Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Kızım eğer suçluysa asın, idam sehpasına ilk tekmeyi vurmazsam namerdim

7,5 yıl hapis cezasına çarptırılan hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın cezasını Yargıtay onadı. Annesi, yürüyemez hale gelen kızının durumunu BOLD’a anlattı, ağır konuştu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 9 Eylül 2016’dan bu yana Konya Ereğli bulunan hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın annesi Gülşen Şahin, kızının cezasının Yargıtay tarafından onaylanmasına isyan etti. “Yüreğim yangın yeri” diyen Şahin’in ahı, isyanı Tenkil Sürecinde yapılan haksızları gözler önüne seriyor.

“Benim çocuğumun gerçekten suçunu bulun, idam sehpasına getirin asın, eğer o sehpaya ilk tekmeyi vuran ben olmazsam en namerd insanım. Burada Türkiye’nin gözü önünde, bütün Müslümanların huzurunda, Allah’ın huzurunda söz veriyorum.” diyen Gülşen Şahin, “Vallahi ecdad kalksa yüzünüze tükürür.” ifadelerini kullandı.

Konya’da özel bir yurtta görev yapan ve kapıcının şikayeti üzerine tutuklanan Gökkaya cezaevi ortamında teşhis konulamayan bir hastalığa yakalandı. Bir tür iltihaplı romatizma olarak adlandırılan hastalık, genç kızı, özellikle kış aylarında tekerlekli sandalyeye mahkum ediyor. Vücudunun her yeri tutuluyor, özel ihtiyaçlarını göremeyecek kadar ağrılı ve hareket edemeyecek bir dönem geçiriyor.

İŞTE GÜLŞEN ŞAHİN’İN ÇIĞLIĞI…

“Dün sabah kahvaltıyı hazırladım. Sıcak bir çay içelim, kahvaltı yapalım derken, avukatımız aradı; ‘Merve’nin cezasını Yargıtay onayladı’ dedi. Sofrada yüzüme kara geldi, lokmalar boğazıma dizildi. Bir bardak çayım rezil oldu. Yavrumu suçsuz 3 senedir yatırıyorlar. Üç sene önce Kurban Bayramını rezil ettiler. Rabbim dilerim Allah’tan bu dünyada da öbür dünyada da yüzleri gülmesin. Onların da bayramları kara gelsin. Onların da umutla bekledikleri günlerde ışıkları sönsün. Kim bu vatanın ışığını söndürmeye çalıştıysa, kim bu çocukların üzerine suç atmaya çalıştıysa ben öyle diliyorum yüze Rabbimden, ben bir anneyim, yüreği yaralı bir anne…

SUÇLARI KIZIMIN ÜSTÜNE YIKTILAR

Üç evladım var, iki erkek evladımı askere yolladım güller gibi. Merve de okudu, ne mutlu dedim vatana millete… Herkesin yavrularını yetiştirmeye çalışıyor kızım. Ziyaretime geldiği zaman 2 saat zor dururdu. ‘O yavrularımın, kızlarımın başına bir şey gelirse hesabını Allah’a veremem anne’ derdi; ‘Zamanın fitneleri o kadar çok ki, uyuşturucu satanlar mı ararsın, kötü yola düşürmek için yavruların peşlerinde dolanan züppeleri mi ararsın, yurtlarında önünde kaynaşan zamanenin fitnelerini mi ararsın, ne olur anne hakkını helal et, yavrularım beni bekler’ derdi. Yarım saat, bir saat dururdu yanımda, daha fazla kalmazdı. Bu suç oldu. Bunu suç kabul ettiler. Yavrum kimseleri incitmedi. Anne olarak ben utanırdım onun ahlakından. Öyle güzel ahlaka sahipti. Ama çocuğumu suçlu tayin ettiler. Suçları kızımın üstüne yıktılar.

ŞAPIR ŞAPIR DAMLAYAN CEZAEVİNDE KALDI

Darbe olduğunda hem damadım hem kızım biz Kazlıgölde’ydik. Çocuğum kimseye zarar etmedi ki, karıncayı bile incitmez ama onu terörist ilan ettiler. Terörist anneleri HDP’nin kapısında bekliyor, ben kimin kapısına gideyim de bekleyeyim. Benim yüreğim yanıyor, benim kızım hasta. Sapasağlam alıp götürdüler (9 Eylül 2016). İlk sene hiç kullanılmayan cezaevinde kaldı. ‘Üstü böyle şapır şapır akar anne, battaniye sırılsıklam olurdu’ derdi. O yıl kışı geçirdi, bahara varmadan hastalandı. Yavaş yavaş tutulmaya başladı. Ondan sonra da vücudunun her yeri kitlenir oldu. Kitlendiği anda da götürmediler doktora. Hiç götürmediler dersem yalan olur. Ben ölüp hakka can vereceğim, Allah soracak ben cevabını vereceğim. Tahliller yapıldı ama o anda götürmedikleri için derdi nedir, çaresi nedir bulamadılar. Bir sürü kas gevşetici verdiler, ağrı kesici verdiler onlar da zamanla çocuğumun vücudunda aksi tesir yaptı.

ANNE YİNE SANCILARIM BAŞLADI, DEDİ

Merve daha 28 yaşında. Tekerlekli sandalye ile koridora kadar getiriyorlar. Görüş yaptığımız odaya iki kişinin kolunda geliyor. Kendi özel işlerini; çamaşırını yıkayamıyor, vücudunun temizliğini yapamıyor, özel ihtiyaçlarını gideremiyor. Salı günü telefon görüşünde bana ‘anne sancılarım yine başladı’ dedi. Kış geldi kapıda. Çocuğum dışarıda olsa kaplıcaya götürürüm, doktorunu hekimi bulurum, bir şey yaparım ama elim çocuğuma ulaşmıyor. BİMER’e de yazdım, Cumhurbaşkanına yazdım, her yerlere yazdım ama kimse elimden tutmadı, kimse yardımcı olmadı. Benim yavrum çürüyor orada. Dört duvar arasında. Ne olur sesimi duyun, bir yardım eli uzatın.

HANGİSİNE YETİŞEYİM

Aldığım bir emekli maaşı. İki mahkuma bakıyorum. Büyük oğlum rahatsızlandı, bipolar teşhisi koydular. Onun iki yavrusu var. Büyük kızının beyni kitlenmiş, her hafta psikologa götürüyorum. Ona mı yetişeyim, buna mı yetişeyim hangi birine yetişeyim. Önceleri biraz börektir, katmerdir bir şeyler yapıyordum, eşime yardım ediyordum. Şimdi rahatsızlığımdan dolayı onu da yapamıyorum. Kalp krizi geçirdim, şeker hastasıyım tansiyon hastasıyım, ben maddi bir şey istemiyorum, ne olur bana yardım edin, yavrumu bana verin ne olur. Dayanamıyorum, dayanacak halim kalmadı. Sesimi duyan yok mu? Sesime ses verin.

KADINLARLA, ÇOCUKLARLA BU KADAR UĞRAŞAN OLMADI

Yavrum çıkmadan ölecek diye çok korkuyorum. Ölümden değil, her canlı mutlaka ölecek ama yavrum kolsuz kanatsız kalacak diye korkuyorum. Onu doyasıya kucaklayamamaktan, sevdiği yemekleri yapamamaktan korkuyorum. Ne olur bu çile, bu zulüm bitsin. Anneler yavrusuz kalmasın.

