Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

2020 bütçe açığı trafik cezalarıyla kapatılacak: Saray filosuna 26 araç daha katılıyor

AKP’nin TBMM’ye sunduğu 2020 bütçesine ilişkin detaylar ortaya çıkmaya başlıyor. Cumhurbaşkanlığı’na gelecek yıl 26 araç alınacak. Ayrıca bütçede oluşacak olan açığın ise vergilerle ve trafik cezaları ile kapatılması amaçlanıyor.

BOLD-AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık ettiği Cumhurbaşkanlığı Hükümeti, 2020 yılı için hazırladığı bütçenin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunduğu öğrenildi. Vatandaşa tasarruf ve kemer sıkma tavsiyesinde bulunan AKP iktidarı, söz konusu Saray olunca harcamalar bol keseden olacağa benziyor.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre, Cumhurbaşkanlığı’na gelecek yıl 2’si güvenlik önlemli olmak üzere 22 binek otomobil, 4 panel tipi araç alınacak. Ayrıca birçok bakanlık ve kuruma da yeni binek otomobil alacak. Örneğin İçişleri Bakanlığı 15, Dışişleri 3’ü güvenlik önlemli olmak üzere 6, Danıştay güvenlik önlemli 1, Milli Savunma Bakanlığı da 5 binek otomobil alacak.

TRAFİK CEZALARINDAN 13,7 MİLYAR GELİR BEKLENİYOR

Hazırlanan 2020 hükümet bütçesine göre binek otomobiller için en fazla 195 bin 700 lira ödeme yapılması amaçlanıyor. Fakat güvenlik önlemli binek otomobiller için böyle bir şartın olmadığı öğrenildi. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı, sadece mal ve hizmet alım giderleri için gelecek yıl 1,6 milyar, 2021’de 1,7 milyar, 2022’de 1,8 milyar lira harcayacak.

2020 bütçesinde oluşacak açıkların ise vergi ve cezalarla kapatılması amaçlanıyor. Örneğin idari, trafik gibi para cezalarından gelecek yıl 13,7 milyar lira, 2021’de 15,3 milyar lira, 2022’de de 16,8 milyar lira gelir bekleniyor.

Yine gelecek yıl alkollü içkilerden alınacak vergi gelirlerinin yüzde 12,9 artışla 17,1 milyar liraya, tütün mamullerinden alınacak vergi gelirlerinin de yüzde 27 artışla 64,8 milyar liraya çıkması hedefleniyor.

Pansiyon ücretleri ilköğretim ve ortaöğretim kurumları için 3 bin 660 lira, mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumları için 4 bin 110 lira olacak.

Taşınmaz satışlarından yüzde 44,3 artışla 3,5 milyar lira, lojmandan 1,2 milyar lira gelir öngörülüyor.

Sürgün Gazeteciler’den tutuklu gazetecilere: “Sizi unutmadık, çok özlüyoruz! Size ihtiyacımız var…”

 

Gündem

OHAL Komisyonundan KHK’lı hekime “lütfeder gibi” işe iade kararı

KHK ile mesleğinde ihraç edilen asistan Hekim Mihriban Yıldırım, OHAL Komisyonunun incelemesinin ardından işe iadesine karar verildi. Komisyon kararında Yıldırım’ın, eski görev yaptığı yere dönemeyeceğini ve Ankara, İstanbul, İzmir’de çalışamayacağını belirtti.

BOLD-Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde (KTÜ) asistan hekimlik yaparken Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevinden ihraç edilen ve daha sonra ByLock kullandığı iddiasıyla yargılandığı davadan beraat eden Mihriban Yıldırım hakkında işe iade kararı verdi.

Sendika.org’da yer alan habere göre, Öğretim Elemanları İhraç ve İadelerini Değerlendirme Komisyonu tarafından gönderilen kararda, Yıldırım’ın hekimlik yapamayacağı illerden kurumlara kadar bir dizi sınırlama getirildiği görüldü.

“ÜÇ BÜYÜK ŞEHİRDE ÇALIŞAMAZSIN”

Komisyon tarafından verilen kararda Yıldırım’ın, ihraç edildiği KTÜ’nün yanı sıra Ankara, İstanbul ve İzmir’de bulunan yükseköğretim kurumlarında da çalışamayacağı ifade edildi.

