Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

“Gurbette eşimi kaybetmiş, çaresizliğin dibine vurmuştum”

“Geçtim Meriç’ten” şiiriyle tanınan ve Atina’da hayatını kaybeden eğitimci Halil Dinç’in eşi, vefatın yıldönümünde tüm yaşadıklarını anlatan bir mektup yazdı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL- Atina’da kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden Ankara Samanyolu Cemal Şaşmaz Kız Lisesi Müdürü Halil Dinç’in (45) ölümünün üzerinden 14 ay geçti. Herkes onu eğitimci kimliğinin yanı sıra “Geçtim Meriç’ten” şiiriyle tanıdı. Yunanistan’da kampta tanıştığı Pakistanlı çocuklara da, Meriç’i yol edinenlere de dizeleriyle umut oldu Halil Dinç. Fakat kalbi yaşadıklarına dayanamadı ve 16 Ağustos 2018 sabahı hayatını kaybetti.

Oğlu İhsan’ı Türkiye’de bırakan, iki kızıyla Atina’da tek başına kalan eşi Nihayet Dinç ise eşinin ardından darmadağınık olan hayatını toparlamak için uğraştı. Aile Haziran 2019’da tekrar Belçika’da bir araya geldi ama o zorlu günlerin acısı hala geçmiş değil.

15 Temmuz’dan sonra başlayan Tenkil sürecinde yaşadıklarını kaleme alan Türkçe öğretmeni Nihayet Dinç, eşinin cenazesi için sela okunmasını engelleyen müftüyü, uyuşturucu konulan, ateşe verilen okullarını, hayat arkadaşının kalp krizi geçirdiği o sabahı ve zorlu yol hikayesini yazdı.

Halil Dinç ve Nihayet Dinç 

Ben 1972 Van doğumluyum. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Edebiyat Bölümü mezunuyum. 1995’te mezun oldum. Okul yıllarında hizmetin evlerinde kaldım. Son sınıfta hizmetin dershanesinde stajerlik yaptım.

Halil Dinç 1972 Trabzon doğumlu. Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi mezunu. 1992 mezunu. Eşim de öğrencilik yıllarında Ankara’da hizmetine evlerinde kaldı. Eşim mezun olduktan sonra Van’a sözleşmeli öğretmen olarak geldi. Serhat Fen Lisesi Kurumlarında Türkçe öğretmeni olarak çalıştı.

Ben de son sınıftayken stajerlik yapıyordum. Halil bey bize ders anlatıyordu. Eşimle orada tanıştık. Kaderi ilahi o öğretmen ben öğrenciydim. Daha sonra Halil bey bana izdivaç talebiyle geldi. Ben de kabul ettim ve 2 Ağustos 1995’te evlendik. İkimiz de hizmetin kurumlarında çalışıyorduk. Sonra o fen lisesi müdürü oldu. Toplam ben 4 yıl, eşim 8 yıl Van’da çalıştık.

Eşimle ilk tanıştığımızda bana yaptığımız işin zor olduğunu, gün gelir hapis gibi şeylerin başımıza gelebileceğini söyledi. “Ben seni kucağında 3 çocukla bırakıp hapse girebilirim” dedi. Beni böyle kabul eder misin diye sordu. Ben de kabul ettim.

DARBE GECESİ TATİLDEN DÖNMÜŞTÜK

Daha sonra 3 yıl Sivas’ta, 2 yıl Sinop’ta, 1 yıl Samsun’da çalıştık. 2007’de Ankara’ya geldik. O Yusuf Tanık’ta müdür oldu. Ben öğretmen. O daha sonra Ülkü Ulusoy İlköğretim’de müdür oldu. Daha sonra Halil Bey Cemal Şaşmaz Kız Lisesinde, ben de İbrahim Avcı İlköğretimde Türkçe öğretmeni olarak çalıştık.

