Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Kızım eğer suçluysa asın, idam sehpasına ilk tekmeyi vurmazsam namerdim

7,5 yıl hapis cezasına çarptırılan hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın cezasını Yargıtay onadı. Annesi, yürüyemez hale gelen kızının durumunu BOLD’a anlattı, ağır konuştu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 9 Eylül 2016’dan bu yana Konya Ereğli bulunan hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın annesi Gülşen Şahin, kızının cezasının Yargıtay tarafından onaylanmasına isyan etti. “Yüreğim yangın yeri” diyen Şahin’in ahı, isyanı Tenkil Sürecinde yapılan haksızları gözler önüne seriyor.

“Benim çocuğumun gerçekten suçunu bulun, idam sehpasına getirin asın, eğer o sehpaya ilk tekmeyi vuran ben olmazsam en namerd insanım. Burada Türkiye’nin gözü önünde, bütün Müslümanların huzurunda, Allah’ın huzurunda söz veriyorum.” diyen Gülşen Şahin, “Vallahi ecdad kalksa yüzünüze tükürür.” ifadelerini kullandı.

Konya’da özel bir yurtta görev yapan ve kapıcının şikayeti üzerine tutuklanan Gökkaya cezaevi ortamında teşhis konulamayan bir hastalığa yakalandı. Bir tür iltihaplı romatizma olarak adlandırılan hastalık, genç kızı, özellikle kış aylarında tekerlekli sandalyeye mahkum ediyor. Vücudunun her yeri tutuluyor, özel ihtiyaçlarını göremeyecek kadar ağrılı ve hareket edemeyecek bir dönem geçiriyor.

İŞTE GÜLŞEN ŞAHİN’İN ÇIĞLIĞI…

“Dün sabah kahvaltıyı hazırladım. Sıcak bir çay içelim, kahvaltı yapalım derken, avukatımız aradı; ‘Merve’nin cezasını Yargıtay onayladı’ dedi. Sofrada yüzüme kara geldi, lokmalar boğazıma dizildi. Bir bardak çayım rezil oldu. Yavrumu suçsuz 3 senedir yatırıyorlar. Üç sene önce Kurban Bayramını rezil ettiler. Rabbim dilerim Allah’tan bu dünyada da öbür dünyada da yüzleri gülmesin. Onların da bayramları kara gelsin. Onların da umutla bekledikleri günlerde ışıkları sönsün. Kim bu vatanın ışığını söndürmeye çalıştıysa, kim bu çocukların üzerine suç atmaya çalıştıysa ben öyle diliyorum yüze Rabbimden, ben bir anneyim, yüreği yaralı bir anne…

SUÇLARI KIZIMIN ÜSTÜNE YIKTILAR

Üç evladım var, iki erkek evladımı askere yolladım güller gibi. Merve de okudu, ne mutlu dedim vatana millete… Herkesin yavrularını yetiştirmeye çalışıyor kızım. Ziyaretime geldiği zaman 2 saat zor dururdu. ‘O yavrularımın, kızlarımın başına bir şey gelirse hesabını Allah’a veremem anne’ derdi; ‘Zamanın fitneleri o kadar çok ki, uyuşturucu satanlar mı ararsın, kötü yola düşürmek için yavruların peşlerinde dolanan züppeleri mi ararsın, yurtlarında önünde kaynaşan zamanenin fitnelerini mi ararsın, ne olur anne hakkını helal et, yavrularım beni bekler’ derdi. Yarım saat, bir saat dururdu yanımda, daha fazla kalmazdı. Bu suç oldu. Bunu suç kabul ettiler. Yavrum kimseleri incitmedi. Anne olarak ben utanırdım onun ahlakından. Öyle güzel ahlaka sahipti. Ama çocuğumu suçlu tayin ettiler. Suçları kızımın üstüne yıktılar.

ŞAPIR ŞAPIR DAMLAYAN CEZAEVİNDE KALDI

Darbe olduğunda hem damadım hem kızım biz Kazlıgölde’ydik. Çocuğum kimseye zarar etmedi ki, karıncayı bile incitmez ama onu terörist ilan ettiler. Terörist anneleri HDP’nin kapısında bekliyor, ben kimin kapısına gideyim de bekleyeyim. Benim yüreğim yanıyor, benim kızım hasta. Sapasağlam alıp götürdüler (9 Eylül 2016). İlk sene hiç kullanılmayan cezaevinde kaldı. ‘Üstü böyle şapır şapır akar anne, battaniye sırılsıklam olurdu’ derdi. O yıl kışı geçirdi, bahara varmadan hastalandı. Yavaş yavaş tutulmaya başladı. Ondan sonra da vücudunun her yeri kitlenir oldu. Kitlendiği anda da götürmediler doktora. Hiç götürmediler dersem yalan olur. Ben ölüp hakka can vereceğim, Allah soracak ben cevabını vereceğim. Tahliller yapıldı ama o anda götürmedikleri için derdi nedir, çaresi nedir bulamadılar. Bir sürü kas gevşetici verdiler, ağrı kesici verdiler onlar da zamanla çocuğumun vücudunda aksi tesir yaptı.