Müslümanlara, inananlara zulümler her zaman olmuş ama kadınlarla, çocuklarla bu kadar uğraşan olmadı. Kadınlar ne yaptı ya, bu kadınlar ne yaptı! Asıl teröristler dışarıda gezerken, asıl vatanı bombalayanlar dışarıda gezerken, asıl zulümleri yapanlar dışarıda gezerken garibanın çocuğuna mı eliniz uzanıyor ya!

ERBAKAN’A OY VERDİM, AKP ÇIKTI ONLARA VERDİM

Ben 55 yaşındayım. Kullandığım oyları Erbakan hocaya verdim, AKP çıktı AKP’ye verdim. Ben başka bir partiye oy vermedim. Bize bu zulmü reva görmeyin, bu zulümleri kaldırın, Allah rızası için yalvarıyorum size.

HANİ ALT TABAKA İBADET TABAKASIYDI…

Alt tabaka hani ibadet tabakasıydı, hani orta tabaka ticaret tabakasıydı, hani üst tabaka ihanet tabakasıydı. İhanete seslenemediniz, ticarete elinizi uzatamadınız, ama nerede bir garibanın çocuğu varsa eliniz ona ulaştı, kusura bakmayın. Bu millet enayi değil artık, biz enayi değiliz, bir Gülşen Şahin’in garip kızını mı buldun, el uzatacak, tutuklayacak. Ne istedin benim çocuğumdan!

Gelip sorabilirsiniz, komşulardan akrabalardan. ‘Merve de şu insanı kırdı’ diyecek bir insan varsa alnını şöyle karışlarım ben. Alnını karışlarım o insanın. Büyüğüne karşı saygılı, küçüğüne sevgili. Bir uçtan bir uça benim çocuğumu koca mahalle tanır.

VALLAHİ ECDAD KALKSA YÜZÜNÜZE TÜKÜRÜR

Allah rızası için bu zulmü yapmayın artık. Vallahi Allah’ın öyle bir tokadını yersiniz ki, nereden geldiğini bilemezsiniz. Başımıza bu çileleri açanları mahşerde elim yakasında. Rabbül aleminin huzuruna vardığımızda orada hesaplaşacağız. Elimiz yakanızda. Vallahi helal etmiyorum hakkımı, billahi helal etmiyorum hakkımı. Orada görüşeceğiz ama gel iş işten geçmeden, şu garibanları, şu çilekeşleri, biraz üzerimizden şu zulümleri kaldır. Sağa sola Sisi’ye, Esad’a zulümkar diyorsunuz, biz de zulüm görüyoruz vatanımızda. Vallahi ecdad kalksa yüzünüze tükürür. Billahi kalksa o ecdad yüzünüze tükürür. Bunları bize reva görenlere buradan sesleniyorum. Ne olur, yavrumu tahliye edin. Yavrum gibi garipleri bırakın. Üzmeyin bizi, yapmayın bu zulmü bize.

GERÇEK SORUMLULARI BULUN

Eğer Müslümanız diyorsanız, zerre kadar inancınız varsa, biz Allah’ın kulu, Rasulün ümmetiyiz diyorsanız yavrularımıza bu zulmü yapmayın. Bulun gerçek sorumluları. Benim çocuğumun gerçekten suçunu bulun, idam sehpasına getirin asın, eğer o sehpaya ilk tekmeyi vuran ben olmazsan en namerd insanım. Burada Türkiye’nin gözü önünde, bütün Müslümanların huzurunda, Allah’ın huzurunda söz veriyorum. Eğer benim çocuğumun darbeyle uzaktan yakından bir şeyini bulun, bana ispatlayın vallahi de billahi de o sehpaya ilk tekmeyi vuran ben değilsem en namerd insanım.

TERÖR NAMINA BİR ŞEY GÖSTERSİNLER!

Dün sabaha kadar uyumadım. Kalbim sıkıştı, Yargıtay onayladı diye. Rabbim sana havale ediyorum. Sen yardım et Allahım. Bir insanın eliyle mi olacak, bir insanın diliyle mi olacak, bir insanın kalemiyle mi, imzasıyla mı olacak sen yarım et Allahım… Elinde silahı yok bir şeyi yok. Ya bir tane, bir tane göstersinler ya. ‘Şu kadar doküman yakalandı, şu kadar bilgisayar yakalandı, kağıt yakalandı, kürek yakalandı.’ Bir tane bir gram uyuşturucu yakalansın, bir tane Allah’ın çakısı yakalansın. Terör terör terör… Terörist olan insanın bombası olur elinde, bıçağı olur, bir şey olur… Yani bizim bildiğimiz, şimdiye kadar gördüğümüz öyle. Köy eşkıyalarında bile, anamdan, dedemden dinlediğim köy hikayelerinde bile hiç değilse elinde bir bıçağı olur. Bu çocukların ellerinde bir telefonları, başka bir şeycikleri yok. Başörtüleri suç oldu, giyimi kuşamı, giydiği tesettürlü pardesüsü suç oldu. Her şey suç oldu. Hiçbir suçu olmayan serçe kadar bir çocuktan da korkuyorlarsa Allahım hidayet versin, akıl fikir versin.

Üst ranzada yatıyormuş kızım, ‘anne sabah kalktım mı battaniye sırılsıklam, sıksan sıkılır’ derdi. Kızım üşütme, kızım sıkı giyin diyorum. Kıyafetler sınırlı. 3-5 kıyafet verebiliyorsun. Eşarp bile kısıtlı. Benim çocuğum hasta, romatizmal ağrı diyorlar bunlara. İltihaplı romatizmanın tehlikeliymiş. Artık ne bilmiyorum. İlkokul mezunuyum. Adını sanını bilemiyorum. Bu hastalık böyle kalıp kalıp omuriliğiyle iltihap bağlıyormuş. E romatizma hastalığı sıcağı çok sever, üstüne giyinmesi lazım, hava soğuyunca etkilenmeye başladı, ‘anne aman kışlıklarımı bir an önce getirin’ dedi.

İNSANLARI SÖMÜRMEK BACASIZ FABRİKA MI!

Bir de şu var. Götürüyorsun, yeterli alamayız diyorlar. Sınırlı sayıda diyorlar. Götürdüğünde almıyorlar -ya da 1-2 parça alıyorlar- kargoyla gönderince alıyorlar. Kargodan gelir sağlıyor, kantinden gelir sağlıyorlar. Neymiş, devlet bacasız fabrikaymış. Tabi bacasız fabrika o kadar insanları sömürüyorlar. O ana, o baba bir emekli maaşıyla mahkuma bakarken… Dışarından bir şey alıp da gönderemiyorsun, kantinde varmış, kantinde var ama sen 5 liraya veriyorsun, ben 5 liraya 5 çorap alır gönderirim. Benim alasım yok senden ama mecbursun. Tabi bacasız fabrika. Bir de oradan gelir sağlıyor devlet. Kargodan gelir sağlıyor, kantinden sattığı eşyalardan sağlıyor. Tabi fabrikasız baca. İnsanları sömürmek fabrikasız bacaysa çok güzel fabrikalar kurdu, Allah razı olsun devletten.

BİR FİRAVUN’A ELBETTE BİR MUSA GELİR

Allah devletimize zeval vermesin ama bu kadar zulüm de olmaz. Bir Firavun’a elbette bir Musa gelir. Rabbim ona göre ona da bir tokadını vurur ama nereden geldiğini bilemezler. Biz inançlı insanlarız, Allah’tan korkan, kuldan utanan insanlarız. Rabbim hidayetini verecekse versin, vermeyecekse Rabbime havale eyledim. Rabbim bunları kahru perişan öyle eylesin.

