Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Tenkil Müzesi izlenimleri: Caddeye çıkıp haykırmak istedim…

Tenkil Müzesi’nin beşinci sergisi Belçika Limburg’da açıldı. Üç yılı aşan Tenkil Süreci’nin en çarpıcı izleri ve hatıralarının bulunduğu sergiden izlenimler…

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Halime Gülsu’nun sarı kazağı ve başörtüsü, Ege’de hayatını yeni kaybeden çocukların eşyaları, Ahmet Turan Özcerit’in oğluna mektubu, Meriç’i protez bacaklarıyla aşan Zeynep’in kırmızı ayakkabıları ve Gökhan Açıkkollu’nun eşofmanının cebinden 3 yıl sonra çıkan not…

Her yıl Ölüler Günü olarak anılan 1 Kasım’da Belçika’nın Limburg şehrinde anlamlı bir sergi açıldı. Merkezi Frankfurt’ta bulunan Tenkil Müzesinin hazırladığı sergi, 15 Temmuz’dan bu yana cezaevlerinde işkence sonucu ölüme sürüklenen, kalp krizi ya da kanser gibi hastalıklara yakalanıp hak ihlalleri nedeniyle hayatını kaybedenler ile Meriç Nehri ve Ege Denizinden geçip özgürlüğe kavuşmak isterken ölenlerin yaşadıklarını anlatıyor.

1 Kasım’da Belçikalılar kapısını bacasını kapatıp mezarlıklara akın ediyor. Vefa ve saygının gereği olarak ölülerinin evlerini çiçeklerle donatıyorlar. Cuma günü öğleden sonra vardığımız şehirde dükkanlar bu yüzden kapalı, in cip top oynuyordu. Bir süre şaşkınlıkla Hasselt Havermart Caddesi üzerinde gezindikten sonra sergi hazırlıklarının devam ettiği Limburg eski adalet sarayının içine girdim ve Ölüler Günüyle özdeşleşen; Tenkil sürecinde yitip giden birçok isimle karşılaştım…

Esma Uludağ, Halime Gülsu, Gökhan Açıkkollu, Ahmet Turan Özcerit, Hatice Akçabay ve çocukları, 9 aylık Nurbanu, Betül ve Naime Civelek, Halil Dinç, Kevser teyze… Sonra da tekrar caddeye çıkıp haykırmak geldi içimden. “Buradaki ölüleri de ziyaret edin. Onlar işkenceden, zulümden kaçarken ölen masum insanlar!’ diye.

Yapmadım tabi ama adalet sarayının karşısındaki yeşil banka oturup tam 3 yıl önce 31 Ekim 2016’da İstanbul’dan uçağa binip Belçika’ya indiğim o güne gittim. Adalet ve hukukun artık mumla arandığı Türkiye’de tepe taklak edilen hayatımı, tepe taklak edilen hayatları düşündüm. Yaşatılan bu acılar uzun yıllar unutulacak gibi değil. Sergilenen eşyalara baktıkça ve sergi açılışında Ceyda’nın cam vitrinde sergilenen ayakkabısına sarılmasına tanık olunca bunu daha iyi anlıyorsunuz.

HİLMİ YAVUZ GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE BAYILDI

Akşam saat 19.00’da açılan sergide ilk olarak küçük bir panel düzenlendi. Mete Öztürk’ün yönettiği panele, 35 günlük bebeğiyle hapse giren Rana Öğretmen (isim müsteardır), Mümtazer Türköne’nin koğuş arkadaşı Zafer Özsoy, “Gülerek Geçtim Meriç’ten” şiirini yazan Halil Dinç’in eşi Nihayet Dinç, protez bacaklarıyla Meriç’i aşıp Avrupa’ya sığınan Zeynep ve annesi katıldılar ve yaşadıklarını bir kez daha anlattılar.

Özellikle Rana Öğretmen, 11 ay boyunca cezaevi ortamında bir bebekle kalmanın zorluklarını anlatırken gözyaşlarını tutamadı. Hayatının en zor günlerinin 9 gün kaldığı gözaltı süreci olduğunu ifade eden Zafer Özsoy, yazar Hilmi Yavuz’un gözlerinin önünde nasıl bayıldığına şahit olduklarını anlattı.