ANNE YİNE SANCILARIM BAŞLADI, DEDİ

Merve daha 28 yaşında. Tekerlekli sandalye ile koridora kadar getiriyorlar. Görüş yaptığımız odaya iki kişinin kolunda geliyor. Kendi özel işlerini; çamaşırını yıkayamıyor, vücudunun temizliğini yapamıyor, özel ihtiyaçlarını gideremiyor. Salı günü telefon görüşünde bana ‘anne sancılarım yine başladı’ dedi. Kış geldi kapıda. Çocuğum dışarıda olsa kaplıcaya götürürüm, doktorunu hekimi bulurum, bir şey yaparım ama elim çocuğuma ulaşmıyor. BİMER’e de yazdım, Cumhurbaşkanına yazdım, her yerlere yazdım ama kimse elimden tutmadı, kimse yardımcı olmadı. Benim yavrum çürüyor orada. Dört duvar arasında. Ne olur sesimi duyun, bir yardım eli uzatın.

HANGİSİNE YETİŞEYİM

Aldığım bir emekli maaşı. İki mahkuma bakıyorum. Büyük oğlum rahatsızlandı, bipolar teşhisi koydular. Onun iki yavrusu var. Büyük kızının beyni kitlenmiş, her hafta psikologa götürüyorum. Ona mı yetişeyim, buna mı yetişeyim hangi birine yetişeyim. Önceleri biraz börektir, katmerdir bir şeyler yapıyordum, eşime yardım ediyordum. Şimdi rahatsızlığımdan dolayı onu da yapamıyorum. Kalp krizi geçirdim, şeker hastasıyım tansiyon hastasıyım, ben maddi bir şey istemiyorum, ne olur bana yardım edin, yavrumu bana verin ne olur. Dayanamıyorum, dayanacak halim kalmadı. Sesimi duyan yok mu? Sesime ses verin.

KADINLARLA, ÇOCUKLARLA BU KADAR UĞRAŞAN OLMADI

Yavrum çıkmadan ölecek diye çok korkuyorum. Ölümden değil, her canlı mutlaka ölecek ama yavrum kolsuz kanatsız kalacak diye korkuyorum. Onu doyasıya kucaklayamamaktan, sevdiği yemekleri yapamamaktan korkuyorum. Ne olur bu çile, bu zulüm bitsin. Anneler yavrusuz kalmasın.

Müslümanlara, inananlara zulümler her zaman olmuş ama kadınlarla, çocuklarla bu kadar uğraşan olmadı. Kadınlar ne yaptı ya, bu kadınlar ne yaptı! Asıl teröristler dışarıda gezerken, asıl vatanı bombalayanlar dışarıda gezerken, asıl zulümleri yapanlar dışarıda gezerken garibanın çocuğuna mı eliniz uzanıyor ya!

ERBAKAN’A OY VERDİM, AKP ÇIKTI ONLARA VERDİM

Ben 55 yaşındayım. Kullandığım oyları Erbakan hocaya verdim, AKP çıktı AKP’ye verdim. Ben başka bir partiye oy vermedim. Bize bu zulmü reva görmeyin, bu zulümleri kaldırın, Allah rızası için yalvarıyorum size.

HANİ ALT TABAKA İBADET TABAKASIYDI…

Alt tabaka hani ibadet tabakasıydı, hani orta tabaka ticaret tabakasıydı, hani üst tabaka ihanet tabakasıydı. İhanete seslenemediniz, ticarete elinizi uzatamadınız, ama nerede bir garibanın çocuğu varsa eliniz ona ulaştı, kusura bakmayın. Bu millet enayi değil artık, biz enayi değiliz, bir Gülşen Şahin’in garip kızını mı buldun, el uzatacak, tutuklayacak. Ne istedin benim çocuğumdan!

Gelip sorabilirsiniz, komşulardan akrabalardan. ‘Merve de şu insanı kırdı’ diyecek bir insan varsa alnını şöyle karışlarım ben. Alnını karışlarım o insanın. Büyüğüne karşı saygılı, küçüğüne sevgili. Bir uçtan bir uça benim çocuğumu koca mahalle tanır.

VALLAHİ ECDAD KALKSA YÜZÜNÜZE TÜKÜRÜR

Allah rızası için bu zulmü yapmayın artık. Vallahi Allah’ın öyle bir tokadını yersiniz ki, nereden geldiğini bilemezsiniz. Başımıza bu çileleri açanları mahşerde elim yakasında. Rabbül aleminin huzuruna vardığımızda orada hesaplaşacağız. Elimiz yakanızda. Vallahi helal etmiyorum hakkımı, billahi helal etmiyorum hakkımı. Orada görüşeceğiz ama gel iş işten geçmeden, şu garibanları, şu çilekeşleri, biraz üzerimizden şu zulümleri kaldır. Sağa sola Sisi’ye, Esad’a zulümkar diyorsunuz, biz de zulüm görüyoruz vatanımızda. Vallahi ecdad kalksa yüzünüze tükürür. Billahi kalksa o ecdad yüzünüze tükürür. Bunları bize reva görenlere buradan sesleniyorum. Ne olur, yavrumu tahliye edin. Yavrum gibi garipleri bırakın. Üzmeyin bizi, yapmayın bu zulmü bize.

