Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Whatsapp, İsrailli firmaya casusluk davası açtı

Sosyal iletişim ağı WhatsApp, İsrailli siber gözetim firması NSO Group’a, şirketin mesajlaşma hizmetini geniş kapsamlı casusluk için kullandığı gerekçesiyle dava açtığı belirtildi.

BOLD – NSO Group’un Suudi Arabistan istihbaratına gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın telefonunun izlenmesini sağlayan bir yazılım verdiği iddia edilmişti.

WhatsApp’ın federal mahkemeye verdiği dilekçede, siber gözetim şirketi NSA Group’un WhatsApp uygulaması üzerinden 20 ülkede, aralarında 100 gazeteci ve insan hakları aktivistlerinin de bulunduğu bin 400’den fazla kişiyi izlediği öne sürüldü.

Telefonu hacklenen söz konusu kullanıcılarının özel mesajla bilgilendirildiğini açıklayan WhatsApp yetkilileri, ABD California Kuzey Bölgesi Mahkemesine açılan dava ile de İsrailli firma NSO Group’un “kendi servislerini kullanmasının kalıcı olarak yasaklanmasını” talep ettiklerini bildirdi.

Açıklamada, “Dünyanın neresinde olursa olsun, insanların bireysel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmemesinden emin olmak için siber silahların yasal olarak güçlü bir şekilde denetlenmesi gerekir.” ifadelerine yer verildi.

NSO GROUP VE PEGASUS 3 CASUS YAZILIMI

NSO Group’ın adı özellikle gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürülmesi olayında duyulmuştu.

ABD’li eski Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden, Suudi Arabistan istihbaratının Kaşıkçı’yı İsrailli NSO Group firması tarafından satılan bir casus yazlımla takip ettiğini iddia etmişti.

NSO Group tarafından üretilen Pegasus yazılımının, istihbarat örgütlerince atılan bir mesaj veya maille telefonlara bulaştırıldığı, bundan sonra kişinin telefonundan yaptığı bütün işlemlerin ve hatta Whatsapp gibi şifreli programlardan yaptığı yazışmalarının dahi takip edildiği ifade edilmişti.

NSO Group’un daha sonra geliştirdiği Pegasus 3 adlı yazılımda ise mesaj veya mail atılmasına gerek olmadığı, casus yazılımı kullanan istihbarat şirketinin hedef kişinin telefon numarasını bilmesinin yeterli olduğu kaydedilmişti. Pegasus 3 yazılımının cep telefonlarının internet bağlantı ve anten yazılımlarındaki açıklardan girerek telefonu tamamen ele geçirdiği ve telefondan yapılan bütün işlemleri aktardığı belirtilmişti.

NSO Group’un Pegasus 3 yazılımını geçen yıl itibariyle 55 ülkeye sattığı ve şirketin nakit paraya boğulduğu medyaya yansımıştı.

ABD Hava Kuvvetleri’nin gizemli uzay aracı iki yıllık gizli görevinden döndü

Dünya

Irak Askeri İstihbarat Şefi’den IŞİD uyarısı: Örgütün en iyi iki bombacısı Türkiye’de!

CNN International ile röportaj yapan Irak askeri istihbaratının şefi Korgeneral Saad el Allak, IŞİD’ın üst düzey yöneticilerinin Türkiye’ye kaçtığını ve yeni hücreler kurulduğunu ve dünya çapında saldırı planladığını iddia etti.

BOLD-IŞİD lideri Ebu Bekir El Bağdadi’nin öldürülmesinde CIA’le yakın işbirliği yaptığı bilinen Irak askeri istihbaratının şefi Korgeneral Saad el Allak, örgütün bazı üst düzey liderlerinin Türkiye’ye kaçtığını ileri sürdü. Bu kişilerin örgütün yüklü miktardaki paralarını yönetenler olduğunu vurgulayan Allak, bu kişilerin Türkiye’de yeni hücreler kurduğunu ve dünya çapında saldırı planladığını söyledi.

