırsata dönüştürülebilirdi. Arada çıkan yeni çözüm süreci sözleri böyle bir umudu veriyordu. Tam tersi veya çözüm süreci öncesi çıtayı yükseltmek gibi bir yaklaşım var.

Önce şunu söyleyelim. Bu belediye başkanlarının görevden alınması, hem de yargı kararıyla değil de idari tasarrufla görevden alınmaları anayasal demokrasiyi rafa kaldırmak demek. Çoğunluk azınlıkta kalanların haklarını, seçme ve seçilme hakkını, demokratik temsil imkânlarını kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan sınırlayamaz.

Buna çoğunluk diktası denir. Bu normal kabul edilirse asgari düzeyde demokrasi var olamaz.

Gücünü sandıktan alanların, rakip partilerden seçilen yerel yöneticilerin seçilme ve temsil hakkını çok sağlam deliller olmadan ortadan kaldırması kendi meşruiyetini de tartışmalı hale getirir. Bunun adı çoğunluk diktasıdır.

Çoğunluğun hukukta kayıtlı olmadan, azınlıkta kalanların en temel haklarına saygı göstermeden tasarrufta bulunması demokrasiyi ortadan kaldırır.

Kayyum talimatının 31 Mart’ta yerel seçimle aynı gün verildiği iddiası şayet doğruysa bu durum skandal ötesi bir vahim durum olur.

Halkın yüzde 13’ünün oyunu almış bir politikacı tutuklu yargılanıyorsa, kanunların lafzi yorumunun çok üzerinde, yargının meşru dayanaklara ihtiyacı olur. Belediye başkanları, parti başkanları gibi temsil görevi üstlenenlerin maruz kaldığı muamele, doğrudan onlara oy verenleri hedef alıyor demektir.

Selahattin Demirtaş ve belediye başkanları, onlara oy verenlerle tartılmalı çoğunluğun iktidarı, azınlığı haklarından mahrum bırakıp sistemin dışına iterse bunun adı çoğunluk bölücülüğüdür. Azınlık bölücülüğünden daha tehlikelidir çünkü telafisi yoktur.

MEVZU ÇOK DERİN

– Cemaat ve tarikatlara hükümetler neden ihtiyaç duyuyor?

Örgütlü kesimler oldukları için cemaatler konusu gündemden hiç çıkmayacak. Sosyolojik perspektife ihtiyacımız var. Cemaatler, yani Tönnies’in Gemeinschaft’ı evrensel bir gerçekliktir.

Durkheim’in, din ile toplum, özel olarak cemaat yapısı arasında kurduğu eşitliği dikkate almazsak, dinlere savaş açmış oluruz. Bireyler ne kadar güçsüz, korumasız kalmışsa cemaatler o kadar etkili sığınaklara dönüşür.

Cemaatleri yok saymak ya da yok etmeye kalkmak dinin toplumsal tezahürüne, dolayısıyla dinin, kendisine savaş açmak demek. Cemaat evrenseldir. ABD’yi Püriten cemaatler kurdu.

Yerel demokrasileri hâlâ onlar işletiyor. Eğer cemaatlerden endişe duyuyorsanız yapacağınız tek şey aralarındaki rekabeti garanti altına almak. Belli bir büyüklüğü aşan ve tekel oluşturan bir cemaat zaten cemaat olma vasfını kaybeder.

Türkiye’de sorun cemaatler veya tarikatlar arası rekabetten değil, bu organizasyonların siyasetle ilişkisinden kaynaklanıyor. Siyaset toplumsal alan üzerinde yükselen bir kapsayıcılık, bir güç temerküzü oluşturdu. Tıpkı selin yükselmesi ve karanın daralması gibi.

Yükselen siyaset cemaatleri ve tarikatları de siyasi limanlara bağladı. Siyaset asli alanına dönse, kendiliğinden cemaatlere, tarikatlara dönük sorunlar da ortadan kalkar. Özellikle tarikatların geleneksel özerkliklerini korumaları lazım.

Cemaat ve tarikatların yer aldığı dini alan bir genişlemeye uğramıyor; tersine siyaset bu alanları domine ediyor, siyasileştiriyor. Mevzu çok derin.

TÜRKÜLER OKUNUYOR, MİNNET EYLEMEM EN FAVORİ PARÇA

Cezaevinde nasıl zaman geçiriyorsunuz, neler yapıyorsunuz?

Yazıyorum. Hayal gücüne dayalı roman, senaryo gibi şeyler yazıyorum ağırlıklı olarak. Bir de zeytin çekirdeklerinden tespih, kolye, bileklik yapıp sevdiklerime gönderiyorum.

Düşünme, hayal kurma, yazma sizi hapishanenin boğucu atmosferinden uzaklaştırıyor. Yan koğuşlarla, arka koridorla düzenli iletişim kuruyoruz.