Ayrıca komisyonun verdiği kararda bir takım sınırlamalarında getirildiği görüldü. Yıldırım’ın çalışabileceği kurumlar için “2006 yılından sonra kurulmuş olan yükseköğretim kurumlarına öncelik verileceği” ifadesi yer alıyor.

Komisyonun kendisi hakkında verdiği kararı değerlendiren Mihriban Yıldırım, OHAL Komisyonu’nun hukuksuzluğa devam ettiğini belirterek, “Komisyon başından beri hukuksuz işliyor, hukuki yollara başvurmamızı engelliyordu” dedi.

“KOMİSYON 2 YIL DOSYAMI BEKLETTİ”

İşe iade kararının bir lütuf olmadığını belirten Mihriban Yıldırım, “1 Eylül 2016’da 627 sayılı KHK ile ihraç edildim. İhraç edildiğimde KTÜ’de psikiyatri asistanıydım. İhraç edildiğimde hakkımda herhangi bir suçlama yoktu, sonrasında ‘ByLock suçlaması’ ile dava açıldı. 1 yıl içinde dava beraatla sonuçlandı. Yani 2 yıldır dosyam OHAL Komisyonu’nda inceleme aşamasındaydı.” dedi.

“SINAVLA KAZANILAN HAKKIM GASP EDİLİYOR”

“Komisyon hukuki olarak işe iade davası açmamızın önünde engel” diyen Yıldırım, “Ben 2 yıldır hakkımdaki asılsız suçlamadan beraat etmiş olmama rağmen komisyon dosyamı bekletti. Şimdi de hakkımda iade kararı vermiş. Bugün YÖK’ten aradılar komisyon kararıyla işe iademin yapıldığını söylediler. Ancak ihraç edildiğim üniversiteye dönemeyeceğimi, 2006 sonrası açılan ve üç büyük şehir dışındaki illeri tercih edebileceğimi belirttiler. Bu süreç içinde psikiyatri eğitimim yarım kalmıştı, bu uygulamayla eğitim hakkı ihlali devam ediyor. Tıpta uzmanlık sınavına girip aldığım puanla KTÜ Tıp Fakültesi’ni tercih etmiştim, şimdi sınavla kazanılmış hakkımı yine gasp ediyorlar.” şeklinde konuştu.

“MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİM”

“Ancak iade kararı KHK’lere karşı mücadele için bir kazanımdır” diyen Yıldırım, “SES ve TTB olarak bu süreçte mücadeleden geri durmadık, OHAL Komisyonu’nun meşru olmadığını dile getirdik. İşe iade kararı bir lütuf ya da komisyonun mağduriyet gidermesi değil. Biz haklıyız, kazanacağız dedik, hakkımız olanı alıyoruz. Bize verdikleriyle yetinmeyip elimizden aldıklarını geri alacağız. İhraç edilen tüm arkadaşlarımız haklarını alana kadar mücadeleye devam.” ifadesini kullandı.

Hükumetin 15 Temmuz vurgunu: Ne vakıf var ortada ne de toplanan 309 milyon

Okumaya devam et

Gündem

Bu haykırış Avrupa Parlamentosunda yükseldi: Türkiye’deki tutuksak bebekler için ne yapıyorsunuz?

Dünya Çocuk Hakları Günü’nün 30’unucu yıl dönümü nedeniyle Avrupa Parlamentosu’nda toplantı düzenlendi. Toplantıya konuşmacı olarak katılan Aktivist Eşe Karaduman, AB Parlamentosu’na “Türkiye’deki tutuklu 864 bebek için ne yapıyorsunuz?” diye seslendi.

BOLD-Türkiye’de 15 Temmuz’dan sonra başlatılan tenkil sürecinde yüzbinlerce insan haksızlığa, işkenceye ve hukuksuzluğa maruz kaldı. AKP iktidarının başlattığı insan hakları ihlallerinden en fazla etkilenenler ise çocuklar oldu. Anne ve babası cezaevinde olan çocuklar, akrabalarının yanında kalmak zorunda bırakıldı. Daha küçük yaştaki çocuklar ve bebekler ise anneleriyle birlikte cezaevine girdi ve hayatının en güzel anlarını tutsak olarak cezaevinde geçirmeye mecbur kaldı.

