Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

ABD-Türkiye ateşkes anlaşmasına kim ne dedi: BM, AB, Rusya ve Suriye’den tepkiler

Mike Pence’in gelişi sonrası Türkiye’nin varılan anlaşma çerçevesinde Suriye operasyonunu durdurmasına BM ve AB pozitif yaklaştı. İşte dünyadan farklı tepkiler.

BOLD – Suriye’de geçici ateşkesi içeren anlaşma Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği olumlu yaklaşırken, Rusya konu hakkında bilgi beklediğini açıkladı. Suriye Demokratik Güçleri ise ateşkesi kabul ettiğini ve anlaşmaya uyacağını söyledi.

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında Ankara’da yapılan görüşmelerin ardından iki ülke Türkiye’nin Suriye operasyonuna ilişkin uzlaşıya varmıştı.

Anlaşmaya göre, Türkiye YPG unsurlarının sınırdan 20 mil içeriye çekilmesi için Suriye’nin kuzeyindeki operasyonunu 5 gün süreyle durdurmuştu. YPG’nin bölgeden tamamen çekilmesinin ardından Türkiye, harekatı tamamen durdurmayı kabul etmişti.

İşte ateşkes anlaşmasına gelen tepkiler:

TÜRKİYE: İSTEDİKLERİMİZİN TAMAMINI ELDE ETTİK

Türkiye ile ABD arasında varılan anlaşmaya ilişkin Washington Post gazetesine konuşan bir Türk yetkili, Türkiye-ABD uzlaşması için “İstediklerimizin tamamını elde ettik” ifadesini kullandı.

Gazetenin konuya ilişkin haberinde açıklamalarına yer verilen yetkili, Türk tarafının, görüşmelerin bu denli kolay geçmesi karşısında sürpriz yaşadığını da kaydetti.

ABD’nin geçici ateşkes talebiyle “durumunu kurtarmayı amaçladığını” iddia eden isminin açıklanmasını isteyen Türk yetkili, “Bu gerçekleştirdiğimiz en kolay görüşmelerden biri oldu” dedi.

RUSYA: TÜRKİYE’DEN BİLGİ BEKLİYORUZ

Perşembe günü geç saatlerde konuşan Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov, Türkiye’den anlaşmaya ilişkin bilgilendirme beklendiğini kaydetti.

Peskov, “Türkiye’nin bilgi vermesini bekliyoruz” dedi.

SURİYE TEPKİLİ: İŞGAL BÖLGESİ

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın danışmanı Buseyna Şaban, uzlaşıyı “gizemli” ifadesi ile değerlendirildi.

Güvenli bölge tanımını redderek “işgal bölgesi” ifadesini kullanan Şaban, Suriye ordusunun kuzey sınırına doğru konuşlanmayı sürdüreceğini de söyledi.

Şaban, Şam’ın Suriye’de yeni bir “Irak Kürdistanı’nı kabul edemeyeceğini” vurguladı.

Şaban, Kürtler’in ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’yle anlaşma noktasında şu ana kadar “önemli adımların” atıldığını söyledi. Şaban, kalan meselelerin de bir anda çözülemeyeceğine dikkati çekti.

JEFFREY: ATEŞKESİN DAHA İYİ OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜK

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Suriyeli Kürtlerin oluşturduğu YPG’nin şu anda oldukları bölgeleri ellerinde tutmalarına olanak tanıyacak askeri imkanlara sahip olmadığını ve bundan dolayı ateşkesin daha iyi olacağını düşündüklerini söyledi.

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile birlikte Ankara’ya gelen heyette yer alan Jeffrey, “YPG’nin şu anda kontrol ettiği bölgede kalmak istediğine dair kuşku yok. Ancak bu bölgeleri elinde tutmasını sağlayacak askeri yeteneklere sahip olmadığı ve bundan sonrayı da bu kaotik durum üzerinde bir şekilde kontrol sağlamak adına ateşkes ilan edilmesinin çok daha iyi olacağı değerlendirmesini yaptık” dedi.