GERÇEK SORUMLULARI BULUN

Eğer Müslümanız diyorsanız, zerre kadar inancınız varsa, biz Allah’ın kulu, Rasulün ümmetiyiz diyorsanız yavrularımıza bu zulmü yapmayın. Bulun gerçek sorumluları. Benim çocuğumun gerçekten suçunu bulun, idam sehpasına getirin asın, eğer o sehpaya ilk tekmeyi vuran ben olmazsan en namerd insanım. Burada Türkiye’nin gözü önünde, bütün Müslümanların huzurunda, Allah’ın huzurunda söz veriyorum. Eğer benim çocuğumun darbeyle uzaktan yakından bir şeyini bulun, bana ispatlayın vallahi de billahi de o sehpaya ilk tekmeyi vuran ben değilsem en namerd insanım.

TERÖR NAMINA BİR ŞEY GÖSTERSİNLER!

Dün sabaha kadar uyumadım. Kalbim sıkıştı, Yargıtay onayladı diye. Rabbim sana havale ediyorum. Sen yardım et Allahım. Bir insanın eliyle mi olacak, bir insanın diliyle mi olacak, bir insanın kalemiyle mi, imzasıyla mı olacak sen yarım et Allahım… Elinde silahı yok bir şeyi yok. Ya bir tane, bir tane göstersinler ya. ‘Şu kadar doküman yakalandı, şu kadar bilgisayar yakalandı, kağıt yakalandı, kürek yakalandı.’ Bir tane bir gram uyuşturucu yakalansın, bir tane Allah’ın çakısı yakalansın. Terör terör terör… Terörist olan insanın bombası olur elinde, bıçağı olur, bir şey olur… Yani bizim bildiğimiz, şimdiye kadar gördüğümüz öyle. Köy eşkıyalarında bile, anamdan, dedemden dinlediğim köy hikayelerinde bile hiç değilse elinde bir bıçağı olur. Bu çocukların ellerinde bir telefonları, başka bir şeycikleri yok. Başörtüleri suç oldu, giyimi kuşamı, giydiği tesettürlü pardesüsü suç oldu. Her şey suç oldu. Hiçbir suçu olmayan serçe kadar bir çocuktan da korkuyorlarsa Allahım hidayet versin, akıl fikir versin.

Üst ranzada yatıyormuş kızım, ‘anne sabah kalktım mı battaniye sırılsıklam, sıksan sıkılır’ derdi. Kızım üşütme, kızım sıkı giyin diyorum. Kıyafetler sınırlı. 3-5 kıyafet verebiliyorsun. Eşarp bile kısıtlı. Benim çocuğum hasta, romatizmal ağrı diyorlar bunlara. İltihaplı romatizmanın tehlikeliymiş. Artık ne bilmiyorum. İlkokul mezunuyum. Adını sanını bilemiyorum. Bu hastalık böyle kalıp kalıp omuriliğiyle iltihap bağlıyormuş. E romatizma hastalığı sıcağı çok sever, üstüne giyinmesi lazım, hava soğuyunca etkilenmeye başladı, ‘anne aman kışlıklarımı bir an önce getirin’ dedi.

İNSANLARI SÖMÜRMEK BACASIZ FABRİKA MI!

Bir de şu var. Götürüyorsun, yeterli alamayız diyorlar. Sınırlı sayıda diyorlar. Götürdüğünde almıyorlar -ya da 1-2 parça alıyorlar- kargoyla gönderince alıyorlar. Kargodan gelir sağlıyor, kantinden gelir sağlıyorlar. Neymiş, devlet bacasız fabrikaymış. Tabi bacasız fabrika o kadar insanları sömürüyorlar. O ana, o baba bir emekli maaşıyla mahkuma bakarken… Dışarından bir şey alıp da gönderemiyorsun, kantinde varmış, kantinde var ama sen 5 liraya veriyorsun, ben 5 liraya 5 çorap alır gönderirim. Benim alasım yok senden ama mecbursun. Tabi bacasız fabrika. Bir de oradan gelir sağlıyor devlet. Kargodan gelir sağlıyor, kantinden sattığı eşyalardan sağlıyor. Tabi fabrikasız baca. İnsanları sömürmek fabrikasız bacaysa çok güzel fabrikalar kurdu, Allah razı olsun devletten.

BİR FİRAVUN’A ELBETTE BİR MUSA GELİR

Allah devletimize zeval vermesin ama bu kadar zulüm de olmaz. Bir Firavun’a elbette bir Musa gelir. Rabbim ona göre ona da bir tokadını vurur ama nereden geldiğini bilemezler. Biz inançlı insanlarız, Allah’tan korkan, kuldan utanan insanlarız. Rabbim hidayetini verecekse versin, vermeyecekse Rabbime havale eyledim. Rabbim bunları kahru perişan öyle eylesin.