Askerler vali, kaymakamlar ve tabii gazeteciler var çevremde. Askerlerin çoğu kurmay subay ve vazife başındalarmış gibi gelişmeleri takip ediyor.

Türküler okunuyor. Nesimi’nin “Minnet Eylemem” ilahisi en favori parça.

Bir söz vardır, “Cezaevinde yıllar kolay geçer, günler ise zor geçer” diye. Doğruymuş.

Herkesin bir tarafı dışarıda. Ben de çalışma odamı, yerlerini ezbere bildiğim kütüphanemdeki kitapları özlüyorum.

17/25 Aralık’a bir doğrulama daha; Bilal Erdoğan’ın 99 Milyon 999 bin 990 doları aldığı tescillendi

Genel

Yargı paketi yasalaştı; haber verme sınırlarını aşmayan düşünce açıklamaları artık suç değil!

AKP’nin reform adını verdiği ancak beraat eden KHK’lıların pasaportunu İçişleri Bakanlığı onayına bağlayan yargı paketi yasalaştı. Pakete göre, haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmayacak. Pasaport için bakanlık onayı gerekecek.

BOLD – AKP’nin Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında Meclis’e sunduğu Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda dün gece kabul edilerek yasalaştı.

Kanuna göre, baroya kayıtlı ve en az 15 yıl kıdemi bulunan avukatlara hususi damgalı pasaport verilecek. Ancak avukatların haklarında, Türk Ceza Kanunu’nda belirtilen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan dolayı soruşturma veya kovuşturma bulunmaması şartı aranacak.

KHK’LILARA İÇİŞLERİ’NDEN PASAPORT İZNİ

T24’ün haberine göre, OHAL döneminde çıkartılan KHK’larla pasaportları iptal edilenlere, haklarındaki idari veya adil işlemler lehine sonuçlanmışsa pasaportları iade edilecek. Bu şekilde pasaportları iptal edilenler veya pasaport talepleri reddedilenlere, belirli koşulların bulunması durumunda kolluk birimlerince yapılacak araştırma sonucuna göre İçişleri Bakanlığınca pasaportları verilebilecek.

Bu maddeden, OHAL kapsamında kabul edilen kanunlar uyarınca kamu görevinden çıkarılmaları veya rütbelerinin alınması nedeniyle pasaportları iptal edilenler, OHAL Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin KHK’nin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 5. maddesi ve 375 sayılı KHK’nin geçici 35. maddesi uyarınca pasaportları iptal edilenler, mahkemelerce yurt dışına çıkmaları yasaklananlar hariç olmak üzere pasaportları iptal edilenler ile haklarında pasaport verilmemesine yönelik idari işlem tesis edilmiş olanlar yararlanacak.

SORUŞTURMASI BULUNMAYANLAR ALABİLECEK

Ancak haklarında aynı nedenlerden dolayı devam eden herhangi bir idari, adli soruşturma, kovuşturma bulunmaması, kovuşturmaya yer olmadığına, beraatine, ceza verilmesine yer olmadığına, davanın reddine veya düşmesine karar verilmesi, mahkumiyet kararında cezasının tümüyle infaz edilmesi veya ertelenmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi şartları aranacak.

Teklifin TBMM’de kabulüyle yasalaşan maddeler özetle şöyle oldu:

AVUKATLARA YEŞİL PASAPORT

– Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmayacak.

– Baroya kayıtlı, en az 15 yıllık avukatlara yeşil pasaport verilebilecek.

– Avukatlık staj ve noterlik staj başvurularında, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nda başarılı olma şartları aranacak.

– İdari yargıda da ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma yapılabilecek.

TUTUKLULUK SÜRESİ

– Soruşturma aşamasında tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde 6 ayı, görevine giren işlerde 1 yılı geçemeyecek.

– Seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü, yargı sistemine dahil ediliyor.

– Suçun sübutuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen, soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe bağlı olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın düzenlenen iddianameler iade edilecek.

– İş ve çalışma hürriyetinin ihlali; güveni kötüye kullanma; suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçları da uzlaştırma kapsamında olacak.

– Uzlaştırma ve ön ödeme kapsamındaki suçlar hariç, cumhuriyet savcısı, üst sınırı 3 yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda, kamu davasının açılmasını 5 yıl süreyle erteleyebilecek.

– Cinsel istismar mağduru çocukların soruşturma evresindeki beyanları, bunlara yönelik hizmet veren merkezlerde cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınacak.

TEMYİZ KAPSAMI GENİŞLİYOR

– Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin temyiz edilebilecek kararlarının kapsamı genişletiliyor.