Jeffrey, ABD ile Türkiye’nin vardığı anlaşma uyarınca oluşturulacak olan güvenli bölgenin Türkiye’nin halihazırda askeri olarak operasyon yürüttüğü alandan güneye doğru 30 kilometrelik bir alanı kapsadığını belirtti.

Jeffrey, “Kuzeydoğudaki diğer bölgeler ve Menbic’te Fırat Nehri’nin batısına doğru olan kısım için artık Türklerin Ruslar ve Suriyelilerle görüşmeler yürütmesi gerekiyor” dedi.

BM ANLAŞMAYI MEMNUNİYETLE KARŞILADI

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Türkiye ve ABD arasında Suriye’nin kuzeydoğusu için varılan anlaşmaya ilişkin, gerginliği azaltmak ve sivilleri korumaya yönelik her türlü çabayı memnuniyetle karşıladığını bildirdi.

BM Genel Sekreter Sözcülüğünden yapılan açıklamada, Suriye’deki krize etkili çözüm bulmak için hala uzun bir yol olduğu kaydedildi.

AB’DEN KINAMA: HAREKATA SON VERİN

Brüksel’de Avrupa Birliği Zirvesi için biraraya gelen Avrupalı liderler, Türkiye ve ABD’nin ateşkes konusunda uzlaşmaları üzerine ortak bir açıklama yayınladı. Türkiye’nin Suriye’ye düzenlediği askeri operasyonu kınayan bir kararı kabul eden AB liderleri, harekata son verilmesi çağrısını yineledi.

AB Konseyi’nin açıklamasında, “AB Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’de kabul edilemez şekilde insanların acı çekmesine neden olan, IŞİD ile mücadeleyi sekteye uğratan ve Avrupa’nın güvenliğini ağır bir şekilde tehdit eden tek taraflı askeri eylemini kınar” denildi.

“AB Konseyi bu akşam askeri operasyonu durdurma konusunda yapılan ABD-Türkiye açıklamasını not eder” denilen açıklamada, 28 üye ülkenin liderleri “Türkiye’nin askeri eylemlerine son vermesi, askerlerini geri çekmesi ve uluslararası insani hukuka saygı göstermesi” çağrısında bulundu.

SİLAH SATIŞI ÜYE DEVLETLERİN KARARINA BIRAKILDI

14 Ekim’de AB dışişleri bakanlarının Türkiye’ye silah ihracatı konusunda aldığı karara atıf yapan ve bu kararı destekleyen ABD liderleri, her üye devletin kendi silah anlaşmaları doğrultusunda, Türkiye’ye silah satışını durdurma yöntemini kendisinin belirleyeceğini kaydetti.

Açıklamada ayrıca, Akdeniz’deki petrol ve doğal gaz kaynaklarını kullanmak isteyen Türk gemilerinin “yasadışı sondajının” kınandığı da yineledi.

SDG : ATEŞKES ANLAŞMASINA UYACAĞIZ

YPG’nin öncülük ettiği Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Komutanı Mazlum Kobani, Türkiye’yle ateşkes anlaşmasını kabul ettiklerini ve anlaşmanın işlemesi için gerekli olan ne varsa yapacaklarını söyledi.

SDG Komutanı, anlaşmanın Suriye’nin kuzeyinde Resulayn ve Tal Abyad arasındaki 100 kilometrelik sınır bölgesini kapsadığını kaydetti. Kobani’nin de anlaşma sınırları içerisinde olmadığını vurgulayan Kobani, “Güçlerimiz diğer yerlerde kalmayı sürdürecek” dedi.

Kobani’deki SDG militanlarının çekilip çekilmeyeceğinin, Türkiye’yle ABD arasındaki anlaşmanın ilk testlerinden biri olacağı yorumları yapılıyor.

PYD’nin eski eş başkanı Salih Müslim de, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki operasyonlarını durdurması konusunda varılan anlaşmadan memnuniyet duyduklarını ancak saldırı gelirse kendilerini savunacaklarını söyledi.