Avrupa Birliği Parlamentosu’nda Dünya Çocuk Hakları Günü nedeniyle bir toplantı düzenlendi. Toplantının açılışını Bürüksel Kraliçesi Queen Mathilde yaptı. Toplantıya Aktivist Eşe Karaduman’da konuşmacı olarak katıldı. Karaduman katılımcılara Türkiye’deki tutsak 864 bebekten ve cezaevindeki tutuklu binlerce masum insandan bahsetti.

“TÜRKİYE’DE HAPSEDİLEN 11.000 KADIN VE 780 ÇOCUK VAR

Türkiye’de yıllardır süren siyasi sorunlardan dolayı hakları elinden alınan çocukların durumu hakkında konuşan Eşe Karaduman, “İstatistiksel olarak, şu anda Türkiye’de hapsedilen 11.000 kadın ve 780 Çocuk var. Ülkemdeki politik atmosfer nedeniyle Almanya’ya gelen bir Türk mülteciyim. Buraya kızımla birlikte gelme şansım oldu ama o kadar çok kadın ve çocuk bu fırsata sahip olmadılar ve hala politik sistemin adaletsiz olmasının sonuçları yüzünden acı çekiyorlar. Burada çocuk hakları bildirgesini kutluyoruz.” dedi.

“Bu hak, Türkiye tarafından 29 yıl önce 1990 yılında imzalanmıştır” hatırlatmasında bulunan Karaduman, “Ancak bu yıl itibariyle, 2019’da 6 yaşın altındaki bebekler ve çocuklar anneleriyle birlikte cezaevlerindedir ve binlerce çocuk temel haklardan mahrumdur.” diye tepki gösterdi.

“ÇOCUK HAKLARI KOMİTESİ, ONLARA YARDIM ETMEYE ÇALIŞTI MI?”

“Sorum şu;” sözleriyle AB Parlamentosu’na seslenen Karaduman, “Çocuk hakları komitesi bu mağdur çocukların durumunu analiz edip gözden geçirdi mi? Hiç onlara yardım etmeye çalıştılar mı? Çözüm olarak neler yapılabilir?” dedi.

AB Parlamentosu önünde sandalyelere bağlanmış siyah balonlarla tutsak 864 bebek için eylem yapıldı. Her bir sandalyeye cezaevinde tutsak tutulan bebeklerin ve çocukların hikâyeleri yazıldı.

15 Temmuz’un failini ortaya çıkaran belge: İki liste tek hata!

Okumaya devam et

Gündem

Veysel için cezaevini arıyorum, telefondan kaçıyorlar

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, cezaevinde kötürüm kalan Veysel Avunan için cezaevi yönetimini aradığını ama yetkililerin kaçtığını söyledi.

BOLD – TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu geçtiğimiz günlerde bazı komisyon üyeleriyle birlikte yoğun şikayet aldıkları ve işkence iddiasıyla gündeme gelen Elazığ Cezaevini ziyaret etti. Adli ve siyasi koğuşları tek tek gezen ve mahkumların şikayetlerini ve uğradıklarını hak ihlallerini not alan Gergerlioğlu, izlenimlerini Ahwal Podcast’te anlattı.

Verem ve menenjit nedeniyle cezaevinde yürüyemez hale gelen Veysel Avunan (28) ve kanser hastası eski Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin durumu hakkında da bilgi veren Gergerlioğlu, “Veysel için cezaevini arıyorum. Telefondan kaçıyorlar. En zorlu cezaevi benim için burası. Gittiğimde yüzlerine de söyledim. 1.5 yıldır kaç tutuklu için aradıysam kaçtılar.” dedi.

İşte Gergerlioğlu’nun izlenimleri…

ELAZIĞ CEZAEVİNDE NE GİZLENİYOR?

Elazığ Cezaevi, müdürlerinin telefona çıkmak istemediği, çeşitli bahaneler bulduğu bir cezaevi. Bunu yüzlerine de söyledik. Bu cezaevini tetkik ettik, koğuşları gezdik. Acaba ne gizleniyor? Neden telefonlarımıza çıkılmıyordu?

Diyarbakır Barosunun Elazığ Cezaevi hakkında hazırladığı bir rapor vardı. 9 Ağustos 2019’da yayınlanan rapora göre bazı mahkumlara infaz koruma memurları tarafından işkence yapılıyordu. Şiddetli bir şekilde darp edildiğini söyleyen mahkumlar vardı. Baro bu kişilerle görüşerek bir işkence raporu hazırlamıştı.

