Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

“Gurbette eşimi kaybetmiş, çaresizliğin dibine vurmuştum”

“Geçtim Meriç’ten” şiiriyle tanınan ve Atina’da hayatını kaybeden eğitimci Halil Dinç’in eşi, vefatın yıldönümünde tüm yaşadıklarını anlatan bir mektup yazdı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL- Atina’da kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden Ankara Samanyolu Cemal Şaşmaz Kız Lisesi Müdürü Halil Dinç’in (45) ölümünün üzerinden 14 ay geçti. Herkes onu eğitimci kimliğinin yanı sıra “Geçtim Meriç’ten” şiiriyle tanıdı. Yunanistan’da kampta tanıştığı Pakistanlı çocuklara da, Meriç’i yol edinenlere de dizeleriyle umut oldu Halil Dinç. Fakat kalbi yaşadıklarına dayanamadı ve 16 Ağustos 2018 sabahı hayatını kaybetti.

Oğlu İhsan’ı Türkiye’de bırakan, iki kızıyla Atina’da tek başına kalan eşi Nihayet Dinç ise eşinin ardından darmadağınık olan hayatını toparlamak için uğraştı. Aile Haziran 2019’da tekrar Belçika’da bir araya geldi ama o zorlu günlerin acısı hala geçmiş değil.

15 Temmuz’dan sonra başlayan Tenkil sürecinde yaşadıklarını kaleme alan Türkçe öğretmeni Nihayet Dinç, eşinin cenazesi için sela okunmasını engelleyen müftüyü, uyuşturucu konulan, ateşe verilen okullarını, hayat arkadaşının kalp krizi geçirdiği o sabahı ve zorlu yol hikayesini yazdı.

Halil Dinç ve Nihayet Dinç 

Ben 1972 Van doğumluyum. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Edebiyat Bölümü mezunuyum. 1995’te mezun oldum. Okul yıllarında hizmetin evlerinde kaldım. Son sınıfta hizmetin dershanesinde stajerlik yaptım.

Halil Dinç 1972 Trabzon doğumlu. Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi mezunu. 1992 mezunu. Eşim de öğrencilik yıllarında Ankara’da hizmetine evlerinde kaldı. Eşim mezun olduktan sonra Van’a sözleşmeli öğretmen olarak geldi. Serhat Fen Lisesi Kurumlarında Türkçe öğretmeni olarak çalıştı.

Ben de son sınıftayken stajerlik yapıyordum. Halil bey bize ders anlatıyordu. Eşimle orada tanıştık. Kaderi ilahi o öğretmen ben öğrenciydim. Daha sonra Halil bey bana izdivaç talebiyle geldi. Ben de kabul ettim ve 2 Ağustos 1995’te evlendik. İkimiz de hizmetin kurumlarında çalışıyorduk. Sonra o fen lisesi müdürü oldu. Toplam ben 4 yıl, eşim 8 yıl Van’da çalıştık.

Eşimle ilk tanıştığımızda bana yaptığımız işin zor olduğunu, gün gelir hapis gibi şeylerin başımıza gelebileceğini söyledi. “Ben seni kucağında 3 çocukla bırakıp hapse girebilirim” dedi. Beni böyle kabul eder misin diye sordu. Ben de kabul ettim.

DARBE GECESİ TATİLDEN DÖNMÜŞTÜK

Daha sonra 3 yıl Sivas’ta, 2 yıl Sinop’ta, 1 yıl Samsun’da çalıştık. 2007’de Ankara’ya geldik. O Yusuf Tanık’ta müdür oldu. Ben öğretmen. O daha sonra Ülkü Ulusoy İlköğretim’de müdür oldu. Daha sonra Halil Bey Cemal Şaşmaz Kız Lisesinde, ben de İbrahim Avcı İlköğretimde Türkçe öğretmeni olarak çalıştık.

Tabi 17-25 Aralık süreci başladı. Biz bundan hem maddi hem manevi çok etkilendik. Maaşlarımızı alamamaya başladık. Kayıtlarımızda azalma oldu. İnsanlar korkuyordu. Çocuklarını bizden almaya başladılar. Çevreden tepkiler almaya başladık. Bu durum 15 Temmuz darbeye kadar devam etti. Darbe gecesi biz tatilden dönmüştük. Evdeydik. Haberleri izliyorduk. O anda olanları gördük. Çok endişelendik.