Tabi 17-25 Aralık süreci başladı. Biz bundan hem maddi hem manevi çok etkilendik. Maaşlarımızı alamamaya başladık. Kayıtlarımızda azalma oldu. İnsanlar korkuyordu. Çocuklarını bizden almaya başladılar. Çevreden tepkiler almaya başladık. Bu durum 15 Temmuz darbeye kadar devam etti. Darbe gecesi biz tatilden dönmüştük. Evdeydik. Haberleri izliyorduk. O anda olanları gördük. Çok endişelendik.

OKULA UYUŞTURUCU VE 1 DOLAR KOYMUŞLAR

Eşimin okulunda güvenlik görevlileri eşimi aradılar. Okulun taşlandığını, kendilerinin herhangi bir can güvenliğinin olmadığını söylediler. Kaçtılar. Eşim, diğer okul müdürleri, öğretmenler okula gidemedi. Pursak İlköğretim Okulunu ateşe verdiler. Cemal Şaşmaz müdür yardımcısı bir gece okula girdi. Baktı. Her yere 1 Dolarlar koymuşlar. Masalarda, dolaplarda uyuşturucu koymuşlar. Hepsini klozete atmış. Çok kötü günlerdi.

Daha sonra biz iki aya yakın görümcemlerde kaldık. Ama eşim öğretmenlerini merak ettiği için kendisini tehlikeye atarak Ankara’ya gidip geliyordu.

HAPİSTE OLAN HER ARKADAŞIMIN ÇİLESİ SANKİ BOYNUMDA, DERDİ

Durumlara çok üzülüyordu. Tanıdıklarından, öğretmenlerden tutuklananlar olmuştu. Bizim eski evimize de gelmişler. Kapıları kırmışlar. Beni ve eşimi arıyorlarmış. Biz yeni taşındığımızdan ikametgahı almamıştık. Eşim bizden ayrıldı. Gaybubet yapmaya başladı. Her eve geldiğinde onu biraz daha çökmüş görüyordum. 15 kilo verdi. Sanki 10 yaş yaşlanmıştı. Elleri egzema olmuş, parmaklarından kan geliyordu. Ama doktora gidemiyorduk. 

Elinden geldiğince mağdurlara yardım etti. Para buldu. Ziyaret etti. Diyebilirim ki son nefesine kadar Hizmet etti. Bana diyordu ki “Belki ben hapiste değilim ama hapiste olan her arkadaşımın çilesi sanki boynumda.” Çok ar etti. Yapılanları kabul edemiyordu. Bir şiiri vardı “Halkım beni tanımadı” Bunu okur ağlardı.

Derken böyle yaşamak zorlaşmaya başladı. Çocukların psikolojisi hiç kolay değildi. Her an yakalanma korkusu hiç kolay değildi. Eşimin ismi yeni oluşumda geçmeye başlamıştı. Tek çaremiz arabamızı satıp birkaç kuruş para bulup buralardan, vatandan terk-i diyar etmekti.

Tabi ben çok korkuyordum. Meriç’te boğulanları gördükçe cesaretim azalıyordu. Ama eşim bana cesaret verirdi. Her zaman öyleydi. Biraz ümitsizliğe kapılsam Allah bizimle beraber derdi. İmanına kurban olduğum çok imanlıydı.

Ben ona senin Amerika vizen var. İstersen sen git biz sonra geliriz dedim. Ama o hayır Nihayet ne sen bensiz (!), ne de ben sensiz yaparım dedi. Birlikte gitmeye karar verdik. Bu arada çocuklarım;

1) İnci Dinç (12) Yaş

2) Ahsen Din (18) Yaş

3) İhsan Dinç (22) Yaş

EŞİM HERKESE MORAL VERMEYE ÇALIŞIYORDU

İhsan’ Türkiye’de bıraktık. O sonra gelecekti. Meğer babasının cenazesini almak için kalmış orada yavrum. Meriç’i geçme hikayemiz korktuğumuz gibi olmadı. Kolay geçtik. Hapse konulduk. Askerler bize çok iyi davrandılar. Hapiste her saatte bir, bir aile geliyordu. Hepsi de bizim arkadaşlarımızdı. Doktor, avukat, hakim, hemşire, öğretmen… her meslekten vardı. Herkesin hikayesi farklıydı. Çok acı hikayeler dinledik.