Pence’nin ateşkes açıklamasına Çavuşoğlu’ndan cevap: Bu bir ateşkes değildir

Dünya

Suudilerden Osmanlı karşıtı dizi: Ateş Krallıkları

Türkiye ve Arap dünyası arasındaki gerilim TV sektörüne de sıçradı. Suudi Arabistan’ın sahibi olduğu MBC TV’de yayınlanan, Osmanlı konulu Ateş Krallıkları(Memalik el Nar) adlı dizi, tartışma konusu oldu.

BOLD– Geçen yıl, Arap dünyasında büyük ilgi gören Türk dizilerini artık yayınlamayacağını duyuran MBC’nin dizisi, 17 Kasım’da ilk bölümüyle seyirci karşısına çıktı.
40 milyon dolarlık bütçesiyle 2019’da Arap dünyasının en büyük dizi projesi olarak duyurulan “Ateş Krallıkları” isimli yapım Memlüklerin Mısır’daki son günlerini ve Mısır’ın Osmanlı hâkimiyetine geçişini anlatıyor. Dizinin yönetmenliğini, Hannibal filminin yönetmeni İngiliz Peter Webber üstleniyor.

TEPKİLER ÇEŞİTLİ

“Bir imparatorluk kanlı bir hukukla yönetiliyor. Bu onların laneti oldu” sloganıyla duyurulan dizi Arap basınında da tartışmalara yol açtı. Suudi Arabistan, BAE ve Mısır gibi ülkelerde iktidarlara yakın gazeteler, dizinin “Osmanlı’nın kanlı, baskıcı ve Arap dünyasını yağmalayan gerçek yüzünü” anlattığını ifade ederken az sayıda olsa da yapımın tarihsel gerçekleri çarpıttığını söyleyen yazarlar da oldu.

YAPIMCI: OSMANLI TARİHİ VAHŞET DOLU

Mısırlı bir yazarın metnini hazırladığı, Arap oyuncuların yer aldığı ve başrolde Mısırlı bir aktörün bulunduğu Ateş Krallıkları ile ilgili dizinin yapımcısı “Dizi, Osmanlı yönetiminin arkasındaki vahşet dolu tarihi ifşa edecek” çıkışıyla dikkat çekti.

Dizinin Mısırlı yazarı Muhammed Süleyman, “Tarihsel anlamda hiçbir hata içermeyen bir hikâye yazmaya çalıştık.” diyerek, Osmanlı döneminin “tarihsel katliamlarla dolu olduğunu” iddia etti.

Şimdilik sadece Arap kanallarında izlenebilen ancak daha sonra Netflix’te de yayınlanacağı söylenen diziyle ilgili olarak Netflix Türkiye’nin tavrı merak ediliyor.

Okumaya devam et

Dünya

Almanya mültecilerin bilgilerinin Erdoğan’ın eline geçmesini tartışıyor

Tutuklanan Alman Büyükelçiliği avukatında bulunan Türkiyeli mültecilere ait dosyaların Erdoğan Rejimi’nin eline geçmesiyle ilgili skandal büyüyor. Elçilik ve muhalefet tepkili.

BOLD – Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği için çalışan avukat Yılmaz. S’nin Türkiye’de tutuklanmasıyla birlikte mültecilerin veri güvenliğiyle ilgili skandal patladı. Avukatta ve ofisinde bulunan en az 280 Türkiyeli mülteciye ilişkin dosyanın Erdoğan Rejimi’nin eline geçmesi ve avukatın tutuklanması ayrı ayrı tartışılıyor.

Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Erdmann, elçilik için çalışan avukatın casusluk şüphesiyle tutuklanmasının “anlaşılabilir olmadığını” söyledi.

Erdmann yaptığı yazılı açıklamada, “Bu tutuklama bizim için anlaşılabilir değil. Bu nedenle isnat edilen suçların açıklığa kavuşturulması için yoğun girişimde bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.

Alman medyasına yansıyan haberlerde, tutuklanan avukatın Almanya’da iltica başvurusunda bulunmuş olan Türk vatandaşları hakkında edindiği bilgileri Almanya Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile Göç ve Mülteciler Dairesi’ne (BAMF) aktardığı belirtilmişti.