KENDİ BİNDİĞİ DALI KESİYOR

Yumruk yaşımdan beri, Erbakan hocaya oy verirlerdi; anam, babam, dedem, kayınvalidem, kayınbabam onun taraftarıydık. AKP çıktı, bunlar daha vatana millete çalışıyorlar dedik. Daha düne kadar Recep Tayyipçi idik ya ama kendi bindiği dalı kendisi kesiyor. Bile bile suçsuz insanları cezaevine tıkıyorlar. Bu dünyanın öbür tarafı da var. Toprağın altı var. Bir orayı düşünsünler, ne cevap verecekler.

YÜREĞİM YANGIN YERİ

Burada sözleri geçebilir, yalancı şahit bulabilirler, medyayı kandırabilirler, televizyonları etkileyebilirler, insanları etkileyebilirler ama orada… sağımızdaki solumuzdaki melekler var ya, onlar yazıyor, kameraya alıyorlar, güzel Mevlam, onlara gösterecek orada… Ben yalan söylersem beni de çeksinler, onlar yalan söylerse onları da çeksinler… Güzel Rabbime açtım ellerimi, yüce Mevlama havale eyledim. O yavruma çektirdiklerini dilerim Allahtan bu yavruma da göstersin de gönlümüz biraz serinlesin yavrum. Yüreğim yanıyor yavrum, yüreğim yangın yeri…

Hasta tutuklu Merve Gökkaya’nın çığlığı: “Çektiğim acıları size nasıl anlatabilirim ki?”

“Kızım tekerlekli sandalye ile görüş salonuna geliyor, gözümün önünde eriyor”

BOLD ÖZEL

NBA’de S Sport’tan skandal uygulama! “Enes Kanter yok, yayın var”

Boston Celtics’in bu gece Miami Heat ile oynayacağı maçta Enes Kanter’in sakatlığı nedeniyle yer almayacağının açıklanmasının ardından, S Sport, ilk kez bir Celtics karşılaşmasını Türk spikerlerin anlatımıyla yayınlayacak.

MUHAMMET ALİ TOKSOY 

BOLD NBA- Türkiye, dünya sansür tarihine yeni bir kara sayfa ekleyecek. Yalnız bu kez bir yayını yapmayarak veya keserek değil, aksine bir maçı canlı yayınlayarak bu rezaleti gerçekleştirecek. Olayı daha iyi anlamak için biraz geriye gitmekte fayda var.

Enes Kanter’in geçtiğimiz yaz Boston Celtics ile sözleşme imzalamasının ardından, NBA’nin yayın haklarını elinde bulunduran SSport kanalı Boston’a sansür uygulamaya başladı. Celtics’in hiçbir maçını Türk spikerlerin anlatımıyla yayınlamayan SSport, NBA maçlarının değerlendirildiği programlarda Enes Kanter’in adını hiç anmadı. Enes Kanter’in rekor üstüne rekor kırıp Celtics tarihine geçtiği maçlar NBA gündemine oturuken, Türkiye’deki basın ve her konuda saatlerce konuşan yorumcular utanç verici bir sessizliğe gömüldüler.

İşte bu sansür rezaletini uygulayan SSport kanalı, Enes Kanter’in sakatlığı nedeniyle bu gece Heat maçında yer almayacağının açıklanmasının ardından, ilk kez bir Celtics karşılaşmasını Türk spikerlerin anlatımıyla yayınlayacak. Maçın yayınlanacağını, ünlü basketbol yorumcusu Kaan Kural twitter hesabından takipçileriyle paylaştı.

‘BACAĞIM KOPSA, YİNE DE ÇIKIP OYNARIM’

Twitin altına yorum yapan takipçilerinden birisi, ‘Durum çok komik. Hiçbir ülkede anlatamazsın bu durumu. Bir adam oynayınca maçlar verilmiyor, oynamayınca yayınlanıyor. Final bile olsa seyredemiyorsun’ derken, bir diğer takipçi ‘Faşizmin geldiği son nokta, tam bir ortadoğu ülkesi olduk’ şeklinde yorum yaptı. Olay trajikomik olunca bir takipçi, ‘Enes Kanter tam maç başladığında ‘ceee’ diye sahaya çıksa, ne gülerim ama!’ şeklinde espri yaparken, başka bir takipçisi ise ‘Ben kanterin yerinde olsam, ayağım kopsa çıkar oynarım’ diye paylaşımda bulundu.

SSPORT, SANSÜRE YENİ BOYUT KAZANDIRDI

Kanter geçen sene Portland ile Batı Konferansı finallerinde fırtına gibi eserken, yayıncı kuruluş maçları yayınlamamış, eğer Portland NBA finaline çıkarsa, bu karşılaşmaları da kesinlikle yayınlamayacaklarını duyurmuştu.

NBA tarihinde ilk kez Avrupa’da bir devlet konferans finalini yayınlamamış, bu olay dünyada büyük bir şaşkınlıkla karşılanmıştı. Ancak bu sansürün üstüne çıkmanın mümkün olmayacağını düşünenler yine yanıldı. Sansüre yeni bir boyut kazandıran SSport, Enes Kanter’in olmadığı Miami Heat maçını Türkçe yayınlayacak. Türk oyuncunun dönmesiyle birlikte taraftarlar, Boston Celtics NBA finaline çıksa dahi maalesef takımlarını izleyemeyecekler.

Paulo Coelho, Kobe Bryant’sız kitabı yazmak istemedi; taslakları sildi

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Bebeğiyle tutuklu Semanur Kütükçü: “Oğlumla psikolojik şiddete karşı savaşıyoruz”

Bebeğiyle 21 aydır tutuklu Semanur Kütükçü, ‘kadına ve çocuğa şidddete hayır’ diyenlere seslendi, hapis ortamında kendisini teselli eden oğlunu ve yaşadıklarını anlattı.

BOLD ÖZEL – 3 yaşındaki oğlu Kerem Sabri ile birlikte Kırıkkale Keskin Cezaevinde kalan Semanur Kütükçü (33), HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup yazarak “Oğlumla özgürlüğüme kavuşmak istiyorum” dedi.

8 AYLIKKEN GÖZALTINA ALINDIM

8 aylık hamileyken 26 Eylül 2016’da gözaltına alındığını ifade eden Kütükçü, “O durumdayken Uşak’a gönderildim. 9 gün gözaltında kaldım. Haftada 2 gün imza ile serbest kaldım. 19 ay boyunca imzama riayet ettim, minik bebeğimle birlikte. Onu karakol yollarında büyüttüm (karakol çalışanları şahittir). Şimdi de hapishane köşelerinde büyütmeye çalışıyorum.” ifadelerini kullandı.

BİR SÜRÜ KADIN YATIYOR, SEN DE YAT

Kerem Sabri 16 aylık iken, 17 Mayıs 2018’de tekrar tutuklanan Kütükçü, mahkemede çocuğuna bakacak kimsenin olmadığını söylemesine rağmen hakimin ‘içeride bir sürü kadın yatıyor biraz da sen yat’ kanaatiyle tutuklama kararı verdiğini ve bebeğiyle Uşak Cezaevine gönderildiğini belirtti ve “Oysa o dönemde çocuğu küçük olduğu için bırakılan birçok kadından biri de ben olabilirdim.” diye yazdı.

MEB’e bağlı bir yurtta çalıştığı için Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Semanur Kütükçü, örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 7 yıl 11 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Semanur Ketenci ve oğlu Kerem Sabri.