Eşim herkese moral vermeye çalışıyordu. Saçları hep aktı. O yüzden herkes ona abi diyordu. Ama fark ediyordum. Yine çok üzülüyordu. Sürekli başı ağrıyordu. Ben de ona hep arveles verdim. Hapisten sonra bizi açık kampa aldılar. Orada Afrinli bir aile vardı. Afrin operasyonunda Türk askerleri evlerini basmış. Onlar da buralara gelmek zorunda kalmış. Onlarla ilgilenmeye çalıştı. Davasını anlattı. Bana, Nihayet Kürtçe bilen arkadaş varsa boş geçirmesinler, bu insanlara davamızı anlatsınlar derdi.

“BANA BİR ŞEY OLURSA BU ŞİİRİ YAYINLAYIN”

Kampta Pakistanlı çocuklar vardı. Perişan bir durumdalardı. Halil bey içlerinden birisine ezan okuma görevi verdi. Hep beraber cemaatle namaz kılıyorlardı. Duymuşlar Halil Bey’in öldüğünü, kampta Meriç şiirini dinliyorlarmış. 

Gelelim “Gülerek Geçtim Meriç” şiirine. Bence bu şiir Yunanistan’daki arkadaşların ağzında marş gibi söylendi. Ancak Yunanistan’a geçen bu şiiri anlar ve ağlardı. Çocuklar bile bu şiiri ezberlemişti.

Eşim bu şiiri yola çıkmadan 3 gün önce kaleme almış. Bana ilk okuttuğunda çok şaşırdım. Halil bey dedim, sen daha oradan geçmeden nasıl bu kadar anlamlı ve duygulu yazdın. Dedi ki, ben bu şiirini oradaki şehitlerin hissiyatını düşünerek yazdım. Bana bir şey olursa bunu yayınlayın, dedi. 

Kamp, hapis, zindan derken 12 gün sonra Atina’ya geldik. Bizi bir misafirhaneye aldılar. İki aile birlikte kalıyorduk. Atina’yı pek sevmedik. Oradan hemen gitmek istedik. Evrakları hazırlattı. Çarşamba yolculuk var dedi. Maalesef o gün yolculuk olamadı. Biraz üzülmüştü. Gece paraları saydı. Nihayet biz bu paralarla ancak 4 defa deneyebiliriz (denemek geçmeye çalışmak). Ben olsun üzülme Allah kerimdir dedim.

MUTLUYDU, HASTA FİLAN DEĞİLDİ

Sabah oldu ev arkadaşlarımız başka bir yere kahvaltıya gittiler. Biz evde dört kişiyiz. Eşim evde bize güzel bir kahvaltı hazırlamıştı. Mutluydu. Hasta filan da değildi. Gel beraber pazara gidelim dedi. Pazardan o kadar çok şey aldı ki ben bile şaşırdım. Markete gittik. Bana dedi ki, gel elini tutayım nasılsa burada kimse görmez.

Eve geldik. Ortanca kızımın morali pek iyi değildi. Ona dedi ki, hazırlan seni döner yemeye götüreceğim. Kendisi tıraşını oldu. Banyoya girmek için hazırlandı. O anda bana seslendi. Bir baktım yere yığılmış. Bilinç yok. Kızımla banyonun dışına çıkardık. Evde yalnızız. Kimseyi tanımıyoruz. Dil bilmiyoruz. Abileri aradım ambulans çağırın diye.