CEYDA AYAKKABILARINI GÖRÜNCE…

Eşini Tenkil Sürecinde Atina’da kaybeden, Tenkil Müzesinin Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Ali Uludağ sergiye eşi ve çocukları; Veli Said, Müşerref Zümra ve Ceyda ile gelmişti. Konferans bittikten sonra sergi alanına dağılan herkes eşyalara doğru yönelmişti ki Ceyda, koştu koştı koştı ve cam vitrinde sergilenen ayakkabılarına sarılıp öylece kalakaldı. Uzunca bir süre ben de öylece onu izledim. Sonra ablası, abisi ve babasıyla birlikte anneleri Esma Uludağ’ın köşesini seyredurdular.

Mehmet Ali Uludağ ve çocukları…

KIZIM SARI KIYAFETLERİNİ ÇOK SEVERDİ

Limburg Sergisini anlamlı kılan birkaç özellik daha bulunuyor. 2017 yılında kurulan müze, iki yıldır Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde gezici sergiler gerçekleştiriyor. Limburg’taki sergide mağdurlara ait birçok eşya ilk kez sergileniyor.

27 Eylül 2019’da Ege’de botun batması sonucu ölen Işık, Kara ve Zenbil ailelerine ait eşyalar Tenkil Müzesinin koleksiyonuna hemen dahil edilmiş. Serginin girişinde ilk onlarla karşılaşıyoruz.

Gonca-Ebubekir Kara, evlatları Mustafa (6) ve Gülsüm’ün (8) o gün giydiği kıyafetlere notlar iliştirilmişler: “Kızım sarı kıyafeti çok severdi ama Ege Denizi yeşile döndürdü. Mustafa kıyafetlerine çok önem verirdi, düzenli bir çocuktu. İnşallah onlar Allah’ın cennetine gittiler. Rabbim bir daha hiçbir kardeşimize bu acıyı yaşatmasın. Zalimlerin son kurbanı bizim çocuklarımız olsun.” Eşyaların yanında ayrıca mavi bir balon, oyuncak telefon, Gülsüm’ün gözlükleri, Mustafa’nın cebinden çıkan kağıt para da yer alıyor.

YAVRUM BİBERONUNU ESKİTEMEDEN ÖLDÜ

Aynı gün Fatma-Nazir Işık çifti de Ege’de iki çocuğunu kaybetti. Mir İbrahim Işık’ın (3) biberonunu ve siyah terliğini müzeye bağışlayan Fatma Işık oğlunu şöyle anlatmış:

“Mir İbrahim suyu çok severdi. Suyla oynamayı çok isterdi ancak elbisesi ıslandığında çok rahatsız olurdu, onun değiştirilmesini isterdi. Bu mavi çorap yolculuğa başlamadan önce hafif ıslandığı için değiştirilmesini istedi, değiştirdik, cebimizde kalmıştı. Kendimize saklamıştık ancak müzede olması daha uygun olur diye düşündük. Mir bu terliği çok severdi. Bir sürü terliği olmasına rağmen sadece bunu giyerdi. Sırf o seviyor diye yanımıza aldık. Biberen Mir Mahirimin ilk biberonuydu. Yavrum tek biberonunu eskitemeden vefat etti. İnşallah Rabbim diğer tarafta bizleri kavuştursun. Geride kalanlara uzun ömürler versin.”

Zenbil ailesinden ise Kevser Sezer ve kızı Meltem Zenbil’in başörtüleri sergileniyor. 58 yaşındaki Kevser Sezer yola çıkmadan önce yanına ‘diploma kayıt örneği’ yazan bir belge de almış. Sergide tanıştığımız damadı Oğuz Zenbil’e ne olduğunu sorduk: “Belge, sertifika ne varsa gelirken getirmek istemiştik. Kayınvalidem de kaymakamlıktan eğitim durumunu gösteren bu belgeyi almış. Naylon poşetin içindeydi, zarar görmemiş.” dedi Oğuz Zenbil, nemli gözyaşlarıyla sergiyi gezerken.

CANIM OĞLUM SİNAN

Tenkil sürecinde cezaevlerinde yazılan mektuplar büyük önem taşıyor. Özellikle hak ihlali nedeniyle vefat edenlerin duygularını ve durumlarını yansıtan bu belgelerin ayrı bir anlamı oluyor. Cezaevinde kanser olduktan sonra hayatını kaybeden Doç. Ahmet Turan Özcerit’in oğlu Sinan’a yazdığı mektup, müzenin koleksiyonuna dahil edilen ilk mektup.