OKULA UYUŞTURUCU VE 1 DOLAR KOYMUŞLAR

Eşimin okulunda güvenlik görevlileri eşimi aradılar. Okulun taşlandığını, kendilerinin herhangi bir can güvenliğinin olmadığını söylediler. Kaçtılar. Eşim, diğer okul müdürleri, öğretmenler okula gidemedi. Pursak İlköğretim Okulunu ateşe verdiler. Cemal Şaşmaz müdür yardımcısı bir gece okula girdi. Baktı. Her yere 1 Dolarlar koymuşlar. Masalarda, dolaplarda uyuşturucu koymuşlar. Hepsini klozete atmış. Çok kötü günlerdi.

Daha sonra biz iki aya yakın görümcemlerde kaldık. Ama eşim öğretmenlerini merak ettiği için kendisini tehlikeye atarak Ankara’ya gidip geliyordu.

HAPİSTE OLAN HER ARKADAŞIMIN ÇİLESİ SANKİ BOYNUMDA, DERDİ

Durumlara çok üzülüyordu. Tanıdıklarından, öğretmenlerden tutuklananlar olmuştu. Bizim eski evimize de gelmişler. Kapıları kırmışlar. Beni ve eşimi arıyorlarmış. Biz yeni taşındığımızdan ikametgahı almamıştık. Eşim bizden ayrıldı. Gaybubet yapmaya başladı. Her eve geldiğinde onu biraz daha çökmüş görüyordum. 15 kilo verdi. Sanki 10 yaş yaşlanmıştı. Elleri egzema olmuş, parmaklarından kan geliyordu. Ama doktora gidemiyorduk. 

Elinden geldiğince mağdurlara yardım etti. Para buldu. Ziyaret etti. Diyebilirim ki son nefesine kadar Hizmet etti. Bana diyordu ki “Belki ben hapiste değilim ama hapiste olan her arkadaşımın çilesi sanki boynumda.” Çok ar etti. Yapılanları kabul edemiyordu. Bir şiiri vardı “Halkım beni tanımadı” Bunu okur ağlardı.

Derken böyle yaşamak zorlaşmaya başladı. Çocukların psikolojisi hiç kolay değildi. Her an yakalanma korkusu hiç kolay değildi. Eşimin ismi yeni oluşumda geçmeye başlamıştı. Tek çaremiz arabamızı satıp birkaç kuruş para bulup buralardan, vatandan terk-i diyar etmekti.

Tabi ben çok korkuyordum. Meriç’te boğulanları gördükçe cesaretim azalıyordu. Ama eşim bana cesaret verirdi. Her zaman öyleydi. Biraz ümitsizliğe kapılsam Allah bizimle beraber derdi. İmanına kurban olduğum çok imanlıydı.

Ben ona senin Amerika vizen var. İstersen sen git biz sonra geliriz dedim. Ama o hayır Nihayet ne sen bensiz (!), ne de ben sensiz yaparım dedi. Birlikte gitmeye karar verdik. Bu arada çocuklarım;

1) İnci Dinç (12) Yaş

2) Ahsen Din (18) Yaş

3) İhsan Dinç (22) Yaş

EŞİM HERKESE MORAL VERMEYE ÇALIŞIYORDU

İhsan’ Türkiye’de bıraktık. O sonra gelecekti. Meğer babasının cenazesini almak için kalmış orada yavrum. Meriç’i geçme hikayemiz korktuğumuz gibi olmadı. Kolay geçtik. Hapse konulduk. Askerler bize çok iyi davrandılar. Hapiste her saatte bir, bir aile geliyordu. Hepsi de bizim arkadaşlarımızdı. Doktor, avukat, hakim, hemşire, öğretmen… her meslekten vardı. Herkesin hikayesi farklıydı. Çok acı hikayeler dinledik.

Eşim herkese moral vermeye çalışıyordu. Saçları hep aktı. O yüzden herkes ona abi diyordu. Ama fark ediyordum. Yine çok üzülüyordu. Sürekli başı ağrıyordu. Ben de ona hep arveles verdim. Hapisten sonra bizi açık kampa aldılar. Orada Afrinli bir aile vardı. Afrin operasyonunda Türk askerleri evlerini basmış. Onlar da buralara gelmek zorunda kalmış. Onlarla ilgilenmeye çalıştı. Davasını anlattı. Bana, Nihayet Kürtçe bilen arkadaş varsa boş geçirmesinler, bu insanlara davamızı anlatsınlar derdi.

“BANA BİR ŞEY OLURSA BU ŞİİRİ YAYINLAYIN”

Kampta Pakistanlı çocuklar vardı. Perişan bir durumdalardı. Halil bey içlerinden birisine ezan okuma görevi verdi. Hep beraber cemaatle namaz kılıyorlardı. Duymuşlar Halil Bey’in öldüğünü, kampta Meriç şiirini dinliyorlarmış. 