Cezaevinde yetkililerden bilgi aldıktan sonra bütün koğuşları tek tek dolaştık. Adli koğuşları, siyasi koğuşları, kadın, çocuk bölümü her tarafı gezmeye çalıştık.

ADLİ KOĞUŞLAR: GAYRİ İNSANİ UYGULAMALARA MARUZ KALIYORUZ

Adli bölümdeki tutuklular, fanilanın altına giydikleri içliklerinin toplandığını ve üşüdüklerini söyledi. Bunu cezaevindeki tüm mahkum ve tutuklular söylüyordu, genel bir şikayetti. Nedenini  anlayamadık. Mahpuslar ilk defa bir heyetin cezaevine geldiğini de belirtti. Gece kaloriferlerin az yandığını, sevklerde sorunlar yaşandığını, farklı koğuşta akrabası bulunanların bir araya gelmelerinin engellendiğini, yemeklerin çok kötü olduğunu ve günde en fazla 2 ekmek verildiğini ifade ettiler.

Gayri insani uygulamalar da vardı. Berbere gidip tıraş olma imkanı varken berber koğuşa geliyor ve herkesi 3 numaraya vuruyor. Yerde yatanlar vardı. Koğuşlar kalabalıktı. 10 kişilik yerde 21 kişi kalıyordu. Üst kat koğuşa çıktığımızda her taraf ranzaydı. İnsanlar tepe tepe yatıyor. Namaz kılacak bir yer bile yok diyenler oldu.

SÜNGERLİ ODALARDA DARP GÖRÜYORUZ

PKK koğuşlarına girdik. Bu koğuşlar iki türlü. Bir PKK’dan ayrılanların koğuşu oluyor, bir de PKK koğuşu. Her birinden şikayetleri aldık. Yönetimin çok kötüleştiğini ve ara sıra darp edildiklerini söylediler. Burası TC’nin bir cezaevi değil, adeta Elazığ Cumhuriyeti haline geldi diye önemli bir eleştiri yapıyorlardı. Süngerli odalarda darba uğradıklarını söylediler. Bu süngerli odalara da gittik. Dört tarafı plastik, penceresiz, havasız, kokan, oldukça kötü bir ortam. Güya öfkeli mahkumların sakinleştirildiği bir yer olduğu söyleniyor.

Nakillerde önemli sorunlar var. Nakil için cezaevine verilen ilk dilekçeler doğru değerlendirilmiyor. Görüş saatleri kısıtlanmış, 1 saat yerine 25 dakikaya düşürülmüş. Kantinlerde istediklerini bulamıyorlar ve kantin fiyatları pahalı. İki spor ayakkabısı bulundurmak isteyenlere izin verilmiyor. Bir spor ayakkabısı, bir kundura ayakkabı diyerek ikincisine izin yok, oysa cezaevi ortamında kundura ayakkabıya ihtiyaç duyulmuyor. Telefon görüşmesi saatlerinde hakları olan etkinliklerin kaynadığını ve haklarını kaybettiklerini de belirttiler.

Bu koğuşlarda kalanlar denetimli serbestlik haklarınında yakıldığını ifade etti. ‘Örgüt koğuşundasın’ diyerek yapılıyormuş… PKK tarafsız koğuşundakilere birtakım sorular sorularak infazlarının yakıldığı yönünde şikayetler aldık. Bu nasıl oluyor? ‘Söyle bakalım PKK terör örgütü müdür, Öcalan hakkında ne düşünüyorsun gibi’ sorular…  Zaten tarafsız bölüme ayrılmış kişiler baskı altında tutulduklarını söylüyor. Bu sorularla idarenin infazlarını yakma niyetinde olduğunu söylediler.

HÜCRE CEZALARI

Güncel gelişmelerden etkilendiklerini, mesela Barış Pınarı Harekatında baskıların arttığını söylediler. Aileleri uzak şehirde olduğu için dört yıldır babasını, kardeşini göremediğini söyleyen mahpuslar vardı. Geliş-gidiş maddi manevi oldukça zor. Bir mahkum, ‘6,5 yıldır gelen ilk heyet sizsiniz’ dedi. Personelle en ufak bir tartışma hemen tutanağa geçiriliyor ve hücre cezası veriliyor.