Irak’ın askeri istihbarat şefi Korgeneral Saad el Allak

“TÜRKİYE’DE ÜSTLENİYORLAR”

Irak ve Suriye’de kontrol ettiği topraklardan büyük ölçüde temizlenen, son olarak da lideri Ebu Bekir Bağdadi’nin öldürülmesiyle ağır darbe alan IŞİD’in Türkiye’de ‘üslenerek’ yeni saldırılar planladığı öne sürüldü. İddiaya göre, Türkiye’de yeni hücreler kuran IŞİD liderleri, örgütü buradan canlandırmayı hedefliyor.

“BU KİŞİLER DEVASA PARA ERİŞİMİNE SAHİP”

CNN International konuşan Irak’ın askeri istihbarat şefi Korgeneral Saad el Allak, Türkiye’ye kaçan dokuz IŞİD liderinin dosyasını Ankara’ya verdiklerini iddia etti. Allak, bu kişiler arasında “dünya çapında saldırıları finanse edebilecek kadar devasa miktarlarda paraya erişimi olan üst düzey finansörlerin bulunduğunu” savundu.

IŞİD terör örgütü içerisinde ‘emir’ olarak ifade edilen üst yöneticilerinin, 2019’un başlarında örgütün Suriye’deki son kalesi Bağuz’dan kaçtığını, kaçakçılara rüşvet vererek Suriye Demokratik Güçleri (SDG) mevzilerini aştıklarını ve bazılarının Gaziantep’e gittiğini savundu. Bu kişilerin Türkiye’de yeni hücreler kurduğunu ve paraya erişimi olduğunu iddia etti.

“ÖRGÜTÜN ÖNEMLİ LİDERLERİ KUZEYE KAÇTI”

“Örgütün önemli liderlerinden bazıları kuzeye kaçtı” diyen Allak, “Komşu ülkeleri ve Gaziantep gibi sınır noktalarını kast ediyorum. Parası olan üst düzey liderler, Suriye-Türkiye sınırından gizlice bu bölgelere geçti. Büyük miktarlarda paralar ödeyerek, kaçakçıların yardımıyla sınırı geçtiler ve gizlice Türk topraklarına girdiler. Şu an Türkiye’de bulunan bu unsurlar, savaşçı ve teröristlerin örgütün saflarına katılmasında büyük rol oynuyor.” dedi.

General Allak, IŞİD’in Suriye ve Irak çapındaki cezaevlerindeki örgüt üyesi mahkumları kaçırmayı planladığını da ekledi. Allak, örgütün ‘Parmaklıkları yıkın’ kod adlı bir planla üyelerinin tutulduğu cezaevlerine baskın düzenlemeyi planladığını ve onları çıkardıktan sonra dünya çapında saldırı düzenlemeyi amaçladığını söyledi.

IŞİD’İN EN İYİ İKİ BOMBACISININ TÜRKİYE’DE OLDUĞUNU İDDİA ETTİ

Türkiye’ye gönderdiklerini söylediği dokuz kişinin dosyasını CNN’le de paylaşan General Allak, söz konusu kişiler arasında Irak doğumlu Khair-Allah Abdullah Fatthi ve Hussein Farhan Asslebi al Jumaili de bulunduğunu aktardı. Allak, Irak’ta haklarında cinayet ve terörizm suçlamasıyla tutuklama kararı olan bu iki ismi ‘IŞİD’in bugüne dek sahip olduğu en iti bomba yapıcılar’ olarak niteledi.

IŞİD’in lideri Ebu Bekir Bağdadi’nin öldürülmesi sürecinde CIA ile yakın mesai yapan Allak, söyleşide aktardığı istihbaratın da bu süreçte elde edildiğini ekledi.

CNN’in söz konusu dosyalarla ilgili ulaştığı Türk yetkililerse, iddiaların araştırıldığını söyledi.

Erdoğan ailesinin yaptırım korkusu!

Okumaya devam et

Dünya

Türkiye’den üç firma IŞİD’e yardım suçlamasıyla yaptırım listesinde

Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’den IŞİD’e mali kaynak sağlayan üç şirketi yaptırım listesine aldı.