SÜREKLİ ENFEKSİYON KAPIYOR

Duvarları rutubetten akan, 20 kişilik bir koğuşta yaşadıklarını söyleyen Kütükçü, oğlunun sağlık sorunlarını mektubunda şöyle açıkladı:

“Tozdan gözleri sürekli enfeksiyon kapıyor, defalarca ilaç kullanmama rağmen bu sürekli nüksediyor. Ve şu soğuk kış günlerinde sürekli üşütüyor, karın ağrısı yaşıyor, kronik bronşitten dolayı da sürekli antibiyotik kullanıyoruz. Tuvalet eğitimi vermeye çalıştığım şu dönemde kalabalık ve soğuktan dolayı çok zorlanıyorum. Bundan dolayı daha çok çamaşır kirletiyor ve çamaşırları yıkamak ve kurutmak bu ortamda çok zor oluyor.”

AĞLAMA ANNE, EVE GİTMEMİZE AZ KALDI

Denetimli serbestlikle bırakılması için gerekli makamlara dilekçe yazdığını belirten Kütükçü, 3 yaşındaki bir çocuğun cezaevinde yaşadıklarını ise 14 maddede sıraladı.

– Cezaevinin tüm olumsuz durumlarına şahit olan bir çocuk.

– Yetişkinlere verilen yemekle beslenen bir çocuk.

– Halıya basamayan, terliğini ayağından çıkaramayan bir çocuk.

– Tek kişilik ranzada 21 aydır annesiyle düşmemeye çalışarak yatan bir çocuk.

– Kreşe gidemeyen, koğuştan sadece açık görüşlerde ve revire giderken çıkabilen bir çocuk.

– Kendi imkanlarımızla temin ettiğimiz kitaplarla her şeyi (hayvanları, bitkileri) öğrenmeye çalışan bir çocuk.

– Az sayıdaki oyuncaklarla sürekli oynamaya çalışan bir çocuk.

– Hayali kaydıraktan kayan, kalemiyle tahterevalliye binmeye çalışan, gazetedeki araba resimlerinin üzerinde oturan, hayali asansöre binen bir çocuk.

– Yaşıtlarını göremediği için buradaki teyzelerini arkadaşı sayıp onların peşinde “benimle oyna” diye koşan bir çocuk.

– Her şeyin izin dahilinde yapıldığını fark eden, TV’de kitap seçen çocukları gördüğünde “Anne bak onlar izinsiz dokunuyor kitaplara” diyen bir çocuk.

– Canı bir şey istediğinde “Anne bana bunu al” değil de “Anne bana şunun fişi yazar mısın?” diyen bir çocuk.

– Sürekli “Anne artık buradan çok sıkıldım ne zaman eve gideceğiz diyen bir çocuk.

– Annesi ağlarken “Anne az kaldı eve gitmemize ağlama” diye annesini teselli eden bir çocuk.

– Ve bunların hiç birisini yaşamaması gereken, hiçbir şeyden haberi olmayan masum bir çocuk.

Kerem Sabri cezaevine girmeden önce.

KADINA, ÇOCUĞA ŞİDDETE HAYIR DİYENLER NEREDE?

Semanur Kütükçü, mektubunu, kadına ve çocuklara yapılan şiddet konusunda hassas olduğunu düşündüğü topluma seslenerek bitiriyor: “Kadına ve çocuğa şiddetin önemsendiği, medyada konuşulduğu bu dönemde, şiddet sizlerin de bildiği üzere sadece dövmek, vurmak değildir. Suçsuz olduğu halde şu yaşadıklarımız da bize karşı yapılan psikolojik bir şiddettir. Şu an oğlumla bu psikolojik şiddete karşı savaşmaya çalışıyoruz.”

3 YAŞINDA BİR ÇOCUK, 33 YAŞINDA BİR ANNE

Semanur Küçükçü’nün 13 Ocak 2020’de yazıp “3 yaşında bir çocuk, 33 yaşında bir anne” diye imzalayarak Ömer Faruk Gergerlioğlu’na gönderdiği mektubun orijinalini sunuyoruz:

Sayın milletvekilim, hapishanedeki mağdur olan kişilerle ilgili yaptığınız çalışmalarınız bizi memnun ediyor. Bir nebze de olsa bizleri birileri düşünüyor diye seviniyoruz.

Binlerce insan gibi ben de naçizane size mağduriyetimi paylaşmak istiyorum. Sizlerin vesilesiyle oğlumla özgürlüğümüze kavuşmak istiyorum.

26 Eylül 2016 tarihinde Milli Eğitime bağlı olan bir yurtta sigortam olması nedeniyle 8 aylık hamile iken Antalya’da gözaltına alındım. O durumdayken Uşak’a gönderildim. 9 gün gözaltında kaldım. Haftada 2 gün imza ile serbest kaldım. 19 ay boyunca imzama riayet ettim, minik bebeğimle birlikte. Onu karakol yollarında büyüttüm (karakol çalışanları şahittir). Şimdi de hapishane köşelerinde büyütmeye çalışıyorum.

Oğlum 16 aylık iken, 17 Mayıs 2018’de mahkemede çocuğuma bakacak başka kimsenin olmadığını söylememe rağmen hakimin “İçeride bir sürü kadın yatıyor biraz da sen yat” kanaatiyle tutuklanarak bebeğimle Uşak Cezaevine gönderildim. 7 yıl 11 ay gibi yüksek bir ceza aldım. O dönemde çocuğu küçük olduğu için bırakılan birçok kadından biri de ben olabilirdim.

3 ay sonrasında ailemin Ankara’da ikamet etmesinden dolayı Keskin Ceza İnfaz Kurumuna oğlumla sevk oldum. Oğlum da benimle birlikte 21 aydır tutuklu ve şu an 38 aylık.

20 kişinin yaşadığı bir koğuşta tozdan dolayı gözleri sürekli enfeksiyon kapıyor, defalarca ilaç kullanmama rağmen bu sürekli nüksediyor. Rutubetten duvarları akan bir koğuştayız. Ve şu soğuk kış günlerinde sürekli üşütüyor, karın ağrısı yaşıyor, kronik bronşitten dolayı da sürekli antibiyotik kullanıyoruz. Tuvalet eğitimi vermeye çalıştığım şu dönemde kalabalık ve soğuktan dolayı çok zorlanıyorum. Bundan dolayı daha çok çamaşır kirletiyor ve çamaşırları yıkamak ve kurutmak bu ortamda çok zor oluyor.

Erkek çocuğu olduğu için enerjisini atamıyor. Hareket kısıtlılığı, koşmak, oynamak, zıplamak istiyor. Onu sadece yatak üzerinde oynatabiliyorum. Bu onun için yeterli olmuyor. Ona yetememe düşüncesi, buradaki imkansızlıkları da düşündüğümde beni de bir anne olarak ruhen ve bedenen çok yıpratıyor ve bunalıyorum. Yine kendisi de buradaki insanların yaşadığı olayları, üzüntüleri gördükçe psikolojisi bozuluyor, hırçınlaşıyor, ağlıyor.

Cezaevinde her şey sayılı ve izinli olduğu için ve erkek cezaevi olduğu için extra yapılan olumlu hiçbir şey yok.

3 yaşındaki bir çocuğun cezaevinde yaşadıkları:

– Cezaevinin tüm olumsuz durumlarına şahit olan bir çocuk.

– Yetişkinlere verilen yemekle beslenen bir çocuk.

– Halıya basamayan, terliğini ayağından çıkaramayan bir çocuk.

– Tek kişilik ranzada 21 aydır annesiyle düşmemeye çalışarak yatan bir çocuk.

– Kreşe gidemeyen, koğuştan sadece açık görüşlerde ve revire giderken çıkabilen bir çocuk.