Mülkiye Birtane

KANSER HASTASI ESKİ BİR MİLLETVEKİLİ

HDP Kars milletvekili Mülkiye Birtane’yi de orada gördük. Hipertansiyon ve kanser hastasıydı, oldukça bitkin ve zor durumdaydı. Konuşmakta bile zorlanıyordu. Hastaneye sevk sırasında kötü muamele gördüğü için hastaneye gitmeyi protesto ettiğini, gitmediğini söyledi. Yeni Yaşam ve hafta sonu Evrensel gazetesinin verilmediğini belirtti.

4 YAŞINDA BİR ÇOCUK VARDI

Bir çocuk vardı, 4 yaşında. PKK mahpuslarının birinin çocuğuydu. Oyun ortamı, beslenme durumu sıkıntılıydı. Psikolojik sıkıntılar da yaşıyordu. 3 kişiden fazla kişinin fotoğraf çekilmesi yasakmış, nedenini anlayamadık. Başında bere olan bir kadın mahpusa neden bere taktığını sorduk, vitaminsizlik ve üzüntüden saçının döküldüğünü söyledi.

Yaşlı ziyaretçilerin arama esnasında iç çamaşırlarına kadar arandığını, bu aramaların taciz anlamına geldiğini, aranma esnasında ağladıklarını söylediler. 5 saat havalandırmanın az olduğunu, artırılmasını, 7 kitap sınırlandırmasının kaldırılmasını, kendilerinin çok kitap okuduğunu, bunların hep kısıtlama ve hak ihlaline girdiğini de ifade ettiler.

CEMAAT KOĞUŞU

Fetö koğuşlarına da girdik. Burada Veysel Avunan’ın durumu gerçekten üzücüydü. Bu sene mart ayında şikayetleri başlamış. Sevk gecikmeleri, savsaklamalar, gevşek tutmalardan sonra ancak ağustos ayında hastanelere götürülmüş, tedavilere başlanmış ve durumu ağırlaşması üzerine yoğun bakıma kaldırılmış. Ardından da beyin hasar gördüğü için yürüyemeyen oturmaya mahkum bir insan olmuş. Sevkleri, tedavisi ve bakımı geciktiği için yoğun bakımda ölümden dönmüş. Vücudunda hasarlar kalmış bir insan. Sağlık hakkı ihlallerinin insanları ne duruma getirdiğine dair bir görüntüydü hali. Komisyon üyeleri buna ilgi gösderdi. Sanırım bazı gelişmeler olabilir.

İçlikler burada da yasak, infaz koruma memurlarının kaba davrandığı, mektupların kısıtlandığı, geciktirildiği, dişi kırılanın 3 haftadan önce doktora gidemediği, bir kanal tedavisi için 5 aydır beklendiği şikayetleri vardı. Ziyaretler esnasında emanet eşya dolaplarında hırsızlık olduğunu söylediler.

HUKUK KAZANAN AMA OKUYAMAYAN BİR TUTUKLU

Bir kişi Sakarya Üniversitesi Hukuk bölümünü kazandığını ve o bölgeye nakil yaptırmak istediğini ama nakil yaptıramadığı için üniversite okuyamadığını söyledi. Buradan oraya gidiş geliş maddi olarak kendisini zorlayacağını ifade etti. Dilekçelerin sorunlu olduğunu, yönetmin bazı dilekçeleri yırttığını, istediklerini kayda geçirdiklerini, böyle bir şey olamayacağını, dilekçelerin buharlaştığını söylüyorlardı. Telefon görüşme saatleri hafta içi gündüz olduğu için çocuklarıyla görüşemeyenler vardı. Hafta sonu ya da akşam saatlerine alınması konusunda istektebulunmuşlar, kabul edilmemiş.

ÜSTÜRUPLU GİYİNİN, ASKILI GİYMEYİN

Kadın bölümlerinde adli koğuşta Suriyeli bir kadının hikayesi gerçekten yürek yakıcıydı. 6 küçük çocuğu var ve çocuklar devlet korumasındaymış. 7-8 aydır çocuklarını göremiyordu. Adı Cuma Naz Hasan… Devlet korumasında olmasına rağmen çocuklarını kimse ziyarete getirmemiş. Kadınlar ayrıca giysilerine karışıldığını, usturuplu giyinin, askılı giyinmeyin denildiğini söylüyorlardı.

Ceylan’ın çığlığı: Abim ölüyor kurtarın

Okumaya devam et

Popular