Mektubuna “Oğlumun gün geçtikçe olgunlaştığını görmek çok güzel bir duygu” diyerek başlayan Özcerit, bir babadan oğluna yazılabilecek belki de en güzel mektuplardan birini tarihe bırakmış oldu. Özcerit mektubunda oğluna insanlıktan, adaletten yana olmasını, vicdanıyla hareket etmesini tembihliyor. Bir akademisyen olarak gelecek planlarıyla ilgili vizyon çiziyor. Mektubun yanı sıra Ahmet Turan Özcerit’in cezaevinde kullandığı spor ayakkabısı, çizgili tişörtleri ve bir bilekliği de bulunuyor.

9 AYLIK NURBANU’NUN MAKASLA KESİLEN KIYAFETLERİ

Serginin en hüzünlü bebek kıyafeti 8 aylık Nurbanu Yeni’ye aitti. Ege Denizinde yitip giden Yeni ailesinden Gökhan Yeni ve iki çocuğunun kıyafetleri de eşi tarafından müzeye bağışlanmış. Gökhan Yeni’nin ayakkabıları, Nurbanu’nun beyaz tişörtü ve morgda makasla kesilerek çıkarılan pantolonu, Burhan’ın (2) yine kesilerek çıkarılmış tişörtü Tenkil sürecinin sembol kıyafetleri arasında.

GÖKHAN AÇIKKOLLU’NUN CEBİNDEN 3 YIL SONRA ÇIKAN NOT

Tenkil Müzesi Gökhan Açıkkollu’nun işkence gördüğü sırada kırılan gözlüğünü daha önce sergilemişti. Bu sergide ilk kez kalp krizi geçirdiği anın görüntülerine ve o anda üzerinde bulunan kıyafetlere yer veriyor. Sergide eşyaların yanına yerleştirilen 1 saat 25 dakikalık video sürekli izlenebilecek.

Açıkkollu’nun gözlüğü, saati ve gözlük kabının yanında bir not dikkat çekiyor. Şöyle yazıyor notta: “Seni çok seviyoruz. Bizi merak etme. Kendine dikkat et. Allah’a emanet ol. Ailen. 28.06.2016 Saat: 02.00”

Mümine Açıkkollu, 24 Temmuz 2016’da gözaltına alınan eşinin İstanbul Emniyet Müdürlüğünde olduğunu öğrenince gece yarısı apor topar ona birkaç parça eşya hazırlar, ilaçlarını da alır ve götürür. Kıyafetleri polise teslim etmeden önce de eşofmanın cebine bu notu koyar. Artık çocuklarıyla birlikte bir Avrupa şehrinde yaşayan Mümine Açıkkollu bu not ile tekrar sergi hazırlıkları sırasında karşılaşınca çok duygulanmış.

  

Mersin Tarsus Cezaevinde ilaçları verilmediği için hayatını kaybeden İngilizce Öğretmeni Halime Gülsu (32), cezaevine ilk girdiği günlerde avluda sarı kazağı ve çiçekli başörtüsüyle bir kare çektirmişti. Ölmeden önce çekilen bu fotoğraftaki kıyafetler ile kullandığı ilaçları kapları için de özel bir vitrindeki yerini almıştı.

PROTEZ BACAKLARIYLA SINIRLARI AŞAN ZEYNEP

Meriç’te üç çocuğuyla birlikte hayatını kaybeden Hatice Akçabay’ın çocuklarının kıyafetleri, Yunanistan’da kalp krizi geçirerek vefat eden “Gülerek Geçtim Meriç”ten şiirinin şairi Halil Dinç’in tişörtü ve şapkası, görüş yolunda ölen Hatice-Enes Civelek’in kızları Betül ve Naime’nin mor ve gri hırkaları, protez bacaklarıyla Meriç’i geçip  Yunanistan’a yürüyen Zeynep’in kırmızı ayakkabıları yine ilk kez sergilenen eşyalar arasında bulunuyor. Zeynep o akşam çok mutluydu. Böyle zor bir yolculuğu başarıyla tamamlamış olmanın mutluluğu vardı üzerinde… Ölüler Gününde, ölümü hatırlatan Limburg sergisinde, Zeynep’in mutluluğuna giden engellerle dolu ama güzel de bir başlangıç vardı…

Tenkil Müzesi gezici sergilerine devam edecek. Aralık 2019’da Almanya’nın Kassel şehrinde, Ocak 2019’da Romanya Bükreş’te olacak bu özel eşyalar… (www.tenkilmuseum.com, @TenkilMuzesiTR @tenkilmuzesi)

Ev hapsindeki emekli albay BOLD’a konuştu

BOLD ÖZEL

Cezaevinde bayıldıktan sonra beyin ölümü gerçekleşen KHK’lı öğretmen hayatını kaybetti

Bir KHK’lı öğretmen daha hayatını kaybetti. 30 aydır Siirt Cezaevinde tutuklu olan fizik öğretmeni Cengiz Karakurt geçen hafta karantina hücresinde bayılmıştı.