KENDİ BİNDİĞİ DALI KESİYOR

Yumruk yaşımdan beri, Erbakan hocaya oy verirlerdi; anam, babam, dedem, kayınvalidem, kayınbabam onun taraftarıydık. AKP çıktı, bunlar daha vatana millete çalışıyorlar dedik. Daha düne kadar Recep Tayyipçi idik ya ama kendi bindiği dalı kendisi kesiyor. Bile bile suçsuz insanları cezaevine tıkıyorlar. Bu dünyanın öbür tarafı da var. Toprağın altı var. Bir orayı düşünsünler, ne cevap verecekler.

YÜREĞİM YANGIN YERİ

Burada sözleri geçebilir, yalancı şahit bulabilirler, medyayı kandırabilirler, televizyonları etkileyebilirler, insanları etkileyebilirler ama orada… sağımızdaki solumuzdaki melekler var ya, onlar yazıyor, kameraya alıyorlar, güzel Mevlam, onlara gösterecek orada… Ben yalan söylersem beni de çeksinler, onlar yalan söylerse onları da çeksinler… Güzel Rabbime açtım ellerimi, yüce Mevlama havale eyledim. O yavruma çektirdiklerini dilerim Allahtan bu yavruma da göstersin de gönlümüz biraz serinlesin yavrum. Yüreğim yanıyor yavrum, yüreğim yangın yeri…

Hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın çığlığı: “Çektiğim acıları size nasıl anlatabilirim ki?”

“Kızım tekerlekli sandalye ile görüş salonuna geliyor, gözümün önünde eriyor”

BOLD ÖZEL

Adliyelerde kalmayan adaleti sokakta arıyorlar

Sokaklar, adliye saraylarında adaleti bulamayanların kendilerini vurduğu alanlar olarak öne çıkmış durumda. Türkiye’deki parçalanmışlık, sokaklarda yerini birleşen ellere bırakıyor.

BOLD ÖZEL – Türkiye’de her geçen gün artan baskı rejimi, ülkenin ezilen kesimleri arasında sokakta farklı birliktelikler oluşturmaya başladı. Geçmişte sol gruplar ve Kürtler’de görülen sokak eylemlerinin artık farklı müdavimleri var.

15 Temmuz’dan sonra hayatlarında ilk kez hapishane süreçleriyle karşılaşan kesimler, bireysel eylemlerle sokakta haklarını arıyor. Sokaklar, adliyelerde adaleti bulamayanların kendilerini vurduğu alanlar olarak öne çıkmış durumda. Türkiye’deki parçalanmışlık, sokaklarda yerini birleşen ellere bırakıyor.

CUMARTESİ ANNELERİ

Sokak eylemlerinin en eskilerinden biri her cumartesi Beyoğlu Galatasaray Medyanında toplanan Cumartesi Annelerinin yaptığı eylem. 27 Mayıs 1995’ten bu yana toplanan anneler, kimi zaman oturarak, kimi zaman basın açıklaması yaparak 90’lı yılların karanlık günlerinde gözaltında kaybedilen çocuklarının ya da faili meçhul cinayetlere kurban edilen yakınlarının akıbetini soruyor.

Her şey Hasan Ocak’ın işkence yapılmış cesedinin bulunmasıyla başladı. 12 Mart 1995’te Alevilerin yoğun olarak yaşadığı İstanbul’un Gazi Mahallesinde kimliği belirsiz kişiler bir kahvehaneye silahlı saldırı gerçekleştirdi. 3 gün süren Gazi Mahallesi Olaylarında 22 kişi hayatını kaybetti ve yüzlerce kişi yaralandı.

Hasan Ocak olaylardan sonra gözaltına alındı ve ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca onu aradı. 15 Mayıs’ta işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu. Ceset, Ocak gözaltına alındıktan 5 gün sonra Beykoz Ormanında köylüler tarafından fark edilmişti.

Hasan Ocak’ın bulunması için İnsan Hakları Derneğinin de desteğiyle başlayan kampanya cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü. İlk kez 27 Mayıs’ta Galatasaray Önünde oturma eylemi yapan 15-20 kişilik grup zamanla büyüdü.

2013’te Uluslararası Hrant Dink Ödülü verilen Cumartesi Anneleri, 745’inci haftalarında 15 Temmuz’dan sonra siyah Transporter ile Şubat 2019’da kaçırılan 6 kişi için buluştu. Salim Zeybek, Mustafa Yılmaz, Gökhan Türkmen, Erkan Irmak, Özgür Kaya ve Yasin Ugan’ın eşleri ve annelerinin katıldığı buluşmayla Cumartesi Anneleri tüm kesimleri kucaklayan daha büyük bir harekete dönüştü.