ATİNA YIKILMIŞ, ALTINDA KALMIŞTIM

Apartmanları dolaştım. Kimse yok. Kızım bir saate yakın ağız ve kalp masajı yaptı. Ben de şuursuzca aynı Hz. Hacer gibi oradan oraya deli gibi koşturuyorum. Küçük kızım kanepelerden atlıyor. Ne olur baba ölme! Apartmanın altı doldu insan. Ben balkonda ambulans ambulans diyorum. Sonra abiler geldi. Eşimin kalbi durmuştu. Ben çaresizliğin dibine kadar vurmuş, gurbette çınarımı kaybetmiş, Atina yıkılmış, altında kalmış, kısaca kıyametim kopmuştu. Halil Bey’i ambulansa bindirdiler. Götürdüler. Ama ben iyileşecek gelecek diye bekliyorum. Sonra beni götürdüler. Ve o sözü, dünyayı başıma yıkan, benim yarımı öldüren, Halilin öldü lafını duyunca tek şey düşündüm. Ölmeyi.

BENİ MORGA GÖTÜRDÜLER

Ama ölemezdim. Çünkü ben bir anneydim. Kalbim parça parça Türkiye’deki oğlumu düşündüm. Evdeki kızlarımı gariplerimi düşündüm. Ben onlara nasıl babanız öldü diyecektim. O anda Hz. Meryem gibi “Keşke unutulsaydım, keşke hiç doğmasaydım, bir daha adımı kimse anmasaydı, kaybolup gitseydim.” sözünü söyledim.

Fakat imtihan yaşamak zorundaydım. Allah bana yeter ! dedim. Beni morga götürdüler. Kıyamıyorum Halilimin yüzüne bakmaya. Elini tuttum. Orada değildi. Kıyafetini çıkarmıştı. Tabi bayılmışım. Beni aldılar arabaya bindirdiler. Eve gitmek istemiyorum. Çocuklara ne diyecektim. Sığınağımız, çınarımız, duvarımız yıkıldı mı diyecektim.

ACIMIZI KİMSE ANLAYAMAZDI

Eve geldik. Ahsen bana baktı. Tabi anladı. O da orada düştü bayıldı. Küçük kızım dışarıdaydı. Ona da söylediler. Psikolog gelmişti. Ama psikolog senin yarana ne derman olur. Abiler, ablalar, bütün Yunanistan oraya döküldü. Ama acımızı anlayamazlardı. Akraba yok, kimse yok. Neyse abiler bizi o evden taşıdılar. Başka bir eve gittik. Yanımızda bize destek olan, benim canım arkadaşım ve eşinden Allah razı olsun. Tabi ben hiç iyi değilim. Ne yapacaktık Yunanistan’da. Eşimi Trabzon’a göndermeye karar verdik. Ailesi çok istiyordu. Kabrini hazırlamış, gelmesini bekliyorlardı.

KHK’LI BİR ARKADAŞI NAMAZINI KILDIRDI

Esma Uludağ’ın cenazesini taşıyan şirketle anlaştık. Eşimi otopsi için orada 9 gün beklettiler. O 9 gün bana ölüm gibi geldi. Sonra düşündük, Türkiye’de eşimi yıkamazlar. Orada abiler yıkadı, cenaze namazını bizim arkadaşlarımız kıldırdı. Eşimi en son o cenaze namazında gördüm. El salladım. Ahirette görüşürüz dedim. Tabi bayılmışım. Benden nabız alamıyorlar. Çocuklarım benim etrafımda anne ölme, anne ölme!

Bu arada oğlum haberi alır almaz bayılıyor. Daha dün babamla konuştum diyor. Yapayalnız. Bir iki arkadaşı yanına geliyor. Sonra o da cenazeyi almak için Trabzon’a geliyor. Trabzon havaalanında sadece İhsan ve bir enişte cenazeyi alıyor. Kardeşi korkuyor. Gelip almıyor. Trabzon’da eşim için ‘fetöcülerin elebaşısı geliyor, sakın selasını okutmayın ve namazını kıldırmayın diyor müftülük. Eşimin cenazesini bir KHK’lı arkadaşı kıldırıyor. Rabbim onların namert ellerini eşime sürdürmüyor. Bu arada ben perişan. Abiler bana ne yapalım abla, yola devam mı, yoksa Türkiye’ye mi dönersiniz. O kadar zor bir durum ki… Ne yapacağımı bilmiyorum. Atina bana mezar olmuş, nefes alamıyorum.