– Kendi imkanlarımızla temin ettiğimiz kitaplarla her şeyi (hayvanları, bitkileri) öğrenmeye çalışan bir çocuk.

– Az sayıdaki oyuncaklarla sürekli oynamaya çalışan bir çocuk.

– Hayali kaydıraktan kayan, kalemiyle tahterevalliye binmeye çalışan, gazetedeki araba resimlerinin üzerinde oturan, hayali asansöre binen bir çocuk.

– Yaşıtlarını göremediği için buradaki teyzelerini arkadaşı sayıp onların peşinde “benimle oyna” diye koşan bir çocuk.

-Her şeyin izin dahilinde yapıldığını fark eden, TV’de kitap seçen çocukları gördüğünde “Anne bak onlar izinsiz dokunuyor kitaplara” diyen bir çocuk.

– Canı bir şey istediğinde “Anne bana bunu al” değil de “Anne bana şunu fişi yazar mısın?” diyen bir çocuk.

– Sürekli “Anne artık buradan çok sıkıldım ne zaman eve gideceğiz diyen bir çocuk.

– Annesi ağlarken “Anne az kaldı eve gitmemize ağlama” diye annesini teselli eden bir çocuk.

– Ve bunların hiç birisini yaşamaması gereken, hiçbir şeyden haberi olmayan masum bir çocuk.

Kadına ve çocuğa şiddetin önemsendiği, medyada konuşulduğu bu dönemde, şiddet sizlerin de bildiği üzere sadece dövmek, vurmak değildir. Suçsuz olduğu halde şu yaşadıklarımız da bize karşı yapılan psikolojik bir şiddettir. Şu an oğlumla bu psikolojik şiddete karşı savaşmaya çalışıyoruz.

Geleceğimiz olan çocukların bu yaşta yaşadığı travmalar bütün hayatını olumsuz etkilemesinden korkuyorum ve sesimi kimseye duyuramama üzüntüsü içindeyim.

Gerekli mevkilere de en ağır denetimli serbestlik şartlarını da kabul ederek (bunu çocuğum için istediğimi belirterek) talepte bulunmama rağmen olumlu olumsuz bir dönüş olmamıştır.

Bu yazdığım mağduriyetler emin olun ki sadece kalemime dökebildiklerimdir.

Oğlumla sesimizi duymanızı ve duyurmanızı istiyorum. Maalesef sizden başka bunu yapacak kimse yok.

Sizden isteğim ev hapsi bile olsa en azından çocuğumu bu ortamdan kurtarıp onu mutlu etmek ve ev ortamında büyütmek istiyorum.

Göstereceğiniz ilgiden dolayı şimdiden teşekkür ediyorum. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

13 Ocak 2020
3 yaşında bir çocuk, Kerem S. Kütükçü
33 yaşında bir anne, Semanur Kütükçü

Kızım koğuşta dizanteri oldu, 3 kez acile götürdüm, ilaçları verilmedi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Kızım koğuşta dizanteri oldu, 3 kez acile götürdüm, ilaçları verilmedi

Çöpteki kitapta parmak izi bulundu diye tutuklanan Arzu Akçakaya’dan mektup var. 15 aylık bebeğinin dizanteri olduğunu anlatan Akçakaya yaşadıklarını yazdı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOL ÖZEL- Türkiye’de cezaevlerinde ne hasta tutuklular ne de tutsak bebekler sağlık hizmetinden doğru dürüst yararlanabiliyor. Altı aydır kızı Damla ile birlikte cezaevinde bulunan Arzu Akçakaya, eşine gönderdiği 9 sayfalık mektupta kızının koğuşta dizanteri olduğunu ve bebekli bir anne olarak hapiste yaşadıklarını yazdı.

15 aylık Damla bebeği aynı gün içinde 3 kez acile götürmek zorunda kaldığını söyleyen Arzu Akçakaya, “Çok hastalandı bir gün, durumu iyi değildi, neden olduğunu bilmiyorduk ve acile götürdük. Doktor dizanteri teşhisi koydu ve ilaç yazdı. Ama bebeğimin ilaçları zamanında alınmadı ve çocuğumla beraber ikinci kez acile gittik. Doktor buraya gelmeniz çözüm değil, bu çocuğun bir an önce ilaçlarının alınması lazım dedi. Yavrumun bünyesi o kadar zayıf düşmüştü ki, ilaçları vücudu sadece 1 gün kaldırabildi ve aynı gün tekrar ağırlaştı, yine acile gittik.” dedi.

ATEŞİ 39,5’A YÜKSELDİ

Gardiyanlara, kızını babasına vereceğini ve eşine haber verilmesini istediğini ifade eden Akçakaya, “Tamam dediler, aradan 5 dakika geçmeden, bebeği babasına veremeyeceğiz, çünkü mesai saati geçti, biz hastaneye götüreceğiz dediler. Çocuğumu babasına verip özel bir doktora göstermek istiyorum desem de beni dinlemediler ve çocuğumun ateşi 39,5 kadar yükseldi ve 3. kez acile gittik.” ifadelerini kullandı.

Dört gün boyunca hastaneden kalan Damla bebeğe serum takviyesi yapıldı. Akçakaya, kızı taburcu olurken doktorun tekrar ilaç yazdığını ama o ilaçların da verilmediğini, eşi cezaevi yönetimini aradıktan 6 gün sonra kendisine teslim edildiğini belirtti.

DAMLA, TARIK VE EBRAR BEBEKLER

Arzu Akçakaya mektubunda Damla’nın dışında koğuşta iki bebeğin daha başına gelenleri anlatmaya çalışıyor. 16 kişilik koğuşta 25 kişinin kaldığını anlatan Akçakaya, bebeklerin sık sık ranzalardan düştüklerini ve ranzalara çarptıklarını ifade ediyor: “Tarık bebeğimiz bir gün Ranza’da uyurken düştü, o gün o kadar korktuk ki… Önce yastık düşmüş, sonra da Tarık yastığın üstüne. Ya betona düşseydi, ya çocuğa bir şey olsaydı ne olacaktı! Tarığımız o kadar korkmuştu ki, zorla susturduk ama annesine yaşadıkları çok ağır geldi, saatler sonra sakinleşti.”

İLK DOĞUM GÜNÜNÜ KOĞUŞTA KUTLADI

2017’de evlenen Akçakaya çiftinin ilk çocukları Damla bebek, 9 Ekim 2018’de dünyaya geldi. İlk doğum gününü koğuşta kutlayan Damla’nın kaderini bugün Türkiye’de birçok çocuk yaşıyor.

ÇÖP KONTEYNIRINDAKİ PARMAK İZİ DELİL OLARAK DOSYASINA GİRDİ

Cemaat soruşturmaları kapsamında 2 Ağustos 2019’da tutuklanan Arzu Akçakaya bir gün sonra, Gaziantep Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklanıp kızıyla birlikte Gaziantep L Tipi Cezaevine gönderildi. 4 Şubat 2020’de ikinci kez hakim karşısına çıkacak olan Akçakaya’nın örgüt üyesi olduğuna dair iddianamesine delil olarak giren olaylardan biri de Bitlis’te bir çöp konteynırından çıkan kitaplarda parmak izinin bulunmasıydı. O iddialar dosyasında şöyle yer almıştı:

 

“15 Temmuz akabinde Bitlis ili Beş Minare Mahallesi 1301 Sokak, 160 Evler Sitesi, Seval ve Nur Apartmanı önünde bulunan sokak üzerindeki çöp konteynırı içine çevresine atılan kitap doküman ve dijital materyaller ile Bitlis Olay Yeri İnceleme Müdürlüğü tarafından yapılan parmak izi çalışmalarında elde edilen izlerin karşılaştırılmasında tespit edilen izlerin şüphelinin sağ el orta parmak izi ile aynı olduğu tespit edilmiş olup bu husustaki bilgiler de dosyasına eklenmiştir.” Arzu Akçakaya’nın eşi M. Akçakaya, eşinin o tarihler arasında HTS kayıtlarında da görüleceği gibi Bitlis’te değil, Gaziantep’te olduğu söylüyor.