HARBİYELİ ANNELER

Cumartesi Annelerine ilham olan 41 yıl önce mücadeleye başlayan Arjantinli Mayıs Anneleriydi. Arjantin’de kirli savaş olarak adlandırılan diktatörlük döneminde (1976-1983) sol görüşlü 30 binden fazla kişi kayboldu. Arjantinli anneler de gözaltında kaybedilen çocuklarını arıyorlardı. 25 yıl önce mücadeleye başlayan Cumartesi Anneleri de Harbiyeli Annelere esin kaynağı oldu.

Kara Harp Okulundan (KHO) 367 öğrenci 15 Temmuz 2016 gecesi darbe gerekçesiyle tutuklandı. 108 öğrenci Haziran 2019’da beraat etti ancak KHO’dan 259, Balıkesir Astsubay Meslek Yüksekokulundan 26 öğrenci üç yıldır Silivri Cezaevinde tutuklu bulunuyor. Kimine müebbet, kimine 12 ya da 17 yıl ceza verildi.

Harbiyeli Anneleri, Silivri Cezaevinde tutuklu olan ve müebbet verilen askeri öğrenci Taha Furkan Çetinkaya’nın annesi Melek Çetinkaya öncülüğünde her çarşamba Ankara Sakarya Caddesinde çocukları için adalet arayışına çıkmaya karar verdi.

25 Eylül 2019’da başlayan ilk eylem Melek Çetinkaya’nın gözaltına alınmasıyla sona erdi. Çetinkaya vazgeçmedi. Her hafta eylemlere diğer annelerle birlikte Ankara’da devam ediyorlar. TBMM’ye gitmeye kalktılar engellendiler, Kızılay’da otobüsten iner inmez gözaltına alındılar ve bu defalarca tekrar etti ama yine vazgeçmediler.

NEVİN YILMAZ

Cemaat soruşturmaları kapsamında yargılanırken devlet güçleri tarafından zorla kaybedilen Mustafa Yılmaz’ı arayan anne Nevin Yılmaz da önemli sembollerden biri oldu. Kendi halinde bir Anadolu kadını olan ve politik yönü bulunmayan Nevin Yılmaz, hukuksal yolların bittiği noktada kendini sokağa vurdu. Beyaz önlüğe bastırdığı oğlunun fotoğrafını pardösüsünün altına saklayan Nevin Yılmaz, kalabalık yerlerde aniden ortaya çıkıp “Yavrumu istiyorum, bana yavrumu verin” çığlıkları attı, defalarca gözaltına alındı. Bir çoğunda fenalık geçirip bayıldı. Nevin Yılmaz’a bu eylemlerinde KHK’lı sol gruplar destek verdi.

YÜKSEL DİRENİŞÇİLERİ

Yüksel Direnişi, 9 Kasım 2016’da Nuriye Gülmen ile başladı. CNN International’ın 2016’nın önde gelen 8 kadını arasında gösterdiği Gülmen, Konya Selçuk Üniversitesinde akademisyenliğe başlamıştı. Ertesi gün 15 Temmuz oldu ve örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 679 sayılı KHK ile okuldaki görevinden atıldı. O günden itibaren kaybettiği işine geri dönmek üzere Ankara Yüksel Caddesindeki İnsan Hakları Anıtı önünde 9 Kasım 2016’da ‘İşimi Geri İstiyorum’ eylemini başlattı. Yüzlerce kez gözaltına alındı.

Nuriye Gülmen’e daha sonra Semih Özakça katıldı ve birlikte açlık grevine başladılar. Gülmen 59 kilodan 34 kiloya düştü. Nuriye Gülmen 26 Ocak 2018’de açlık grevine son verdi. Fakat Yüksel’deki “İşimizi Geri istiyoruz” direnişi devam ediyor. KHK ile atılan Acun Karadağ, Deniz Aydın, Murat Çeşme, Gülnaz Bozkurt, Nazan Bozkurt, Simge Aksan, Özge Çırpan, Burak Aydemir, Sibel Balaç, Mehmet Dersulu gibi isimler haklarını geri almak için gün oradalar.

HDP ÖNÜNDEKİ ANNELER

Hacire Akar, 21 Ağustos’ta kaybolan oğlu Mehmet’in (21) HDP’liler tarafından dağa kaçırıldığını iddia edip, 1 gün sonra partinin Diyarbakır binası önünde oturma eylemine başladı. Eylemin 3. gününde Mehmet Akar ortaya çıktı, annesine kavuştu. Oğluna kavuşan Hacire Akar, çocukları kayıp diğer annelere çağrıda bulundu.

Çağrıya 3 anne cevap verdi. 3 Eylül 2019’da Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır İl binasının önünde Fevziye Çetinkaya, Remziye Akkoyun ve Ayşegül Biçer bir araya gelerek oturma eylemi başlattı. Anneler, PKK’ya katılan çocuklarının dağa çıkmasında HDP’nin aracı olduğunu iddia ediyorlardı.