Gelelim “Gülerek Geçtim Meriç” şiirine. Bence bu şiir Yunanistan’daki arkadaşların ağzında marş gibi söylendi. Ancak Yunanistan’a geçen bu şiiri anlar ve ağlardı. Çocuklar bile bu şiiri ezberlemişti.

Eşim bu şiiri yola çıkmadan 3 gün önce kaleme almış. Bana ilk okuttuğunda çok şaşırdım. Halil bey dedim, sen daha oradan geçmeden nasıl bu kadar anlamlı ve duygulu yazdın. Dedi ki, ben bu şiirini oradaki şehitlerin hissiyatını düşünerek yazdım. Bana bir şey olursa bunu yayınlayın, dedi. 

Kamp, hapis, zindan derken 12 gün sonra Atina’ya geldik. Bizi bir misafirhaneye aldılar. İki aile birlikte kalıyorduk. Atina’yı pek sevmedik. Oradan hemen gitmek istedik. Evrakları hazırlattı. Çarşamba yolculuk var dedi. Maalesef o gün yolculuk olamadı. Biraz üzülmüştü. Gece paraları saydı. Nihayet biz bu paralarla ancak 4 defa deneyebiliriz (denemek geçmeye çalışmak). Ben olsun üzülme Allah kerimdir dedim.

MUTLUYDU, HASTA FİLAN DEĞİLDİ

Sabah oldu ev arkadaşlarımız başka bir yere kahvaltıya gittiler. Biz evde dört kişiyiz. Eşim evde bize güzel bir kahvaltı hazırlamıştı. Mutluydu. Hasta filan da değildi. Gel beraber pazara gidelim dedi. Pazardan o kadar çok şey aldı ki ben bile şaşırdım. Markete gittik. Bana dedi ki, gel elini tutayım nasılsa burada kimse görmez.

Eve geldik. Ortanca kızımın morali pek iyi değildi. Ona dedi ki, hazırlan seni döner yemeye götüreceğim. Kendisi tıraşını oldu. Banyoya girmek için hazırlandı. O anda bana seslendi. Bir baktım yere yığılmış. Bilinç yok. Kızımla banyonun dışına çıkardık. Evde yalnızız. Kimseyi tanımıyoruz. Dil bilmiyoruz. Abileri aradım ambulans çağırın diye.

ATİNA YIKILMIŞ, ALTINDA KALMIŞTIM

Apartmanları dolaştım. Kimse yok. Kızım bir saate yakın ağız ve kalp masajı yaptı. Ben de şuursuzca aynı Hz. Hacer gibi oradan oraya deli gibi koşturuyorum. Küçük kızım kanepelerden atlıyor. Ne olur baba ölme! Apartmanın altı doldu insan. Ben balkonda ambulans ambulans diyorum. Sonra abiler geldi. Eşimin kalbi durmuştu. Ben çaresizliğin dibine kadar vurmuş, gurbette çınarımı kaybetmiş, Atina yıkılmış, altında kalmış, kısaca kıyametim kopmuştu. Halil Bey’i ambulansa bindirdiler. Götürdüler. Ama ben iyileşecek gelecek diye bekliyorum. Sonra beni götürdüler. Ve o sözü, dünyayı başıma yıkan, benim yarımı öldüren, Halilin öldü lafını duyunca tek şey düşündüm. Ölmeyi.

BENİ MORGA GÖTÜRDÜLER

Ama ölemezdim. Çünkü ben bir anneydim. Kalbim parça parça Türkiye’deki oğlumu düşündüm. Evdeki kızlarımı gariplerimi düşündüm. Ben onlara nasıl babanız öldü diyecektim. O anda Hz. Meryem gibi “Keşke unutulsaydım, keşke hiç doğmasaydım, bir daha adımı kimse anmasaydı, kaybolup gitseydim.” sözünü söyledim.

Fakat imtihan yaşamak zorundaydım. Allah bana yeter ! dedim. Beni morga götürdüler. Kıyamıyorum Halilimin yüzüne bakmaya. Elini tuttum. Orada değildi. Kıyafetini çıkarmıştı. Tabi bayılmışım. Beni aldılar arabaya bindirdiler. Eve gitmek istemiyorum. Çocuklara ne diyecektim. Sığınağımız, çınarımız, duvarımız yıkıldı mı diyecektim.