“Avukatlar ve diplomatik temsilcilikler arasındaki işbirliğinin tüm Avrupa’da, dış temsilciliklerin görevlerini Viyana Anlaşması’nın hükümlerine uyumlu şekilde yerine getirmelerini sağlayan, olağan bir uygulama olduğunu” belirten Erdmann, “Hukuk danışmanımız Büyükelçiliğimize, uluslararası düzeyde olağan ve kanaatimizce yasak olmadığı tartışmasız olan bir destek sağlamıştır. Bu tür bir işbirliğinin engellenmeden mümkün olması gereklidir” dedi.

KİŞİSEL VERİLER KONUSUNDA ENDİŞE

Alman medyasına yansıyan haberlere göre, avukatın tutuklanmasının, Almanya’ya sığınma başvurusunda bulunan mülteci adaylarının hassas bilgilerini tehlikeye atmış olmasından endişe ediliyor. Büyükelçilik için çalışan avukatta Almanya’da iltica başvurusu yapmış çok sayıda Türk vatandaşına ait dosya bulunduğu ve bu dosyaların Türk güvenlik ve istihbarat birimlerinin eline geçmiş olabileceği tahmin ediliyor.

Ankara Büyükelçiliği için çalışan avukatın tutuklanmasına Göç ve Mülteciler Dairesi de tepki gösterdi. BAMF Başkanı Hans Eckard Sommer, olayı “bir dış politika skandalı” olarak nitelendirdi.

BAMF’dan yapılan açıklamada iltica başvurularının değerlendirilme sürecinde kimi zaman ek bilgi kaynaklarına ihtiyaç duyulduğu ve bazı durumlarda yurt dışında detaylı bir araştırmanın da gerekebildiği belirtildi. Açıklamada, Dışişleri Bakanlığı üzerinden, işbirliği avukatı olarak nitelendiren hukuk danışmanları yardımı ile iltica başvurusunda bulunan kişilerin kaçma nedenleri ve ülkelerine dönmeleri halinde tehlike ile karşılıp karşılaşmayacaklarının araştırıldığı kaydedildi.

BAMF’ın açıklamasına göre, tutuklanma sonucu, sığınma başvurularının değerlendirme süreci devam etmekte olan çok sayıda kişiye ilişkin verinin Türkiye’nin eline geçmiş olabileceği tahmin ediliyor.

YÜZLERCE KİŞİ ERDOĞAN’IN HEDEFİ HALİNE GELDİ

Ankara Büyükelçiliği için çalışan avukatın tutuklanmasına Sol Parti’den de tepki geldi. Sol Parti Grup Başkanvekili Sevim Dağdelen, Dışişleri Bakanlığı’nın hukuk danışmanının Eylül ayında gözaltına alınmasından bu yana kamuoyundan bu bilgiyi saklamasını “sorumsuzluk” olarak değerlendirdi. Dağdelen, DW‘ye yaptığı açıklamada, siyasi sığınmacılara ilişkin Türk kurumlarının eline geçen hassas bilgilerin Almanya’ya iltica arayışında olan yüzlerce kişiyi “Türk Milli İstihbarat Teşkilatı ve Erdoğan’ın Almanya’daki yanlılarından oluşan ağın hedefi haline getirdiğini” söyledi.

Yeşiller partisi meclis grubunun dış politika sözcüsü Omid Nouripour da avukatın tutuklanmasını bir “provokasyon” olarak nitelendirdi. Nouripour, Berlin’in Ankara’ya tepkisini sert bir şekilde iletmesi gerektiğini belirterek, “Hükümet artık tepkisini açıkça dile getirmeli ve Erdoğan’ın önüne bir dur tabelası koymalıdır” diye konuştu.

Okumaya devam et

Dünya

Rüşvet ve yolsuzlukla yargılanacak Netahyahu’dan tanıdık cümle: Bu bir darbe girişimi

Rüşvet ve yolsuzluktan davalık olan İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu “Bu, bir darbe girişimidir” dedi. Türkiye bu cümleyi 17/25’ten tanıyor.