Anne sayısı daha sonra 56’ya kadar yükseldi. Bu eylemin devletin yönlendirmesiyle başladığı ailelerin de açıklamalarıyla ortaya çıktı. Eyleme gelen AKP’li siyasetçiler ve sanatçılarla yandaş medyanın yaptığı yayınlar bunun göstergesiydi. Yine de çocuğunu arayan annelerin çığlıklarının kutsallığına herkes saygı duydu.

CEMAL YILDIRIM

677 Sayılı KHK ile Maliye Bakanlığı Defterdarlık Muhasebe Müdürlüğünden ihraç edilen devlet memuru Cemal Yıldırım 13 Mart 2017’den bu yana Ankara’da eylem yapıyor. Önce iş yerinin önünde “İşimi geri istiyorum” pankartı açan Yıldırım, daha sonra bu eylemlerini Ankara’nın her yerine taşıdı. Yüksel Direnişçileri, Veli Saçılık, HDP Ankara, Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu gibi isimlerin destek verdiği Yıldırım iki yılda birçok kez gözaltına alındı, para cezası kesildi.

Cemal Yıldırım 16 Eylül 2019’da kendisinin ifadesiyle ‘AKP’nin iki yüzlülüğünü ortaya çıkarmak’ için Kocatepe’deki AKP İl Başkanlığının önünde elinde dövizle 5 gün oturma eylemi yaptı, her seferinde gözaltına alındı. Amacı HDP’nin önündeki annelere oturma izni veren AKP’nin Ankara’da aynı eylemleri neden yasakladığına dikkat çekmekti. Sosyal medyayı da aktif kullanan Cemal Yıldırım sokak eylemlerine devam ediyor.

MAHMUT KONUK

22 Kasım 2016’da 677 sayılı KHK ile ihraç edilen Mahmut Konuk 989 gündür sokaklarda… Çankaya İlçe Sağlık Müdürlüğünden ihraç edilen Konuk, 27 Şubat 2017’de iş yerinin önünde başlattığı eylemlerine devam ediyor. 142. haftasına girdi. O da her seferinde gözaltına alınıp 320 TL para cezasına çarptırılıyor. “40 yıllık emeğimi gasp edemezler, iki elim yakanızda” diyen Konuk en son eyleminde şöyle dedi:

“Anayasal bir hak olan basın açıklaması yapmaya çalışıyorum. Elimde Anayasa Mahkemesinin ‘OHAL koşullarında bile basın açıklaması yapmak anayasal bir haktır’ şeklindeki kararı, Ankara Valiliğinin Ankara Barosunun yazısına verdiği ‘Ankara’da Genel Bir Eylem Yasağı Yoktur’ şeklindeki yazı, bunları sallıyorum ve “Bakın suç işliyorsunuz, öyle bir ülke yarattınız ki birileri dörder maaş alırken insanlar dörder dörder intihar ediyor.

Bu kadar sıkarsanız bu toplum patlar, patladığında da altında kalırsınız” diyorum ama harami saltanatının zebanileri gibi saldırıyorlar. Gözaltı aracına atıyorlar ancak tamamen vesayet altına almış olsalar da “hukuk” karışmasın diye resmi gözaltı işlemi yapmıyorlar, hastaneye götürüp Kabahatler Kanunundan İdari Para cezası kesip bırakıyorlar. Tam bir hukuksuzluk rejimi, tam bir yağma ve talan düzeni, tam bir zulüm ve zorbalık düzeni, tam bir Harami Saltanatı… Ama ne yaparlarsa yapsınlar bizi yıldıramazlar.”

KENAN GÜNGÖRDÜ

Terör örgütü ile irtibatlı olduğu gerekçe gösterilerek işten atılan Zeytinburnu Belediyesi çalışanı Kenan Güngördü, belediye önündeki eylemleri 500 günü geçti. 3 Nisan 2018’de KHK ile işinden atılan Güngördü de defalarca kez gözaltına aldı. Belediye başkanı 1600 belediye çalışanına ‘onunla konuşmayın, su vermeyin’ talimatı verdi. İdare mahkemesine açtığı işe iade davasını kazanan Güngördü, işe başladıktan 6 dakika sonra ‘personel ihtiyacımız yok’ cevabı verilerek bir kez daha işten atıldı.

Hukuksuzluklara karşı Ankara’ya yürüyüş yapan Kenan Güngördü bir röportajda “Beni oradan kaldırmak için her türlü şeyi yaptılar. ATM bile diktiler oraya. Gölgesinde eylem yaptığım ağacı kestiler. Yaz sıcağında gölge olmasın diye yapmışlardır. Ancak yaptıkları her haksızlık benim öfkemi arttırıyor, ne kadar haklı olduğumu bir kez daha anlıyorum.” demişti. Güngördü mağduriyetlere son verilinceye kadar eylemlerine devam etmeye kararlı.