ACIMIZI KİMSE ANLAYAMAZDI

Eve geldik. Ahsen bana baktı. Tabi anladı. O da orada düştü bayıldı. Küçük kızım dışarıdaydı. Ona da söylediler. Psikolog gelmişti. Ama psikolog senin yarana ne derman olur. Abiler, ablalar, bütün Yunanistan oraya döküldü. Ama acımızı anlayamazlardı. Akraba yok, kimse yok. Neyse abiler bizi o evden taşıdılar. Başka bir eve gittik. Yanımızda bize destek olan, benim canım arkadaşım ve eşinden Allah razı olsun. Tabi ben hiç iyi değilim. Ne yapacaktık Yunanistan’da. Eşimi Trabzon’a göndermeye karar verdik. Ailesi çok istiyordu. Kabrini hazırlamış, gelmesini bekliyorlardı.

KHK’LI BİR ARKADAŞI NAMAZINI KILDIRDI

Esma Uludağ’ın cenazesini taşıyan şirketle anlaştık. Eşimi otopsi için orada 9 gün beklettiler. O 9 gün bana ölüm gibi geldi. Sonra düşündük, Türkiye’de eşimi yıkamazlar. Orada abiler yıkadı, cenaze namazını bizim arkadaşlarımız kıldırdı. Eşimi en son o cenaze namazında gördüm. El salladım. Ahirette görüşürüz dedim. Tabi bayılmışım. Benden nabız alamıyorlar. Çocuklarım benim etrafımda anne ölme, anne ölme!

Bu arada oğlum haberi alır almaz bayılıyor. Daha dün babamla konuştum diyor. Yapayalnız. Bir iki arkadaşı yanına geliyor. Sonra o da cenazeyi almak için Trabzon’a geliyor. Trabzon havaalanında sadece İhsan ve bir enişte cenazeyi alıyor. Kardeşi korkuyor. Gelip almıyor. Trabzon’da eşim için ‘fetöcülerin elebaşısı geliyor, sakın selasını okutmayın ve namazını kıldırmayın diyor müftülük. Eşimin cenazesini bir KHK’lı arkadaşı kıldırıyor. Rabbim onların namert ellerini eşime sürdürmüyor. Bu arada ben perişan. Abiler bana ne yapalım abla, yola devam mı, yoksa Türkiye’ye mi dönersiniz. O kadar zor bir durum ki… Ne yapacağımı bilmiyorum. Atina bana mezar olmuş, nefes alamıyorum.

POLİS SENİ ALIYOR, KAFESE KOYUYOR

Türkiye’ye dönsem yakalanacağım. Akrabalarım dön ne olur, bir iki yıl yatarsın diyorlar. Ama çocuklarıma bir de bunu yaşatırsam kaldırmazlar. Sonra bir abi bana dedi ki, ‘Abla Halil abi, o namertlerin elini vücuduna sürdürmedi. Siz giderseniz Halil Abi çok üzülür.’

Kızım da ‘Anne babam bizi buraya getirdi, o olsaydı tekrar onlara teslim olmamızı istemezdi’ deyince yola devam etmeye, hicretimizi tamamlamaya karar verdik. Bu arada ben ilaca başladım. Psikolog bir arkadaş bana yardımcı olmaya çalıştı. Kendimizi biraz toparlamaya başlayınca Belçika’da kamp olmadığı için Belçika’ya geçmeye karar verdik.

Ahsen çok zayıflamıştı. 45 kiloya düşmüştü. Panik atak geçiriyordu. 6 defa onunla denedik. Olmadı. Her denememizde Ahsen daha çok yıpranıyordu. Polis seni alıyor, kafese koyuyor, bunlar kolay şeyler değil. Sonra tek denemeye karar verdi ve Elhamdülillah geçti. Belçika’da bir arkadaşımda kaldı. Ben küçük kızımla denemelere devam ettim.

HEPİMİZ YARALI BİR KUŞ GİBİYİZ

Bu arada İhsan da Belçika’ya farklı yollardan geldi. Dış hatlardan teslim oldu. İki ay hapis yattı. Sonra oturum aldı. İki kardeş artık birbirlerine dayanak olmaya başlamıştı. Ben Yunanistan’da 12 defa deneme yaptım. O kadar ayrı bir imtihan ki. Allahım kim bu durumda ve geçmek istiyorsa sen yardım et.

Küçük kızım artık havaalanını görmek istemiyordu. Şimdi bile havaalanı fobisi var. Bir yerde polis ve asker görünce rengi soluyor, hemen elimi tutuyor. Ben 10 Haziran 2019’da Belçika’ya geldim. Eşime haber gönderdim. “Halilim emanetlerine kavuştum.”