POLİS SENİ ALIYOR, KAFESE KOYUYOR

Türkiye’ye dönsem yakalanacağım. Akrabalarım dön ne olur, bir iki yıl yatarsın diyorlar. Ama çocuklarıma bir de bunu yaşatırsam kaldırmazlar. Sonra bir abi bana dedi ki, ‘Abla Halil abi, o namertlerin elini vücuduna sürdürmedi. Siz giderseniz Halil Abi çok üzülür.’

Kızım da ‘Anne babam bizi buraya getirdi, o olsaydı tekrar onlara teslim olmamızı istemezdi’ deyince yola devam etmeye, hicretimizi tamamlamaya karar verdik. Bu arada ben ilaca başladım. Psikolog bir arkadaş bana yardımcı olmaya çalıştı. Kendimizi biraz toparlamaya başlayınca Belçika’da kamp olmadığı için Belçika’ya geçmeye karar verdik.

Ahsen çok zayıflamıştı. 45 kiloya düşmüştü. Panik atak geçiriyordu. 6 defa onunla denedik. Olmadı. Her denememizde Ahsen daha çok yıpranıyordu. Polis seni alıyor, kafese koyuyor, bunlar kolay şeyler değil. Sonra tek denemeye karar verdi ve Elhamdülillah geçti. Belçika’da bir arkadaşımda kaldı. Ben küçük kızımla denemelere devam ettim.

HEPİMİZ YARALI BİR KUŞ GİBİYİZ

Bu arada İhsan da Belçika’ya farklı yollardan geldi. Dış hatlardan teslim oldu. İki ay hapis yattı. Sonra oturum aldı. İki kardeş artık birbirlerine dayanak olmaya başlamıştı. Ben Yunanistan’da 12 defa deneme yaptım. O kadar ayrı bir imtihan ki. Allahım kim bu durumda ve geçmek istiyorsa sen yardım et.

Küçük kızım artık havaalanını görmek istemiyordu. Şimdi bile havaalanı fobisi var. Bir yerde polis ve asker görünce rengi soluyor, hemen elimi tutuyor. Ben 10 Haziran 2019’da Belçika’ya geldim. Eşime haber gönderdim. “Halilim emanetlerine kavuştum.”

Şimdi hepimiz yaralı bir kuş gibiyiz. Birbirimizin yaralarını bazen sarıyor, bazen kanatıyoruz. Ben yarım kaldım, yarım olarak yoluma devam ediyorum. Rabbim beni de onun gibi hizmete hadim eylesin. Çocuklarıma da hakkı ve hakikati göstersin.

Meğer bu yol uzundur
menzili çoktur
derin sular var

ilahisini şimdi hepimiz yaşar olduk.

Bu yaşadıklarımdan hiçbir zaman Rabbime küsmedim. Ben yetim büyüdüm. Annemi 7, babamı 12 yaşında kaybettim. Ama rabbim beni hiç bırakmadı. Her zaman himayesini hissettim. Halilim bana onun bir nimetiydi. Nimeti veren O alan O. Ben yetimken bana sahip çıktı, okuttu, evlendirdi, sağlıklı çocuklar verdi, hizmetle tanıştırdı. Bu kadar nimet vermişken biraz da nikmet olmuş çok mu?

“Rabbim ebedi kavuşmalar nasip etsin”
“Ölüm niçin zor bilir misin? Çünkü onu yaşayan sağdır.”

Halil Dinç, ölümünden bir gün önce ailesiyle birlikte Atina’da.

HALİL DİNÇ’İN HALKIM BENİ ANLAMADI” DİYE SÖYLEYİP SÖYLEYİP AĞLADIĞI “SİTEM” İSİMLİ ŞİİRİ

Haliktan geldiler dedim
Halkım beni tanımadı
Şu ömrümü sebil ettim
Halkım beni tanımadı.