BOLD ÖZEL – Bir hafta önce cezaevinde bayılıp hastaneye kaldırılan KHK’lı öğretmen Cengiz Karakurt hayatını kaybetti. Aort yetmezliği olduğu için 10 yıl önce açık kalp ameliyatı olan Cengiz Karakurt, 15 Eylül sabahı tek kişilik karantina hücresinde baygın bir şekilde bulundu. Siirt Devlet Hastanesi’ne kaldırılan 41 yaşındaki öğretmen, hastanenin yoğun bakımında korona nedeniyle yer olmadığı için Siirt Özel Hayat Hastanesi’ne götürüldü. Bir haftadır yoğun bakımda yatan ve beyin ölümü gerçekleşen Karakurt, bu akşam üzeri öldü.

Bold Medya’ya konuşan eşi Hatice Karakurt, eşinin bir aydır hasta olduğunu, hastaneye götürüldüğünü ve her seferinde ‘üşütmüşsün’ deyip antibiyotik verilip gönderildiğini söylemişti. Karakurt, eşinin son kez 14 Eylül’de hastaneye götürüldüğünü ve cezaevinde kalmasında mahsur yoktur diye geri gönderildiğini de belirtmişti. Cengiz Karakurt, beyin ölümü gerçekleştikten bir gün sonra ise hemen tahliye edilmişti.

GERGERLİOĞLU: “MAHPUSLARIN HAYATI BÖYLE UCUZ OLMAMALI”

Cengiz Karakurt’un hastane sürecini takip eden HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Siirt Cezaevinde riskli hasta grubunda olan ve günlerdir yoğun bakımda yatan KHKlı mahpus Cengiz Karakurt Covid 19 nedeniyle bugün vefat etti. Yine önemli ihmaller ve ihlaller var! Mahpusların hayatı böyle ucuz olmamalı. Tek kişilik koğuştaydı!” dedi.

KHK İLE İHRAÇ EDİLDİ

Cemaat soruşturmaları kapsamında 16 Nisan 2018’de tutuklanan fizik öğretmeni Cengiz Karakurt, 10 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası İstinaf Mahkemesinde bulunuyordu. En son Batman’da bir ortaokulda görev yapan Karakurt ikinci KHK ile ihraç edilmişti.

Tutuklu KHK’lı öğretmen hücrede beyin kanaması geçirdi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Savcı cezaevindeki o gecenin tutanaklarını neden paylaşmıyor?

Tahliyesine 3 ay vardı. Hücrede ölü bulundu ancak ölüm nedeni hala sır… Komiser Yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu’nun ailesi, sorumluların bulunmasını ve cezalandırılmasını istiyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

24 gün önce Gümüşhane E Tipi Kapalı Cezaevinde hayatını kaybeden Mustafa Kabakçıoğlu’nun ölümünün arkasındaki şüpheler hala giderilmedi. Suç duyurusunda bulunan ailesi, “Savcı o gece tutulan tutanakları kamuoyuyla neden paylaşmıyor” diye soruyor.

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu da Adalet Bakanlığına bir soru önergesi vererek açıklama yapılmasını istedi.

YÜKSEK TANSİYON, ASTIM VE PANİK ATAK HASTASIYDI

Mustafa Kabakçıoğlu, Giresun Emniyet Müdürlüğünde komiser yardımcısıyken Ağustos 2016’da ihraç edildi. Aynı ay Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp Gümüşhane E Tipi Cezaevine gönderildi. Yüksek tansiyon ve astım hastası olan Kabakçıoğlu, bu süreçte aşırı kilo kaybetti. Panik atak hastalığı ortaya çıktı. Kanser ve Alzheimer hastalıkları olan annesinin durumunu defalarca mahkemeye sunarak tahliyesini talep eden Mustafa Kabakçıoğlu’nun dilekçeleri dikkate alınmadı. Dört yıldır cezaevinde olan Kabakçıoğlu’nun tahliye olmasına 3 ay kalmıştı.