BOLD – ABD Maliye Bakanlığı, Suriye, Türkiye, Körfez ülkeleri ve Avrupa’da faaliyet gösteren bazı şirket ve kişilere, IŞİD’e mali ve lojistik destek sağladıkları için yaptırım uygulama kararı aldı.
Amerika’nın Sesi’nde yer alan haberde, yaptırım uygulanacak şirketler arasında merkezi Türkiye’de bulunan Sahloul döviz şirketi, El-Sultan para transferi şirketi ve ACL ithalat ihracat şirketi bulunuyor. İsmail Bayaltun ve kardeşi Ahmet Bayaltun isimli iki Türk vatandaşı da yaptırım listesine alındı.
Yaptırım listesine alınanlar arasında Afganistan’daki Nejaat adlı sosyal yardım örgütüyle örgütün Seyid Habib Ahmed Han ve Rohullah Vekil adlı iki üst düzey yetkilisi de bulunuyor. Listede Suriye’de faaliyet gösteren Tawasul adlı bir şirket de var.
ABD Maliye Bakanı Steven Mnuchin, yeni yaptırım kararını, IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi’nin ölümüyle sonuçlanan operasyonunun ertesindeki baskı taktiğinin bir devamı olarak niteledi. Mnuchin, “Bağdadi’ye karşı başarılı operasyonun ardından, Trump yönetimi IŞİD’in kalan terör hücrelerini de tamamen ortadan kaldırmaya kararlı” dedi.
Yaptırım listesine alınanların ABD’deki olası mal varlıkları donduruluyor ve ABD’lilerin listedeki kişi ve kuruluşlarla iş yapması yasaklanıyor.

Okumaya devam et

Dünya

Çin’in arındırma planının tüm detayları

New York Times’ta bir anda ortadan kaybolan aileler ve rejimin resmi belgeleriyle Uygur Türkleri’ne yönelik tüm ağır hak ihlallerinin belgeleri yayınlandı.

BOLD – Amerikan New York Times gazetesi Çin rejiminin ağırlıklı olarak ülkenin batısındaki Doğu Türkistan (Şincan) bölgesinde yaşayan Müslüman Uygurlara yönelik gerçekleştirdiği ağır insan hakları ihlallerini gözler önüne seren belgeler yayınladı.

Sızan belgeler Çin’in Müslümanları toplu tutuklamalarını nasıl organize ettiğini ortaya çıkardı’ başlığıyla haberleştirilen 400 sayfalık iç yazışmalarda rejimin etnik azınlığa karşı eşi görülmemiş bir baskı uyguladığı belirtiliyor.

Haberin özeti şu şekilde:

Öğrenciler, sınavlardan sonra dinlenmek ve yaz tatillerini Çin’in uzak batı kısımlarında aileleri ile birlikte geçirmek için sömestr sonunda biletlerini rezerve ediyorlar.

Ancak çok geçmeden ebeveynlerinin gittiği, akrabalarının kayıplara karıştığı ve komşularının bulunamadığı söylenecek. Çünkü hepsi Müslüman etnik azınlıklar için inşa edilen ve gittikçe büyüyen toplama kamplarında tutuluyorlar.

Şincan’daki yetkililer bölgenin barut fıçısı olduğunu ve bu yüzden de hazırlık yaptıklarını belirtiyor. Yönetimden yerel yetkililere gönderilen gizli direktiflerde geri dönen öğrencilerin hemen alıkonarak sessiz olmalarının istendiği belirtiliyor. Direktifte, ‘Ailem nerede?’ gibi belirgin sorularla başlayan sorgulamalara ne tür cevaplar verileceğine dair bürokratik bir rehber de bulunuyor.

Cevaplar ise, “Hükümet tarafından kurulan eğitim okullarındalar” ifadesiyle başlıyor. Öğrencilerin ısrarda bulunmaları durumunda ise yetkililer, “Aileleriniz suçlu değiller, şu anda bu okulları terk edemezler” şeklinde karşılık veriyor.

Soru cevap kısmında gizli bir tehdit de var: Ailelerinizin davranışları bu kamplarda kalış sürelerini kısaltıp uzatabilir.

Yetkililere, “Eminiz ki siz de onları destekleyeceksiniz, çünkü bu onlar için en iyisi, ve sizin için de” şeklinde sözler söylemeleri de tavsiye ediliyor.