Ben çamur içtim bir nice
Ayaza tipiye durdum
Bal yesin dedim ömrünce
Salkım beni tanımadı

Bir ağaç altı gölgede
Misafirdim her bölgede
Bir yer değil tüm ülkede
Mülküm beni tanımadı

Güzel bir şiirim olsun
Bestesi herdem duyulsun
Mürekkebi kalbden çektim
Kilkim beni tanımadı.

İyi günde kötü günde
Dost sanmışım… attı künde
Güzellikler kaldı dünde..
Bilgim beni tanımadı.

Miractan dönen Nebiyi
Örnek aldım döndüm ona
Görsünler diye iyiyi..
Yetmedim ben yetemedim..
Bir hiç uğruna aldandı.
Halkım beni tanımadı.

Halil Dinç’in cenazesi, Vakfıkebir Çelebi Köyü mezarlığına defnedildi.

Halil Dinç’in “Geçtim Meriç’ten” şiiri vefatının ardından Dil ve Kültür Festivali için bestelenip seslendirildi..

BOLD ÖZEL

Cezaevindeki çocuk Adil Bera’ya ölümcül hastalık teşhisi konuldu

Sivas Cezaevinde kalan 3.5 yaşındaki Adil Bera’ya tiroid kanserine dönüşebilen genetik Men2A teşhisi konuldu. Bera, annesi, babası ve teyzesiyle tutuklu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL- Annesi, babası ve teyzesi ile birlikte Sivas E Tipi Cezaevinde kalan 3,5 yaşındaki Adil Bera Işık’a da ailesinde bulunan ve kanser dönüşebilen ölümcül Men2A teşhisi konuldu. Adil Bera’nın annesi, dayısı ve teyzesi de aynı genetik hastalığa sahip. Dedesi ve büyük babaannesi de bu hastalıktan hayatını kaybetti.

4 Ağustos 2016 doğumlu Adil Bera Işık, 8 aydır annesiyle birlikte cezaevinde kalıyor. Milyonda bir görülen ve kansere dönüşebilen ölümcül Men2A hastalığına sahip olan anne Raziye Koç Işık (32), bugün tekrar hakim karşısına çıktı ve mahkemeye kendisinin ve oğlunun hastane raporları sunuldu. Buna rağmen ikisinin de riskli sağlık durumu göz önünde bulundurulmadan mahkeme Ocak 2020’ye ertelendi.

Raziye-Ömer Işık’ın 3,5 yaşındaki oğulları Adil Bera Işık, ilk önce 31 Temmuz 2019’da Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi doktoru tarafından muayene edilmiş ve 3 ay sonraya kontrole gelmesi istenmişti.

13 Ekim 2019’da Sivas Numune Hastanesi Acil Polikliniğine sevk edilen Adil Bera’ya ilaç yazılıp taburcu edildiği raporlarda görülüyor. 14 Kasım 2019’da ise Radyolojiye gönderilen Adil Bera’da aynı hastalık olduğu ortaya çıktı. Bera’nın bir sonraki kontrolü 27 Kasım 2019’da.

5 YAŞINDAN ÖNCE TEDAVİ EDİLMESİ GEREKİYOR

14 Kasım 2019’da yapılan Radyoloji sonuçlarını değerlendiren Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi doktoru Adil Bera’nın raporuna şu notu düştü: “MEN2A (RET Proto Onkogen heterozigat mutasyon) ile takipli hastanın modüller troid ca açısından orta düzey risk mevcut olup bilimsel literatür eşliğinde değerlendirildiğinde 5 (beş) yaş öncesi total troidartomi endikasyonu vardır.”

Aile Bera ile birlikte aileden 6. kişiye aynı teşhis konulmuş oldu. Raziye Koç Işık’ın ailesinden bu hastalıktan Işık’ın babası ve babaannesi hayatını kaybetmişti. Raziye, Fatih ve Zehra Koç kardeşler de yıllardır milyonda bir görülen bu hastalıkla mücadele ediyordu.