Astım ve yüksek tansiyon hastası Kabakçıoğlu 20 Ağustos 2020’de koğuşta fenalaşınca hastaneye kaldırıldı. Çok öksürdüğü için dönüşte korona şüphesi nedeniyle karantina hücresine konuldu. 14 ve 16 yaşında iki çocuğu bulunan, 44 yaşındaki Kabakçıoğlu, karantinanın 9. gününde, 29 Ağustos 2020 sabahı hücresinde ölü bulundu. İddiaya göre sabaha kadar öksüre öksüre can verdi. Cenazesi, Trabzon Adli Tıp’a götürülen Kabakçıoğlu’na yapılan test sonucunda korona olmadığı ortaya çıktı. Samsun’dan Trabzon’a cenazeyi almaya giden ailesi Mustafa Kabakçıoğlu’nu Samsun’da defnetti.

Olayın şokunu üzerinden ancak atabilen aile bir hafta sonra Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı’na giderek suç duyurusunda bulundu. Mustafa Kabakçıoğlu’nun ölüm nedeninin araştırılmasını ve varsa sorumluların cezalandırılmasını istedi. Ancak henüz bir sonuç elde edilmiş değil.

SAVCI “AÇIKLAMA YAPACAĞIM” DEDİ

“Gelin cenazenizi alın” diye cezaevinden arandıklarında şok yaşadıklarını ve apar topar yola düştüklerini söyleyen Mustafa Kabakçıoğlu’nun amca oğlu Kaya Kabakçıoğlu, “Son zamanlarda astım bronşiti biraz artmıştı. 20 Ağustos 2020 tarihinde son telefon görüşmesi yaptığı günün gecesi saat 23.00 gibi acil servise kaldırılmış olduğunu sonradan öğrendik ve sonraki hakkı olan telefon görüşme günü olan 27 Ağustos Perşembe günü biz ailesini aramadı. Acile kaldırıldığı o geceden 9 gün sonra vefat haberini verdiler bize.” dedi.

Gümüşhane Cumhuriyet Savcısı Ahmet Tozluyurt ile 15 Eylül 2020’de görüştüklerini belirten Kaya Kabakçıoğlu, “Kendisi 16 Eylül Çarşamba günü basın toplantısı yoluyla açıklama yapacağım dedi ama hala herhangi resmi bir açıklama yapmadı. Bize 21 Eylül’de hastaneye götürdük dedi. Ama e-Nabız’da hastaneye götürüldüğüne dair herhangi bir belge yok. Savcı, ben ambulans çağırdım, ambulansın içinde oksijen verdik. Bunlar onların iddiaları. Her şey şüpheli.” diye konuştu.

“BİR HAFTA ÖNCE SAĞLIKLIYDI, BİZDEN KİTAP İSTEDİ”

Genç komiserin hastaneye götürülmediğini iddia eden Kabakçıoğlu, “Benim düşünceme göre ambulansın içinde tedavi yaptılar ve sonra tekrar cezaevine koydular. Çok öksürdüğü için de karantinaya aldılar ve 9. gün gece yarısı saat 2.30’da vefat ediyor. 5.45’te kapıyı açtıklarında ölü bulunuyorlar. Oturur vaziyetteymiş. Butona basmamış. Ya da bastı ise duyulmadı mı? Bilmiyoruz tabi, bunların hepsi soru işareti. Bir hafta öncesi telefon konuşmalarında sağlıklı konuşan, okumak için bizlerden kitap isteyen, bu dört yılda açık öğretim lisans programını yüksek puanlarla bitirip diplomasını alan, dört ay sonra bitecek ceza sonrası yapmak istediği hayallerden bahsederken ani vefat etmesi bizlerde büyük şüpheler uyandırmıştır.” ifadelerini kullandı.