OKTAY İNCE
 

Oktay İnce, 20 yıllık video arşivine polis tarafından el konulan bir video aktivist. 20 yıldır belgesel film üreten İnce’nin arşivine polis, 18 Ekim 2018’de İzmir’deki evine baskın yapılarak el koydu. Sokaklardaki hak arama mücadelelerini kaydeden İnce o günden beri ‘Filmlerimi yazılarımı ve arşivimi geri istiyorum’ pankartı açarak birikimlerine alıkonulmasını protesto ediyor.

Hakkındaki suçlama sosyal medya paylaşımlarında ‘terörü ve terör örgütünü övmek’ . Dosyası Ankara’ya taşınan İnce eylemlerini de Ankara’ya taşıdı ve geçtiğimiz haftalarda Ankara Sinema Genel Müdürlüğü önünde kendini zincirledi. Gözaltına alındı, bırakıldı, tekrar eylem yaptı, tekrar gözaltına alındı… İnce de mücadelesinde kararlı.

TÜRKAN ALBAYRAK

8,5 yıldır çalıştığı Sarıyer İlçe Sağlık Müdürlüğünden ‘güvenlik ve arşiv araştırması’ gerekçesiyle tazminatsız atılan Türkan Albayrak (55) da sokağa çıkarak adalet çağrısı yapıyor. 15 Ağustos 2018’de çıkarıldığı işine geri dönmek için Sarıyer Kaymakamlığı önünde eylem yapan ve gözaltına alınan Albayrak, serbest bırakıldıktan sonra eylemine aynı yerde devam etti. 400’den fazla günü geride bıraktı. Türkan Albayrak eşinin hastalığı nedeni ile bir süredir Sarıyer’de eylem alanı olarak belirlediği parka gidemese de protestolarına sosyal medyada devam ediyor.

 

54 yaşındaki Türkan Albayrak’ın aslında bu ilk eylemi değildi. Taşeron temizlik işçisi olarak beş yıldır çalıştığı Paşabahçe Devlet Hastanesinden sendikal faaliyetleri nedeniyle 9 Temmuz 2010’da işten çıkarılmıştı. O günlerde 117 gün boyunca hastane bahçesinde kurduğu çadırda oturma eylemi yaptı.

Bu eyleminin ardından İl Sağlık Müdürlüğü ile sözleşme imzaladı ve sözleşmeli personel olarak onu tekrar işe başladı. Açtığı işe iade davasını da kazanan Albayrak’ın, bu süreçteki maddi kaybı da telafi edildi. Türkan Albayrak en son başlattığı eyleminden henüz sonuç alabilmiş değil. Fakat şimdiye kadar yaşadıklarını ‘Direndiğin Kadar Güçlüsün’ isimli kitabında bir araya getirdi.

KEZBAN ANA

19 Temmuz 2018 perşembe günü Armutlu Cemevi’ne düzenlenen baskında, Cemevi başkanı Zeynep Yıldırım gözaltına alınmıştı. Kamuoyunda Kezban Ana olarak tanınan Zeynep Yıldırım’ın annesi ise o günden beri cemevi önünde oturma eylemi yapıyor. 79 yaşındaki Kezban Ana’ya zaman zaman çeşitli sendika ve meslek örgütlenmelerinden de destek geliyor.

Eyleminde 473. günü geride bırakan Kezban Ana ve ona destek verenler her gün saat 13.00-16.00 arasında Zeynep Yıldırım’ın özgürlüğüne kavuşması için oturuyor. Eylem 16.00’da cemevinin önünde ‘Zeynep Yıldırım serbest bırakılsın’ sloganının atılmasıyla sona eriyor.

Tuncer Çetinkaya Welt’e konuştu: “Ameliyata askerlerin eşliğinde girdim, ailemin haberi yoktu”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Ahmet’in annesi: “Yurt dışı yasağımı kaldırın, oğlum ölüyor”

Kemik kanseri hastası Ahmet Burhan Ataç’ı Almanya’daki Immun Onkologisches Zentrum tedavi etmek istiyor. Yurt dışı yasağı nedeniyle oğlunu doktora götüremeyen annesi, yetkililere seslendi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 14 aydır kemik kanseriyle mücadele eden 8 yaşındaki Ahmet Burhan Ataç, Almanya Köln’deki Immun Onkologisches Zentrum’dan tedavi için davet aldı. Fakat anne Ataç’ın yurt dışı çıkış yasağı bulunduğu için oğlunu tedaviye götüremiyor.

Sosyal medyada bir kampanya başlatarak yetkililere seslenen Zekiye Ataç yayınladığı videoda şöyle dedi: “Oğlumun kürek kemiği alınmıştı, şimdi köprücük kemiği kırılmış, doktorlar sebebini araştırıyor. Şu an hastanedeyim ve EMAR sonucunu bekliyorum. Ahmet’in hastalığını tüm dünya duyduğu için Köln’deki Immun-Onkologischen Zentrum oğlumu tedavi etmek istiyor. Fakat benim yurt dışına çıkış yasağım var. Almanya’ya gidemiyorum. Yetkililere sesleniyorum, yasağı kaldırın, oğlumun hayatı tehlikede… Oğlumun tedavi edilmesi için herkesin desteğini bekliyorum.”