BİR AİLE TOPLUCA CEZAEVİNDE

Haziran 2018’de örgüt üyesi olduğu iddiasıyla Sivas’ta bir AVM’de tutuklanan Raziye Koç Işık, Aralık 2018’de 8 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılarak serbest bırakılmıştı. Birkaç ay sonra ise bu kez tüm aile şok yaşadı. 7 Mart 2019’da Raziye Koç’un eşi Ömer Işık, kız kardeşi Zehra Koç ile birlikte teknik ve fiziki takibe takıldıkları için tutuklandılar.

Haklarındaki suçlama telefonda arkadaşlarıyla yaptıkları yemek muhabbetleriydi. Polis, içinde ‘dolma, sirke’ geçen cümleleri şifreli konuşma şeklinde değerlendirerek topluca bir aileyi daha hapse attı. Bir aileden 4 kişi şu anda Sivas Cezaevinde tutuklu. Ömer Işık hariç diğerleri cezaevi koşullarında hastalıkla mücadele ediyor.

 

Adil Bera, babası, anneannesi, teyzesi ve annesiyle birlikte bir görüş gününde.

ADİL BERA IŞIK’IN HASTANE RAPORLARI 

 

 

Ölümcül hastalığına rağmen 4 aydır tutuklu

Kanser hastası iki kız kardeş ikinci kez tutuklandı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Ceylan’ın çığlığı: Abim ölüyor kurtarın

9 kardeşli ailenin kızı Ceylan, perişan haldeki köy evlerinden hasta tutuklu abisi için dünyaya seslendi. Herkesi Ceylan’la omuz omuza dayanışmaya çağırıyoruz..

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Hasta tutuklu Veysel Avunan’ın durumu her geçen gün kötüleşiyor ve artık vücudunun büyük bölümünü hissetmiyor. Cezaevinde tuvalete dahi gidemez hale gelen Veysel Avunan için, Bingöl’ün Genç İlçesi Kepçeli Köyü’nde virane gibi bir evde yaşayan kız kardeşi Ceylan çığlık olmaya çalışıyor.

9 kardeşli ailenin en büyüğü olan Veysel Avunan, imkansızlıklar içinde okudu ve Atatürk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Hizmet Hareketi’ne yönelik soruşturmalar kapsamında tutuklanan Avunan, cezaevinde ağır sağlık sorunları yaşadı ve tedavi ettirilmediği için şu an vücudunun büyük bölümünü hissedemiyor.

Veysel Avunan’ın kız kardeşi Ceylan, imkansızlıklar içinde pes etmeden sesini duyurmaya çalışıyor. Ceylan abisinin yaşadığı ağır hak ihlallerini, ailesinin durumunu anlattığı videosunda “Sadece adalet istiyorum” diye haykırıyor.

Belden aşağısını hissedemeyen Veysel Avunan, artık ellerini de hissetmemeye başladı. Abisine 5 ay önce tüberküloz menenjit teşhisi konulduğunu anlatan Ceylan, “Abim Elazığ Cezaevinde tedavisi geciktirildiği için hastalığı ilerlerdi. Tuvalete diğer tutuklular götürüyor. Plastik sandalyenin ortasını kesip abime tuvalet yapmışlar. Altını koğuşundaki arkadaşları temizliyor. Abim bundan dolayı utanç içinde. Diğer mahkumlara mahkum halde” diyor.

KÖYDEKİ VİRANEDEN SESLENDİ

Bingöl’e 35 km uzaklıktaki Kepçeli Köyünde yaşayan Avunan ailesi, köydeki tek hane. Köyün diğer sakinleri göç etmişler. Hayvancılıkla geçinen Avunan ailesi ise ekonomik sebeplerle göç edememiş ve köyde tek başlarına kalmış durumdalar. Ceylan, “Abim neden cezaevinden çıkmak istemedi biliyor musunuz? Verem ve menenjit tedavisi görüyordu. Ekstradan da ayaklar eklendi. Ve bunların tedavisi ağır. Ailemin maddi durumu hiç yok. Annem babam köyde hayvancılık yapıyor. Öyle bir yerdeyiz ki kuş geçmez kervan geçmez. Abim dışarı çıksa tedavisini yaptıracak imkan bizde bulunmuyor. Bundan dolayı ben içeride kalayım, tedavim yapılsın diye düşünüyor. Biz tahliye edilsin diye uğraşıyoruz. ‘Hayır ben ceza ertelemesi istemiyorum, içeride tedavim yapılsın’ diyor.” Bize yardım edin, insanlık öldü mü? Hastalara merhamet edin, adaletli olun.” sözleriyle ailenin içinden çıkamadığı imkansızlığı anlatıyor.