“CESEDİNİ PİS BİR BATTANİYEYE SARMIŞLARDI”

Kaya Kabakçıoğlu

Bold Medya’ya konuşan Kaya Kabakçıoğlu, amca oğlunun vefatından sonra Trabzon Adli Tıp’ta yaşadıklarını ise şöyle anlattı:

“Sabahleyin bizi aradılar, Mustafa Kabakçıoğlu vefat etti, gelin cenazesini alın diye. Biz de apar topar Samsun’dan Gümühane’ye yola çıktık. Yarı yolda aradılar. Trabzon Adli Tıp’a götürdük, oraya gelin dediler. Gittik. Biz vardığımızda cenaze arabası yeni gelmişti. Bir tek beni aldılar içeri. Cesedini pis bir battaniyenin içine sarmışlardı. Adli tıpa cenazesi getirmişlerdi, ellerinde herhangi bir belge de yoktu. Oradaki görevli de cenazeyi getiren görevlilere bağırdı. ‘Bütün pis işlerinizi biz mi temizleyeceğiz. Ölümü için herhangi bir yazı yazılmamış, bir şey yapılmamış.’ dedi. Orada korona testi yapıldı. Sonuç negatif çıktı. Ölmeden önce kendisine ne tür bir tedavi uygulandı, ne yapıldı bilmiyoruz. Otopsi yapıldı. Sonucu henüz belli olmadı. Korona çıkmayınca defin için bana yazı verdiler. Cenazemizi alıp Samsun’da defnettik.”

“KAMUOYUNDAN SAKLANAN BİR ŞEY Mİ VAR?”

Bir hafta sonra Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına gidip suç duyurusunda bulunan Kabakçıoğlu ailesi şu sorulara cevap verilmesini istiyor:

1. Mustafa Kabakçıoğlu’nun Gümüşhane cezaevinde, kapatıldığı tek kişilik karantina hücresinde öksüre öksüre ölümünden haberdar mısınız? Eğer haberdarsanız biz ailesine neden 24 gündür açıklama yapılmıyor?

2. Kamuoyundan saklanan bir şey mi var? Ağır hasta olduğuna Tanık olabilecek dahil hiçbir koğuş arkadaşlarının ve cezaevi personelinin bugüne kadar neden ifadesine başvurulmadı?

SAVCI “TEK KİŞİLİK HÜCRE” LAFINDAN RAHATSIZ OLDU

3. Mustafa Kabakçıoğlu rahatsızlığını bildirmesi üzerine ne gibi önlemler alındı? Yüksek tansiyon hastası olduğu bilinmesine rağmen Mustafa Kabakçıoğlı, neden tek kişilik hücreye alındı? Koğuştan sorumlu ceza infaz memurları tarafından nöbetçi cezaevi doktoruna götürüldü mü? Revirdeki doktor gördü ise ne teşhis koydu, ne gibi ilaçlar verdi? Bu süreçteki tıbbi müdahaleleri neden paylaşılmıyor, şüpheleri üzerinize çekiyorsunuz?

4. Olayla ilgili sosyal medyada haber sitelerinde kullanılan “tek kişilik hücre” lafından rahatsız olan Cumhuriyet savcısı Ahmet Tozluyurt, neden hücre olmadığını ispatlayacak kamera görüntü ve diğer belgeleri paylaşmıyorsunuz? Neden şüpheler bırakıyorsunuz?

5. En basit tıp bilgisine vakıf olanların da bildiği üzere tıpta durup dururken ölüm yoktur, peki Mustafa Kabakçıoğlu neden öldü? 20 Ağustos’ta fenalaşıp acile kaldırıldığı ve doktor gözetiminde tutulması gerektiği halde neden cezaevine gönderilmiştir? Hastaneden tekrar cezaevine gönderilen Mustafa Kabakçıoğlu’nun vefatından kim sorumludur? İlk başta Kovid-19 tedavisine başlanılmadı, daha sonra Kovid-19 olmadığı anlaşıldığında neden kendi koğuşunda götürülmedi? Hasta tutukluyu tek başına hücrede bırakmak, yakın gözetim altında tutmamak ölüme terk etmek değil midir?

“İDARİ SORUŞTURMA BAŞLATILDI MI?”

6. Adalet Bakanlığı ve Ceza Tevkifevleri bu skandal olay sonrası Gümüşhane E Tipi Ceza ve İnfaz Kurumu görevlileri hakkında idari soruşturma başlattı mı? Sorumlular hakkında yaptırım uygulanacak mı? Soruşturma başlattıysa kimler sorgulandı? O geceki nöbetçi savcı tutulan tutanakları kamuoyuyla neden paylaşmıyor?

7. Bizler Kabakçıoğlu ailesi ve yakınları defalarca sorup hiç cevap alamadığımız soruları tekrar tekrar soracağız ta ki vicdanları rahatlatacak, karanlıkta kalan soruları aydınlatacak açıklamalar ilgili ve sorumlu yetkililerden gelene kadar.”