BOLD  – Rüşvet, yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma suçlamalarıyla hakkında dava açılmasına karar verilen İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu yaşananları bir darbe girişimi olarak niteledi. 17/25 Aralık Büyük Yolsuzluk Operasyonu’nda rüşvet ve yolsuzlukla suçlanan dönemin dört bakanı ve ve başbakanı Tayyip Erdoğan da aynı savunmayı yapmıştı.

İsrail Başsavcılığı’nın aldığı yargılama kararına ilişkin Netanyahu “Burada olan biten, başbakana karşı bir darbe yapma girişimidir” dedi.

Netanyahu yaklaşık 15 dakika süren konuşmada yargıyı ve polisi kendisine karşı “yanlış” ve “siyasi motivasyonlu” suçlamalarla komplo kurmakla suçladı. Netanyahu ayrıca istifa etmeyeceğini de ifade ederek “Bu ülkeyi yasa uyarınca yönetmeyi sürdüreceğim” dedi. İsrail hukuku, Netanyahu’nun tüm yargı yolları tükenip ceza almadığı sürece istifa etmesini gerektirmiyor.

Başbakan’ın başlıca siyasi rakibi olan İsrail Direnç Partisi lideri Benny Gantz bir siyasi lider hakkında dava açılmasının ülke açısından “çok üzüntü verici” olduğunu söyledi. Netanyahu’ya “görevinden ayrılma ve hakkındaki suçlamalara odaklanma” çağrısı yapan Gantz “İsrail’de darbe yok, daha ziyade içinde bulundukları iktidarın etrafına barikat kurmuş olanlar var” ifadelerini kullandı.

“Mr Security” (Bay Güvenlik) lakaplı 70 yaşındaki Netanyahu 2009 yılından bu yana İsrail’in başbakanlığını yapıyor. Netanyahu ülkenin görevdeyken hakkında dava açılacak ilk başbakanı olacak.

Netanyahu hakkında dava açacak olan İsrail Başsavcısı Avişai Mandelblit ise hiçbir vatandaşın hukukun üstünde olmadığını söyledi. Mandelblit “Kanunların uygulanması bir tercih değildir. Bu bir sağ ya da sol meselesi değildir. Bu bir siyaset meselesi değildir” ifadelerini kullandı.

Davanın açılacağının öğrenilmesi üzerine Netanyahu destekçileri başbakanlık konutu önünde toplandı. Başbakanın fotoğraflarını taşıyan ve Başsavcı’ya sözlü saldırılarda bulunan kalabalık içinde “Hepimiz Netanyahuyuz” yazan bir pankart da açıldı.

NETENYAHU TELEKOMİNİKASYON ŞİRKETİNDEN RÜŞVETLE SUÇLANIYOR

İsrail Başbakanı Netanyahu’ya yönelik en ağır suçlama, Bezeq adlı telekomünikasyon şirketiyle bağlantılı. “Dosya 4000” olarak bilinen vakada, Netanyahu’nun İletişim Bakanı olarak görev yaptığı dönemde, telekomünikasyon şirketi Bezeq’e hukuki ayrıcalıklar tanıdığı ve bunun karşılığında da şirkete ait Walla adlı internet gazetesinde Netanyahu ve ailesi hakkında olumlu haberler yazıldığı iddia ediliyor.

Bunun yanı sıra Netanyahu ve ailesi yaklaşık 185 bin euro değerinde mücevher, puro, şampanya gibi pahalı hediyeler almak ve bunun karşılığında bu hediyeleri veren zengin iş insanlarına mali ve kişisel imtiyazlar sağlamakla suçlanıyor.

Netanyahu’nun ayrıca, muhalif Yedioth Ahronoth gazetesinde kendisi hakkında olumlu haberler yapılması için gazetenin sahibi Arnon Moses ile bir anlaşma yaptığı ve buna karşılık gazetenin rakibi olan Israel Hayom gazetesinin dağıtımının kısıtlanmasına yardımcı olmayı vadettiği öne sürülüyor.

 

Okumaya devam et

Popular