Şimdi hepimiz yaralı bir kuş gibiyiz. Birbirimizin yaralarını bazen sarıyor, bazen kanatıyoruz. Ben yarım kaldım, yarım olarak yoluma devam ediyorum. Rabbim beni de onun gibi hizmete hadim eylesin. Çocuklarıma da hakkı ve hakikati göstersin.

Meğer bu yol uzundur
menzili çoktur
derin sular var

ilahisini şimdi hepimiz yaşar olduk.

Bu yaşadıklarımdan hiçbir zaman Rabbime küsmedim. Ben yetim büyüdüm. Annemi 7, babamı 12 yaşında kaybettim. Ama rabbim beni hiç bırakmadı. Her zaman himayesini hissettim. Halilim bana onun bir nimetiydi. Nimeti veren O alan O. Ben yetimken bana sahip çıktı, okuttu, evlendirdi, sağlıklı çocuklar verdi, hizmetle tanıştırdı. Bu kadar nimet vermişken biraz da nikmet olmuş çok mu?

“Rabbim ebedi kavuşmalar nasip etsin”
“Ölüm niçin zor bilir misin? Çünkü onu yaşayan sağdır.”

Halil Dinç, ölümünden bir gün önce ailesiyle birlikte Atina’da.

HALİL DİNÇ’İN HALKIM BENİ ANLAMADI” DİYE SÖYLEYİP SÖYLEYİP AĞLADIĞI “SİTEM” İSİMLİ ŞİİRİ

Haliktan geldiler dedim
Halkım beni tanımadı
Şu ömrümü sebil ettim
Halkım beni tanımadı.

Ben çamur içtim bir nice
Ayaza tipiye durdum
Bal yesin dedim ömrünce
Salkım beni tanımadı

Bir ağaç altı gölgede
Misafirdim her bölgede
Bir yer değil tüm ülkede
Mülküm beni tanımadı

Güzel bir şiirim olsun
Bestesi herdem duyulsun
Mürekkebi kalbden çektim
Kilkim beni tanımadı.

İyi günde kötü günde
Dost sanmışım… attı künde
Güzellikler kaldı dünde..
Bilgim beni tanımadı.

Miractan dönen Nebiyi
Örnek aldım döndüm ona
Görsünler diye iyiyi..
Yetmedim ben yetemedim..
Bir hiç uğruna aldandı.
Halkım beni tanımadı.

Halil Dinç’in cenazesi, Vakfıkebir Çelebi Köyü mezarlığına defnedildi.

Halil Dinç’in “Geçtim Meriç’ten” şiiri vefatının ardından Dil ve Kültür Festivali için bestelenip seslendirildi..

BOLD ÖZEL

63 yaşındaki hasta tutuklu Fatma Yurt: Yaşamımdan endişeliyim

Komşularına mukabele okuduğu ve dini sohbet yaptığı için tutuklanan 63 yaşındaki Fatma Yurt, cezaevinde hastalandığını ve hayatından endişelendiğini söyledi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Gözaltına alınmadan önce belini ve kolunu sakatlayan hasta tutuklu Fatma Yurt, sağlık sorunları nedeniyle cezaevinde zor günler geçiriyor. Astım bronşit, ülseratif kolit hastası olan, bel ve boyun fıtığı ilaçları kullanan Yurt, geçirdiği kaza nedeniyle çatlayan kolunun 3,5 ay geçmesine rağmen koğuş şartlarından dolayı iyileşmediğini ifade etti. Soğuk bir koğuşta, yerde yatmak zorunda kalan Yurt, cezaevinde hastalıklarının arttığını belirtti.

“HALİMİ, MUHTAÇLIĞIMI ANLATMAYA KARAR VERDİM”

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup göndererek sesinin duyulmasını isteyen Yurt, “Size yazmaya ve halimi, muhtaçlığımı anlatmaya karar verdim. Sesimi duyacağınızı ve bana yardımcı olacağınız inancı ile size yazıyorum. Annenizle veyahut babaannenizle ilgileniyor gibi düşünürseniz beni çok mutlu edersiniz” dedi. Gergerlioğlu’na iki kez mektup gönderen Yurt ilk mektubunda hastalıklarını, ikincisinde ise dosyasındaki ‘gücüne giden, canını yakan’ iddiaları anlattı.