HASTANEDE NASIL YER OLMAZ!

Ceylan, bu sabah (18 Kasım 2019) telefon görüşmesi yaptığı abisinin son durumunu ise şöyle anlatıyor: “Cuma hastaneye gitmiş. Yatış vermişler ama yer yok diye yatırmamışlar. Telefonda, ‘ellerim de ayaklarım gibi olmaya başladı. Onları da hissetmiyorum’ dedi. Abimin acil tedavi olması lazım. İhmalin kurbanı olmasın. Felç kalmasın. Lütfen söylediklerimi yazın, paylaşın, tüm dünya duysun. Hastanede nasıl yer olmaz! Elazığ Şehir Hastanesi, yer yok, biz anlamıyoruz deyip abimi göndermiş. Nasıl yer olmaz. Artık yeter.’

2017’DEN BERİ TUTUKLU

28 yaşındaki Veysel Avunan 15 Eylül 2017’den beri tutuklu. Hastalığı nedeniyle Bingöl Cezaevinden Elazığ Cezaevine gönderilen ve Elazığ Şehir Hastanesine sevk edildi. Hastanede yer olmadığı gerekçesiyle cezaevine geri gönderildi. Avunan tedavi ettirilmediği için felç vücuduna yayılıyor.

Hasta tutuklu Veysel Avunan: Artık ellerimi de hissetmiyorum

 

 

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Hasta tutuklu Veysel Avunan: Artık ellerimi de hissetmiyorum

Elazığ Cezaevinde tutuklu bulunan ve tedavisi geciktirildiği için yürüyemez hale gelen Veysel Avunan’ın sağlık durumu ciddi. Bu sabah abisiyle telefon görüşmesi yapan Ceylan Avunan Korkmaz “Artık yeter, sesimi dünyaya duyurun. Abim tedavi edilsin.” dedi.

BOLD ÖZEL- Tüberküloz menenjit teşhisi konulan hasta tutuklu Veysel Avunan durumu gittikçe kötüleşiyor. Bu sabah abisiyle telefon görüşmesi yapan Ceylan Avunan Korkmaz abisinin sağlık durumuyla ilgili acil tedavi yapılması çağrısında bulundu.

Ceylan A. Korkmaz, “Abim şimdi aradı. ‘Cuma hastaneye gittim. Yatış verdiler ama beni yatırmadılar. Yer yokmuş. Ellerim de ayaklarım gibi olmaya başladı. Onları da hissetmiyorum’ dedi. Abim acil tedavi olması lazım. Artık yeter! İhmalin kurbanı olmasın. Felç kalıyor. Lütfen söylediklerimi yazın, paylaşın, tüm dünya duysun. Hastanede nasıl yer olmaz! Elazığ Şehir Hastanesi, yer yok, biz anlamıyoruz deyip abimi göndermiş. Nasıl yer olmaz. Artık yeter!” dedi.

15 Eylül 2017’den beri tutuklu olan Veysel Avunan’a Temmuz 2019’da teşhis konulmuş ama tedavisi geciktirildiği için yürüyemez hale gelmişti. Artık ellerini de hissetmiyor. Elazığ Cezaevinde kalan Avunan’ın bakımını koğuş arkadaşları yapıyor. Ortası delik plastik bir sandalye ile tuvalete götürüp getiriyorlar.

Cezaevinde tedavisi yapılmadığı için kötürüm oldu

Okumaya devam et

Popular