Yürümeyi koğuşta öğrenen 15 aylık Damla Akçakaya annesi ve babasıyla birlikte bir görüş gününde.

ARZU AKÇAKAYA’NIN MEKTUBU

Bitlis Eren Üniversitesi Tarih bölümü mezunu olan Arzu Akçakaya (29), eşine gönderdiği mektubunda gözaltına alındığı ve tutuklandığı 2-3 Ağustos 2019 gününü anlatıyor. Mektupta, cezaevinin bebekli anneler için ne kadar zor olduğu bir kez daha görülüyor. İşte o mektup…

“2019 geride kaldı ama yaşananlar…
Öyle bir an ki… Sabah yedi buçukta uyanmıştım, işe gitmek için hazırlıklarımı tamamladım. Ama nedense pek gidesim yoktu. Damla da daha uyanmamıştı. Onu uykulu uykulu beşiğinden alıp bebek arabasına koydum işe gitmek için, nereden bilebilirdim ki akşam eve dönemeyeceğimizi…

Bugün sen İstanbul’da işlerini bitirmiş Adana’ya geçiyordun, Allah’ın izniyle akşam da evde olacaktın. Üç gündür evin hiç tadı yoktu sensiz. Sabah kızımla beraber dükkanın elektrik faturasını ödeyip öyle açtık dükkanı.

Bugün Damla çok durgundu, yüzünde çok farklı bir ifade vardı. Hemen fotoğrafını çektim, teyzesine attım, Damla bugün bir garip diye. İçine mi doğmuştu acaba kızımın bugün yaşayacaklarımız? Ve son olarak kızımın o halini çektim, nereden bilebilirdim ki…

Bugün işler çok ama çok durgundu, canım çok sıkılıyordu, zaten senin şehir dışında olman da cabasıydı. Dedim ki, keşke işler iyi olsaydı, kaç gündür şehir dışında yorulmuştun zaten, eğer iyi olsaydı geldiğinde yüzün gülerdi, bu tür düşünceler geçiriyordum içimden.

CUMA VAKTİYDİ, POLİSLER GELDİĞİNDE

Ve saat öğlen 1.10 civarıydı. Herkesin cumada olduğu vakitlerdi. Kızım kucağımda müşteriyle ilgileniyordum. Kafamı kaldırdım, kapıda bir kalabalık. O kalabalıktan biri yanıma yaklaşarak ‘Arzu hanım ben terör şubeden…’ diyerek kimliğini gösterdi. Bir an dondum, tarif edilemez duygular sardı beni. Kimliğimi bile istemeden adımla hitap etti, sanırım fiziki takip, her neyse…

Bir an çok çaresiz olduğumu hissettim. Yanımda sen yoksun, anam yok, babam yok, sadece 9,5 aylık kızım vardı. O an sana o kadar çok ihtiyacım vardı ki ama yoktun işte, sen de istemezdin böyle olmasını biliyorum. İşte her şey bitti, buraya kadarmış dedim.

KIZININ BİRİNE VERİLMESİ LAZIM

Polis etrafı toparla, dükkanı kilitle gidelim dedi. Nasıl toparladım bilmiyorum. Ve kızının birine verilmesi lazım dedi. O an çocuğumdan ayrılık korkusu bitirdi beni. Etrafı toparlarken kara kara düşünüyordum, ben bu haberi eşime nasıl vereceğim, şimdi nasıl üzülür diye içimden geçirdim. Ve işin zor tarafı 9,5 aylık kızımı, bebeğimi kime teslim edecektim?

Faruk’a haber verdim sana ulaşamayınca. Damla’nın alınması lazımmış, beni şubeye götürüyorlar deyince Faruk bir an kötü oldu. ‘Tamam yenge’ diyebildi sadece. Ve bebeğimle beraber Maraş KOM Şubesine gittik. Damla’yı almaya halası geldi. Verirken o kadar zorlandım ki çok kötü oldum, kızımla ilk ayrılık anımdı. Giderken kızımın bana bakışlarını asla unutamam.

Ve ifademe başlandı sonra, Maraş Adliyesine götürüldüm. Yol boyunca aklım kızımdaydı ve adliyede savcıyı bekledik. Sonra bir telefon geldi. Savcı ifademi almadı. Antep beni buraya istemiş, buna hiç anlam veremedim, hala da öyle…

BANA BİR GÜZEL BAĞIRDI

Ve Maraş’tayken sağlık kontrolüne gittiğimizde işlemler bitince arabaya bindik. Baktım benden taraf arabanın kapısı tam kapanmamıştı. Fark ederler herhalde diye düşündüm. Çünkü benim acım başkaydı, o dertte değildim. Araba hareket etti, baktım beş dakika sonra durdu. Yanındaki memur şoföre ‘Niye durdun’ dedi, ‘Onun taraftaki kapı açık o yüzden’ dedi. Sonra indi ve kapıyı kapattı. Bana bir güzel bağırdı, ‘Niye açtın’ diye.

Halbuki benim kapıyla aramda bayağı bir mesafe vardı ve yanımda da bayan memur oturuyordu. Dokunmadığımı o da biliyordu ama sesini çıkarmadı. Ben açmadım diye açıklama yaptığımda kimin umurunda, kapıyı kilitledi. Kendi yapmış olduğu hatayı bana mal etti. Bu beni o kadar incitti ki…

Ve indikten sonra tek bir cümle söyledim bayan memura: ‘Ben arabadan atlayacak kadar karaktersiz bir insan değilim’ dedim. Ve bu sözün üzerine bayan memur: ‘Biliyorum sen kapıya dokunmadın, zaten şubeye gelince arkadaşa söyledim’ dedi.

Ama benim için önemli olan o anda söylemesiydi ama sustu… Ve Maraş’a akşam ezanı okunurken ben polis arabasında sen ise arkada, araçta kızım ve halasıyla beraber beni takip ediyordun. Aklım sürekli sizdeydi. Kaç defa arkama dönüp dönüp baktım bilmiyorum.

MEĞER NE ÖNEMLİ TERÖRİSTMİŞİM!

Ve bu şekilde Antep’e doğru yol alıyorduk. Meğer ne önemli teröristmişim ki beni 9,5 aylık bebeğimle gece gece Antep yollarına düşürdüler. Ve bir saat yolculuğun ardından gece Antep KOM’a geldik. Birkaç saat ayrılığın arkasından kızım kucağımdaydı, doya soya sarıldım, kokusunu içime çektim, gözyaşlarım akıverdi. Canım yavrum benimle beraber rezil oluyordu.