“OĞLUMU DİKİŞ DİKEREK OKUTTUM”

10 Mart 2020’de İstanbul’daki evinde gözaltına alınan Fatma Yurt, 2 gün İstanbul’da, 1 gün de Manisa Çocuk Şube’de gözaltına tutukladıktan sonra 13 Mart 2020’de tutuklanıp Manisa E Tipi Cezaevine gönderildi. Bir çocuk sahibi Fatma Yurt, mektubunda kendisini ilkokul mezunu bir kadın, oğlunu dikiş dikerek okutmuş bir anne, yatalak annesine bakmış bir evlat olarak tanıtıyor. Hapse gönderilmeden önce oğlu ve gelini ile yaşadığını ve torununa baktığını ifade ediyor.

“BU HASTALIKTAN AİLEMDE ÖLÜMLER OLDU”

Doktora gidemeden alındığını söyleyen Fatma Yurt, “Koğuş çok soğuk olduğu için astım bronşitim arttı. Yerde yatmaktan dolayı belimdeki ağrı arttı. Ayrıca ileri derecede ülseratif kolit hastalığım var. Ailemde bu hastalıktan dolayı ölümler olduğu için ağır risk grubundayım. Maalesef cezaevi şartlarından dolayı hastalıklarım artıyor” dedi.

“KARANTİNA NEDENİYLE HASTANEYE GİDEMİYORUM”

Koronavirüs salgını cezaevindeki hastaların hayatını daha da zorlaştırdı. Bazı cezaevleri doktor randevularını iptal etti, bazı tutuklular da hastane dönüşünde 14 gün karantinada kalma zorunluluğu olduğu için kendileri hastaneye gitmek istemedi. Kişisel ihtiyaçlarını koğuş arkadaşlarının yardımıyla giderdiğini söyleyen Fatma Yurt, “Hastaneye gidersem tekrar 14 gün tek başıma karantina mecburiyeti olduğu için gidemiyorum. Yaşamımdan ciddi endişeliyim” diye yazdı.

“ÇOK SOĞUK ORTAMDA YERDE YATTIM”

Fatma Yurt, hapse girdiğinde 14 gün tek başına kaldığını ve çok zor şartlarla karşılaştığını söylüyor: “Tabanı muşamba kaplı sıcak suyu olmayan, çok soğuk ortamda yer yatağında yattım. Bir hafta imkan oluşturulmadığı için sıcak çay bile içemedim. Kronik hastalıklarımdan dolayı yemeklerin çoğunu geri gönderdim.”

İLK MAHKEMESİ 10 TEMMUZ’DA

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Fatma Yurt’un ilk mahkemesi 10 Temmuz 2020’de Manisa’da görülecek. Fatma Yurt, iddianamesinde ne olduğunu soran Gergerlioğlu’na ikinci mektubunda şöyle cevap veriyor:

“MUKABELE OKUYAN HALKTAN BİRİYDİM”

“Maalesef iddianamemde itirafçı denilen ama yaptıkları şeyden dolayı iftiracı ifadesi daha uygun olan insanların ifadelerinden başka bir şey bulunmuyor. Ülkemizde birçok insanın da olduğu gibi mazbut bir ailenin Kuran Kursu eğitimi almış ve bildiklerini konu komşu ile doğal olarak paylaşan, sesim uygun olduğu için Ramazan’da mukabele ve mevlüt okuyan halktan biriydim. Maalesef iftiracı insanlar sohbet hocası ifadesini kullanmış. Bu ifadeler ile terörist olduğum iddia edilmekte maalesef. İmanıyla, ülke sevdasıyla yaşamış ve yaşayan bir insan olarak bu ifadelerle anılmak çok gücüme gidiyor, çok canımı yakıyor. Hayatımda hiçbir derneğe üye olmadım. Hiçbir sebeple okul-dershane-yurt denilen yerlerle bir irtibatım olmadı. Sigortam da yok. Bylock denilen medya aracılığıyla herkes ile beraber duydum. Yaşım itibariyle teknoloji ile ilgili bilgim olmadığı için nasıl bir şey olduğunu bile kestiremiyorum maalesef. Hac parası için Bank Asya’da hesap açtırdım.”

EVİNE TEDBİR KONULDU

Ailesinin verdiği bilgiye göre Fatma Yurt’un babasından kalan Manisa’daki 80 metrekarelik evine de tedbir konuldu.

FATMA YURT’UN ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU’NA GÖNDERDİĞİ MEKTUPLAR

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Eşi de tutuklu hapisteki babanın feryadı: Yarın geç olabilir

Dokuz ay önce tutuklanan öğretmen Hüseyin Kaya, anneleri de tutuklu iki küçük kızının yaşadığı travmaları anlattı ve yardım istedi: “Feryadımızı paslanan gönüllere duyurun, yarın geç olabilir.”