CEZAEVİNDE HAYATINI KAYBEDEN MAHPUS SAYISI KAÇ?

Genç komiserin ölümünü kamuoyuna duyuran ve olayın ilk günden beri takipçisi olan HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün cevaplaması için bir soru önergesi verdi. Kabakçıoğlu ailesinin iddialarının doğru olup olmadığının araştırılmasını isteyen Gergerlioğlu önergesinde şu sordu:

“Mustafa Kabakçıoğlu isimli yurttaşın ölüm nedeni nedir? Ölümüyle ilgili açılmış bir soruşturma var mıdır? Neden tek kişilik koğuşa alınmıştır? Neden hastaneye sevk edilmemiştir? Halen cezaevinde kalan ve Mustafa Kabakçıoğlu’nun rahatsızlığına benzer şikayetleri olan mahpus sayısı kaçtır? Bu kişilerin aynı şekilde cezaevinde ölmemesi için ne yapılması gerekmektedir? Son 5 yılda cezaevinde hayatını kaybeden mahpus sayısı kaçtır? Cezaevlerine güveni sarsan bu ve benzeri olayların tekrarlanmaması güvenin tekrar tesisi için hükumetinizin alacağı önlemler nelerdir?”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Dünya Enes Kanter’e uygulanan sansüre inanamadı!

Boston Celtics’in Miami Heat ile oynadığı Doğu Konferansı finalinin 2. maçında Türk spikerlerin uyguladığı sansür dünya basınına konu oldu. Arap ve Polonya basını skandal sansürü bakın nasıl haber yaptı…

MUHAMMET ALİ TOKSOY – BOLD MEDYA

3 senedir Enes Kanter’in maçlarını yayınlanmayan S Sport kanalı, Boston-Miami arasında oynanan Doğu Konferansı Final Serisi’ni yayınlamaya karar verdi. Maçı ESPN kanalı için anlatan ABD’li spiker başarılı Türk yıldıza övgüler yağdırırken S Sport sunucuları Uğur Ozan Sulak ve Kaan Kural, maçta 9 sayı, 6 ribaundla oynayan Enes Kanter’e sansür uygulayarak adını ağızlarına bile alamadı.

S Sport kanalının uygulamış olduğu bu sansür dünya çapında haber olmaya devam ediyor. Polonya’nın en büyük ve en prestijli spor gazetesi Przegląd Sportowy’nin başarılı muhabiri Jakub Wojczyński olayı Polonyalı basketbolseverler için haberleştirdi.

NBA ve Avrupa Basketbolunu yakından takip eden tecrübeli gazeteci, geniş kapsamlı bir yazı kaleme alarak, Enes Kanter’e uygulanan komik sansürü görmek için Türkçe bilmenize gerek yok ifadelerini kullandı. Avrupa Kupası maçları için Türkiye’ye de gelen ve Enes Kanter’in son yıllarda yaşadıklarını haberinde anlatan Jakub Wojczyński, yazısını NBA yıldızının düşüncelerini aktararak bitirdi:

“Türkiye diktatörün eline bırakılmamalı. Eğer Türk hükumetini eleştirirsen kötü birisin. Ben sadece özgürlük, demokrasi ve insan hakları için savaşıyorum. İnsanlar benim hikayemi NBA’de oynadığım için biliyor ama Türkiye’de hikayeleri benimkinden çok daha kötü olan binlerce aile var. Pek çok insan bana basketbola odaklanmamı ve siyaseti bırakmamı söyledi, ancak söylediklerim kesinlikle siyaset değil.”

ARAPÇA NBA TWITTER HESABI ŞAŞIRDI

Twitter üzerinden Arapça yayın yapan ve yaklaşık 100 bin takipçisi olan NBA hesabı Enes Kanter’e uygulanan sansürü şaşkınlıkla karşıladı. Doğu Finalinde Enes Kanter’in ribaund aldığını, sayılar attığını ancak Türk spikerlerin Boston Celtics maçı 4 kişi oynuyormuş gibi davrandığını ifade etti ve görüntüleri takipçileriyle paylaştı. İşte o tweet:

Enes Kanter’in Miami Heat karşısındaki ribaund ve sayılarını, ABD’li spikerler ile Türk spikerlerin karşılaştırmalı anlatımıyla, aşağıdaki YouTube linkinden izleyebilirsiniz.

 

 

Okumaya devam et

Popular