Ahmet’in annesine #Ahmetinannesinepasaportverilsin etiketiyle destek verebilirsiniz.

YURTTA ÇALIŞTIĞI İÇİN SUÇLANIYOR

Adana’da özel bir yurtta görev yaptığı için örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 20 Şubat 2018’de tutuklanan ve 30 Kasım 2018’de, 9 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan baba Harun Reha Ataç, oğlunun hastalığı yeni öğrenmişti. Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinde davası görülen Ataç’ın dosyası şu an İstinaf’ta.

Eşiyle aynı gün gözaltına alınan Zekiye Ataç, 2,5 ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilmişti. Ahmet Burhan Ataç, anne ve babasından ayrı kaldığı o günlerde hastalığa yakalanmıştı. Oğlunun hastalığını sosyal medyada duyuran Ataç ve yabancı basında da gündeme gelen Ataç, 15 eylül 2019’da gözaltına alınmış, sosyal medya tepkileri nedeniyle bir gün sonra adli kontrol şartıyla sonra serbest bırakılmıştı.

Kanser hastası Ahmed Burhan: Babama sarılmak ve iyileşmek istiyorum

Kemik kanseri Ahmet Burhan Ataç’ın annesi serbest bırakıldı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Erdoğan ziyaretinden önce ABD Kongresi Enes Kanter’i ağırladı

ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray’da çarşamba günü Erdoğan’ı ağırlamaya hazırlanırken Enes Kanter, Erdoğan’dan önce senatörlerin organize ettiği bir toplantıya konuşmacı olarak katıldı.

BOLD – Boston Celtics’de oynayan başarılı oyuncu Enes Kanter,  parkenin dışında vermiş olduğu insan hakları mücadelesi ile tüm dünyada ses getirmeye devam ediyor. Aldığı çok sayıda ölüm tehditlerine rağmen susmayan Enes Kanter, bugün çoğunluğunu Amerikan Kongre Üyesi Milletvekillerinin ve siyasi danışmanların oluşturduğu yaklaşık 100 kişilik gruba Kongre binasında bir konuşma yaptı.

Türkiye’de yaşanan hukuksuzlukları vurgulayan Kanter, insan hakları ihlallerini ve Hizmet Hareketi mensuplarına yapılan zulümleri detaylı bir şekilde anlattı. Bebek, kadın, yaşlı, gazeteci ayırmadan yüzbinlerce masum insanın uğradığı zulmü dünyaya duyurmanın kendisi için basketboldan daha değerli olduğunu söyleyen NBA yıldızı Kanter, “Çünkü onların seslerini duyurma şansı yok” diye konuştu.

“BU YÜZYILIN HİTLERİ ERDOĞAN”

Erdoğan’ı bu yüzyılın hitleri olarak niteleyen Enes Kanter, maruz kaldığı tehditlerin sesini daha fazla yükseltmesi için kendisini motive ettiğini ve asla susmayacağını söyledi. Amerikada yaşayan insanların demokratik bir ülkede oldukları için çok şanslı olduğunu belirten Kanter, kendi ülkesinde bu olmadığı için çok üzgün olduğunu ifade etti. Oregon ve Boston’da parkeye çıktığında kendisini evinde gibi hissettiğini ve onların bu sevgisi nedeniyle taraftarları ailesi olarak gördüğünü söyleyen Kanter, “onlara çok teşekkür ediyorum” diyerek konuşmasını tamamladı.

KANTER’DEN, 1 MİLYON İMZA HEDEFİ

Enes Kanter toplantı sonrasında twitter hesabından, Türkiye’deki insan hakları ihlallerine dikkat çekmek için başlatmış olduğu ve “You Are My Hope” (Benim Ümidimsin!) sloganını kullandığı  imza kampanyasına destek çağrısında bulundu. Bu kampanyada 1 milyon imza toplamayı hedefleyen NBA yıldızı, Türkiye’de yaşanan hukuksuzlukların daha fazla insan tarafından farkedilmesini amaçlıyor.

SENATÖR’DEN TRUMP’A, “İPTAL ET” ÇAĞRISI

Toplantıyı organize eden Senatorlerin başında gelen Ed Markey, Trump’a Erdoğan’ın yarın yapacağı Beyaz Sarayı ziyaret etme davetini iptal etme çağrısı yaptı. Senatör toplantının bitiminde sosyal medya hesabından Kanter’in bugün yapmış olduğu konuşmanın bir bölümünü yayınlayarak şu notu paylaştı; “Türk Hükümetinin tüm tehditlerine rağmen büyük bir cesaretle insan hakları konusunda konuşmaya devam eden Enes kanter’e programa katıldığı için çok teşekkür ediyorum. Bu arada Erdoğan’ın otoriterizmini kınayan bir yasa tasarısı hazırlıyorum. Konuşma özgürlüğünüzü her zaman savunacağız.” dedi.

Okumaya devam et

Popular