Sen ise bilmediğin Antep sokaklarında kızıma bez gibi ihtiyaçlarını almak için gezip durmuşsun. Şubeye bu eşyaları getirdiğinde o kadar kötüydün ki… Nasıl kötü olmayasın, eşin, kızın karakollarda ve onlardan ayrıldın. Biliyorum senin için de o kadar zordu ki…

İfademe yarın sabah 9’da başlanacağı söylendi. Memur bana klimalı bir oda verdi. Deri koltukların üzerinde bebeğimi uyuttum, o kadar yorulmuştu ki… Bense sabaha kadar uyumadım. Koltuktan düşer diye başucunda bekledim. O gün sabah olmadı, çünkü beni çok zor bir hayat bekliyordu artık…

Bir konuda minnettarım, beni bebeğimle beraber o gün nezarethaneye koymadılar, bu noktada çok teşekkür ediyorum o memurlara. Ya koysalardı ne yapardım nezarethanede çocuğumla? Kim bilir…

İFADE ARASINDA KIZIMI EMZİRDİM

Ve ifadeye başlandı. Sen ve kızım ise koridorda ifademin bitmesini bekliyordunuz. Damla durmayınca memurun da izniyle ara verilip kızımı emzirdim. Kısacası kızım ve sen ifade esnasında rezil olmuştunuz biliyorum. Damla seni çok zorlamıştı. Kim bilir sen hangi düşünceler içerisindeydin.

Ve ifade bitti. Küçücük çocuğum olmasına rağmen suçsuz yere savcılık ve mahkeme tutuklama kararı verdi. Tutuklandığıma değil de senden ve kızımdan ayrılmam o gün beni mahvetti. O gün cezaevine gelirken senden tek isteğim “Çocuğumu bana getir” demek oldu ağlayarak, sen ise “Getireceğim canım, üzülme ne olur” diyerek ağlamıştın.

CEZAEVİNE GİDİYORDUM VE KIZIMI BANA VERMEDİLER

O an benim için çok zordu. Cezaevine gidiyordum ve kızımı bana vermediler. O an anneliği ne demek olduğunu iliklerime kadar hissettim. Arkada gözü yaşlı bir bebeğim, eşim kaldı. Yol boyunca ağladım. Acımdan arabanın içindeki memurlara ‘Beni yavrumdan ayırdınız’ dedim. Bayan memur ‘Biz seni ayırmadık, kızını sana getireceğiz’ dedi. Erkek memur ise biraz sert çıktı bana. ’15 Temmuz’da ölen şehitlerin çocukları yok muydu, o hak değil miydi, neden sustun’ dedi. Evet haktı, kim yaptıysa Allah belasını versin dedim. O zaman sustu. Sanki ben öldürdüm, bana öyle demesi çok zoruma gitti.

Ve yavrum kucağımdan uçup gitmişti. 3 Ağustos unutulmaz bir gün, cezaevine giriş, üniversite koridorlarından cezaevine çok hazin. Kimlik bilgilerim alındı, bir suçlu gibi parmak izim alındı, fotoğraf çekildi ve arama yapıldı. Bu an bende acı izler bıraktı.

Bir karıncayı incitmeye korkan ben, sinek rahatsız ettiğinde öldürmekten ziyade kovalamayı seçen ben, terörist damgası yiyerek cezaevine girdim, bu ne kadar ağır bir imtihandı. İçeride beni nasıl bir ortam bekliyordu bilmiyordum, zaten bunları da düşünmüyordum. Çünkü aklım fikrim sen ve kızımdaydı, şimdi ne yapıyorlar diyordum.

Ve koğuşa girdim. Etrafımı bir kabalalık sardı. Hepsi o kadar samimi ve güleryüzlüydü ki… Hep beraber benim için koşturuyorlardı. Biri yemek hazırlıyor, biri çarşaf, yastık vs… Ve bu an bir nebze de olsa acımı dindirip korkularımı almıştı benden. Memurun ‘Kızın birkaç saate sana getirilecek’ demesiyle zindanım aydınlandı, rahatladım. Ve gece 12’de kızım memurun kucağında geldi, gözü yaşlı, perişan bir şekilde… Beni görünce öyle bir içten gülümsemesi vardı ki…

Hemen kucağıma atladı, doya doya sarıldım yavruma ve arkadaşlar da bu anımıza mutlu oldular ve ağladılar. Canım yavrum, o gün ben nereye geldim dercesine etrafına şaşkın şaşkın bakıyordu. Nasıl bakmasın, etrafında büyük bir kalabalık demir parmaklık ve kapılar…

Evet gelişiyle bir an mutlu oldum, zindanım aydınlandı ama diğer yanım acılı bir şekilde dışarıda kalmıştı, yani sen… Kim bilir ne haldeydin… Kendime gelmem bir ayı buldu. Anlatacak, yazacak çok sey var 2019’a dair. Ama bende derin izi olan 2 ve 3 Ağustos’u yazmak istedim sadece.

BİR AY YERDE, SÜNGER ÜZERİNDE UYUDUK

Kızımın alışması çok zor oldu, yirmi gün boyunca etrafına tuhaf tuhaf baktı. Kimseye gitmedi, ağladı. O anlar beni çok zorladı. Ve ilk geldiğimde bir ay yere sünger koyarak öyle uyuduk. Üst ranza boştu ama ben oraya çıkmadım, çocuğumla beraber orada kalamazdım. Kızım rahat uyusun diye ben hep ucunda kaldım süngerin. Bazen hiç uyuyamadım. Öyle işte, hangi kelime yasananları tam anlatır bilmiyorum. 2019 geride kaldı ama hüzünle anılacak şekilde…

YERE BİR ŞEY SERMEK YASAK

Maltada (avlu) çocuk olmak!

Bunu hangi kelime ya da cümle ifade edebilir ki…
Buradaki bebeklerin beşiği, emeklediği odaları, temiz havaları, sıcak yuvaları, güneşleri, özgürlükleri alındı elinden, tıpkı benim yavrumun olduğu gibi. Koydular buz gibi beton yığınlarının arasına. Ve bu bebeklerden biri de benim kızım. Mapus nedir, zindan nedir bilmezken, daha on aylıkken buraya girdi, alındı özgürlüğü kızımın. Tam emekleme çağındaydı ama emekleyemedi, kucağımda gezdi. Çünkü yerler beton, halı yok, yere bir şey sermek yasak. Şimdi yürüyor ama emekleyemeden yürüdü yavrum, diğer bebekler gibi.

11 AYLIK EBRAR BEBEK

İlk geldiğinde Ebrar bebeğimiz vardı, 11 aylıkken mapus olmuş ve 20 aylıkken tahliye oldu. Burada yürüdü, burada konuştu ama bir farkla emekleyemeden yürüdü. Gardiyanların her kapıyı açışlarında ve bağırdıklarında bebeklerimiz korkarak uyanıyor, ortam gürültülü, sağlıklı uyuyamıyorlar. Burada bebeğimizin temizliği için bir ıslak mendil bile alamıyoruz yasak olduğu için, bu durum o kadar zorluyor ki…

Dışarıdan mama alımı yasak, içerideki koşullar mama yapmaya müsait değil. Zaten bir aydır semaverimiz yok, tamiri mümkün değilmiş, bir çorba bile yapamayacağız bebeklerimize. Bir yetişkin gibi gelen yemeklerden yemeye çalışıyorlar.

TARIK’IN ANNESİ SAATLER SONRA SAKİNLEŞTİ

Damla ve Tarık bebek bir görüş gününde. Tarık bebek daha sonra tahliye oldu.