– Hakaret, halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit, suç işlemeye tahrik, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama, cumhurbaşkanına hakaret, devletin egemenlik alametlerini aşağılama, Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve devletin kurum ve organlarını aşağılama, silahlı örgüt, halkı askerlikten soğutma suçları nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları temyiz edilebilecek.

– Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin hapis cezalarının üst sınırı 15 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından 5 yıl olarak uygulanacak.

İnsan Kaçırma Eylemleri 2019 Raporu yayınladı

Okumaya devam et

Genel

AKP’li Bülent Turan’dan çelişkili ‘Ekrem Amca’ açıklaması

Kürtçe konuştuğu için saldırıya uğrayan Ekrem Yaşlı olayı için, önce saldırının ilgisiz bir konudan başladığını savunan AKP’li Turan, daha sonra münferit olay diyerek itidal çağrısı yaptı.

BOLD – Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Hastanesinde tedavi gören ve Türkçe bilmeyen eşiyle (71) Kürtçe konuşan Ekrem Yaşlı (74), hastanede bulunan başka bir hasta yakını tarafından saldırıya uğramıştı. Yaşlı , kendisine yönelik saldırıyı şu ifadelerle anlattı, “Ben bir şey demedim ona. Bana ‘sen nereden geldin?’ gibi bir şeyler söyledi. Ben anlamadım önce. Sonra koltukta oturuyordum, bir ara göz göze geldik. ‘Bana neden bakıyorsun?’ dedi. Ben de ona bakmadığımı söyledim, ayrıca ‘bakmak yasak mı?’ dedim. Arkasında soda şişesi saklıyormuş. ‘Ben sana bana bakma demedim mi’ dedi, ‘burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ diyerek soda şişesiyle iki kez kafama vurdu.”

ADLİ SÜREÇ BAŞLADI

AKP Çanakkale Milletvekili Bülent Turan, Çanakkale’de hasta eşine hastanede refakat eden Ekrem Yaşlı’ya Kürtçe konuştuğu gerekçesiyle, başka bir hasta refakatçi tarafından yapılan saldırı hakkında sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Turan ilk paylaşımında saldırının, Ekrem Yaşlı ile ilgisiz bir konu yüzünden başlayan bir tartışma sonucu yaşandığını ifade etti. Turan, Ekrem Yaşlı’nın 25 yıldır Çanakkale’de yaşadığını belirterek, ”Münferit bir olayı genellemek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Adli süreç başlamıştır. Ekrem amcamıza tekrar geçmiş olsun. Konunun takipçisiyiz” dedi.

Çelişkili açıklama Turan’ın takipçilerinin de gözünden kaçmadı. İşte Bülent Turan’ın çelişkili ifadelerinin yer aldığı paylaşımları ve gelen tepkiler;

74 yaşındaki Ekrem Yaşlı, Kürtçe konuştuğu gerekçesiyle saldırıya uğradı

Okumaya devam et

Genel

Bilal’in imam hatipten sınıf arkadaşına Saray’dan 7 milyonluk ihale

Cumhurbaşkanlığı’nın güvenlik kamerası ihalesi, Bilal Erdoğan’ın imam hatipten sınıf arkadaşı Fatih Başçı’nın şirketine verildi. Güvenlik kamerası işi için 7 milyon 456 bin TL ödenecek.

BOLD – Önder İmam Hatipliler Derneği yönetim kurulu üyesi olduğu kamuoyuna yansıyan Başçı, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğulları Bilal ve Burak Erdoğan’ın imam hatip arkadaşı olarak tanınıyor.

Bilal Erdoğan’ın sınıf arkadaşı Fatih Başçı.

Birgün’ün haberine göre Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı’na bağlı Beykoz, Küçüksu ve Ihlamur Kasrı ‘kamera ve güvenlik sistemi alımı işi’ ihalesini Başçı’nın ERB Teknoloji ve Bilişim Şirketi aldı. İhale bilgilerine göre; ERB Şirketi, üç kasırda kamera ve güvenlik sisteminin montajını yapacak. İhale için Cumhurbaşkanlığı bütçesinden ödenen rakam ise 7 milyon 456 bin lira olarak açıklandı.

TBMM İHALESİNİ DE ALMIŞTI

TBMM’nin ‘kameralı güvenlik sistemi’ için 2014’te yapılan ihalenin, fiyat sıralamasında teklif tutarı ile altıncı sırada olmasına rağmen ERB Teknoloji ve Bilişim Hizmetleri Şirketi’ne verilmesi geçen yıllarda gündeme gelmişti. Şirketin, AKP’li isimlerin yönetimde olduğu dönem, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden (İBB) ihale aldığı da iddia edildi.

Bloomberg: Trump, Erdoğan’ın ricasıyla Halkbank’a verilecek ceza konusunda devreye girdi

 

Okumaya devam et

Popular