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Anne ve babaları birlikte tutuklanan çocukların yaşadığı travmaların boyutu gün geçtikçe büyüyor. Cemaat soruşturmaları kapsamında 6 ay önce tutuklanan Hüseyin Kaya İzmir Buca Kırıklar Cezaevine, eşi Hilal Kaya Gebze Kadın Kapalı Cezaevine gönderildi. Sümeyye (5,5) ve Sarenur (1,5) adlı iki küçük kızları ise Şanlıurfa’da yaşayan 70 yaşındaki babaannelerinin yanında kaldı.

Yol uzun, maddi imkan yeterli olmayınca çocuklarını göremeyen Hüseyin Kaya, koronavirüs salgını başlamadan önce Mart 2020’de kızlarıyla yaptığı son görüş gününü ve sonrasında yaşadığı acıyı kaleme döktü. Büyük kızının terk edilme korkusu yaşadığını söyledi, küçük kızının ise kendisini artık tanımadığını, her gördüğünü anne, babası zannettiğini belirtti.

“AĞLAYARAK KAÇIYOR BENDEN”

Hüseyin Kaya’nın, kızları Sümeyye ve Sarenur ile yaptığı en son görüş günü. 3 Mart 2020, İzmir Buca Kırıklar Cezaevi.

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup göndererek derdine çare arayan Kaya, “Büyük kızım terk edilme korkusuyla asi söz dinlemez olmuş maalesef. Küçük kızım her gördüğüne anne-baba demekte. En acısı bu ay görüşüme geldi. Kucağıma alıyorum, ağlayarak kaçıyor benden. Bıraktığımda benden ayrılmayan, her dışarı çıktığımda kağıda dakikalarca ağlayan kızım beni tanımıyor. Annelerini de görmeye gittiler, aynı şeyi anneleri de yaşamış.” dedi.

“FERYADIMIZI PASLANMIŞ GÖNÜLLERE DUYURUN”

“Ne olur yavrularımın sesini duyun. Eşimin sesini duyun. Yarın geç olabilir.” diyen Kaya, “Bir anne babanın en zor imtihanı yavrularının onları tanımaması. Rabbim kimseye böyle bir acı yaşatmasın. Ben adam öldürmedim. Vatanıma ihanet etmedim. Tek suçum 2 yıl bir dershanede çalışmak. Kimse feryadımızı duymuyor. Feryadımızı paslanmış gönüllere duyurursanız size çok minnettar olacağım. Kimse toplumun beklentilerini duymuyor. Herkes kendi menfaatlerinin peşine takılmış durumda.” ifadelerini kullandı.

“OKUYABİLMEK İÇİN GÜNDE 120 KM YOL GİDİP GELİYORDUM”

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Matematik Öğretmenliği mezunu olan Hüseyin Kaya, mektubunda büyüdüğü köyü ve ne şartlarda ilkokulu ve liseyi tamamladığını da anlattı:

“Ben Urfa’nın ücra bir köyünde ilkokul eğitimimi tamamladım. Sonra imkanlar olmayınca 4 yıl okula gitmedim. Taşımalı eğitim çıkınca okuyayım dedim kendi kendime. Ama yaş ilerlemişti. Okullar kabul etmiyordu. Zorla kendimi taşımalı eğitim yapan bir okula yazdırdım. Gündüzleri gidiş-geliş 120 km okula gider. Geceleri çobanlık yapardım. İki yılım öyle geçti. 7. sınıftan itibaren devletin yatılı okulunda okudum. Eskişehir’de bir lise kazandım. İmkan olmayınca gidemedim. Urfa’da liseyi okudum, çok zor şartlar altında. Baraka evde kaldım. Köyden ekmek gelirse 60 km uzaklıkta, köy postası ile o zaman karnımızı doyururduk. Fırından ekmek alacak gücümüz yoktu.”

“ŞİMDİDEN HAYATA KÜSLER”

Kullanmadığı Bylock programı nedeniyle tutuklu olduklarını ifade eden Hüseyin Kaya (35), 15 Temmuz’dan sonra çalıştığı özel kurum tarafından da işten atıldığını vurguladı. Kaya, 2012-2014 yılları arasında özel bir dershanede çalıştığı ve orada SGK kaydı bulunduğu için hiçbir kurumun iş başvurusunu kabul etmediğini sözlerine ekledi.

Hüseyin Kaya’nın fotoğrafın arkasına yazdığı not: “Çocuklar bıraktığımızda böyleydiler. Şimdi hem büyümüş hem de şimdiden hayata küsler.”