403 sayfalık dahili belge, onyıllar sonra Çin Komünist Partisi’nden sızdırılan ve New York Times’ın ele geçirdiği en önemli bilgilerden biri olarak değerlendiriliyor. Belge aynı zamanda Şincan’da yaklaşık bir milyon etnik Uygur, Kazak ve diğer azınlıkların son üç yılda toplama kampları ve hapishanelerde tutulmasını gösteren eşi görülmemiş bilgileri de içeriyor.

Uluslararası eleştirileri reddeden Komünist Parti bu kampların mesleki eğitim merkezleri olduklarını ve radikalizmle mücadele için hafif metotlar içerdiğini öne sürüyor.

Ancak belgeler, tasavvurların zorlandığını, onu tasarlayan ve yöneten yetkililerin sözleri ve emirleri ile doğrulamaktadır.

Her ne kadar hükümet, Şincan’daki uygulamaları kamuoyuna iyiliksever ve istisnai olarak tanıtsa da, iç yazışma belgelerinde acımasız ve olağanüstü bir mücadeleyi tartışıp organize ettikleri görülüyor.

Belgelerde üst düzey parti liderlerinin toplu gözaltılar da dahil olmak üzere aşırıcı şiddet olaylarına karşı sert ve acil bir eylem emirleri verdikleri ve sonuçlarını da soğukkanlılıkla tartıştıkları görülüyor.

Belgelerde çocukların ebeveynlerinin götürülmelerini izledikleri, öğrencilerin okul harçlarını kimin ödeyeceğini sordukları ve ekinlerin insan eksikliğinden dolayı toplanamadığı da belirtiliyor ve yetkililere, insanlara sessiz olmaları durumunda Komünist Parti’nin yardımını alacaklarını söylemeleri isteniyor.

Sızan belgeler Mao döneminden bu yana, Çin devletinin gizli makinelerinin en kapsamlı hapsetme mücadelesini nasıl yürüttüğünü de ortaya koyuyor. İfşa belgelerinde şunlar var:

2014 yılında Uygur militanlarının bir tren istasyonunda 150’den fazla kişiyi bıçaklayarak 31 kişiyi öldürmesinden sonra Şincan bölgesine giden Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ne tür önlemler alınacağına dair yaptığı özel konuşmalar. Jinping konuşmalarında hiçbir şekilde merhamet gösterilmemesi çağrısında bulunuyor.

Yurtdışındaki özellikle İngiltere’deki terör saldırıları ve ABD’nin Afganistan’daki askerlerini çekmesi Çin yönetiminde korkuya sebep oldu ve bu baskınları düzenlemesinin yolunu açtı. Xi de parti yöneticilerine tıpkı ABD’nin 11 Eylül terör saldırısından sonra başlattığı ‘terörle savaş’ stratejisinin izlenmesini istedi.

Şincan’daki toplama kampları, 2016 yılında bölgenin Komünist Parti başkanlığına ateşli bir isim olan Chen Quanguo’nun getirilmesinden sonra hızla artmaya başladı. Xi’nin sözlerini bu operasyonları başlatmak için kullandı ve toplanması gereken herkesin toplanması emrini verdi.

Baskı, yerel yöneticilerde, etnik tansiyonu yükselteceği ve ekonomik büyümeyi etkileyeceği gerekçesiyle şüpheyle karşılandı. Ancak Chen, bazı tutukluları sessizce serbest bıraktığı gerekçesiyle bölgedeki yöneticilerden birini tutuklatması da dahil karşı çıkanlara karşı sert tedbirler uyguladı.

Belgelerin 150 sayfasında Uygurların gözetlenmesi ve Uygur nüfusunun kontrol altına alınması, Çin’in diğer bölgelerinde İslam’a yönelik sınırlamaların getirilmesi de bulunuyor.

Belgelerde parti içinde daha önce bilinenden daha fazla bir huzursuzluk olduğu da ortaya çıkıyor. Belgeler siyasi bir grup tarafından ortaya çıkarıldı

Nüfusunun yarısı Müslüman olan ve zengin yeraltı kaynaklarına sahip 25 milyonlu Şincan bölgesi ile ilgili politikalar genellikle büyük bir gizlilik içinde yürütülüyor.