Ortam tehlikeli, bir an dikkatli davranmazsan ranzaya çarpıyor bebeklerimiz. Kaç defa çarptı bilmiyorum. Her çarpışlarında yüreğimiz yandı. Hele Tarık bebeğimiz bir gün ranzada uyurken düştü, o gün o kadar korktuk ki… Önce yastık düşmüş, sonra da Tarık yastığın üstüne. Rabbim korumuş. Ya betona düşseydi, ya çocuğa bir şey olsaydı ne olacaktı! Tarığımız o kadar korkmuştu ki, zorla susturduk ama annesine yaşadıkları çok ağır geldi, saatler sonra sakinleşti. O gün hep beraber Tarığımıza bir şey olmadığı için Rabbimize bir kez daha şükrettik. Burada çocukların tek aktivitesi daracık odada oynamak, yürüteçle gezmek…

Güneşten mahrum büyüyor buradaki bebeklerimiz. Bir 10 dakika güneşe çıkarmak için can atıyoruz, kemikleri güneş görsün diye ama… Etrafta ranzalar ve demir kapılar ve beton yığını var. Kapıların kolu yok, bir yere çarpsa çok tehlikeli. O yüzden yürüyene kadar annelerin kucağında ya da yerlerde geziyorlar.

SICAK SU SÜRESİ 50 DAKİKA

Sağlıklı bir şekilde bebeklerimizi banyo yaptıramıyoruz burada. Verilen sıcak su süresi 50 dakika, bazen o kadar bile olmuyor. Bundan dolayı sıcak suyla çamaşır yıkayamıyoruz. Dolayısıyla çamaşırlar hijyenik olmuyor.

Ve sık sık su kesintisi yaşanıyor. Şu an 16 kişilik koğuşta 25 kişi kalıyoruz. Sık sık su kesintisinin yaşandığı bir yerde bu kadar kalabalık da hijyen pek de mümkün olmuyor.

Daracık odada bebeğimin oynayacak bir alanı bile yok. Üçerli kalınan bir odada bebek nerede oynasın? Hele aramalarda bebeklerimiz uyuyamıyor, o tatlı uykularından uyandırıp kucağımıza alıyoruz, arama bitene kadar bizimle beraber bekliyorlar.

Ve görüşlerde can yakan durumlardan biri de bebeklerimizin kendi babalarından bir yabancı gibi korkup yaklaşmamaları… Bu durum babaları ve anneleri o kadar üzüyor ki… Bir sıcak yuvadan yoksunlar buradaki bebekler.

GÖREBİLDİKLERİ TEK ŞEY DUVAR

Ve babalar babalar… Yavrularının en tatlı anlarını göremiyorlar. İlk baba deyişini, ilk adımını göremiyorlar, ne kadar acı… Böyle kolay işte yuvanın parça parça edilmesi. Burada çocuğuna pencereden dışarı baktırdığında gösterebildiğin tek şey, karşında duran DUVAR…

Pencereden baktıklarında izleyebilecekleri ne bir kuş, ne bir çiçek, ne bir araba, ne bir ağaç var bunlardan mahrumlar. Bazı bebeklerimiz gardiyanlar kapıyı açtıklarında kucaklarına gitmek istiyor, çünkü dışarı çıkıp gezmek istiyorlar. Nasıl istemesinler ki… Bir yetişkin olarak bizler bile o kadar sıkılırken daracık odada, bebekler nasıl sıkılmasın.

Bazen oyuncaklardan bile sıkılıyorlar, oynamak istemiyorlar. Ve bebeğimin cezaevinde oluşuyla yaşadığımız o çocukluk anıları unutulur mu?

BİR GÜN ÇOK HASTALANDI

Canım yavrum çok hastalandı bir gün, durumu iyi değildi, neden olduğunu bilmiyorduk ve acile götürdük. Doktor bebeğime dizanteri teşhisi koydu ve ilaç yazdı. Ama bebeğimin ilaçları zamanında alınmadı ve çocuğumla beraber ikinci kez acile gittik. Doktor ‘Buraya gelmeniz çözüm değil, bu çocuğun bir an önce ilaçlarının alınması lazım’ dedi. Ama canım yavrumun bünyesi o kadar zayıf düşmüştü ki, ilaçları vücudu sadece 1 gün kaldırabildi ve 2 Ekim günü çok ağırlaştı durumu, gün boyu koştu, ateşler içinde kaldı.

Gardiyanlara söyledim, bebeğin babasını çağırın, babasına vereceğim dedim, tamam dediler, seni aradılar. Bana ‘Hazırla bebeği, 10 dakika sonra vereceğiz’ dediler. Ama aradan 5 dakika geçmeden, ‘Bebeği babasına veremeyeceğiz, çünkü mesai saati geçti, biz götüreceğiz’ dediler. Ben hayır hastaneye gitmek istemiyorum, ben çocuğumu babasına verip özel bir doktora göstermek istiyorum desem de beni dinlemediler ve çocuğumun ateşleri 39,5 kadar yükseldi ve 3. kez acile gittik 2 Ekim’de.

4 GÜN HASTANEDE KALDI

Tabi sen ise o kadar yoldan gelip cezaevinin kapısından geri çevrildin yavrunu alamadan, göremedin. Hastanede bile yavrumuza yaklaştırmadılar. 1 dakika olsa göremedin yakından. Ve 3. kez gidişimizde bebeğimizin durumu çok ağırdı. 2 saat hastaneye gitmek için revirde bekletildim, o kadar çaresizdim ki… Ve doktor bebeğime yatış verdi. 4 gün boyunca serum takviyesi yapıldı. Canım yavrumun bünyesi o kadar zayıf ki, damar yolu açamadılar, çok zorlandılar, küçücük bedenine 5 yerinden damar yolu için iğne yedi. Ve yavrum o kadar bağırıyordu ki, ben ise hiçbir şey yapamıyordum. Sadece canım yanıyordu manzara karşısında…

Ve aileme en ihtiyacım olduğu bir zamanda ne yazık ki ailem yanıma gelemiyordu, çünkü izin yoktu. Bir baba olarak çocuğunun durumunu öğrenebilmek için neler yaptın. Neden bu kadar zordu? Bir baba olarak en doğal hakkındı ama mahkum olunca öyle olmuyormuş. Öyle işte, unutulmayacak ve izleri asla silinmeyecek hazin bir hastane süreci olmuştu.

Ve taburcu olurken doktor yeniden ilaçlar yazdı. Her gün dilekçe yazdım ilaçların getirilmesi için, bana ‘Reçete kayıp, emin misin yazdığından’ ben de evet dedim, doktorla görüşülüp bana dönülecekti ama dönülmedi, her gün dilekçe yazmama rağmen. Sonra sana söylemiştim, ilaçların verilmediğini, sen de üzüldün, bana neden geç söyledin dedin ve kurumu aramanla ilaçlar 6 gün sonra verildi.

İLAÇLAR 6 GÜN SONRA VERİLDİ

Evet kızım hamd olsun iyiydi, ya kötü olsaydı? İlkinde ilaçlar geciktiği için durumu fenalaşmıştı, 2. kez aynı şey yapıldı, ilaçlar 6 gün sonra verildi, neden böyleydi, çocuk bu?

Cezaevinde bir anne olarak bebeğin içi bazen hiçbir şey yapamıyorsun, o kadar çaresizsin ki… Burada bir bebek olmak da anne olmak da çok zor. Bir anne olarak canın yanıyor, bebeğinin senin kaderine tabi olmasına… Diğer bebekler dışarıda temiz hava alırken, güneş görürken, gezerken, sıcak yuvalarında babalarıyla beraber yaşarken, rahat odalarda emeklerken senin çocuğun tüm bunlardan mahrum olduğu için bir anne olarak kahroluyorsun ama çaresizlik işte…

Bu bebeklerin hakkı ödenir mi?

Yeni Türkiye: Halk “Elazığ Kürt mü?” diye sorar; devlet HDP’linin yardımını kente sokmaz

 

Okumaya devam et

Popular