HÜSEYİN KAYA’NIN 8 MART 2020’DE YAZDIĞI MEKTUBUN ORİJİNALİ

Sümeyye ve Sarenur Kaya.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Mehmet Ali ilk yaşına hem annesiz hem babasız girdi

25 gün önce tutuklanan Yasemin-Fatih Çetinkaya’nın oğlu Mehmet Ali, 1. yaşına annesinden babasından ayrı girdi. Çetinkaya çiftinin kızları Zeynep Nesrin’in (6) de kalbi delik.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Anne ve babası bir gün arayla tutuklanıp Diyarbakır Cezaevine gönderilen Mehmet Ali Çetinkaya bugün 1. yaşına girdi. Geçtiğimiz günlerde milletvekilliği düşürülen ve bir gece yarısı tutuklanan HDP Milletvekili Leyla Güven, yan koğuşunda bulunan Yasemin Çetinkaya’nın yaşadıklarına tanık olmuş ve Ömer Faruk Gergerlioğlu’na durumu haber verince bir aile dramı daha gün yüzüne çıkmıştı.

Cemaat soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan Çetinkaya çifti, 6 yaşında kalbi delik bir kızları, daha bir yaşını doldurmamış anne sütü ile beslenen bebekleri olmasına rağmen Diyarbakır 5. Sulh Ceza Hakimliği tarafından 3 ve 4 Haziran’da peş peşe tutuklandı. Yasemin Çetinkaya bir hafta sonra cezaevinde virüs kaptı ve Diyarbakır’daki Gazi Yaşargil Hastanesi’nde karantinaya alındı.

KIZININ KALBİ DELİK

Olaydan 13 Haziran’da haberdar olan HDP milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu , “Şu işe bak!? Yasemin Çetinkaya, 10 ay bebek, 6 yaş kalbi delik çocuk annesi, Diyarbakır’da tutuklu Covid 19 (+), Gazi Yaşargil Hastanesinde karantinada. 2 çocuk Konya’ya götürüldü. Avukat itiraz etti, yasal sınır geçti, 8. gün Hakim hala karar vermedi! Ne insafsızlık?” ifadeleriyle Çetinkaya çiftinin ve çocuklarının durumunu duyurdu.

İkinci testi negatif çıkan Yasemin Çetinkaya 14 Haziran’da tekrar hapse gönderildi. İki çocuk da şimdi annesinden kilometrelerce uzakta. Artık mama ile beslenen Mehmet Ali’ye ve Zeynep Nesrin’e Konya’daki akrabaları bakıyor. Avukatının verdiği bilgiye göre hem çocuklarından ayrı kalan hem de hastanede ve cezaevinde karantina süreci yaşayan Yasemin Çetinkaya’nın psikolojisi çökmüş durumda.

6 yaşındaki Zeynep Nesrin ve Mehmet Ali, 25 gündür anne babalarından ayrı.

ANNE KURAN, BABA COĞRAFYA ÖĞRETMENİ

4 Haziran’da tutuklanan Fatih Çetinkaya (38), 2011-2014 yılları arasındaki Diyarbakır Sur’daki FEM derhanelerinde coğrafya öğretmeni olarak çalıştı. 2018’de ihraç edilen Kuran öğretmeni Yasemin Çetinkaya ise en son Yenişehir Berat Kuran Kursunda görev yapıyordu.

Tanık ifadeleri gerekçe gösterilerek tutuklanan Fatih Çetinkaya’ya Bank Asya’daki maaş hesabı, yurt dışına gidip gelme nedenleri, sohbetlere katılıp katılmadığı gibi sorular yöneltildi. Aynı sorulara cevap veren iki çocuk sahibi Yasemin Çetinkaya örgüt üyesi olmak iddiasıyla yargılanıyor.

“ZULMEN TUTUKLU YARGILANIYORLAR”

Ailenin durumunu yakından takip eden Gergerlioğlu, en son yaptığı açıklamada “Kadın çok zor durumda bebekler anneden ayrı bir durumda bu insanlar adli kontrol ile tutuksuz yargılanabilir ama zulmen tutuklu bir şekilde yargılanıyorlar.” ifadelerini kullandı.

Yasemin-Fatih Çetinkaya’nın ikinci duruşması 5 Eylül 2020’de Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek.

MEHMET ALİ ÇETİNKAYA’NIN DOĞUM BELGESİ

Fatih Çetinkaya, çocukları Mehmet Ali ve Zeynep Nesrin ile.

Okumaya devam et

Popular