2017 yılında başlanan tutuklamalarla yüzbinlerce Uygur, Kazak ve diğer azınlıklar beyin yıkama ve sorgulamalara maruz bırakılarak sekülerleştirilmeye ve parti taraftarı olmaya zorlanıyorlar.

Hükümet, Şincan’ın en zeki öğrencilerini Çin’in farklı bölgelerinde üniversitelere göndererek, yeni nesil Uygurların partiye sadık birer sivil görevli ve öğretmen olmalarını sağlamaya çalışıyor. Bu baskı o kadar geniş bir şekilde yapılıyor ki, yöneticiler dahi bu duruma kızıyor.

Belgelerde, “Çin’in diğer bölgelerinden dönen öğrenciler çok geniş sosyal bağlara sahipler ve WeChat, Weibo ve diğer sosyal medya platformlarından doğru olmayan görüşler dile getiriyorlar. Bunun etkileri çok geniş ve bunu engellemek çok zor” deniyor.

Belgelerde öğrencilerin ailelerinin başına gelenlerden dolayı telaşa kapılabilecekleri, bunun için de tecrübeli yerel yetkililer ve polislerin bu öğrencilerle görüşmeleri isteniyor.

Direktiflere göre yetkililerin öğrencilere “Endişelenmenize kesinlikle gerek yok. Eğitim süresince okul harcı alınmayacak, yiyecek ve hayat standartları yüksek olacak”  denmesi isteniyor. Ayrıca öğrencilere tutuklu ailelerinin çok daha iyi yaşam koşullarına sahip olduklarının söylenmesi, aileleriyle görüşmek isteyen öğrencilere, görüntülü görüşme ayarlayabilecekleri de söyleniyor. Ancak öğrenciler bunun akabinde başka sorular sormaya başlıyor: “Ailelerimiz ne zaman serbest bırakılacak? Eğer bu bir eğitim ise, neden eve gelemiyorlar?, Ayrılmak isteyebilirler mi? Ailem yokken ben derslerimle nasıl ilgilenebilirim?”

Ancak yetkilerin öğrencilere, ailelerinin İslami radikalizm virüsüne tutuldukları, bundan dolayı da karantina altına alınmaları ve tedavi edilmeleri gerektiğinin söylenmesi isteniyor. Tedavi edilmenin ise yaşı yok. Belgelere göre öğrencilere, davranışlarının ailelerinin puanlarını etkileyeceği, bundan dolayı da öğrencilerin günlük davranışlarına dikkat etmeleri gerektiği de söyleniyor.

Toplu tutuklamaların geçmişi, Xi Jinping’in devlet başkanı olduktan sonra bölgeye 2014 yılında yaptığı ilk ve tek ziyaretle başlayan şiddet olaylarına kadar gidiyor. Bölgeye dört günlük bir ziyaret gerçekleştiren Xi, bölgede iken Urumçi tren istasyonunda patlayan bir bomba ile 80 kişi yaralandı. O olaydan önce de bıçaklı saldırıda 31 kişi ölmüştü. Ziyaretten yaklaşık bir ay sonra da Urumçi’de bir semt pazarına düzenlenen bombalı saldırıda en az 39 kişi öldü. Bu olaylardan sonra da Xi, mevcut projeyi yürürlüğe koydu.

Komünist Parti’nin ilk lider kadrolarından birinin oğlu olan Xi’nin babası gibi etnik azınlıklara karşı daha esnek bir politika izleyeceğini düşünüyordu. Ancak konuşmalarında Sovyetler Birliği örneğini gösteren Xi, ideolojik gevşeklik ve cesaretsiz liderliğin Sovyetler’i çöküşe götürdüğünü belirtiyor.

Çin genelinde partiye yönelebilecek tehlikeleri bertaraf etmek amacıyla pek çok insan hakları avukatı ve muhalif tutuklama furyası sonucu ortadan kayboldu. Şincan’daki konuşması sırasında ekonomik büyümenin etnik ayrılıkçılığın ilacı olmadığını da vurgulamıştı. Buna örnek olarak da Baltık ülkelerinin Sovyetler Birliği’nin en gelişmiş ülkeleri olmasına rağmen ilk ayrılan ülkeler ve nispeten daha gelişmiş Yugoslavya’nın dağılmasını gösterdi.

Okumaya devam et

Popular